Toplum Ahlakının Tolerans Çıtası

Birisi bir yerde yazmış blogum hakkında;

”iyi ve kaliteli bir blog, ancak bazen görsel ögelerin seçiminde aşırıya kaçıyor”.

Kendimi erotizm ve pornografi konusunda zevk sahibi olarak addettiğimden toplum için yapabileceğim minimum fayda, insanların gözünün içine bazı şeyleri sokmak. Yan tarafa koydum zaten +18 ibaresini, ayrıca uyarayım bu postada da bir veya iki tane çıplak kadın göğsü görme ihtimaliniz var.

Bu postada seks ve şiddet alışılagelmişin dışında, ”ahlaksız” batı dünyası tarafından dahi tabu olarak ilan edilmiş, toplumda konuşulması doğru olmayan bir şekliyle işlenecek.

İlk olarak söylenmesi gereken şu ki, pornografi bir kültür. Doğal olarak bu kategori içinde değişik kültürler ve altkültürler de var. Bunların bir kısmı birçok ülkede kabul görürken, diğer bir kısmı tamamen yasak. Sebepler dinsel, ahlaki veya yönetenlerin o an uydurmayı uygun gördükleri şeyler olabilir.

Batı kültüründe, Eski Yunan veya Roma olsun, bugüne nazaran daha özgür bir bakış açısına sahipti. Homoerotizm, grup seks veya değişik yaş grupları arasına seks kabul görmüştür. Hristiyanlığın Avrupa’ya girişiyle eğlence bitti. İncil’in öngürdüğü kurallar ve yaşam tarzı, seksüel ahlak bugün dahi Hristiyan Batı’nın …. ehh bazıları belirgin noktası desin, ben de kamburudur diyeyim.

Hristiyanlık diğer bütün büyük dinler gibi iki heteroseksüel arasında monogamil ilişkiye izin verir. Bunun haricinde kalan cinsellik her yönüyle lanetlenmiştir. Ayrıca seksin tek amacı üreme olarak tasdik edilip, ”zevk için seks” kesinlikle reddedilmektedir.

Zamanla bu bakış açısında yumuşama da olsa bu yalnızca kapalı kapılar ardında yaşandığı zaman tolere edilmiştir. Yoksa sodomi ve zoofili şehirlerde ve köylerde insanların ateşe verilmeleriyle de cezalandırıldı tabii.

Bugünün batı dünyasına baktığımızda ve ortaçağı hatırladığımızda hristiyanlığın reformlarla eski etkisinin azaldığını içimiz rahatlayarak görüyoruz. Bugün için bir kesim tarafından ahlaki normların dayanağı olarak görülmekten başka bir fonksiyonu yoktur. Avrupa için en azından bu böyle. Kocaman bir Latin Amerika ve Katolik dünyası bundan bihaber olabilir. Din kendi kendini yaşıyor bugün Batı Avrupa’da. Ehh biraz toplum ahlakına etkisi var. Asırlar süren etki bir günde geçmiyor…

Bir de Avrupa 60 lı yıllarda seksüel devrimi yaşıyor. Homoseksüelliğin hastalık olarak kabul görmesi de sonlanıyor bu şekilde. Bundan önce Avrupalı’nın kilisenin sekse olan negatif bakışına karşı verdiği mücadele de unutulmamalı. Rönesans ve aydınlanma döneminde dini motiflerde kullanılan çıplak insan tasvirleri, De Sade nin şiddet pornografisini irdelemesi buna örnektir.

Yalnız 80 lerde bu gelişme sosyalist radikal feminizm’in arenaya girmesiyle sekteye uğradı. Bu şerrin merkezi, ilginçtir (sosyalist?) hristiyan devleti Amerika Birleşik Devletleri… Avrupa ülkelerinin İngiltere dahil olmak üzere zaten ABD yi kopyalamak gibi de bir adetleri olduğundan fenomenin Eski Kıta‘ya ulaşması uzun zaman almadı.

