Türk blog yazarları biraz tembel. Haftada en az iki yazı girmek lazım. 3 yazı optimal. O yüzden RSS Reader’ın Türkçe bloglar kısmı neredeyse hiç kıpırdamıyor. Belki de yazacakları çok şey var, bir türlü ellerine alamıyorlar.
Bende bu var mesela. Yazılacak konulardan boğuluyorum diyebilirim. Aslında işim gücüm olmasa oturup günde 5 posta atarım. Evernote diye bir zımbırtı kullanıyorum. İnternette yabancı, yerli siteleri, tumblr ları dolaşırken karşıma ilginç, hoşuma giden birşey çıkarsa tarayıcıma koyduğum evernote widget’ına tıklıyorum, hoppp aletin içinde. İphone ile de senkronize oluyor. İçine kendi kafana göre notlar da alabiliyorsun. Bunu şurda kullanayım, bu videoyu koyayım, şu fotoğrafı da alırım gibisinden. Bu tüyoyu geçen gün Errorica Salt‘a da verdim. Sonra birilerinin paylaştığı Korhanello‘nun blog yazısını Evernote’un içine attım. Al sana mini bir posta…
Bu Korhanello‘yu ikinci okuyuşum. Bir yerde daha rastgeldim. Öyle bloglar hakkında eleştiri, övgü yazacak halim ve haddim yok. Korhanello beni eğlendiriyor. Kızgın, lafını esirgemeyen yazı tarzı ve bu tarza uygun profil fotoğrafı bence bloga yakışmış. Bunu da yeni aldım listeme…
Frenkler daha farklı. Misafirlikte, alışverişte, lokantada bu küçük iblisler çığlığı basınca dünya aniden duruyor. Hüopp memeler fora ediliyor, kahverengi başlar, pembe ve küçük ağızlara giriyor. Buna burada bir pause verip, ek bilgi ileteyim.
Türkiye’de, maşallah yeni evli odacının bile altında araba olduğundan ve her çocuklu aile artık götü göbeği yağa bağladığından markete dahi araba ile gitme huyu var. Frengistan pek öyle değil. Sen de toplu taşım aracı kullanıyorsan, sürekli halka açık yerlerde bir çocuk varlığı ister istemez kendini hissettiriyor. Islak köpek kokan bu küçük insanların toplumda nasıl davranılacağını bilmeme gibi bir olayları da var haliyle. Bunun için onları suçlayacak değilim elbette. Ancak ebeveynlerini suçlarım. Çocuğu olan bir anne kendini dünyanın merkezi gibi görüyor Korhan’ın da dediği gibi. Oysa nedir yani? Mühendis veya feylesof mu oldun? Sanki 5 lisan biliyorsun, 3 üniversite bitirdin… Sok-çıkar, çocuk oluyor zaten.
Memeler diyorduk, süt dolu memeler… Şöye bir tavır var, beni aşırı derecede rahatsız ediyor. Frenk hanımı löpp diye çıkarıyor. Bunu da sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yapıyor. Yaz günü oturdun diyelim, en fiyakalı açık hava restoranında deniz ürünlü salata ve beyaz şarap ısmarladın. Yanındaki masaya Chanell alışveriş çantası ile oturan hatun bir anda çıkarıveriyor memeyi. Bir de bu İsveçliler çok mucit ruhlu insanlar. O yüzden üzerindeki pantolonu, atleti, kazağı barsak gibi deşmeden bebeni emzirmen için bir anne kıyafeti geliştirmişler. Check this out… Warning !! Hot mamas !!! Elbisenin üst tarafının hemen altında elini daldırıp memişleri çıkaracağın bir açıklık var. Pektabii ki çocuk büyüyünce de çiftler arasında kullanılabilir bu şekliyle. Acil durumlarda ulaşılabilecek bir yerde bulundurmakta fayda var rafları.
