Çek yahudisi Pavla Fleischer (Fleicherova) 2004 yazında Ukrayna göçmeni, Amerika’da yaşayan Eugene Hürtz e aşık olur. O dönem film okulunda öğrenci olan Pavla bir arkadaşının ısrarı ile bir akşam Chinatown daki Bulgar barına müzik dinlemeye gider. Eugen burada dj lik yapmaktadır. Bununla da kalmayıp New York un ünlü Punk-Rock gruplarından Gogol Bordello‘nun da lideridir. Pavla’nın çingene müziğine olan ilgisi ve Eugene’nin karizmatik kişiliği birleşince şimşeklerin çakması çok zaman almaz.

Pavla & Eugene, plastik çatal bıçağa dikkat!!!
Pavla, şöyle anlatıyor aralarındaki olayı… Türkçeye çevirmedim, atmosferi kaybeder diye de bir bakıma….
”I had become obsessed with Eugene. That’s what it was. One drunken car ride with him in the summer 2004 and I could not get him out of my mind.
He was loud and obnoxious but with passion I rarely saw in men I have known. He serenaded me with gypsy songs, and enchanted me with his spirit.
I needed more time with him but sadly, Eugene did not need me. He was after all the lead singer of the new Yorks’s notorius Gypsy Punk band, Gogol Bordello, with no shortage of female fans.
Like a woman possesed I played my final card, and appealed to the only thing I could: his ego. ”I’ll make a film about you”.
Anladığımız kadarıyla Pavla’nın bu aşkı karşılıksız kalıyor. Ancak sanatçı kişiliği ile çektiği aşk acısını birleştirince ortaya mükemmel bir belgesel çıktı. The Pied Piper Of Hützovina…Belgesel’in konusu Eugene’in anavatanı Ukrayna’ya köklerini aramak için yaptığı ziyaret.

Kiev’de 1972 de doğmuş Eugene… Rus, çingene, Ukrayna karışımı bir aileden geliyor. Benim Gogol Bordello ile tanışmam 3-4 yıl öncesine dayanıyor. Hep üzerine basmak istediğim konu, copyright kanunlarını çiğnemek sayesinde tanıştım bu mükemmel grupla. İki konserlerine gittim şu ana kadar. Bir müzisyeni canlı performansını izlemeden değerlendirmek olmaz. İnanılmaz bir enerji, inanılmaz bir şov, bunun yanında çok samimi ve içten…. Böyle özetleyebilirim Gogol Bordello ‘yu. Eugene i izlediğin zaman bir entertainer olmanın ne demek olduğunu görüyorsun ayan beyan…

