Neden Böyle? Neden? Çünkü…

Tumblr bloglarının birbirine benzediği, çoğunlukla erotik içeriğe ağırlık verdiği, bunun da zamanla eşşeğin bir tarafına su kaçırttığı yönünde bir serzeniş var.

Ayrıca bu tür blogları açan pek çok kadının neden çoğunlukla yine içinde kadınların yer aldığı erotik fotoğrafları kullandığı da bir başka merak konusu.

Kadın tumblr cıların neden yine kadın fotoğrafı laykladıkları, reblog ettikleri konusunda fazla bir fikrim yok. Geçen gün süpermarkette kasanın önündeki sırada elimdekileri ödemek için beklerken afet bir hatun düştü önüme. Ben hatuna alıcı gözle bakmaya çekinirken, kasiyer kızın onu süzüm süzüm süzmesi, giderken de arkasından uzunca bakması, örneklerini sıkça gördüğüm bir durum. Bir kadının seksi stilettoları, göğüs ölçüleri veya baseni, eminim benden çok o ortamdaki diğer kadınların ilgi alanına giriyor. Öyleyken böyle….

Kadın, kadına olan hayranlığını açıkca göstermekte bir sakınca görmezken, erkek, kendi erkek arkadaşının yeni aldığı pantolonun üzerine çok iyi oturduğunu bile söylemeye çekinir. Bu baya uzun bir konu. Hatunlar kendi aralarında tartışıp bir sonuca varırsa daha iyi olur.

Biz o zaman, göze sokulan erotizmin fazla gelip, kalanının eşşeğin kukusuna nasıl sızdığına bir bakalım. Ama bunun için Tumblr’ın teknik bazı özelliklerini açıklamak gerekli.

5 Posta ve benzeri diğer ”normal” bloglar, iyi kötü, belli bir emek ve redaksiyonel çalışma ile kendi içeriklerini üretirken, çıkış amacı yalnızca World Wide Web’de rastladığın, başkalarının ürettiği içerikleri ”like” ve ”reblog” fonksiyonlarını kullanarak kendi takipçilerinle paylaşmak olan Tumblr’ı aynı kategoride değerlendirmek hem bloglara hem de tumblr a haksızlık olur.

Tumblr, her şeyden önce oldukça kapalı bir platform. Üretmekten çok üretileni paylaşmaya ve tumblr cılar arasında paslaşmaya dayanan bir duruşu var. Teknik altyapısı zaten tamamen buna yönelik hazırlanmış. Biraz da günün modasna uygun olarak easy goin’ dediğimiz türde… Fast Food… Gör, tüket, geç ve git. Üzerine fazla kafa yorma…

Ağır bir edebiyat, sinema veya bilim blogunu Tumblr üzerinde çok nadir görürsünüz. Emekle hazırlanan ağır içerikler için hiç de elverişli olmayan Tumblr, kendi icadı olan kelimelerle değil, başkasının ürettiği görsellerle kışkırtmaya  meyilli moda ve erotik odaklı bloglar içinse biçilmiş kaftan. Bu da küçümsemek gibi algılanmasın. Eğer sonuçta Tumblr blogunun sunduğu bir ”güzellik”, ister  Çin Kültür Devrimine ait propaganda posterleri olsun ya da isterse Sasha Grey’in ağzına mekanik olarak girip çıkan bir butt-plug olsun, beğeni topluyorsa ve bu beğeni de like veya reblog şeklinde tezahür ediyorsa, diyecek bir şeyimiz olamaz.

Benim pek doğru bulmadığım bir ifade şekli, ”bazı şeylerin internette çok veya az olması” üzerine. ”kaliteli blog sayısı az” ya da ”çok porno blogu oldu ortalık” gibi… Çin Devrimi propaganda posterleri az, Sasha Grey’in ağzına giren çıkan çok ise bu dengeyi nasıl regüle edeceğiz?

Azlar ve çoklar fiziki dünyada varolabilir, bu azlık ve çokluklar bizleri günlük yaşantımızda negatif veya pozitif etkileyebilir. Ancak internet üzerinde böyle bir şey sözkonusu değil. Tüm internet, koskocaman bir parazitli yayın. Bu parazitli yayının içinden beğendiklerimizi çekip çıkarmak, görmek istemediklerimizi de araya başkasını karıştırmadan kendi dünya görüşümüze göre elemek, filtrelemek mümkün. Yani günde 500 yeni erotik/pornografik sitenin yayına girdiği bir dünyada kendinize yalnızca matematik, fizik veya edebiyattan oluşan bir internet yaratmak sizin elinizde.

Ben sizlere favorim olan tumblr bloglarının bazılarını ve onları birbirinden ayıran özellikleri geçeyim bu bölümde. Hem de 5 Posta’nın bol link veren geleneksel pazartesi yazısına malzeme çıksın.

Just A Little Bit – 28 yaşında, pis fotoğraflara bakmaktan hoşlanan bir hatunun yeri burası. Beğendiği fotoğrafları bloguna koyup bir arada tutarken bazı fotoğrafların arkasında da bir hikaye gördüğünden mütevellit bu işe soyunduğunu yazıyor. Eh, bu konuda benzeşiyoruz demek ki. Bu hatunun paylaştığı fotoğrafları beğeniyorum. Abartı veya tek tip olmayan kişilere (çoğunluğu kadın yine. burda smayli var) yönelik, bol morluk içeren doğal pozlar çokca var.

Only The Young Die Young – Bu bir müzik blogu. Hem de bugüne kadar gördüklerim arasında en iyilerinden. Mp3 paylaşımından  daha çok albüm kapağı, poster, konser afişi, grup fotoğrafları vs bulabileceğiniz bir tumblr blogu.

Food Porn Star – Adındaki porno yıldızlığına aldanmayın. Bir yemek blogu. Daha doğrusu yemek fotoğrafı blogu. Yemeyle içmeyle çok işim olmasa bile bazen önüme ilginç şeyler düşürüyor.

Sex, Art and the Politics – (büyük smayli, neden olduğunu sormayın, siz bilirsiniz) Şikago’dan Danny’nin blogu bu. Adından da işlediği konular anlaşılıyor. Aslında tema olarak biraz benim tumblr blogunu andırsa da biraz daha fazla yazı var onunkinde.

Babylonica – my kinda tumblr… Kesinlikle öyle, evet… Asian sluts, asian sluts ve asian sluts… Beyaz ırka da yer veriyor ara sıra. Sırf nudity de diyemeyiz. Daha çok uzakdoğu’dan fotoğraflar paylaşıyor.