Niye rahatsız oluyorum, ona geleyim… Toplumun bir codex i var. Emziren bir annenin göğüslerine bakış kaydırman olmuyor. Ancak bu çok zor emin olun. İyiniyetli olsanız bile çok zor. Çünkü anneler bunu neredeyse gözümüze sokuyor. Eğer bu bir erkeğin nasıl işlediğinin farkında olmadan yapılıyorsa çok cahilce. Yok farkındalarsa o zaman da canice…
Bir de tersi durum var. Hepsi hot mama değil bunların. Bazen uçları ezilmiş, sündürülmüş, morarmış memeleri, kadehi 8 avro olan şarabın üstünden görmek zorundasın. Sonra salatana bakıyorsun… Yeşilin üzerindeki karidesin rengi ile çocuğun ağzında gevelediği şeyin rengi aynı.
Geleneksel Türk toplum yapısını korumanın önemi zaman zaman karşıma böyle örnekleri ile de çıkıyor işte. Tabi bunu yaparken kafayı devekuşu gibi toprağa gömmeye de gerek yok. Zira emziren kadının erkeğin gözünde erotik bir obje olmasının toplumdan topluma değişmesi diye birşey sözkonusu değil. Zaten o yüzden arka odaya gidiyor kadın bizde. Milletin nefsini tahrik etmeyeyim diye. Hayır, bunu da söyleyeyim; ”ölüyü, diriyi sktin, gözü bize mi diktin” demesin Türk Kadınını Koruma Derneği.
Times dergisinin bir araştırması vardı. Erkeklerin % 25 i ila 33 ü eşleri ile sütlü, kaymaklı, emzirmeli oyunları oynuyor zaten. İnsanoğlunun iç dünyasının en dürüst yansıması pornografide var. Buyrunlactation pornography diye arayın. Bunun altında aslında çok haklı sebepler yatıyor. Tv de olsun basılı medyada olsun göğüsler erotik bir şekilde sunulduklarında dahi genelde süt ile ilişkilendirilmiyorlar görsel olarak. İşin içinde anne, çocuk ve ensest gibi tabuların olması buna sebep olmalı kuşkusuz.
Ara ara sütlü meme başını çıkarıyor ama ortaya. Bir ara Yeni Zelanda’da bir genelevin müşterilerine memeden süt içme hizmeti sağladığı söyleniyor. Doğruluğunu araştırmak lazım.
Bazı çiftlerde ise uzun süreli bir tarafın öbürünü emdiği ilişkiler gözleniyor. Birbirine son derece bağlı oluyormuş bu çiftler. Bu tarz bir ilişkide kadının bu emme fiili sonrasında orgazm olması da mümkün diyorlar. O zaman, ”kocam beni terkedecek” diye korkan, cinsel hayatında heyecan bitmiş ev hanımlarına tavsiye ediyorum ben bunu. Bir katakülleye getirip evin direğini memeye alıştırdın mı sırtın yere gelmez yani.
Yalnız sınırı iyi koymak lazım. Evin reisi ve direği, literatürde Paraphilic Infantlism dediğimiz şeye yakalanırsa, altına da bez bağlatma isteği başlar diyorlar.
Bunlar tabii toplumun sizler gibi sapık kesimlerini ilgilendiren detaylar. Herşeye rağmen ben, yine de zamanla bu merakımı yenmeyi, toplum içindeki varlığımı kazasız belasız sürdürmek için düşük bir profil çizmeyi öğrendim gibime geliyor. Hani şunun da etkisi var: Nasıl elimizde Japonya’daki hentai filmlerinin, pornografiye karşı olan gevşek bakışın için de çocuk tacizini de barındıran, ama genel olarak tüm cinsel suçların diğer yasakçı ülkelere göre daha az rastlanması durumu var; o zaman bilelim ki erotic lactation videolarını seyretmek de sizleri yazın grup olarak katılacağınız İskandinavya turlarında, sokaklarda hot mamas üzerine atlayıp onları emmemizden alıkoyacaktır. Ben öyle yapıyorum.
Cidden böyle mi, Öyleyse Finlandiya hayal kırıklığı yarattı bende
diyor.
Şöyle bir inceleyin, daha sonra hızlı ama mümkün olduğunca kapsamlı, öz bilgiler vereceğim.
Herşeyden önce Finlandiya’ya biraz haksızlık yaptıklarını söylemem lazım. Burada tasvir edilenler bir kere Finli değil, zigenare, tattare veya Fince’de kullanılan adıyla mustalainen dediğimiz çingeneler. Gerçi Finliler’in kendi aralarında da siyah saçlı olanları az değil. Ancak özellikle çıkık elmacık kemikleri ve erkeklerinde androjen bir görüntüye sebep veren yüzhatları var.
Şu da bir gerçek ki Finli kızlar, kuzey ülkeleri kızları arasında kendi nüfuslarına oranladığınız zaman diğerlerinden daha az atraktif olabilirler dış görünüş olarak. Yani sayı ve oran olarak böyle. Yalnız Finli kızların güzelleri de inanılmaz güzel olur. Masumane bir güzellik. Kuzey’in köylüsü dememiz boşuna değildir Finliler için, kızları da köylü güzeli gibi olur ve hareket eder. Kötü anlamda söylemiyorum. Ben çok sempatik buluyorum onların bu davranış biçimlerini. Kaşarlıktan kesinlikle eser okunmaz suratlarında ve hareketlerinde. Açıkcası seks olarak da en iyi seksi Finli kızlar ile yapmanız mümkün. Çok utangaç gibi de olsalar, yatakta asla kasmazlar, örneğin İsveçliler genelde ya çuval gibi yatar ya da aşırı rahatlığın verdiği, yellenme gibi olayları da utanmadan yaparlar.
Bu arada Finliler İskandinavyalı olarak kabul edilmezler. İskandinavya haritalarında bunların ülkesi geçmez. Dillerinin ural dil familyasından olduğu biliniyor. Irkları ise bildiğim kadarı ile Cermen. Finlandiya’da yetişkinler arasında en normal ölüm şekli alkole bağlı arızalardan olan ölümler. İnanılmaz içerler. Kadını, erkeği… Bıçak taşımayı ve kavgayı severler. Bu yine ülkedeki çingene nüfusunun onlara bıraktığı bir miras olsa gerek.
Uzun bir ara not:
Fin çingeneleri, Finlandiya sıkıcı bir ülke olduğundan ve İsveç’in sosyal güvence şartları daha iyi olduğundan, kalabalık aileleri ile İsveç’e göçerler. Onları heryerde geleneksel kıyafetleri ile görmek mümkündür. Kadınları şişkin etekler ve üzeri bol aynalı, incik-boncuklu elbiseler giyer. Erkekleri ise koyu lacivert ya da gri, vatkalı kısa montlar ve muhakkak kumaş pantolon, makosen ayakkabı ile gezerler. Arka cepte muhakkak bıçak ve tarak olur. Kültür, ırk gibi ayraçlara dayanarak genelleme yapmaktan ne kadar kaçınsam da, günlük hayatta gördüğümüz kadarı ile bunlar asla bir işe girip çalışmaz. Son model gıcır gıcır steyşın Volvo kullanırlar. Steyşın arabanın esprisi; mağazalardan çaldıkları kıyafetleri veya elektronik eşyaları steyşının arka tarafında seyyar dükkan gibi açarak satmalarıdır. Bu arabaları olur olmaz yere parkedip, yazılan cezaları da ödemezler. Bu cezaları ödemekten kurtulmak için arabaları ailenin en küçük fertlerini üzerine yazarlar. Çocuklar 18 yaşına geldiklerinde milyon kronluk park cezaları borç olarak bunlar biner. Hiçbir zaman çalışarak ödeyemeyecekleri, çalışırlarsa da maaşlarından otomatik olarak kesileceği için, kriminal yolda devam etmek onlar için neredeyse tek çare olarak kalır.
Bu bilgiler ışığında Finli kadın ve erkekleri yukardaki betimleme ile eşleştirmek yanlış bilgi vermek olur. Göğüsler genelde küçük, görselde İzlandalı kızlara atfedilen gibi tasavvur edilebilir. Erkeklerin penis boyunu tam bilemeyeceğim. İnce ve solucan gibidir diyen biri olursa şaşırmam ama. Erkekleri çok sağlıksız görünür bunların genelde. Zayıf, soluk, renksiz, içe dönük olurlar. Yukarda belirttiğim gibi, hatırı sayılır bir bölümü hayatlarını alkolizm ile sonlandırır.
Danimarkalılar genelde utanmaz, asi ve kendilerini bir bok zanneden ulustur İskandinavlar arasında. Dillleri çirkinlikte Fince ile yarışır. Bir nebze diğer kuzey ülkelerine göre daha Avrupalıdır bunlar. O yüzden açıkcası kadınları açısından çok da dikkate değecek birşey yazamayacağım. Karakteristik bir Danimarka kadını nasıl olur, bir fikir edinmiş değilim. Bunların erkekleri diğer kuzey ülkeleri erkeklerine göre daha doğru düzgün tipli olurlar. Kuzeyli olmanın o tekdüzeliğini biraz esmerlikle kırabilirler. Görünüm olarak daha erkeksi oluyorlar. Yukardaki illüstrasyonda tam hakkını verememişler. Bana hep averaj penisleri varmış gibi gelmiştir. Şunu doğru yakalamış illüstratör; bunların erkekleri de daha kendileri ile barışıktır.
İzlandalı erkekler için söyleyebilecek fazla birşey yok sanırım. Bunlar Finli erkeklerin biraz daha normal tipli olanıdır diyeyim. Daha adam gibi adam olurlar. Kuzey ülkelerine çalışmaya gelip çok iyi entegre olurlar, dışardan farkedemezsiniz. Kadınlarda soyadı Gudrunsdottir, Emmanuelsdottir gibi bir sürü gacı var. Bunların kökeni adalıdır işte. Üzerinde küçük boy atlardan ve gayzerlerden başka hiçbirşey bulunmayan bu adadan gelen kızlar, aksine çok sıcakkanlı, güleryüzlü olurlar. Yukarda vücut özellikleri hem kadınlar hem de erkekler için oldukça iyi resmedilmiş. Kızlarının atraktiv olma oranı belki çok fazla değildir ama tatlı ve masum bir havaları her zaman olur. Seksi çok severler. Komplekssiz ve iyi sevişirler.
Norveçli erkekler ve kızları dışgörünüş olarak birbirinden ayırmamış arkadaş. Aslında doğru bir tespit. Bugüne kadar ne çok güzel, ne de çok çirkin bir Norveçli kız ya da erkek görmedim. Bunların cümlesi, bir köyün içindeki 6-7 ailenin birbiri ile çiftleşmesinden oluşmuş gibidir. Norveç zaten Kuzey Avrupa’nın köylüsü olarak kabul edilir. İsveçli kadınların dediğine bakılırsa erkeklerinin penisleri aynen yukarda resmedildiği gibi. Ancak bu gerçekten metrik bir ölçüm mü, yoksa diğer pozitif özelliklerinden dolayı kadınların Norveçli erkeklere verdiği sempati puanı ile şişirilmiş bir söylenti mi? Norveçli erkeklerin pozitif özellikleri arasında, ülkenin refah seviyesinin şu anda petrolden dolayı diğer tüm kuzey ülkelerinden yüksekte olması vardır. Paradan daha seksi ne var? Bunların cebi doludur, boyunlarında altın kolye olur. Sarı saçlarının altına beyaz gömlek giymeyi severler. Dilleri kulağa çok eğlenceli gelir, genel tavırları da öyle. Kadınları güldürür, eğlendirir, hesapları öderler. Kakara kikiri yapmak için birebir olsalar da köylülükleri zamanla sıkabilir. Kızları sıkılgan ve içine kapanıktır, diğer burada bahsettiğimiz cinsdaşlarına nazaran.
