Über sexy Swedish Girls!!! Sarı saçları, pembe-beyaz etleri, kendilerine güvenli duruşları, ne istediğini bilen tavırları, mahalle baskısının ne olduğunu hiç tatmamış, seks için günde 5 posta eti ete değse doymayacak İsveçli kızlar!
Kim bunlar? Nerede bulunurlar?
60 ve 70 lerde her yerde bulunabilirdi bunlar. Anladığım bu. O yıllarda tüm dünyayı etkisine alan dalga, Viking ülkesine vurduğunda devlet büyükleri oturdu ve düşündü. Uyuşturucu ve seks, çiçek çocuklar… Bu akımlarla çok zıt düşüp, çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlamazlarsa sürecin dışında kalacaklar, halktan uzaklaşacaklardı. Bu onlara iyi bir fikir gibi gelmemiş olsa gerek ki buna karşı ”her şeyin başı eğitim’‘ diyerek bir takım düzenlemelere gittiler.
Bu dönemde, okullarda çocuklara cinsel eğitim dersleri ilk defa koyulacağı zaman, okutulacak yayınlarda ve eğitim filmlerinde cinsel ilişkinin nasıl tasvir edileceği gündeme geldi. Türlü şaklabanlıkla edep yerlerini saklamaya çalışmak ve olayları anlatmak için binbir dereden su getirmek yerine her şeyi olduğu gibi göstermeyi uygun buldular. Fakat ülkenin sansür kanunları buna engel teşkil ediyordu. Problem olmadı yine de. Tek bir imza ile dönemin yetkilileri sansürü kaldırdılar. Artık filmlerde ve basılı yayınlarda cinsel organların dışında birleşme de gösterilebilecekti.
Liberal demokrasinin hakim olduğu bir ülkede, kafalarını günün modasına uyarak dumanlayan gençler bir de tüm sansür engellerinin çöpe atılmasıyla iyice zincirlerinden boşandılar. Aynı dönemde, diğer ülkelerde ”İsveç, kadınları ve bu kadınların serbest sekse bakış açıları” üzerine belgesel filmler çekilmeye başlandı. İspanya, İtalya gibi katolik ülkelerin yanında Yeni Dünya’da da insanlar İsveç’den gelen haberlere ve görüntülere bakarak başlarına yağacak taşları düşünüyordu. Bakınız, aynen şöyleydi durum:
Sonra bir şey oldu. Lastik patladı, çiçek çocukları taşıyan Volkswagen minibüs devrildi. Ben olay mahaline geldiğimde enkaz kaldırılalı çok olmutu. Asfalttaki fren izleri bile silinmeye yüz tutmuştu diyebilirim.
Kaza mahaline gelinceye kadar geçilen kilometre taşlarından kendi şahit olduklarımı potpuri olarak alayım:
97 yılında gazetelerin başlıklarını süsleyen haberler, şehirdeki striptiz kulüpleri için trafikte ayaklı reklam panosu görevi üstlenen araçların molotof kokteylleri ile saldırıya uğramasıydı. Ayda bir iki kez okuyorduk bunları.
2000 lerin başında, yine striptiz kulüplerinin çıkışlarında pusuya yatan, beyzbol sopalarıyla silahlanmış kişilerin, kulüp müşterilerinin kafasını ve gözünü yarması olayları az değildi.
American Apparel’in, konsepti nedeniyle yıllarca mağaza açamadığı İsveç’de, iç çamaşırı firmaları yaptıkları reklam kampanyaları yüzünden haftada bir tüketici derneklerince ve bazı organizasyonlarca şikayet edilip, ağır para cezaları ödemeye mahkum oluyorlardı.
Herhangi bir Türk kadınının boğazına duygusallıktan taş oturtacak, gözlerinden yaşlar getirecek İsveçli babaların, ülkedeki adalet sisteminin çarkları arasında nasıl öğütüldüğüne dair bir istatistik şunu söylüyor:
Boşanma davalarında, çocuğun vesayeti üzerine verilen 100 karardan yalnızca 23 ü babaları haklı görüyor. 77 sinde çocuk anneye veriliyor.
