Şöyle Olması Lazım

Kadın Bloggerlara İthafen

Neyin erotik, neyin seksi olduğunu değerlendirmek zor. Biraz da hassas konu bu, özellikle (amatör de olsa) yayıncı olarak bir rolün varsa. Bu blogda benim olduğu gibi… Hangi görseli nasıl kullanacaksın da tarzına, stiline göre  yazılarla bir bütünlük sağlayacak?

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Yaş Sendromu

Olgun erkek, genç kadın eşleşmesi her zaman ardından çok laf söylettirir. Toplumda pek hoş karşılanmasa da sosyal hayatlarımız gittikçe internete taşındığından ve de bu platformda takılan insanların biraz daha açık fikirli, önyargısı nispeten az bireyler olmasından dolayı konu biraz daha farklı bir şekliyle karşımıza çıkıyor.

Olduğu gibi bıraksak, fazla irdelemesek, karşımıza böyle bir çift çıkınca kaşımızı bile kaldırmayacağız belki. Fakat şu blog denen ve artık bireylerin özel hayatlarının, tercihlerinin, iciğinin, cıcığının ortaya döküldüğü ortamlarda bazen desteksiz sallayınca çok biçimsiz bir şekilde asılıp kalıyor konu.

Şimdi tabii eleştiren adam olmaktan da nefret ediyorum bir yandan ama, bizim eğitim sistemimiz araştırmayı, bulmayı, sorgulamayı öğretmediğinden genelde işkembeden çok sallayan, ama gerçekte bir bok bilmeyen bir milletiz. Ya da alıyoruz güzel bir cümleyi bir ideoloji kitabından, hemen bizim görüşümüz oluyor.

Bugünkü konu kadınların olgun erkek tercihi. Veya tersten alalım, erkeğin genç kadın tercihi. Ele almaya değer bir konu… Çünkü Türk blogosferinde cinsel özgürlüğünü bir nebze ilan eden kadın milletinin sesi bunu söylüyor. Kadınlar kendilerine göre alıyor konuyu tabii. 20 li yaşların erkeklerinin kafası boşmuş. Çok kompleksli, çocuk gibilermiş… O yüzden hedef 30 civarı, yukarısı erkekler… Doğru olabilir. Fakat yine de hepsinin destekli salladığından şüphem var….

Tartışmalarda, bir fikri desteksiz olarak ortaya sürüp puan toplamak için yapılan klasik hareket, rakamları işine geldiği gibi aşşağı veya yukarı yuvarlayıp izleyicinin/dinleyicinin desteğini almak. Millet blogları ciddiye alıyor da okuyor. O yüzden örnek olarak başka bir blogdan alıntı yapmak şart.

yaşı başı geçkin erkeklerde 18 yaş altı kızlara duyulan ilgi arttı. Bu tür sübyancı erkekler iktidarsızlıklarının acısını seks hayatı olan kadınlara “frijit” damgası koyarak çıkarıyorlar. Bir kadını mutlu etmek zor geliyor, bu yüzden hiçbirşeyden habersiz 18 yaş altı masum bir kızla seks yapıyorlar. Kız da daha önce hayatına bir erkek girmediği için bizim iktidarsızı bi bok sanıp hayran kalıyor. Mr. İktidarsız’da kızlar bana hasta moduna giriyor, 20 yaş üzeri, cinsel hayatı olan, hatta cinsel hayatı belli bir olgunluğa ermiş kadınları ise “frijit” olarak damgalıyor. Ya parayı verip güzel rus kadınlarıyla birlikte olan sonra “bütün güzel kızlar peşimde” diyen adama ne demeli? ne kdr acınacak haldesin ki ancak paralı seks yapabiliyosun, utanacağına bunu ulu orta yazıyosun.

Genel geçer düşünce de bu zaten toplumda. O zaman biraz irdelemekte fayda var. O blogda elle tutulan bir örnek verilmemiş, ben vereyim…

İtalya ile ilgili postada Larry işaret etmişti Berlusconi’ye. Popüler İtalyan erkeği olarak ele alınabilirdi diye… Biliyorum, kızlarının hayalindeki İtalyan erkeği 72 yaşındaki Berlusconi değil. Buna rağmen safkan bir İtalyan erkeği. Yaşa dayalı ayrımcılığı bu blogun kapısında bırakıyoruz. Amca Berlusconi’den alıp, Türk kadınının o öve öve bitiremediği 30 yaş erkeği sendromuna geleceğim.

Bizim basına da yansımıştır kesin, 18 yaşındaki Noemi Letizia, Berlusconi’nin sevgilisi mi, yoksa bazı söylentilerdeki gibi evlilik dışı ilişkisinden olan kızı mı? Bilemiyoruz… Bilinen, bundan birkaç sene önce Berlusconi’nin Sardinya’daki villasında gerçekleşen yılbaşı eğlencesinde, Noemi ve 50 ye yakın kız arkadaşı paparazzi fofoğrafçısı Franco Castano trafından gizlice fotoğraflanıyor. Bu fotoğraflarda kızlar yarı çıplak, çoğunun en azından göğüsleri çıplak… Dikkatinizi çekerim, birkaç sene önce… Yani bu kızların çoğu 18 değil o zaman. Fakat İtalyan yasalarına göre yine de garip bir olay yok ortada. Rıza yaşı, tıpkı pekçok AB ye bağlı katolik akdeniz ülkelerinde olduğu gibi 14 İtalya’da. Çiftlerden biri 13 olabiliyor da hatta. Ama o zaman diğerinin en fazla 3 yaş daha yaşlı olması lazım. Aranızda italyanca bilen varsa bu siteden gerekli bilgiyi indirebilir. Norme contro la violenza sessuale.

Bilemiyorum bu Silvio & Letizia bir Sugar Daddy olayı mı, yoksa gerçek aşk mı? Pek farketmez. Tabii siz okurların da konuyla ilgili şahsi bir görüşünüz muhakkak var. Fakat kanunları yaparken, eleştirirken, ahlak normlarını bir kenara koymak şart. Eleştiri bir yere kadar yapılabilir. Ama kendi ahlak ve dünya görüşünü dikte ettirmek doğru değil.

O yüzden Silvio ve Noemi olayını ahlaki yönüyle incelemek bize fayda sağlamaz. İdeal bir dünyada neyin, nasıl olması gerektiği ile ilgili ütopik hevesleri dışarda bırakalım. Gerçeğe bakacak olursak;

- Evoloutionary Psychology adlı yayında Göteborg ve Oxford Universiteleri tarafından yapılan bir araştırma var. Mixed Support for Sexual Selection Theories of Mate Preferences in the Swedish Population. İki ayrı günlük gazetenin kontak anonsları, ayrıca Spraydate ve Match.com adlı sitelerde 400 adet eş/seks arkadaşı bulmak için koyulan ilan incelendi.

Bu araştırmaya göre;

Erkekler tüm kategorilerinde daha genç kadınları tercih ediyor.

Tüm yaş kategorilerinde erkek grubunda yalnızca 97 erkekten 3 ü kendinden yaşlı kadın tercih ediyor. 40 – 59 yaş arası erkeklerde ise bu rakam 67 de 1.

Sonuç;

Kadının doğurganlığı ortalama 13 yaşında başlıyor. Bu yaştan sonra diğer dış etkenlere göre gelişim değişkenlik gösterse de ortalama olarak artık bir dişinin erkekler için seksüel atraksiyon çizelgesinde yer alabileceğini görüyoruz. Yatay da yaş evreleri, dikey de atraksiyon derecesi…

Tabii şimdi diyen olabilir, ”efendim herifin gücü, parası var. Olmasa 18 lik çıtır niye gidip bu ihtiyara versin”. Doğru… Peki ben soruyu döndüreyim. Berlusconi gibi kariyerin zirvesinde, parası, şanı, şöhreti olan, belli bir kültür birikimi, hayat tecrübesine sahip olan, sırf yaşıtı değil, aradığı erkekde fiziksel bir Brad Pitt durumu dışında özellikler de arayan, 30-40 yaş ve üzeri kadınlar tarafından da son derece atraktif bulunan bu adam, Paris Hilton’un hayatından ve Louis Vuitton çantadan başka konuşacak birşeyi olmayan bu hatunu, diri memeleri ve selülitsiz kalçaları da olmasa ne yapacaktı?

