Hangi Elim?

Seviyorum….

Sol elimi boşta bırakan pozisyonları.
[Bu postanın tamamı yalnızca Bold üyeler tarafından okunabilir]. 18 yaşından büyüksen üyelik formunu doldurmak için tıkla. Eğer üye isen buradan giriş yapabilirsin.

Bookmark and Share

At Gözlüğü ile Roma

Dünyanın sayılı mutfaklarından birine sahip olmamıza rağmen bunun muhabbetini hiç yapmıyoruz. En azından bizim evde ve etrafımda gördüklerimde böyle oldu hep. Ve bu da Türk’ü Avrupalı’dan ayıran en büyük özeliklerden biri. Oysa bizim tam tersimize, gavurda sürekli bir yemek muhabbeti…

Rakı sofrasını veya çalgılı, eğlenceli yemekleri sevsek de, yemeğin bizzat kendisi hiçbir zaman anatema değil. Oysa Avrupalı’da bu tam tersi. Hatta beni irite edercesine bir zıtlık bu. Koca-koca, kelli-felli adamlar birazdan gidip kasaptan alacakları dananın bilmemneresinden yapacakları Fransız, Belçika yada Katalan usulü sosun inceliklerinden falan bahsetmiyorlar mı, kıl oluyorum. Benim ilgim yok ya yemeğe ve de yemeğin pişirilmesine, tahammülüm de yok muhabbetinin edilmesine.

Gourmet (gurme) var, bir de gourmand var… Ayrı şeyler bunlar. Gourmet, hepimizin çok duyduğu, yemekten ve onun kültüründen iyi anlayan, sofra adabı ve düzenlenmesine çok dikkat eden, sofrada kağıt peçeteden çok kumaş peçete görmek isteyen bir tip. Yediği yemeğin fiyatı önemli değil onun için.

Gourmand ise yine kaliteye önem vermekle birlikte daha çok ödediği paraya değer, karnını doyuran, basit damak zevkini tatmin edebilecek bir mutfak kültürüne odaklanmış kimse… Ciddi ortamlarda kasıla kasıla yemek yemektense daha rahat ortamlarda, özellikle de servisi yapan kişiden çok büyük beklentileri olmayan kişi…

Erman Toroğlu Yer Sofrasında

Bunu Türkiye’deki kebapçı sevenlerle Meksika lokantasına gidenler arasındaki fark olarak algılamamak lazım. Birebir örneklemek oldukça zor. Çünkü, maalesef bizde inanılmaz kuvvetli bir mutfak olmasına karşın son derece bilinçsiz bir yemeksever tabaka var. Geçen gün Star tv açık kaldı maçtan sonra. Yemekteyiz diye bir program gözüme ilişti. Pakistanlı mültecilerin yemek yaptıkları mutfağa benzer bir mutfakta pişirilen yemekler, pet şişede kola ile birlikte sunuluyor. Bir de kokona karılar var programda, herşeyi eleştiriyor. Durum bu… Birtek yere gazete kağıdı serip, bağdaş kurup, aynı tencereden fasulye kaşıklamadıkları kaldı…

Hayır neden beni esasında bu kadar az ilgilendiren bir konuda gevezelik ediyorum? Yanlış bilinen şeylerin ısrarla iddia edilmesi kafamı bozuyor da ondan…

Geçen Cuma ani bir kararla İtalya’ya gittim. Biraz gecikmiş bir doğum günü hediyesi, eh biraz da ”acaba şampiyonlar ligi final maçına bilet bulur muyum” un cevabını aradım. Bu İtalya’nın erkeği meşhur biliyorsunuz. Bilimum hatun blogcularda var, oraya buraya italyan erkeklerinin fotoğrafını koyup methiyeler düzmece… Sırf blog camiası değil, günlük hayatta da böyle. Kendimi bildim bileli bu böyleydi, taaaa liseden beri… Kızlar defterlerinin kapaklarına yapıştırırdı italyan artistleri falan.

Neyse işte, bunların bir erkeği, bir de mutfağı ünlü ya, yerinde görmek ve bloga yazmak açısından ekstra inceledim…

Yukarıda gourmet ve gourmand’ı yüzeysel olarak açıkladım. Tabii Roma’yı baz alarak söylüyorum ve genelliyorum, her iki kategoride de İtalyan mutfağı tam bir fiyasko. Konserve mantardan yapılan pasta funghi’nin 8 euro olmasına mı çıldırırsın, yoksa o ünlü ince kesilmiş et Prosciutto‘nun pizza üzerindeki sunumuyla kedinin bile burnunu çevirdiği bir hale gelmesine mi?

Yemekler pahalı, lezzetsiz, bol konserve… Espressonun vatanında heriflerde take away kahve olayı bile yok. Hastanelerde sidik numunesi bırakmaya yarayan küçük beyaz bardaklara benzeyen birşeyin içine kahveyi doldurup yolluyorlar seni. Yanına croissant alayım desen sadesi yok, illa üzeri şekerli alacaksın.

Haa diyeceksiniz ki, ‘’sen turist olduğun için bulamamışsındır, yoksa muhakkak yeri vardır”. Büyük şehir, turist şehri, metropol diye tanımlayabileceğimiz Barcelona öyle değil… Hem fiyatlar daha uygun, hem de yemeklerin kalitesi yüksek. Roma’da yediğin en iyi pizzayı Stockholm’ün gettosundaki Iraklı pizzacıda yersin. Bunun yanına alın İstanbul’u koyun. Turisti İstiklal caddesinde bırakın, hiçbirşey bilmeden girip Türk mutfağından gayet tatmin edici örnekler tadabileceğin yığınla yer var.

İllüzyonu iyi biliyor İtalyanlar. Yollarda görmedim lüks, italyan spor arabalar. Skindirik, eski Fiat’larla dolu ortalık. Ama hakkını vereyim, Roma çok, ama çok güzel bir şehir. 100 yıldan daha genç bir bina neredeyse görmedim diyebilirim. Her yer inanılmaz tarih eserleri ile dolu. Yardımsever, güleryüzlü insanlar bunlar bir de.

Herşey uçmuş – satılık – 3500 Euro

Bu Vatikan denen şey var… O konuda fazla konuşmayayım, hristiyan vatandaşları üzerim. Ekonomistler, reklamcılar falan kitap yazıyor ya, var mıdır aralarında Vatikan’ı konu alan? Çünkü marketing, branding, kıl, tüy… Big biznıs bu Vatikan. Maalesef ilk hristiyanların saklandıkları yeraltı yapıları olan Katakomblara bakayım derken 14 Euro’yu kaptırdım Katolik Kilisesi’ne. Boğazlarına dursun…

Hatunlar merakla bekliyor italyan erkekleri ile ilgili yorumumu tabii. 5 günlük dikkatli incelememin çok kesin ve net sonucu şu:

Siz siz olun, Serie A’dan bir futbolcu veya İtalyan sinemasının gelecek vadeden delikanlılarından biriyle çıkmadığınız sürece İtalyan erkeklerinin adını ağzınıza pek almayın. Çünkü bu kategorilerin haricinde kalanlar Türk erkeğinden kalibre olarak çok farklı değil. Tabii şu var, yıllarca yapılan yalan reklam sayesinde belli bir üne kavuşan italyan erkeği, ülkesine de bir ton turist hatun gelince sürekli karnı içeri çekerek veya başka abartılı hareketler yaparak kendi yarattığı bu resime kendini uydurmak istiyor. Hakkını vereyim ki, İtalyan erkeği’nin başı dik. Süklüm, püklüm yere bakmıyor. E bir de etrafına şöyle bir baksa herif, hangi mirasın üzerinde oturuyor? Kibir oradan geliyor. Üzerine yavşaklığını da ekle… Kafayı eğik tutması mümkün değil. Zannedersem kadınları çeken de bu…

Bunun gibi 1500 Piazza (meydan var) belki. Turistik değil, sıradan

Bookmark and Share

Klasik, Düz, Sade, Nefis, Baştan Çıkarıcı

Alengirli, aktobatik, gözleri faltaşı gibi açtıran erotik videolar bir tarafta dursun, bazen çok da fazla özelliği olmayan, bilindik ama favori bir pozisyona dair xxx videoya bakmak insana ayrı bir huşu veriyor.

Alice’e sorduk, doggy dedi, hikayesini pazartesi günü yayınlayacağım bir hatun var, onun da favorisi doggy imiş. E kendime soruyorum, şöyle bir düşündükten sonra cidden de doggy nin üzerine yok.

Doggy style iyi pozisyon… Tonla içkinin karıştırıldığı kokteyl denizinde kaliteli ve yıllanmış bir şarap gibi…

Bir kere hafif bir bel olayı varsa hatunda, arkadan manzara nefis… Poponun biz erkekler için değerini az görmeyin hanımlar. Tüm şatafatıyla insanın önünde yarılmış bir popo, ıslak ve davetkar kukuyu da öyle bir açıdan sunuyor ki… Artık gerisi er kişiye kalmış… İster bacakları birleşik tutup kıstırarak ve popoyu kaldırarak içeri girecek, isterse bacaklar iyice yana açılıp, bel mümkün olduğu kadar yere yapıştırılarak penisin boyundan azami istifade sağlanacak…

Hiç unutulmaması gereken ve maalesef hatun kişinin tanık olamadığı kalçaların dalgalanma olayı var bir de… Ayrıntı demeye dilim varmadı, bir görsel şölen olarak addettiğim için.

Bir diğer avantajı, iki alternaifi de birbirine çok yakın olarak sunması. Bir tarafta ıslak, yumuşak, sıcak ve bilindik hak yolu, hemen kuzeyinde gavurun ”chocklad highway” diye argosunu söylediği otoban var. Dile ne dilersen. Otobana girerken izin almayı ihmal etme yeter ki…

Öylesine güzel bir pozisyondur ki bu, adına şarkılar bile yazılmıştır. Benim İsveççe dilini öğrenirken büyük yardımını gördüğüm, müziğini sevdiğim pop/jazz grubu Bo Kaspers Orkester yaptı bunu. ”Varför är det så skönt att knulla bakifrån” parçanın adı. Ayan beyan tercümesi ”Arkadan sikmek neden bu kadar zevkli” oluyor…

Cuma Striptizi olmadı, çok kişi istemişti halbuki… Yine de bu videoya itiraz olacağını zannetmiyorum. Sensüel, duygulu, birbirini seven iki insanın doggy (köpek) pozisyonunda yaptığı aşkın abartısız, katıksız belgesidir…

Get the Flash Player to see this content.

Bookmark and Share

Barely Legal – Yaş Sınırı Bıçak Sırtında

Liboş terminolojide ahlak, insan doğasının getirdiği davranışlarımız sonucu oluşabilecek zararların sonuçlarını minimal düzeyde tutmakla eşdeğer. Benim de kendime edindiğim prensip budur, liboşun hası olarak…

Bunun karşısında kişisel, genel ahlaki normlara uyduramadığı olguları şiddetle reddedip, toplulukta sivrilenleri çakalların önüne atan zihniyet var. Kapalı ve kendini batıl inançlarla zehirlemiş, en aydınının bile beyninde küflenmeye yol açmış bu sistem, aynı zamanda en çok rastlanılan sistem.

Bir önceki postanın yorumlarında bir okurun da dediği gibi damara feci şekilde basmış olmalıyım. Karşılığında gelmesini beklediğim tepki de gelmekte gecikmedi. Zaman zaman bana karşı çizme aşılsa da asıl beni kızdıran nokta, bazı sözylediklerimin arada kaynaması, dinlenmemesi oldu. En azından öyle bir hisse kapıldım.

Boomerang konuda çok hassas olduğunu gösterdi. Ve çarpışmaya değer bir rakip olarak kendisini kabul ettiğim için bu postada aydınlanmamış, arada laga lugaya gelmiş birtakım gerçekleri göstermeye çalışcağım.

Bir kere herşeyden önce Amerika’yı yeniden keşfetmeyeceğiz, bu bize zaman kazandırır.

Boomerang Türk Tabipler Birliği’nden verdiği bir linkle BM nin çocuk haklarına dair sözleşmesini örnek gösterdi. Oradaki  “çocuğun gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğe ulaşmamış olması …” cümlesi önemli.

Bakın, internette Ages Of Consent diye aramalısınız, o zaman herşey daha net bir biçimde görülecek. Bu sayfadan ayrılmadan ayağınıza kadar getireyim, sonra isterseniz kendiniz de araştırırsınız.

Ben çevirmen değilim, nasıl iyi çevirilir pek bilemedim. Yorumlarda iyi bir öneriyle geleni alalım buraya. Ages bildiğiniz gibi ”yaş” Türkçe’de. Consent ise ”rıza”. Rıza Yaşı diye çevirebiliriz belki. Yine de ben bahsederken terimi ingilizce olarak vereyim, iyi bir çeviri tavsiyesi alana kadar.

Ages Of Consent’in açıklaması nedir? (18 yaş altı kitleye eğitim amacı ile hazırlanmış bir kaynaktan)

The age of consent is the age at which a young person is legally able to understand and agree to consensual sex. In most countries, until you reach this age it is illegal for somebody to have sex with you, however old they may be. Sometimes the law is slightly different when the partners are of a similar age, but there is usually still a minimum age below which sex is always illegal.

Fakir bir çevirisini yapacak olursam,

Genç bir insanın olan biteni anlayıp, rızasıyla seks yapabilecek çağa yasal olarak olarak ulaştığı yaştır Ages of Consent. Pekçok ülkede bu yaşa erişmediğin sürece senden yaşlı birinin seninle seks yapması yasal değil. Eğer seks yapacağın kişiyle yaklaşık aynı yaşlardaysan, kanun az çok değişiklik gösterebilir. Fakat her zaman için bir minimum yaş sınırı vardır, ve bunun altı yasadışıdır.


Ages Of Consent’e neden ihtiyaç var?

Although some young people may feel that they are mature enough to engage in a sexual relationship, others may lack the emotional development to deal with this or to feel confident enough to say ‘no’. Age of consent laws are there to protect young people from being sexually exploited by adults.

Tercümede eksiklikler varsa bağışlayın, aceleyle yazıyorum. Tavsiye ile düzeltme yaparım…

Bazı genç bireyler seksüel bir ilişki için kendilerini yeterince olgun görebilecekken bazıları böyle bir ilişkinin gerektirdiği duygusal gelişimi yaşamamış olabilir. Ve hatta böyle bir ilişkiye ”hayır” diyecek kadar kendinden emin de  olmayabilir.

Ages Of Consent kanunları, bu tip durumlarda gençlerin yetişkinler tarafından istismarını engellemek için vardır.

Bu kanunlar ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Aynı ülkede kızlar ve erkekler için ayrı yaş sınırı uygulayanlar da olmuş. Hatta homoseksüelliği, lezbiyenliği bir sapıklık olarak kabul etmeyen ülkelerde yaş sınırları bu eğilimdeki bireyler için de belirlenmiş.

Bir yorumunda Boomerang şöyle diyor;

ben çocuklara tasallut olmayı tartışırken.. sen ince bir ayarla bunu .. çocuk yaşta kabul edilmesine rağmen, cinsel ilişkide ve evlenmesinde yasal olarak 18 yaş altındaki yaşlara da izin veren ülkelerden örnekler sunmaya çalışarak saptırmaya çalışmışsın.. pek hoş olmuş.. ama neticesiz… ben burda oturup on yaşından bile çocuklarla evlenmeye cevaz veren ülkelerin yasalarını konuşacak değilim…

Oysa benim ülkelere göre verdiğim örnekler cımbızla özel olarak seçilmiş değildi. Biraz daha netleştirelim bu Ages Of Consent’i.