Burada da arada bir belirttiğim üzere, etnik müzik ve özellikle orta ve doğu avrupa, rus, çingene müzikleri ilgi alanım. Bu bakımdan Eugene’yi keşfetmek abartmak gibi olmasın ama, kardeşini bulmak gibi birşey oldu benim için.
DVD yi almadım henüz, ama ilk yapacaklarım arasında… Yeni albüm Super Taranta çıkalı çok olmadı… Bir tane de parça oradan koyayım…
Cumartesi günü dünya kadınlar günü. Hepsinin kutlar, alınlarından öperim. Ben bugünden postamı atayım ne olur ne olmaz. Bakarsınız hafta sonu sex, drugs and rock n’ roll yüzünden vakit kalmaz bloga.
Ne olur dünya kadınlar gününde? Herhalde Taksim’de veya Kızılayda başkanları hırka giyip gözlük takan kadınlardan oluşan dernekler konuşma yapıp bildiri falan dağıtırlar. Polis saçlarından tutup sürüklemezse bir de yürüyüş yaparlar. Bütün bu çabalara rağmen yine de bir yerlerde namuslarından abilerinin ve babalarının sorumlu olduğu kızlar dayak yer, kızlık zarı diktirir veya kara kara düşünürler ”önden değil de arkadan versem en azından namusu kurtarmış olurum” diye.
Konuyu yine oraya çektin Fenasi demeyin sakın. Kadının iş hayatında erkekle aynı imkanlara sahip olmasını çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı sağlayacak, kadına uygulanan şiddete (bondage bu kategoriye girmez) içişleri veya adalet bakanlığı sahip çıkacak. Ben yalnızca oral ve anal seks den sorumlu devlet bakanı olarak üzerime düşenleri yapıyorum…
Kadın erkek eşitsizliği konusunda hergün önümüze çıkan bir örnek var, bilmem dikkat ettiniz mi? Bilindiği gibi erkekler her an çiftleşmeye hazır yaratıklar. Bir sinyal almaya görelim, içimizde havai fişekler patlar, kalp atışları hızlanır, kafalarda senaryolar kurulur, porno filmlerde gördüğümüz pozisyonlardan hemen bir repertuar oluştururuz falan. Bizdeki bu anlık değişimleri gören bir arkadaşımız varsa ”ulan olm ne adi herifsin, her önüne gelenle yatıyorsun, insanda biraz ahlak olur, kendini evleneceğin kadına saklasana” dese herhalde ”hassktr lan” deriz en hafifinden.
Fakat mahallemizdeki, sınıfımızdaki, apartmanımızdaki, işyerimizdeki kızlardan biri üst üste ayrı iki erkekle beraber görünse ”her önüne gelene veren kız” damgası yer. İster İstanbul’da ister Diyarbakır’da olsun tepki daima aynı olacaktır. Sosyal bilimcilerimiz, psikologlarımız bence buradan başlamalılar problemi çözmeye.
Çözüm için kızlar da kendilerini biraz ateşe atmalı. Başkaldıran, ana-baba lafı dinlemeyen ve her önüne gelene veren kızlara ihtiyaç var. Rock n’roll kültürü bu yüzden her genç kızın düsturu olmalı. Üniversite yıllarımda en kolay veren hatunlar rock cu kızlardı. Harbi kızlardı hepsi de. Sırf seks değil, oturup konuşabilirdin ayrıca. Vardı diğer şımarık, asalak tarzı hatunlar da. Onlar da veriyordu ama arabası olanla cüzdanı kalın olanlara. Yani düz orospuluğun toplumda kabul görmüş şeklini icra edenlerdi onlar.
Sahte insanlarla arkadaşlıklar yürümez, tahammül edemeyiz bu tür insanlara. Peki sahte hatunlarla nasıl yatacağız, kalkacağız, tükürük değiştireceğiz, cinsel organlarını yalayacağız. Her babayiğidin harcı değil. Ben antremanlıyım yaparım. Ama aranızda saf çocuklar varsa kendi ruhunuzu da çürütürsünüz bu tarz hatunlarla.
İşin ilginci, bazen aileleri tarafından da kışkırtılıyor bu sahte şıllıklar. Aman iyi bir koca bul, paralı işi olsun, evi arabayı üzerine yapsın. Genelede anneler bu tarz öğütler veriyor bir de. Kötü niyetli değiller ama… Kızlarının kendi bileğiyle birşey başarabileceğine inanmıyorlar, ya da böylesi daha kolay. Yasla erkeğe kıçını, çıkarttır bir kredi kartı, Melahat’ın günü senin, Firuze’nin günü benim dolaş. Yeni alışveriş merkezi açılmış aman oradan çıkma!!!
Valla ben herkese veren kötü kızları seviyorum. En samimi ve candan olanları onlar. O yüzden Suicide Girls’e üye oldum. Hatunların hepsi şaheser, dövmeleri sanat eseri. Vur bakayım media player a… Sesini iyice aç ama. Dandik hoparlörlerin varsa hiç zahmet edip dinleme parçayı. Piç edersin yoksa…
Web tarayıcını tam ekran yaparsan daha zevkli, kaldır o arama çubuğunu falan. Zaten buldun aradığını…
39 resim tekmili birden. Hepsi birer Küçük Şeytan…