Ah şu ahlaki normlar… Aşmış, modern, cinsel özgürlüğünü kazanmış gibi görünmek var… Bir de dış görünüşü, yüzeyselliği, paketi her türlü diğer özellikten yukarda tutan bir zihniyet var.

30 yaş erkeğine hasta 20 lik hatunlara bir dost nasihati:

Eğer böyle bir ilişkide fuck-doll vazifesi görmek istemiyorlarsa paketi allayıp, pullarken kutunun içine de birşey koysunlar. Nitekim tehlikelidir 30 yaş erkeği.. Akranınız erkeklere yaptığınız gibi höt, hüt edemezsiniz bunlara. Sizi suya götürür, susuz getirir bu adamlar…

Bookmark and Share

Yerleri Kirletmeyin, Torbaya Kusun

Günlük hayatta konuşkan bir insan değilim ya, acısı bazen blogda çıkıyor. Karşıt görüşlerin olduğu ortamlarda da öyle kora kor çene yarıştırmayı sevmem. Blog olayı ideal benim için. Kafamdakileri hızlıca ve fazla düzeltmeden, beynimle klavye arasına bir filtre koymadan yazıyorum. Bu esnada kimse kafamı şişirmiyor. Daha sonra gelen yorumlarda karşıt görüş varsa bunlara sakince cevap vermeye de vakit oluyor. Yoksa günlük hayatta öyle ağız dalaşını sevmem. Türk’üm ama o özellik bende yok bir şekilde.

Sabır denen şeyden de pek nasibini almış bir insan değilim. Blogda da olsa zaman zaman yorgun düşüyorum birşeyleri anlatırken. Kelimelerle anlatılması zor olan şeyleri görseller ve işitsellerle anlatma imkanı var iyi ki burada. Bazen car car car milletin kafasını şişireceğine koyuyorsun bir film, o herşeyi gösteriyor. Bir nevi ilkokulda yeni öğrendiğimiz kelimeleri cümle içinde kullanmamız gibi. Bize yabancı fikir ve düşüncelerin hayat içinde kullanılışına tanık oluyoruz.

Arzu‘nun iki posta önce ”kadının erotik içerikli yayınlarda nesne olarak kullanılması” konusundaki şikayeti var. Yine bir posta önce ortalığın kusmuğa bulandığı ”bireyler arasındaki yaş farkı ve cinsellik” konusu var. On gün önce bulduğum bu videonun her iki konuya da katkı yapacak öğeler içermesi yalnızca tesadüf…

Anneannem acaip kıl olurdu genç kızlara bakan erkeklere… Oysa hiç konusu geçmedi genç erkeklere düşkün kadınların. Onun dünyasında yoktu belli ki böyle bir düşünce… ister deccal deyin, ister kıyamet, ister mahşer, ister ahlak erozyonu. Bugün artık herşey var. Feministlere ne mutlu ki günümüzde erkekler de nesneleştiriliyor filmlerde. Beni bozmaz. İki türü de olsa farketmez.

Ama aşşağıdaki videoda cinsiyetlerin rolleri değişseydi hostesimizden kusmuk torbası isteyeceklerin sayısı çok olurdu galiba.

Punish_me_-_Verfolgt
Uploaded by kukuriku1907

Bookmark and Share

Monoteizmin Kadına Olan Nefreti

Kadına olan gizli nefret tarihsel olarak kültürel bir dinamiğe sahip. Üç büyük tek tanrılı din dünya üzerinde sahne almadan önce kadın her zaman toplum hiyerarşisinde son sırada değildi. Arkeoloji, antropoloji ve din tarihinden aldığımız bilgiler bize 3 monoteist dinin,  paganizm‘e zıt olarak kadını toplum içinde asla erkekle aynı düzeyde görmediği verisini sunuyor. Çok tanrılı dinlerde ise tanrıçalardan geçilmez. Tarihin derinliklerine ve eski kültürlerde kadın her zaman erkekle eşit hatta bazen daha yüksek konumda yer almıştır.

Arkeolojik kazılarda da görüyoruz ki ”Tanrı”, insanlık tarihinin binlerce yılı boyunca hep kadın. Toprak Ana, Mother Earth, Mat Zemlya, Gaia, Bhuma Devi ve akla gelmeyen diğerleri insanlık tarihinin tanrılar pantheonunun ilk tanrıçaları.

Paleolitik veya Eski Taş Devri‘nde istisnasız tüm tanrılar kadındı. Ve bu güç hiyerarşisine rağmen kadının erkeği ezmesi diye bir şey söz konusu değildi.

Paganizmin daha sonraki tarihi hem erkek, hem de kadın tanrılar olduğunu gösteriyor. Aralarındaki fark şu; erkek tanrılar doğaüstü güçlere sahipken, tanrıçalar doğayı bünyelerinde barındırıyorlardı. Güçleri de doğada bulunan güçlerdi. Yağmur, şimşek, deprem vesaire….

Tanrı Erkek Olduğunda Kadın Kötü Oldu

Arkeolojik bulgulardan atalarımızın tanrısal yaratıcı gücü kadında gördüğünü, erkek ve kadının eşit bir biçimde toplum içinde varolduğunu görüyoruz.

Tektanrıcılığın gelişi bu düzeni yıkıyor tabii ki. Marksist antropoloji görüşüne göre tanrıçalardan erkek tanrı veya tanrılara geçiş, toplumun erkek egemen olmaya başlamasının dinsel dışavurumu oluyor diye de bir geyik duydum. Aramızda entel ve sosyalist, feminist olanlar varsa katkılarını beklerim yorum olarak.Dünya dinleri içersinde bildiğim kadarı ile yalnızca İslam, Musevilik ve Hristiyanlık’ta tanrıça kavramı yok. Yaradılış teorisi’ndeki çarpıklık esasında Mother Earth’ün zorlama ile erkek egemen bir sisteme uydurulması çabası.

Erkek bir tanrı, oğlu olan Adem’i doğuruyor/yaratıyor (Mother Earth – Adem’in topraktan/çamurdan yaradılışı). Sonra Adem’in kaburgasından Havva yaratılıyor. Öncesinde bilgiçliğin sembolü olan yılan, monoteizmin içinde kötü ve yoldan çıkaran bir hayvana dönüşüyor. Zayıf karakterli ve iradeli Havva’yı kandırarak ona yasak elmayı yediriyor, Adem’in cennnetten kovulmasına sebebiyet veriyor. Böylelikle daha temelinde tüm suç kadının/Havva’nın üzerine yıkılarak kadının altından insanlığın geri kalan tarihi boyunca kalkması mümkün olmayan bir damga yemesine maloluyor.

Yahudilik, hakkında çok bilgim olan bir din değil. Ancak İslam’da ve Hristiyanlık’ta kadına olan bu gizli nefretin izlerini görmek zor değil.

Pratikteki uygulamaları ve iddiaları ile feminizm sempati duyduğum bir akım değil. Bununla birlikte yaşadığımız toplumların içinde bulundukları çarpıklıkları da hergün yaşıyoruz.

Kafayı kaldırıp topluma şöyle bir bakmak bazen çok ürkütüyor beni. Türk insanı büyük bir hızla muhafazakarlaşıyor. Dün Wolkanca blog‘da bir yorum yaptım… Esasında biliyorum bu konular dipsiz kuyu, tartışmak yarar getirmiyor fazla. Acaba bir kişi oturur da düşünür mü diye yazıyor insan yine. Bir günde olacak işler değil. Gözleri ve zihni açıp bakmak lazım yaşadığımız topluma.