En ünlüsünü, belki de Tumblr Rockstar diyebileceğimiz bir örneği en sona sakladım.

Love’s Other Trumpet - Yani diğer adıyla Fuckmaker. Bu arkadaşın bir iki benzeri daha var ama hepsi onun yanında nal toplarlar. Fuckmaker‘ın konsepti, porno filmlerden aldığı kısa sekvenslerden siyah-beyaz GIF animasyonlar yaratması. Bu kadar basit bir olay. Ancak şu anda çok tutmuşa benziyor. Yazının başında aldığım FriendFeed tartışmasında bu arkadaşın çalışmalarının paylaşılması ile ”işte nolcak, orda burda fİkfik. gif ler” diye ti ye alınmış. Bu biraz Fazıl Say’ın arabesk yavşaklığı hikayesine dönüyor o zaman. Çünkü bloguna gelen ve çoğu kadın olan hayranlarının mesajlarına son derece alçakgönüllülükle cevap veren bu arkadaş, kesinlikle tumblr için mihenk taşı diyebileceğimizi bir olayın mucidi. Bakın bir hayran mesajı aynen şöyle:

Anonymous:

I’m a virgin and I masturbate often. Sometimes i let the bath water pound my pussy. Lately I’ve been wishing it was you instead. Your blog has me thinking of nothing but pleasing myself. I wish you could slip your tongue into my pussy. Then you’d pound me with your dick while cumming all over me. Oh my gosh. I have to go masturbate now. I’m gonna stick my vibrating toothbrush in my pussy and let the water pound the fuck out of my clit.

Yaaaa!!! İşte böyle! Şu da benim favori fikfik.gif’im.

Bookmark and Share

Bir Ateistin İslam ve Tesettür Üzerine Yüzeysel Düşünceleri

Çoğunuz benim gibi cahilsiniz. Yaşantınızı üst düzeyde ve yoğunlukla etkileyen konularda derin bilgiler ile beslenmek yerine günlük hayattan kendi yaptığınız çıkarımlarla ahkâm kesiyorsunuz.

Zannedersem entelektüeller ile ”kitleler”i ayıran fark bu. Acaba gerçeklikler ile teorisyenleri ayıran da aynı fark mı? Tartışmaya değer. Bu geniş konuyu deşmeyeceğim ama gördüğüm bir çarpıklığı kısaca buraya aktarıp, asıl konuya geçeyim. Bakın vikipedi ”entelektüel” i nasıl açıklıyor?

Entelektüel, zekasını ve analitik düşünme yetisini mesleği gereği ya da şahsi amaçlarına erişmekte kullanan kişi.

”Zekâ ve analitik düşünme yetisi” diyor. Eksik mi yazılmış acaba? ”Bir tartışmada, karşındaki insan veya gruplar üzerinde etki yaratmak için o güne kadar okuduğu kaynaklardan aldığı cümleleri virgülüne, noktasına dokunmadan referans veren kişi” diye açıklanmamış entelektüel maddesi vikipedi’de. Çünkü gerçekten de zekâ ve analitik düşünme yetisi kıstas alınsa, hem sosyalistleri hem de entelektüel müslümanları diskalifiye etmek gerekirdi.

Bu bahsettiğim gruplar zekadan ve analitik düşünme yetisinden mahrumdur diye anlaşılmasın. Bu son derece yanlış olurdu. Argümanları öne sürerken başvurdukları yöntemlerden bahsediyorum. Öyle değil mi sizce de? Bana öyle geldi. Neyse…

Konu aklıma nerden geldi aslında? Türkiye’de, sipariş üzerine latex fetiş kıyafetleri diken bir kişinin katalog çekimleri için hazırladığı fotoğrafları gördüm.  Vücudu sımsıkı saran latex elbisenin üzerinde başı tamamen kapatan bir de latex başörtüsü görünce bu çok konuşulan objenin toplumun farklı grupları arasında oldukça fazla anlam yüklenen bir işlevi olduğu kafama iyice dank etti. Kendi cehaletimle, yine de cesaret ederek kafamdaki bir iki düşünceyi havalandırmak istiyorum.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Feminizmin En Güçlü Kalesinden Manzara Böyle

Über sexy Swedish Girls!!! Sarı saçları, pembe-beyaz etleri, kendilerine güvenli duruşları, ne istediğini bilen tavırları, mahalle baskısının ne olduğunu hiç tatmamış, seks için günde 5 posta eti ete değse doymayacak İsveçli kızlar!

Kim bunlar? Nerede bulunurlar?

60 ve 70 lerde her yerde bulunabilirdi bunlar. Anladığım bu. O yıllarda tüm dünyayı etkisine alan dalga, Viking ülkesine vurduğunda devlet büyükleri oturdu ve düşündü. Uyuşturucu ve seks, çiçek çocuklar… Bu akımlarla çok zıt düşüp, çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlamazlarsa sürecin dışında kalacaklar, halktan uzaklaşacaklardı. Bu onlara iyi bir fikir gibi gelmemiş olsa gerek ki buna karşı ”her şeyin başı eğitim’‘ diyerek bir takım düzenlemelere gittiler.

Bu dönemde, okullarda çocuklara cinsel eğitim dersleri ilk defa koyulacağı zaman, okutulacak yayınlarda ve eğitim filmlerinde cinsel ilişkinin nasıl tasvir edileceği gündeme geldi. Türlü şaklabanlıkla edep yerlerini saklamaya çalışmak ve olayları anlatmak için binbir dereden su getirmek yerine her şeyi olduğu gibi göstermeyi uygun buldular. Fakat ülkenin sansür kanunları buna engel teşkil ediyordu. Problem olmadı yine de. Tek bir imza ile dönemin yetkilileri sansürü kaldırdılar. Artık filmlerde ve basılı yayınlarda cinsel organların dışında birleşme de gösterilebilecekti.

Liberal demokrasinin hakim olduğu bir ülkede, kafalarını günün modasına uyarak dumanlayan gençler bir de tüm sansür engellerinin çöpe atılmasıyla iyice zincirlerinden boşandılar. Aynı dönemde, diğer ülkelerde ”İsveç, kadınları ve bu kadınların serbest sekse bakış açıları” üzerine belgesel filmler çekilmeye başlandı. İspanya, İtalya gibi katolik ülkelerin yanında Yeni Dünya’da da insanlar İsveç’den gelen haberlere ve görüntülere bakarak başlarına yağacak taşları düşünüyordu. Bakınız, aynen şöyleydi durum:

Sonra bir şey oldu. Lastik patladı, çiçek çocukları taşıyan Volkswagen minibüs devrildi. Ben olay mahaline geldiğimde enkaz kaldırılalı çok olmutu. Asfalttaki fren izleri bile silinmeye yüz tutmuştu diyebilirim.

Kaza mahaline gelinceye kadar geçilen kilometre taşlarından kendi şahit olduklarımı potpuri olarak alayım:

97 yılında gazetelerin başlıklarını süsleyen haberler, şehirdeki striptiz kulüpleri için trafikte ayaklı reklam panosu görevi üstlenen araçların molotof kokteylleri ile saldırıya uğramasıydı. Ayda bir iki kez okuyorduk bunları.

2000 lerin başında, yine striptiz kulüplerinin çıkışlarında pusuya yatan, beyzbol sopalarıyla silahlanmış kişilerin, kulüp müşterilerinin kafasını ve gözünü yarması olayları az değildi.

American Apparel’in, konsepti nedeniyle yıllarca mağaza açamadığı İsveç’de, iç çamaşırı firmaları yaptıkları reklam kampanyaları yüzünden haftada bir tüketici derneklerince ve bazı organizasyonlarca şikayet edilip, ağır para cezaları ödemeye mahkum oluyorlardı.

Herhangi bir Türk kadınının boğazına duygusallıktan taş oturtacak, gözlerinden yaşlar getirecek İsveçli babaların, ülkedeki adalet sisteminin çarkları arasında nasıl öğütüldüğüne dair bir istatistik şunu söylüyor:

Boşanma davalarında, çocuğun vesayeti üzerine verilen 100 karardan yalnızca 23 ü babaları haklı görüyor. 77 sinde çocuk anneye veriliyor.

Bakın bugün gelinen noktada nerede duruyor İsveç?

Bir peynir markası olan Jarlsberg’in aşağıda seyredeceğiniz kısa reklam filmi, Eşitlik Ombudsmanına şikayet edildi.

Şikayetçi kişi, reklamdaki sloganı seksist ve kadını aşağılayıcı bulmuş. Slogan şöyle

Smaken sitter i hålen!

Çevirisi tam olarak şu:

Tadı, deliğinde!

Çok fantastik değil mi?

Son olarak, ülkenin sayılı seyahat acentalarından Nazar Turizm‘in geçtiğimiz haftalarda ana sayfasında olan, ancak gelen tepkiler ile silinen yazısını alayım buraya.

Kreta’daki (Yunanistan) tüm otellerimiz kadınlar tarafından işletilmektedir. Eğer olur da ortalarda bir erkek yönetici görürseniz şaşırmayın. Yine içiniz rahat olsun. Çünkü mutlaka o erkeğin üzerinde, tüm işlerin derli toplu olarak organize edilmesinden sorumlu bir kadın vardır.

Bu yazıyı yazdım ama biraz rahatsız oldum kendi yazdıklarımdan. Klasik bir feminizm düşmanı erkek görüntüsü vermişim gibi duruyor tüm blog post. Ve üstelik abartılı duruyor. 3 defa okudum, yanlış bir şey mi yazıyorum, çok mu subjektifim diye. Ancak verdiğim örneklerin hepsi politically correct olmaya çalışan medyadan ve kendi gözlemlerim.

Dün gece de geç saatlere kadar İsveç blogosferinde ve gazetelerin sayfalarında gezindim. Birinci konu, hiç kuşkusuz Wikileaks kurucusu Julian Assange hakkındaki tecavüz iddilaları. Baya bir materyal topladım. Güya bu yazı 1. bölüm, Assange olayına değindiğim bir sonraki yazım ise 2. bölüm olacaktı. Bu yazıyı bile isteyerek yayımlamazken ikinci bölümü yazar mıyım, bilmiyorum.

Bookmark and Share

Böyle Severim, Ama Sevdiğimi Söylemeye Çekinirim

2010-07-20 - 6 Yorum Fetiş

Böylesini severim. En güzeli aslında diz hizası bana kalırsa. Ama olmaz ise ankle high dedikleri, bilek hizası favorim. Bu böyle yalın olmaz ama. Açık bir topluklu ayakkabı ile desteklenirse kendi salyalarım içinde boğulabilirim.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Giroppon (Poppo-ropo-popo) Sendromu Olsun Bunun Adı

”Peki aşkım!”

Dediğinizi hesaba katarak devam ediyorum. İnsanoğlu sosyal bir hayvan diyorlar. Bu tanımlamadan ”sosyal”i çıkarınca hayvan mı oluyoruz, onu bir irdelesek ya! Yalnız sosyal olmak derken, bir grup içinde olduğu kadar, ikili bir ilişki için de aynı irdelemeyi yapmalıyız. Lütfen yapalım!

Bir süredir görüştüğüm, cilveleştiğim, seviştiğim, yazıştığım biri var. Ne kadar hoş, ne kadar güzel! Flörtüşüyoruz, hatta küçük, minik kıskançlık oyunları oynuyoruz. Kırk yılın başında da buluşunca hem romantik yemeklere gidiyoruz, hem de surata tükürmeli, tokatlı sevişiyoruz. Görseniz, bilseniz… Ter içinde yatakta, kendi sevgilinizin gözlerinin içine hınzırlıkla bakarken, dudaklarınızdaki kan ve spermi silersiniz, başucunuzdaki komodinin üzerinde bulunan Leyla ile Mecnun romanının yapraklarına. O kadar hoş bişey!

Bu tip mini love story lerde, epilog, yani bitiş bölümünden bir önce, bir taraf daha oturaklı bir temele şeyttirmek isteyebilir ilişkiyi. Olur da böyle bir yöne doğru seğirtirse ilişki, Giroppon (Poppo-ropo-popo) sendromunu tetikleyen bir süreçten bahsetmek gerekebilir işte o zaman. Ki bu da, kubbedeki o hoş seda’nın pij olması sonucuna kadar gidebilir.

”it’s not you, it’s me’‘ adlı yalancı can simidine ne sıklıkta sarıldığınızı ben bilemem. Mümkün olduğu kadar kaçınmak lazım klişelerden. Fakat şöyle bir olay oluyor bende ki, zaten o yüzden bu klişe bana ”it’s not me, it’s you” olarak geri dönmüştür çokca.

Diyelim kahvaltıyı yaptınız, masadan kalktınız… Sırf hayvan olsak belki bir posta daha gideceğiz tok karnına. Ama hayvanın sosyal olanıyız ya, iletişeceğiz tabii ki de. Matmazel X buyuruyor ki, ”bana sofrayı toplamam için yardım eder misiniz?”. Yani rica etmese de zaten yapmak lazım. Ben de tuttum masadaki tabakları bulaşık makinasının içine koydum diyelim. Fakat bu tabakları da koyduktan sonra ağzına kadar dolduğu halde, benim bu makinayı çalıştırmak aklıma gelmiyor. Aynı şekilde, belki daha da ağırı, raflara bir şey yerleştirdikten sonra dolapların kapağını kapatmama olayım var örneğin. Yani, maksimum 10-15 sabah beraber kalktıktan sonra, artık bu bir iritasyon momenti oluyor tabii. Üstelik iletişerek de çözemiyorum ben bunu. Çünkü birinin hayatına düzenli olarak giriş yaptığımda, bir zombi halini alıyorum. Zararsızından.. Öyle kan dökmüyorum tabii.. Yani fazla dökmüyorum… Ama boş gözlerle, kafamda tamamen başka şeyler dolaşarak karşımdakine bakıyorum, dinliyorum. Daha doğrusu duyduklarımı anlamaya çalışıyorum.

Bu bahsini ettiğim boş bakma, sıkılma ve konsantrasyon eksikliği de kalıtımsal büyük ihtimal. Kadınlar, babalarına benzeyen erkeklere meyl ederler deniliyor. Erkekler ise mutlaka biraz kendi babalarına çekiyor. Eve gelen misafirlere boş gözlerle bakar benim pederim de. Belli bir süreden sonra da iyice sıkılır ve sohbete katılımı yalnızca kafa sallayıp, sahte gülücükler dağıtarak yapmaya başlar. Bunu farkeden misafir, ”ehh atık geç oldu” repliğini ağzına alır almaz, peder bey kontralar. ”evet, yolunuz da uzun”.

Yukardaki örneği girizgah kabul ederek, Giroppon (Poppo-ropo-popo) sürecine katalizatör etkisi yapan şeylerden birinin, artık ikinizin hayatlarının yalnızca birbirinizle değil, birbirinizin ilintili olduğu başka hayatlarla da kesişme zorunluluğu olduğunu söyleyebilirim. Matmazel X der ki; ”hafta sonu madam ve mösyö Preud’homme ile buluşacağız, ona göre… Umarım seyredeceğin maç falan yoktur”.

Seyredeceğim maç falan yok da, mösyö Preud’homme dan hiç hazetmiyorum. En son evlerindeki partiye gittiğimizde, müzik kolleksiyonundan yaptığı derlemeleri saatlerce dinlemiştik. Şimdi bu herif gerçekten Fransız ve IT sektöründe çalışıyor, bir de güya ”music enthusiast”. P2P ağlarından, kapalı hub lardan falan kendisi gibi ineklerin paylaştığı, dünyada adını duymadığım garip grupların son derece boktan müziklerini indirip, bunlardan yaptığı şarkı listelerini, cool ve nerd gözüksün diye WinAmp ile çalan bir hödük. Hassiktir ordan!!! Ben ortama girip, karı kız yapayım diye dolaşan bir ergen değilim ki, senin saçmalıklarını bu yaşta çekeyim. Konuşacak bir şeyimiz de yok. HADOPI yi soruyorum, onu bile bilmiyor. Belki Sarkozy’nin günahını aldık, adam o kanunu, bu tip müzikleri indirenleri hapse atmak, para cezası vermek için çıkarttı o vakit?.

Unutmadan… Matmazel X umuyor ki, seyredeceğin maç yok. Gerçi seyredeceğim maç olsa, ve de matmazel haddi olmadan futbol konusundaki fikrini bildirse, sanki hemen utançla televizyonu kapatıp, Das Kapital’i orjinal dilinden okumak için dil kurslarına yazılacağım. Maazallah, ultimatomu da çakabilir ”mesela senin yok bilmemne kupası veya zırt ligini takip ettiğini filan düşünemiyorum, tanrı aşkına”. Ahahahah!! Bebeğim… Offfffff!!!!!!!! ne desem ki? Giroppon (Poppo-ropo-popo)….

Bu tip güç gösterileri, dengeyi kendi tarafına alma çabaları, birinin öbürünün zevkleri ve hayatı üzerinde söz sahibi olmak istemesi gibi durumlar (yahu ne kasıyorum kendimi nazik olacağım diye.. beyin sikmeler desek ya şuna!!!) ”ilişki” dediğimiz sosyal hayvanlığın habitatında sık görülen arızalar. Ve de bir tarafın, en iyi ihtimalde zombileşmesiyle son buluyor. Hani şu dolap kapaklarını kapatmama ve boş gözlerle bakma…. Herkesin tırtlattığı eşik farklı tabii. Şunu da anlatayım da, bu yazının epilogu olsun.

Evli bir arkadaşım, karısı uyuduktan porno sitelere giriyor sıkca. Ayrıca bir iki aldatma olayı da oldu, ayrılmanın eşiğine gelip döndüler. Son vuku bulan aldatma olayından sonra iyice laçka olunca ilişki, bizimki artık saklamadan giriyor porno sitelere. Hatun bir gece yakalamış bunu ekrana bakarken. Eskiden olsa, hemen bir excel tablosunu bir click mesafesinde bulunduracak olan arkadaşım hiç istifini bozmamış bu sefer.

- Ne yapıyorsun sen?

- Hiiiççç!!! porno bakıyorum…

Allah kimseyi o kadar pişirmesin, ama demek ki artık o olgunluğa gelmiş ikisi de.

Köpek çekmek diyoruz ya halk arasında, insan ilişkilerinin kimyası da hakikaten çok ilginç. Şunu da öğrenmeyen var mı aramızda acaba; bir taraf ne kadar köpek olursa, öbürü de o kadar köpek çekmeye meraklı. Artık bu, bir yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan klasiği ile de açıklanabilir belki. Birinin köpek olma arzusu, öbürünün tekmeleme isteğini arttırıyor olabilir mi? Ya da tam tersi…

Ve evet!!! Bir blogunuz olunca, psikoloğa o kadar ihtiyacınız olmayabiliyor.

Bookmark and Share

İlişkiler, Arkadaşlık Siteleri, Sosyal Medya Şeysi

Ne kadar sivilceli, antisosyal, çirkin ve mal olsak da, klavye delikanlısı veya ilgi manyağı hatun rolünü almak daha işimize geliyor. Öyle mi? Peki şuna ne dersiniz?

