Naziler ve Üniformaları Neden Çok Seksi?

Cinsellik ve karanlıkta kalmış arzuların ulu orta afişe edilmesine karşı olan serzenişleri bir kalemde silip atmayalım. İstemeden de olsa ahlâkçılar, bu tutumları ve baskılarıyla ahlâksızların önünü açıyor, onlara yol gösteriyor.

Liberal ve açık düşünceli olmak bir yana ama bazı şeyler biraz da bastırılmaya çalışılmazsa bu baskıya verilen tepkiler ve dışavurumun binbir çeşit icadlarından sanki mahrum kalacağız.

Örneğin kutsal kitapların ve bazı ideolojilerin tasvir ettiği cennet veya sınıfsız bir toplum gibi mükemmel olduğu varsayılan ortamlar (!) son derece can sıkıcı ve durağanken, (kendilerince) ”kötülüğe” karşı tepkilerle oluşan subkültürler ve yarattıkları kendilerini ifade etme biçimleri ve dünyayı algılama şekilleri çok daha heyecan verici değil mi?

Üniformalı, sigortalı, sendikalı temizlik işcilerinin bakımını yaptığı düzenli, planlı yapılmış betondan sosyal konutlara karşı graffitiler ile cinsel organı sansürleyen bir kültürün, devamında bukkake‘ye yol vermesi arasındaki ilişkiyi anlamak lâzım.

Sınırsız ve serbest cinselliğin yaşandığı bir dünyada, erkekler iş arkadaşlarını tuvalette kıstırıp, başlarını musluk altına sokarken döpiyesi sıyırıp, külotlu çorabı yırtarak onları düzmenin hayalini kuramazdı. Ya da kadınlar fotokopi makinasının üzerinde düzülürken periyodik olarak kalçalarının altından geçen ısı ve ışık dalgalarını labia çeperlerinde hissetmeyi düşleyemezdi.

Evet.. Kafamızda kurduğumuz minik fantezilerimizi ayıplanmadan ve kısıtlanmadan gerçekleştirebilmek hiç de çekici bir durum değil. Çünkü tuvalette kıstıracağın iş arkadaşının onu düzmene izin verip vermeyeceği, senin bu olayı sürekli ikirciklenmelerle planlama sürecin, yakalanınca ayıplanma ve hatta kovulma tehlikesinin verdiği heyecan, yırtık çorabın arasından girip, külodu bertaraf edecek penisinin vulva çeperine sürtünmesinden alacağı zevke göre çok daha fazla.

Demek ki bazı kuralların ve kısıtlamaların olduğu ortamlar, yaratıcılığa davetiye çıkartırken, kural dışılığı veya günahkârlığı daha da câzip bir hale getiriyor. Graffiti’nin güzelliği ve anlamı, bukkake’nin erotizmi ile aynı paydada birleşiyor.

Yapma mı dedin? Gösterme mi dedin? Günah mı dedin? Hassiktir ordan! Bak ne yapıyorum?

Bunun bir örneği, Türkiye’nin es geçtiği, 70 lerin punk kültürü. Bu dönemin Avrupalı gençleri, İkinci Dünya Savaşı neslini şok edip, orta parmakları ile onlara ”fuck you” çekmenin bir başka yolunu bulmuşlardı. Kıyafetlerinde Nazi sembolleri taşımak… Babalarının savaşıp alt ettiği düşmanlarına ait o sembolleri tekrar gözlerinin içine sokup, başkaldırıyı, alayı, umursamazlığı ve fuck you’yu görselleştirmekti amaçları.

Tabii tüm bu swastika sembollerinin veya zamanla yine popüler olan orak ve çekiç gibi sembollerin yadsınamaz bir etkisi var insanlar üzerinde. Baskı, kontrol, yasak ve şiddeti hatırlatıyorlar bize…

Teknolojiler ve demokrasi gelişti (demokrasi gelişti’den sonra smiley var). Artık totaliterizm, kendini gizlemenin yollarını bulmakta zorlanmıyor. İnsanların zamanla sahte bir özgürlük hissine kapıldığını gözlemlemek bazılarımız için zor olmasa gerek. Evet, Nazi Almanyası yok artık, Sovyetler de dağıldı. Dünya yine de daha iyi bir yer oldu mu olmadı mı tartışılır. Ancak tüm dünya insanları olarak giderek zenginleştiğimiz yadsınamaz bir gerçek. Ve demokrasilerin sahte de olsa bize verdiği bir ”kendi kendimi yönetiyorum, özgürüm” hissi var. Ancak insan dediğimiz canlı türünün elindekiyle yetinen bir yapısı yok. Özellikle gündelik hayatında belli bir ruhsal ve ekonomik doyumu bulduysa özel hayatında ve hayal dünyasında da o kadar çeşitlemelere giriyor. Yapılan bir çok araştırma, belli başlı fetiş gruplarına meyilli olanların eğitim ve gelir düzeyinin yüksekliğine işaret ediyor.

Nasıl sevdiğimiz insanla bir pazar akşamı evimizde, kanepede oturup mısır patlağı yerken motorlu testere ile biçilen veya harika görsel efektlerle yaratılan patlamalarda 100 er 100 er ölen insanları ekranda görmekten zevk alıyorsak, kendi fantezi dünyamızda da yönetilmek/yönetmek, bastırılmak/bastırmak istiyor, kendimizi şiddeti uygulayan veya maruz kalan insanın yerine koymayı arzuluyoruz.

Bunun günlük hayatımızda eksikliğini çektiğimiz rollerle ilgisi olduğunu söyleyenler var. Aynı fikirde olmadığımı söylemem lâzım. Bazı ticarî filmler veya yayınlarda ”güya” bu tezata gönderme yapılarak bir komiklik havası estirilmeye çalışılmasının bunda payı var diye düşünüyorum. Otoriter bir yöneticinin evde karısı tarafından bezlenmek istemesi gibi…

Doğal olarak modern bir şehirli insanın günlük hayatında artık görmediği, görse bile hissetmediği baskı, kontrol ve şiddeti temsil eden kıyafetleri ve sembolleri, içerdikleri erotik anlamlar ile beraber değerlendirip, çekici bulmamız kaçınılmaz. Alt kültürler derken yolu ve yuvası Avrupa’dan geçmiş, bu süreçte Neo-Nazi kültürüne göz aşinalığı yaratmış olanlarımız, kıyafetlerine ve White Power müziği dedikleri janr’a göz attıklarında bu sembolleri görmüşlerdir. Bir çok  genç insanın, aşırı sağdaki fikirlerden çok sembollerine ve kıyafetlere vurulmalarının, onları bu gruplarla bir araya getirmiş olabileceğini düşünmüşümdür.

Hatta savaşta kafalarına atom bombası yiyen ve ulusal kimliklerine son derece bağlı olan Japonların bile her türlü Batı kültürünü adeta vakumlayarak emer gibi kendine alması ve dönüştürmesi alışkanlığından bu akımın da payını almış olması çok şaşırtıcı olmamalı. Ancak burada rol oynayan bir başka unsur daha var. Zira Batı’dan farklı olarak Doğu Asya’da, okul kitaplarında, savaş Almanyasının liderleri kararlılığı, cesareti ve onuru temsil ediyor halen. Japonya da kendini Doğu ırkları arasında üstün ırk olarak kabul eden bir millet olduğu için özellikle Nazi kıyafet ve sembollerinin bir fetiş unsuru olarak popüler olması hiç anormal değil. Zaten Japonya’da ne anormal ki? Bir Japonun cinsellik ve fetiş konusunda hayretle baktığı bir olaydan haberdar olursam zevkle bloglayacağım.

Blogda ara ara yer verdiğim, Japonya’da ikâmet eden İngiliz sanatçı Trevor Brown’ın Nazis Are Sexy adlı çalışmasına bir okuru bozulmuş. Yokedilen milyonlarca yahudinin katili olan bir düşünceyi yüceltmek, propagandasını yapıp, seksi göstermeye çalışmakla suçlamış… Fantezilerin ve  fantezilerin içindeki erotizmin sınırları olmadığını bazı insanların anlayamayacak olması çok yazık. Bu tip resmi ya da gayri resmi, herkes tarafından aşağı yukarı kabul gören düşünceleri (politically correct deniyor) her fırsatta gagalar gibi kafaya vuranlar her daim olacak.

Bir diğer örnek, çoğumuzun bildiği Der Nachtportier – Gece Bekçisi adlı film. İtalyan yönetmen Liliana Cavani’nin bu filminini o çok ünlü afişinden çıplak ve ince bir vücudun üzerindeki kemer askı, siyah uzun eldivenler ve Nazi şapkasını birleştiren görüntüsü ile yazının başında kullanmıştım. Burada da Charlotte Rampling ve Dirk Bogard’ın beraber bir sahnesini koydum. Hem Rampling hem de Bogart’ın kıyafetleri özenle seçilmiş. Nazi üniformasının sertliği, otoriter havası ve yine bu üniformanın izleyenlerin belleklerinde uyandırdığı anılar (filmin yapım tarihi, savaştan yalnızca 29 yıl sonrası, yani 1974) ile Rampling’in bir kız çocuğunu andıran düz ve kıvrımsız vücudu, masumluğu çağrıştıran beyaz elbisesi ve tüm bu görüntüleri tamamlayan beyaz çorapları ve ayakkabıları ile ne de güzel bir tezat oluşturuyor… Bu derece güzel işlenmiş bir kompozisyonda aradaki yaş farkının oluşturduğu bir başka zıtlığı fark etmeye nefesi bile yetmiyor insanın.

Liliani Cavani bu filmde izleyicilerini erotizmle gıdıklarken, II. Dünya Savaşı’nın korkunç anılarını kullanmakla suçlanmıştı.

Bilemiyorum biraz off topic kaçar mı? Ancak çok yakın bir zamanda kendi yaşadığım bir tecrübede, birbirini tokatlatan iki kadının videosunu seksi bulmam bazı kafalarda soru işareti yaratmıştı. Ona dayanarak açıklasam daha iyi olacak gibi. Birbirini tokatlayan kadınlar, tokadın suratta patlama sesi, duyulan ıh lar ve ohh lar benim için cinsel uyarıcı. Buna mukabil, hayatımda bir kadına elim kalkmış değil. Yaşlıların da koluna giriyorum bazen karşıdan karşıya geçerken. Yolda gördüğüm köpek yavrularını okşayasım geliyor. Bunlara ne diyeceğiz?

Faşist değilim ama Nazi üniformalarını çok seksi buluyorum. özel hayatımda karışanın, görüşenin olmamasıdır belki de bunun sebebi. Disipline duyulan bir özlem? Hahahah!!! Kim bilir, belki de öyle, evet! Tek eksiğim disiplin olsun. Ya yönetici olsaydım? Çocuk bezi için çok pahalı diyorlar… Bu arada II. Dünya Savaşı’nın Nazi üniformalarının Hugo Boss tarafından tasarlandığını biliyor muydunuz?

Bookmark and Share

Tuvalette, Parkta, Toplu Tecavüz

Kimura, trende sarkıntılık ettiği kızın şikayeti sonucu hapse girer. Fakat babası tanınmış bir politikacı olduğundan, uzun kalmaz içerde. Çıkar çıkmaz başına bu belayı getiren kızdan intikam almak için onu takip etmeye başlar. Punduna getirdiği bir anda da tuvalette sıkıştırıp tecavüz ederek, intikam oyununun ilk perdesini sahneye alır. Bu kadarla da kalmaz Kimura. Kızın sperme bulanmış vücudunun fotoğraflarını, telefonunun kamerası ile kaydeder.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Kurmalı Müzik Kutusu

