Türk Korsan Parti Kurulurken – Bu Esnada Metruk Barakada

Türkiye’de kurulması düşünülen bir korsan partiye ilgi var gibi. Eğer Türk’ün organize olamama ve hizip yaratma hastalığı bu harekete ket vurmazsa birşeyler olacak. Halihazırda 33 ülkede var Korsan Parti. En son İsviçre’de 150 kişiyle kuruldu. İsviçre Korsan Parti kurucuları hareketi ”ne sağ ne de sol, yalnızca ileri” olarak açıkladılar. Ehhh Bismillahirrahmanirrahim…

Tüm bunlar olurken düşman da uyumuyor tabii. Düşman kim? Esasında bir alay embesilden oluşan politikacılar. Niye embesil olduklarını birazdan açıklayacağım zaten. Ama önce kısa önbilgi.

Sarkozy ve şurekası blogda daha önce de bahsettiğim HADOPI adı verilen kanunu yürülüğe koymak için cidden takdire şayan bir çaba içersinde. HADOPI’nin kısaca amacı, telif haklarının internet üzerinden doğru işleyebilmesi için internetin buna uygun hale getirilmesini sağlayacak bir dizi yaptırımları yürürlüğe koymak. Detayları Wikipedia’dan okuyabilirsiniz. Ancak en çok yaygara çıkmasına sebep olan maddesi, internet abonmanlığı olan vatandaşların herhangi bir telif hakkı ihlalinde internet bağlantılarının kesilmesi. Bir Kara Liste ye alıyorlar sizi, para cezası da var. Bu kanun gitti, anayasa hukukçularından geri döndü. Sarkozy bir daha allayıp pulladı ve geçtiğimiz hafta da senatodan geçirmeyi başardı. Kanun son şekli ile telif hakkı ihlalinde;

- İnternet bağlantısının kesilmesi
- İhlalin şiddetine göre 2 yıl hapis cezası
- 300.000 avroya kadar para cezasını öngörüyor.

Aranızdan akl-ı evveller çıkacaktır sanatçının hakkını koruyacak, 2 senedir gırtlak patlatmama rağmen. Bir bakın bakalım bu kanunu koyan insanların realiteden ne kadar haberleri olduğuna da, sonra karar verin bu adamların kapınızın önünden çöpü kaldırmasına bile müsaade eder misiniz? Bugün tarih neymiş? 16 Haziran 2009… ”5 posta yazdı, kıçımızla güldük” diyenler olur belki…

Senatör Yves Détraigne internette anonim olma hakkını korumak istiyor. Nasıl yapacak, bunu bir seminerde açıkladı. İnternette kullandığımız kimlikler gerçek hayatta kullandığımız kimliklerden ayrı tutulacak. Yani Pucca gerçek adı olan Rahime Diksok‘u tehlikeye atmadan Pucca’yı kullanma hakkına sahip olmaya devam edecek. Ancak bunu yapabilmesi için bir devlet kuruluşunda gidip nick’ini kayıt ettirmesi gerekiyor önce. Artık orada bir de internet nüfus cüzdanı verirler mi, vermezler mi onu ben bilemiyorum. Ama Yves ”kullanıcıların nick kullanma hakları tabii var. Ama bunun da bir düzene, kurala, şekle ve şemale bağlanması lazım” diyor.

Fransa’nın yazarlar ve kompozitörlerin telif haklarını oldukça agresif bir biçimde koruyan La Société des Auteurs et Compositeurs Dramatiques (SACD) in başkanı Pascal Rogard’ın yumurtası ise şu: ”özel hayatınız ile ilgili problem istemiyorsanız internete girmeyin”. Hem de nerde yumurtladı bunu? Dijital Ekonomi‘den (!!!!????) sorumlu devlet bakanı Nathalie Kosciusko-Morizet‘in düzenlediği bir seminerde.

Aynı seminer sürecinde, bir kahvaltı masasında Morizet’de üzerine tüy dikti.

İnanamıyorum, o kadar saçma ki.!!!. Bir kesim medyaya kalsa Twitter ve Facebook İranlı demokrasi savaşcılarıyla dolu. Oysa oralarda pedofillerden ve nazistlerden başka birşey yok.

Ben bir insanın yabancı dili iyi bilip bilmeme kıstasının spesifik bir cümleyi anlam kaybına uğratmadan o dile tercüme edebilmesiyle ölçerim. Mesela benim kullandığım kıstas ”O Göte Bülbül Öte” dir. Fakat tüm bunların ışığında, bundan sonra aranızdan Fransızca bilen biri bana ”beyin amcıklamasını” anlam kaybına uğratmadan tercüme edebilirse, bir daha Fransız politikacılarla beraber anacağım o cümleyi.

Fransızca bilenleriniz olabilir diye bu videoyu koyuyorum. Fransız parlamento üyeleri engellemek için kanun koydukları Peer to Peer’in ne olduğunu soran gazeteciyi yanıtlamaya çalışıyor. Bilen birisinin yardımıyla videoyu izlediğimde anlıyorum ki, üyelerin yalnızca yeşillerden olanı doğru düzgün bir açıklama yapabiliyor. 2.sırada gelen ihtiyar, gazeteci ‘’streaming” dediğinde ”ben fransızca konuşuyorum, özür dilerim” diye çekip gidiyor.

Bookmark and Share

57 Yorum Postalanmış

Barış Atasoy 16 July 2009 at 20:05

Tam beklediğim gibi, bu yazıya yorum yapılmamış çünkü içinde am göt geçmiyor. Demekki yurdum “insanı”, mesela senin bloga yorum yazdığından dolayı devlet memuru olamamaktan (yüz kızartıcı suç!) ya da nickle blog açıp hapse girme ihtimalinden şikayetçi değil.

Burada insanları gaza getirmek için Star Haber’de “işte rezalet” diye üfürükten haberler ya da Zürriyet’de “Aman ha Türkiye İran oluyor” tarzı kıytırık manşetler şart. Çünkü yurdum insanına düşünmesi için marş takmak ya da ittirip vurdurmak lazım.

Ben olsam, konuyu “Fransa’da Japon kızlarına bakıp asılan hapse girecek”, “Türkiye’de mala vurmak ruhsata tabi olacak” diye anlatırdım.

Tal İsman 16 July 2009 at 20:14

Bir “smartass” sensin yani, Barış Atasoy.
İnsanların kendilerini diğer insanlardan bu kadar “ala” görmeleri beni deli ediyor.

Selamon 16 July 2009 at 20:47

Sen demesen ben diyecektim Tal İsman, lafı ağzımdan almışsın. Hayır şu blogu düzenli takip eden biri, burada yorum yapan, tartışan insanların nasıl insanlar olduğunu da bilir ya, arkadaş nedense burayı sadece am göt konuştuğumuz bir yer saymış. Bir de kendisini üstün tutmuş. Hadi bakalım, işi gücü bırakıp hep beraber Barış’ı alkışlayalım o halde, Barış bunu hak ediyo.

Barış Atasoy 16 July 2009 at 21:03

Burada ne konuşulduğunu biliyorum “ağalar”, merak etmeyin. Yalnız hala bana giydirmek dışında konuyla ilgili bir yorum yok, onu da ekleyeyim..

Larry 16 July 2009 at 21:35

Öncelikle ; BarışAtasoy isimli komik-sabırsız yorumcuya: Önemsemiyeyim dedim ama içimde patlatmak işime gelmedi. Fenasi postayı 16’sında yollamış, saatini bilmem ama sen bunları yazabilmek için günlerce-haftalarca beklemiş sonra Fenasi postayı yollayınca birkaç dakikasaat herneyse beklemiş ve sonradan üzüleceğini düşünmeden kelimeleri sıralayıvermişsin. Herkes her istediğini yazmakta özgür ama olmamış be Barış Atasoy kişisi. Her cümle sonunda ve paragraf sonunda güldürdün-kızdırdın…Amaaaannn niye kibar olmaya çalışıyorumki?? .Saçmalamışsın ve de sıçmışsın be Barış Atasoy.

Barış Atasoy 16 July 2009 at 22:05

Fenasi postayı 16’sında yollamış, saatini bilmem ama sen bunları yazabilmek için günlerce-haftalarca beklemiş sonra Fenasi postayı yollayınca birkaç dakikasaat herneyse beklemiş ve sonradan üzüleceğini düşünmeden kelimeleri sıralayıvermişsin.

Velevki haftalardır bu yazıya yorum yapmayı bekliyorum:aynısı senin içinde geçerli Flynt; elbette yazıyı pas geçip direk yorumlara bakmadıysan…

Larry 16 July 2009 at 22:21

“Telif hakları 5 yıl ile sınırlandırılsın” diye sen veya Pirate Bay’dan biri demişti ve en mantıklı çözüm bu gelmişti bana. Ne Sarkozy ve şurekasının HADOPI si , ne de senin savunduğun sonsuz özgürlük doğru değil. Bugün iki uçtakiler diklenebildikleri kadar diklensinler , aklın yolu bir. Bir veya yarım nesil şu RahimeDiksok olayını yaşar ama dedim ya aklın yolu bir, uzun sürmez.

boomerang 16 July 2009 at 22:24

konuyla ilgili:
.
devletler, her zaman tüm iletişimi istedikleri anda, en azından kendi ülke sınırları/yetkileri/gayri-meşru olanakları sayesinde dinlerler/dinleyecekler/kontrol edecekler… sizin bu konuda ki takip edilme durumunuz kriminal/siyasal bir tehdit olup olmadığınıza ve zaman zaman yapılan random takiplere takıldığınızda, ilgili zevatın meşrebine, tarzına göre kriminal farzedilip farzedilmemesine bağlı….
.
burada tartışılan, bu takibin açıkca, yapılıp yapılmaması, yasal mevzuatı dibine kadar sokup sokmama durumu.
.
endüstri, telif hakları vesaire bunu ister ve dayatırken.. istihbarat vs pek taraftar değildir sanırım… çünkü kesin takip ve kontrol edildiğini bilen siyasal ve muhalif gruplar… rock dinleyip iki porno siteye dalıp, ardından ingilizce iki kelam edince kendini bir sikim zanneden leylalar gibi gevşek değillerdir… önlem ve çözümler konusunda üretken/yaratıcı olabilirler… devletin bu zevatı, varsayılmış bir özgürlük ortamının reklamını tehlikeye atmak istemez…zannımca durum budur…
o yasa bu yasa vs yasalaşmasa bile işler böyle yürür… isteyen kafasını kuma gömsün….
.
barış atasoy ile ilgili
.
aslında arkadaşlar o üst perdeden dili hakkıyla teşhis ve tedavi etmişler….barış atasoy:
.
“Burada ne konuşulduğunu biliyorum “ağalar”, merak etmeyin. Yalnız hala bana giydirmek dışında konuyla ilgili bir yorum yok, onu da ekleyeyim..” …. diyerek hem iddiasını sürdürüyormuş edasıyla salvolara fren yaptırmak istemişse de ahali durumu yememiş…
.
lakin…. barış atasoyu pozitif pc e-dergileri çıkarırken keşfetmiştim… sonra devam edemedi o e-dergi mevzusu …hatta fazlamesai de lakırdısını etmiştik bu konunun… .
.
ahaliye tavsiyem şudur..yukarıda teşhis edilip, tedaviye alınmış bünyenin, tedaviyi hazmetmesine şans vermek gerekir.. çünkü barış atasoy fena bir adam değildir.. (çok uzun zamandır ve hala blogunu okumasam bile… .öyle olduğunu varsaymak istiyorum …)
.
ayrıca amı da götü de severiz otobiyografimizde siyasal mevzular olduğu kadar hedonist nağmelerde sazı eline alır…. lakin kulunuz sübyancıları pek sevmez.. meşe odunuyla kötekler… o da ahalinin bildiği mevzudur..

onbirdakika 16 July 2009 at 22:35

telif hakları enteresan bir konu. Türkiye’de bir kitle var ki bunun gönüllü fedaisi olmuş, kampanyalar düzenlemiş, internet kullanıcılarını (ayırd etmiyorum, çünkü şu ana kadar herhangi bir program/müzik/resim vs.. indirmemiş bir insan olduğuna inanmıyorum, kendileri de dahil) tefe koymuş, yerin dibine sokmaya çalışmış, hatta tv’de şerefsiz, hırsız, anarşik yapmıştır. Gelinen teknolojinin önüne geçmeyi her zaman saflık saydım, saymaya devam edicem. Önüne geçemiyorsan ondan faydalanmayı, yeni ticaret kapıları açmayı dene kafası yok bizimkilerde. Çemkirmek daha kolay geliyor. yazık. Fransa’nın durumu ise daha yazık tabi, ama şimdiden vatandaşlarına zavallı gözüyle bakmaya korkuyorum, zira her an bu topraklarda yaşanabilecek bir durum. Hani ağzımı hayra açayım diyeceğim ama ondan bile korkuyorum. Sustum ben.

Barış Atasoy 16 July 2009 at 23:55

Amı götü hepimiz severiz,orada yanlış birşey yok:) Sadece seksle ciddi mevzuları ayırmak gerekir, onu söylemeye çalışıyorum. İkinci mesele şu: yan çizmiş,fren yapmış değilim, kimse de ağzımın payını filan vermiş değil. Sadece gerçekten böyle ciddi bir konuda, flame war olayına girilsin istemiyorum.

Konuyu ta devletten alıp tartışmak lazım. Aslında hep devlet şöyle yapsa ne iyi olur, biz böyle devlet istiyoruz, efenim devlet vatandaşını öpüp koklamalı gibi şeyler temenni ediyoruz ama devletin “organları” vatandaşa sevgiyle değil, hep kötü emeller besleyerek yaklaşır. “Hesapta” hukukun fonksiyonu güçsüz vatandaşı güçlü devletten korumaktır ama pratikte bu böyle olmaz. Türkiye gibi, ABD gibi ülkelerde bu durum daha vahimdir ama gördük ki İsveç’te bile devlet zora gelince haşırt diye anayasayı çiğneyiverdi.

Bu sistem, kendisine karşı olanı iktidar yapmaz. İster kapitalist olsun, ister komünist olsun, devletle parayı kazanan (artı değeri üreten) kesim kucak kucağadır. Sovyetler Birliğinde de politbüro “sovyeti” ele geçirmiş, kendi tarzında kapitalistler yaratmıştı. Sovyetin başına politbüro üyesi, kızılordu askeri yanında adamı koyarsanız sonuçta o da kapitalistin fonksiyonunu üstlenmiş olur.

Bu sistemin değişmesi bir uzlaşmayla olmaz. Çünkü telif hakları dediğimiz şey sorgulanırsa, bunu sadece Ali’nin şarkısı Veli’nin kitabıyla kısıtlayamazsınız. Konu kaçınılmaz olarak patentlere gelir.

Bugün küçük ülkeleri ayakta tutan dev şirketler var. Philips’i ve Shell’i küçültürseniz Hollanda diye bir ülke kalmaz. Patent hakları gevşerse, o zaman büyük şirketlerin bir avantajı kalmaz. Artık kıta Avrupasında doğru dürüst fabrika yok ve Çinliler sadece taklit etmekle kalmıyor. Adamlar artık verimli fabrika kurmayı da, “makina üreten makina” üretmeyi de biliyorlar. İşçilik ve bazı doğal kaynaklar ucuz. Bugün elektronikteki IP’lerin kullanım alanları kısıtlanırsa, 3-5 sene sonra batı dünyası menşeli tek bir şirket ayakta kalamaz.

Yani, aslında “yahu bu şarkının telifi 5 yıl sonra kalksın” derken, aslında adamlar için çok tehlikeli bir yolun kapısını açmaktan bahsediyoruz.

İlaç şirketleri örneğin. Zamanında bunlarla ilgili 2 yazı yazdım:

http://www.pozitifpc.com/editorblog/guncel/tarihteki-ilac-fiyaskolari
http://www.pozitifpc.com/editorblog/guncel/eczaneden-eroin-almak

Fakat asıl yazıyı bulamadım. Konu şu: çok fakir bir ülkede bir salgın ortaya çıksa, bu ülkenin insanları pahalı ilacı alamasa ama üretme şansına sahip olsa ne olur hiç düşündünüz mü? Üşenmeyip araştırmış ve cevabını bulmuştum. Önce ülke Birleşmiş Milletlere başvuru yapıyor ve yanlış hatırlamıyorsam 2 sene gibi anormal uzun bir sürede karar çıkıyor. Yani acil üretme şansınız yok. İlaç 6 ay önce piyasaya çıkmışsa hiçbir şekilde şansınız yok.

Yani insan hayatını bile hiçe sayan bir sisteme başkaldırıyoruz. Adamlar da bu konunun şarkıyla türküyle kısıtlı kalmayacağının farkında. Eğer esnerlerse daha fazla insanın yüklenip daha da fazlasını isteyeceklerini biliyorlar.

Internetten deli gibi korkuyorlar çünkü devletlerle kucak kucağa çalışan medyanın kan kaybettiğini biliyorlar. Günümüzde medya gücünü kaybeden şirketler ve devletler insanlarla oynayamazlar. Bu yüzden de aslında ilk aşamada yapacakları şey, haklı gibi görünen nedenlerle Internet’i “kapsama alanlarına” çekmek; ondan sonra da Internet kendi “yasa ve tüzüklerine” sahip olacak; bir basın mensubunun haklarına (sarı basın kartı) gibi sahip olamayacağız ama, onun gibi yargılanabileceğiz.

Bu adil görünebilir ama arkamızda medya kartelleri yok. Bugün Doğan’da yazan bir gazeteci herkese ağzına geleni söyler, en kötü ihtimalle tazminata mahkum olur. Onu da patronu öder. Zaten yaptıkları tiraj ya da rating, tazminatın parasını çıkarır. Söyledikleri yüzünden hapse giren kaç gazeteci gördünüz? “Böyük” medyada çalışan adam zaten ciddi mevzularla ilgilenemez, en fazla fırın denetler, gidip tavuk çiftliği gezip çok temiz güvenle yiyoruz der. Uğur Mumcu gibi “alengirli” konulara girersen de ölüverirsin; faili meçhul olursun.

Ve bu korsan parti meselesi Internet üzerinde belki organize olur ama, sokağa çıkmadan insanları inandıramazsın ve devleti korkutamazsın. Bu işin en üst düzeyde nasıl yürüdüğünü V for Vendetta’da gördük zaten.

draftbeer 17 July 2009 at 00:56

Fransizlarin bu sacma tutucu – oncu tavirlari tamamen kendilerini ustun ulus gorme seysinden sebebiyet buldugunu konustugum nice fransiz picinden duyumladim. Renaissance la baslayan bu sikici tavirlari, halen devam etmekte ve buyuk ihtimalle en fanatik fasist/irkci picler fransa topraklarinda peydah olmakta kanimca. Pic sifatlarimdan baska bir sey anlasilmasin sadece bu tavirlarini itici buluyorum baska bisey soz konusu degil.

Fenasi 17 July 2009 at 02:55

Güneş batıp, ortalık serinleşmeden yorum yazılmasın madem… Baştaki diyaloglar gereksiz olmuş. Barış’ın kredisi var bende, ama bu blogu olduğu şekle gelmesinde de okur yorumlarının payı büyük. Her yerde hep söylerim, başkalarından da duyuyorum, iyi bir katılım var. Ben okurun performansından çok memnunum.

Çok keyifli ve yorucu bir gün geçirdim. Kafam biraz iyi… Derin konulara bilahare gireceğim…

PuCCa 17 July 2009 at 03:07

bugün 16 temmuz..
bu anonimleşme olayı aslında mantıklı.
ama birşey söylemek istiyorum yyukardaki arkadaşın dediklerini yazmak için gelmiştim zaten.. internet öyle zannedildiğpi gibi yada sadece petek dinçöz albümlerini indirip sevindirik olmaya benzemiyor. koskoca hükümetler de bundan tırsmıyorlar elbette. sürekli gazeteler kapanıyor.. daha yeni The Eagle Times, The Message,The Connecticut Valley Spectator kapandı..
bunlar tek tek elden gidince internet gazeteciliği daha yaygınlaşacak.. bu hiç iyi bir olay değil ne kadar şimdi özgür basın gibi dursa da. bu işin belli kuralları, sistemi kurum kuruluşları olması gerek. bilgi kirliliği çok fazla olacak. olayın bu kadar başında olmamıza rağmen o kirlilikten nasibimizi alıyoruz. ben bi şekilde sisteme bağlanmasından yanayım bazı şeylerin kurallı olmasından.
bu arad ismimi çok beğendim rahime diksok tam benlikmiş :P

Fenasi 17 July 2009 at 03:27

@ Rahime,

Gazete branşı büyük krizde, dediğin gibi birbiri ardına kapanan gazeteler var. İşini iyi yapanların yine tutunacağını düşünüyorum ben.

İnternet gazeteciliğini Türkiye’de yapıldığı şekliyle düşünüyorsun sen. Oysa Dailykos örneği geliyor benim aklıma ilk olarak. http://dailykos.com/

Format da değişiyor, illa amatörler tarafından hazır alınan layoutlarla hazırlanan internet gazetelerini düşünme. kendi ilgi alanlarımda bulabileceğim dünyadaki tüm yayınları RSS ile iPhone’dan takip edebiliyorum. Yazı, video, resim… Ayrıca ineraktif…

O bahsettiğin sistemi, kuralları içeriği üreten ve üretilen içeriği tüketen kullanıcı beraber belirlemeli. Ne devlet yukardan onu dikte ettirebilir ne de içeriği üreten kurum müşterisinin ihtiyacını gözardı ederek işlevini sürdürebilir.

vash_the_stampede 17 July 2009 at 19:12

Öncelikle korsan olarak addedilne şey benim gözüm de bilgiye ulaşım da sınıf farklarının ortadan kalkmasıdır, o yüzden de sonuna kadar desteklerim. Zira eskiden sadece burjuvazinin ulaşabildiği kitap, müzik vb…. gibi şeylere şimdi herkes ulaşabiliyor. Burada hepimiz eşitiz tek farkımız bağlantı hızlarımız. Bu budur. :)

tuna 18 July 2009 at 22:42

Bence bu telif hakları, sanatçıların emekleri vs devletlerin o kadar umurunda değil. onlar bunu kullanarak interneti kontrol altına almak istiyorlar. çünkü özgür internet hükümetlerin en büyük düşmanı fikrimce.

20 sene önce bir devlet büyüğü(!)’nü bir fahişe ile beraber görseydiniz bunu kaç kişiye anlatabilirdiniz. şimdi http://www.devletbuyuguzamparalikta.com buna yeter. maliyeti 3-30 lira, belki reklam bile alırsınız.

ama şu an ki nesil bence ara nesil. yani internete ve onun gücüne tam olarak hakim değil. ama olma yolunda çok hızlı ilerliyor. hal böyle olunca 1000 yıllık “ben bu millete odunu seçtiririm” düşüncesi buna bir şekilde set koymalı. süper güçlerin çok uzun yılları kapsayan planları halkın kendi kendisini yönetmesi gibi saçma(!) bir şekilde zedelenemez di mi?

biraz komplo teorisi gibi oldu ama ben buna inanıyorum. işin özü internet onlara göre çok acil şekilde denetime alınmalı ve bu halkın kendi isteği ile olmalı.

-çocuk istismarı
-telif hakları
-terörist siteler vs vs vs

bunun zemini oluşturuyor zaten..

deep not: barış beykardeşim yanlış şekilde ilgi çekmeye çalışıyor fikrimce.

Barış Atasoy 18 July 2009 at 22:52

@ vash_the_stampede:

Zira eskiden sadece burjuvazinin ulaşabildiği kitap, müzik vb…. gibi şeylere şimdi herkes ulaşabiliyor.

Konunun bu kadar basit olduğunu sanmıyorum. Tam da aksine, dünya entelektüelleri bir kast sistemi kuruyor. Bugün Harvard da, Oxford da sadece 1000 tane basılan, birkaç bin dolara satılan kitaplar var. Bir doktora öğrencisi iseniz, o “kutsal kaynaklara” bir şekilde ulaşamadan alanınızda fazla ileri gidemiyorsunuz, bu bir. Piratebayden torrentını bulma şansınız da yok.

İkincisi, medya giderek daha kapalı hale geliyor ve Internetten “sivrilen” -ki enetelektüel birikimle değil, “sosyal saldırganlıkla”- kişileri bünyeye katıyor. Bugün hiçbir Internet sitesi herhangi bir konuda bir otorite, kaynak olarak resmi kabul görmüş değil. Wikipedia’dan alıntı yaparsanız üniversitedeki ödev ya da tezden çakarsınız. Haklılar da çünkü herkes parmak atıyor. Peki, Brittanicanın doğru olduğunun garantisi var mı ? yok. Bu işin ölçüsü peer review; kaynak kitaplar ne kadar peer review’dan geçer? Şüpheli. Yarın öbürgün, peer review mantığıyla çalışan Veropedia kaynak kabul edilir mi? Buraya yazıyorum, edilmez.

Fikir özgürlüğünün tek ölçüsü, kaçak kuçak da olsa bir esere ulaşma özgürlüğü değildir. GNU GPL lisansını okuyun ne demek istediğimi anlarsınız. Eh, GPL’e herkes yanaşmaz ama ortada daha acil ve vahim durumlar da var. Eğer bir eser üretme özgürlüğünüz kısıtlıysa bu özgürlükler yine tam değildir. Türkiye’de hesapta herkes gazete ve dergi çıkarabilir ama inanılmaz bir dağıtım tekeli var. Hani Rekabet Kurulu? Dağıtım anlaşmaları, benim etiket fiyatımın neredeyse %70′ini istiyor. Ki bu etiket fiyatı içinde vergi var, personel gideri var, elektrik, gaz, toz, var oğlu var. Internette yazıp çizsen kimse ciddiye almıyor. 5Posta doğan grubunun dergisi olsa, her akşam TV’de “tabudeviren 5postanın yeni iddiası” filan gibi beynine kaka kaka sokarlardı.

Biryerden tüketme özgürlüğünden bahsederken, öbür tarafta üretme özgürlüğünü de kaçırmayalım.

Barış Atasoy 19 July 2009 at 02:27

@tuna: deep not dediğin şeyin Türkçesi dipnot. Yok İngilizce yazacağım dersen deep note yazacaksın.

Dikkat çekmeye ihtiyacım ya da bu konuda özel bir ilgim yok. Kişisel olarak tabi. Yoksa konu çok önemli bir konu, ona tabiki dikkat çekmek isterim. Doğrusunu istersen ben bu konularda senelerdir yazıp çiziyorum, burada görüp de “dur iki satır yazayım belki çok popüler olurum” demişliğim yok. Zaten bu tip yazıları okuyan 50 kişi yok, onların da arasında manken yoktur ki Reinada basılayım, politikacı yokki ihale alayım. Bütün yurdum Interneti seni konuşsa ne olur, sokakta gören tanımaz.

Madem beni eleştirmişsin, ben de seni eleştireyim. Ama senin yerine düşünerek değil de, yazdıklarına binaen…

Bence bu telif hakları, sanatçıların emekleri vs devletlerin o kadar umurunda değil. onlar bunu kullanarak interneti kontrol altına almak istiyorlar. çünkü özgür internet hükümetlerin en büyük düşmanı fikrimce.

Demişin. Elbette devlet sanatçıların sürünmesiyle ya da fezaya gidecek kadar zengin olmasıyla ilgili filan değil; ama onların üzerinden para kazanan şirketler büyük baskı grupları. Doğal olarak da devlet onları koruyor. Yoksa kitabımı çaldılar diye mahkemeye gitsen senelerce sürünürsün.

Devlet ve hükümet farklı şeyler. Internet hükümetlerin düşmanı demek çok iddialı olur. Hükümetler darbeyle gelmedikçe aklına eseni yapamazlar. Aksi halde “şeriat istiyorlar” denilen AKP, 8 sene beklemez ertesi gün şeriat getirirdi.

Elbette belli çıkar grupları, devletlerin tümü, birçok şirket Internetten rahatsız. Ama Internetin de sopası yok. Şeriatçının da sitesi var ateistin de. CHP’nin de var, AKP’nin de. Neo naziler de site açıyor, İsrail faşistleri de. Etkili olmadığın sürece kimse sana ilişmiyor, çünkü adsız birini kahraman haline getirmek istemiyorlar.

Ancak şunu da kabul edelim ki, online devrim yapılmıyor. Sokağa çıkmadan bu işler bir sonuca varmaz. Şimdi “e-muhtıra” diye dalga geçiyoruz ama 80′de Hasan Mutlucan’ın Kıratını duyunca altımıza sıçardık. Şu an devletler yeni yeni sansür olayını abartmaya başladılar. Bizler de kendi aramızda yaptığımız kahve muhabbetlerini sokağa taşıyamazsak sırtımıza binmeye devam edecekler.

20 sene önce bir devlet büyüğü(!)’nü bir fahişe ile beraber görseydiniz bunu kaç kişiye anlatabilirdiniz.

20 sene, 1989′da, bu tür şeyler konuşmak sıkardı. Peki şöyle sorayım; 1980 Eylülünde Internet olsaydı, ve malum kişilerden birini aynı şekilde yakalasaydınız, Internet’te bunu konuşabilecek miydiniz? Sorun Internet’in sansürlenmesi değil, sansür mekanizmasının kendisi. Çoğu insan sansür olduğunu yeni fark ediyor, çünkü ben şimdiye kadar okuyacağı kitabın, izleyeceği filmin sansürlendiğini fark eden birine rastlamadım pek Türkiye’de. 1980 Ağustosunda ya da Ekiminde Yorgun Savaşçı’yı almak için kitapevine, Salo’yu ya da Yol’u kiralamak için videocuya gittinizmi hiç?

süper güçlerin çok uzun yılları kapsayan planları halkın kendi kendisini yönetmesi gibi saçma(!) bir şekilde zedelenemez di mi?

Halklar, kendilerini süper güçler olmadan önce de yönetemiyordu ve bu durum sadece Türkiye’ye has değil. Yeni ortaya çıkmış da değil.

İletişim olanakları “asıl mesele” değil. Internet sansürlenince damarımıza basılıyor ama yarın öbürgün bu siteler açılırsa herkes ferahlar. O zaman merak ediyorum, birileri de çıkıp “ulan Salo hala neden yasak?” diyecek mi?

İletişim olanaklarının kısıtlanmasının nedeni, karşıt görüşleri susturup örgütlenmelerini engellemek.

Bunları da tartışmış olmak için söylemiyorum. İnsanların rahatsız olup harekete geçmesini istiyorum.

Fenasi 19 July 2009 at 05:07

Barış bir hayli derinlemesine harmanladı konuyu. Kendi blogunda da yazmış, altıan bir yorum koymak isterim. İlkönce hafta sonunun yorgunluğunu ve kanımdaki alkolüz üzerimden atıp, kafayı toparlamam lazım.

Sokağa çıkmadan devleti korkutamamak konusunda ayrılıyoruz Barış’la. Bunda da zannedersem fundamentalimizin farkılı oluşundan kaynaklanan bir ayrıntı var. Kendi blog yazısında ”korsan parti hareketinin sosyaliast olması” temennisinde bulunmasından çıkarıyorum bunu. Per otomatik sokağa dökülme oluyor o zaman.

Tabii ki bir toplum diğerinden farklılık gösteriyor. Altyapı dediğin olaydan tut, eğitimden çık… O yüzden sürekli İsveç’ten de örnek vermek isyemiyorum, ama çok gözümün önünde olduğu ve hakim olduğum detayları olduğu için bir şekilde oraya gelip vuruyor.

Öte yandan bugün zaten bize gazı veren de hareketin İsveç’teki başarısı. O sebeple:

Çok sağlam bir sosyalist/sosyal demokrat kültürü olan isveç’de (son 90 yılın 70 inde sosyal demokratlar yönetti) güçlü bir gösteri, sokağa çıkma kültürü vardı. Son yıllarda, Korsan parti çıkmadan önce de bu kültürde bir zayıflama gözlemleniyordu.

Bu son AB parlamento seçimlerinde elde edilen başarının % 90 ı tamamen online organizasyonun başarısı, geri kalanı ise konvansiyonel, bildiğimiz sokak gösterileridir.

Baştakiler benim görüşüme göre artık sokak gösterilerinden korkmuyor. Haa millet açız, ekmeğimiz yok diye meclise yürüyüp taşa tutar, büyük kitleleri sürükler peşinden, tamam.. O şekilde ses getirir. Ama zaten barış’ta blogunda yazmış, bu hareket % 1 i bile peşinden getirse kardır. Kitlelerin hareketi olmaz şu aşamada TR de.

Bir yerde ayrıntı tabii. Klasik, merkezci bir hareket olmayacağı için isteyen organize olup yürüyüş yapabilir. Ama bence, başarılı olmuş örneğiyle önümde gördüğüm, iyi bir online organizasyonun internet kullanıcıları başta olmak üzere vatandaşlara kültür, özel hayatın kutsallığı, demokrasi, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine eğitim vereceği bir kurum olmasıdır.

Ehh biz çok geyiğini yapıyoruz ya, biraz da hareket olsun artık…

Barış Atasoy 19 July 2009 at 07:25

Aslında bu işi illa sosyalistler yapar ya da onlar yapsın demiyorum. Orada niyetimi açıklamakta sıkıntı çektim çünkü 4-5 yazılık bir “mini-dizi” yapmak amacıyla soyundum işe, sonra biraz içince “yahu kısa keselim bu kafayla çekilmiyor” dedim. Demek istediğim şu; bir devrim olmadan telif hakları ve patent yasaları ciddi -ve insanlık yararına- bir hal almaz. Aslında neden devletlerin olmaması gerektiğiyle ilgili uzun uzadıya yazmak niyetim var. İyice dallanıp budaklanmasın diye girmedim.

Mesela FriendFeed’deki tartışmada da bir arkadaş ne demek istediğimi anlamamış -ki hata bende- ve hem sosyalist olduğumu söylediğimi, hem de copyright’ı desteklediğimi söylemiş. Orada demek istediğim, ideal bir sosyalist düzende copyrightı savunuyor olduğum. Yani sistem bana insani bir yaşam standardı sağlar, örneğin bir kitap yazıyorsam o sırada fabrikada çalışmamı beklemez ve karnımı doyurur, cidden önemli birşey ortaya çıkarırsam da çalışmalarımı sürdürmem için kaynak sağlar-ama bunu insanlara eserimi satıp, bundan kar elde ederek yapmaz. Mesela İnönü döneminde basılan, şu an bile basılması düşünülmeyecek derecede “sıkı” kitaplar var; ama Milli Eğitim Bakanlığı basmış olduğu halde anormal fiyat etiketleri var. İdeal devlet, kültür ve sanatı sübvanse eder, daha fazlasını yapamıyorsa bile.

İşin doğrusu, önemli olan insanların sokağa dökülmesi değil, devletin insanların sokağa dökülmesi halinde başına iş alacağını bilmesi. (Nükleer silahlar gibi; kimse kullanmaz ama herkes varlığından tırsıp ayağını denk alır). İsveç gibi K.Avrupa ülkelerinde -ki genel olarak Avrupa’nın da çok zeki ve bilinçli bir güruh olduğunu düşünmüyorum- halkın sokağa dökülmesine gerek yok; çünkü devlet zaten ne yapabileceklerini biliyor. Bizde ise 1 Mayıs 1977 gibi facialar var. Türkiye gibi bir ülkede milyonlarca insan sokağa dökülmez, istediklerini alamadıklarında da meclise yürümezse bu iş olmaz.

tuna 19 July 2009 at 11:44

@barış

oturmuş yazdıklarımı onaylayıp biraz daha geniş örnek vermişsin. teşekkür ederim.

ayrıca devlet hükümetlerin oturduğu koltuktur fikrimce. hükümetler interneti denetim altına almak zorundalar yoksa o koltuk bir şekilde tabureye dönülecek bir süre sonra. şimdi rahatça yaydıkları kıçları (ki bu tüm hükümetler için geçerli) o zaman o kadar rahat edemeyecek.

korsan parti vs benim pek anladığım konular değil ben daha düz bakıyorum konuya. bence yok telif haklarımı vs mi tartışmaları onların istedikleri zaten. bu arada gerekli denetimi bir şekilde geçirecekler. buna zorunlular yoksa internet şu an yayıldıkları koltuğu her an altlarından çekilebilir plastik bir tabure haline getirecek.

vash_the_stampede 19 July 2009 at 16:36

@Barış Atasoy

Zaten ubuntu kullanıyorum ayrıca sadece torrent yok p2p dünyasın da bulmanın belli yolları var. Ben gibi eski warezci iseniz her türlü bilgiye istediğiniz durumda ulaşabilirsiniz, benim önerim emule yada ed2k ağlarını kullanmanız. En basiti. Ayrıca şöyle bir şey var, yazılı yada görsel olan hiç bir bilginin “doğruluğunu” zaten tescilleyemeyiz ki? Kaldı ki fikir özgürlüğünün tek ölçüsü kaçak küçek kitap edinmek olmasa bile, fikir edinebilmenin de bir yolu olabiliyor en basitinden atlanılan nokta sanırım burada.

Barış Atasoy 19 July 2009 at 20:33

Samimi olarak rica ediyorum, en azından biraz GNU felsefesini okuyun. Mesele “çalmanın zorlaşması” değil, çalmak zorunda bırakılmamız.

vash_the_stampede 20 July 2009 at 18:52

@Barış Atasoy

Zaten p2p burjuva ile normal insanları eşitledi derken bunu kastetmeye çalışmıştım. Gnu nun ne olduğunu inanın sizin kadar biliyorum. Ama sorun şu bir yerde “çalmak” zorunda bırakılmamız zaten. Saydığım materyaller içinde oyun yoktu mesela, veya ne bileyim adult içerik yoktu. Zira bunlar insanın eğlencesidir oda benim umrumda değil ama entellektüel bilgiydi kastım.

AYrıca çalmakta kime göre? Sonuç olarak bilgi ve sanat HALKIN olmalıdır, plak şirketlerinin yada kurumların değil.

damar 22 July 2009 at 11:50

Bir süredir Türkiye Korsan Partisi (ya da Türkiyede bir Korsan Partisi) tartışmalarını takip ediyordum. Daha yeni dahil olabiliyorum.

İlk olarak tartışmalara katılan herkese çok teşekkür ediyorum. Çünkü bazı mevzuların tartışılmaya başlanması bile başlı başına bir ilerlemedir.

Korsan partisinin dert edindiği konularda Türkiye Yeşiller Partisi içinde çalışmalar yürütmekte olduğum için parti kuruluş çalışmalarına katılmayacağım. Ancak tartışmalara mümkün olduğunca dahil olmak istiyorum.

Esas düşüncelerimi friendfeed’e dökeceğim.

punisher 25 July 2009 at 03:52

Diyeceklerim telih haklarına yönelik değil sadece kuşaklar arası uyumsuzluktan bahsetmek istiyorum.
Bu uyumsuzluk sivil kişiler arasında kalsa pek sorun olmazdı ama sorun politikacıların olduğu kuşakla gittikçe sayısı artan ve artmaya devam edicek olan genç kuşak arasında bir kopukluk olduğundan sorun büyük oluyor. Bunun sebebi çok açık; bakıyoruz başbakan, cumhurbaşkanı, veya diğerleri yaşı ilerlemiş (yaşı ilerlemiş derken iyice yaşlı demek istemedim) kişiler mesela 60 yaşındaki önemli bir politikacı, internette ne kadar giriyor ne biliyim facebook, twitter falan ne kadar haberdar; başkalarının söyledikleri bilgiler kadar (tabi istisnalar mevcut ama ne kadar fazla olabilirki en fazla 3-5 kişi ) ne kullanan o kişi nede kullanacak olan o kişi ama bunun kararını vericek olan da onlar. Artık herşey değişiyor internet önem kazanıyor teklonojik gelişmeler devam ediyor neden politikada herkezin bir temsilcisi varken gençlerinde bir temsilcisi olmasın.
Not:Belkide ben genç biri olarak olayları yanlış anlıyorumdur ama gelecekte kararları veren bizler olacağız ondan dolayı düşündüklerim herzaman önemlidir tecrübesizlikle önemsizlik bir olmamalı.
Ayrıca genç genç diye bahsederken bende 19 yaşındayım ne bilim 14-15 yaşındaki yaşını büyük göstermeye çalışan biri değilim malum üyelik için 18 yaşın üstünde olamak gerekiyor .

gerard 30 July 2009 at 02:44

punisher, sanatçı milletinde cukka sağlam. cukkan sağlam olunca politik etkin daha fazla oluyor. politikacı da eğer karşı çıkmasını sağlayacak kitlesel bir güç yoksa arkadasında bu etkinin gereğini yapmaya meylediyor.

yoksa korkma, o politikacıların arkasındaki danışmanlar senden benden iyi bilirler teknolojiyi kullanmayı

Bonecrusher 3 August 2009 at 09:45

Yazıda İsviçre deniyor ama İsveç bu. İkisi tamamen farklı ülkeler.

Fenasi 3 August 2009 at 09:54

@ Bonecrusher,

Evet İsviçre ile İsveç farklı ülkeler… Yazıda doğru diyor ama.. İsviçrede DE kuruldu Korsan Parti. Yani orjinalinin (İsveç) 22 tane kopyası var, bunlardan biri de İsviçre.

vash_the_stampede 3 August 2009 at 13:25

Diyanet işlerinden extreme adult sitelere girilen bir ülke de neden bahsediyorsak. Yahu devlet daireleri adult trafiğe yana yana çözüm ararken 50-60 yaşında adamlar bütün engellemelere rağmen bunları delerken. Kuşak çatışması sadece dijital materyallerin downloadında mı oluyor? Eski bilişimciyim, bazı sorunlar sebebi ile 2 yıl kadar çalışamayacağım gördüklerimi burada yazsam yetmez. Ama blogum da canım sıkıldığı bir ara değinirim. :)

Larry 3 August 2009 at 17:56

vash_the_stampede devlet dairesine değinince aklıma Türk Telekom ile ilgili bir anı geldi. Özelleştirilmeden 1 yıl kadar önceydi, ülkenin teknolojiyi en çok kullanan kurumu olarak anardık , ekipman satmak için uğraşırdık falan filan. Bilgi işlem müdürü ile görüşmeye gittim. Beklediğim yerde önce bana çaktırmadan , sonrasında ise alenen internetten tavla turnuvası oynadıklarını gördüm. Esas şoku bilgi işlem müdürü gelince yaşadım. Bana başka bir toplantıda olduğu söylenen adam meğer tuvaletteymiş ve ayağında lastik terlikler vardır ya eskiden pek bir meşhur olan ve paçaları dizaltına kadar sıyrık şekilde gelip bana hoşgeldiniz falan deyip odasına aldı, müsade isteyip ayaklarını küçük bir havluyla kurulayıp, çoraplarını giyip paçasını indirdi ve görüşmeye başladı. Türk Telekom özelleştirildiğinde hiç üzülmedim.
.
Başka bir hikaye de Karayollarının Zincirlikuyu’da ki binasında yaşamıştım.

Ebru Baranseli 16 July 2009 at 15:39

”özel hayatınız ile ilgili problem istemiyorsanız internete girmeyin” ilginç bir söylem değil mi?

This comment was originally posted on FriendFeed

5 Posta 16 July 2009 at 15:40

hahaha… gerçekçi…

This comment was originally posted on FriendFeed

5 Posta 16 July 2009 at 15:42

Bu Fransızların Codex ini en iyi Özgür Uçkan çözer galiba. Ukalalık, tepeden bakma, birşey bilmediği halde afra tafra yapma.. Subjektif miyim ya da ben? Anlat bize Özgür… Nedir bu adamların derdi?

This comment was originally posted on FriendFeed

5 Posta 16 July 2009 at 15:42

Bu Fransızların Codex ini en iyi Özgür Uçkan çözer galiba. Ukalalık, tepeden bakma, birşey bilmediği halde afra tafra yapma.. Subjektif miyim ya da ben?

This comment was originally posted on FriendFeed

Ebru Baranseli 16 July 2009 at 15:43

hala daha 1980lerin kafasıyla anlamaya ve yorumlamaya çalışıyoruz interneti.

This comment was originally posted on FriendFeed

5 Posta 16 July 2009 at 15:49

Özgür internete Fransız sansürünün İngilizce kaynağına yönlendirmiş sağolsun. http://ff.im/5iryd

This comment was originally posted on FriendFeed

5 Posta 16 July 2009 at 15:49

Özgür detayların İngilizce kaynağına yönlendirmiş sağolsun. http://ff.im/5iryd

This comment was originally posted on FriendFeed

Bager Akbay 16 July 2009 at 16:39

”ne sağ ne de sol, yalnızca ileri” çok güzelmiş

This comment was originally posted on FriendFeed

author 19 July 2009 at 02:31

p2p ağların, sinema ve müzik endüstrisinin bilinçli göz yumduğu bir "satış kanalı" olduğunu da unutmayalim. önce göz yumup, milletin indirmesine izin verip, ardından indienleri tek tek tespit edip, herkesin evine, yerel karakollardaki polis eliyle borcunuz şu kadar diye fatura yolluyorlar, ödemeyenleri mahkemeye veriyorlar. simdi o düzen türkiye’ye de geliyor.

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 02:39

Bunda doğruluk payı var elbette. Ama sorun bundan daha fazlası. Bu sayedeözel iletişimin takibi mümkün hale gelecek ve üstelik bunu zaten yapankolluk kuvvetlerinin yanına bu sefer özel sektör de katılacak. İletişimhakkının düpedüz ihlaline doğru gidiyoruz. İletişim hakkı ise telifhakkından çooook daha önemli bir hak.

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 02:39

Bunda doğruluk payı var elbette. Ama sorun bundan daha fazlası. Bu sayede özel iletişimin takibi mümkün hale gelecek ve üstelik bunu zaten yapan kolluk kuvvetlerinin yanına bu sefer özel sektör de katılacak. İletişim hakkının düpediz ihlaline doğru gidiyoruz. İletişim hakkı ise telif hakkından çooook daha önemli bir hak.

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 03:48

Barış Atasoy’un yazıya yorumundan: "insan hayatını bile hiçe sayan bir sisteme başkaldırıyoruz. Adamlar da bu konunun şarkıyla türküyle kısıtlı kalmayacağının farkında. Eğer esnerlerse daha fazla insanın yüklenip daha da fazlasını isteyeceklerini biliyorlar. Internetten deli gibi korkuyorlar çünkü devletlerle kucak kucağa çalışan medyanın kan kaybettiğini biliyorlar. Günümüzde medya gücünü kaybeden şirketler ve devletler insanlarla oynayamazlar. Bu yüzden de aslında ilk aşamada yapacakları şey, haklı gibi görünen nedenlerle Internet’i "kapsama alanlarına" çekmek; ondan sonra da Internet kendi "yasa ve tüzüklerine" sahip olacak; bir basın mensubunun haklarına (sarı basın kartı) gibi sahip olamayacağız ama, onun gibi yargılanabileceğiz. Bu adil görünebilir ama arkamızda medya kartelleri yok. Bugün Doğan’da yazan bir gazeteci herkese ağzına geleni söyler, en kötü ihtimalle tazminata mahkum olur. Onu da patronu öder. Zaten yaptıkları tiraj ya da rating, tazminatın parasını çıkarır. Söyledikleri yüzünden hapse giren kaç gazeteci…

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 04:02

B. Atasoy: "İletişim olanakları "asıl mesele" değil. Internet sansürlenince damarımıza basılıyor ama yarın öbürgün bu siteler açılırsa herkes ferahlar. O zaman merak ediyorum, birileri de çıkıp "ulan Salo hala neden yasak?" diyecek mi?İletişim olanaklarının kısıtlanmasının nedeni, karşıt görüşleri susturup örgütlenmelerini engellemek."

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 09:59

Pucca: "bu anonimleşme olayı aslında mantıklı.ama birşey söylemek istiyorum yyukardaki arkadaşın dediklerini yazmak için gelmiştim zaten.. internet öyle zannedildiğpi gibi yada sadece petek dinçöz albümlerini indirip sevindirik olmaya benzemiyor. koskoca hükümetler de bundan tırsmıyorlar elbette. sürekli gazeteler kapanıyor.. daha yeni The Eagle Times, The Message,The Connecticut Valley Spectator kapandı..bunlar tek tek elden gidince internet gazeteciliği daha yaygınlaşacak.. bu hiç iyi bir olay değil ne kadar şimdi özgür basın gibi dursa da. bu işin belli kuralları, sistemi kurum kuruluşları olması gerek. bilgi kirliliği çok fazla olacak. olayın bu kadar başında olmamıza rağmen o kirlilikten nasibimizi alıyoruz. ben bi şekilde sisteme bağlanmasından yanayım bazı şeylerin kurallı olmasından."

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 17:13

Telif hakkı ve çocuk pornografisi, devletlerin interneti denetleme alanlarına çekmek için istismar ettikleri en önde gelen iki konu. Dolayısıyla bu iki nonuya özel bir söylem geliştirmek gerekiyor. Net, açık seçik, düşünmeyi zorunlu kılan yaratıcı söylemler. Bu gerisini getirmek için çok iyi bir sıçrama tahtası olabilir…

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 19 July 2009 at 23:26

Barış Atasoy: "…biraz GNU felsefesini okuyun. Mesele "çalmanın zorlaşması" değil, çalmak zorunda bırakılmamız."

This comment was originally posted on FriendFeed

Ex Instance 19 July 2009 at 23:29

Ağır söz.

This comment was originally posted on FriendFeed

Efe Goktogan 28 July 2009 at 16:02

Korsan Partisi hakkında yürüttüğümüz tüm tartışmaların linklerini derlemeye çalıştım. Katkılarınızı bekliyorum. http://ff.im/5Pg1a

This comment was originally posted on FriendFeed

Gürkan Özturan 28 July 2009 at 16:38

isveçte aktif olarak korsan partiyle çalışmıştım, fakat şimdi düşündüğüm zaman bugüne kadar türkiyede korsan parti olmasının altı boş gibiydi… biraz daha yerel konularda aktif bir politik girişim olsa bu iş tutar… ama yine de türkiyedeki ultra rehavet ne sonuçlar doğurtur korsanlığa bilinmez…yine de en büyük olay sokaklara çıkarabilmektir korsanları, yalnızca yüksek toplantılarla olamaz.

This comment was originally posted on FriendFeed

Gürkan Özturan 28 July 2009 at 16:38

isveçte aktif olarak korsan partiyle çalışmıştım, fakat şimdi düşündüğüm zaman bugüne kadar türkiyede korsan parti olmasının altı boş gibiydi… biraz daha yerel konularda aktif bir politik girişim olsa bu iş tutar… ama yine de türkiyedeki ultra rehavet ne sonuçlar doğurtur korsanlığa bilinmez…

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 28 July 2009 at 21:33

Gürkan Özturan, konuyla ilgili başka bir tartışmada konuyu şöyle toparlamaya çalışmıştım: "Bu parti, öncelikle gençleri hedeflemeli; telif haklarının yanı sıra bireysel özgürlükler üzerinde güçlü bir vurgusu olmalı; yöntemleri alışılmadık, örgütlenmesi farklı, söylemleri viral olmalı; toparlayıcı olmalı…" Ve sokağa çıkmalı… Ne dersiniz.

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 27 August 2009 at 17:09

"Fransa’nın yazarlar ve kompozitörlerin telif haklarını oldukça agresif bir biçimde koruyan La Société des Auteurs et Compositeurs Dramatiques (SACD) in başkanı Pascal Rogard’ın yumurtası ise şu: ”özel hayatınız ile ilgili problem istemiyorsanız internete girmeyin”. Hem de nerde yumurtladı bunu? Dijital Ekonomi‘den (!!!!????) sorumlu devlet bakanı Nathalie Kosciusko-Morizet‘in düzenlediği bir seminerde."

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 27 August 2009 at 17:10

"Aynı seminer sürecinde, bir kahvaltı masasında Morizet’de üzerine tüy dikti. ‘İnanamıyorum, o kadar saçma ki.!!!. Bir kesim medyaya kalsa Twitter ve Facebook İranlı demokrasi savaşcılarıyla dolu. Oysa oralarda pedofillerden ve nazistlerden başka birşey yok.’ "

This comment was originally posted on FriendFeed

Ozgur Uckan 27 August 2009 at 17:11

Halihazırda 33 ülkede var Korsan Parti. En son İsviçre’de 150 kişiyle kuruldu. İsviçre Korsan Parti kurucuları hareketi ”ne sağ ne de sol, yalnızca ileri” olarak açıkladılar. (…) Tüm bunlar olurken düşman da uyumuyor tabii. Düşman kim? Esasında bir alay embesilden oluşan politikacılar. "

This comment was originally posted on FriendFeed

ismail hakki polat 28 August 2009 at 00:02

İsviçre Korsan Partisi’nin hareket sloganı bence çok anlamlı. İnternete gönül vermiş insanların tamamını sağ-sol kalıplarına sıkıştırmadan, birkaç ortak payda etrafında toplamak, akılcı bir yol olabilir. Bu sayede, ülkenin herkesi bezdiren ayrıştırıcı ortamını bertaraf etmiş olmakla kalmayız,ülkede hemen herkesin özlediği bir dayanışma ruhu yakalarız.

This comment was originally posted on FriendFeed

wincih 28 August 2009 at 01:52

Bu senatör ne içti ise aynısından istiyorum belli ki kafa yapıyor!…..

This comment was originally posted on FriendFeed

Yorum Postala