Gercek hayatta cok süper, internette tamamen bombok olan arkadaşlarımız var. Evet.

Güzel bir bakış açısıyla yaklaştı Kandanadam bana kalırsa. Genelgeçer bir etiketi tersyüz etmek, ederken de aslında gerçeğe herkesten daha çok yaklaşmak…

Klavye başında tanıştığınız insanlarla, o klavyelerden uzaklaşıp kafelerde, barlarda buluşmayı deneyeniniz oldu mu? İçinizde en az tecrübeye sahip olan benimdir herhalde. 4 kişiyle yaptım ben bunu. 3,5 da diyebiliriz aslında.

Klavye başında titr’ine değil fikrine saygı duyduğum, seksapeline olduğu kadar, benim ilgi duyduğum konulara ilgi duyduğu için de ”e buluşalım o zaman” dediğim 3,5 insan. Bir anda AFK (away from keyboard) bir buluşma ayarlayınca yine de o blind date heyecanı yaşanmıyor mu? Buluşacağın kişi erkek bile olsa. (Yok, gay değilim. Bir kadınla buluşmak tabii ki daha başka bir heyecan veriyor.)

Valid’anım ile peder beyin birbirlerini ben ve Serdar Kuzuloğlu kadar tanıdıklarını zannetmiyorum evlenmeden önce. Yine de çeyrek asır çektiler evlilik denen şeyi. Bu devirde tahammül edemediğin insanı çekmiyorsun kolay kolay. Eklememek, Facebook hesabının ayarlarını iyice ”private” yapmak, en olmadı ”block”lamak mümkün. Old school tanışıp, hayatını birleştirmiş, parti kurmuş, seks yapmış, yiyişmiş, top oynamış, beraber tatile gitmiş insanların asla görmedikleri bir konfor ve kafa rahatlığına, bir email adresi ve rumuz seçerek açtığımız hesaplarla ulaşıyoruz.

Tevekkeli değil, internette sosyalleşen insanların hatırı sayılır bölümü 30 plus, bekar, Türkiye ortalama kültür ve zeka seviyesinin az ya da çok (istisnalar dışında) üzerinde insanlar. Müşkülpesentlik, havai olmak, okul arkadaşları kendilerine karı-koca ararken hayatın anlamını aramaya çıkmak gibi sebepler, belli bir yaştan sonra yine belli bir ekonomik özgürlüğün de getirdiği kazanımlara dönüşürken, bir yandan da bu insanları ”available” kılıyor. Eşleşme imkanı da az değil, ben size söyleyeyim. Amaç, ihtiyaç, özlenilen ne olursa olsun.

Biraz daha genç kesimde bu o kadar kolay değil hala galiba. İçimizde en atılgan, piç, ağzı laf yapanların bile yirmili yaşlarımızın başlarında ne kurdeşenler döktüğü malum. Kafalarının içinde dönen gag, choke ve anal etiket bulutlarıyla, ayak parmağından saç teline kadar vuran testosteronların kamçıladığı çocuklar, beyaz atlı prenslerini bekleyen melaikelerin privacy level ına ve block sistemine, sineklerin cama vurması gibi vuruyorlar. Bu duvarı kaldıran meraklı melaikeler de var. Ama arz ve talep birbirini burada karşılamıyor. Zaten mevcut, kullanılabilir vajina sayısı, tarihin her döneminde mevcut, kullanılabilir penis sayısından hep düşük oldu. Yaş grubu düştükçe, oran penisliler adına daha da negatif gelişim gösteriyor. Gerçi bu genç grupta da ChatRoulette yeni bir trend yaratacak gibi. Görelim…

Ancak ben, kendi dahil olduğum 30 plus grubuna dair konuşsam daha iyi olur. Ne yabancı ne de yerli hiçbir arkadaşlık sitesine üye olmadım şimdiye kadar. Ancak bunların çok popüler olduğu aşikâr. Özellikle belli bir niş seçen siteler çok başarılı oluyor. Zannedersem ABD den bir site var, Positive Meeting mi ne , öyle bir adı var. HIV pozitif olanlar arasında bir matchmaking nişi ile giriyor olaya. Sonra İsveç’de uzaktan tanıdığım bir oğlan var. Big Girls and Big Boys hedef kitlesi. Son derece mütevazi, ucuza kurdurduğu bir site ile İsveç’de kilolu olan hatun ve erkekler arasında partiler düzenliyor, bibirleriyle tanışmalarını sağlıyor. IT milyoneri olduğunu söyleyemem. Ama yolunu buluyor, az veya çok parasını kazanıyor, eğleniyor. Yine ABD de, hapiste yatan tutuklular arasında kullanılan bir dating sitesi var. Son olarak, uzun süre bu blogu takip edenler, bir zamanlar uyduruk bir sosyal ağda 600 kişi ile sabahlara kadar lak lak yaptığmızı hatırlarlar. Hatta bugün bile arada bir yorumları ile buraya katılan Leri Flint o kısa dönemde aktif olan sosyal ağın belgeli olarak meyvesini yiyen üyelerinden biriydi.

Bana kalırsa, büyük bir medya grubunun veya ne idüğü belirsiz kişilerin allayıp pulladığı arkadaşlık sitelerine üye olmaktansa, işin içine hile karıştırmayacak, bireysel projesi ile bu işe soyunan Aslı Kubilay‘ın Lalaloo.com‘u bakmaya, şans vermeye değer.

Türkiye herşeye rağmen ileriye doğru belli konularda gelişim gösteren bir toplum. Buna bağlı olarak evlilik, bağlanma yaşı gittikçe yükselecek. Zaten büyük şehirlerde bu böyle halen. Şehrin stresi, iş hayatı, gelişen yaşam standartlarının insanlara kazandırdığı hobilerin daha fazla vakit alması gibi sebeplerden ötürü eşini, arkadaşını, seks partnerini, halı sahaya eksik olan adamı zamanla internet üzerinden tedarik etmek kaçınılmaz bir gelişim gibi görünüyor. Bu o kadar kötü birşey değil. Saçını ayırış şekline, memesinin yuvarlaklığına, bindiği arabaya kafanı takıp, değerli vaktini ”acaba kafesleyebilir miyim” diye harcayacağına, evinde oturduğun yerden bir süre hoşuna giden kişiyi gözlemleyip, başkaları ile olan iletişimlerinden de kendine çıkarımlar yapıp, daha isabetli bir seçim yapmak neden mümkün olmasın?