Ahlak savunucuları baskı uygularken bunu ahlak adına yaptıklarını düşünmüyor. Daha çok iğrenme duygusu ve birtakım şeyleri sapıkça bulmak, toplumun diğer kesimine baskı uygulamak için yeterli bir sebep. O kişiler zannediyor ki, kendi düşünceleri evrensel ve her kültürde geçerlilik görüyor.

Oysa bunun tam tersini görmek için, üç büyük dinin hakim olduğu coğrafi bölgelerin ötesine bakmak yeterli. Bizim bulunduğumuz coğrafya, Batı Avrupa ile beraber, devletin toplumu din-ahlak kuralları çerçevesinde hizaya getirip, bir forma sokma çabası içinde bulunduğu yerler. Bunu yaparken psikiatriden de yardım alıyor. Dini öğretinin bir çeşit uzantısı olma vazifesini de üstlenen psikiatri, ”normal” dışı seksin bastırılıp heteronormatif aileyi merkeze yerleştirme görevini alıyor. Ülkenin, milletin yararına…

Size de hokus pokus gibi gelmiyor mu psikiyatrinin bir bölümü?. Homoseksüelliği hastalık olarak sınıflandıran, sonra da bunu bilimsel bulgularla değil, politik baskılarla değiştiren bu bilim dalı, toplum ahlakını norm olarak kabul etmeyen insanlara ”ben hasta mıyım acaba?” paranoyası verip onları toplumda yalnız bırakmayı iyi başarıyor.

Seks iki kişi arasında olmalı, grup değil… Bu kişiler ayrı cinslerden olmalı. Değilse, yapılanlar kapalı kapılar arkasında kalmalı. Fuhuş kötü, seks bir aşk sonucu olmalı… Seks düzenli eş/partner ile yapılmalı…

Posta botunca gördüğünüz resimlerde defalarca bu kuralların çiğnendiğini görüyoruz. Korku (rol icabı), işkence (tol icabı), tecavüz, acı, balık ile yapılan gag sonucu kusma, vücuttaki deliklerin kurtçuk, yılan balığı, ahtapot, kurbağa  gibi herhangi bir papazı/hahamı/imamı/başbakanı/feministi kalpten götürecek ögelerle doldurulması var. Batı’nın normlarının ötesinde bir yerde…

Yine de bana sorsanız ponografiden öte sanat bu derim. Gözümde pornografik değeri sıfır. Belki diyeceksiniz ki zoofili bu… Evet oldukça ağırlıklı ve merkeze koyulmuş bir rolü var hayvan cinsinin bu resimlerde. Ama herhangi bir sanat eserinde hayvanın obje olarak kullanılmasından daha fazla değil.

Bu gördükleriniz günümüz japon pornografisi içinde son derce normal karşılanan tasvirlemeler. Oyuncu olarak seçilen kızlar yaşlarının altında gösteriyor ve rollerinde sekse karşı alakasız bir tipleme çiziyor. Ortaya çıkarılmak istenen ”masumiyetin en üst düzeyde kirletilmesi”.

Dipnot: Tatlı Dillim tekrar kusura bakmasın, biraz kiliseyi hırpaladım yine. Bir yerde kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla şeklinde anlaşılmasını umud ediyorum.

Bookmark and Share

Liberalism For Dummies

Hollanda ve Danimarka uyuşturucu ile mücadelede oldukça serbest bir yol izliyor. Hollanda’nın tutumunu bilmeyen bu konuda var mı bilmiyorum? Laleler ülkesinin bahsi geçince Johan Cruyff‘dan çok Coffee Shop‘lar insanın aklına geliyor.

Danimarka da çok farklı değil. Ülkedeki 15,000 ağır eroin kullanıcısının 500 ü bu maddeyi devlet yoluyla temin ediyor. Bu proje yaklaşık 60 milyon Danimarka kronuna patlayacak ülkeye. Politikacıları bu ağır faturayı ödemeye iten 15 yıllık sert bir uyuşturucuya karşı savaş kampanyasının uğradığı başarısızlık.

