Yasal, Sosyal, Tirajı Bol Porno

Müşterini enayi yerine koymayacaksın. Bunu adult webmaster kursunu alırken bize ilk dersde öğrettiler. Branşda çokca vardı o zamanlar, hala da var. Ön sayfada anonsunu yaptığın ürüne tıkladığı zaman alakasız şeylerle karşılaşmamalı müşteriler. Bu basit kurala uymadığın zaman internet gibi rekabetin çok olduğu bir ortamda bütün sermayeni yersin. Madem kapitalist olmaya soyunuyorsun o zaman sırf müşteriyi skmek değil, biraz da kalite vermek zorundasın.


işte burada, bir tıklama ötede, internette en çok tıklanan resimler, dünya bu resimlere gülüyor!!!!

Benim sözüm bildiğiniz anlamda pornografik materyal içeren sitelere değil. Çünkü bunlar cidden de kendilerini son yıllarda büyük ölçüde düzelttiler. En azından ciddi ve kalıcı olmak isteyenleri böyle yaptı. Bu da kaçınılmazdı, çünkü seks ve pornografi konusunda o kadar çok aktör var ki piyasada. Hızlı internet, performansı güçlü bilgisayarlarla birlikte ziyaretçi beğenmediği bir siteyi anında terkediyor ve alternatifini bulmakda da hiç gecikmiyor. Bütün bunlar tabii dünyadaki standartları düşünerek gözönüne alarak yaptığım tesbitler. Atina’nın doğusunda başka gerçekler başlıyor…

Bu postanın konusu ülkemizde yayın yapan sosyal ve yasal pornografi siteleri. Kim bunlar? Hurriyet.com.tr bunlardan bir tanesi mesela. milliyet.com.tr, sabah.com.tr gibi daha da sayabiliriz… Sosyal ve yasal pornografi sitesi dedim. Kendi felsefemde yaptığım tanımın tersine burada pornografi kelimesini Ayşe Sargın’ın tanımına birebir sadık kalarak kullandım. Ekonomik çıkarlar için insanı aşşağılamaktan çekinmeyen, kendi içinde gruplara ayrılan, lobi çalışmalarıyla rantını garanti altında tutan porno branşı.

Bir medya patronu ile ülkeyi yöneten apaçık güreşiyorlar gözlerin önünde. İkisinin de çamaşırları dökülüyor ortaya. Kimin haklı kimin haksız olduğu benim için önemli değil. Burada dikkat etmemiz gereken bir medya patronunun ne gibi servetleri elinde tuttuğu, yenilerinin peşinden nasıl koşturduğu. Klasik sol söylemlerin dışında kalmayı yeğlerim, servet düşmanı hiç olmadım. İş dünyasında başarılı olan insanları hayranlıkla izleyip dersler çıkarmaya çalışmalı insan. Burada sorumluluk halkta tamamen. Birden fazla gazete ve tv kanalını elinde tutan, ekonomik çıkarlarını bu derece aktif ve ofansif bir şekilde savunan bu insanın verdiği habere, yaptığı programa güven olur mu? Bahsi geçen kişi ne kadar art niyetsiz olursa olsun olaylar karşısında objektif bir tavır takınabilir mi? Bütün bunları bile bile bu medyayı tüketerek ülkenin sorunlarını, mutluluklarını, gururunu, utancını objektif olarak ne kadar değerlendirebilirsin? Mümkün değil…

O yüzden temcit plavı gibi sürekli önünüze getiriyorum, internet toplumların demokratikleşmesinde, uyanmasında, KANDIRILMAYA SON demekte en önemli araç.  Bloglar, forumlar, internet gazetelerine yazılan yorumlar bu demokratikleşmenin gözle görülür örnekleri. Siyasi görüşün, mezhebin, cinsel tercihin veya etnik kimliğin ne olursa olsun kimseye sormadan bir blog açıp veya bir foruma üye olarak görüşlerini ortaya koyma imkanın var. Gördüğümüz kadarıyla da insanlar bu özgürlüğü sonuna kadar kullanmaya kararlı.

Üstüne üstlük artık belli bir konuda bilgi sahibi olan bir insan, bu bilgilerini toplum ile paylaşmak için büyük bir medya patronuna sırtını dayamak zorunda değil. Klavyede yazı yazmasını bilen herkes sazı eline alabilir. Ancak bu yeni bir durum, uzun zamandır yaşadığımız bir tecrübe değil. Esasında blog dediğimiz olayın anası olan, CMS (Content Management System) bundan 6-7 sene önce yalnızca ekonomik olarak güçlü medya şirketlerinin para ödeyip satın alabildiği bir şeydi. Yüzbinlerce YTL gerekirdi bu sistemleri şirketlere kazandırmak için.

Çoğu sol görüşlü insan piyasa ekonomisini hor görür. Oysa ki bu ekonominin global bazda işlemesinin bir sonucu olarak bu pahalı teknikler çoğaldı, çeşitlendi ve fiyatlar düştü. Çünkü interneti kullanan insan sayısında da artış olmuştu. Üstelik bu sistemleri geliştiren insanlar normal kullanıcının aleyhine olan teknik bilgi bariyerini de kaldırdığı zaman olay tamamen patlama yaptı. Google Blogspot buna bir örnek mesela.