Bakın bugün gelinen noktada nerede duruyor İsveç?
Bir peynir markası olan Jarlsberg’in aşağıda seyredeceğiniz kısa reklam filmi, Eşitlik Ombudsmanına şikayet edildi.
Şikayetçi kişi, reklamdaki sloganı seksist ve kadını aşağılayıcı bulmuş. Slogan şöyle
Smaken sitter i hålen!
Çevirisi tam olarak şu:
Tadı, deliğinde!
Çok fantastik değil mi?
Son olarak, ülkenin sayılı seyahat acentalarından Nazar Turizm‘in geçtiğimiz haftalarda ana sayfasında olan, ancak gelen tepkiler ile silinen yazısını alayım buraya.
Kreta’daki (Yunanistan) tüm otellerimiz kadınlar tarafından işletilmektedir. Eğer olur da ortalarda bir erkek yönetici görürseniz şaşırmayın. Yine içiniz rahat olsun. Çünkü mutlaka o erkeğin üzerinde, tüm işlerin derli toplu olarak organize edilmesinden sorumlu bir kadın vardır.
Bu yazıyı yazdım ama biraz rahatsız oldum kendi yazdıklarımdan. Klasik bir feminizm düşmanı erkek görüntüsü vermişim gibi duruyor tüm blog post. Ve üstelik abartılı duruyor. 3 defa okudum, yanlış bir şey mi yazıyorum, çok mu subjektifim diye. Ancak verdiğim örneklerin hepsi politically correct olmaya çalışan medyadan ve kendi gözlemlerim.
Dün gece de geç saatlere kadar İsveç blogosferinde ve gazetelerin sayfalarında gezindim. Birinci konu, hiç kuşkusuz Wikileaks kurucusu Julian Assange hakkındaki tecavüz iddilaları. Baya bir materyal topladım. Güya bu yazı 1. bölüm, Assange olayına değindiğim bir sonraki yazım ise 2. bölüm olacaktı. Bu yazıyı bile isteyerek yayımlamazken ikinci bölümü yazar mıyım, bilmiyorum.
Böylesini severim. En güzeli aslında diz hizası bana kalırsa. Ama olmaz ise ankle high dedikleri, bilek hizası favorim. Bu böyle yalın olmaz ama. Açık bir topluklu ayakkabı ile desteklenirse kendi salyalarım içinde boğulabilirim.
Ehh!! Evet, kıroca bulabilirsiniz, ki öyle de. Sesimi çıkartmam bu düşüncenize. Benim tanıdığım kadınlar, böyle bir şeyi ancak maskeli baloda orospu kılığına gireceklerse kullanır. Maalesef öyle!
Hahahah!! Baloda nefis eğleneceğiz! Kendimi, asla girmeyeceğim, başkasında görsem alay edeceğim kılık ve şekillere sokuyorum ama bu yaptığımı ”maskeli balo” context i içinde değerlendirirsek, akademik kariyerimle veya bir iş kadını olma durumumla asla çatışmıyor
Şöyle bir çelişki var erkeğin dünyasında; kışları giyilen yünlü tozluklar veya ugg’ları, yaz aylarında şıppıdı terliklere döndüren kadınlarla entelektüel stimulans, birbirine sosyal statü olarak yakışma (yakıştırılma) harikulade olsa da, beş yıldızlı tatil köyünde, akşam açık büfede gördüğü Rus ayısının yanındaki ceylanın dantelli ankle high çorapları ve açık topuklu ayakkabıları daha efektif bir mastürbasyon malzemesi. Buna ne diyeceğiz?