Normal olarak burada bitirmem lazım ama bazı biriken şeyleri de boşalttığım pazartesi gününe denk gelince yazıyı biraz uzatayım dedim. Zaten bu aralar hem aralıklı, hem de düzensiz yazıyorum.

# Yukarıdakilere ucundan değen bir konuda, Tamamen Atıyorum‘un nefis bir yazısı var. 18-20 yaşlarındayken 30 lara gelmek insanın gözünde büyüyordu. Ve 30 lara geldiğimizde hayatın biteceğini, gözümüzün ferinin söneceğini düşünüyorduk çoğumuz. Şimdi sorsanız, başa gelen en güzel şeyin bu olduğunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim. İnsanın başından geçen şeylerin zevkine varmaya başlaması bu dönemden önce olmuyor.

# Yazıya kandanadam‘ın bir tweet i ile başlamıştım. Severek takip ediyorum. Hani bazı şeylerin tüyosunu vermek istemezsin ya. Değerli görürsün, birtek kendin layıksındır falan. Ünlüleri falan sktr edin bir kalemde. O sebeple, bir kandanadam var bir de ıslakkarga. Eğer twitter takip edeyim, beni fazla kasmasın, ama biraz kassın, güldürsün, güldürürken düşündürsün, hafif elit olsun diyorsanız bu ikisini tavsiye ederim.

# Sonra bir de yeni twitter selebritimiz Pucca var, 4000 civarı bir takipcisiyle… Bu 4000 in içinde ben de varım ama açık olmak gerekirse dikkatle takip ettiğimi söyleyemem. Kadın-erkek ilişkileri ve bunların Türk usulü açılımları bana afakanlar bastırıyor. Sayesinde Murat Boz’un kim olduğunu google’a sorarak öğrendim. Devamını getiremedim ama. Türk dizileri ve Türk popunun konu olduğu yerde, bir grup çıplak kız arasında, öpüşmeyle hamile kalınacağını zanneden 13 yaşında bir oğlan çocuğu gibi hissediyorum kendimi.

Pucca’nın herkesce izlenen aşk hayatı da sinirli et gibi. Çiğne çiğne bitmedi. Kendisi de ne türkürdü ne de yuttu. Pucca’nın iki arada bir deredeki bu hali ve bu halin siber dünyadaki yansıması, kendine hatırı sayılır bir insan grubu tarafından hakettiği bir ün getirdi sonunda. Bu yaz kitabı çıkacakmış. Sevindim, tebrikler. İyi satacağına eminim. Sosyal olmaktaki bu başarısı, yazar olarak kendini pazarlamasına zaten yansımış. Ama satışlarına da olumlu etki yapacaktır. Yeni medya, değişen şartlar, içerik üretimi, yazma, çizme, eser sahibi, artist hayatını nasıl kazanacak, cak-cuk derken söylemeye çalıştığım şeylerden biri de buydu.

# Son paragrafı, iki gün önce bulduğum bir blogu paylaşarak kullanayım. Son zamanlarda fazla blog takibi yapamıyorum. O yüzden etrafta dönen ”seks blogu tutan ergen kızlar” lafının kimleri hedef aldığına dair bir bilgim yok. Ergenler de yazsın bana kalırsa. Doğal seleksiyon var. Yazanın yaşına, penisinin uzunluğuna, memelerinin ölçüsüne bakarak okumuyoruz blogları. Yine de Early MILF ler tarafından tutulan bloglar sanki daha şey gibi. Ne dersiniz? Gerçi Artemisia Gentileschi (ya da Ayşe Nur mu diyeceğiz?) 26 yaşında imiş. Early MILF de diyemiyoruz o zaman. Arası birşey… Hoş, yazı dili düzgün, bahsettiği konular ilgimi çekti. Bakalım biraz. http://aaysenur.blogspot.com/

Bu arada hazır arkadaşlık sitesi, sosyal ağ vesaire bahsetmişken… Urban5 için elimde 3 davetiye var. Bir bakayım diyenler bana bir mail atıversinler. Yorumlara yazmayın, İletişim sayfası var.

Bookmark and Share

Üzerinde Durmaya Değmez

Kadın, orgazm olamazsa kendi hatası olarak kabul eder çoğu kez. Beyin ile ”o an” birbirine oturmamıştır, kontakta bir arıza olmuştur.

Erkeğin orgazm olamaması da kadının hatasıdır. Kadın öyle düşünür. – Kötü bir sevgiliyim

Kadın suçu hep üzerine alır. Erkek suçu hep kadının üzerine yıkar.

İyi adamın dışında.

Takma kafanı, üzerinde durmaya değmez.

der, O.

Fotoğraf, Eroticexposures

Bookmark and Share

Adonis, Pelvis, Baklava Karın, Pembe Kuku

Yaşı 30 u geçenler, yalnızca kadının metalaştırıldığı bir kültürden ilk eğitimlerini alırken, 20 li yaşlarında olanlarımız bu metalaştırma trendine erkeklerin de sokulduğu bir döneme rastgeldiler. Kadınlar kadar vahşice zorlanılmasalar da, ellerinde kumanda ile kanal zaplamak ve arada bir kalkan penisini indirmek için kız arkadaşına sahte kur yapmak dışında fazla bir dürtüsü ve rutini olmayan erkekler için bu bile fazla.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Milky, Hot Mamas… Suck’em Or Not ? Emelim mi, Sabaha mı Bırakalım?

Türk blog yazarları biraz tembel. Haftada en az iki yazı girmek lazım. 3 yazı optimal. O yüzden RSS Reader’ın Türkçe bloglar kısmı neredeyse hiç kıpırdamıyor. Belki de yazacakları çok şey var, bir türlü ellerine alamıyorlar.