Bunların arasında sistemi amatör zevkleri için kullanmayı sürdürenler olduğu kadar, işletmeci ve atılımcı tabiatını internete taşıyanlar da az değil. Türkiye’de bu potansiyel var mesela.

Günlük gazeteler çok boktan Türkiye’de. Haberlerin derinliği yok, araştırmacılık sıfır. Yurtdışı haber ajanslarından parayla satın alınan haberler tercüme edilip yayınlanıyor. Mesela Hürriyet’in çok yaptığı birşey, bazı haberlerin altına not düşüyorlar:

Bu haberi izinsiz kullananlar hakkına yasal işlem yapılacaktır diye afra tafra yapıyorlar. Oysa internette en çok tıklananlar adı altında Rus blog sitelerden (izinsizce) kopyaladıkları materyalleri okuyucuya sunuyorlar. Bunu yaparken de abaza Türk halkının gıdısını okşamayı seviyorlar. Facebook kızları, topuklu ayakkabı yarışması, sarhoş kızlar vesaire… Bu konuyla ilgili kendimin de beğendiğim bir blog postum var, okumadan geçmeyin…

Bu haberleri yorumlayıp değişik bakış açısı getirebilecek kadroları kurmak da umurunda değil medyanın. Eminim Türkiye’deki blog aleminden çıkacak bir grup insan çok daha kaliteli bir internet magazin, haber, kültür yayıncılığı yapabilir. Yüksek kalitede olur bu. Var böyle insanlar. Yeter ki Türk’ün genetiğindeki organize olamama özelliği bir şekilde bertaraf edilsin. Bunun bir örneği Amerikalı Daily Kos. 533,000 Rss okuyucusu var, gerisini siz düşünün. Amerika gibi mankafanın bol olduğu bir ülkede popüler olmuş…

Böyle birşeye ihtiyaç var çünkü. Şaşıyorum, internet girişimcileri en olur olmaz fikirleri hayata dökmek için inanılmaz çabalar harcıyorlar. Oysa herkesin gözünün önünde duran şey bu milletin bağımsız ve kaliteli bir medyaya ihtiyacı olduğu.

Ancak bu fikir uygulamasıyla beraber tutarsa işi çok büyütüp holding haline getirmemek lazım. O zaman ruhunu kaybedersin. Benim dediğim 5-10 tane adamın (kadın-erkek-ibne-lezzo) bir araya gelip böyle birşey çıkarması.

Medya ve politikanın içine çıkar girince güvenilirliğini kaybediyor. Çıkar kavgasının girmemesi de imkansız. Çünkü medya ve politikayı elinde tutmanın verdiği güç inanılmaz.

Zannediyor musun, milletvekili seçilmek veya milletvekili kalabilmek için sünnet, düğün, cenaze gezip bundan arta kalan zamanlarında şirketleriyle belediye ihalelerine giren insanların senin günlük hayatını iyileştirecek işleri yapmak için vakitleri olduğunu… İnanıyorsan aptalsın!!!

Zannediyor musun, bir futbol maçını bile kendi tv kanalı vermiyor diye hangi saat ve kanalda yayınlandığını gazetesindeki tv programında bildirmeyen adamın iç mihrağı, dış mihrağı sana doğru yansıttığını. Okuyorsan gazetesini aptalsın!!! Bakıyorsan tv sine cahilsin!!!

Hayır, bütün bu uzun postayı yazmama sebep olan olayı söyleyince belki inanmayacaksınız. İlk paragrafa dönüyoruz, adamı aptal yerine koyuyorlar… 24 Eylül tarihli Hürriyet’de baş sayfa… Başlık şu, ABD de iğrenç tartışma… Eee neymiş bu?

Lindsey Lohan‘ın (kim bu be?) babası, kızının lezbiyen evlilik yapacağı kadının tuvaletten g.tünü silmeden çıktığını gazetecilere söylemiş. İnanın benim gibi nazik bir insanın ağzından duyamayacağını sandığınız küfürlerle geçtim gazeteyi, haberi yapanı, redaktörü, çaycısını…

Beni dinleyin, üçünüz beşiniz toplanıp şunlara alternatif birşey kurun. Adam gibi birşey sunun şu millete. Elin orospusunun götündeki bok ta eksik kalsın.

Bookmark and Share

2 Yorum Postalanmış

Fenasi K. September 26, 2008 at 6:28 pm

Sevgili Hasan, Hedef Türkçe adlı blogunda dilimize geçen yabancı kelimelerin Türkçe karşılıklarını bizlere hatırlatıyor. Benim için çok faydalı bir kaynak. Teknolojik konularda Türkçe kaynakları edinme imkanım olmadığından pekçok kelimenin Türkçesini bilmiyorum.
Ancak bazılarını bilsem de kullanmıyorum. Genel ağ, tarayıcı, sunucu gibi kavramları biraz alışkanlık biraz da inattan orjinalinde olduğu gibi kullanıyorum.

Content Management System mesela. BDSM ile ilgili postada yayınladığım ilk animasyonda kadının yerine oturtsalar beni yine de İçerik Yönetim Sistemi demem galiba.

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType