Vızz Geldi, Tırıs Geçti! Bir Blog…

Internetlerdeki en can sıkıcı şeylerden biri, seyrek güncellenen bloglar olmalı. Bir bakalım, tam 61 gün olmuş bundan bir önceki yazıyla aradaki zaman uzunluğu. Oysa, How to be a killer blogger adlı el kitabı der ki, ”haftada en az iki, üç yazı girin”. Ben de bu blogun hello world postundan sonra hep öyle yapmaya gayret etmişimdir. Ta ki şu son döneme kadar… Ne oldu peki bu arada?

(Görselin, blogpost ile alakası yok. Boşuna analiz etmeye vaktit harcamayın)

Arada olan pek bir şey yok aslında. Daha öncesinde, hatta belki 1,5 yıl öncesine dayanan, benim bu blogun formatından sıkılma durumum var. Gözümde değeri hiç düşmeyen Seinfeld dizisinde, George Constanza’nın sevgilisinden sıkılması gibi. Hatırlayın! Bizimki ilişkiyi bitirecek. Ancak çiftin ortak tanıdıklarından boşboğazın biri, kadına, George için

o zaten kimseyle bir ilişkiyi yürütemez, yakında senden ayrılmayı isteyebilir, dikkatli ol!

der. George bunu öğrenince, aslında bitirmeyi düşündüğü ilişkiyi inatla uzatmak için olmadık yollara başvurur.

İşte ben de tam 5 Posta’ya ‘’it’s not you, it’s me’’ çekecekken TİB’in koyduğu erişim engeli, içimdeki o rahatsız kişiliğin gereği olan tersine traş etme eğilimini körükleyiverdi. Açıkcası pes etmeyi kendime yakıştıramamak da vardı işin içinde.

Çok net olarak söyleyeyim, şöyle bir arkama yaslanıp, yazdıklarıma baktığımda, beşyüz küsür post içinde ancak iki elin parmakları kadar yazının beni tatmin ettiğini görebiliyorum. Hiç fena değil yine de ha?

Bu 4 yıl önce başlanmış bir denemeydi. Bu projeye, anadilinde iletişebildiği sınırlı sayıda arkadaşından oluşan çemberini biraz kırıp, günlük dilde kullandığı sınırlı sayıda sözcüğe biraz çeşitlilik katmak isteyen biri tarafından  göle çalınan maya olarak bakmanız doğru olurdu en başından beri.

Niyetimi çok mütevazi bir biçimde ortaya koyduğumu düşünenler, bazı iddialı konularda, iddialı yazılmış postların yorumlarında, yazının kendisini fersah fersah aşan tartışmaları hatırlarlar mı bilmem? Bunlar oldu, olmadı değil… Siktirler çekildi, restleşildi, küsüldü, barışıldı. Bak bak bak!!!… Ben postlarda, siz yorumlarda, sanki dünyayı kurtarıyoruz, çok ciddi bir iş yapıyoruz hep beraber… Bloga sürekli gelen, ama hiç çıtı çıkmayan, yorum yazmayan, fakat her şeyi okuyanları es geçemem. Başka bloglar için ben de o kitleye dahilim, iyi bilirim.

Geçenlerde Türkiye’ye geldim, bu blogda yazanlar için hakime ifade verdim. (Kısa bilgi: Ben TİB’i dava edince onlar da beni savcılığa şikayet etti. Hani ”kimse sansürlenen siteler için şikayette bulunmuyor, demek ki haklıyız” diyorlardı ya, hakkını arayanları da böyle bir sürpriz bekliyor işte)

Avukatlara göre, ifademi verirken, bu internet sitesini kâr amacıyla kurmadığımın altını özenle çizmem gerekiyordu. Bunu iyi bir şekilde başardım zannediyorum. Gerçi evet, hakime tüm vicdan rahatlığı ile ”bu siteyi kâr amacıyla kurmadım” dedim, ama aslında işletirken gani gani kâr ettim.

Bir büyük kârım, bir sürü insan tanıdım. Bir bölümü dangalak, bir bölümü süper… Dangalaklardan da en az süper olanlarından öğrendiğim kadar çok şey öğrendim. Bu süper olanlarının bazılarıyla yüzyüze oturdum. Yüzyüze tanışmayıp, yalnızca yazıştığım bazılarını, hayatta karşılıklı konuşmaktan hoşlandığım ilk 10 insan arasına koyarım. Konuşmayı sevmeyen biri olarak….

Düşündüm, başka da kârım yok. Olabilirdi oysa. Ne ateşli mailler aldım bazı bazı, bilseniz. Birincisi, İzmir’e direkt uçuş yok Stockholm’den. İkincisi, daha iyi bir rumuz seçmeliydim. Şaka be şaka! Gerçek şu: Ben o sizin bildiğiniz erkeklerden değilim.

Şimdi tabii bu yazı buraya kadar geldi ve siz de büyük bir ihtimalle bunun bir veda yazısı olabileceğini sezinlediniz. Hem öyle, hem değil. Önce, bu sanki bir veda yazısıymış gibi fazla kafa ütülemeden kısa bir şekilde günah çıkarasım var:

Bu blogda kendimi ifade ederken seçtiğim kelimeler çok şeyleri ve kişileri hedef aldı, ama bu hedeflerin çok azına isabet kaydedebildi. Yazık! Çünkü haklarında ‘’feci şekilde can verdi” haberi gelse, içimdeki o çocuksu zafer çığlığına gem vurarak, mağrur ve ağırbaşlı bir şekilde bu haberlerini bir duble afilli viski ve puro ile kutlayacağım kurum ve kişilerdi bunlar. Kurumlar feci şekilde can verir mi demeyin. Hiç olmadı, başlarındaki kişilerle özdeşleştirirsiniz, o da olur. Ama bir de bunların yanında bilerek veya bilmeyerek kırdığım, benden bu davranışı görmeyi haketmemiş kişiler var. Çok değiller, azlar. Ama varlar. Onlardan bir özürü borç biliyorum. Şimdiki kafam olsa, yapmazdım herhalde.

Son olarak: Türkiye’deki davalarım ve bunların bitiminde AİHM’e taşıyacağım davamın sonucunu alana kadar 5 Posta’yı kızağa çekiyorum. Tamamen kapatmıyorum, kapatamam. Hele de bu blogun adını kullanarak piyasaya sağlık bakanlığı onayıyla cinsel performans hapı sürüldüğünü bildiğim bir ortamda. Kazanın olduğu yerde akbabalar biter, bilinmeyen bir şey değil. Bu hayvanların da en iyi semirdiği ülkelerden biri Türkiye. Blogun tagline’ı biraz ironi, biraz gerçek. Ne diyor? Batının bilimini değil ahlâkını aldım. Ara ara deneyenler memnun kalır. Garanti veriyorum.

Davalar ile ilgili gelişmeleri belki buradan da, ama herhalde yoğunlukla sosyal medyadaki diğer hesaplarımdan paylaşacağım. O konuda da iki sonuç var çıkabilecek. Çok kısaca bahsetmekte yarar var:

- Ya Türkiye’de ceza alan ilk blog yazarı olarak tarihe geçeceğim; Yaman Akdeniz’in hazırladığı
Report of the OSCE Representative on Freedom of the Media on Turkey and Internet Censorship’e bir update olarak gireceğim (ki böyle bir şey olursa aklıma şu nefis post gelecek. Türkiye’de cezalandırılmış ilk blog yazarının yazılarından örnek isterlerse dış basına bunu çevirtip vereceğim)

- Ya da bu ülkenin anayasasında garanti altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğümün bana tanınmasıyla, Türkiye’deki diğer sansür davalarına örnek teşkil edecek bir davaya konu olmuş olacağım.

Düşeş değilse de, en kötü, şeşbeş!

Girişteki mazeretime bağlayayım ve bitireyim:

Bu formattan sıkıldım demiştim. Ne olacak? İlla ki bir şey olur!
Değişmek, dönüşmek ya da gelişmek kaçınılmaz. Eski seni daha önce dışardan merakla, ilgiyle izlemiş olanlar yeni seni beğenmeyebilir. Ama bu riski almak gerek.

Şimdi tatil ama ben buralardayım. Arada bir postdijital‘e bakın, Mail atın, twitter’da ekleyin, hatta aranızdan ‘’dönersen ıslık çal’’ diyenler varsa, yukarda sağ kolonda bülten yazılı yere mailini eklesin.

Söz! Cinsel performans hapı için spam yapmayacağım. Ne düşündü ki bu işi yapan? Fesupanallah! Hem de Sağlık Bakanlığı izniyle?! Vay canına!! E peki şey mi… Alla alla!! Sağlık Bakanlığı…

Bookmark and Share

14 Yorum Postalanmış

Akay P. August 5, 2011 at 8:33 am

Sağlık Bakanlığı demişsin, onların yaptığı işler için uygun sıfatları sayarsam bir de benim yorumum yüzünden başını ağrıtırlar. Türkiye’deki sağlık bakanlığı taklidi çıkan ürünün kendisini de yasaklayacak kadar sorumsuz çalışan, ne işe yaradığını bilmediği ürüne satış onayı verebilen bir kurum.

Neye neden nasıl karar verdiklerini kendileri de bilmiyorlar.

Daha bir ay önce “müfettiş” unvanıyla ofisime gelen adam ve kadını emin ol çaycı yapmam bu şirkete. Dünyadan haberi olmamasına rağmen kendini dünyanın merkezi zanneden adamların işgal ettiği ortamlardan biridir bu bakanlık da. Keza, kapanan bir sitem için geçen hafta yeni binasını ziyaret ettiğim TİB için de aynı şey geçerli.

Bu adamların hüküm sahibi olduğu bir ülkede senin blogu 4 sene yürütmen bile başarıdır. Seyrek de olsa yazmanı bekliyorum “çıtı çıkmayan” okurlardan biri olarak.

seglopsi August 5, 2011 at 5:26 pm

öncelikle şunu belirtmem lazım blogunu uzun zamandır takip ediyorum.. bugune kadar hiç yorum yapmamıştım ama ilk kez yapma gereği duydum.. bloguna konulan yasaktan dolayı bu işten bıkmışsın fakat yani “sende mi brütüs?” e farklı bakacak olursak yani bazı kişilerin, bazı durumlarda inat etmeleri gerek.. yaptığın kötü birşeyin olmadığının farkındayım ve pornografi bana göre kesinlikle değil.. her konuya değiniyorsun yani az çok kültürü yüksek bir insansın.. sonucuma gelecek olursam.. eskisi gibi haftada birkaç postaya devam etsen diyorum.. dns değişikliği ile bile girilebiliyorken ki kodumun dns ayarını değiştirmeyen sayısı (çoğunlukla haksız yasaklar yüzünden) neredeyse %1 olan bir ülkeye hitap ettiğin için.. bence bunu fazla takmana, bu duruma fazla karamsar bakmana gerek kalmadığı görüşündeyim.. kendi görüşümdür.. oguzcan

Kohan Ohtac August 5, 2011 at 6:45 pm

Bu blog ile Türkiye’de bu kadar uğraşıldığına göre hiçte vız gelip tırıs geçmemiş demek ki.Birilerine çok ağır gelmiş bu blog.

Pek öyle anayasayı incelemem.Detayını fazlaca bilmem.Ama anayasa da “düşünce ve ifade özgürlüğü” kavramları geçiyorsa, o zaman devletin önce ‘kendi kendini yargılaması’ lazım.Blogları değil.

hik ada August 6, 2011 at 8:38 am

(Görselin, blogpost ile alakası yok. Boşuna analiz etmeye vaktit harcamayın)
ah be…
büyümüssün be fenasi, ilk zamanlar ki yazıların azalmıstı.ama bu yenileri de aynı zevkle takip ettigim gercegini degistirmedi. gidersen özleyecegim seni dostum. emin ol ki sen yazmayı bırakırsan eger, aradan 3 yıl gecse bile, bir girip bakayım belki bir posta atmıstır fenasi diyecegim.

sutlukahve August 7, 2011 at 8:38 am

Vedalardan hoşlanmam. Gözyaşlarıma hakim olacağım ve sabırla dönüşünü bekleyeceğim.

Cellissia August 7, 2011 at 2:05 pm

dediğin gibi ben de gizli takipçilerindenim ya da dendim diyelim. Arada bir iki yorum yapmış olsam da fazla çıt çıkarmadan okurdum yazdıklarını… Bence diğer yerlere yazdığın yazılardan, takiplerden vs. bu bloga fazla zaman ayıramadığın için yazmadığını düşünüyorum. facebook’da tweeter’da vs.. geçen yerlerdeki zamandan buraya kalmıyor bir şey bence. Ya da bana öyle geliyor. Asıl olan burası bence. 5posta ve yazılanlar, paylaşılanlar ve son derece ders niteliğinde kaliteli ve kültürlü yazılar.
Zaten siteni “tüü, kaka, porno bunların hepsi” diye niteleyenler varsa .iktirsin gitsin. Bir çok şeyi bilmeyen ve anlamayanlar onlar… Sağlık bakanlığı, mahkemeler falan canını sıkmış, anlaşılıyor. Ama bir arkadaş demiş zaten, dns ayarları var, bırak koysunlar yasağı! Ama tabii benimkisi sadece basit bir yaklaşım belki de. Sen bileceksin en nihayetinde.
Seni sıkı takip edenlerden biri olarak isteğim şu!
Özletme kendini…
Cellissia / Kodumu oturtur!

astarte August 9, 2011 at 11:23 am

Oralarda biryerlerde oldugunu bilmek guzel, iyi ki blogu actin kedini paylastin.

Serap August 22, 2011 at 3:21 pm

Daha önce yazdım mı, hatırlayamadım şimdi. Ayıp etmiş sayılır mıyım onu da bilmiyorum. Benim ki de bir çeşit iç dökme yazısı olsun diycem ama sende ki gibi kelime cesaretini göstermem mümkün değil ki. O yüzden bu bir çeşit mola olsun ya da yeni dönem televizyon hazırlığı gibi bir fragmanla geliver yine he olmaz mı? Tuhaf biliyorum ama sana ateşli mail gönderen gruptan olmasam da bir çeşit yakınlık kuruyorum işte. Davasının sonuna kadar kararla giden, gittiğini gördüğüm tek kişisin zaten. Sadece bu yönüyle değil, öğrendiğim nice şeyle de okumaktan keyif alıyorum seni. Sosyal medya gibi afilli cümlenin içinde bulmak bazen kolay olmuyor ve bir kahve molası gibi arkadaşın evi daha güzel be 5 posta. Biraz karışık oldu galiba, hiç bir zaman tanıdığın gruptan olmadım, karşılıklı oturacakların listende de yokum, ama okuyucun olarak ne bilim işte…

Ayda August 30, 2011 at 6:15 am

Senin yazılarına yorum yazmaya kalkınca her sefer nedense elim ayağıma dolanıyor, çoğu zaman yazıp yazıp son anda vazgeçiveriyorum. Bir kez her nasılsa yazmış ve postalamıştım, Papirus ve Bulka ile ilgili yazındı. Şimdi galiba Serap’dan cesaret aldım bu sefer. Yine panik haldeyim ama olsun, yazıcam ve postalıycam. Hep okuyorum seni, bazen eskilere dönüp tekrar tekrar okuyorum, okudukça tanıdık gelen, sıcak gelen, “İşte o var bi şekilde ve yaptığı şeyi adam gibi yapıyor hakkaten” dedirten yazılarını okuyup okuyup hem bişeyler öğreniyorum, hem de kendime, kendimce bi mutluluk payı çıkarıyorum, aynı dili konuşmak gibi sanki, aynı şeyleri görüp hissediyor olmak gibi sanki… Sıkıldığını ne zamadır söylüyosun, haklısın belki de. Çok mu samimi olucak bilmiyorum, ama “Sakın kaybolma, olurmu?” demek geldi içimden ve utanıp sıkılmadan da yazıyorum bu sefer. Format falan değiştir, bişeyler yap, eminim ne olduğunu zaten biliyosundur yapacağın şeyin. Ama yap çünkü gerçekten en iyisini yapıyosun. Eminim benim gibi bir sürü bencil vardır şimdi yazıcaklarımı yaşayan: Sabahın erken saatleri, kahvem ve yazıların, bişeylerin farkına varıp da başlamak güne…

Cezbeden Yazar September 6, 2011 at 12:41 pm

Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün olduğunu, mahalle baskısının olmadığını söylüyor siyasetçiler. Vatandaş da cahil ve bilinçsiz, sorsan “evet, düşünce özgürlüğü var, kim senin düşünce özgürlüğüne engel oluyor ki, düşünmek serbest,” der, ama gerçek şu ki, düşünce ve ifade özgürlüğü sıralamasında en gerilerdeyiz.

efe September 10, 2011 at 9:26 am

Bana öyle geliyor ki yarattığın değerin ve topluma yaptığın katkının boyutunun farkında değilsin. Söylemeye gerek yok, hem kaliteli adamsın hem de cinsiyetin tabu olduğu ve çoğunluğun cinsiyeti sadece porno olarak algıladığı bir toplumda cinsiyete nasıl yaklaşılması gerektiğini açık yüreklilikle ve dürüstlükle ve de bir öğretmen misyonu ile işliyorsun. Bu çok çok önemli bir işlev. Yani kesinlikle devam etmelisin diyorum. Eğer yoruldu isen yazık, türkçe okuyup yazanlar çok şey kaybedecek!
Sevgi ve saygı ile…

Cellissia October 16, 2011 at 9:24 am

Hakkaten gittin demek!

kutsalfahise November 16, 2011 at 12:49 pm

Sevgili Fenasi :)
Yazılarını özlesem de, twitter vs. derken azıcık hasretimi gideriyorum. Sasha Grey’i pek bir takdir ettiğin hepimizce malum olduğundan bu eğlenceli haberi paylaşmak istedim. ( http://bit.ly/uNykcqb )
Bu vesileyle bir de selam vermiş olayım…

gerard November 29, 2011 at 11:26 pm

fenasi hakkında kırmızı bülten de çıkar mı :P

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType