Eşşeğin Siki, Dingo’nun Ahırı

80 lerin sonundan 90 ların sonuna kadar, Commonwealth of Australia birbiri ardına sinemada ve müzikte dünya yıldızları çıkarıyordu. Özellikle de müzikte. Hatırlar mısınız, bilmem? Midnight Oil, Men At Work, Inxs, Kylie Minoque, Nicole Kidman, Natalie Imbruglia ve adını benim hatırlamadığım başkaları.

Midnight Oil’i hep tek albümlük grup gibi gördüm, Men At Work’u sevmeyen yoktu, Inxs hiçbir zaman tarzım olmadı… Kadınları için de farklı düşüncelerim oldu hep. Uzun bir dönem Türkiye’de de Kylie Minoque en seksi, vamp kadındı. Ben onu ”too perfect” buldum, ama seksi asla değildi gözümde. En son dönemde Natalia Imbruglia gelmişti. Masum bir görüntüsü vardı. Tabii bunların içinde en kıdemlisi hiç kuşkusuz Nicole Kidman. Yalnız ona geçmeden şunu söyleyeyim: Bugün hepsine bakıyorum da birer birer… Tartışmasız Natalia her yönüyle daha seksi, daha sempatik, daha sıcak, daha gerçek diğerlerine göre. Bir de araya giren birkaç senenin getirdiği o olgun kadın havası… Mmmmmmm…. Buna mukabil, Nicole Kidman o sivri burnu ve elitist tavırları ile oldukça gıcığıma gidiyor.

Ama hep böyle değildi bu. Hatta aralarında mastürbasyonuma malzeme olmayı da başaran birtek Kidman oldu. Hatırlarsınız, kocasıyla denizlere açılıyorlardı. Sonra teknelerine aldıkları bir kazazede, Nicole’un kocasını sopalıyor sonra da Nicole’e (yarı) tecavüz ediyordu. Pembe ve az etli kalçaları gri renkli eşofman kumaşından yapılmış şortunun altından fırlamıştı. Kızıl saçlar ve küçük ama biçimli göğüsler… Ensede, bembeyaz boynun üstünde, ter yüzünden kıvrılan saçlar, düzüldükçe kızaran, çilli yanaklar..

Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum ama herhalde bir veya iki defa o filmdeki sahneleri düşünerek mastürbasyon yaptığım oldu. Etiket bulutunu / anahtar kelimeleri veriyorum : tecavüz, küçük göğüsler

Şimdi sizlere samimi bir soru soracağım… Bir ara ekşisözlükte de yazdığı gibi (bir başkası da olabilir, hatırlamıyorum) benim sıkı bir ruh hastası olduğumu düşünüyor musunuz? Ya da ağzımdaki baklayı çıkarayım hadi, benim pedofil olduğumu düşünüyor musunuz? Çekinmenize gerek yok, bu kritiği kaldırabilirim. Ayrıca böyle düşünüyorsanız yalnız da değilsiniz, onu belirteyim. 22 milyon Avustralyalının (bunlara aborjinler de dahil) oylarıyla meclise soktukları milletvekilleri böyle düşünüyor mesela. Yani 5 Posta blogunun yazarı pedofil derseniz, arkanızda koca bir Avustralya kıtası var.

Tabii tüm kıta böyle diyor dersem abartmış olurum biraz. Mesela Avustralya Seks Partisi var, ciddi ciddi siyasi parti bu bildiğin. Politik olarak benim gibi düşünenlerin yanında yer alıyor. Demek iş o raddeye gelmiş ki Dingo’nun ahırında, artık parti kurmak elzem olmuş. Konu şu:

Bir merci var bu Kangurusikenler ülkesinde. Bunlar tıpkı bizde olduğu gibi, halk internette neye bakarsa, vatana-millete faydalı olur diye düşünüp, uygulamayı kendilerine görev edinmişler. Amcalar diyor ki,

küçük göğüslü (flat chested women) hatunların erotik film ve fotoğraflarda yer aldığı yayınları yasaklayalım. Çocuk istismarını çağrıştırıyor bu.

Yaşın 29 da olsa, göğüslerin küçükse bunların fotoğrafını çekip internete yüklemen hem senin başını yakacak, hem de bu fotoğraflara bakanlar pedofil olarak şüphe altına alınacak. Somebody Think OF The ChildrenDiscussing censorship and moral panic in Australia adlı site haberi böyle vermiş. Baktım, ama aletin boyundan ötürü interracial pornonun yasaklanacağına dair bir haber yok. Yakındır ama..

İngilizlerin bu adaya işe yaramaz, çapulcu, hırsız, sahtekar tipleri sürdüğünü biliyordum. Ama bu taşşak artıklarının 1788 den günümüze, 222 yılda biraz ilerlediklerini zannetmiştim.

Bu çılgın fikrin arkasında aslında Kids Free 2 B Kids adlı organizasyon var. (Bu arada küçük bir bir tespitimi sıkıştırayım buraya: interneti sansürlemeye çalışan kurumların websitelerini incelediğimde çağdışılığın yalnızca düşüncelerde değil, estetikte de bir standart olduğunu gören birtek ben değilim herhalde. bkz. Mü-Yap internet sitesi)

Denize sıfır porno yıldızı Stoya

Bu kararla Porn Valley’de 2 sene öncesinin en iyi aktristi seçilen ve aynı zamanda anal seks düşkünü (hadi şuna götçü diyelim) Marilyn Manson’un da sevgilisi olan, 1986 doğumlu Stoya’yı ülkede illegal yapıyorlar. Stoya sevenleri tespit edip, bu bilgilerle bir bilgi bankası oluşturmak, daha sonra bu sistemde adı yer alanların bir listesini anaokullarına ”işte şüpheliler” diye dağıtmak sıradaki kanun olsun…

Sıra gelirse tabii… Herhalde şunu da duymadınız: Aynı amcalar fıskiyeli orgazmı yasakladılar. Sebep: orgazm sırasında fışkıran şey sidik mi değil mi tam karar verememişler. Ama daha çok sidik olarak göründüğü için kanundaki ”Golden Shower tasvir etmek suçtur” maddesine istinaden Squirting içeren pornografi ülkede yasaklandı. Adamlar ayrıca kadınların fışkırtarak orgazm olmasını miğde bulandırıcı olarak nitelendirmişler.

Stoya (soldaki) sansüre takılır, sağdaki ”şey” OK.

Bazen cennet ülkemizin üzerine çok gidiyoruz belki. Bilmediğin, aklının ermediği işlere kafana göre yasak koymayacaksın demek ki. Yapacaksan Türkler gibi toptan yasaklamak lazım pornografik yayınları.  Yoksa biz de yarım yamalak yasaklasaydık, bu tip saçmalıklar gündemimizi dolduracaktı. 5651 den Allah razı olsun, bu kanunu düzeltmeye çalışanların elleri kırılsın. Düşünebiliyor musunuz, bizde ana haber bülteninde fıskiyeli orgazm ve yasaklanması konuşulacaktı. Türk tv lerinin ele alış biçimiyle düşünün bir…

Fıskiyeli Orgaaaazzzzm!!, Aağzz sonra !!! Bu yasak ünlü manken Pelin Götveren’i de vuracak mı? Daaaaannnnnn. Reklamlardan Sooooğra!!!!! Tüm ayrıntılarıyla… Yalnızca AmTV de… Daaaaaannnnnn!!!!..

Bence şanslıyız… Ayrıca bizim kanunlarımız kadına toplumda hakettiği yeri veriyor, onu bir eşya olarak görmemizi engelliyor.

Çünkü sizce de Avustralya’daki bu uygulama, insanlara kadınların yalnız ve yalnız büyük göğüslü olursa seksi, atraktif olabileceği mesajını vermiyor mu? Aksi, iğrenç bir sapıklıksa …

Bookmark and Share

Fekat Bu Censure’dür Azizim

Ben gazete okumuyorum esasında. Birtek Taraf Gazetesi yazarlarının köşe yazıları RSS okuyucuma gelsin diye eklemiştim. Ama onlar da yazının başlığından sonra 2 satır veriyor. Yani yazının tamamını Taraf Gazetesi’nin kendi sayfasından okuyacaksın. Aranızda blog yazanların falan aklında bulunsun, asla okumuyorum bu tür yazıları. Benim gibi de çok insan var.

Ancak Türkiye’ye gittiğim zamanlar ailenin statükocu bireylerine takılmak için Taraf alır, atarım önlerine. Toplam kaç defa aldın da okudun diye sorarsanız, 7-8 defayı geçmemiştir derim. Ancak Taraf Gazetesi bende Lorel ile Hardy’i, Mandela ile Hitler’i aynı bünyede barındıracak bir gazete imajı vermişti. Sırf kendi imajları değil, Türkiye için de böyle bir elbise biçen yaklaşımları vardı. Yalanmış…

Sevan Nişanyan Taraf Gazetesi’nde uzun süre ekonomik karşılığını almadan yazdığı yazılarına son verdi ve köşesi Kelimebaz’ı bırakmak zorunda kaldı. Detaylı gerekçeleri Facebook‘da kendisi bizzat haber veriyor Nişanyan. Ben bunu Hasan Rua‘dan öğrendim.

21 Eylülde çıkan dine ilişkin yazımdan sonra, kabul edilebilir küstahlık sınırını aştığını düşündüğüm tavırlarla karşılaştım. Birkaç kez alenen fırça yedim. Yazılarım – herhangi bir açıklama veya ikna teşebbüsü olmadan – gelişigüzel makaslanmaya başladı. Ekim ayında çıkan iki kitabımdan gazetede tek satırla söz edilmedi. Gerekçe olarak, dine ilişkin yazılarımın “gazeteye zarar verdiği” söylendi. Gazetenin “bir süre” beni destekliyor görünmek istemediği bildirildi. Siyasi konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmam “tavsiye” edildi.

diyor Nişanyan.

Fikir üretip, bunu başka insanlarla paylaşan bireylerin meslekleri ve isimleri ne olursa olsun, kimi, hangi kurumu ve düzeni hedef almış olurlarsa olsun, böyle susturulmaları doğru değil.

Peki ne yazmış da Nişanyan afaroza uğramış? Bu da yayılsın… Eskiden oluyordu, artık klavyeyle yazılan birşeyin saklanması, sakıncalı kabul edilmesi ve yayılmasının önüne geçilmesi mümkün değil. O yüzden Nişanyan’ın yazısının tamamını kendi blogundan buraya kopyalıyorum:

-”Censeo (değer biçmek, takdir etmek) fiilinden censor (/kensor/) eski Roma’da hem nüfus idaresi hem ahlak zabıtası görevi yapan bir yüksek görevlinin adı. Yaptığı işin adı censura (/kensura/).

Latincenin Kuzey Frengistan vilayetinde konuşulan taşra lehçesinde bu kelimenin telaffuzu ikibin yılda tanınmayacak derecede değişmiş. İnce sesliye bitişen /k/ sesi önce /ts/ sonra /s/ diye söylenir olmuş. Geniz /n/sine bitişen /e/ sesi ağzın gerilerine doğru kaçıp /a/ olmuş. /U/ sesi incelip /ü/ halini almış. Kelime sonundaki –a dişil eki de önce /e/ olmuş, sonra eriyip gitmiş. Modern Fransızca sözcük halâ aslına yakın bir şekilde censure yazıldığı halde /sansür/ diye okunuyor.

Türkçeye gazetenin icadından hemen sonra sansür de gelmiştir. Kelimenin 1900 civarından daha eski örneğini bulamadım henüz, ama tahmin ederim 1865’lerde Tasvir-i Efkâr’ın hükümetle başı derde girdiğinde Babıali’de birileri “fekat bu censure’dür azizim” diye mırıldanmıştır.

Şimdi diyorlar ki memlekete özgürlük geldi. Doksan seneden beri tabu olan şeylerden bile artık serbestçe bahsedebilirsin.

Ama bir de ne görelim? Bu sefer başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar.
Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!

Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde. #

Taraf Gazetesi’nin bu sansürüne karşı tepkilerini Nişanyan’ın yazısını yayınlayarak gösteren diğer bloglar ise şöyle (başka bloglarda çıktıkça aşşağıdaki listeyi güncelleyeceğim)

Hasan Rua – Lektüel
Lermontov – Yıkıcı Tutku
Taylan -Seviyesiz Siyaset
Kenar -Kenardan
Ali Rıza Esin -Durumsama
Cansu Elter – Mana Aramayın
Postdijital – Internet is copyleft & kopimi
Lover is Loser – Soğuk Yemek
CryptoPunk – Hiçbirşey Hakkında Herşey
Nastenka – Nastenka’nın derdi
Aslı Kubilay – Buraları eskiden dutluktu
Gaykedi – Gaykedi
Aglea – Ztopya
Mutlak Töz – Bütün Yanlıştır
Özlem Ceylan – Somewhere Out There
Cucurbitulae – Sans Sur

Bookmark and Share

Sevgilinin Bakışı

Şu günlerde ilginç/sıkıcı/saçma/anlamsız/erotik/pornografik/sanatsal bir video Japonya’da oldukça popüler. Seçenekleri bol koydum, isteyen istediği şıkkı seçsin diye.

Bu videoda bir kız (yaşı belli değil, ama küçük gözüküyor) 13 dakika boyunca size bakıyor. Yalnızca bakıyor… Çıplaklık yok, cinselliği çağrıştırır birşey yok. Videonun isminden başka… ”Koibito mesen”, yani ‘’sevgilinin bakışı”. Statik bir kamera ve rötuşlanmamış bir video.

Bu videoyu bana göre dikkate değer kılan nokta, ona bakanın kim olduğuna sıkı sıkıya bağlı olması. Sıkıcılık, sanatsallık, ilginçlik herhalde bu satırları okuyan, konsepti anlayan insanlar için genel geçer tanımlamalar olur. Ama eminim bir yerlerde pedofiller için de bulunmaz bir hazine gibi görülecektir. Onlar için bu video japonların ”junior idol” veya bikini idol türündeki videolardan da daha nadide bir parça olacaktır diye tahmin yürütüyorum. Yakında japon XXX video dükkanlarının tüm bir katını bu tarz videolara ayırırlarsa da şaşmamak lazım. Çünkü şu aşşağıda gördüğünüz video’da Magibon adı ile de bilinen kız Japonya’da 5 milyon defa izlenmiş.

Son birkaç yıldır UNICEF’in yoğun baskısı var Japon hükümetine. Ülkeyi çocuk istismarı konusunda parmağını bile kıpırdatmamakla suçluyorlar.

In countries such as the UK, sexual or abusive depictions of children are illegal. Japan currently has restrictions on photographs of children, but the likes of manga and anime are not censored. As a result, problematic images flood out into the world.

UNICEF in alınmasını istediği ilk tedbirlerin başında Lolikon‘un yasaklanması geliyor. Bu baskı içeride de birtakım feminist gruplardan destek gördü. Fakat halk arasında henüz bu desteğin esamesi okunmuyor. Hokkaido News adlı haber sitesi 2798 okurunun Lolikon’un yasaklanması konusundaki fikirlerini aldı. Çıkan sonuç cidden çok ilginç… % 98.4 oranında bu yasağa hayır oyu geldi. Yalnızca 45 kişi Lolikon’un yasaklanması gerektiği yönünde oy kullandı.

Yüzeysel sohbetlerde Japonya ve seks konusu geçtiğinde ‘’sapıklık” fazla düşünülmeden reva görülen bir yafta. Biraz rakamlarla bunu açmak lazım. UNICEF ve diğer organizasyonlar Japonya’yı çocuk pornografisinin yayıldığı epidemil merkez gibi gösterme çabasının pek de dayanağı olduğunu söyleyemieyiz. Birleşmiş Milletlerin tuttuğu bir istatistik her 10,000 kişiye Japonya’da 1,78 tecavüz düştüğünü söylüyor bize. Ahlakcılığın, aşırı dindarlığın merkezlerinden ABD de ise bu rakam 10,000 de 32… Dışardan medeni ülke statüsüne koyacağınız eşitlikçi, feminist İsveç’de ise bu oran 10,000 de 24…

Bu istatistiğin dışında bir de japon ulusal polis teşkilatının kendi rakamları var. Şunu eklemek lazım, Lolikon 80 lerin ortasında patlama yapan bir trend. Bunu da gözönüne alarak rakamları inceleyelim.

Burada ”minors” diye geçen 13 yaş altı olmalı. 80 lerin başında 1000 civarında seyreden tecavüz vaka sayısı Lolikon’un ”mainstream” olması ile paralel olarak 600 – 700 vaka civarına iniyor. 1999 da gelen bir kısmi kısıtlamanın tekrar tecavüz vakalarının artmasına sebep verdiğini görüyoruz.