Hızla muhafazakarlaşan Türkiye’de akla hayale gelmeyen cinayetler işleniyor. Normal ölmek neredeyse lüks oldu. Kafalar kesiliyor, vücutlar parçalara bölünüyor. 15 – 20 yıl öncesine göre insanlar daha da dindar oysa ki…

İşin fenası, bugün hiç değilse bu satırları yazabiliyoruz. Yarın??? Açıkcası çok moralim bozuluyor bu konuları tartışıp, konuştukça. Esasında umudun büyük kısmı kadınlarda. Onların görmesi, anlaması lazım herkesten önce… Okkanın altına giden onlar…

Ve bu posta da Kadınlar Günü dolayısıyla atılmış olsun. Bir daha din yazmayacağım…

Bookmark and Share

Errkegg Aranıyor

Mr. Feetvein olsun, Hakan Şükür olsun veyahut da diğer arkadaşlarım olsun, kafalarına göre takılabilecekleri ciddi ilişkiler aradılar uzun zaman. Hem kafaca anlaşılacak, hem çekici olacak, hem de ilişkinin gidişine göre bakarsın ilerde ciddi takılınacak. Ev, bark vesaire… Uzun süren arayışlara rağmen kafalarına göre insan bulmada oldukça zorlandıklarını gözlemledim. Dediklerine göre, hatun yok piyasada ciddi takılacak… Ciddi takılmak isteyen hatunlara da bunlar uymuyor. Bu işin İsveç kısmı, ayrıca gözlemlerim erkekler üzerine. Gelelim Türkiye ortamına… Orada çok bağlantım yok erkeklerden. Okuduğum blog yazarı hatunlar var, geçen yazki Turkish delight maceram var. Ve bir de kızkardeşim var. Hepsinin durumu aynı. Erkek yok diyorlar…

Duyduğuma göre ”erkeklerin götü kalkmış Türkiye’de” diye de bir laf çıkarmışlar bunlar kendi aralarında. Niyeyse? Yani açık söyleyeyim son 7-8 yılda Türk gacıları inanılmaz gelişim gösterdi dış görünüş olarak. Ayrıca farkettiğim başka bir olgu, olayın sırf paketlemede kalmadığı, içerik olarak da ileriye gittikleri.

Erkekler için aynı şeyi söylemek…. Türk ırkı, hernekadar karışmış da olsak, (karışmış diyorum çünkü genelde karışımlardan güzel şeyler çıkar) esasında pek güzel bir ırk değil. Sevgili bir arkadaşım ”baksana a.q. milletine, taşşak artığı bunlar” demişti. Yabancı Gelin mi ne bir dizi gösterdiler bana birgün. Süklüm püklüm Türk erkeği’nin hali ortada, lafım meclisten dışarı.

Bir de tabii günün şartları neticesinde de olsa ağzından para lafı düşürmeyen, götünü de sürekli arabaya binmekten dolayı iyice yaymış tipler var… Bunların mı götü kalkmış??? Zannetmem… Problem başka yerde olmalı…

Şu Turkish Delight ı ele alalım. 26 – 27 yaşlarında son derece güzel bir hatun. Fiziksel olarak bir kusur bulmak mümkün değil. Dolgun dudak, iri göğüs, kadife gibi bir ses. Kültür desen var, iş güç, o da var. Bugünlerde bunalımlardaydı. Yeni tanıştığı birinden beklediği sevgi ve saygı ortamını alamamış, canı pek sıkkın. Pek karışmak istemedim tabii, ne de olsa benle olan durumu biraz çetrefilli. Ancak çok bunalım yapınca MSN’de biraz ağır konuşmak zorunda kaldım. Tavsiye verdim yaptığı yanlışlıkları tekrarlamaması için. Çok da dürüst bir ilişkimiz olduğu için politik olamıyorum hatuna karşı. Arada bir burayı da okuyor, genelde konulardan gıcık kaptığı için sürekli takip etmiyor. İsterim yani mutlu bir izdivaç yapsın, ya da kafasına göre birini bulursa gitsin Muğla’da tahta kaşık yapıp satsınlar ikisi de, nikahsız. Anavatana gidip geldikçe öper, koklarım ben onu yine…

İlk başta anlamıyordum O ve onun gibi hatunların nasıl Türkiye gibi bir ülkede erkek bulamadıklarını. Şimdi yavaş yavaş anlar gibi oluyorum. Parçalar yerli yerine oturuyor…

Bir kere olay biraz yaşta bitiyor. Ülkemizin klasik gerçeklerinden biri de çiftlerin üniversite öğrenimi sırasında tanışıp, okuldan sonra askerliğin ardından  işe girilmesi ve nişan, nikah, düğün vesaire. En kolayı böyle… İki taraf da daha ne olduğunu anlamadan dün ODTÜ festivalinde joint çekip, bekar evinde yatakları kırarken ertesi gün damadın ailesi, gelinin çeyizi, bayramlarda ilkönce kimin annesinin eli öpülecek moduna giriyorlar.

Sakın yanlış anlaşılmasın! Belki doğrusu da bu. Evlilik klasik bir kavram çünkü. O zaman herşey klasik olacak. Çizginin dışına çıkmak isteyenlerin çok büyük mücadeleler verdiklerine şahit oldum.

Bastın mı yoksa ”Play Trailer”a?

Eğer bu tren bir şekilde kaçtıysa bundan sonrası çok zor. Bir kere iş hayatına atılıp kendi başına birşeyleri çevirmeye başladığın zaman, zaten kendinden başka kimseye tahammülü kalmıyor insanın. Çok kolay kıl oluyorsun karşındakine. Zannedersem CNBC – e de veriyorlardı bir ara Seinfeld dizisini. Orada da artık yaşı başı gelmiş insanlar sürekli bir partner arayışında. Ama partner adaylarının en ufak şeyleri bile büyük bir iritasyon momenti dizinin kahramanları için. O yüzden hepsi müzmin bekar…

Kendi zihnini, duygusal zekasını, entelektüelliğini geliştirmek için okunan kitaplar, dinlenen müzikler, yazılan şiirler, bloglar ve hatta şiirsel bloglar, seçilen yaşam tarzı, ideolojik olarak toplumu pervasızca karşısına almayı gerekli kılarken, bir yandan da biyolojik ritm, toplumun ve herşeyden önce ailenin beklentileri bu hatuncukları kemiriyor.

Sümüklü bir bebenin peşinden koşup, ay sonu faturalar denizinin içinde yüzmeyi dünyanın en banal şeyi olarak kabul edenler, bir süre sonra ”acaba mı” diye düşünmeye başlıyorlar zannedersem. Genetikte de olabilir tabii. Piercing, dövme, Rock n’ Roll Rebel rolü oynayan bir hatun üç günde çeyiz sandığının üzerinde, boynu bükük oturmuş bir meleğe dönebiliyor.

Toplum olarak kadın olsun, erkek olsun bir yol seçip sonuna kadar gitmekte başarısızız. Birşeyleri yaparken kendimizden son derece eminmiş gibi görünüp, yumurta deliğe gelince dizlerimizin bağının çözülmesi çok normal. Hep diyorum, hep eleştiri geliyor… Yılın 11 ayı içki içip, ramazanda oruç tutmayı kendimize yedirebilen bir milletiz. Bir de bilmiş bilmiş, elalemin hatalı kendimizin doğru olduğunu iddia ediyoruz. Sürekli ikirciklenmelerde kalmak, ilkelerde ve hayat görüşünde tutarsız olmanın sonucu olabilir mi acaba?

25 yaşın üzeri bir hatun kafasına göre bir erkek nasıl bulacak? Biz erkekler fazla fark yaratmıyoruz birbirimizden. İster taşşak artığı, ister Özcan Deniz, ister koca götlü ve paralı, ister sıska ve siyah tişörtlü hevi metalci. İster ben, ister Hakan Şükür, ister Feetvein. Erkekler basit yaratıklar olabilirler. Birşey bize söylenmeden yapmamız zor olabilir, anlayışımız kıt da olabilir. Bu yüzden anlamı gizlenmiş cümleler sevmeyiz. Satır aralarını okuyup ipucu bulmada başarılıdır kadınlar. Bizse nefret ederiz. Orada bir anlam yattığını hissetsek bile ”amaaan sktr et” deriz.

Küçükken bizi yakalamak kolay. Lisede, üniversitede biz de sevgiye muhtacız., eşitiz orada. Sonra bitiyor galiba… Ya da siktir ediyoruz… Bir de insanlıktan çıkmamız için herşey var memlekette. Askere git, işe gir, Fenerbahçe’yi tut, kooperatife yazıl, arabayı değiştir… Bunca olumsuz şey içersinde hayatın değerli olduğunu anlamamız zor değil. Hal böyleyken bizden aşk, sevgi bekleyip, kol kanat germemizi isteyenlerden şeytan görmüş gibi kaçmamız çok normal.

Bookmark and Share

Bloglar Gezisi Sürüyor

2009-02-04 - 14 Yorum Magazin, Moda

Blog camiasını yakından tanımadaki eksikliğimi gidermek üzere yaptığım ve gelişigüzel olan bu geziden edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Son attığım Trevor Brown ve din konulu iki posta bir hayli ağır gelmiş olabilir, şöyle bir camı açıp havalandırmak lazım geliyor ortamı.

Kendi başıma olsam yine beceremezdim, nerden başlayayım, nerelere gideyim?… İyi ki içinizden biri var, sürekli beni blog adresleri ile besliyor. ”Al bak şu var” veya ”bu kız tam sana göre’‘ diyerek bana gönderdiği linkler işimi kolaylaştırdı. İçlerinden çok azını da kendim keşfettim tabii ki.

Bir kere herşeyden önce eleştirici olmadığımı belirteyim. Kendi kendime yapıyorum tabii ki bir eleştirisinin bu blogların. Ama burada sanki bir otoriteymişim gibi vıdı vıdı yapmam çocukça olur. Hatırlıyorum, müzikle uğraştığım, guruplarla beraber çaldığım ilk yıllarda barlara, konserlere gider, kollarımızı göğsümüze kavuşturarak sahnedeki gurubu izlerdik. Amacımız eğlenerek vakit geçirmekten çok, sahnedeki gitaristin, davulcunun yaptığı sıçışları eleştirsel bir gözle değerlendirip, yeri geldiğinde onlarla acımasızca alay etmekti. Düşünüyorum da çok aptalca ve gereksizce bir davranışmış. Haa içimdeki kötü ve gıcık olan tarafım hala yapıyor bunu. Çok zorda kalmadıkça o karakteri ortaya çıkarmayayım diyorum.

Ayrıca elitist olmaya da gerek yok. Herkesin ihtiyacı, beğenisi farklı. Başka bir deyişle ”her popoya göre pipi var”. Yoksa şu satırların da okuyanı var;

Bu benim 2. alyansım. Evlenirken ince klasik alyans almıştım eşimin ısrarı üzere süslü bir şey takamam dediler beyfendi.1. evlilik yıl dönümümüzde Bvlgari alyasla değiştirdik. Ben 3 yıldır çok severek kullanıyorum .Hiç rahatsızlık hissetmiyorum.

Ama ben devasa avize küpelerle uyuyan bir tipim.hiç bir şeyden rahatsız olmam üstelik bu güzellik için olacaksa. Ama eşim 2 hafta sonra götürüp değiştirdi.Rahatsız oldu.Şuanda zaten artık hiç alyans takmıyor. Ama ben çok seviyorum alyansımı

Bloglar illa politika, müzik, şiir, film, cinsellik veya PHP kodları üzerine olmak zorunda değil. Aksine böylesine gündelik, ev hanımının karalama defteri tarzında bloglar da olmalı… Çünkü popo/pipi ilişkisinden ötürü bunlar da bir ihtiyacı karşılıyor.

Şöyle ki, çok beğenerek eve aldığım espresso makinamda binbir değişik kahve çeşitleriyle yaptığım Latte veya capuccinolar tabii sofistike bir zevkin sonucu. Hatta bir kahve çeşidi var. Afrika mı, Güney Amerika mı ne, oradaki bir maymunun özel bir ağacın tepesinde yediği yaprakları midesinde öğütüp, dışkı olarak aşağı düşürmesinden sonra, bunların toplanarak yine çok özel bir kahve çeşidiyle karışımından elde edilen ve kilosu birkaç yüz euro’yu bulan bir kahve de var. Daha sofistike olamazsın yani… Ancak gelgör ki bazen ”instant coffe” dediğimiz ve sıcak suyla direk olarak tozunu karıştırarak içtiğimiz kahvenin dahi ayrı bir keyfi ve lezzeti var. Eğer instant coffe üzerine bir blog olsaydı emin olun takip ederdim. O sebeple…

Sinirlendim ben estetik filan yaptırmadım herkez aynı şeyi söylüyor ama bende estetik yok dedim.

Yaaa bu doktorlar estetikli buruna nasıl anlamıyorlar şaşırıyorum.

gibi blog postaları da her türlü insana hitap edebilir. Belki Atom Enerjisi Kurumu’nda daire başkanı olup, eve gelince bu tarz bir blogda günün stresini ve yorgunluğunu atıyorsunuz, ne bileyim…

Bir de kinky ve radikal feminist Eva‘mız var. Aramızdan biri O… Bazen yorumlarını okuyoruz burada. Amsterdam’dan geisha balls, kırbaç, jartiyer, çiftli dildo almasının da ötesinde bas gitar çalması, ve belki de en ilginci Bombay, Brüksel, Graz gibi şehirlerden edindiği izlenimleri paylaşması blogunu cidden takip etmeye değer kılıyor. Blogunun sağ üst kısmından O’na isterseniz sahip olabiliyorsunuz, isterseniz de kölesi oluyorsunuz…

Kadınların modayı yakından takip edip bu konuya özel önem vermesi ilk başta erkeklere gıcık bir durum gibi gelse de, durup düşündüğümüz zaman bize birbirinden güzel ve seksi kıyafet/aksesuarlarla arz-ı endam eyleyen bu melaikelere gereken toleransı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Moda blogları İsveç’de de çok popüler hatunlar arasında. O yüzden Nil’in blogu bana çok da yabancı gelmedi. Kategorisinde bence çok başarılı, biraz üzerine düşerse iyi paralar kazanacak potansiyel var hatunda. Bana blog tavsiyesi yapan hatundan buldum bu adresi. Bir baktım hafif bir Sasha Grey silueti var Nil’de. Bunu da yorum olarak düştüm bloguna zaten.

Nil’in blogunda yaptığım başka bir buluş ise Melissa. ”The life and style of a 21-year old girl who loves food, fashion, drinking, writing… sex and coffee.” diye bir profil yapmış Melissa kendine. Eeee özelliği ne hatunun diyecek olursanız… Yok bir özelliği, asyalı olmasından öte… Müsaadenizle o kadar iltimas geçeyim, zkinin doğrultusuna giden klasik bir erkek olarak…

they have tighter pussies? – they’ll submit to being tied up and beaten black’n’blue?

diyerek reçeteyi yazmıştı Trevor Brown, hatırlarsanız… İşte benim süslü şırfıntım...

Bitirirken Editor’s Choice tadında, kendi keşfim olan, özellikle de kadın ve homoseksüel okurlar için seçtiğim oldukça niş bir blog tanıtmak istiyorum. Ben çok beğendim, okunacak o kadar şey var ki. İngilizce olan bu blogun ismi, Chirayliq…

Chirayliq is the Uighur word for ‘handsome, pretty, beautiful, attractive’. This blog concerns itself with the handsomeness of Central Asian men, and not only. From the Black Sea to Kamchatka, from the Kara Sea to Himalaya, this is a gallery celebrating the rugged charm of the men from the steppes, mountains, deserts and taigas.