Öyledir yani… Sen olsan o ankle high kadınını koluna takıp da gezemezsin. Sen de yakıştıramazsın kendine. Fakat yine de…
Dediğinizi hesaba katarak devam ediyorum. İnsanoğlu sosyal bir hayvan diyorlar. Bu tanımlamadan ‘’sosyal”i çıkarınca hayvan mı oluyoruz, onu bir irdelesek ya! Yalnız sosyal olmak derken, bir grup içinde olduğu kadar, ikili bir ilişki için de aynı irdelemeyi yapmalıyız. Lütfen yapalım!
Bir süredir görüştüğüm, cilveleştiğim, seviştiğim, yazıştığım biri var. Ne kadar hoş, ne kadar güzel! Flörtüşüyoruz, hatta küçük, minik kıskançlık oyunları oynuyoruz. Kırk yılın başında da buluşunca hem romantik yemeklere gidiyoruz, hem de surata tükürmeli, tokatlı sevişiyoruz. Görseniz, bilseniz… Ter içinde yatakta, kendi sevgilinizin gözlerinin içine hınzırlıkla bakarken, dudaklarınızdaki kan ve spermi silersiniz, başucunuzdaki komodinin üzerinde bulunan Leyla ile Mecnun romanının yapraklarına. O kadar hoş bişey!
Bu tip mini love story lerde, epilog, yani bitiş bölümünden bir önce, bir taraf daha oturaklı bir temele şeyttirmek isteyebilir ilişkiyi. Olur da böyle bir yöne doğru seğirtirse ilişki, Giroppon (Poppo-ropo-popo) sendromunu tetikleyen bir süreçten bahsetmek gerekebilir işte o zaman. Ki bu da, kubbedeki o hoş seda’nın pij olması sonucuna kadar gidebilir.
”it’s not you, it’s me’‘ adlı yalancı can simidine ne sıklıkta sarıldığınızı ben bilemem. Mümkün olduğu kadar kaçınmak lazım klişelerden. Fakat şöyle bir olay oluyor bende ki, zaten o yüzden bu klişe bana ”it’s not me, it’s you” olarak geri dönmüştür çokca.
Diyelim kahvaltıyı yaptınız, masadan kalktınız… Sırf hayvan olsak belki bir posta daha gideceğiz tok karnına. Ama hayvanın sosyal olanıyız ya, iletişeceğiz tabii ki de. Matmazel X buyuruyor ki, ”bana sofrayı toplamam için yardım eder misiniz?”. Yani rica etmese de zaten yapmak lazım. Ben de tuttum masadaki tabakları bulaşık makinasının içine koydum diyelim. Fakat bu tabakları da koyduktan sonra ağzına kadar dolduğu halde, benim bu makinayı çalıştırmak aklıma gelmiyor. Aynı şekilde, belki daha da ağırı, raflara bir şey yerleştirdikten sonra dolapların kapağını kapatmama olayım var örneğin. Yani, maksimum 10-15 sabah beraber kalktıktan sonra, artık bu bir iritasyon momenti oluyor tabii. Üstelik iletişerek de çözemiyorum ben bunu. Çünkü birinin hayatına düzenli olarak giriş yaptığımda, bir zombi halini alıyorum. Zararsızından.. Öyle kan dökmüyorum tabii.. Yani fazla dökmüyorum… Ama boş gözlerle, kafamda tamamen başka şeyler dolaşarak karşımdakine bakıyorum, dinliyorum. Daha doğrusu duyduklarımı anlamaya çalışıyorum.
Bu bahsini ettiğim boş bakma, sıkılma ve konsantrasyon eksikliği de kalıtımsal büyük ihtimal. Kadınlar, babalarına benzeyen erkeklere meyl ederler deniliyor. Erkekler ise mutlaka biraz kendi babalarına çekiyor. Eve gelen misafirlere boş gözlerle bakar benim pederim de. Belli bir süreden sonra da iyice sıkılır ve sohbete katılımı yalnızca kafa sallayıp, sahte gülücükler dağıtarak yapmaya başlar. Bunu farkeden misafir, ”ehh atık geç oldu” repliğini ağzına alır almaz, peder bey kontralar. ”evet, yolunuz da uzun”.
Yukardaki örneği girizgah kabul ederek, Giroppon (Poppo-ropo-popo) sürecine katalizatör etkisi yapan şeylerden birinin, artık ikinizin hayatlarının yalnızca birbirinizle değil, birbirinizin ilintili olduğu başka hayatlarla da kesişme zorunluluğu olduğunu söyleyebilirim. Matmazel X der ki; ”hafta sonu madam ve mösyö Preud’homme ile buluşacağız, ona göre… Umarım seyredeceğin maç falan yoktur”.
Seyredeceğim maç falan yok da, mösyö Preud’homme dan hiç hazetmiyorum. En son evlerindeki partiye gittiğimizde, müzik kolleksiyonundan yaptığı derlemeleri saatlerce dinlemiştik. Şimdi bu herif gerçekten Fransız ve IT sektöründe çalışıyor, bir de güya ”music enthusiast”. P2P ağlarından, kapalı hub lardan falan kendisi gibi ineklerin paylaştığı, dünyada adını duymadığım garip grupların son derece boktan müziklerini indirip, bunlardan yaptığı şarkı listelerini, cool ve nerd gözüksün diye WinAmp ile çalan bir hödük. Hassiktir ordan!!! Ben ortama girip, karı kız yapayım diye dolaşan bir ergen değilim ki, senin saçmalıklarını bu yaşta çekeyim. Konuşacak bir şeyimiz de yok. HADOPI yi soruyorum, onu bile bilmiyor. Belki Sarkozy’nin günahını aldık, adam o kanunu, bu tip müzikleri indirenleri hapse atmak, para cezası vermek için çıkarttı o vakit?.
Unutmadan… Matmazel X umuyor ki, seyredeceğin maç yok. Gerçi seyredeceğim maç olsa, ve de matmazel haddi olmadan futbol konusundaki fikrini bildirse, sanki hemen utançla televizyonu kapatıp, Das Kapital’i orjinal dilinden okumak için dil kurslarına yazılacağım. Maazallah, ultimatomu da çakabilir ”mesela senin yok bilmemne kupası veya zırt ligini takip ettiğini filan düşünemiyorum, tanrı aşkına”. Ahahahah!! Bebeğim… Offfffff!!!!!!!! ne desem ki? Giroppon (Poppo-ropo-popo)….
Bu tip güç gösterileri, dengeyi kendi tarafına alma çabaları, birinin öbürünün zevkleri ve hayatı üzerinde söz sahibi olmak istemesi gibi durumlar (yahu ne kasıyorum kendimi nazik olacağım diye.. beyin sikmeler desek ya şuna!!!) ”ilişki” dediğimiz sosyal hayvanlığın habitatında sık görülen arızalar. Ve de bir tarafın, en iyi ihtimalde zombileşmesiyle son buluyor. Hani şu dolap kapaklarını kapatmama ve boş gözlerle bakma…. Herkesin tırtlattığı eşik farklı tabii. Şunu da anlatayım da, bu yazının epilogu olsun.
Evli bir arkadaşım, karısı uyuduktan porno sitelere giriyor sıkca. Ayrıca bir iki aldatma olayı da oldu, ayrılmanın eşiğine gelip döndüler. Son vuku bulan aldatma olayından sonra iyice laçka olunca ilişki, bizimki artık saklamadan giriyor porno sitelere. Hatun bir gece yakalamış bunu ekrana bakarken. Eskiden olsa, hemen bir excel tablosunu bir click mesafesinde bulunduracak olan arkadaşım hiç istifini bozmamış bu sefer.
- Ne yapıyorsun sen?
- Hiiiççç!!! porno bakıyorum…
Allah kimseyi o kadar pişirmesin, ama demek ki artık o olgunluğa gelmiş ikisi de.
Köpek çekmek diyoruz ya halk arasında, insan ilişkilerinin kimyası da hakikaten çok ilginç. Şunu da öğrenmeyen var mı aramızda acaba; bir taraf ne kadar köpek olursa, öbürü de o kadar köpek çekmeye meraklı. Artık bu, bir yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan klasiği ile de açıklanabilir belki. Birinin köpek olma arzusu, öbürünün tekmeleme isteğini arttırıyor olabilir mi? Ya da tam tersi…
Ve evet!!! Bir blogunuz olunca, psikoloğa o kadar ihtiyacınız olmayabiliyor.
Ne kadar sivilceli, antisosyal, çirkin ve mal olsak da, klavye delikanlısı veya ilgi manyağı hatun rolünü almak daha işimize geliyor. Öyle mi? Peki şuna ne dersiniz?
Güzel bir bakış açısıyla yaklaştı Kandanadam bana kalırsa. Genelgeçer bir etiketi tersyüz etmek, ederken de aslında gerçeğe herkesten daha çok yaklaşmak…
Klavye başında tanıştığınız insanlarla, o klavyelerden uzaklaşıp kafelerde, barlarda buluşmayı deneyeniniz oldu mu? İçinizde en az tecrübeye sahip olan benimdir herhalde. 4 kişiyle yaptım ben bunu. 3,5 da diyebiliriz aslında.
Klavye başında titr’ine değil fikrine saygı duyduğum, seksapeline olduğu kadar, benim ilgi duyduğum konulara ilgi duyduğu için de ”e buluşalım o zaman” dediğim 3,5 insan. Bir anda AFK (away from keyboard) bir buluşma ayarlayınca yine de o blind date heyecanı yaşanmıyor mu? Buluşacağın kişi erkek bile olsa. (Yok, gay değilim. Bir kadınla buluşmak tabii ki daha başka bir heyecan veriyor.)
Valid’anım ile peder beyin birbirlerini ben ve Serdar Kuzuloğlu kadar tanıdıklarını zannetmiyorum evlenmeden önce. Yine de çeyrek asır çektiler evlilik denen şeyi. Bu devirde tahammül edemediğin insanı çekmiyorsun kolay kolay. Eklememek, Facebook hesabının ayarlarını iyice ”private” yapmak, en olmadı ”block”lamak mümkün. Old school tanışıp, hayatını birleştirmiş, parti kurmuş, seks yapmış, yiyişmiş, top oynamış, beraber tatile gitmiş insanların asla görmedikleri bir konfor ve kafa rahatlığına, bir email adresi ve rumuz seçerek açtığımız hesaplarla ulaşıyoruz.
Tevekkeli değil, internette sosyalleşen insanların hatırı sayılır bölümü 30 plus, bekar, Türkiye ortalama kültür ve zeka seviyesinin az ya da çok (istisnalar dışında)üzerinde insanlar. Müşkülpesentlik, havai olmak, okul arkadaşları kendilerine karı-koca ararken hayatın anlamını aramaya çıkmak gibi sebepler, belli bir yaştan sonra yine belli bir ekonomik özgürlüğün de getirdiği kazanımlara dönüşürken, bir yandan da bu insanları ”available” kılıyor. Eşleşme imkanı da az değil, ben size söyleyeyim. Amaç, ihtiyaç, özlenilen ne olursa olsun.
Biraz daha genç kesimde bu o kadar kolay değil hala galiba. İçimizde en atılgan, piç, ağzı laf yapanların bile yirmili yaşlarımızın başlarında ne kurdeşenler döktüğü malum. Kafalarının içinde dönen gag, choke ve anal etiket bulutlarıyla, ayak parmağından saç teline kadar vuran testosteronların kamçıladığı çocuklar, beyaz atlı prenslerini bekleyen melaikelerin privacy level ına ve block sistemine, sineklerin cama vurması gibi vuruyorlar. Bu duvarı kaldıran meraklı melaikeler de var. Ama arz ve talep birbirini burada karşılamıyor. Zaten mevcut, kullanılabilir vajina sayısı, tarihin her döneminde mevcut, kullanılabilir penis sayısından hep düşük oldu. Yaş grubu düştükçe, oran penisliler adına daha da negatif gelişim gösteriyor. Gerçi bu genç grupta da ChatRoulette yeni bir trend yaratacak gibi. Görelim…
Ancak ben, kendi dahil olduğum 30 plus grubuna dair konuşsam daha iyi olur. Ne yabancı ne de yerli hiçbir arkadaşlık sitesine üye olmadım şimdiye kadar. Ancak bunların çok popüler olduğu aşikâr. Özellikle belli bir niş seçen siteler çok başarılı oluyor. Zannedersem ABD den bir site var, Positive Meeting mi ne , öyle bir adı var. HIV pozitif olanlar arasında bir matchmaking nişi ile giriyor olaya. Sonra İsveç’de uzaktan tanıdığım bir oğlan var. Big Girls and Big Boys hedef kitlesi. Son derece mütevazi, ucuza kurdurduğu bir site ile İsveç’de kilolu olan hatun ve erkekler arasında partiler düzenliyor, bibirleriyle tanışmalarını sağlıyor. IT milyoneri olduğunu söyleyemem. Ama yolunu buluyor, az veya çok parasını kazanıyor, eğleniyor. Yine ABD de, hapiste yatan tutuklular arasında kullanılan bir dating sitesi var. Son olarak, uzun süre bu blogu takip edenler, bir zamanlar uyduruk bir sosyal ağda 600 kişi ile sabahlara kadar lak lak yaptığmızı hatırlarlar. Hatta bugün bile arada bir yorumları ile buraya katılan Leri Flint o kısa dönemde aktif olan sosyal ağın belgeli olarak meyvesini yiyen üyelerinden biriydi.
Bana kalırsa, büyük bir medya grubunun veya ne idüğü belirsiz kişilerin allayıp pulladığı arkadaşlık sitelerine üye olmaktansa, işin içine hile karıştırmayacak, bireysel projesi ile bu işe soyunan Aslı Kubilay‘ın Lalaloo.com‘u bakmaya, şans vermeye değer.
Türkiye herşeye rağmen ileriye doğru belli konularda gelişim gösteren bir toplum. Buna bağlı olarak evlilik, bağlanma yaşı gittikçe yükselecek. Zaten büyük şehirlerde bu böyle halen. Şehrin stresi, iş hayatı, gelişen yaşam standartlarının insanlara kazandırdığı hobilerin daha fazla vakit alması gibi sebeplerden ötürü eşini, arkadaşını, seks partnerini, halı sahaya eksik olan adamı zamanla internet üzerinden tedarik etmek kaçınılmaz bir gelişim gibi görünüyor. Bu o kadar kötü birşey değil. Saçını ayırış şekline, memesinin yuvarlaklığına, bindiği arabaya kafanı takıp, değerli vaktini ”acaba kafesleyebilir miyim” diye harcayacağına, evinde oturduğun yerden bir süre hoşuna giden kişiyi gözlemleyip, başkaları ile olan iletişimlerinden de kendine çıkarımlar yapıp, daha isabetli bir seçim yapmak neden mümkün olmasın?
Normal olarak burada bitirmem lazım ama bazı biriken şeyleri de boşalttığım pazartesi gününe denk gelince yazıyı biraz uzatayım dedim. Zaten bu aralar hem aralıklı, hem de düzensiz yazıyorum.
# Yukarıdakilere ucundan değen bir konuda, Tamamen Atıyorum‘un nefis bir yazısı var. 18-20 yaşlarındayken 30 lara gelmek insanın gözünde büyüyordu. Ve 30 lara geldiğimizde hayatın biteceğini, gözümüzün ferinin söneceğini düşünüyorduk çoğumuz. Şimdi sorsanız, başa gelen en güzel şeyin bu olduğunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim. İnsanın başından geçen şeylerin zevkine varmaya başlaması bu dönemden önce olmuyor.