Tıpkı fuhuş gibi uyuşturucu madde bağımlılığı da önüne geçilmesi zor toplumsal gerçeklerden yalnızca biri. Bunlarla katı şekile mücadele etmeye çalışan ülkelerde bu olaylara bağlı olarak bir karaborsa, karapara ve organize suç şebekelerinin varolması kaçınılmaz.

Eroin sentetik bir madde. Dolayısıyla üretim maliyeti çok düşük. Sokaktaki fiyatının yüksek olmasının sebebi çok fazla aracının işe karışması. Gümrükten kaçırılacak, kuryeler işin içine girecek. Bu fiyatı ödemek için her suçu işlemeye hazır bağımlılar var.  Uyuşturucu bağımlılığı + fuhuş = Aids. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok.

Çözüm üretecek kişiler kitaba bakıp problemi çözmeye çalıştıklarında işin içinden çıkamıyor. Oysa kabul edilmesi gereken günümüz toplumlarında uyuşturucu illetinin var olduğunun ve önüne yalnızca polisiye tedbirlerle geçilemeyeceği. Danimarka ve Hollanda bizlere yolu gösteriyor.

Amsterdam Coffee Shop
Uploaded by Rayan_Master

Fuhuş bir diğer hassas konu. özellikle endüstrileşmiş, refah seviyesi yüksek ülkelerde bildiğimiz fahişe tanımının dışşına çıkmak da gerekse bir takım insanlar istemeden bu yola düşüyor tabii ki.

Saati 15 dolara Mc Donalds’da koku, ter ve yağ içinde çalışmak varken, çük emerek 10 dakikada 60 doları cebe indirmek isteyen her zaman çıkar. Genç bir eskort hatun şöyle demişti…

Seksi seviyorum, ayrıca niye bedavaya yapayım ki? Makyaj, giysi, kuaför bunları da seviyorum. Hepsi para bunların. Yaptığım işten memnunum.

Eleştiri getirebiliriz, hayata bakış tarzına, önem verdiği şeylere vesaire. 18 yaşını doldurmuş bir bireyin tercihi için yapabileceğimiz bundan başka hiçbirşey yok dışarıdan. Bir toplumun dinamiği, hem orospusu olacak, hem avukatı, hem çöpçüsü, hem de beyin cerrahı. Gördüğüm kadarı ile modern toplumun tek ihtiyacı olmayan meslek grubu politikacılar. Fahişenin bir fonksiyonu var. Müşterisini memnun bırakmak, ona haz vermek, kendini iyi hissetmesini sağlamak. En son hangi politikacı size bunları tattırdı?

En etkili çözüm, vatandaşın ahlaki, dini, sosyal tercihlerine önyargılı yaklaşımı bırakıp dostlar alışverişte görsün modeli çözümleri bir kenara atmak. Reşit olan insanların her türlü düşünce özgürlüğünü ve yaşam tarzını korumalı sistem. Varsa zararlı yan etkileri, yasaklama yerine bunları azaltıcı önlemlere gidilmeli.

Bakın Washington State Adult Entertainment Comission pronografi branşına başlamak isteyenler için eğitici bir video hazırlamış. Hijyenden tutun, güvenilir film şirketleri nasıl bulunura kadar her türlü bilgi var. Hoş bir video

Bookmark and Share

Sarah Palin’in Porno Filmi

Larry Flint, Hustler adlı porno imparatorluğunun kurucusu. Bugünlerde yeni çıkardığı porno filmi ile gündemde.

Larry, Cumhuriyetçi partinin başkan adaylarından Sarah Palin‘in de sıkı bir hayranı olması dolayısıyla bu sevgi ve saygısına ithafen bir porno film çekiyor. Filmde de Palin’e çok benzeyen bir artist kullanıyor tabii ki. Zaten filmde piyasaya Sarah Paulin’in ismiyle sürülecek. Büyük bir ihtimalle Mrs President Sarah The Big Ass Paulin gibi bir değişiklik yaparak çıkaracaklar piyasaya. Bu benim tahminim tabii. Yoksa isimleri değiştirmek konusunda çok yaratıcı bir branş bu.