İsveç… Yine başarılı çalışmış illüstratör burada. İsveçli kızların göğüsleri maşallahtır. Çok güzel şekilli ve dolgun olurlar. Evet, belki sırf İskandinavya ve kuzeyde değil, tüm dünyada kemik, yüz hatları vesaire baktığınız zaman, kızları ülkenin toplam nüfusuna kıyasla en fazla sayıda güzel hatunun olduğu ülke diyebilirim. Geldiğim ilk yıllar kafayı yeme durumu olsa da zamanla bal yiyenin baldan usanması durumu, çok çekici bulduğum bir ırk değil. Şimdi burada objektif olmaya çalışıyorum ama…
Ayrıca bu hatuncuklar seks konusunda oldukça iticidirler. Belki de ülkede bu kadar güzel hatunun bulunması bunların herbirinin kendine olan güvenlerinde derin yaralar açmaktadır. O yüzden yazın Alanya, Marmaris’e gittiklerinde halıcı ve dericilerden gördükleri ilgiye, onlarla deliler gibi sikişerek cevap verirler. Bu gariban oğlanlardan bazıları da hem bunlarla beraber olmak için, hem de Tr den götlerini kurtarmak için atlayıp Svea Rike’ye gelirler. Ancak o deliler gibi sevişen kızın yerine, binbir türlü psikolojik rahatsızlık ve güven sorunu yaşayan sinir enkazlarının koyunlarında bulurlar kendilerini. Hoş, bu Türk oğlancıkların arasından şanslı olup ta adam gibi hatunlara bile rastlayanlar ülkede bir kış gördükten sonra zırlamaya başlarlar.
Aaabbbi yeaaa… mmınakkoyiim, Allanya’da kraldım ben biliyon mu?. Üç tane derimont satyordum, aylık masrafım çıkıyodu. Sonra gelene gidene koyuyodum. Geldim bu siktiimin memleketine ayarım bozuldu şerefsizim. Nerden düştüm ben buraya?
Bu konuya fazla girmeyelim isterseniz. Konumuz iblisin yeryüzündeki suretleri değil çünkü bu postada.
Yukardaki tabloya bakınca, İsveçli erkeklerin penis boyları yüzünden utangaç olduğunu zannetmiyorum açıkcası. Çünkü Türk’ün ortalaması bu adamlarınkinin yanından geçmez. Gayet sağlam alet, edavat vardır arkadaşlarda. Ancak bunlar da psikolojik vak’a oldukları için sürekli kendilerini yetersiz görmektedirler. Bunda, artık son derce yerleşik ve karşı çıkması kesinlikle tabu olan feminizmin onları mental olarak da kısırlaştırmasının rolü vardır.
Mental olarak iğdiş edilmiş İsveçli erkek, kendi istekleri sorulmadan feminizme zorlanan İsveçli kadını asla tatmin edemez uzun vadede. Her genç İsveçli kız, iyi işi olan, sarışın bir İsveçli erkek ile izdivaç yapmak, kırmızı renkli bir villada oturup, bir köpek sahibi olup, 2-3 çocuk yapmak ister. Bu emeline ulaşır ulaşmaz, mahallenin sıhhi kurallara asla uymayan, kasasına sürekli siyah para basan, kıllı, arap kökenli pizzacısına, çocuklarını volvosuyla okula bıraktıktan sonra, restoranın önünden geçerken verir.
Edit: Seyretmiyorum Big Brother gibi programları. Bu postanın üzerine bir arkadaş göndermiş, ‘’sizin orada böyle mi yapıyorlar o programı?” diye. Cidden bakmıyorum, ama gazetelerin bazen başsayfalarında okuyordum haberini. Anders ile Helga yorgan altında blablabla diye… Ben de ilk defa görüyorum sizler gibi.
Neyin erotik, neyin seksi olduğunu değerlendirmek zor. Biraz da hassas konu bu, özellikle (amatör de olsa) yayıncı olarak bir rolün varsa. Bu blogda benim olduğu gibi… Hangi görseli nasıl kullanacaksın da tarzına, stiline göre yazılarla bir bütünlük sağlayacak?
[Bu postanın tamamı yalnızca Bold üyeler tarafından okunabilir]. 18 yaşından büyüksen üyelik formunu doldurmak için tıkla. Eğer üye isen buradan giriş yapabilirsin.
Olgun erkek, genç kadın eşleşmesi her zaman ardından çok laf söylettirir. Toplumda pek hoş karşılanmasa da sosyal hayatlarımız gittikçe internete taşındığından ve de bu platformda takılan insanların biraz daha açık fikirli, önyargısı nispeten az bireyler olmasından dolayı konu biraz daha farklı bir şekliyle karşımıza çıkıyor.
Olduğu gibi bıraksak, fazla irdelemesek, karşımıza böyle bir çift çıkınca kaşımızı bile kaldırmayacağız belki. Fakat şu blog denen ve artık bireylerin özel hayatlarının, tercihlerinin, iciğinin, cıcığının ortaya döküldüğü ortamlarda bazen desteksiz sallayınca çok biçimsiz bir şekilde asılıp kalıyor konu.
Şimdi tabii eleştiren adam olmaktan da nefret ediyorum bir yandan ama, bizim eğitim sistemimiz araştırmayı, bulmayı, sorgulamayı öğretmediğinden genelde işkembeden çok sallayan, ama gerçekte bir bok bilmeyen bir milletiz. Ya da alıyoruz güzel bir cümleyi bir ideoloji kitabından, hemen bizim görüşümüz oluyor.
Bugünkü konu kadınların olgun erkek tercihi. Veya tersten alalım, erkeğin genç kadın tercihi. Ele almaya değer bir konu… Çünkü Türk blogosferinde cinsel özgürlüğünü bir nebze ilan eden kadın milletinin sesi bunu söylüyor. Kadınlar kendilerine göre alıyor konuyu tabii. 20 li yaşların erkeklerinin kafası boşmuş. Çok kompleksli, çocuk gibilermiş… O yüzden hedef 30 civarı, yukarısı erkekler… Doğru olabilir. Fakat yine de hepsinin destekli salladığından şüphem var….
Tartışmalarda, bir fikri desteksiz olarak ortaya sürüp puan toplamak için yapılan klasik hareket, rakamları işine geldiği gibi aşşağı veya yukarı yuvarlayıp izleyicinin/dinleyicinin desteğini almak. Millet blogları ciddiye alıyor da okuyor. O yüzden örnek olarak başka bir blogdan alıntı yapmak şart.
yaşı başı geçkin erkeklerde 18 yaş altı kızlara duyulan ilgi arttı. Bu tür sübyancı erkekler iktidarsızlıklarının acısını seks hayatı olan kadınlara “frijit” damgası koyarak çıkarıyorlar. Bir kadını mutlu etmek zor geliyor, bu yüzden hiçbirşeyden habersiz 18 yaş altı masum bir kızla seks yapıyorlar. Kız da daha önce hayatına bir erkek girmediği için bizim iktidarsızı bi bok sanıp hayran kalıyor. Mr. İktidarsız’da kızlar bana hasta moduna giriyor, 20 yaş üzeri, cinsel hayatı olan, hatta cinsel hayatı belli bir olgunluğa ermiş kadınları ise “frijit” olarak damgalıyor. Ya parayı verip güzel rus kadınlarıyla birlikte olan sonra “bütün güzel kızlar peşimde” diyen adama ne demeli? ne kdr acınacak haldesin ki ancak paralı seks yapabiliyosun, utanacağına bunu ulu orta yazıyosun.
Genel geçer düşünce de bu zaten toplumda. O zaman biraz irdelemekte fayda var. O blogda elle tutulan bir örnek verilmemiş, ben vereyim…
İtalya ile ilgili postada Larry işaret etmişti Berlusconi’ye. Popüler İtalyan erkeği olarak ele alınabilirdi diye… Biliyorum, kızlarının hayalindeki İtalyan erkeği 72 yaşındaki Berlusconi değil. Buna rağmen safkan bir İtalyan erkeği. Yaşa dayalı ayrımcılığı bu blogun kapısında bırakıyoruz. Amca Berlusconi’den alıp, Türk kadınının o öve öve bitiremediği 30 yaş erkeği sendromuna geleceğim.
Bizim basına da yansımıştır kesin, 18 yaşındaki Noemi Letizia, Berlusconi’nin sevgilisi mi, yoksa bazı söylentilerdeki gibi evlilik dışı ilişkisinden olan kızı mı? Bilemiyoruz… Bilinen, bundan birkaç sene önce Berlusconi’nin Sardinya’daki villasında gerçekleşen yılbaşı eğlencesinde, Noemi ve 50 ye yakın kız arkadaşı paparazzi fofoğrafçısı Franco Castano trafından gizlice fotoğraflanıyor. Bu fotoğraflarda kızlar yarı çıplak, çoğunun en azından göğüsleri çıplak… Dikkatinizi çekerim, birkaç sene önce… Yani bu kızların çoğu 18 değil o zaman. Fakat İtalyan yasalarına göre yine de garip bir olay yok ortada. Rıza yaşı, tıpkı pekçok AB ye bağlı katolik akdeniz ülkelerinde olduğu gibi 14 İtalya’da. Çiftlerden biri 13 olabiliyor da hatta. Ama o zaman diğerinin en fazla 3 yaş daha yaşlı olması lazım. Aranızda italyanca bilen varsa bu siteden gerekli bilgiyi indirebilir. Norme contro la violenza sessuale.
Bilemiyorum bu Silvio & Letizia bir Sugar Daddy olayı mı, yoksa gerçek aşk mı? Pek farketmez. Tabii siz okurların da konuyla ilgili şahsi bir görüşünüz muhakkak var. Fakat kanunları yaparken, eleştirirken, ahlak normlarını bir kenara koymak şart. Eleştiri bir yere kadar yapılabilir. Ama kendi ahlak ve dünya görüşünü dikte ettirmek doğru değil.
O yüzden Silvio ve Noemi olayını ahlaki yönüyle incelemek bize fayda sağlamaz. İdeal bir dünyada neyin, nasıl olması gerektiği ile ilgili ütopik hevesleri dışarda bırakalım. Gerçeğe bakacak olursak;
Erkekler tüm kategorilerinde daha genç kadınları tercih ediyor.
Tüm yaş kategorilerinde erkek grubunda yalnızca 97 erkekten 3 ü kendinden yaşlı kadın tercih ediyor. 40 – 59 yaş arası erkeklerde ise bu rakam 67 de 1.
Sonuç;
Kadının doğurganlığı ortalama 13 yaşında başlıyor. Bu yaştan sonra diğer dış etkenlere göre gelişim değişkenlik gösterse de ortalama olarak artık bir dişinin erkekler için seksüel atraksiyon çizelgesinde yer alabileceğini görüyoruz. Yatay da yaş evreleri, dikey de atraksiyon derecesi…
Tabii şimdi diyen olabilir, ”efendim herifin gücü, parası var. Olmasa 18 lik çıtır niye gidip bu ihtiyara versin”. Doğru… Peki ben soruyu döndüreyim. Berlusconi gibi kariyerin zirvesinde, parası, şanı, şöhreti olan, belli bir kültür birikimi, hayat tecrübesine sahip olan, sırf yaşıtı değil, aradığı erkekde fiziksel bir Brad Pitt durumu dışında özellikler de arayan, 30-40 yaş ve üzeri kadınlar tarafından da son derece atraktif bulunan bu adam, Paris Hilton’un hayatından ve Louis Vuitton çantadan başka konuşacak birşeyi olmayan bu hatunu, diri memeleri ve selülitsiz kalçaları da olmasa ne yapacaktı?
Ah şu ahlaki normlar… Aşmış, modern, cinsel özgürlüğünü kazanmış gibi görünmek var… Bir de dış görünüşü, yüzeyselliği, paketi her türlü diğer özellikten yukarda tutan bir zihniyet var.
30 yaş erkeğine hasta 20 lik hatunlara bir dost nasihati:
Eğer böyle bir ilişkide fuck-doll vazifesi görmek istemiyorlarsa paketi allayıp, pullarken kutunun içine de birşey koysunlar. Nitekim tehlikelidir 30 yaş erkeği.. Akranınız erkeklere yaptığınız gibi höt, hüt edemezsiniz bunlara. Sizi suya götürür, susuz getirir bu adamlar…
Günlük hayatta konuşkan bir insan değilim ya, acısı bazen blogda çıkıyor. Karşıt görüşlerin olduğu ortamlarda da öyle kora kor çene yarıştırmayı sevmem. Blog olayı ideal benim için. Kafamdakileri hızlıca ve fazla düzeltmeden, beynimle klavye arasına bir filtre koymadan yazıyorum. Bu esnada kimse kafamı şişirmiyor. Daha sonra gelen yorumlarda karşıt görüş varsa bunlara sakince cevap vermeye de vakit oluyor. Yoksa günlük hayatta öyle ağız dalaşını sevmem. Türk’üm ama o özellik bende yok bir şekilde.
Sabır denen şeyden de pek nasibini almış bir insan değilim. Blogda da olsa zaman zaman yorgun düşüyorum birşeyleri anlatırken. Kelimelerle anlatılması zor olan şeyleri görseller ve işitsellerle anlatma imkanı var iyi ki burada. Bazen car car car milletin kafasını şişireceğine koyuyorsun bir film, o herşeyi gösteriyor. Bir nevi ilkokulda yeni öğrendiğimiz kelimeleri cümle içinde kullanmamız gibi. Bize yabancı fikir ve düşüncelerin hayat içinde kullanılışına tanık oluyoruz.
Anneannem acaip kıl olurdu genç kızlara bakan erkeklere… Oysa hiç konusu geçmedi genç erkeklere düşkün kadınların. Onun dünyasında yoktu belli ki böyle bir düşünce… ister deccal deyin, ister kıyamet, ister mahşer, ister ahlak erozyonu. Bugün artık herşey var. Feministlere ne mutlu ki günümüzde erkekler de nesneleştiriliyor filmlerde. Beni bozmaz. İki türü de olsa farketmez.
Ama aşşağıdaki videoda cinsiyetlerin rolleri değişseydi hostesimizden kusmuk torbası isteyeceklerin sayısı çok olurdu galiba.
Dini eleştirmek değişik ülkelerde ve kültürlerde ne gibi sonuçlar doğuruyor. Ateizmin pasifliği. Hz. İsa’nın kim olduğunu öğrenmek isteyen papazın başına gelenler
İşe bir geldim, kızın suratı bombok… Brezilya’dan sevgilisi gelmişti, daha birbirlerine doyamadan kız idrar yolları enfeksiyonuna kapıldı. İlk önce sebep bu sandım… Değilmiş…
Son Atılan Yorumlar
Fenasi: cihanne,
görselin hemen altında minik dikdörtgen şeklinde...
cihanne: bide nasıl işlediğini çözsem, yapacağımız bişey yok sanırım....
barbieater: karma askerlik nedir yaw? askerlikte amaç bireyi ölüm makine...
Son Atılan Yorumlar