Bir blogun tanıtımı da bu kadar güzel yapılır yani…Blog, Tinet ve Ainur adında iki kızkardeş tarafından yazılıyor. Etnik kökenleri ve kendileri hakkında kısa tanıtıcı bilgi, blogun neden bu kadar başarılı olduğunun da bir göstergesi.

Tinet – after many years of studying not least the Russian language and the cultural history of Russia, the Soviet Union and the Middle East, she has moved to one of the many cities of her dreams (Berlin, Germany) and works as a gun for hire for various publishing companies with typesetting, graphic design, translating and writing, besides drawing comics about funny Russians. She dreams of making big fat richly illustrated coffee table books about the images of Central Asian, Caucasian or Russian men from a cultural historic angle.

Ainur – Ph.D. Candidate of History at the University of Lund, Sweden, who in her research has focused on nationalism, identity and stereotypes, mainly in the context of Finnish views on Swedes. She also draws historically correct comics about the Jazz age in the 1920′s, which also deal with nationalism, identity and stereotypes, in a quite entertaining way.

Tinet and Ainur are sisters, and their ethnic background is as follows: 62.5% Finnish, 25% Mishär Tatar, 12.5% Kale (‘Finnish Gypsy’).

Ne duruyorsunuz? Marş marş!!! CHIRAYLIQ.BLOGSPOT.COM

Bookmark and Share

Mükemmel Erkek

Pucca beni uyardı bir ara ”neden başka blogları çok fazla gezmiyormuşum”. Bu benim bir eksikliğim tabii. Ancak şu var ki erkek blog yazarları genelde teknik konuları ele alıyorlar. O konuda açıkcası çok merakım yok. Daha çok kadınların yazdıkları blogları takip edeyim diyorum, ama orada da çokça melankoli ve şiirsellik gördüğüm için takip etmekte zorlanıyorum. Burada suç bende, şiirden anlayan bir insan değilim, müzeye gitmek kadar sıkıcı geliyor bana. Bunun yanında birgün space cake nasıl yapılır tarif verip, ertesi gün wordpress’in bilmemneresine koyacağın php kodunu yazan blogları da takip etmek zor. O yüzden niş blogları (tek bir konu üzerine yoğunlaşmış) veya kişisel olanları vaktim olduğunca takip ediyorum.

Bu blog şeysi en çok homoseksüellere ve kadınlara yaradı. Bunun da doğal karşılanması gerekir. Toplumda sesleri bastırılmak istenen kesimler blog fenomeni sayesinde bir ses buldular. Kafadan bir hesap, blogların yazarlarının ve okuyucularının % 55 kadın % 42 erkek ve % 3 homoseksüellerden oluştuğunu kabaca tahmin ediyorum. Dolayısıyla etable olmuş hatun bloglarının bir postaya 20 den aşşağı yorum almadığını görüyoruz. İşin cıbırını attırmış olanlar 50-60 yorumda geziniyor… Kadınları anlamak için pratik yapmak isteyen bir erkek, bundan iyi fırsat bulamaz. Bir kadının anlattıklarına diğer kadınlar nasıl katılıyor, tepki veriyor… Benim de bir blog yazısı dikkatimi çekti, konu yapayım dedim.

İnsanların özel hayatları tabii ki kimseyi ilgilendirmez. Ancak söz konusu kişi olayı kendi blogunda okur huzuruna çıkardığı için benim de başka bir yerde aynı olayı örnek göstererek yazmam yanlış bir davranış olmaz. Zaten amacım kadın ile erkeğin aşk,ilişki dediğimiz olaylara bakış açılarındaki farklılıklara dikkat çekmek.

Camilla bir süre önce Değer adında bir erkek ile tanıştı
. Kendini bayağı bu çocuğa kaptırdığını yazdı blogunda. Müzikti, kültürdü vesaire her konuda bir elmanın iki yarısı gibi olduklarını anlıyoruz. Tabii çocuk böyle de bir pırlanta çıkınca, anlaşıldığı üzere blogun bayan okurları da çocuğa aşık olmaya başladılar. Eh hadi abartmayayım, ama en azından büyük bir tezahürat var yani okuyucudan. Zannedersem blogun bayan okuyucularını koparan şu satırlar oldu. Bayanlar ve özellikle de baylar… Dikkate okuyun;

Hatta hayatımda geçirdiğim en güzel geceydi. Yürürken, bi otelin önünde durduk. ‘Eve gitmiyoruz’ dedi, otele girdik. Oda anahtarının Değer’in üstünde olduğunu fark ettiğim için, daha önceden ayarlamış bir şey olduğu belliydi. Oda kapısını açtı. Mum dolu bir oda, her yerde mumlar yanıyor, adım atılacak kadar bir boşluk var sadece, oda bembeyaz ayrıca, üç şişe şarap var ve çikolatalar, en sevdiklerimden, Tutku ve Damak. Fonda bir müzik, Danny Vera’dan ‘I was made for loving you baby’…Hayatımdaki en mutlu olduğum an, bu andır işte. Anlarsın sen, şimdi burda yazsam bile olmayacak ki, kelimeler yetmeyecek.. O yoğunluğu anlatacak kelimeler bilmiyorum ben.

Kadınların kalbini küt küt attıracak bu sahne bende çok başka düşünceler uyandırdı oysa. ”Normal bir erkek asla böyle birşey yapmaz” gibi klasik ve ucuz bir espri yapmaya gerek yok burada. Bu kadar olmasa da benim de buna yaklaştığım koreografiler olmuştur. Ardındaki düşünce ne olursa olsun, kadınları tabii ki büyük bir mutluluğa sevk ediyor. Yine de too good to be true bir vak’a, bunu söylemek lazım. Ticarette de var bu, adına ”dans etmek deniliyor. Bir anlaşmada, alışverişte karşındaki insan gereğinden fazla kartı ve kozu ortaya sürüyorsa şüphelenmek için her sebebin var artık. Hiç çaktırmadan, ”tamam biz anlaşmayı inceleyelim, sonra size döneriz” denmeli. Toplantıdan çıkar çıkmaz imzalanmamış sözleşmeyi yırtıp, sekreterinize o adamın telefonlarını bağlamaması için tembih etmeniz gerekiyor.

Tabii aşk başka birşey. Çok gerçekçi olamıyorsunuz. Belki güzel olan tarafı da bu. Ben çok zor beğenen bir insan değilim. İnsanlarda hatalarının yerine, artılarını görmeyi tercih ederim. Cinsellikte dahi böyleyim. Hiç tipim olmayan bir hatunla sırf biçimli göğüsleri var diye sevişebilirim. Veya ayak bilekleri… Saçları… Kokusu… vs…

Yalnız birtek şeyden vebadan kaçar gibi kaçarım. Kıskançlık… Bu bir ilişkiyi cehenneme çeviren yegane illet. Bir virüs gibi de ayrıca. Bir kere girdiği zaman çıkarması çok zor. Tabii domuz gibi de olmamalı insan. Belli bir dozajı var kıskançlığın. Hafif göstermelik olacak, espri ile karışık, gülümseyerek…. Üzerinde de asla durulmayacak. Isıtıp, ısıtıp getirilmeyecek.

Kıskançlığın en istenilmeyen evresi şiddet. Ki bu muhakkak yaşanıyor. İlla fiziksel olarak değil, karşındakini bilerek sözle incitme de bu şiddetin kapsamına giriyor. Kıskançlığın en büyük sebebi kendine olan güven eksikliği. Yetişkin bir insanda bunu düzeltmek pek kolay değil, çocukluktan geldiğini tahmin ediyorum.

Otel, mum, şarap… Bunlar güzel tabii. Ancak Camilla’nın yazdığı tüm yazılarda oğlan son derece kıskanç bir tipleme çiziyor. Pek adetim değil, okuduğum bloglara da fazlaca yorum bırakmıyorum. Ama bu sefer düşündüğümü yazayım dedim ve bir yorum bıraktım oraya.  Ancak bazı okuyucuların ”amaaan bozma eğlenceyi, uyandırma bizi bu rüyadan” tarzinda tepki verdiğini görmek gecikmedi.