Arnavutluk’ta bu sınır kız ve erkek için 14
Ermenistan 16
Arjantin erkekler için 13 diyor. Kızlar 16
Belçika 16
Hırvatistan 14
Danimarka, İsveç, Norveç 15
İrlanda 17
Litvanya 14
İspanya 13

Bu konuda 18 yaş çizgisini koruyan ve hatta zaman zaman üstüne çıkan ülkeler arasında ABD de bazı eyaletler, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Ruanda, Madagaskar, Haiti, Guatemala ve Türkiye var.

Tüm bilgiler bir sayfada bulunsun, gidip-gelme yapmayın diye buraya koydum. Yoksa orjinal bilgiye Avert.org‘dan ulaşabilirsiniz.

İşin konferans kısmını bırakıp blogdaki samimiyete katkı ve okurun merakına atfen söyleyeyim. Benim kişisel, genel bir tercihim yok 18 yaş altı hatunlara. İstatistik tutmuyorum ama şöyle bir düşündüğümde tercihlerimin 19 – 30 arası olduğunu görüyorum. Fakat bir şekilde şartlar oluştuğunda ve hatırladığım kadarıyla 3 veya 4 defa bu sınırın altına indim. Zannedersem ilk olayım ben 20-21 yaşındayken oldu. Her defasında yalnızca seksin ötesinde de karşılıklı paylaşılmış şeyler vardı. Ne o ilişkiyi yaşarken tereddüt ettim, ne de sonra pişmanlık duydum.

Hatta biraz işin magazin yönüne gelecek olursak, o hatunlardan birini YouTube’da Türk pop ünlüsü olarak görünce garip bir duyguya kapıldığımı söylemem lazım.

Son olarak… Esasında bu konuya ilişkin başka bir posta daha var ve aynı linki orada da vermişim. Şu hafta sonunda ekstra zamanınız varsa bir bakarsınız. Postanın sonunda hoş bir video klip var. Ben sevdim, umarım başka hoşuna gidenler de olacaktır.. Bu postanın başlığının aksine totally  legal….

Bookmark and Share

Saks ve Yalama… Kısaca Oral Seks…

Erkek olalım, kadın olalım hepimiz oral seksle ilgili problemler yaşamışızdır. Hem karşımızdakine oral seks yaparken, hem de bize yapılırken… Bu problemlerin kaynağı küçüklüğümüzden itibaren cinsel organlarımızın bize çağrıştırdığı kelimelerin pis ve ayıp olarak kafamıza işlemesi.

Bir de bunun üzerine medyada seksin ve cinselliğin ele alınırken sürekli aşkın ve romantizmin bu resim içersinde tutulması, ortaya çıkan olası problemleri ele alırken de yatakta birbirine sırtını dönmüş çiftlerin fotoğrafları bizlere seksin son derece hijyenik,  yapış yapış olmayan bir şey olarak benimsememiz gerektiği şeklinde bir ideoloji dayatıyor. Benim için resim çok daha farklı…

Bu hijyen, temizlik, yapış yapış olmaktan kaçınma konusunda empoze edilen yapay bilgiler çok tehlikeli. Sonu iktidarsızlık, orgazm olamama, kendini sapık gibi hissetme, partnerinde bulamadığını orospularda deneme gibi şeylere kadar gidiyor.