Hafta sonu eğlenceli geçti diyebilirim. Çıkmıyordum uzun zamandır, Selim aradı ”hadi olm, yeni bi yer var.Kızlar süper”. Barda kız tavlama olayı biraz amatör işi. Bırakalı 3-5 sene oldu. Kendi ayacıklarıyla gelirlerse hayır demiyorum, yoksa genelde ”cool” takılmayı tercih etmekteyim. Günümüzde abaza erkek sayısı fazla, bu da hatunların ”aman bizim kukumuz altından haa, ona göre” şeklinde düşünüp ona göre davranmalarına yol açıyor. Hal böyle olunca erkeklerde 250 gr. kuku için binbir türlü maymunluk yapıyor bar ortamında. Eğer ki işin içine bir de alkol girdiyse bütün karizma bir anda sıfır olabilir. Allahıma bin şükür böyle birşey başıma daha gelmedi. Bunda alkol konusunda kendi sınırlarımı iyi bilmemin rolü var.
Açılan yerin adı Harry B. James. Gitmedim daha önce…Selim & Co. erken gitmişler oraya o gece. Ben ilk önce bizim mahallenin barına takıldım biraz. Bir siyah çek birası attım. O kadar kalabalığın arasında isveçli hıyarın biri takıldı. Neyse biraz Şampiyonlar ligi muhabbeti yaptık. Alex’i herkes biliyor bu arada. Türk olduğum meydana çıkınca çocuk bana eskiden bir Türk sevgilisi olduğunu ama olayı öğrenen kızın abisinin kendini bıçakla kovaladığını anlattı. Beklentisi benim savunmaya geçip ”yok ama her Türk öyle değil” gibi birşeyler söylememdi herhalde. Yüzüme sahte bir gülümseme takarak ”olur öyle” dedim. Sonra saatime bakarak ”çamaşırları makineden çıkarmam lazım” diyerekten sızdım oradan.
Metroyla dört durak, neyse geldik ama kapıda sıra var. A.q. buradaki kapı personelini tanımıyorum. Yoksa sıra falan beklemez Fenasi abiniz Stockholm gecelerinde haa…15 dakka max, daha fazla beklemem dedim içimden. Sürmedi o kadar, tak icerdeyiz işte. Vaay Selim naber abi!!! Muck, muck hafif sarılma, iki yanak hesabı. İçimize işlemiş yapmadan olmuyor. Ama düşününce İsveçlilerin gözünde garip görünüyordur kesin.
Silme gacı dolu içerisi. Seksi çorap ve ayakkabılar cirit atıyor, memişler dar kıyafetlere sığmıyor. Yaş ortalaması söylemek zor 19-20 lik de var 45 de. 30 un üstündekilerde ekstra yetenek görmezsem şans vermem. Ağacı yaşken eğeceksin. Diiceyi tanıdım, kılık kıyafet satan bir dükkanda çalışıyor puşt aynı zamanda. Muhtelif barlarda gece hayatında birbirimizi görmüşlüğümüz var. Zannedersem ikimizde kılız birbirimize ki o da ben de görmezlikten geliyoruz.
”Cut the bullshit” diyorsanız sizi misafir odasına alayım. Aha aşşağıda resimler tekmili 27 tane. İlk resim dalya.ak diiğceye ait. Merak etmeyin yanındaki hatun ona vermiyor. Bütün resimler Selim’in makinesinden çıkma. İlki hariç. Onu Harry B. James’in sitesinden arakladım. Kopirayt mopirayt demişler ama sklemedim. Resimlere tıklamaya başlamadan önce media player a tıklayıverin, atmosferi tamamlayıcı fon müziği koydum.

İlerleyen saatlerde Selim biriyle yiyişmeye başladı. O arada Selim’le beraber kendisine porno site hazırladığımız kız Johanna geldi. Yanında erkek arkadaşı vardı muhabbet edemedik. Bu konuya bilahare döneceğim…Selime gelince, ertesi gün öğrendim, yüzümü kara çıkarmamış.
Tags: rock müzik, rock bar, rock girls, 80 li yıllar, glam rock, gece hayatı, stockholm, bar kızları
Son Atılan Yorumlar