Bende bu var mesela. Yazılacak konulardan boğuluyorum diyebilirim. Aslında işim gücüm olmasa oturup günde 5 posta atarım. Evernote diye bir zımbırtı kullanıyorum. İnternette yabancı, yerli siteleri, tumblr ları dolaşırken karşıma ilginç, hoşuma giden birşey çıkarsa tarayıcıma koyduğum evernote widget’ına tıklıyorum, hoppp aletin içinde. İphone ile de senkronize oluyor. İçine kendi kafana göre notlar da alabiliyorsun. Bunu şurda kullanayım, bu videoyu koyayım, şu fotoğrafı da alırım gibisinden. Bu tüyoyu geçen gün Errorica Salt‘a da verdim. Sonra birilerinin paylaştığı Korhanello‘nun blog yazısını Evernote’un içine attım. Al sana mini bir posta…

Bu Korhanello‘yu ikinci okuyuşum. Bir yerde daha rastgeldim. Öyle bloglar hakkında eleştiri, övgü yazacak halim ve haddim yok. Korhanello beni eğlendiriyor. Kızgın, lafını esirgemeyen yazı tarzı ve bu tarza uygun profil fotoğrafı bence bloga yakışmış. Bunu da yeni aldım listeme…

Korhan, kadınların çocukları hakkında blog tutmasının blogosferde yarattığı kirliliğe dikkatinizi çekiyor. O abidik gubidikli, canım bebeğimli bloglara takmış kafayı. Ben işin emzirme tarafından tutayım diyorum. Tabii geleneksel Türk toplumunda kadınlar çocukları arka odaya götürüp emziriyorlar. Ya da ne bileyim arabanın camına hırkayı sıkıştırıp, canavarın gırtlağından aşşağı ılık sütü öyle akıtıyorlar.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

İskandinavya ve Finlandiya'da Penis Boyları, Göğüs Ölçüleri

Bu esprili görseli Önder göndermiş bana.

Cidden böyle mi, Öyleyse Finlandiya hayal kırıklığı yarattı bende

diyor.

Şöyle bir inceleyin, daha sonra hızlı ama mümkün olduğunca kapsamlı, öz bilgiler vereceğim.

Herşeyden önce Finlandiya’ya biraz haksızlık yaptıklarını söylemem lazım. Burada tasvir edilenler bir kere  Finli değil, zigenare, tattare veya Fince’de kullanılan adıyla mustalainen dediğimiz çingeneler. Gerçi Finliler’in kendi aralarında da siyah saçlı olanları az değil. Ancak özellikle çıkık elmacık kemikleri ve erkeklerinde androjen bir görüntüye sebep veren yüzhatları var.

Şu da bir gerçek ki Finli kızlar, kuzey ülkeleri kızları arasında kendi nüfuslarına oranladığınız zaman diğerlerinden daha az atraktif olabilirler dış görünüş olarak. Yani sayı ve oran olarak böyle. Yalnız Finli kızların güzelleri de inanılmaz güzel olur. Masumane bir güzellik. Kuzey’in köylüsü dememiz boşuna değildir Finliler için, kızları da köylü güzeli gibi olur ve hareket eder. Kötü anlamda söylemiyorum. Ben çok sempatik buluyorum onların bu davranış biçimlerini. Kaşarlıktan kesinlikle eser okunmaz suratlarında ve hareketlerinde. Açıkcası seks olarak da en iyi seksi Finli kızlar ile yapmanız mümkün. Çok utangaç gibi de olsalar, yatakta asla kasmazlar, örneğin İsveçliler genelde ya çuval gibi yatar ya da aşırı rahatlığın verdiği, yellenme gibi olayları da utanmadan yaparlar.

Bu arada Finliler İskandinavyalı olarak kabul edilmezler. İskandinavya haritalarında bunların ülkesi geçmez. Dillerinin ural dil familyasından olduğu biliniyor. Irkları ise bildiğim kadarı ile Cermen. Finlandiya’da yetişkinler arasında en normal ölüm şekli alkole bağlı arızalardan olan ölümler. İnanılmaz içerler. Kadını, erkeği… Bıçak taşımayı ve kavgayı severler. Bu yine ülkedeki çingene nüfusunun onlara bıraktığı bir miras olsa gerek.

Uzun bir ara not:

Fin çingeneleri, Finlandiya sıkıcı bir ülke olduğundan ve İsveç’in sosyal güvence şartları daha iyi olduğundan, kalabalık aileleri ile İsveç’e göçerler. Onları heryerde geleneksel kıyafetleri ile görmek mümkündür. Kadınları şişkin etekler ve üzeri bol aynalı, incik-boncuklu elbiseler giyer. Erkekleri ise koyu lacivert ya da gri, vatkalı kısa montlar ve muhakkak kumaş pantolon, makosen ayakkabı ile gezerler. Arka cepte muhakkak bıçak ve tarak olur. Kültür, ırk gibi ayraçlara dayanarak genelleme yapmaktan ne kadar kaçınsam da, günlük hayatta gördüğümüz kadarı ile bunlar asla bir işe girip çalışmaz. Son model gıcır gıcır steyşın Volvo kullanırlar. Steyşın arabanın esprisi; mağazalardan çaldıkları kıyafetleri veya elektronik eşyaları steyşının arka tarafında seyyar dükkan gibi açarak satmalarıdır. Bu arabaları olur olmaz yere parkedip, yazılan cezaları da ödemezler. Bu cezaları ödemekten kurtulmak için arabaları ailenin en küçük fertlerini üzerine yazarlar. Çocuklar 18 yaşına geldiklerinde milyon kronluk park cezaları borç olarak bunlar biner. Hiçbir zaman çalışarak ödeyemeyecekleri, çalışırlarsa da maaşlarından otomatik olarak kesileceği için, kriminal yolda devam etmek onlar için neredeyse tek çare olarak kalır.

Bu bilgiler ışığında Finli kadın ve erkekleri yukardaki betimleme ile eşleştirmek yanlış bilgi vermek olur. Göğüsler genelde küçük, görselde İzlandalı kızlara atfedilen gibi tasavvur edilebilir. Erkeklerin penis boyunu tam bilemeyeceğim. İnce ve solucan gibidir diyen biri olursa şaşırmam ama. Erkekleri çok sağlıksız görünür bunların genelde. Zayıf, soluk, renksiz, içe dönük olurlar. Yukarda belirttiğim gibi, hatırı sayılır bir bölümü hayatlarını alkolizm ile sonlandırır.

Danimarkalılar genelde utanmaz, asi ve kendilerini bir bok zanneden ulustur İskandinavlar arasında. Dillleri çirkinlikte Fince ile yarışır. Bir nebze diğer kuzey ülkelerine göre daha Avrupalıdır bunlar. O yüzden açıkcası kadınları açısından çok da dikkate değecek birşey yazamayacağım. Karakteristik bir Danimarka kadını nasıl olur, bir fikir edinmiş değilim. Bunların erkekleri diğer kuzey ülkeleri erkeklerine göre daha doğru düzgün tipli olurlar. Kuzeyli olmanın o tekdüzeliğini biraz esmerlikle kırabilirler. Görünüm olarak daha erkeksi oluyorlar. Yukardaki illüstrasyonda tam hakkını verememişler. Bana hep averaj penisleri varmış gibi gelmiştir. Şunu doğru yakalamış illüstratör; bunların erkekleri de daha kendileri ile barışıktır.