Bazı sitelerde Mature kategorisi altında aranabilir…

Eli çabuk girişimci Larry, Palin’in adaylığının açıklanmasından ylnızca birkaç gün sonra dergisi Hustler da anons verdi. Sarah Palin’e benzeyen bir porno artisti aranıyor diye. Film 10 gün içerisinde çevrilecek ve oyuncunun alacağı ücret ise 3000 dolar.

Oyucusunu bulmakta zorlanmadı Larry Flint. Şu an film çekilmiş, piyasaya sürülmeyi bekliyor. Sarah Palin bu konuda ne düşünüyor, mahlemeye verecek mi gibi sorular henüz cevabını bulmuşa benzemiyor. Başkan adayı konuşmuyor bu konuda şimdilik.

Hazır buraya kadar geldiniz postanın başlığına bakarak. Sizleri bir şeker tutmadan göndermek olmaz. Konuyla alakası olmasa da bir video vereyim. Cumartesinize biraz neşe katsın…


Find more videos like this on 5 Posta Social Club

Bookmark and Share

Porno Kralının İmparatorluğu – Para, Fetiş, BDSM

Fetiş ve BDSM videolarının en iyi ve kaliteli olanları bile pek çok kimseye hitab etmeyebilir. Nazik bir konu, insanoğlu bilinçaltını topluluk önünde açmak istemiyor. Bu tarz eğilimleri ise insanlara hissettirmeden yaşamanın pek imkanı yok oysa. Pekçoğumuz pornografik materyalleri tüketmekte bırakıyoruz işi, bir kısmımız bu materyalleri sıçrama tahtası olarak da kullanıyor. İnsan kendini keşfedebiliyor bu tarz pornografik ürünleri tüketirken.

Tabii başta da belirttiğim gibi bu herkese uyacak diye birşey yok. Çoğu insan sapıklık olarak görüyor. Ancak yapılan bir takım araştırmalar BDSM eğilimlerin yüksek öğrenimli insanlarda daha sık görüldüğünü de ortaya koyuyor. Burada eğitimin birebir direk etkisinden ziyade, hür düşünceye ve söz konusu şahısların tabulara aldırmamasına referans vermek daha doğru olur.

Sokaktaki sıradan insan için BDSM, fetiş videolarının içeriği tamamen sapıkça. Bu tarz materyalleri üreten, fetiş filmlerinde oynayan oyuncular ise uyuşturucu müptelası. Bir de bu materyalleri üreten kötü kalpli, zoofil, pedofil insanlar var. Tek amaçları para kazanmak olan bu canavarlar ağlarına düşürdükleri kızları tehdit ederek veya uyuşturucuya alıştırarak emellerine ulaşıyorlar.

Üzerime gizli kamera monte edip peşinden koşacak halim yoktu Pornografinin kötü kalpli, karanlık ruhlu, satanist çocuğunun. Gerek de kalmadı pek. Kimseden korkusu olmayan bu kötü kalpli adam nedense transparan olmayı seçmişti zaten.

Kötülüklerin efendisi 36 yaşındaki İngiliz Peter Acworth. Peter 96 yılında Amerika’ya finans konusunda doktora yapmaya geliyor.

Arada bir anavatandaki gazeteleri de internetten takip eden Peter, birgün pornografik resimler satarak 250 bin sterling kazanan itfaiyecinin hikayesini okur.

”Kısa zamanda fazla bir efor sarfetmeden bu parayı kaznanan itfaiyeci bana ilham verdi. Açıkçası onun fikrini kopye ettim”

diyor Peter Acworth. Esasında biraz alçakgönüllülük yapıyor. Çünkü kendi eseri olan Kink.com un emek sarfedilmemiş bir proje olduğunu söylemek insafsızlık olur. Bugüne kadar bölük pörçük yapılmış BDSM pornografiyi tamamen yeni bir konsept ile bir çatı altında topluyor adamımız. Haftada 1,5 saatlik yeni bir video ve fotoğraflarla site güncelleniyor. 60.000 paralı üyesi var, aylık aidatı 30 dolar.