2010-03-10 - 8 Yorum Müzik

Bookmark and Share

Doğu ve Batı Kültürlerinde Çocukların Cinsel Eğitimi

Mastürbasyon yapmaya anaokulu çağında başlıyor insan yavrusu da, erkek olanlarında ilk spermin gelmesi 13 yıl alıyor genelde. Hesaplarımda yanılmadıysam ben 12 yıl 8 ay 17 gün 9 saat bekledim ilk defa meni gelmesini. Bundan yarım saat sonra ikinci defa hayatımda sperm gördüm. Görmekle kalmadım, dokundum ve kokladım… Bundan oldukça uzun süre sonra birgün, çocuk psikolojisi üzerine uzman olan valid’anım evden çıkarken masaya bir kitap koydu alelacele. ”Bunu oku, merak ettiğin birşey olursa akşam sorarsın” diye de ekledi. Vallahi yanlış hatırlamıyorsam kitabın basım tarihi 1969 muydu neydi? Benim böyle sürpriz olarak önüme çıkan şeyleri koklama huyum vardır (yukarıda belirttiğim gibi). O yüzden bu kitabı da kokladım ilk olarak. Lafın gelişi diye söylemiyorum, resmen küf kokuyordu.

İçini açıp okumaya çalıştım ama kitabın yazı dili bana oldukça yabancıydı. Oku, oku açıkcası bir bok anlamadım. Birşeyden bahsediyor ama… Sürekli o belirsiz konunun anatema olduğunu hissediyorsun, fakat neyin ne olduğunu tam olarak koyamıyorsun. Yani bu kitap model denizaltı yapımını mı anlatıyor yoksa fezaya çıkan ilk köpek Laika’nın o anki hislerini mi okura iletmeye çalışıyor? O an sorsanız, kendimden emin bir verecek cevabım yok.

Valid’anımın konudan tam da rahat olmadığını da sezince akşama da birşey sormadım. Bu olaydan kısa bir süre sonra annemin mesleki literatürünü barındırdığı kitaplığında başka bir kitap buldum. Dr. Alfred Kinsey‘in raporunu konu alan bir kitap (Sexual Behavior in the Human Male, 1948)… Resimsiz, sırf yazı ile dolu olan bu kitabın sayfalarını çevirdikçe şimdiki ergenlerin evde internetin aile filtresini kırıp, SexTank adlı siteyi birdenbire karşılarında buldukları anki hislerini duyuyordum.

Alfred Kinsey’i bilmeyenler için… Bibel Temple – Hristiyanlığın inancı ve uyanışı – adlı koyu dindar web sitesi aynen şöyle diyor:

Modern Sodom’un Temellerini Atan Yezid

Evrimciler için Darwin, komünistler için Marx neyse, günümüzde esefle şahit olduğumuz modern Sodom halkı için de Alfred Kinsey ve çalışmaları odur. Kendisi sadomazoşist, biseksüel ve teşhirci olmasının yanında kurduğu enstitüde de yüzlerce çocuğun ırzına geçilmiştir. Yine de hala dünya çapında saygıdeğer bir araştırmacı olarak yerini alması hayret.

Alfred Kinsey ve raporu başka bir yazının konusu. Ama benim için doğru veya yanlış ilk bilgilerimi aldığım kaynak buydu diyebilirim. Neden sonra vald’anımın verdiği o ilk kitapta ”ergenlikte mastürbasyon” dan bahsedildiğini anlayacaktım. Tabii kitabın dili eski olduğu için mastürbasyon kelimesi ”istimna” olarak geçiyordu. İçeriğinden bir şey anlamadığım bu ilk kitaptan sonra zihnimi açıp, parçaları birbirine oturtturmamı sağlayan Kinsey’in kitabı olmuştu.

Bu esnada metruk barakada… Batıda bir ergen, yeni doğmuş kulun (at yavrusu) gibi titrek ayakları üzerinde durmak için çalışadursun… Doğuda başka birşey oluyor.

Hey Jane What is a Bukkake?

Kızcağız sanki kına gecesini anlatır gibi sakin…

Dün sordular, ”Japonlarda yastık kitapları var, küçük yaşta bu işleri aileler çocuklarına detayları ile öğretiyorlar” dedim. Yer dardı, yüzeysel olarak geçtim orada. Esasında işin rengi azcık değişik.

994 yılında, kanı imparatorun ve asillerin soyundan olan Sei Shônagon adlı bir kadın, edepsiz anılarını ve etrafındaki dünya ile olan ilişkisini, bunlara dair anektodları not almaya başlıyor. 1002 yılında bu notlar tamamlandığında bir kitap olarak karşımıza çıkıyor ilk defa. Adı 1889 da İngilizceye çevrildiği hali ile The Pillow Book. Orjinal adı ise 枕草子 ,Makura no Sōshi.

(resimlerin üzerine tıkladığınızda büyüyor)

Japon Shunga Çizimleri

Sei Shônagon’un yazmadaki kabiliyeti ve bu kitabın Japonya’da oldukça tutması, tüm olayın bir literatür tarzı olarak yeşermesi sonucunu doğuruyor. Tabii daha sonra bu literatür tarzının içinde de dallanıp, budaklanmalar olmuş. İşte burada asıl benim gelmek istediğim özellikle Shunga Pillow Books

Batıda müsamaha gösterilip , popüler olmasından çoook önceleri Asya’da var erotik art – sanat dediğimiz tür. Sırf Japonya değil, Çin, Hindistan ve diğer Asya kültürlerinde de sıkça görülen bir tarz. Hatta shunga çizimlerinin ilk görülmeye başlandığı asır 7 ve 8. asırlar. Ancak 12 ve 18. yüzyıllar arasında belki de Yastık Kitapları’nın rüzgarını da arkalarına aldıkları için olsa gerek, popüler oluyorlar.

Shunga çizimlerinde insanları tamamen çıplak görmek pek mümkün değil. Bu çizimlerde, kadının giydiği ipek kimono/kıyafetlerin aslında kadınsal vücut hatlarını ve vajinayı temsil ederken Bonzai ağacının da erkeğin kalkmış penisini tasvir etmesi dikkat çekici.

Japon Shunga Çizimleri

12. ve 18. yüzyıllar arasında altın devrini yaşadı diyordum. Samuraylar tarafından yapılıyordu bu çizimler, Geyşalarla geçirdikleri şehvetli anıları bu çizimlerle ölümsüzleştiriyorlardı. Shunga çizimleri tahrik edici, yüksek dozda erotizm içermelerinin yanında, hali vakti yerinde olan aileler arasında çocuklarının cinsel eğitiminde kullanılması da bu devre rastlıyor.

Kısaca Shunga’nın çocukların cinsel eğitimindeki rolünü şiirsel ve hikayesel olarak aktarılan erotizmin ilgi uyandırarak, gerçeklikle ilinti kurdurarak eğitmesi diye özetleyebiliriz. Dikkat edin, 1969 basımlı küf kokan kitaptan ve Kinsey’in batıda devrim yaratan çalışmasının 700 yıl öncesinden bahsediyorum. O dönemlerin Japonyası feodal bir yapıya sahip. Yine hali vakti yerinde, feodal beylere gelin gidecek kızların çeyizlerinde Shunga çizimlerinin rulolarını getirmeleri de adetten sayılıyor. Ayrıca bu çizimlerden bir tanesini silah odasında, miğferlerin bulunduğu kutunun içine koymanın savaşçılara sonsuz bir şans ve mutluluk getireceği inancı da var.

Japon Shunga Çizimleri

İnsan ”keşke param sınırsız olsa da bu tarz ota, boka kolleksiyon için bütçe ayırsam” diye düşünüyor. Daha yeni Danimarka’da bir müzayedede Edo dönemine ait, 1840 dan bir Shunga Pillow Book satıldı. Satan kişi yaklaşık 1200 TL  istemiş, ama gittiği fiyat neredeyse 800 TL. Bunda çizimlerin yakın tarihte yapılmasının da rolü muhakkak var.

Bir resim bin kelimeden iyi… Bir video ise pekçok resimden. İtalyancam yok, olanlar buyursun.


Şunlara da bir bakın.