Ülkelerin ve insanlarının karakteristik özellikleri var. Tutup da eh o zaman bunu biz de aynı Japonlar gibi yapalım demek de pek gerçekci değil. Ona uygun altyapını hazırlayacak bir kültür, bu kültürde önemli izleri olan din/gelenekler falan bu düzenlemenin parametreleri.

Ancak gerçek olan şey şu ki, birşeyi ne kadar yasaklarsan o kadar ters tepiyor. Ölüm cezasının, polis şiddetinin kol gezdiği ABD de en vahşi, akla gelmedik cinayetler işleniyor. Her golden sonra İsa’ya selam çakan futbolcuların ülkesi Brezilya’nın çocuk pornografisi istatistiklerine verdiği rakamlar Lolikon’u bir subkültür haline getirmiş Japonlardan çok daha vahim. Oruç tutmayanın horlandığı Tükiye’de gelinlikle otostop yapanları, Hollandalı turistleri boğazlamak, tecavüz ettikten sonra uçurumdan atmak sıradan haberler.

Bize gerekli olan bolca araştırma, çokca tartışma… Pisliği halının altına süpürmeden, vicdanları da gerekirse biraz rahatsız ederek köke inmek…

Bookmark and Share

Total Toilet Pig – Proud To Be An American

Olm, sizleri temin ederim % 46 çok az alıyor bu adamlar. Millet baskı altında… Serbest irade ile oy verilse % 86 nın altına düşmezler. Sizlere olan olayları bir kere daha uzun uzun anlatıp kafanızı yormayacağım. Kısaca,

- Lüks mahallede çocuk istismarı olduğu zannedilen bir  konu başlığına ait fotoğrafların, aşırı hassasiyet ve bilgi eksikliğinden dolayı refleksif olarak anında ”böyle sanatın içine tüküreyim” ci bir grubu kenetlemesi,

- ve bu grubun hassasiyetinin, konuyu açan Gaykedi’ye karşı homofobik saldırıda kullanmak isteyen başka bir grubu ateşlemesi,

- akabinde ise olayın linçe yönlenmesi beni bir hayli meşgul etti bu hafta sonu.

Mahallede olaylar dindi şu an için gerçi. Bilgi edinmeden fikir sahibi olanlar, ecnebilerin de kendilerine Miller testi (bira markası değil) diye birşeyin varlığından haberdar etmeleri neticesinde, cahilliklerinin de verdiği utançla evlerine kapadılar kendilerini. Camdan bakıyorum, tülleri dahi sıkı skıya örtmüşler, sokağa bile çıkmıyorlar. Yalnızca kendi aralarında görüşüyorlar.

Neyse uzatmayayım… RSS ime düşen bir haberi sizlerle paylaşacağım. Bu paylaşım, merhametsizce bir paylaşım… Ve abartacağım….Toleranssızlığa o kadar kafam bozuk ki, biraz tersine traş etmek istiyorum.

Ülkemizde belediyelerin kiraz, erik, van kedisi festivalleri falan oluyor. Acaba diyorum, emniyetten de izin alınsa, CHP nin de desteği ile homo festivallerine izin çıkar mı?
[Bu postanın tamamı yalnızca Bold üyeler tarafından okunabilir]. 18 yaşından büyüksen üyelik formunu doldurmak için tıkla. Eğer üye isen buradan giriş yapabilirsin.

Bookmark and Share

Türk Korsan Parti Kurulurken – Bu Esnada Metruk Barakada

Türkiye’de kurulması düşünülen bir korsan partiye ilgi var gibi. Eğer Türk’ün organize olamama ve hizip yaratma hastalığı bu harekete ket vurmazsa birşeyler olacak. Halihazırda 33 ülkede var Korsan Parti. En son İsviçre’de 150 kişiyle kuruldu. İsviçre Korsan Parti kurucuları hareketi ”ne sağ ne de sol, yalnızca ileri” olarak açıkladılar. Ehhh Bismillahirrahmanirrahim…

Tüm bunlar olurken düşman da uyumuyor tabii. Düşman kim? Esasında bir alay embesilden oluşan politikacılar. Niye embesil olduklarını birazdan açıklayacağım zaten. Ama önce kısa önbilgi.