İzlandalı erkekler için söyleyebilecek fazla birşey yok sanırım. Bunlar Finli erkeklerin biraz daha normal tipli olanıdır diyeyim. Daha adam gibi adam olurlar. Kuzey ülkelerine çalışmaya gelip çok iyi entegre olurlar, dışardan farkedemezsiniz. Kadınlarda soyadı Gudrunsdottir, Emmanuelsdottir gibi bir sürü gacı var. Bunların kökeni adalıdır işte. Üzerinde küçük boy atlardan ve gayzerlerden başka hiçbirşey bulunmayan bu adadan gelen kızlar, aksine çok sıcakkanlı, güleryüzlü olurlar. Yukarda vücut özellikleri hem kadınlar hem de erkekler için oldukça iyi resmedilmiş. Kızlarının atraktiv olma oranı belki çok fazla değildir ama tatlı ve masum bir havaları her zaman olur. Seksi çok severler. Komplekssiz ve iyi sevişirler.

Norveçli erkekler ve kızları dışgörünüş olarak birbirinden ayırmamış arkadaş. Aslında doğru bir tespit. Bugüne kadar ne çok güzel, ne de çok çirkin bir Norveçli kız ya da erkek görmedim. Bunların cümlesi, bir köyün içindeki 6-7 ailenin birbiri ile çiftleşmesinden oluşmuş gibidir. Norveç zaten Kuzey Avrupa’nın köylüsü olarak kabul edilir. İsveçli kadınların dediğine bakılırsa erkeklerinin penisleri aynen yukarda resmedildiği gibi. Ancak  bu gerçekten metrik bir ölçüm mü, yoksa diğer pozitif özelliklerinden dolayı kadınların Norveçli erkeklere verdiği sempati puanı ile şişirilmiş bir söylenti mi? Norveçli erkeklerin pozitif özellikleri arasında, ülkenin refah seviyesinin şu anda petrolden dolayı diğer tüm kuzey ülkelerinden yüksekte olması vardır. Paradan daha seksi ne var? Bunların cebi doludur, boyunlarında altın kolye olur. Sarı saçlarının altına beyaz gömlek giymeyi severler. Dilleri kulağa çok eğlenceli gelir, genel tavırları da öyle. Kadınları güldürür, eğlendirir, hesapları öderler. Kakara kikiri yapmak için birebir olsalar da köylülükleri zamanla sıkabilir. Kızları sıkılgan ve içine kapanıktır, diğer burada bahsettiğimiz cinsdaşlarına nazaran.

İsveç… Yine başarılı çalışmış illüstratör burada. İsveçli kızların göğüsleri maşallahtır. Çok güzel şekilli ve dolgun olurlar. Evet, belki sırf İskandinavya ve kuzeyde değil, tüm dünyada kemik, yüz hatları vesaire baktığınız zaman, kızları ülkenin toplam nüfusuna kıyasla en fazla sayıda güzel hatunun olduğu ülke diyebilirim. Geldiğim ilk yıllar kafayı yeme durumu olsa da zamanla bal yiyenin baldan usanması durumu, çok çekici bulduğum bir ırk değil. Şimdi burada objektif olmaya çalışıyorum ama…

Ayrıca bu hatuncuklar seks konusunda oldukça iticidirler. Belki de ülkede bu kadar güzel hatunun bulunması bunların herbirinin kendine olan güvenlerinde derin yaralar açmaktadır. O yüzden yazın Alanya, Marmaris’e gittiklerinde halıcı ve dericilerden gördükleri ilgiye, onlarla deliler gibi sikişerek cevap verirler. Bu gariban oğlanlardan bazıları da hem bunlarla beraber olmak için, hem de Tr den götlerini kurtarmak için atlayıp Svea Rike’ye gelirler. Ancak o deliler gibi sevişen kızın yerine, binbir türlü psikolojik rahatsızlık ve güven sorunu yaşayan sinir enkazlarının koyunlarında bulurlar kendilerini. Hoş, bu Türk oğlancıkların arasından şanslı olup ta adam gibi hatunlara bile rastlayanlar ülkede bir kış gördükten sonra zırlamaya başlarlar.

Aaabbbi yeaaa… mmınakkoyiim, Allanya’da kraldım ben biliyon mu?. Üç tane derimont satyordum, aylık masrafım çıkıyodu. Sonra gelene gidene koyuyodum. Geldim bu siktiimin memleketine ayarım bozuldu şerefsizim. Nerden düştüm ben buraya?

Bu konuya fazla girmeyelim isterseniz. Konumuz iblisin yeryüzündeki suretleri değil çünkü bu postada.

Yukardaki tabloya bakınca, İsveçli erkeklerin penis boyları yüzünden utangaç olduğunu zannetmiyorum açıkcası. Çünkü Türk’ün ortalaması bu adamlarınkinin yanından geçmez. Gayet sağlam alet, edavat vardır arkadaşlarda. Ancak bunlar da psikolojik vak’a oldukları için sürekli kendilerini yetersiz görmektedirler. Bunda, artık son derce yerleşik ve karşı çıkması kesinlikle tabu olan feminizmin onları mental olarak da kısırlaştırmasının rolü vardır.

Mental olarak iğdiş edilmiş İsveçli erkek, kendi istekleri sorulmadan feminizme zorlanan İsveçli kadını asla tatmin edemez uzun vadede. Her genç İsveçli kız, iyi işi olan, sarışın bir İsveçli erkek ile izdivaç yapmak, kırmızı renkli bir villada oturup, bir köpek sahibi olup, 2-3 çocuk yapmak ister. Bu emeline ulaşır ulaşmaz, mahallenin sıhhi kurallara asla uymayan, kasasına sürekli siyah para basan, kıllı, arap kökenli pizzacısına, çocuklarını volvosuyla okula bıraktıktan sonra, restoranın önünden geçerken verir.

Edit: Seyretmiyorum Big Brother gibi programları. Bu postanın üzerine bir arkadaş göndermiş, ”sizin orada böyle mi yapıyorlar o programı?” diye. Cidden bakmıyorum, ama gazetelerin bazen başsayfalarında okuyordum haberini. Anders ile Helga yorgan altında blablabla diye… Ben de ilk defa görüyorum sizler gibi.

Best Of Big Brother Sweden – Watch more Funny Videos

Bookmark and Share