
Trendlere karşı allerjim olduğunu söylemiş miydim? O yüzden eski yıl biterken şööööyle bir toparlama yapmayı seçmedim. Denk düştü, Fizy’nin erişime engellenmesi son blogpost oluverdi. Bilgi Üniversitesi’ndeki porno olayı, yeni yılın ilk postuna köşesinden konu olmuş olsun o zaman. Kur-an’da müzik şeytan işiydi, üniversitede ise porno… Same same, but different.
Aslında çok da didiklendi, o yüzden ben yazmayayım bari dedim ama bu blogun arada bir ziyaretçisi olduğunu anladığım bir Ekşi yazarı ‘poke’ yapınca (Cüneyt Özdemir bilmez bu poke kelimesini) iki satır döktürmek elzem oldu.
Mevzusu bahis olan ödevin porno film olması emin olun pek umrumda değil. Beni daha çok hayrete düşüren, ismi Bilgi olup, bilgi çağını yakaladığına gönderme yapan bir kurumun ahlak paniğine kapılıp, kapıyı, bacayı ve bilgisayarları mühürlemesi. Sonrasında, bilgi ve bilim yuvasında böyle bir ahlaksızlığa (!) okey veren öğretim üyelerinin ve görevlilerin kick’lenmesi ise sıçılan bokun üzerine tüy dikmek. Başka bir şey değil!
Şaşırtıcı mı? Sümme haşa! Görüntülere bakın, siz karar verin. Katolik manastırında yatakhanede porno dergi kontrolü mü, TR de üniversite mi? Same same, but different…
Burada değerli vaktinizi de almayayım. Çok söylenen, üstelik akıllıca söylenen şeyleri tekrara lüzum yok. Ama linkleyeyim… Linkleyeyim ki görün… Eğitme ve öğretme işini organize etmek için görev alıp, her gün bu işe ceket kravatla giden insanların kafasının içi, öğrenci evinde tuvaletteki çöp kutusuna atılmış, o kullanılmış prezervatifin muhteviyatından bile daha cıvık.
İşin bir başka düşünülmesi gereken tarafı, 2011 yılının Türkiye’sinde insanların üniversitenin akademik özgürlüğünü sınamak için pornografiyi araç olarak kullanması. Ödevi yapanın suçu yok, yanlış anlaşılmasın. Nasıl oldu da batı’nın 50 yıl önce geçtiği yerleri biz hala kafa göz yarmadan geçemiyoruz? Buna, bu ortamı yaratanların cevap vermesi gerekli.
”Eski medyacılardan türetilen yeni medya 101” dersine uygulamalı giriş.
İki çift laf da kendini yenilemeye çalışan eski medyaya. Çünkü bu da 2011 in tümünde ve sonraki zamanda ”hot topic” olacak bir konu. Biraz önce sık sık ”abi yea, buraların eski kalitesi kalmadı” dediğimiz FriendFeed’den konu ile ilgili tartışmalara link verdim. Öyle bir yer ki FriendFeed, lise öğrencisinden psikopatına kadar insan var. Neo Marksist bile var! Gördüm ben…
Yine de entelektüel stimulans için bana sanki gazetecilerin olduğu yerlerden daha iyi gibi geliyor. Ne dersiniz?
Dipnot.Tv nin Cüneyt Özdemir’ine bir bakasım geldi.
Radyo Televizyon Bölümü’nden mezun olan Özdemir, Londra’ya British Council bursu ile gitmiş ve orada Multimedya üzerine eğitim görmüştür.
Meslek hayatına ofis boy olarak başlamıştır. 32. Gün isimli haber programında 8 yıl asistan olarak çalışmıştır. CNN Türk’ü kuran kadronun içerisinde yer almış, aynı zamanda da CNN Türk’te 5N1K isimli güncel haber ve araştırmacılık programını Soner Yalçın ile birlikte hazırlamıştır. Sunuculuğunu da kendisi üstlenmiştir.
Maaşallah! Gerçekten maaşallah! ”Bu kadar cahillik ancak eğitimle olur” ifadesini zaman zaman yerinde bulsam da tüm samimiyetimle söyleyeyim ki, eğitimi ve tecrübeyi bir kalemde küstahça silip atacak biri değilim.
Yalnız size bir şey diyeyim: Ben 2 defa denediğim halde İsveç’de ehliyet alamadım, biliyor musunuz? Oysa 18 yaşından beri Türk ehliyetine sahibim ve tek bir kazam bile yok. İyi araba kullandığıma ‘inanıyorum’. Tek problem, İsveçlileri buna inandıramam… Zeka olarak benden geri olan bazı insanların, hayatlarında direksiyon görmemişken bu ehliyeti tak diye alması beni bazı düşüncelere sevk etti. Sebebini uzun süre irdeledim. Vardığım sonuç, Türk gibi araba kullanmanın artık omuriliğime işlemiş olduğuydu. O yüzden zekası daha kıt olan biri, yol, araç ve trafik konusunda sıfır bilgiyle gelip, kendini o ülkede geçerli trafik kurallarına göre eğittiği takdirde trafiğe çıkmaya ”ehil” addedilirken ben şoför tutmak zorunda kalıyordum.
Cüneyt’in de eski medyadan yenisine gelirken çuvallaması bundan mütevellit. Eskisinin içinde çok kalınca, o pazarda annane donu satan tezgahtarların yaptığı gibi çığırtkanlıkla icra edilen ticarete aklı gidiyor hep zaar. Televizyondan da biliyoruz ya! Bir tek ellerde tokmakla davula vurma eksik…
az sonraaaaaa!! gümmmm, birazdaaaaaannnnnn!!! bummmm!!, başka hiç bir yerde göremeyeceğiniiiiiizzzz!!! wroaaaaaa!!!, reklamlardan sonra!! hobaaaa!!
Bir ara Ali Sami Yen’i ”eski yapı, maç oynanması tehlikeli olur” diye yasaklı stadlar listesine alacaktı da UEFA, haftasına badana boya yaptılardı, maç oynatmak için. Eskinin, boyanınca yeni ”gibi” olacağı ilk ve son defa orda keşfedilmedi tabii. TR de ”yeni medya”dan bir sonraki adım, Kanyon’a Sümerbank mağazası açmak olacak, korkarım…
Medya! Eskisi, yenisi… Same same but different…
Seneye Bilgi üniversitesine kayıt yaptırmak için cebine 18 bin lira koyup gidenler, nizamiyeye geldiklerinde ”Bu Üniversiteye Erişim Engellenmiştir” diye beyaz bez üzerine kırmızı boya ile bir yazıya denk gelirler mi acep? Zannetmem! Parayı alan mutemet işsiz mi kalsın?