Japanese Shunga
My Life As A Tokyo Samurai

Bookmark and Share

Beautiful

Bu Müstesna İşler’den Eva‘yı takip ediyorsunuzdur. Sürpriz postaları olan bir hatun. Bazen yalnızca bir video klip, bazen aşkları, bazen dünyanın bir ucundan yazılar… Her zaman ilginç. Ve belki de Türkiye’nin en sık güncellenen blogu.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Toplum Ahlakının Tolerans Çıtası

Birisi bir yerde yazmış blogum hakkında;

”iyi ve kaliteli bir blog, ancak bazen görsel ögelerin seçiminde aşırıya kaçıyor”.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

İnternetteki En İyi Japon Pornografi Rehberiniz

Google.com.tr de ”japon pornosu” aradığınız zaman 1.sırayı alan bir blogun yazarı olmak gurur verici. İsteyerek, bilerek, strateji izleyerek yapılmış bir hareket değil tarafımdan. Çokca ilgilendiğim ve biraz da bilgim olan bir konuda artık neredeyse bir din haline gelen google da (herşeyin cevabı var o mukaddes yerde) bu pozisyonu alışım Türkiye’deki aileme bir müjde olarak bildirilebilirdi. Takdir edileceğinden şüphem olduğu için kendimi tuttum.

More Cosplay – Daha yaşanılası bir dünya için

Onun yerine uzun zamandır bu konuyu ve dolayısyla google’ı gıdıklamadığımı farkettim. Salı gibi sıkıcı bir günü biraz olsun neşelendirmek bab’ında çok da ağır olmayan bir posta ile hafif bir ”google pozisyonumu kutlama” aktivitesi olsun bu.

Nedense Pucca aklıma geldi bir yandan da. Blogunda yazıyor arada bir kilosunu, tipini. Oradan çıkardım ki (belki de ekşi sözlükde gördüm) hafif dişlek bir hatun ve bunu azbuçuk sorun yapıyor. Mühim olanın iç güzelliği olması bir yana dişleklik kesinlikle bir dezavantaj değil. Tıpkı Miyu Hoshino‘da gördüğümüz gibi.


Dişlek ve seksi. Tek eksik tel...

2004 yılında 17 yaşındayken Penty modeli olarka kariyerine başlayan Miyu bir sene sonra ilk DVD sini çıkardı (One Side Love).

Miyu Hoshino

Doğum tarihi : 1987-05-05 (Boğa burcu, bak bu da tamam)
Boyu : 1,55
Ölçüleri : 84-57-84
Seviyor : Alışveriş, karaoke, tenis, yemek pişirme, Fenasi
Okuyor : 5posta

Bookmark and Share

Yoga ve Meditasyon Kıtıpiyozlar İçin

Klasik Japon restoranlarında sushiyi yapan usta tezgahın bir tarafında durur. Tezgahın üzeri ise bir bar gibi uzar gider. Müşteriler karşısına oturur ustanın. Nihei – San’ın mekanı göt kadar olmakla beraber bunu andıran bir düzenek var. Hoş bir mekan, genelde take away olayına yüklenildiği için fazla oturan müşteri yok. Bu da benim işime geliyor. Nihei-san ile konuşmak bir zevk. Çok aksanı var, bazen anlamak zor oluyor. Oysa ki 40 yıldır burada yaşıyor. Genç bir delikanlıyken gelmiş buralara. Şimdiki eşiyle tanışınca da kalmış İsveçde. Atom bombası atıldığında kundakta bebekmiş. Savaş sonrası Japonya, o yıllardaki fakirlik, gelenekler ve modern Japon toplumu… Genelde konuştuğumuz konular bunlar. Ama bugün aklımda başka birşey vardı.

Uzun bir zamandır üzerinde kendi çapımda araştırmalar yapıp, bilgi topladığım bir konuda o kültürün bir temsilcisinden, birinci ağızdan malümat almak istiyordum…