Titiz adam denince beni gösterirler ailede. Tamam biraz dağınığım falan, ama hijyen konusu benim için önemli. Hijyenin ötesinde kirlenmeyi, ellerime birşey bulaşmasını, terlemeyi falan sevmem. Bunun dışında ilginç huylarım da var. Mesela kahvaltıda ağzına bir iki lokma atıp, bunları yutmadan çay, kahve gibi şeylerin ağza alınmasına son derece karşıyım. Bakamıyorum karşımdaki böyle birşey yapıyorsa eğer. Ağızda karışan ekmek, peynir ve çayı düşünmek miğdemi kaldırıyor. Lokmanı bitir, çayını yudumla… Evet biraz zor olabilir kuru kuru yutmak. Ama bu iğrenç olmak için bir sebep değil. Portakal ve mandalina gibi şeyler önüme soyulup gelmedikçe yemem. Koku bırakıyor parmaklarda. Ayrıca zarı biraz kalın olursa portakalın, içindeki suyun istem dışı çenemize veya elimize akma riski var. Bir başka olay kahvaltıda yanlışlıkla parmağıma reçel bulaşması. Parmaklarımı yalamaktansa lavaboya gidip anında elimi yıkıyorum. Havluya kurulayıp, kahvaltıya devam sonra… Konu seks olunca bu kadar titiz değilim. Cum eating, arkasından French Kiss… Enfes…

Seks kirli bir olay… Öyle olmak zorunda… Herşeyden önce zevki böyle çıkıyor bu meretin. Bu yüzden tahammülüm yok kukusuna giren penisleri ağzına almayı reddeden hatunlara. Hatun allame-i cihan olsa kontrat iptal bu durumda… Gerçi erkekler de var, ağzına verdikleri hatunu o gün bir daha öpmüyorlar. Allah sizi ıslah etsin demekten başka birşey gelmiyor aklıma…

Evet seks kirli bir olay. Bu böyle biline… Sperm, tükürük, kan… Hem emmeye, hem de gömmeye gelmek lazım bu işe soyunduğun zaman. Kadın için de erkek için de geçerli… Şimdi bu psikolojik bariyeri yıktığımızı farzederek oral seks konusuna daha derinlemesine girelim…

Kadının ister tecrübe eksikliği olsun, isterse de seksde arzu ettiklerini dile getirmedeki çekingenliği olsun özellikle de oral seksde erkeğini yönlendirmesi çok rastlanılan bir durum değil. Erkek ise yönlendirme konusunda fena değil. Oral seks istediğinde kadın ne kadar anlamamazlıktan gelse de erkek ısrarcı. Dondan çıkarıp kızın yanağına doğru bastırmaktan tut, saçı kavrayıp hatunu apış arasına eğilmeye zorlamaya kadar değişik ifade tarzı var erkekte. Sakın erkeğin bu hareketini eleştirmeye kalkmayın yalnız. Çünkü erkeğin bu iyi-kötü çabasına karşın, gözlerini ve dudaklarını sımsıkı kapatan bir kadın türü de mevcut. Neredeyse bu taraf zopayı daha çok hakediyor.

Bir şekilde olay başlamışsa eğer, yine erkek burada yönlendirme konusunda içgüsülerinden kaynaklanan bir yeteneğe de sahip. Biz daha açık belirtebiliyoruz kadınlara ne istediğimizi. ”Ellerini kullanma”, ”dudaklarını relaks yap, sıkma”, ”üzerine tükür” gibi komutları utanmadan veriyoruz… Kadın ise oral seks kendine yapıldığında komut verme konusunda utangaç.

”Eee peki nereden bileceğiz, kadın nasıl yalanmak istiyor, hangi düğmeye ne zaman basacağız?”. O zaman bu yazı okurlar için bir ”Pussy Eating For Dummies” olsun…

Erkeğin öküzlüğünün kaynak noktası, çok fazla ”object oriented” olması. Seks diyoruz kuku, popo, meme geliyor aklımıza. Oral seks diyoruz, zannediliyor ki tek olay dakikalarca klitorise çalışmak. Şu var ki, klit ile fazla oynadığınız zaman aksine rahatsızlık bile yaratıyor.