Bu kadın-erkek olayı, düşünce farklılıkları ilgimi çeken bir konu olduğu için yazdım. Son olarak aşk ve romantizm tezahüratçısı bayan okurlar için bir tüyo ile kapatayım.

Benim beceremediğim iş olan internetten hatun ayarlama konusunda usta olan bir arkadaşıma sordum bu işin sırrını.

”Kadınlar o kadar sevgiye aç ki, onlara duymak istediklerini söylüyorum” demişti. Yine de arkadaşımın yanıldığını ummak isterim…

Bookmark and Share

Fırça Badana

Arada bir Stockholm’le ilgili yazılar yazıyorum… Okuyanların da ilgisini çektiğini tahmin ediyorum. Yani biri Bombay’dan, Sydney’den veya Kongo Kinsasha’dan yazsa benim ilgimi çekerdi. Tabii Stockholm o kadar egzotik değil bu şehirlerle karşılaştırdığın zaman. Ama yine de…

Klasik bilgi doğru yalnız, taş gibi hatunlar, yakışıklı erkekler… Bu postayı da hatunlar için atmış olayım biraz, o yüzden İsveç erkeklerine ayırayım bugünkü satırları. En son söyleyeceğimi de baştan söyleyeyim de aranızda televizyonda diziye yetişecek hatunlar varsa ilk satırlarda istediklerini vermiş olayım, merakta kalmasınlar.

Evet İsveç’li erkeğin genel olarak çük boyu ortalaması Türk’ünkinden uzun…. ”Boyu değil, işlevi” teranesini başkasına bırakıyorum. Ben daha çok ”önemli olan ruh güzelliği”nden gireyim konuya…

Ruhu da güzel sayılır İsveçli erkeğin. En azından Türk hatunlarının beğeneceklerini tahmin ediyorum. Hangi Türk hatunu istemez bulaşıkta, temizlikde, çamaşırda 50 ye 50 işi paylaşan erkeği. Yalnız erkeğinin kütür kütür kendilerini düzmesini bekleyen hatunlar için hayal kırıklığı olabilir. Çünkü Avrupa’nın en feminist ülkesinde erkek olmak, taa anaokulunda yapılan ”cinsiyet araştırmaları”nın kurbanı olarak arabaları ellerinden alınıp bebeklerle oynamaya zorlanan erkekleri belli bir süre sonra iğdiş edilmiş boğaya döndürüyor.

Gerçi bebeklerle küçük yaştan haşır neşir olmak ilerde işlerine yarıyor. Çünkü çocuk sahibi olan çiftlerden her birine devlet baba 1 er yıl izin veriyor ücretli. Evde kalıp çocuğa bakmaları için. 1 yıl anaya, 1 yıl babaya… O yüzden gündüz iş saatlerinde çocuk arabalarıyla şehirdeki gezip dondurma yiyen, kafelere takılan babalar görmek mümkün.

Tabii Türk hatunlarımızın bu anlattıklarıma ağzının suyu akarken, bu bloga takılan erkek cemiyeti de içinden ”hassktr” i çekiyordur. Yalnız erkek okuyucuların içlerini rahatlatmak için değil ama gözlemlediğim birşeyi de söylemeden geçemeyeceğim. Tüm bu bulaşıkdı, çamaşırdı, çocuğun altını değiştirmeydi derken erkeğin kütür kütür zkebilitesi azalıyor. Biraz maçoluk veya Türk’lük gibi algılayabilir hanımlarımız ama Doğa Ana‘nın kanunları bir yerde ağır basıyor. Artık eşini, çocuğun altını değiştirirken gören kadının kukusunu bu görüntüye bakarak ıslatamaması mı diyelim, yoksa önlüğüyle bulaşık yıkayan erkeğin gece yatakta, eve çalışıp daha fazla para getiren kadına karşı pipisini kaldıramaması mı bilemiyorum ama belli bir süre sonra İsveçli kadının gözü mahallenin pizzacısını işleten Türk’ün pantolon üzerinden sağa yatırıldığı belli olan zamazingosuna takılıp kalıyor.

Stockholm şehri 7 adacık üzerine kurulmuş. Bu adacıkların şehrin güneyinde kalanına Södermalm deniyor. Benim de oturduğum yer burası. Biraz daha bohem, biraz daha eğlenceli olan yeri burası şehrin. Her yer bar, restoran, kafe, gece kulübü dolu. Çok da pizzacı var. Bunların kaçı Türk’tür bilemiyorum ama bir başka gerçek de şehrin bu bölümünün singel oranının diğer bölgelere oranla daha yoğun olduğu…

Ada olduğu için orası burası deniz kıyısı, yat limanı. Yat derken öyle lüks falan değil, daha halk tarzı olanları… Parkı, bahçesi, festivali ve yazlık kafeleri olduğu kadar insanları ile de çok zevkli bir bölümü Stockholm’ün. Kulüpten bazı kızlar (Toz’un arkadaşı Ördek) kendisine erkek ısmarladı buradan. Öyle bavula koyup getirecek halim yok ama her kadının rüyası olan ”elinden iş gelen erkek” imajına uyacak 3 çocuk var bizim mahalleden, Johnny, Daniel, Christian. Çocuklar bir firma kurmuşlar. Fırça badana üzerine… Retro Måleri demişler adına. Retro bildiğiniz retro, måleri ise boya işleri demek.


Johnny, Daniel, Christian

İşe koştururken kullandıkları arabalar 50 li yıllardan. Fırça badana çekerken kullandıkları boyacı merdivenleri ise Kaliforniya’dan özel sipariş. Fırça badanacılar Rockabilly dediğimiz akımın taraftarları. 1954 de Elvis Presley, Sam Phillips ve Bill Halley tarafından başlatılan bu akım hillbilly, blues ve country karışımı. Elektro gitar ve kontrabas ağırlıklı bu müzik 80′lerde dönüş yapmış tekrar. O devirde araya biraz punk da katmışlar. Bu şekilde takılan bir gurup insan var açıkcası burada. Briyantinli saçları ve modifiye ettikleri eski model arabaları ile Stockholm’ün o büyük şehirlerin aksine durgun olan yaşantısına biraz daha renk katıyorlar.

Bookmark and Share

Deep Edition Blogger Profile

Blog yazarları, okuyucularının kafalarında yarattıkları imajlarla yaşamak zorunda. Özellikle de kişisel yazanlar daha çok hedef buna… Elif Savaş ve Sesli Blog dan Tansu Günay bu problemi bloglarında kendilerine ait resim bulundurarak çözmüşler, okurlarını merak içinde bırakmıyorlar.Tansu, devrimci ve sigara içen kişiliğiyle pekçok kadın hayrana sahip olabilir diye düşünülebilir. Tipi de iyi çünkü Tansu’nun. Yeni Dünya’da yaşamını sürdürüp çocuk annesi olan Elif ise oldukça çekici ve hoş bir hatun. Akrep kızı da çok can yakar, bir içim su…

Benim dahil olduğum grupta, Pucca da benim gibi blogunda kendine ait bir resim bulundurmayan bir blog yazarı. Ancak aklıma Pucca deyince şuh bir kahkaha atan sarışın kız geliyor. Gerçek hayatta öyle olup olmaması pek de önemli değil artık. Çünkü O bloguyla özdeşleştirildiği için bu resim kafamızda var.

5posta ve Fenasi denilince de bir şey gözler önüne geliyor olmalı ki sık sık ”resim yolla” veya ”neye benziyorsun’‘ gibi sorularla karşılaşıyorum. Bu blogda işlenen konu da biraz şey olunca haliyle insanların kafasında daha fazla merak uyandıran sorular olması doğal. Erkek okuyucuların bunu kafaya çok taktığını zannetmiyorum. Biz erkekler ”object-oriented” olduğumuz için gözümüzle görüp, dokunup, koklamadığımız şeyleri fazla merak etmeyiz. Kadın milleti böyle değil… Merak içten içe kemirirken, bilinmezlik, gizem dediğimiz şey olayı başka boyutlara götürebiliyor.

