Fizy Vak’ası ve Sosyal Medyadaki Yansıması Üzerine Düşüncelerim

Fizy.com a gelen erişim engelini duymayan kaldı mı? Yalnız benim tahminim, bu yazıyı okuyanların hepsinin sosyal medya ve IT sektöründe pazarlamacı, seeder, programmer, interface developer, art direktör, copywriter olmadığı yönünde. Yani gün boyu bilgisayar başında müzik dinleyebilecekleri bir işleri yoktur. O yüzden haberi henüz almayan ev hanımlarına ve tuhafiyecilere kısa bir özet geçeyim:

3 Türkiyeli, artık bunlar Kürttür, Ermenidir, Fenerbahçelidir ya da cocksucker’dır, bilemiyorum, Fizy diye bir müzik paylaşım sitesi kuruyor. (Dalga değil. Bu insanların orjinleri, ne oldukları önemli. Sonra gelecek önümüze) Gel zaman, git zaman acaip başarılı oluyor site. Günde 700,000 ziyaretcisi varmış galiba. Hatta beynelminel bir organizasyonda en başarılı 5 proje finaline kalmışlar. Bu rakamlarda falan yanılıyor olabilirim ama çok da önemli değil. Gelmek istediğim yer başka.

Malumunuz, TR de (özellikle böyle günlerde bu ülke, adının tam ve açık yazılmasını haketmiyor) Mü-Yap diye bir kuruluş var. Bu organizasyonun başındaki adama, kendisi kusura bakmasın, pazarda naylon torba içine doldurduğu erikleri sayı ve kilo hesabı ile satması gerekirken, sanatçıların hakkını koruması görevi verilmiş. O da tutmuş, Fizy.com u erişime engellettirmiş. Çok detaylara girip canınızı sıkmayayım. Cuma pazarı esnafının basın bildirisi burada, user friendly ve super-hip music paylaşım sitesi (ben hiç kullanmadım bu arada onu) kurucusunun açıklaması ise şurada.

Kısaca pazarcı, ‘’apla, mıncıklama, elleme, seçme!’’ diyor. Ve ekliyor ‘’o fiyata da vermem, icabında tüm malı sokağa dökerim’’

Akıllı, zeki, atılımcı IT entrepenörü ise TR deki mafya, karanlık ilişkiler ve korporatist sisteme (alla alla! var mı cidden böyle şeyler?) geçirirken elinde belgeler ve yazışmalar olduğunu söylemekten geri kalmıyor.

Tüm bunlar Fizy vak’asına dair teknik bilgiydi. Şimdi gelelim asıl mes’eleye: Fizy falan benim çok umrumda değil. Kullandığım bir hizmet de değil. Streaming hizmetlerinden pek hoşlanmıyorum zaten. Kendi müzik ihtiyacımı, ayda 20 TL ödediğim 100 Mbps yükleme hızı, 100 Mbps indirme hızı olan bağlantım ile torrentler üzerinden karşılıyorum. Bunu yaparken gavur Mü-Yap’ına yakalanma ihtimalim ise minimum. Öve öve bitiremedim di mi? Kimbilir kaçıncı defa duydunuz benden. Oysa yalnızca TTNET ile yaptığı mecburi evlilikte dayak yiyen kadına boşanması için cesaret vermeye çalışıyorum.

Bir ara not:

Sükür ki bazı kâr amacı güden şirketler, bir yandan para kazanırken bir yandan da etik prensiplere ve temel hak, özgürlüklere gereken önemi verip, üstüne bunu bir ticari konsept olarak da kullanıyor. (Bkz. ”WikiLeaks is designed to make capitalism more free and ethical” – Julian Assange)

Kullandığım internet hizmet sağlayıcısı, Broadband Integrity adlı bir meslek kuruluşunun üyesi ve bu kuruluşun web sayfasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinin 12. ve 19. maddelerine atıfta bulunarak, hiç bir şekilde sağladıkları internet hizmetlerinin kullanımında müşterilerinin ne yaptıklarına karışmayacaklarını, bağlantıyı kesmeyeceklerini ve sansür uygulamayacaklarını taahhüt ediyorlar.

Özelleştirmeye ve serbest piyasaya küfretmenin artık ineğin geviş getirmesine dönüştüğü coğrafyalardan ve anlayışlardan başları azıcık kaldırsak belki ufuklarda bir yerde umut ışığı görebileceğiz.

Fizy benim umrumda değil ama kendim de TR deki sansür illetinin iki defa kurbanı olduğum için bir çift kelam daha edesim var. Sıkılan bıraksın ya da geldiği yere geri dönsün…

Sitenin fikir babası, kurucusu Ercan Yaris’in açıklamasını dikkatli okuyacak  olursanız, iki arkadaşıyla birlikte sıfırdan kurduğu, geliştirdiği ve başarıya ulaştırdığı sitesini çocuğu gibi sevdiğini anlamak için çok fazla empati yapmanıza gerek kalmayacak. Belki de bu yüzden, yazısının ilk bölümündeki duygusallığını hoşgörmek gerekliydi.

Ben böyle diyorum, buna inandığım için ama artık eleştirdiği şeylerin içinden her nasılsa ‘insan’ unsurunu ayıklamayı becerebilen sosyal medya’nın nabzını tuttuğunuzda, Ercan Yaris’in asıl söyleminin zaman zaman es geçildiğini görüyorsunuz.

Yaris, TR deki korporatist sistemi, faşist zihniyeti, sanatçının hakkı ve çocukların korunması bahane edilerek kurulan sansür aparatının kanunsuz kullanımını cascavlak, pantolonu bileklerine kadar sıyrılmış bir halde yakalama fırsatı veriyor bize (bir kere daha). Fakat buna odaklanmak yerine, duygusallıkla ve sıcağı sıcağına yazılmış bir yazıda gazı fazla kaçan Türklüğe atıf ve ağlaklık (!) daha fazla ilgi ve tepki çekiyor nedense.

”Nedense” diyorum ama bunu benim de iyi bilmem lazım aslında. Bakın, şöyle diyeyim: Kaba bir hesapla, bu ve diğer blogda yazdığım 500 küsür yazının herhalde 100 kadarı, FriendFeed’de yaptığım 26,000 yorumun da en az 4-5,00 kadarı sansür, özgürlük, erişime engel vs üzerinedir. Tüm bu kaba istatistikler içinde, sansür belasını bizzat iki defa yaşamama rağmen kendi derdime yontabileceğim bu blogda 3 yazım, FriendFeed’de ise 5 feedim olabilir ancak…

Kendi çıkarıma yönelik bu güdük istatistiğim aşikar iken hem bu blogda, hem FriendFeed’de, hem de bir sözlükte, ‘’lan 8000 site yasaklanmış sen kendine ağlıyon, dangalak. Erkek ol oğlum, zırlama!’’ anafikrini taşıyan yorumlar almadım değil.

Biz Türkiyeliler, adaleti asıl sağlayacak olandan medet umamadığımız için kendimiz bu işi çok hakkaniyetli yapmaya çalışıyoruz belki de. Yani 8000 siteye eşit şekilde yas tutmalı, hayatında adını duymadığın Zimbabwe alanadı taşıyan sitelere de, günde 33 kere referans verdiğin sitelere de aynı mesafede durmalısın. Sanki devlet dairesinde görev yapan, her vatandaşa eşit mesafede durmaya çalışan, gözlüklü, asık suratlı ve kolları kolalı gömleğiyle oturan dürüstlük abidesi bürokratı, memuru oynama mecburiyetinde hissediyoruz kendimizi.

Fizy’nin günlük 700,000 tekil ziyaretçisinin bu hizmete erişiminin engellenmesi, tüm samimiyetimle ifade ediyorum, bir haftalık ömrüyle günde 7 tekil ziyaretçisi olan bir Blogspot blogunun erişime engellenmesiyle aynı derecede önem taşıyor. Ama prensip olarak… Kağıt üzerinde…

Kimse kusura bakmasın; ben ruhsuz kollektiv makinasının bantta önüne gelen malzemeyi eşit kesen dişlilerinin bir parçası değilim. İsteyen Türkiye’den çıkma bir hizmet diye sempati duysun, destek versin, isteyen müzik paylaşmayı sevdiği için. Bense sürüden ayrılan, risk alan, inandığı şeye vakit ve nakit harcayan insanlara, işlerine sempati duyuyorum. Bu emekleri verenlerin arkasındayım.

Peki ya sanatçının emeği mi dediniz? Yeterince konuştuk o konuyu.

Bookmark and Share

Bir Dost Tavsiyesi

Beğenme, flört, yakınlaşma, çıkma ve yatağa atlama dönemlerinde, küçük cilvelerin yanında yapması gereken çok bir şey olmamış Şule’nin. Atakan’ın öküzleştiği, sürecin ağırlaştığı dönemlerde ise belki bir mum ışığı, şarap, iç gıcıklayıcı kıyafetler ve iç çamaşırları eşliğinde, ateşin altını harlamış olabilir.

Şule bu numaraları, bir de ilişkisi sonraki zamanlarda çıkmaza, monotonluğa girdiğinde, kadın dergilerinin ‘öküzü boynuzundan tutmanın 15 yolu’ başlıklı makalelerinden arayıp, çıkaracak.

Hani erkeklerin 3 ayda 10 santim uzatmanın, kadınların da 3 haftada 15 kilo vermenin altın sırlarını harıl harıl aradıkları bu dünyada zor, hatta imkansız olanı kolay gibi gösteren reklamlar yok mu? Aynı şekilde kolay olanı sanki çok zor bir şeymiş gibi göstermek de ayrı bir endüstri. İlkinde yalan bir ürün kaktırılmaya çalışılıyor, ikincisinde satılan ise, içi boş, hava-cıva bilgi.

İlişki dediğimiz müessese Mahir Kaynak’dan bile eski. İnsanoğlunun tarih boyunca yaptığı kazanımları, neslinin devamını sağlayabilmek için rutinlere dönüştürebilme yetisine hayran olmamak mümkün değil.

Blowjob, yani oral seks, bu rutinlerden biri. Öküzü de boynuzundan tutmanın, ineği tekdüze ve heyecansız da olsa döllemeye devam ettirmenin en güzel yolu. Geri kalan 14 ü neyse, kaldırıp çöpe atabilir Şule.

İyi bir oral seksin yanında diğer 14 yöntem, sevgililer gününde erkeğine bir çift pamuklu spor çorap armağan etmekle eşdeğer.

Oral seks, bir erkeğin sefil hayatındaki belki de tek ışık. Ağzın içinde, mukoza tabakasının üzerinde konuşlanmış binlerce minik hurinin ellerindeki ıslak, ipekten mendillerle ovuşturdukları penisi patlatmasını, havai fişekler ve bando eşliğinde havaya saçılan egzotik meyvalar bukkakesine benzetebiliriz.

O yüzden gelin şu işi insanoğluna yakışır şekilde yapalım. Kısacık ömürlerimizde diş veya davul derisi gibi gergin dudaklarla yapılan saksafona yer olmamalı.

Bu konuda sizleri yazılmış iyi bir kaynağın ellerine bırakıp, hafta sonuna yönelik içki alışverişimi yapmak için tekel bayiine gitmek üzere evden çıkmayı düşünüyordum.Fakat google’da ‘oral seks nasıl yapılır’ diye yaptığım bir arama, ilk sırada BG Color’u pembe olan, adında Melekler Mekanı yazan bir siteye götürdü beni…

Erkekleri bir meleğin (!) yaptığı oral sekse maruz bırakacak kadar zalim değilim. Kendim zaman zaman maruz kaldım, ondan. Emin olun, duşun altında tek elinizi fayanslara dayayıp kafanızı suyun altında tutarak otuzbir çekmeyi kadının melek olanına tercih edersiniz…

Bir melek değil de, elit olmayan halkın ağzındaki tanımıyla orospunun önde gideni, kaltak ve fahişe ruhlu değilseniz veya yalancıktan da olsa bu karakteri canlandırmaya yeltenmeyecekseniz gerisini okumasanız da olur.

Bir orospu çocuğunun ağzından,  fahişe ruhlu kaltağa, hem de siyah backgorund color üzerine ”ağza nasıl alınır” dersi.

1 – Yaptığın işi sev, kendini ver.

2 – Penisi yutup çıkarırken, kukunun da şişip, zonklaması lazım. N’ap et, o moda sok kendini.

3 – Dikkat, önemli! Kusma reflekslerine çalış biraz. Deepthroat is the shit!

4 – Tükürük. Nasıl önemli, nasıl önemli!!! Çok ama çok önemli! Çok tükürük kullan. Daha da çok kullan. Gırtlağın derinliklerinden gelen tükürük daha da kalın ve yapışkan. Bunu çıkarmaya bak. Penisin yardımıyla… Burada önemli bir detay, tükürüğü ağzının içinde tutma. Tükürüğü sal, sıva, oyna… Halın çok değerliyse dizlerinin önüne havlu ser.

5 – Varyasyon… Tek bir hareketi mekanik olarak tekrarlamaktan kaçın. Başının hareket yönünü değiştir. Çıkar, öp, tekrar içeri sok, altına gir, başının üzerine koy, yanağına yasla, kulak memenin arkasını kaşı onunla…

6 – Dişler… Ay ay ayyy!!! Bunu nasıl halledersin bilmiyorum. Dişler, katlanabilen, çıkarılabilen şeyler değil. Hiç de ağzıma almadım, tam bir şey söyleyemiyorum. Ama bazıları yapabildiğine göre senin de yapmaman için bir sebep yok. N’ap et, tekniğini bul!

7 – Dişleri kullanmaktan kaçınmak için üzerlerini dudaklarınla kaplamak… Turn off Deluxe… Asla yapma!

8 – Arada nefes almak için çıkardığında onu öksüz bırakamazsın. Elinle devam et. ‘Çekme’ den çok ‘rotate’ hareketi. Elin, bilekten dönsün yani.

9- Gözler… Toplamda 11 madde olacak. Ama hepsini aklında tutamayacaksan 3 tanesini kesin bilmen lazım. Kusma refleksi, Tükürük ve Gözler… Emerken, yalarken ve yutarken mutlaka göz temasında ol. Corona bira şişesinin ağzındaki limon bu. Rus havyarının altındaki tereyağı, fransız bageti…

10 – Patlama kısmı… Burası biraz kişiye göre değişir. Bazı erkekler son 3-5 sıvazlamayı kendileri yapmak ister. Gelirkenki tempo çok önemli çünkü. O telaş içinde başka bir vücudun istenen tempoyu yakalaması zor olabilir. Gurur meselesi yapma, olacakları bekle…

11 – Sperm… Söyleyeceklerim kesin ve net. Yut! Hatta bunu yaparken oyna, bulaştır, sündür!

Bu kadarı yeterse (ki bence yetmeli) blogdan bir kullanıcı adı ve şifresi almana en azından şimdilik gerek yok. Ama yok, ne dediğimi tam anlamadıysan, uygulamalı gösteren iki örneğe ulaşmak için kayıt yaptırman gerekecek.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Neden Böyle? Neden? Çünkü…

Tumblr bloglarının birbirine benzediği, çoğunlukla erotik içeriğe ağırlık verdiği, bunun da zamanla eşşeğin bir tarafına su kaçırttığı yönünde bir serzeniş var.

Ayrıca bu tür blogları açan pek çok kadının neden çoğunlukla yine içinde kadınların yer aldığı erotik fotoğrafları kullandığı da bir başka merak konusu.

Kadın tumblr cıların neden yine kadın fotoğrafı laykladıkları, reblog ettikleri konusunda fazla bir fikrim yok. Geçen gün süpermarkette kasanın önündeki sırada elimdekileri ödemek için beklerken afet bir hatun düştü önüme. Ben hatuna alıcı gözle bakmaya çekinirken, kasiyer kızın onu süzüm süzüm süzmesi, giderken de arkasından uzunca bakması, örneklerini sıkça gördüğüm bir durum. Bir kadının seksi stilettoları, göğüs ölçüleri veya baseni, eminim benden çok o ortamdaki diğer kadınların ilgi alanına giriyor. Öyleyken böyle….

Kadın, kadına olan hayranlığını açıkca göstermekte bir sakınca görmezken, erkek, kendi erkek arkadaşının yeni aldığı pantolonun üzerine çok iyi oturduğunu bile söylemeye çekinir. Bu baya uzun bir konu. Hatunlar kendi aralarında tartışıp bir sonuca varırsa daha iyi olur.

Biz o zaman, göze sokulan erotizmin fazla gelip, kalanının eşşeğin kukusuna nasıl sızdığına bir bakalım. Ama bunun için Tumblr’ın teknik bazı özelliklerini açıklamak gerekli.

5 Posta ve benzeri diğer ”normal” bloglar, iyi kötü, belli bir emek ve redaksiyonel çalışma ile kendi içeriklerini üretirken, çıkış amacı yalnızca World Wide Web’de rastladığın, başkalarının ürettiği içerikleri ”like” ve ”reblog” fonksiyonlarını kullanarak kendi takipçilerinle paylaşmak olan Tumblr’ı aynı kategoride değerlendirmek hem bloglara hem de tumblr a haksızlık olur.

Tumblr, her şeyden önce oldukça kapalı bir platform. Üretmekten çok üretileni paylaşmaya ve tumblr cılar arasında paslaşmaya dayanan bir duruşu var. Teknik altyapısı zaten tamamen buna yönelik hazırlanmış. Biraz da günün modasna uygun olarak easy goin’ dediğimiz türde… Fast Food… Gör, tüket, geç ve git. Üzerine fazla kafa yorma…

Ağır bir edebiyat, sinema veya bilim blogunu Tumblr üzerinde çok nadir görürsünüz. Emekle hazırlanan ağır içerikler için hiç de elverişli olmayan Tumblr, kendi icadı olan kelimelerle değil, başkasının ürettiği görsellerle kışkırtmaya  meyilli moda ve erotik odaklı bloglar içinse biçilmiş kaftan. Bu da küçümsemek gibi algılanmasın. Eğer sonuçta Tumblr blogunun sunduğu bir ”güzellik”, ister  Çin Kültür Devrimine ait propaganda posterleri olsun ya da isterse Sasha Grey’in ağzına mekanik olarak girip çıkan bir butt-plug olsun, beğeni topluyorsa ve bu beğeni de like veya reblog şeklinde tezahür ediyorsa, diyecek bir şeyimiz olamaz.

Benim pek doğru bulmadığım bir ifade şekli, ”bazı şeylerin internette çok veya az olması” üzerine. ”kaliteli blog sayısı az” ya da ”çok porno blogu oldu ortalık” gibi… Çin Devrimi propaganda posterleri az, Sasha Grey’in ağzına giren çıkan çok ise bu dengeyi nasıl regüle edeceğiz?

Azlar ve çoklar fiziki dünyada varolabilir, bu azlık ve çokluklar bizleri günlük yaşantımızda negatif veya pozitif etkileyebilir. Ancak internet üzerinde böyle bir şey sözkonusu değil. Tüm internet, koskocaman bir parazitli yayın. Bu parazitli yayının içinden beğendiklerimizi çekip çıkarmak, görmek istemediklerimizi de araya başkasını karıştırmadan kendi dünya görüşümüze göre elemek, filtrelemek mümkün. Yani günde 500 yeni erotik/pornografik sitenin yayına girdiği bir dünyada kendinize yalnızca matematik, fizik veya edebiyattan oluşan bir internet yaratmak sizin elinizde.

Ben sizlere favorim olan tumblr bloglarının bazılarını ve onları birbirinden ayıran özellikleri geçeyim bu bölümde. Hem de 5 Posta’nın bol link veren geleneksel pazartesi yazısına malzeme çıksın.

Just A Little Bit – 28 yaşında, pis fotoğraflara bakmaktan hoşlanan bir hatunun yeri burası. Beğendiği fotoğrafları bloguna koyup bir arada tutarken bazı fotoğrafların arkasında da bir hikaye gördüğünden mütevellit bu işe soyunduğunu yazıyor. Eh, bu konuda benzeşiyoruz demek ki. Bu hatunun paylaştığı fotoğrafları beğeniyorum. Abartı veya tek tip olmayan kişilere (çoğunluğu kadın yine. burda smayli var) yönelik, bol morluk içeren doğal pozlar çokca var.

Only The Young Die Young – Bu bir müzik blogu. Hem de bugüne kadar gördüklerim arasında en iyilerinden. Mp3 paylaşımından  daha çok albüm kapağı, poster, konser afişi, grup fotoğrafları vs bulabileceğiniz bir tumblr blogu.

Food Porn Star – Adındaki porno yıldızlığına aldanmayın. Bir yemek blogu. Daha doğrusu yemek fotoğrafı blogu. Yemeyle içmeyle çok işim olmasa bile bazen önüme ilginç şeyler düşürüyor.

Sex, Art and the Politics – (büyük smayli, neden olduğunu sormayın, siz bilirsiniz) Şikago’dan Danny’nin blogu bu. Adından da işlediği konular anlaşılıyor. Aslında tema olarak biraz benim tumblr blogunu andırsa da biraz daha fazla yazı var onunkinde.

Babylonica – my kinda tumblr… Kesinlikle öyle, evet… Asian sluts, asian sluts ve asian sluts… Beyaz ırka da yer veriyor ara sıra. Sırf nudity de diyemeyiz. Daha çok uzakdoğu’dan fotoğraflar paylaşıyor.

En ünlüsünü, belki de Tumblr Rockstar diyebileceğimiz bir örneği en sona sakladım.

Love’s Other Trumpet - Yani diğer adıyla Fuckmaker. Bu arkadaşın bir iki benzeri daha var ama hepsi onun yanında nal toplarlar. Fuckmaker‘ın konsepti, porno filmlerden aldığı kısa sekvenslerden siyah-beyaz GIF animasyonlar yaratması. Bu kadar basit bir olay. Ancak şu anda çok tutmuşa benziyor. Yazının başında aldığım FriendFeed tartışmasında bu arkadaşın çalışmalarının paylaşılması ile ”işte nolcak, orda burda fİkfik. gif ler” diye ti ye alınmış. Bu biraz Fazıl Say’ın arabesk yavşaklığı hikayesine dönüyor o zaman. Çünkü bloguna gelen ve çoğu kadın olan hayranlarının mesajlarına son derece alçakgönüllülükle cevap veren bu arkadaş, kesinlikle tumblr için mihenk taşı diyebileceğimizi bir olayın mucidi. Bakın bir hayran mesajı aynen şöyle:

Anonymous:

I’m a virgin and I masturbate often. Sometimes i let the bath water pound my pussy. Lately I’ve been wishing it was you instead. Your blog has me thinking of nothing but pleasing myself. I wish you could slip your tongue into my pussy. Then you’d pound me with your dick while cumming all over me. Oh my gosh. I have to go masturbate now. I’m gonna stick my vibrating toothbrush in my pussy and let the water pound the fuck out of my clit.

Yaaaa!!! İşte böyle! Şu da benim favori fikfik.gif’im.

Bookmark and Share

Şu Parçayı Dinlemişim, Uyumadan Önce

Düşündüm de… Blog yazıları falan bazen çok uzun oluyor. İçinizden ”özet geç lan, piç!” diyenler oluyordur. Şöyle anlık şeyleri de paylaşsam arada bir. Bakalım, saat şimdi 04.43… Cuma, cumartesine bağlanmış bile.

Şu parçayı dinlemişim, uyumadan önce.

Bookmark and Share

Hangi Elim?

Seviyorum….

Sol elimi boşta bırakan pozisyonları.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

At Gözlüğü ile Roma

Dünyanın sayılı mutfaklarından birine sahip olmamıza rağmen bunun muhabbetini hiç yapmıyoruz. En azından bizim evde ve etrafımda gördüklerimde böyle oldu hep. Ve bu da Türk’ü Avrupalı’dan ayıran en büyük özeliklerden biri. Oysa bizim tam tersimize, gavurda sürekli bir yemek muhabbeti…

Rakı sofrasını veya çalgılı, eğlenceli yemekleri sevsek de, yemeğin bizzat kendisi hiçbir zaman anatema değil. Oysa Avrupalı’da bu tam tersi. Hatta beni irite edercesine bir zıtlık bu. Koca-koca, kelli-felli adamlar birazdan gidip kasaptan alacakları dananın bilmemneresinden yapacakları Fransız, Belçika yada Katalan usulü sosun inceliklerinden falan bahsetmiyorlar mı, kıl oluyorum. Benim ilgim yok ya yemeğe ve de yemeğin pişirilmesine, tahammülüm de yok muhabbetinin edilmesine.

Gourmet (gurme) var, bir de gourmand var… Ayrı şeyler bunlar. Gourmet, hepimizin çok duyduğu, yemekten ve onun kültüründen iyi anlayan, sofra adabı ve düzenlenmesine çok dikkat eden, sofrada kağıt peçeteden çok kumaş peçete görmek isteyen bir tip. Yediği yemeğin fiyatı önemli değil onun için.

Gourmand ise yine kaliteye önem vermekle birlikte daha çok ödediği paraya değer, karnını doyuran, basit damak zevkini tatmin edebilecek bir mutfak kültürüne odaklanmış kimse… Ciddi ortamlarda kasıla kasıla yemek yemektense daha rahat ortamlarda, özellikle de servisi yapan kişiden çok büyük beklentileri olmayan kişi…

Erman Toroğlu Yer Sofrasında

Bunu Türkiye’deki kebapçı sevenlerle Meksika lokantasına gidenler arasındaki fark olarak algılamamak lazım. Birebir örneklemek oldukça zor. Çünkü, maalesef bizde inanılmaz kuvvetli bir mutfak olmasına karşın son derece bilinçsiz bir yemeksever tabaka var. Geçen gün Star tv açık kaldı maçtan sonra. Yemekteyiz diye bir program gözüme ilişti. Pakistanlı mültecilerin yemek yaptıkları mutfağa benzer bir mutfakta pişirilen yemekler, pet şişede kola ile birlikte sunuluyor. Bir de kokona karılar var programda, herşeyi eleştiriyor. Durum bu… Birtek yere gazete kağıdı serip, bağdaş kurup, aynı tencereden fasulye kaşıklamadıkları kaldı…

Hayır neden beni esasında bu kadar az ilgilendiren bir konuda gevezelik ediyorum? Yanlış bilinen şeylerin ısrarla iddia edilmesi kafamı bozuyor da ondan…

Geçen Cuma ani bir kararla İtalya’ya gittim. Biraz gecikmiş bir doğum günü hediyesi, eh biraz da ”acaba şampiyonlar ligi final maçına bilet bulur muyum” un cevabını aradım. Bu İtalya’nın erkeği meşhur biliyorsunuz. Bilimum hatun blogcularda var, oraya buraya italyan erkeklerinin fotoğrafını koyup methiyeler düzmece… Sırf blog camiası değil, günlük hayatta da böyle. Kendimi bildim bileli bu böyleydi, taaaa liseden beri… Kızlar defterlerinin kapaklarına yapıştırırdı italyan artistleri falan.

Neyse işte, bunların bir erkeği, bir de mutfağı ünlü ya, yerinde görmek ve bloga yazmak açısından ekstra inceledim…

Yukarıda gourmet ve gourmand’ı yüzeysel olarak açıkladım. Tabii Roma’yı baz alarak söylüyorum ve genelliyorum, her iki kategoride de İtalyan mutfağı tam bir fiyasko. Konserve mantardan yapılan pasta funghi’nin 8 euro olmasına mı çıldırırsın, yoksa o ünlü ince kesilmiş et Prosciutto‘nun pizza üzerindeki sunumuyla kedinin bile burnunu çevirdiği bir hale gelmesine mi?

Yemekler pahalı, lezzetsiz, bol konserve… Espressonun vatanında heriflerde take away kahve olayı bile yok. Hastanelerde sidik numunesi bırakmaya yarayan küçük beyaz bardaklara benzeyen birşeyin içine kahveyi doldurup yolluyorlar seni. Yanına croissant alayım desen sadesi yok, illa üzeri şekerli alacaksın.

Haa diyeceksiniz ki, ”sen turist olduğun için bulamamışsındır, yoksa muhakkak yeri vardır”. Büyük şehir, turist şehri, metropol diye tanımlayabileceğimiz Barcelona öyle değil… Hem fiyatlar daha uygun, hem de yemeklerin kalitesi yüksek. Roma’da yediğin en iyi pizzayı Stockholm’ün gettosundaki Iraklı pizzacıda yersin. Bunun yanına alın İstanbul’u koyun. Turisti İstiklal caddesinde bırakın, hiçbirşey bilmeden girip Türk mutfağından gayet tatmin edici örnekler tadabileceğin yığınla yer var.

İllüzyonu iyi biliyor İtalyanlar. Yollarda görmedim lüks, italyan spor arabalar. Skindirik, eski Fiat’larla dolu ortalık. Ama hakkını vereyim, Roma çok, ama çok güzel bir şehir. 100 yıldan daha genç bir bina neredeyse görmedim diyebilirim. Her yer inanılmaz tarih eserleri ile dolu. Yardımsever, güleryüzlü insanlar bunlar bir de.

Herşey uçmuş – satılık – 3500 Euro

Bu Vatikan denen şey var… O konuda fazla konuşmayayım, hristiyan vatandaşları üzerim. Ekonomistler, reklamcılar falan kitap yazıyor ya, var mıdır aralarında Vatikan’ı konu alan? Çünkü marketing, branding, kıl, tüy… Big biznıs bu Vatikan. Maalesef ilk hristiyanların saklandıkları yeraltı yapıları olan Katakomblara bakayım derken 14 Euro’yu kaptırdım Katolik Kilisesi’ne. Boğazlarına dursun…

Hatunlar merakla bekliyor italyan erkekleri ile ilgili yorumumu tabii. 5 günlük dikkatli incelememin çok kesin ve net sonucu şu:

Siz siz olun, Serie A’dan bir futbolcu veya İtalyan sinemasının gelecek vadeden delikanlılarından biriyle çıkmadığınız sürece İtalyan erkeklerinin adını ağzınıza pek almayın. Çünkü bu kategorilerin haricinde kalanlar Türk erkeğinden kalibre olarak çok farklı değil. Tabii şu var, yıllarca yapılan yalan reklam sayesinde belli bir üne kavuşan italyan erkeği, ülkesine de bir ton turist hatun gelince sürekli karnı içeri çekerek veya başka abartılı hareketler yaparak kendi yarattığı bu resime kendini uydurmak istiyor. Hakkını vereyim ki, İtalyan erkeği’nin başı dik. Süklüm, püklüm yere bakmıyor. E bir de etrafına şöyle bir baksa herif, hangi mirasın üzerinde oturuyor? Kibir oradan geliyor. Üzerine yavşaklığını da ekle… Kafayı eğik tutması mümkün değil. Zannedersem kadınları çeken de bu…

Bunun gibi 1500 Piazza (meydan var) belki. Turistik değil, sıradan

Bookmark and Share

Klasik, Düz, Sade, Nefis, Baştan Çıkarıcı

Alengirli, aktobatik, gözleri faltaşı gibi açtıran erotik videolar bir tarafta dursun, bazen çok da fazla özelliği olmayan, bilindik ama favori bir pozisyona dair xxx videoya bakmak insana ayrı bir huşu veriyor.

Alice’e sorduk, doggy dedi, hikayesini pazartesi günü yayınlayacağım bir hatun var, onun da favorisi doggy imiş. E kendime soruyorum, şöyle bir düşündükten sonra cidden de doggy nin üzerine yok.

Doggy style iyi pozisyon… Tonla içkinin karıştırıldığı kokteyl denizinde kaliteli ve yıllanmış bir şarap gibi…

Bir kere hafif bir bel olayı varsa hatunda, arkadan manzara nefis… Poponun biz erkekler için değerini az görmeyin hanımlar. Tüm şatafatıyla insanın önünde yarılmış bir popo, ıslak ve davetkar kukuyu da öyle bir açıdan sunuyor ki… Artık gerisi er kişiye kalmış… İster bacakları birleşik tutup kıstırarak ve popoyu kaldırarak içeri girecek, isterse bacaklar iyice yana açılıp, bel mümkün olduğu kadar yere yapıştırılarak penisin boyundan azami istifade sağlanacak…

Hiç unutulmaması gereken ve maalesef hatun kişinin tanık olamadığı kalçaların dalgalanma olayı var bir de… Ayrıntı demeye dilim varmadı, bir görsel şölen olarak addettiğim için.

Bir diğer avantajı, iki alternaifi de birbirine çok yakın olarak sunması. Bir tarafta ıslak, yumuşak, sıcak ve bilindik hak yolu, hemen kuzeyinde gavurun ”chocklad highway” diye argosunu söylediği otoban var. Dile ne dilersen. Otobana girerken izin almayı ihmal etme yeter ki…

Öylesine güzel bir pozisyondur ki bu, adına şarkılar bile yazılmıştır. Benim İsveççe dilini öğrenirken büyük yardımını gördüğüm, müziğini sevdiğim pop/jazz grubu Bo Kaspers Orkester yaptı bunu. ”Varför är det så skönt att knulla bakifrån” parçanın adı. Ayan beyan tercümesi ”Arkadan sikmek neden bu kadar zevkli” oluyor…

Cuma Striptizi olmadı, çok kişi istemişti halbuki… Yine de bu videoya itiraz olacağını zannetmiyorum. Sensüel, duygulu, birbirini seven iki insanın doggy (köpek) pozisyonunda yaptığı aşkın abartısız, katıksız belgesidir…
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Saks ve Yalama… Kısaca Oral Seks…

Erkek olalım, kadın olalım hepimiz oral seksle ilgili problemler yaşamışızdır. Hem karşımızdakine oral seks yaparken, hem de bize yapılırken… Bu problemlerin kaynağı küçüklüğümüzden itibaren cinsel organlarımızın bize çağrıştırdığı kelimelerin pis ve ayıp olarak kafamıza işlemesi.

Bir de bunun üzerine medyada seksin ve cinselliğin ele alınırken sürekli aşkın ve romantizmin bu resim içersinde tutulması, ortaya çıkan olası problemleri ele alırken de yatakta birbirine sırtını dönmüş çiftlerin fotoğrafları bizlere seksin son derece hijyenik,  yapış yapış olmayan bir şey olarak benimsememiz gerektiği şeklinde bir ideoloji dayatıyor. Benim için resim çok daha farklı…

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Mükemmel Erkek

Pucca beni uyardı bir ara ”neden başka blogları çok fazla gezmiyormuşum”. Bu benim bir eksikliğim tabii. Ancak şu var ki erkek blog yazarları genelde teknik konuları ele alıyorlar. O konuda açıkcası çok merakım yok. Daha çok kadınların yazdıkları blogları takip edeyim diyorum, ama orada da çokça melankoli ve şiirsellik gördüğüm için takip etmekte zorlanıyorum. Burada suç bende, şiirden anlayan bir insan değilim, müzeye gitmek kadar sıkıcı geliyor bana. Bunun yanında birgün space cake nasıl yapılır tarif verip, ertesi gün wordpress’in bilmemneresine koyacağın php kodunu yazan blogları da takip etmek zor. O yüzden niş blogları (tek bir konu üzerine yoğunlaşmış) veya kişisel olanları vaktim olduğunca takip ediyorum.

Bu blog şeysi en çok homoseksüellere ve kadınlara yaradı. Bunun da doğal karşılanması gerekir. Toplumda sesleri bastırılmak istenen kesimler blog fenomeni sayesinde bir ses buldular. Kafadan bir hesap, blogların yazarlarının ve okuyucularının % 55 kadın % 42 erkek ve % 3 homoseksüellerden oluştuğunu kabaca tahmin ediyorum. Dolayısıyla etable olmuş hatun bloglarının bir postaya 20 den aşşağı yorum almadığını görüyoruz. İşin cıbırını attırmış olanlar 50-60 yorumda geziniyor… Kadınları anlamak için pratik yapmak isteyen bir erkek, bundan iyi fırsat bulamaz. Bir kadının anlattıklarına diğer kadınlar nasıl katılıyor, tepki veriyor… Benim de bir blog yazısı dikkatimi çekti, konu yapayım dedim.

İnsanların özel hayatları tabii ki kimseyi ilgilendirmez. Ancak söz konusu kişi olayı kendi blogunda okur huzuruna çıkardığı için benim de başka bir yerde aynı olayı örnek göstererek yazmam yanlış bir davranış olmaz. Zaten amacım kadın ile erkeğin aşk,ilişki dediğimiz olaylara bakış açılarındaki farklılıklara dikkat çekmek.

Camilla bir süre önce Değer adında bir erkek ile tanıştı
. Kendini bayağı bu çocuğa kaptırdığını yazdı blogunda. Müzikti, kültürdü vesaire her konuda bir elmanın iki yarısı gibi olduklarını anlıyoruz. Tabii çocuk böyle de bir pırlanta çıkınca, anlaşıldığı üzere blogun bayan okurları da çocuğa aşık olmaya başladılar. Eh hadi abartmayayım, ama en azından büyük bir tezahürat var yani okuyucudan. Zannedersem blogun bayan okuyucularını koparan şu satırlar oldu. Bayanlar ve özellikle de baylar… Dikkate okuyun;

Hatta hayatımda geçirdiğim en güzel geceydi. Yürürken, bi otelin önünde durduk. ‘Eve gitmiyoruz’ dedi, otele girdik. Oda anahtarının Değer’in üstünde olduğunu fark ettiğim için, daha önceden ayarlamış bir şey olduğu belliydi. Oda kapısını açtı. Mum dolu bir oda, her yerde mumlar yanıyor, adım atılacak kadar bir boşluk var sadece, oda bembeyaz ayrıca, üç şişe şarap var ve çikolatalar, en sevdiklerimden, Tutku ve Damak. Fonda bir müzik, Danny Vera’dan ‘I was made for loving you baby’…Hayatımdaki en mutlu olduğum an, bu andır işte. Anlarsın sen, şimdi burda yazsam bile olmayacak ki, kelimeler yetmeyecek.. O yoğunluğu anlatacak kelimeler bilmiyorum ben.

Kadınların kalbini küt küt attıracak bu sahne bende çok başka düşünceler uyandırdı oysa. ”Normal bir erkek asla böyle birşey yapmaz” gibi klasik ve ucuz bir espri yapmaya gerek yok burada. Bu kadar olmasa da benim de buna yaklaştığım koreografiler olmuştur. Ardındaki düşünce ne olursa olsun, kadınları tabii ki büyük bir mutluluğa sevk ediyor. Yine de too good to be true bir vak’a, bunu söylemek lazım. Ticarette de var bu, adına ”dans etmek deniliyor. Bir anlaşmada, alışverişte karşındaki insan gereğinden fazla kartı ve kozu ortaya sürüyorsa şüphelenmek için her sebebin var artık. Hiç çaktırmadan, ”tamam biz anlaşmayı inceleyelim, sonra size döneriz” denmeli. Toplantıdan çıkar çıkmaz imzalanmamış sözleşmeyi yırtıp, sekreterinize o adamın telefonlarını bağlamaması için tembih etmeniz gerekiyor.

Tabii aşk başka birşey. Çok gerçekçi olamıyorsunuz. Belki güzel olan tarafı da bu. Ben çok zor beğenen bir insan değilim. İnsanlarda hatalarının yerine, artılarını görmeyi tercih ederim. Cinsellikte dahi böyleyim. Hiç tipim olmayan bir hatunla sırf biçimli göğüsleri var diye sevişebilirim. Veya ayak bilekleri… Saçları… Kokusu… vs…

Yalnız birtek şeyden vebadan kaçar gibi kaçarım. Kıskançlık… Bu bir ilişkiyi cehenneme çeviren yegane illet. Bir virüs gibi de ayrıca. Bir kere girdiği zaman çıkarması çok zor. Tabii domuz gibi de olmamalı insan. Belli bir dozajı var kıskançlığın. Hafif göstermelik olacak, espri ile karışık, gülümseyerek…. Üzerinde de asla durulmayacak. Isıtıp, ısıtıp getirilmeyecek.

Kıskançlığın en istenilmeyen evresi şiddet. Ki bu muhakkak yaşanıyor. İlla fiziksel olarak değil, karşındakini bilerek sözle incitme de bu şiddetin kapsamına giriyor. Kıskançlığın en büyük sebebi kendine olan güven eksikliği. Yetişkin bir insanda bunu düzeltmek pek kolay değil, çocukluktan geldiğini tahmin ediyorum.

Otel, mum, şarap… Bunlar güzel tabii. Ancak Camilla’nın yazdığı tüm yazılarda oğlan son derece kıskanç bir tipleme çiziyor. Pek adetim değil, okuduğum bloglara da fazlaca yorum bırakmıyorum. Ama bu sefer düşündüğümü yazayım dedim ve bir yorum bıraktım oraya.  Ancak bazı okuyucuların ”amaaan bozma eğlenceyi, uyandırma bizi bu rüyadan” tarzinda tepki verdiğini görmek gecikmedi.

Bu kadın-erkek olayı, düşünce farklılıkları ilgimi çeken bir konu olduğu için yazdım. Son olarak aşk ve romantizm tezahüratçısı bayan okurlar için bir tüyo ile kapatayım.