Neyse ki ben nöbetteyim. Bu sene de 5 Posta’ya erişim engelli.
Biliyorsunuz, Democratic Republic of Turkey’in sansür kuruluna bir itiraz dilekçesi vermiştim. Ona red cevabı geldi. Sürpriz!
Sorumlu bir kişi, ”8000 kapalı siteye bakmayın siz. Uyar & kaldır (nasıl bir ismi var bu işlemin?) yöntemiyle 7000 siteyi kapanmaktan kurtardık. Evet, alkış?” diye bir demeç verdiği için, o dilekçede ”sitede hangi içeriğin şikayete konu olduğunu” sorduk. Sorduk ki, herkes gibi uyarılınca biz de kaldırırız belki diye…
”Zıttırıbıttın mı?’‘ diye bir cevap geldi.
Biz de tuttuk idare mahkemesinde dava açtık. İyi etmiş miyiz? Ettik tabii. Elin çakalı ”Türk kendi karısını ..kerken gizli çekim kayıt yapıyor” diye video tag’leyip, siteye koyuyor. Sansürü yese, mahkemeye gidecek yüzü yok. Bense liberteryen, Soros’cu bir cinsel kültür sitesi sahibi olarak AİHM’e kadar gideceğim. Yüzüm var…
Yani bu iş pek same same but different olmayacak gibi. Ona göre!
80 lerin sonundan 90 ların sonuna kadar, Commonwealth of Australia birbiri ardına sinemada ve müzikte dünya yıldızları çıkarıyordu. Özellikle de müzikte. Hatırlar mısınız, bilmem? Midnight Oil, Men At Work, Inxs, Kylie Minoque, Nicole Kidman, Natalie Imbruglia ve adını benim hatırlamadığım başkaları.
Midnight Oil’i hep tek albümlük grup gibi gördüm, Men At Work’u sevmeyen yoktu, Inxs hiçbir zaman tarzım olmadı… Kadınları için de farklı düşüncelerim oldu hep. Uzun bir dönem Türkiye’de de Kylie Minoque en seksi, vamp kadındı. Ben onu ”too perfect” buldum, ama seksi asla değildi gözümde. En son dönemde Natalia Imbruglia gelmişti. Masum bir görüntüsü vardı. Tabii bunların içinde en kıdemlisi hiç kuşkusuz Nicole Kidman. Yalnız ona geçmeden şunu söyleyeyim: Bugün hepsine bakıyorum da birer birer… Tartışmasız Natalia her yönüyle daha seksi, daha sempatik, daha sıcak, daha gerçek diğerlerine göre. Bir de araya giren birkaç senenin getirdiği o olgun kadın havası… Mmmmmmm…. Buna mukabil, Nicole Kidman o sivri burnu ve elitist tavırları ile oldukça gıcığıma gidiyor.
Ama hep böyle değildi bu. Hatta aralarında mastürbasyonuma malzeme olmayı da başaran birtek Kidman oldu. Hatırlarsınız, kocasıyla denizlere açılıyorlardı. Sonra teknelerine aldıkları bir kazazede, Nicole’un kocasını sopalıyor sonra da Nicole’e (yarı) tecavüz ediyordu. Pembe ve az etli kalçaları gri renkli eşofman kumaşından yapılmış şortunun altından fırlamıştı. Kızıl saçlar ve küçük ama biçimli göğüsler… Ensede, bembeyaz boynun üstünde, ter yüzünden kıvrılan saçlar, düzüldükçe kızaran, çilli yanaklar..
Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum ama herhalde bir veya iki defa o filmdeki sahneleri düşünerek mastürbasyon yaptığım oldu. Etiket bulutunu / anahtar kelimeleri veriyorum : tecavüz, küçük göğüsler…

Şimdi sizlere samimi bir soru soracağım… Bir ara ekşisözlükte de yazdığı gibi (bir başkası da olabilir, hatırlamıyorum) benim sıkı bir ruh hastası olduğumu düşünüyor musunuz? Ya da ağzımdaki baklayı çıkarayım hadi, benim pedofil olduğumu düşünüyor musunuz? Çekinmenize gerek yok, bu kritiği kaldırabilirim. Ayrıca böyle düşünüyorsanız yalnız da değilsiniz, onu belirteyim. 22 milyon Avustralyalının (bunlara aborjinler de dahil) oylarıyla meclise soktukları milletvekilleri böyle düşünüyor mesela. Yani 5 Posta blogunun yazarı pedofil derseniz, arkanızda koca bir Avustralya kıtası var.
Tabii tüm kıta böyle diyor dersem abartmış olurum biraz. Mesela Avustralya Seks Partisi var, ciddi ciddi siyasi parti bu bildiğin. Politik olarak benim gibi düşünenlerin yanında yer alıyor. Demek iş o raddeye gelmiş ki Dingo’nun ahırında, artık parti kurmak elzem olmuş. Konu şu:
Bir merci var bu Kangurusikenler ülkesinde. Bunlar tıpkı bizde olduğu gibi, halk internette neye bakarsa, vatana-millete faydalı olur diye düşünüp, uygulamayı kendilerine görev edinmişler. Amcalar diyor ki,
küçük göğüslü (flat chested women) hatunların erotik film ve fotoğraflarda yer aldığı yayınları yasaklayalım. Çocuk istismarını çağrıştırıyor bu.
Yaşın 29 da olsa, göğüslerin küçükse bunların fotoğrafını çekip internete yüklemen hem senin başını yakacak, hem de bu fotoğraflara bakanlar pedofil olarak şüphe altına alınacak. Somebody Think OF The Children – Discussing censorship and moral panic in Australia adlı site haberi böyle vermiş. Baktım, ama aletin boyundan ötürü interracial pornonun yasaklanacağına dair bir haber yok. Yakındır ama..
İngilizlerin bu adaya işe yaramaz, çapulcu, hırsız, sahtekar tipleri sürdüğünü biliyordum. Ama bu taşşak artıklarının 1788 den günümüze, 222 yılda biraz ilerlediklerini zannetmiştim.
Bu çılgın fikrin arkasında aslında Kids Free 2 B Kids adlı organizasyon var. (Bu arada küçük bir bir tespitimi sıkıştırayım buraya: interneti sansürlemeye çalışan kurumların websitelerini incelediğimde çağdışılığın yalnızca düşüncelerde değil, estetikte de bir standart olduğunu gören birtek ben değilim herhalde. bkz. Mü-Yap internet sitesi)
Denize sıfır porno yıldızı Stoya

Bu kararla Porn Valley’de 2 sene öncesinin en iyi aktristi seçilen ve aynı zamanda anal seks düşkünü (hadi şuna götçü diyelim) Marilyn Manson’un da sevgilisi olan, 1986 doğumlu Stoya’yı ülkede illegal yapıyorlar. Stoya sevenleri tespit edip, bu bilgilerle bir bilgi bankası oluşturmak, daha sonra bu sistemde adı yer alanların bir listesini anaokullarına ”işte şüpheliler” diye dağıtmak sıradaki kanun olsun…
Sıra gelirse tabii… Herhalde şunu da duymadınız: Aynı amcalar fıskiyeli orgazmı yasakladılar. Sebep: orgazm sırasında fışkıran şey sidik mi değil mi tam karar verememişler. Ama daha çok sidik olarak göründüğü için kanundaki ”Golden Shower tasvir etmek suçtur” maddesine istinaden Squirting içeren pornografi ülkede yasaklandı. Adamlar ayrıca kadınların fışkırtarak orgazm olmasını miğde bulandırıcı olarak nitelendirmişler.
Stoya (soldaki) sansüre takılır, sağdaki ”şey” OK.

Bazen cennet ülkemizin üzerine çok gidiyoruz belki. Bilmediğin, aklının ermediği işlere kafana göre yasak koymayacaksın demek ki. Yapacaksan Türkler gibi toptan yasaklamak lazım pornografik yayınları. Yoksa biz de yarım yamalak yasaklasaydık, bu tip saçmalıklar gündemimizi dolduracaktı. 5651 den Allah razı olsun, bu kanunu düzeltmeye çalışanların elleri kırılsın. Düşünebiliyor musunuz, bizde ana haber bülteninde fıskiyeli orgazm ve yasaklanması konuşulacaktı. Türk tv lerinin ele alış biçimiyle düşünün bir…
Fıskiyeli Orgaaaazzzzm!!, Aağzz sonra !!! Bu yasak ünlü manken Pelin Götveren’i de vuracak mı? Daaaaannnnnn. Reklamlardan Sooooğra!!!!! Tüm ayrıntılarıyla… Yalnızca AmTV de… Daaaaaannnnnn!!!!..
Bence şanslıyız… Ayrıca bizim kanunlarımız kadına toplumda hakettiği yeri veriyor, onu bir eşya olarak görmemizi engelliyor.
Çünkü sizce de Avustralya’daki bu uygulama, insanlara kadınların yalnız ve yalnız büyük göğüslü olursa seksi, atraktif olabileceği mesajını vermiyor mu? Aksi, iğrenç bir sapıklıksa …
Peter Acworth‘un sahibi olduğu dünyanın en saygın fetiş, pornografi sitesi Kink.com yarın akşam stüdyo olarak kullandıkları 18,500 metrekarelik cephaneliğinden naklen video yayını yapacak. Hem de bedava…

Kink.com‘u daha önce porno kralının imparatorluğu – para, fetiş, BDSM başlığı altında yazmıştım. Ne yazık ki o postada verdiğim bazı linkler bugün ölmüş. Yine yazıyı okursanız Kink.com’un nasıl bir şirket olduğunu anlayabilirsiniz. Bugün için dünyanın belki de pornografi branşı içinde en itibarlı şirketi Kink.com. Modelleri ile yaptıkları anlaşmalar branş standartları içersinde işçi hakları açısından ele alındığında en ileri düzeyde. Sasha Grey de dahil olmak üzere pekçok kalbürüstü porno yıldızının övgüyle bahsettiği fetiş sitesi Kink.com’un kurucusu Peter çok munis bir ev adamı. Çoluk çocuğu ile beraber akşam eve geldiğinde American Idol gibi programları izleyip karısının soyduğu mandalinaları yiyen Peter bu işe üniversitede finans üzerine doktora yaparken başlamış. Alın size bir başarı hikayesi aynı zamanda.
Yarın TSİ 22.00 da başlayacak (2009/12/10) yayını orta kalitede bir video streaming ile seyretmek mümkün olacak diyor sitede. Anlaşıldığı kadarı ile San Franscisco’daki o devasa cephaneliğin (Armory Great House) üst katındaki inşaat bitmiş, ”The Upper Floor” adı altında yeni puştluklara sahne olacak. 5 Posta olarak internet üzerinden bir çelenk yaptırıp gönderiyorum ben de açılışa.

Kink.com ASACP adlı (Association of Sites Advocating Child Protection) organizasyona destek veriyor
Uzun yolculuklar insanları bir yaşamdan alıp başka bir yaşamın kucağına oturtuveriyor. Stockholm – Göteborg arasını yine trenle geçmek üzere yerimi aldım. Kahve klasik kağıt bardağında, hafif karton tadı veriyor her zamanki gibi. Bu yolculuk hayata ne yön verecek bilemiyorum henüz.
Asıl bundan XY sene önce Esenboğa’dan Arlanda’ya gri, ıslak bir 12 Eylül günü inmem hayatımı değiştiren yolculuk olmuştu. O Eylül günü Stockholm’e indiğimde beni hatunum karşıladı. Hiç unutmuyorum, hala kadın cinsinin erkeğe eziyet vermek üzere yaratıldığına inanmam için beni zorlayan o anı… Havaalanından şehre giden otobüste başını omzuma koydu, elimi tuttu, ölü bir balığı okşar gibi parmaklarını elimin üzerinde gezdirerekten; ”bizim burada ne işimiz var?” diye mırıldandı.
Güzel bir kızdı, eğlenmeyi, arkadaşlarıyla beraber vakit geçirmeyi seviyordu. Zengin aile kızıydı herşeyden önce. O yüzden İstanbul gibi bir kentin yenilecek tüm meyvelerinin tadına bakmadan ölürse gözleri açık gideceğine inanıyordu. Kuzey’in 1,5 milyon insanlı, doğası, şehirciliği güzel ama eğlence hayatı İstanbul kadar olamayan bu şehrinde bunalması normaldi belki.
Peki ama, e amına koduumun şımarık, zengin kızı… Üniversiteyi ortasında terkedip, ailemi o gün içinde bulunduğu krizle başbaşa bırakıp, Türkiye’deki herşeyimin üzerine toprak örtüp, buraya, sana gelen bana mı soruyorsun ”burada ne işimizin olduğunu”?
Daha o gün birşey koptu içimde. Dişlerimi sıktım, camdan dışarı bakıp, sustum.
Arada çok güzel günlerimiz oldu. Sevimli, ağaç kokan, tek katlı bir evde, ormanın kenarında oturduk. Sabah erken dışarı çıktığında ormanın içinde, sislerin arasında ceylan, tavşan görmen mümkündü. Okula gittim, dil öğrendim. Dili iyice öğrenirken, arada bir, inşaatta saati 6 tl karşılığı, Pakistanlı bir orospu çocuğunun takımında moloz taşıdım. Bu saçma sapan işleri yaparken içimdeki o hırsı hep taze tuttum.
Uzatmayacağım… Ama 12 Eylül günü havaalanından eve otobüsle geldiğimizin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra, o sevimli iskandinav evini içindeki eşyalarıyla bırakmış, şehrin zengin mahallesindeki bir restoran sahibinin bana kıyak olarak ayarladığı, kendisinin de akşamları Fas’lı goygoycu arkadaşlarıyla esrar çekip kafa yapmak için kullandığı, içinde doğru düzgün eşya olmayan, pis bir evin en küçük odasında, bir yer yatağında bulmuştum kendimi.
Bu tam da kadınım ile aramdaki cinsel ilişkiye girme sıklığının 2 ayda 1 e düştüğü zamanların ertesiydi. Yok, vermeyince terketmemiştim… Birbirimizi terketmek üzere olduğumuzu, birbirimizden uzaklaştığımızı bizden önce onun kukusuyla benim zamazingo anlamıştı. Cinsel organlarımızın çevikliğinin ve zekasının aksine, bizim kafalarımızın bu işe uyanması neredeyse 2 seneyi aldı.
Şimdi pis, eşyasız bir evde, yerde yatıyordum ama o zengin mahallesinin sakinlerinden birinin evinde baby sitter olarak çalışan, doğu blokundan, 20 yaşında bir hatun ile günde 5 posta (lafın gelişi 5 değil, ciddi) aşk yaşıyordum. Bir paskalya tatilinde, zengin aile şehirden uzaklara gittiğinde, 5 gün boyunca 5 er postadan, 240 metrekare evin her metrekaresine revirimi belirleyecek izler bırakırken, o evin direği olan kalantor adam bir zamanlar benim olduğum gibi 2 ayda 1 e talim ediyordu belki de. Tanrının ve bir ilahi adaletinin olduğuna sizin de inanasınız gelmiyor mu bazen?
O günlerin üzerinden çok zaman geçti. Aralarda da anlatılacak çok şey var belki ama, okunmayacak kadar uzun olur bu posta.
Türkiye’ye geldiğimde akrabalar bıkmadan, usanmadan sorar. Gittiğime memnun muyum, kazancım yerinde mi, geriye baktığımda kazandığım ve kaybettiğim şeyler neler? Akrabalarımın hepsini seviyorum. Seviyeli insanlar, bu soruları fazla ileri gitmeden soruyorlar. Ama askerdeyken komutanlar direk olarak soruyordu. ”Orada ne iş yapıyorsun? Maaşın ne?”. Cevabını vermedim hiçbir zaman.
İlk 5 senem kolay geçmedi, ama sonra açıldım. Çok sevmediğim, fakat parası iyi olan bir iş sahibi oldum. İşi sevmediğim için çalışmadım, iş yerinde fazla vakit geçirmedim. Ama oradan gelen parayı afiyetle yedim. Kara para olduğu için yemesi de daha kolay oldu diyebilirim. Bankaya koyamıyordum, yastık altında mı tutsaydım? Hiçbirşey biriktirmedim, yılbaşından sonra da devrediyorum, finito…
Bakıyorum Türkiye’de kalan arkadaşlarıma, yakınlarıma, akranlarıma… Maaşallah genelde durumları iyi. Türkiye’de kalanlar da açlıktan ölmemiş yani. Hatta aksine excel’de çizelge yapıp malı, mülkü ortaya döksek, benimki yarım sayfa excel dosyası olmaz, oysa onların dosyasını açarken Windows XP’nin RAM memory si zorlanabilir.
Bunda bir gariplik de yok. Kişi karakterinin yanında, Türkiye’nin şartları insanları daha fazla materyale yatırım yapmaya zorluyor. Gelecek güvencesi olmadığından millet küpü doldurma derdinde.
Peki ne kazandım, ne kaybettim e dönecek olursak… Kaybettiğim şeyleri tam olarak bilmem mümkün değil. Şöyle olsaydı böyle olur muydu? Kendimi kapitalist olarak da nitelesem, Türkiye’deki iş ahlakı bana uygun değil. Başarılı olmam zor olurdu. Protestan ethic diyorlar, belki bir nebze bana daha yakın bu. Ceza sahasında kendini yere bırakan futbolcuyu sevmem.
İşin materyal kısmı böyle. Peki insanı insan yapan manevi kısmı? Türkiye’nin sosyolojik yapısı, tv dizileri, iş çevremde başarılı olmak için öpmem gereken götler beni ulusalcı, Kemalist bir insan şekline sokabilirdi, ki bu bir felaket olurdu… Onun yerine 80 milletten 80 dilin konuşulduğu bir toplumda yaşam sürdürmek insanı sabırlı, hoşgörülü, demokrat, özgürlükçü yapıyor. ”Bir nebze daha” diyeyim en azından, bozulmayın fazla.
Bir de şey var.. Gavur ülkede yabancı olmak edebiyatı yapan zevzekler var. Zülfü Livaneli yaptı mesela benim tanıdığım, burada yaşayan ihtiyar bir Türk ressamına bunu. ”Ne işin var senin 2. sınıf vatandaş sayıldığın yerde, geri gel memleketine” diyordu. Yok böyle birşey!!! Sen kendini hangi mevkide görüyorsan karşındaki de seni orada görüyor. Immigrant olmanın, azınlık olmanın dayanılmaz bir hafifliği var, verdiği bir güç var. Kürtlerin güney sahillerini istila edip, devasa, lüks oteller kurup, paranın amına koyması gibi… Yahudilerin sürüldükleri her yerde karıncayı sikerken belini incitmeyerek medyayı, bankaları, vesaireyi ellerine geçirmesi gibi… Ya da İsveç televizyonunda İsveç dili üzerine çok popüler bir program yapan o sarışın, yakışıklı herifin Kasım soğuğunda, gece kulübünün sırasında içeri girmeyi beklerken, senin ve karakafa arkadaşlarının mekanın Sırp sahibi tarafından VIP kapısından içeri alınması gibi.
Yahu ben çok mu uzattım? Sanki birazdan dağılacakmış gibi konu.. Tren yolculuğumun beni yeni bir hayata götürmesi esnasında Google Reader’ımı açmıştım oysa yalnızca. Katja Kassin porno branşını bırakmış… Sevenlerine de bir mesajı var.
Sevgili Kandanadam,
İki hafta önce bu branşı bırakmaya karar verdiğimde bunu sana açıklamakta zorlanacağımı biliyordum. 2003 yılının mart ayında, cebimde 200 dolar ile Amerika’ya geldim. 2010 da vatandaşlık başvurusuna da hak kazanıyorum. Geçtiğimiz 7 yılda çevirdiğim filmlerin dışında striptizden tut, eskortluğa kadar her boku yaptım.
Bu zaman zarfında kendimle ilgili çok şey öğrendim, bu branşa girdiğim için Rabb’ime ne kadar şükretsem azdır. Normal insanların çok uzun zamanda elde edebileceği kazanımları fazla çalışmadan, kendim için boş vakit de yaratarak, kısa sürede elde ettim. Son olarak San Fernando Valley‘de kendi evimi satın aldım. Harika insanlar tanıdım, harika arkadaşlar edindim.
Ve tabii ki, herşeyde olduğu gibi aldığım kararların, yaşadığım hayatın bedelini ödedim. Geçmişimde aldığım bu karar ve tercihleri belki de ölünceye kadar sorgulayacağım. Yeni tanıştığım, sevdiğim, seveceğim insanlara hep bunları anlatmak zorunda kalacağım. Tıpkı şimdi sana yaptığım gibi… Ancak şu gerçek ki, artık hayatımda başka şeylere öncelik vermenin de vakti geldi. Yeni önceliklerime vakit ayırabilmek için hayatımın da yeni bir yol alması gerekiyor. Beraber geçirdiğimiz günler için teşekkürler, seni hep hatırlayacağım. Katja’n


iPhone’umda bir gariplik var, ekranda pil full gösterdiği halde şak diye kapanıverdi. Tekrar başlatmak istediğimde pilin boşalmış olduğunu anladım. İşte sırf bu iphone’suz kalmam yüzden eve dönerken metro ve otobüs duraklarında dağıtılan bedava gazete metro yu elime almak zorunda kaldım. Bu arada belirteyim, bir süre önce İstanbul’da da dağıtılan ancak ekonomik krizden payını alarak piyasadan çekilen Gaste‘nin arkasında da bu Metro’nun bağlı olduğu kuruluş vardı. İphone aldığımdan beri yolda gazete okumuyorum artık. Bir yılı geçti herhalde. Bir de zaten gazetede okuyacak ne var ki? Asparagas, abartı ve manipule edilmiş haberler dışında.
Bakın mesela, ilk gözüme ilişen haber şu:
Arkadaşlık Sitesi Üyelerine Oral Seks Armağan Ediyor!!!
Haberi iç sayfadan okuyunca görüyorum ki dating.se adlı sitede bir hesabı bulunan 5.sınıf İsveçli porno yıldızı Barbie Swede‘den başkası değil bu ağıza alma aktivitesinin arkasındaki kişi.

Size hatunun kendi sitesinin adresini verdim ama… Şimdi bende bu çift pasaport olayı olduğundan iki ülkeye de az-biraz bağlılık durumu var. Türkiye’nin kötü yönlerini pek deşmem sarıkafaların yanında. Ama aynı şekilde İsveç’in de kötü yönlerini fazla irdelemek istemiyorum size karşı. Açıkcası İsveç gibi bir ülkenin porno yıldızı çıkarıyorum deyip de ortaya ancak Barbie Swede’i atabilmesi utanç verici. Bir de Puma Swede var, ama yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olur sizleri ona yönlendirmek.
Barbie Swede denen zat, dating.se deki hesabına 10 bininci maili gönderecek kişiye oral seks armağan ediyor anlayacağınız. Sitenin diğer üyelerinden olan hanım hanımcık kızlarımızdan Sara bunu ”fuhuşla eşdeğer” tutuyor, site üyeleriyle yapılan kısa röportajlardan anlıyorum ki bu görüşünde de yalnız değil. Sara şöyle diyor:
Bu fuhuşun başka bir yolu. Evet, belki para almıyor karşılığında ama 10 bininci kişi kendisini emzirdiğinde bunu aşkından yapmış olmayacak. Oysa ben burada aşkı arıyorum mesela. O yüzden kendimi azgın erkeklerin önüne bir orospu gibi atmıyorum.
Sara’nın ve dünyanın diğer yerlerinde bu tip sitelere üye olup aşkı arayanların aptalın önde gideni olmalarını bir tarafa bırakacak olursak, ve hatta Barbie Swede ve site sahibinin masa altından anlaştıkları ihtimalinin de gözardı edecek bile olsak, burada biz ”normal” insanlar için alınması gereken önemli bir, iki ders var.
Devlet babanın (veya eşitlikten dolayı ”annenin” diyelim) söyleyeceği birşey tabii ki olmuş bu olay üzerine. Şans oyunlarını denetleyen kurulun basın sözcülerinden bir kadın, bunun fuhuş gibi algılanmasına rağmen İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediği görüşünü belirtmiş. Canım ülkem İsveç’in, ütopist sosyalizmin verdiği gaz ve feminizm baharatı ile bu bokları pişirip önünüze getirdiği ve defaatle de belirttiğim gibi fuhuşu yasaklamış bir parlamentoya sahip olduğu için daha fazla gürültü çıkacaracaklarını zannediyordum. Ancak bu sefer kendi silahları ile vurulmuşa benziyorlar. Sebep ise şans oyunları denetleme kurulunun basın sözcüsünün demecinde gizli. Kadın diyor ki;
Oral seksin maddi bir değeri olmadığı için kumar veya şans oyunlarının karşılığında verilecek bir mükafat olarak değerlendiremiyoruz.
Oral seksin ”değeri” olmadığından bahseden kadına bakıyorum. Bıraktım oral seksi, herhalde eline en son 1976 yazında almış olmalı. Kılık kıyafetinden de sosyal demokrat partiye oy verdiğini çıkarıyorum ama… Ki öyleyse, cidden de ağza almanın bir değeri olsa bile bundan onun yine haberi olmazdı. Çünkü fuhuşu yasaklayan kanunu getiren de onlar. Dolayısıyla bu iş artık yeraltına ve mafyanın eline indiği ve kamping alanlarında karavanların içinde icra edildiği için tarifelerden de haberleri olmaması doğal.
Oysa araştırmacı bir gazetecinin hazırladığı tv belgeselinde benim gördüğümü bu kadın kaçırmış. 2009 yılında İsveç’de, bir çalılık arkasında, kolunda artık iğne vuracak damar kalmamış bir crack whore un dişsiz ağzına pipisini sokmak isteyenler yaklaşık 80 avroyu gözden çıkarmalı. Bu narkoman fahişlerin çoğu Made in Sweden… Hem de en az IKEA kadar. Yok ithal mal kullanırım diyorsan Sırp, Rus ve Arnavut mafyasının doğu blokundan kaçırıp, pasaportlarını alıkoyup, darp ederek çalışmaya zorladığı 14-15 yaşındaki kızlar da var. Ama oralara araştırmacı gazetecilerin de kolları ulaşmıyor. Belki de yukardan birileri diyordur, ”aman bunları deşme, bir kanunumuz var harika, dostlar alışverişte görsün, bizde fuhuş yok, istatistiklerin şahane havasını bozma!!!”
Velhasıl var yani bir fiyatı ağza almanın. Esasında bir gariplik de şu; continental fuhuş kuralları (continental breakfast gibi oldu ama) na göre, en azından benim bildiğim kadarı ile böyle ağza almanın fiyatı falan ayrı koyulmuyor. Bir temel hizmet var, ki bu ”fucking & sucking” dir, buna tek bir fiyat, yani flat-rate uygulanır. Gel gelelim ki piyasaya devlet eli ile böyle müdahale olduğunda demek ki işin çivisi çıkıyor.
Bu postadan çıkaracağımız hisseleri sizler için özet olarak maddeleyeyim. Ama önce ev ödevi olarak Berlin’de Türklerin açtığı o çok ünlü Artemis adlı kulübe bir göz atın. Göz atarken de şunu düşünün. 60 lı yılların cinsel özgürlüğünün ve pornografinin merkezlerinden İsveç’de dişsiz bir narkoman ile oral seks yapmanın fiyatı Artemis’e giriş parasıyla aynı. Bu iki ülkenin politikacıları arasında hangisinin halk sağlığına, çalışanların sosyal güvencesine, girişimcinin parasına ve fikrine sahip çıktığını kendi aranızda tartışın.
Sonra yasaklanan şeylerin yeraltına inmesiyle kontrolünün zorlaşması ve mağdur durumda kalanlara devletin yardım elinin ulaşamaması ve en niyahetinde örnek olarak ABD deki içki yasağı esnasında kaçakcıların zengin olması, Türkiye’de 70 li yıllarda döviz alışverişinin suç olması yüzünden de döviz alıp, satan bir sürü işini bilir insanın zengin olmasıyla fuhuş yasağı uygulayan ve bu kanunlarını diğer AB ülkelerine ihraç etmek isteyen İsveç’in insan tüccarları için en karlı iş yapma imkanı olan ülkelerden bir ihaline gelmesi arasındaki ilişkileri bulmaya çalışın.
Bir de şunu şeyediverin bir… ABD gibi ”bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” in başmerkezinde, hem estetik olarak daha göze hitab eden porno yıldızlarının çıkması, hatta aralarından kafası çalışanların ve yetenekli olanların (Sasha Grey gibi) Holywood’a da sıçrayabilmesi örneğinin karşısında bir de ”sözde” kadın haklarının kalesi olmaya çalışan, ama kolay para kazanmayı seçen ”kadın vatandaşları” arasından Puma Swede veya Barbie Swede (bunlar ne sikim milliyetçi isim tercihidir yahu?!) gibi trajik örnekler çıkarmaktan öteye gidemeyen orta sınıf insanlar ülkesini karşı karşıya koyun.
Bu postanın anafikrini oluşturan som cümlem ile beraber Puma Swede’i İsveç milli kıyafetleri içersinde tarifeyi gösterirkenki bir fotoğrafı için üşenmeyip, bloga kullanıcı isminiz ve şifrenizle giriş yapmanız gerekecek. Aşşağıdan…
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Larry Flint, Hustler adlı porno imparatorluğunun kurucusu. Bugünlerde yeni çıkardığı porno filmi ile gündemde.
Larry, Cumhuriyetçi partinin başkan adaylarından Sarah Palin‘in de sıkı bir hayranı olması dolayısıyla bu sevgi ve saygısına ithafen bir porno film çekiyor. Filmde de Palin’e çok benzeyen bir artist kullanıyor tabii ki. Zaten filmde piyasaya Sarah Paulin’in ismiyle sürülecek. Büyük bir ihtimalle Mrs President Sarah The Big Ass Paulin gibi bir değişiklik yaparak çıkaracaklar piyasaya. Bu benim tahminim tabii. Yoksa isimleri değiştirmek konusunda çok yaratıcı bir branş bu.

Bazı sitelerde Mature kategorisi altında aranabilir…
Eli çabuk girişimci Larry, Palin’in adaylığının açıklanmasından ylnızca birkaç gün sonra dergisi Hustler da anons verdi. Sarah Palin’e benzeyen bir porno artisti aranıyor diye. Film 10 gün içerisinde çevrilecek ve oyuncunun alacağı ücret ise 3000 dolar.
Oyucusunu bulmakta zorlanmadı Larry Flint. Şu an film çekilmiş, piyasaya sürülmeyi bekliyor. Sarah Palin bu konuda ne düşünüyor, mahlemeye verecek mi gibi sorular henüz cevabını bulmuşa benzemiyor. Başkan adayı konuşmuyor bu konuda şimdilik.
Hazır buraya kadar geldiniz postanın başlığına bakarak. Sizleri bir şeker tutmadan göndermek olmaz. Konuyla alakası olmasa da bir video vereyim. Cumartesinize biraz neşe katsın…
Find more videos like this on 5 Posta Social Club
Porno filmlerde oynayan kadınların gerçek hayatta nasıl olduklarını düşündünüz mü hiç? Ne yerler, ne içerler? Zevkleri nelerdir? Kültür düzeyleri vesaire… Çoğunluk onların uyuşturucu bağımlısı ve pislik içine düşmüş olan zavallı insanlar olarak görür. Özellikle de feministler pornografi branşını tanımladıklarında bu şablonun içine koyar kadını. Çok çarpıcı… Kadını yüceltmek ve onun toplumda hakettiği yerini vermek için yola çıkan bir akım belirli bir kesim kadını yerin dibine batırmak için en etkili propagandayı yapmaktan kaçınmıyor. Hatırlayın konuyla ilgili postamı…
Seks branşının emekçisi eskort hatunları bir köşeye bırakalım. Onları ayrı bir postada, hatta pekçok postada ele alırız sonra. Bu emekçilerin ötesinde bir de daha büyük düşünüp orjinal fikirlere imza atan ve bunu yaparken de bir estetik kaygı güden kadınlar var. Bunlardan birisi Joanna Angel.

Joanna şu aralar adından sıkça bahsedilen alternatif pornografi sitesi Burning Angel‘ın kurucusu. Bol dövmeli rock hatunlarının hard-core pornografik video ve resimlerini içeren Burning Angel sırf pornografi değil, punk-rock müzik gruplarına ait röportajları da içeriyor. Bu saygıdeğer hanımı benim için ilgi çekici kılan, kendi sitesinde hem yazar, hem direktör, hem porn-star hem de editör olarak koltuğunda birden fazla karpuz bulundurması.
Hatun esasında koyu bir yahudi aileden gelme. Üniversitede aldığı İngiliz Edebiyatı eğitiminin karnını fazla doyurmayacağını anlamış ki beraber evi paylaştığı arkadaşı ile beraber bir porno site açmaya karar veriyor. Çıkış noktası Suicide Girls tarzı. Fakat bir adım daha da ileriye giderek hard-core porn‘a da yer veriyor sitede.
Herkesin kendine göre bir feminizm anlayışı var. Ben ve Joanna birbirimizin haberi olmadan aynı feminist görüşü paylaşıyormuşuz meğer. Orası burası ameliyatlı porno yıldızları yerine gerçek hatunları kullanıyor sitesinde. Tamamen gerçek görünen hatunlar, hepimizin tanıdığı kızlara benzeyen, artılarıyla eksileriyle, güzellikleriyle, çirkinlikleriyle…

Bir kitap var. “Naked Ambition: Women Who Are Changing Pornography”. Feminizm ve pornografi üzerine konuşacaklar ilkönce bunu bir okusun. Kitabın bir köşesinde şöyle diyor Joanna;
“I’m not so sure I started a revolution, but I know I started something pretty awesome, and most important, I feel like a true, honest-to-god feminist.”
Joanna müzik çevresinde de oldukça tanınan bir kişilik. Orada burada hazırlanan müzik videolarına kendi modellerini gönderiyor. Bangkok 5 adlı grubu bilmiyordum, konuyu yazarken karşıma geldi. Klipteki hatunlar Joanna’nın mesai arkadaşları. Acayip hoşuma gitti müzikleri. Solistin sesi, kulağı rock müziğe yatkın olanlar için çok iyi bir ses olarak gelecektir tahminim.
Seks ve rock & roll hep birlikte anıldı bugüne kadar. Değişen tek şey kadınların da artık bu işe kenardan seyirci olarak bakmaktan vazgeçip olaya aktif olarak girmeleri. Bir anda kalitenin yükseldiğini görüyoruz. O kadar çok başka örnek var ki bu konuda. Kadın ve mastürbasyon başlıklı postamda ifeelmyself.com ve beautifulagony.com a yer verdim. Yeri geldikçe diğerlerine de değineceğim. Ancak körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar misali bizbize konuşmayalım. Feministler de biraz kafayı kaldırıp baksınlar, dünya nereye gidiyor diye.
Neyse uzatmadan şu video klipe geçelim. Belki kendi müzik kolleksiyonunuzda bu tip şeyler yoktur, olmayabilir. Herkes aynı zevke sahip olsaydı çok sıkıcı bir ortam olurdu zaten. Ancak arada bir değişik şeyler denemek iyidir. Bugüne kadar hoşlanmamış olman bugün hoşlanmayacağın anlamına gelmez. Bak hafta sonu da geldi. Kendini o moda geçir. Ama öyle sesi falan kısıp dinlemeyin, ayıp edersiniz sanata… Şöyle basını tizini ayarlayıp bangır bangır dinlemek lazım…
Starting Me Up Again (Diary of a Teenage Cutter)
French kiss dediğimiz ıslak ve dilin boğaza kadar girip çıktığı öpüşme stilini ilk defa bana öğreten İranlı bir kız olmuştu. Hediye’ydi adı… Ceylan gibi gözleri vardı, çok güzel kokuyordu.
İran’da devrim olduğunda bunların kaymak tabakasının ilk kaçıp geldiği yer Türkiye idi. O dönem bizim de oturduğumuz İstanbul Ataköy’de bunlardan çokca vardı. Türk kızlarında olmayan kıyafetler makyajlar İranlı kızlardaydı. Biz daha yes ve hello derken fransız klasiklerini orjinal dilinden okuyordu hatun. Babamın ilişkimize çok kıllandığını hatırlıyorum. Oysa ki çocuktuk neredeyse daha. Ama Hediye benden iki yaş büyüktü galiba. Akşamları Ataköy 5.kısımın ücra yerlerinde yiyişiyorduk paso. Dudaklar, boyun mosmor geliyordum eve. Türkiye’yi geçiş dönemi için kullanıyordu ailesi, daha sonra Amerika’ya iltica edeceklerdi. Bu yüzden çok kısa sürdü ilişkimiz.
Yıllar sonra geldik İsveç memleketine. Gördüm ki burada da çok yoğun bir İran’lı mülteci topluluğu var. Bunların hepsi okumuş. Erkeklerinde standart meslek diş doktorluğu. İranlı kızlar cidden de doğulu standartlarında çok güzel kızlar. Hepsinde en dikkat çekici yer gözleri. Yay gibi mi, badem gibi mi neyse birşey diyorlar ya ondan…
Ne zaman İran’la ilgili basında birşey gözüme çarpsa Hediye’ye gider aklım. Amerika saldıracak İran’a diyor gazeteler. Sürpriz değil. Bu sıkıcı konuya girmeyeceğim zaten. Yalnız bir yerde gözüme eski bir propaganda afişi ilişti. İran hava kuvvetlerine ait bir afiş. 1965 yılına ait.

Kafanızdaki İranlı kadın imajına ne kadar uzak değil mi? Tıpkı Hediye’nin olduğu gibi… Yani diyorlar ya ”Türkiye İran olmaz” diye… Bence de olmaz, ama yine de kafanızın bir yerinde bulunsun.
Bir de hafiften magazin tarafına girelim bakalım. İsveç e olduğu gibi herhalde Norveç’de de hatırı sayılır bir İranlı topluluğu var. İşte bu cemaatin üyelerinden biri de Aylar Dianati. Hatuncağız fotomodel ve şarkıcı olarak kariyer yapıyor Norveç’de. Bir de güzellik yarışması macerası var. İşte burada olan oluyor ve kızımızın Amerika’da porno filmlerde oynadığı iddiası ortaya atılıyor. Norveç tv si hatunla bir röportaj yapıp olayın doğru olup olmadığını soruyor.
İnkarın bini bir para hanım kızımızda. Saf ve köylü Norveçlileri kandırmak kolay olabilir, ama beni asla. Buyrun bakalım… Biz bu işin istihsasını yaptık. Kaçmaz… Kim bu, siz söyleyin…

Vücudun herhangi başka bir uzvu hiç bu kadar meşgul etmedi insanların kafasını. Modalar bile gelip geçiciydi. Uzun saç, kısa saç, kıllı göğüs (Tom Selleck), traşlı göğüs (Brad Pitt) vesaire. Fakat konu alete gelince moda hep aynı kaldı. Malın büyüklüğü hep önemli… Kadınlar ve erkekler boyunu, işlevini tartışadursun, değişmeyen bir gerçek ise büyük aletlerin insanlarda uyandırdığı hayranlık duygusu. Altında binbir çeşit psikolojik sebep aranır ve bulunur. Benim gireceğim bir konu değil bu… Benim burada haberini vermek istediğim olay sonunda tarrağın da kitabının yazıldığı…
The Big Penis Book Taschan yayınevi’nin bir kitabı. Taschan, bu ve buna yakın tarzlarda yaptığı yayınlarla benim favori yayınevim. Fotoğrafcılık olayına da düşkünlüğüm olduğu için olsa gerek. Taschan’ın yayınlarında fotoğraf ve fotoğrafcılık sanatı ögesinin sıkca kullanıldığını gözlemliyorum.
Bu kitapta 20 santimin üzerindeki ünlü malafatlar konu alınmış. Tabii ki Boogie Nights filmiyle halkımıza adını ezberlettiren John Holmes de bu kitabın konusu olmuş. Kitapta 400 kadar fotoğraf var. Aslında 20 santim ve üzeri dünya nüfusunun % 2 sinden daha azına bahşedilmiş. Bu denli nadide olması yüzünden değerli olmalı.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Johanna ile iki fotoğraf seansı yaptık, video çekimi de vardı bunların içinde. İlkinde ben hazır bulunmadım. Kamerayı Svetlana’ya verdim. İki kız başbaşa olayın elektriğini alsınlar diye. Tabii bu işin en önemli noktalarından biri olan kimlik kontrolünü es geçmedim. Aklınızda bulunsun kız arkadaşınız olabilir, mahalledeki kız olabilir veya sokakta bulacağınız herhangi bir hatun olabilir. Amacınız yalnızca bu filmleri çekip kendinize saklamak bile olsa muhakkak kimlik kontrolü yapın. Eğer profesyonel olarak bu çekimleri yapıp para kazanmayı veya bir şekilde internette yayınlamayı düşünüyorsanız kızı ayağa dikip elinde kimliği yüzüne yakın olarak kameraya dönük şekilde de fotoğraflamalısınız. Böylelikle bulunduğunuz coğrafyada geçerli olan minimum yaş sınırına karşı kanunları çiğnememek için gerekli önlemi almış olacaksınız.
Eğer sitenizi İngilizce düzenleyip pazarınızı geniş tutmak istiyorsanız çok dikkat etmeniz gereken ”18 U.S.C. 2257 Statement” denilen zımbırtı için kimlik kontrolü çok önemli. Bu ibareyi sitenizde bulundurmak zorundasınız. Anlamı sitedeki bütün modellerin bir kontrat altında çalıştığı ve 18 yaşında olduğunu site sahibinin kabul ettiğidir.
Bürokrasiyi bir tarafa bırakıp sadede gelecek olursak, bir dizi soft erotik amatör fotoğraf edindik bu seansların sonunda. Dediğim gibi bunlar yalnızca ısınma turları içindi. Asıl proje 18 yaşındaki İsveçli biseksüel Johanna’nın çılgın seks maceraları olacaktı.
Fotoşop kesinlikle kullanılmayacak, video sahnelerinde düzenlemelerden kaçılacaktı. Tamamen amatör seks materyali ile dolu bir site. Konulu porno da diyebiliriz buna. Şunu belirtmeliyimki burada detayına girmemize gerek olmayan sebeplerden ötürü bu proje şu an rafta duruyor.
Buyrun, hep beraber misafir odasına geçip 5posta ailesinin fotoğraf albümünden bir bölüme bakalım…

Son Atılan Yorumlar