Kulüpte veya şurda burda anladığım kadarıyla, mesela Pucca bir Özcan Deniz veya Murat Boz hayal ediyormuş bu satırların yazarını. Birincisinin türkücü olduğunu biliyorum, ikincisini hiç duymamıştım. Neyse google onun da cevabını verdi.  Kafama dank eden şu ki, bu konuya biraz açıklık getirmezsem işler sarpa saracak. ”Party is Over” demenin zamanı geldi galiba.

Dün gece 3 okuyucu önünde deklare ettim (ki birisi de Pucca idi). Bir Murat Boz/Özcan Deniz değil, olsa olsa Frank Zappa düşünmeleri gerektiğini… Hayal kırıklığı büyük oldu anladığım kadarıyla. Hatta sld ”çok çirkinmiş lan bu” dedi.

Ancak bu hatunların yaş ortlaması henüz 20 lerin ortasında olduğu için böyle pembe hayaller kurup kendilerini aldatmaları da kaçınılmaz tabii. Yoksa biraz tecrübeli bir kadının, Özcan Deniz ile Bodrum’da yatla bir diskoya gidilip paparazzilere yakalanmanın devamında evde romantik bir bitirişi görmenin ötesinde, daha başka ortamların daha değişik kvalifikasyonlar gerektirdiğini bilmesi gerekirdi.

Özcan Deniz ve benzeri kişilerde bu kvalifikasyonların olabileceğini pek sanmıyorum. Yapılan sanatın, sanatçının ruhunu yansıttığını baz alacak olursak haklı olduğum görülebilir.

Meraklı bir insan olduğum için buldum dinledim şu Gayserili’nin kapağını upload yaptığı albümü… Hani internetten yasadışı müzik indirimi ve paylaşıma karşı çıkan lobicilerin bir gerekçesi var ya… ‘‘Efendim sanatçı yapıtından hakkettiği karşılığı alamayacak mı?” diyorlar ya… Özcan Deniz Hediye adlı yapıtıyla bir araba dolusu sopa yemekten başka birşey haketmemiş… Ne çare ki benim gibi düşünmeyen çok insan olmalı…

Özcan’da varolmayıp, yüce tanrının Zappa’ya bağışladığı bu kvalifikasyonlar henüz ilk bakışta dahi kendini gösteriyor.

Alalım, Özcan Deniz’in hediye adlı eserindeki yapıtlarının isimlerini, yalnızca isimlerini…

Bir Dudaktan
Kayboldum
Zorun Ne Benle Aşk
Karşılıksız Aşk
Eyvallah
Saçmalıyorum
Nasip Değilmiş
Yar
Sevda Tannçası
Hediye
Ne Gezer
Kapı Kapı
Her Dem Ey
Bir Dudaktan Remıx
Zorun Ne Benle Aşk (akustik)

Şimdi de Frank Zappa’nın yaptığı müzik eserlerinden birkaç isim alıntısı… Bir yandan da paslı kulaklarınızın algılayabileceği kadar basit bir Zappa parçası eşliğinde,

Titties ‘N’ Beer
Catholic Girls
My Guitar Wants to Kill Your Mama
Penguin In Bondage
Broken Hearts Are For Assholes
Don’t Eat the Yellow Snow (burada ”sarı kar” – üzerine işenmiş kar)
Jewish Princess
I Have Been In You (player daki parça)
Sexual Harassment in the Workplace
Why did it hurt, when I pee?

En basitinden fark burada. Alemlerde her anal bölgeye göre bir cinsel organ var. Tabii ki Özcan Deniz ve Murat Boz sevenlere göre de olacaktır. Ancak burada olmayacaktır… Özcan’ın o çelik gibi bakışlarının ve olgun erkek imajı veren gümüş renkli saçlarının altında, profiline ”I like Japanese Porn” yazılsa ne kadar abes kaçacağı aşikar. Bunu anlayabilmeliydi bir kısım okur grubu…

Bu postadan sonra fotoğraf istemlerinin ve küçük, masum flörtlerin arkasının kesileceğini hesab edersek artık işimize konsantre olabiliriz. Nerde kalmıştı dünya?

Controversial Turkish porn blogger ……..

Bookmark and Share

Kocam Porno Seyrediyor! Ne yapmalıyım?

Pekçok kadının pornografiye bakış açısında çıplak erkek vücuduna olan genel ilgi eksikliği ve monogaminin rolü olduğu düşünülebilir. Gerçi New York Times’da yer alan araştırmanın diğer bir göstergesi olan ”kadınların diğer insanların seks yapmasına bakmaktan hoşlanmaları” tezi biraz bu teoriyi sallasa da bir an için bunu unutalım.

Sex And The City gibi zorlama ve fantazi ürünü olan bir dizinin çılgın taraftarlarını fazla ciddiye almayıp bir tarafa bırakırsak genel olarak kadınların erkeklere göre daha çok monogami’ye eğimli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Az veya çok, bir beyaz atlı prens hayali pekçok kızda var. Bu prens doktor olabilir, çulsuz bir yazar olabilir, sigara kokan, saçı sakalı birbirine karışmış bir heykeltraş olabilir. Aşk da hala yaygın bir kavram. Hernekadar bu konudaki umutsuzluğun sarkastik dışavurumunu sıkça duyuyorsak da, içten içe aşka olan sağlam bir inanç var kadınlarda. Hayatının erkeği bulununca sonsuza kadar beraber yaşanacak, erkek kendini eşine ve ailesine adayacak…

Her yaşa ait kadın/genç kız forumlarını, tartışmalarını elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum internette. Erkek arkadaşları, kocaları pornografi illetine düşmüş olan büyük bir kesim var. Aşşağıdaki diyalogları kadınlar kulübü diye bir internet forumundan aldım.

Şöyle bir yazıyla genç kız köşesinde tartışmayı açıyor;

ya kızlar, ben de gıcık oluyorum bu duruma tabi. Hiç yakalamadım ama isteklerinden anlıyorum. Bir kere uyardım, böyle seyler seyredersen canına okurum dedim, hala daha yapıyorsa kendi bilir… İşin beni gıcık eden tarafı, uygulama yapmak istiyor ve benim midem almıyor ve tartışma cıkıyor … Bekarken hadi meraktı falan diyebilirim ama evlilerin seyretmelerini yadırgıyorum ..Gerçekten psikolojik olarak etkiler bakmamak lazım ..bir de öyle romantik falan olsa iyi de .. Hayvan gibiler, nesini seyrediyorlar anlamıyorum …Nasıl fazla yemek rahatsız eder .. Fazla seyretmekte iyi değil…İnsan doymasını bilmeli

Okurlardan destek gelmekte gecikmiyor:

Canım benim, gerçekten iğrenç, utanç verici bir durum. Erkekler yaratılışları ötürü bazen böyle kalitesiz durumlara düşebiliyolar, ama kesinlikle tepki verme. Yani bildiğini bilmesi yakıştı diil mi, yazman güzel ama daha fazlasını yapma. Yüzüne bu konuyu açma. Birbirinize olan saygınız sarsılır. Hem sonra yüzüne söylediğinde ki o utancı yaşarsa 2. sini yaşamaktan çekinmez. Fakat böyle yazılı bir not bırakman zaten yeterince korkutmuştur. Bir daha yapmıyacaktır inşallah emin ol buna.

Devam ediyoruz,

Canım benim ya biliyor musun bu konudan başı ağrıyan çok kişi var. Başkasını düşünerek eşleriyle ilişkiye giren erkekler sanırım elde edemedikleri daha çekici geiyor. Ama bu çok günah, allah vermesin yarın bir gün böyle bir düşünce ile ilişkiye girip çocuk sahibi olursan, yarın ahirette o düşündüğün kişinin peşinden anne baba diyerek gidecekmiş çocuk. Canım sen her defasında sabırlı ol, üzerine pek gitme utandıkça düştükçe düşürür konuşmaları da davranışları da daha da hırçın ve seviyesizleşir. Kendinden utan de ona seni allaha havale ettim ve nasıl söylesem bilemiyorum ama ilişki sırasında merhaba ben … yani ismini söyle. Mesela ”merhaba ben meltem” gibi… Ne kadar sinirlenirse sinirlensin çok fazla konsantre olup o an dışında başka birini düşünme şansı da verme.