# Yazıya kandanadam‘ın bir tweet i ile başlamıştım. Severek takip ediyorum. Hani bazı şeylerin tüyosunu vermek istemezsin ya. Değerli görürsün, birtek kendin layıksındır falan. Ünlüleri falan sktr edin bir kalemde. O sebeple, bir kandanadam var bir de ıslakkarga. Eğer twitter takip edeyim, beni fazla kasmasın, ama biraz kassın, güldürsün, güldürürken düşündürsün, hafif elit olsun diyorsanız bu ikisini tavsiye ederim.
# Sonra bir de yeni twitter selebritimiz Pucca var, 4000 civarı bir takipcisiyle… Bu 4000 in içinde ben de varım ama açık olmak gerekirse dikkatle takip ettiğimi söyleyemem. Kadın-erkek ilişkileri ve bunların Türk usulü açılımları bana afakanlar bastırıyor. Sayesinde Murat Boz’un kim olduğunu google’a sorarak öğrendim. Devamını getiremedim ama. Türk dizileri ve Türk popunun konu olduğu yerde, bir grup çıplak kız arasında, öpüşmeyle hamile kalınacağını zanneden 13 yaşında bir oğlan çocuğu gibi hissediyorum kendimi.
Pucca’nın herkesce izlenen aşk hayatı da sinirli et gibi. Çiğne çiğne bitmedi. Kendisi de ne türkürdü ne de yuttu. Pucca’nın iki arada bir deredeki bu hali ve bu halin siber dünyadaki yansıması, kendine hatırı sayılır bir insan grubu tarafından hakettiği bir ün getirdi sonunda. Bu yaz kitabı çıkacakmış. Sevindim, tebrikler. İyi satacağına eminim. Sosyal olmaktaki bu başarısı, yazar olarak kendini pazarlamasına zaten yansımış. Ama satışlarına da olumlu etki yapacaktır. Yeni medya, değişen şartlar, içerik üretimi, yazma, çizme, eser sahibi, artist hayatını nasıl kazanacak, cak-cuk derken söylemeye çalıştığım şeylerden biri de buydu.
# Son paragrafı, iki gün önce bulduğum bir blogu paylaşarak kullanayım. Son zamanlarda fazla blog takibi yapamıyorum. O yüzden etrafta dönen ‘’seks blogu tutan ergen kızlar” lafının kimleri hedef aldığına dair bir bilgim yok. Ergenler de yazsın bana kalırsa. Doğal seleksiyon var. Yazanın yaşına, penisinin uzunluğuna, memelerinin ölçüsüne bakarak okumuyoruz blogları. Yine de Early MILF ler tarafından tutulan bloglar sanki daha şey gibi. Ne dersiniz? Gerçi Artemisia Gentileschi (ya da Ayşe Nur mu diyeceğiz?) 26 yaşında imiş. Early MILF de diyemiyoruz o zaman. Arası birşey… Hoş, yazı dili düzgün, bahsettiği konular ilgimi çekti. Bakalım biraz. http://aaysenur.blogspot.com/
Bu arada hazır arkadaşlık sitesi, sosyal ağ vesaire bahsetmişken… Urban5 için elimde 3 davetiye var. Bir bakayım diyenler bana bir mail atıversinler. Yorumlara yazmayın, İletişim sayfası var.
Toplu seks yaparken analdan takılan insan için kondom, prezervatif kullanmadığı durumlarda AIDS riski yüksek olur. Toplu değil, tek yapsan da öyle ya….
Yine Tanrı’nın kendisi bilir ama, ruhban sınıfını aradan çıkarmak ve insanlara doğru yolu gösterebilmek için bir blog tutsa çok yararlı olur diye düşünüyorum.
Psikolojik olarak domine edilmek isteyen bir kızla çıkıyorum. Oynadığımız seks oyunları arasında tecavüz ve evde ben giyinikken onun çıplak gezmesi gibi şeyler var.
Son Atılan Yorumlar