Sarkozy ve şurekası blogda daha önce de bahsettiğim HADOPI adı verilen kanunu yürülüğe koymak için cidden takdire şayan bir çaba içersinde. HADOPI’nin kısaca amacı, telif haklarının internet üzerinden doğru işleyebilmesi için internetin buna uygun hale getirilmesini sağlayacak bir dizi yaptırımları yürürlüğe koymak. Detayları Wikipedia’dan okuyabilirsiniz. Ancak en çok yaygara çıkmasına sebep olan maddesi, internet abonmanlığı olan vatandaşların herhangi bir telif hakkı ihlalinde internet bağlantılarının kesilmesi. Bir Kara Liste ye alıyorlar sizi, para cezası da var. Bu kanun gitti, anayasa hukukçularından geri döndü. Sarkozy bir daha allayıp pulladı ve geçtiğimiz hafta da senatodan geçirmeyi başardı. Kanun son şekli ile telif hakkı ihlalinde;

- İnternet bağlantısının kesilmesi
- İhlalin şiddetine göre 2 yıl hapis cezası
- 300.000 avroya kadar para cezasını öngörüyor.

Aranızdan akl-ı evveller çıkacaktır sanatçının hakkını koruyacak, 2 senedir gırtlak patlatmama rağmen. Bir bakın bakalım bu kanunu koyan insanların realiteden ne kadar haberleri olduğuna da, sonra karar verin bu adamların kapınızın önünden çöpü kaldırmasına bile müsaade eder misiniz? Bugün tarih neymiş? 16 Haziran 2009… ”5 posta yazdı, kıçımızla güldük” diyenler olur belki…

Senatör Yves Détraigne internette anonim olma hakkını korumak istiyor. Nasıl yapacak, bunu bir seminerde açıkladı. İnternette kullandığımız kimlikler gerçek hayatta kullandığımız kimliklerden ayrı tutulacak. Yani Pucca gerçek adı olan Rahime Diksok‘u tehlikeye atmadan Pucca’yı kullanma hakkına sahip olmaya devam edecek. Ancak bunu yapabilmesi için bir devlet kuruluşunda gidip nick’ini kayıt ettirmesi gerekiyor önce. Artık orada bir de internet nüfus cüzdanı verirler mi, vermezler mi onu ben bilemiyorum. Ama Yves ”kullanıcıların nick kullanma hakları tabii var. Ama bunun da bir düzene, kurala, şekle ve şemale bağlanması lazım” diyor.

Fransa’nın yazarlar ve kompozitörlerin telif haklarını oldukça agresif bir biçimde koruyan La Société des Auteurs et Compositeurs Dramatiques (SACD) in başkanı Pascal Rogard’ın yumurtası ise şu: ”özel hayatınız ile ilgili problem istemiyorsanız internete girmeyin”. Hem de nerde yumurtladı bunu? Dijital Ekonomi‘den (!!!!????) sorumlu devlet bakanı Nathalie Kosciusko-Morizet‘in düzenlediği bir seminerde.

Aynı seminer sürecinde, bir kahvaltı masasında Morizet’de üzerine tüy dikti.

İnanamıyorum, o kadar saçma ki.!!!. Bir kesim medyaya kalsa Twitter ve Facebook İranlı demokrasi savaşcılarıyla dolu. Oysa oralarda pedofillerden ve nazistlerden başka birşey yok.

Ben bir insanın yabancı dili iyi bilip bilmeme kıstasının spesifik bir cümleyi anlam kaybına uğratmadan o dile tercüme edebilmesiyle ölçerim. Mesela benim kullandığım kıstas ”O Göte Bülbül Öte” dir. Fakat tüm bunların ışığında, bundan sonra aranızdan Fransızca bilen biri bana ”beyin amcıklamasını” anlam kaybına uğratmadan tercüme edebilirse, bir daha Fransız politikacılarla beraber anacağım o cümleyi.

Fransızca bilenleriniz olabilir diye bu videoyu koyuyorum. Fransız parlamento üyeleri engellemek için kanun koydukları Peer to Peer’in ne olduğunu soran gazeteciyi yanıtlamaya çalışıyor. Bilen birisinin yardımıyla videoyu izlediğimde anlıyorum ki, üyelerin yalnızca yeşillerden olanı doğru düzgün bir açıklama yapabiliyor. 2.sırada gelen ihtiyar, gazeteci ‘’streaming” dediğinde ”ben fransızca konuşuyorum, özür dilerim” diye çekip gidiyor.

Bookmark and Share