- Nihei-San… Şu shibari olayı nedir, bir anlatsana.
- Ne?
- Shibari, shibari… Yanlış mı telaffuz ettim?
- Shibari?
- Hani bağlıyorlar ya iple…
- Aha!!!
- Nedir bunun aslı?
- Eski devirlerde Japonya’da polis demeyeyim ama, böyle asayişten sorumlu güvenlik kuvetleri vardı ve silah taşımazdı bunlar. Fakat bu kuvvet özel yetiştirilmiş çok becerikli dellikanlılardan oluşuyordu. İz takip etmek, yüksek yerlere tırmanmak, bir gölge gibi ses çıkarmadan ortamlara sızmak bunlar için çocuk oyuncağıydı.
- Bir nevi ninja diyebilir miyiz bunlara hocam?
- Hayır diyemeyiz!!! O başka bu başka…
- Affedersiniz, devam edin lütfen.
- Bunlar hırsızları haydutları yakaladıklarında silah kullanmadan etkisiz hale getirirlerdi. Yalnızca ip kullanarak… Özel bağlama teknikleriyle hasmını tamamen hareketsiz bırakacak şekilde düğümlerlerdi.
- Peki üstad, bu nasıl BDSM (Bondage Sado/Mazo) literatürüne girdi sonradan?
- Ben onu bilmem. BDSM ile işim yok benim.
(Bu laftan sonra etrafta kimsenin olmadığından emin olmak istercesine boş dükkanda ilk önce sağına, sonra da soluna bakıp hafiçe sırıttı ve işaret ile orta parmağını V harfi şekline getirip ağzına götürdü, arasına da dilini yatırdı)
- Ben kuku yalamayı severim

60 küsür yaşındaki bir adamın böyle davranması beni bile şaşırttı. Ama bir yandan da gururumu okşadı. Demek ki beni kendine yakın görüyor. Saygıdeğer sushi ustası ki Stockholm’de kodamanlardan özel müşterisi falan var, bu yönlerini benim yanımda ortaya koymaktan utanmıyor. Bu beni çok keyiflendirdi. Shibari kousunda ise çok da bilmediğim şeyler söylemedi esasında. Ama yine de ağzından dinlemek istemiştim.

Japon ordusunda kullanılan ve Hojojutsu adı verilen bir esir alma yönteminden türeme Shibari. Tabii ki shibari’yi Japanese Bondage olarak da adlandırılan Kinbaku’nun altında sınıflamamız lazım. Tarihine, kelime anlamlarına fazla girmeyelim, sonu yok bunun.

BDSM, konuyu bilmeyen insanlara eşlerden birinin diğerine zarar vermesi, aşşağılaması şeklinde bir imaj verebilir. Bu kesinlikle doğru değil. Çünkü BDSM yi uygulayabilmek için eşler veya partnerler arasında güven ve saygının kurulması şarttır. Aksi halde başarılı bir şekilde uygulanamaz. Belli bir antremanı ve çiftlerin birbirlerini hem ruhsal hem de bedensel yönden iyi tanımalarını ön görür. Yani barda tanıştın, eve getir, ipe ger… Olmaz bu…

Bir resim bin kelimeden daha etkilidir derler. Ben de en iyisi videoyu gösterime koyayım.

How to Tie The Claw by TKBThe top video clips of the week are here

Bookmark and Share

Air Guitar & Air Seks

Air Guitar dediğimiz olay genelde sarhoşken yapılan birşey. Belki zaman zaman Ankara Manhattan Bar‘da Süleyman Bağcıoğlu‘nu blues çalarken dinlediğimizde de yapabiliriz. Tamamen utangaçlık katsayımız ve karakterimizin şebekliğe olan yatkınlığı ile ilgili bir olay. Ecnebilerde ise daha normal ve yaygın bir eğlence yöntemi. Hatta yarışmaları bile yapılıyor. Buyrun buradan yakın… 1.20 dakikaya gelene kadar fazla bir icraat yok ama sonrası eğlenceli… Kahramanımızın takma adı Tiger

World Championship Air guitar 2007 (end)
Uploaded by aj85553

Dünyadaki gereksiz işler müdürlükleri japonlara verilmeli… Air gitar olayını sekse uyarlamak, kafayı aganigi ile bozan japonlar açısından hiç de zor olmamış zannediyorum… Gitar olmadan rockstarlığa soyunmak, partner olmadan seks yapmak… Fikrin çıkış noktası bu…

Air_Sex_Funny_Shyt_
Uploaded by kukuriku1907

Bookmark and Share

Ufacık Tefecik Karamürsel Sepetleri

Son çıkan hatunun memişlerini beğendim…

桃尻全裸レゲエダンス 1
yükleyen momosiri69

Bookmark and Share