Bu olayı öpüşmek gibi düşünmek gerekiyor. İyi öpüşmek için ne lazım, bunları bir gözden geçirmekte fayda var. Bir kere öpüşmenin bin çeşidi var. Yanağa kondurulan öpücükten, dili gırtlağa sokmaya kadar envai çeşit ağızdaki salyaları değiştirme yöntemi var. Bir kere potpurimizde bunların çoğunu bulundurmak gerekli. Yani tek bir öpüşme seansında dahi birkaç stili karıştırmanın faydası var. Hafiften başla, ateşli olan doğru git diye bir kaide de yok. Sıralamayı tamamen tersyüz edip tempoyu sürekli değiştirmek mümkün. Fransız öpücüğü dediğimiz ıslak ve dilin çokca işin içinde olduğu bir tarzı dakikalarca uyguladıktan sonra yüzün muhtelif yerlerine konduracağınız hafif öpücükler daha siz hatuna oral seks vermeden onun kukusunun değil ıslanmasına, köpürmesine yetecektir zaten.

Yine de horraaaa diye çıkarıp, saplamanın gereği yok bir anda. Haa o da olur, ama yerine göre… Burada amaç kendimiz değil, hatunu doruklara çıkarmak. Erkek olarak biz kolay orgazm oluyoruz zaten. Bir bekle, sabret… Sonunda sana da bir mükafat var….

Diyelim ki öpüşmenin ardında klasik yatay pozisyonlara geçildi ve muhtelif tekstil parçaları vücuttan çıkarıldı. Bir kere şöyle bir nefes alıp aklınız başınıza almanız gerekiyor. Neredeyim, ne yapıyorum, amacım ne?…. Ben genelde inanan bir insanın ibadete verdiği önemi veriyorum karşımdaki insana. Elinizin altındaki o vücuda kutsal bir nesne gibi bakmalı, hakkını vermelisiniz. Biliyorum testisler zonkluyor… Biraz daha sabır…

Nasıl ki öpüşürken sadece dudaklara ve ağzın içine konsantre olmadık, aynı zamanda kalçaları ve göğüsleri sıktık, kaşlardan tutun, kulak arkalarına kadar öptük… Hatunun apış arası da bunun bir tekrarı olmalı. Sırf klitorise kanalize olmamak önemli. Baldırların iç tarafından, gövdenin bacaklarla birleştiği yere, oradan anüsün başlangıcına ve hatta gerekiyorsa lülenin bizzat kendisi, her yer tatbikat alanı.

Tüm bunlar olurken, çok abaza değilseniz, taşşaklarınız bir hayli zonklamasına rağmen hala boşalmadınız büyük bir ihtimalle. Bu iyi işte… Çünkü bu tarz bir antremanla taşşakların içindeki çocukları da disipline etmiş oluyorsunuz. Zamanı gelmeden çıkmamalılar oradan. Erken boşalmaya karşı yapabileceğiniz en iyi antrenman bu.

Yanlış biliyorsam bayan okuyucular düzeltsin, ‘’sok-çıkar” ın kadın seksüalitesinde fazla bir önemi yok. Bizler penisimiz sıvazlanmadan gelemiyoruz belki, ama bir kadın içine almadan da orgazm olabiliyor. Artı pekçok psikolojik faktör var bunun yanında. Senaryo, ortam, psikoloji vesaire…

Yine de adet yerini bulsun diye sokup çıkarmakta fayda var… Finali vermek gerekiyor ne de olsa… Ve bu da tüm ihtişamı ile olmalı. Çok uzatmaya gerek yok bu kısmı. Zaten ha geldin, ha geleceksin… Bu final kısmını planlamakta fayda var. Kaç kısa, kaç uzun, kaç derin vuruş yapacaksın. Bu hesaplamalara, hatunun işi ekstradan birkaç vuruş uzatmak isteyeceğini de düşünerek, son bir 3-4 derin vuruşu bonus olarak katmanın faydası büyük.

Ve hep dediğim gibi… Sperm hiç ziyan edilmemeli. Hayatın, yaşamın kaynağı o… Tıs tıs tosbağa gibi içeri gelenlerden olmayın…


Bookmark and Share