Bu da var…

Ben ilk pc’de bu tip şeylerle karşılaştığımda aklımı kaçırıyorum zanettim.Daha yeni evlenmiştim.Bilgisayarda bir şeylere bakarken bunları buldum,sonra geçmişi karıştırdım ki…Ohooo. Bir de benimki ilk inkar etti,yok ben bakmadım falan! Ben mi baktım da o görüntüler oraya geçti??? Sonra kavga kıyamet, ben evden çıktım gittim.Resmen kendimi aldatılmış gibi hissettim.Ben o kadar olay çıkarttım, adam bana:”Bunlara her erkek bakar, bunda bir şey yok. Bakmayandan şüphe et” dedi, iyice cinnet geçirdim. Etrafımda herkese sordum, hatta başka bir sitede bu konuda forum açtım. Genellikle aldığım tepki aynıydı:ERKEKLER BAKARRR!

Bu da son örnek olsun,

slm kızlar, geçen gün aynı olay benim arkadaşımın basına geldi. Uyurken kocası porna izliyormuş. Uyanıp yakalamış, eşi bir telaşla kapamış makinayı, yatmış… Erkekler kadınlar gibi değil. Beli bir kaç gün sonra boşalmak zorunda. Eşinizle 1 haftayı geçkin ilişkiye girmiyorsanız ya porna izler ya da mastırmasyon yapar. Bunun da adını bilmem ya, yanlış yazmama:)) O yüzden kafaya takmayın. Ama düzenli bir ilişkiniz oluyor da bunu yapıyorsa, alın karşınıza konuşun hatta oturup beraber izleyin. Yatakdan soğutmayın…

Şimdi diyebilirsiniz ki ”efendim bu foruma yazanların eğitim düzeyi ne, geldikleri toplum katmanı nedir?” Porna ve mastırmasyon konusunda belki de en tutarlı tavsiyeyi veren hanımımız kendini mesleğini forumda genel müdür olarak yazmış. Ayrıca bu tarz forumların gavur versiyonlarına da bakıyorum, şikayetler aynı. Kişisel görüşlerin sergilendiği blog ve forumların dışında konu uzmanlara da açılıyor günlük gazetelerin internet sayfalarında. Hayretler içinde okuyorum ilişki, cinsel sağlık konusunda uzman geçinen kişilerin verdiği cevapları. İsveç’in en büyük tirajlı günlük gazetesi Aftonbladet’in ilişki uzmanı okuyucuların bu konudaki sorularını cevaplarken eşlerini seks bağımlısı olmakla suçlayıp, derhal bu işe bir son vermeleri, gerekirse bir rehabilitasyon programından yardım almaları gerektiğini belirtiyor. Hayretle ve teesüfle okuyorum satırları…

Herifteki aletin aynısı bende var…

Masa altındaki Satelit Receiver, aynısı var

Bir problem varsa ilkönce bunu tanımlamamız lazım… Eşleri veya erkek arkadaşları pornoya bakmaya yeni mi başlamışlar, yoksa öteden beri var mıydı bu problem? Genelde görünen kadınların bunu hep bildiği, ancak ilk defa şimdi O’nu değitiremeyeceğini anlayınca umudunu gerçekten yitirip agresifleştikleri.

Bütün ilişkilerde unututulması gereken bir numaralı kural: Karşındaki insanı asla değiştiremezsin! Vazgeç bu düşünceden. Senin istediğin gibi biri olmadığını anladığın anda ya kabulleneceksin ya da terkedeceksin. Bunu yapmadığın takdirde ilişki soğuyacaktır. Baskı yaptığın sürece karşındaki kendini çekecektir.

İlişkilerde ve evliliklerde dahi kişi kendine özel bir alana hak sahibidir. Kişinin kendine ait, özel bir seksüaliteye sahip olma hakkı var. pornografi tüketicisi olmak, fantazi kurmak ve bunları yaparken de partneriyle bir paylaşımda bulunma mecburiyeti olmaması gayet doğal. Tabii tüm bunların kişinin partneriyle arasında bir mesafe oluşturmayacak şekilde yaşanması lazım. Yani hiç cinsel ilişki gerçekleştirilmeden sırf tek tarafın porno ve mastürbasyonla tatmini gibi bir olay varsa o zaman neşter vurulmalı. O zaman da sorulacak soru, ilişkide neyin ne zaman ve neden değişikliğe uğradığı olmalı. Bu durumlarda pornografinin suçlu bulunması çok küçük bir ihtimal. Genelde çocuk sahibi olmak, işte yaşanan stres veya bireylerin birbirine olan saygıyı kaybetmiş olmaları erkekleri pornografide gereğinden fazla bir tüketime götürüyor. Yoksa normal ve sağlıklı bir ilişkide pornografinin yerinde kullanıldığı durumlarda çok iyi bir katalizatör görevi gördüğü kanımca tartışma götürmez bir gerçek.

Sıkça yaşanan olay, kişilerin bir ilişkiye girdikten sonra seksüel olarak birbirleriyle aynı değerleri ve zevkleri paylaşmadıklarını görmeleri. Zevkler tabii antrenmana, bilgiye ve görgüye bağlı. Bu görgü ve kültürün gelişiminde pornografi son derece pozitif bir rol oynamasına rağmen tek başına yeterli değil. Ekran başında görülenlerin gerçek hayatta az-biraz uygulanmış olması da gerekli. Bunun için de toplumdaki kadın erkek eşitliğinin önemi büyük. Maalesef daha burada çuvallıyoruz zaten. Ve yine maalesef bu bilgilenme ve görgülenme yarışındaki tek öğretici aracımız olan pornografinin nimetlerinden en az yararlanan yine kadınlar. Kendine güvensizlik, kıskançlık ve bilgisizlik birleşince aşkın ateşinin çabuk sönmesi ve beraber yaşanan çatının altının cehenneme dönmesi de gecikmiyor. 

Pornografi güzel ve hoş… Fakat bağımlısı olmamak lazım. Eğer böyle bir durum varsa muhakkak sebebine gidilmeli. Güzel ve kaliteli bir ilişkide bireylerin kendi başlarına fantazi kurmaları ve mastürbasyon yapmaları son derce doğal, hatta faydalı. Yalnız kişinin cinselliğinin büyük bölümünü oluşturduğu takdirde ortada bir yanlışlık var.

Son olarak, bu konuda sıkça dile getirilen pornografiyle basılan erkeklerin bunu inkar yoluna gittikleri ya da bir daha yapmayacaklarına dair söz verdikleri ve daha sonraları bu sözlerinde duramadıkları sorunu var.

Erkek burada yediği nanenin arkasında duramıyor demek ki. Çok da kızmamak lazım, çünkü toplumun pornografiye genel bakış açısı dogmalarla şekil almış. Kimse toplum içerisinde pornografiye baktığını açıklamaya cesaret edemiyor. Cidden çok ilginç… Pornografi insanlık tarihi kadar eski de olsa 2008 yılında erkeklerin ve kadınların çıplak vücutlarıyla birbirleriyle seks yapan, sevişen, zevk alan diğer insanlara bakmaktan dolayı suçluluk duyması ve utanması nasıl bir olay?

Bitirirken, kadınların da en az erkekler kadar (aynı amaçla olmasa da) diğer kadınlara bakmaktan zevk aldığı tezinden yola çıkarak hem bayan okuyucular hem de erkek okuyuclar için pornografik değil, ama erotik bir video ile postayı kapatıyorum.

Anna Sensual Massage
Uploaded by Hegre

Bookmark and Share