Benim beceremediğim iş olan internetten hatun ayarlama konusunda usta olan bir arkadaşıma sordum bu işin sırrını.

”Kadınlar o kadar sevgiye aç ki, onlara duymak istediklerini söylüyorum” demişti. Yine de arkadaşımın yanıldığını ummak isterim…

Bookmark and Share

Twitter Nedir, Nasıl Kullanılır? Sasha Grey'in Hediyesi

Kızcağızı çekim stüdyosunun kapısında direk gibi beklettiler. Black Meat 3 adlı filmin çekim ekibi geciktiği için ne kadar sinirlense yeri…

Ayrıca kariyerinin bu aşamasında saat başı değil, proje başı para aldığı için daha da çok koymuştur Belladonna‘ya. Çekim ekibini beklerken tüm kafasında geçenleri ve arkadaşları ile olan konusmalarına anlık şahit oldum Belladonna‘nın. Zannedersem filmin erkek oyuncularından biri hakkında arkadaşıyla mesajlaşıyordu Twitter‘da. Şöyle bir mesaj gözüme çarptı… Bella arkadaşı olan andypanda514 adlı şahısa mesaj gönderiyor:

@andypanda514 his dick I was latching on like before. I have nothing to fear!

Bu ilgimi çekince Twitter’da çıkan diğer mesajlarına da göz gezdirmek elzem olmuştu. ”@” işaretinden sonra gelen, mesaj gönderilen arkadaşın rumuzu…

@sthinking I only prepare with butt plugs or toys going up in size. I start a week prior!

@misstoriblack we just used used my other working holes. Sometimes no matter how much you clean shit happens!

@misstoriblack Hell yes! But what sucks if after Rico was in my ass for a couple of minutes my ass had an issue. I couldn’t deal with it so

Bu olay dün oldu… Yoksa 3-5 gündür deniyorum bu Twitter şeysini. İnsanlar nerede ne yaptıklarını, ne düşündüklerini, ne okuduklarını falan mesajlıyor böyle uluorta. Annemizden başka kim merak eder ki bunu? Diye düşünürken Amerikan porno endüstrisinin içinde buldum kendimi.

Herhalde aranızda duyan vardır çokça. Fakat daha önceki bir postada da bahsettim, insanlar bazı şeyleri tam anlamasalar da sormaya çekiniyorlar. Hele de böyle teknolojik bir konuda kimse ”anlamadım abi ben bunu” demeyi yediremiyor.

Şimdi şöyle oluyor; gerçek isminizle veya rumuzunuzla kendinizi ücretsiz kayıt edttiriyorsunuz Twitter‘a. Sonra okyanusun ortasına dalıyorsunuz. Okyanus dedim, çünkü kaç milyon kullanıcı bilmiyorum ama hepsi bir odaya toplanmış, herkes birbirinin sesini bastırmaya çalışıyormuş gibi geliyor ilk etapta. Burada püf nokta, tanıdığınız ya da uzaktan bildiğiniz bir kişinin gönderdiği mesajlara abone olmanız. Bunu yaptığınız zaman karşınızdakine de bir mesaj gidiyor. ”Falanca senin mesajlarına abone oldu, sen de onunkilere olmak istiyor musun?” şeklinde. O şahıs ta tenezzül ederse aranızda çift yönlü bir komünükasyon başlamış oluyor. Gerçi sizi takip etmese de dünyanın sonu değil. Bir sürü konusuna vakıf insan var Twitter’da, mesajlarından ve tavsiyelerinden feyz alabileceğiniz. Ünlü haber ajansları da Twitter’da kanal açıyorlar, şirketler de.

Bu mesaj trafiğini takip etmek için ya tarayıcınız üzerinden Twitter.com a giriş yapıyorsunuz, ya da diğer programcıklar sayesinde cep telefonundan veya yine bilgisayar üzerinden hesabınıza giriyorsunuz. Web 2.0 olacağız diye gözlerimiz pırtladı, dilimiz bir karış dışarı fırladı anlayacağınız.

Kötülüğü şu bence… Bir kere, alışkanlık yapabileceğini tahmin ediyorum. Açıkcası beni çok çekmiyor şu an için. Ama hastası olanların elinden başka bir iş gelmez, hapis olurlar buraya. Kim ne dedi, ne zaman mesaj gönderdi, hadi cevap yazayım… İflahını sker adamın. Hiçbir işe yetişemezsiniz sonra.

Kötü yönlerini siz keşfedin. Ben iyi yönlerinden daha fazla bahsedeyim. Yine dün, tabii Belladonna’yı rastlantı eseri bulunca bir de Sasha’mı arayayım dedim. Ve Bingoooo!!!! Hatuncuk’da orada. Kısa bir göz attığımda gördüm ki bizim Sasha müzik gruplarından Coil i seviyor. Ve adamların Itunes’dan albümlerinin çıkartılması ona koymuş. Şöyle diyor Twitter üzerinden:

Itunes is modern Facism in disguise…coil’s albums are no longer available…who else has this effected?

Kadınları etkilemenin yolllarından biri de, başları sıkıştığı zaman onların yanında olup, tüm kuvvetleriniz seferber ederek ona yardımcı olmanız. Çıkartılan şeyi yerine koymak bab’ında gittim, aradım ve Grooveshark adlı müzik paylaşım sitesinden Coil’in 200 adet parçasını buldum. Tabii merakla dinledim bu müzik gurubunu. Sevdiceğimin zevkleri neler diye…

Çok boktanmış açık söyleyeyim… Ama zevk onun tabii. Yine de tuttum bu 200 parçayı bir playlist haline getirdim. Buraya da koyuyorum. Bilemiyorum aklı evveller bu siteye Türkiye’den erişime engel koydu mu ama?..

Bu playlist’e giden linki de Sasha’ya Twitter’dan gönderdim. Hadi hayırlısı… Romantik bir erkek imajı vermiş olabilirim. Bu onu yanıltmasın, üzmek istemem kendisini…

Bookmark and Share