Esasında Peter’in hikayesi çok geniş bir haliyle New York Times‘da var. Orta halli bir İngilizceyle kolayca anlayacağınız, detaylı bir yazı.

Gördüğümüz gibi ortada bir öcü falan yok. Girişimci, kafası çalışan bir arkadaşın başarı hikayesi bu. Başka bir röportajında akşam eve gidip karısıyla tv de American İdol tarzı programlara baktığını söylemişti. Sıradan bir insan…

Aranızda merak edenler vardır, bir porno film stüdyosu neye benzer, çalışanlar kimdir, oyuncular kamera arkasında nasıldırlar? Bu merakınızı bir nebze giderecek bir video’yu buraya koymayı bir görev biliyorum. Bayağı bir kadın çalışanı var şirketin. Videonun hemen başında gözüken bina eski bir cephanelik. Baba bir meblağ ödeyerek satın alıyor Peter bu binayı. Çekimlerin bazıları burada yapılıyor. Bir kısmı ise Doğu Avrupa’da…

Apache’nin üzerine konuşalım dediği video da bu şirketin bir prodüksüyonu. Macaristan’da çekilmiş. Bolca Public Sex sahnesi var. Hatunu bağlayarak inşaata götürüyorlar, orada ameleler cep telefonuyla falan pozlar çekiyor.

Videoda da açıklanıyor, olay humiliation yani aşşağılama üzerine. Ancak şimdiden söyleyeyim konuyu idrak edemeyip hala feminizm konusunda patinaj çekenler zahmet edip yorum yazmasın. Hayır yayınlarım, ama kendileri komik duruma düşer.

Filmin kısa bir özeti sosyal tesisler‘de var. Kısa bir işlemden sonra üye olmak mümkün oraya. Biraz şey sahneler var, o yüzden orada yayınlanıyor. Bundan sonra bu şekilde içeriği hafif ohaa olan videoları sosyal tesislerde tutmayı planlıyorum. Apache ”konuşalım bunu” dedi. Ben arka planından bahsetmek istedim daha çok. Eğer sosyal tesislerde seyrettikten sonra olayı tartışmak isteyen varsa, buyrun burada yapalım o işi…

5 Posta Sosyal Tesislerinde gazoz içip film seyredin… Bedava….

İmza

Gençlik ve Spor Bakanlığı

Bookmark and Share

Yasal, Sosyal, Tirajı Bol Porno

Müşterini enayi yerine koymayacaksın. Bunu adult webmaster kursunu alırken bize ilk dersde öğrettiler. Branşda çokca vardı o zamanlar, hala da var. Ön sayfada anonsunu yaptığın ürüne tıkladığı zaman alakasız şeylerle karşılaşmamalı müşteriler. Bu basit kurala uymadığın zaman internet gibi rekabetin çok olduğu bir ortamda bütün sermayeni yersin. Madem kapitalist olmaya soyunuyorsun o zaman sırf müşteriyi skmek değil, biraz da kalite vermek zorundasın.


işte burada, bir tıklama ötede, internette en çok tıklanan resimler, dünya bu resimlere gülüyor!!!!

Benim sözüm bildiğiniz anlamda pornografik materyal içeren sitelere değil. Çünkü bunlar cidden de kendilerini son yıllarda büyük ölçüde düzelttiler. En azından ciddi ve kalıcı olmak isteyenleri böyle yaptı. Bu da kaçınılmazdı, çünkü seks ve pornografi konusunda o kadar çok aktör var ki piyasada. Hızlı internet, performansı güçlü bilgisayarlarla birlikte ziyaretçi beğenmediği bir siteyi anında terkediyor ve alternatifini bulmakda da hiç gecikmiyor. Bütün bunlar tabii dünyadaki standartları düşünerek gözönüne alarak yaptığım tesbitler. Atina’nın doğusunda başka gerçekler başlıyor…

Bu postanın konusu ülkemizde yayın yapan sosyal ve yasal pornografi siteleri. Kim bunlar? Hurriyet.com.tr bunlardan bir tanesi mesela. milliyet.com.tr, sabah.com.tr gibi daha da sayabiliriz… Sosyal ve yasal pornografi sitesi dedim. Kendi felsefemde yaptığım tanımın tersine burada pornografi kelimesini Ayşe Sargın’ın tanımına birebir sadık kalarak kullandım. Ekonomik çıkarlar için insanı aşşağılamaktan çekinmeyen, kendi içinde gruplara ayrılan, lobi çalışmalarıyla rantını garanti altında tutan porno branşı.

Bir medya patronu ile ülkeyi yöneten apaçık güreşiyorlar gözlerin önünde. İkisinin de çamaşırları dökülüyor ortaya. Kimin haklı kimin haksız olduğu benim için önemli değil. Burada dikkat etmemiz gereken bir medya patronunun ne gibi servetleri elinde tuttuğu, yenilerinin peşinden nasıl koşturduğu. Klasik sol söylemlerin dışında kalmayı yeğlerim, servet düşmanı hiç olmadım. İş dünyasında başarılı olan insanları hayranlıkla izleyip dersler çıkarmaya çalışmalı insan. Burada sorumluluk halkta tamamen. Birden fazla gazete ve tv kanalını elinde tutan, ekonomik çıkarlarını bu derece aktif ve ofansif bir şekilde savunan bu insanın verdiği habere, yaptığı programa güven olur mu? Bahsi geçen kişi ne kadar art niyetsiz olursa olsun olaylar karşısında objektif bir tavır takınabilir mi? Bütün bunları bile bile bu medyayı tüketerek ülkenin sorunlarını, mutluluklarını, gururunu, utancını objektif olarak ne kadar değerlendirebilirsin? Mümkün değil…

O yüzden temcit plavı gibi sürekli önünüze getiriyorum, internet toplumların demokratikleşmesinde, uyanmasında, KANDIRILMAYA SON demekte en önemli araç.  Bloglar, forumlar, internet gazetelerine yazılan yorumlar bu demokratikleşmenin gözle görülür örnekleri. Siyasi görüşün, mezhebin, cinsel tercihin veya etnik kimliğin ne olursa olsun kimseye sormadan bir blog açıp veya bir foruma üye olarak görüşlerini ortaya koyma imkanın var. Gördüğümüz kadarıyla da insanlar bu özgürlüğü sonuna kadar kullanmaya kararlı.

Üstüne üstlük artık belli bir konuda bilgi sahibi olan bir insan, bu bilgilerini toplum ile paylaşmak için büyük bir medya patronuna sırtını dayamak zorunda değil. Klavyede yazı yazmasını bilen herkes sazı eline alabilir. Ancak bu yeni bir durum, uzun zamandır yaşadığımız bir tecrübe değil. Esasında blog dediğimiz olayın anası olan, CMS (Content Management System) bundan 6-7 sene önce yalnızca ekonomik olarak güçlü medya şirketlerinin para ödeyip satın alabildiği bir şeydi. Yüzbinlerce YTL gerekirdi bu sistemleri şirketlere kazandırmak için.

Çoğu sol görüşlü insan piyasa ekonomisini hor görür. Oysa ki bu ekonominin global bazda işlemesinin bir sonucu olarak bu pahalı teknikler çoğaldı, çeşitlendi ve fiyatlar düştü. Çünkü interneti kullanan insan sayısında da artış olmuştu. Üstelik bu sistemleri geliştiren insanlar normal kullanıcının aleyhine olan teknik bilgi bariyerini de kaldırdığı zaman olay tamamen patlama yaptı. Google Blogspot buna bir örnek mesela.

Bunların arasında sistemi amatör zevkleri için kullanmayı sürdürenler olduğu kadar, işletmeci ve atılımcı tabiatını internete taşıyanlar da az değil. Türkiye’de bu potansiyel var mesela.

Günlük gazeteler çok boktan Türkiye’de. Haberlerin derinliği yok, araştırmacılık sıfır. Yurtdışı haber ajanslarından parayla satın alınan haberler tercüme edilip yayınlanıyor. Mesela Hürriyet’in çok yaptığı birşey, bazı haberlerin altına not düşüyorlar:

Bu haberi izinsiz kullananlar hakkına yasal işlem yapılacaktır diye afra tafra yapıyorlar. Oysa internette en çok tıklananlar adı altında Rus blog sitelerden (izinsizce) kopyaladıkları materyalleri okuyucuya sunuyorlar. Bunu yaparken de abaza Türk halkının gıdısını okşamayı seviyorlar. Facebook kızları, topuklu ayakkabı yarışması, sarhoş kızlar vesaire… Bu konuyla ilgili kendimin de beğendiğim bir blog postum var, okumadan geçmeyin…

Bu haberleri yorumlayıp değişik bakış açısı getirebilecek kadroları kurmak da umurunda değil medyanın. Eminim Türkiye’deki blog aleminden çıkacak bir grup insan çok daha kaliteli bir internet magazin, haber, kültür yayıncılığı yapabilir. Yüksek kalitede olur bu. Var böyle insanlar. Yeter ki Türk’ün genetiğindeki organize olamama özelliği bir şekilde bertaraf edilsin. Bunun bir örneği Amerikalı Daily Kos. 533,000 Rss okuyucusu var, gerisini siz düşünün. Amerika gibi mankafanın bol olduğu bir ülkede popüler olmuş…

Böyle birşeye ihtiyaç var çünkü. Şaşıyorum, internet girişimcileri en olur olmaz fikirleri hayata dökmek için inanılmaz çabalar harcıyorlar. Oysa herkesin gözünün önünde duran şey bu milletin bağımsız ve kaliteli bir medyaya ihtiyacı olduğu.

Ancak bu fikir uygulamasıyla beraber tutarsa işi çok büyütüp holding haline getirmemek lazım. O zaman ruhunu kaybedersin. Benim dediğim 5-10 tane adamın (kadın-erkek-ibne-lezzo) bir araya gelip böyle birşey çıkarması.

Medya ve politikanın içine çıkar girince güvenilirliğini kaybediyor. Çıkar kavgasının girmemesi de imkansız. Çünkü medya ve politikayı elinde tutmanın verdiği güç inanılmaz.

Zannediyor musun, milletvekili seçilmek veya milletvekili kalabilmek için sünnet, düğün, cenaze gezip bundan arta kalan zamanlarında şirketleriyle belediye ihalelerine giren insanların senin günlük hayatını iyileştirecek işleri yapmak için vakitleri olduğunu… İnanıyorsan aptalsın!!!

Zannediyor musun, bir futbol maçını bile kendi tv kanalı vermiyor diye hangi saat ve kanalda yayınlandığını gazetesindeki tv programında bildirmeyen adamın iç mihrağı, dış mihrağı sana doğru yansıttığını. Okuyorsan gazetesini aptalsın!!! Bakıyorsan tv sine cahilsin!!!

Hayır, bütün bu uzun postayı yazmama sebep olan olayı söyleyince belki inanmayacaksınız. İlk paragrafa dönüyoruz, adamı aptal yerine koyuyorlar… 24 Eylül tarihli Hürriyet’de baş sayfa… Başlık şu, ABD de iğrenç tartışma… Eee neymiş bu?

Lindsey Lohan‘ın (kim bu be?) babası, kızının lezbiyen evlilik yapacağı kadının tuvaletten g.tünü silmeden çıktığını gazetecilere söylemiş. İnanın benim gibi nazik bir insanın ağzından duyamayacağını sandığınız küfürlerle geçtim gazeteyi, haberi yapanı, redaktörü, çaycısını…

Beni dinleyin, üçünüz beşiniz toplanıp şunlara alternatif birşey kurun. Adam gibi birşey sunun şu millete. Elin orospusunun götündeki bok ta eksik kalsın.

Bookmark and Share