Tuvalette, Parkta, Toplu Tecavüz

Kimura, trende sarkıntılık ettiği kızın şikayeti sonucu hapse girer. Fakat babası tanınmış bir politikacı olduğundan, uzun kalmaz içerde. Çıkar çıkmaz başına bu belayı getiren kızdan intikam almak için onu takip etmeye başlar. Punduna getirdiği bir anda da tuvalette sıkıştırıp tecavüz ederek, intikam oyununun ilk perdesini sahneye alır. Bu kadarla da kalmaz Kimura. Kızın sperme bulanmış vücudunun fotoğraflarını, telefonunun kamerası ile kaydeder.

Ancak tüm bunlar, tahmin edileceği gibi, yalnızca bir başlangıçtır. Tuvalette tecavüzün ertesi günü, bir grup arkadaşını toplayan kahramanımız, bu sefer kızın annesini bir parkta sıkıştırır. Grupça tecavüz ettikleri annenin de fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmezler.

Trilojiyi tamamlayıp, aile birliğini sağlamak için, aynı muamele tuvalette tecavüz edilen kızın kardeşine de yapılır. Kötülüklerine devam etmek için binbir yolu bulmaktan kaçınmayan Kimura son olarak olarak, hepsini bir şekilde kandırarak bir eve kapatır. Şimdi anne ve kızları Kimura’nın seks kölesi olmuştur. Evin içindeki çeşitli taciz, aşağılama ve tecavüz atraksiyonlarının devamında bu trajedi, annenin Kimura’yı öldürmesi ile son bulur.

Ağız sulandırıcı detayları ve daha yaratıcı bir senaryoyu bekleyenleri herhalde tatmin etmemiştir bu kısa tanıtım. Aslında kendi gözlerimle görsem, üzerinde biraz vakit geçirsem, kafa patlatsam, daha güzel ve tahrik edici bir şekilde anlatma imkanım olurdu. Çünkü politically correct olmasa da tecavüz veya grup tecavüz, erkekler arasında oldukça sık rastlanan bir fantezi. Ve emin olun, iyi bir anlatımla, senaryoyla kadınlar için de çekici, iştah açıcı kılmak mümkün. Fantezide tabi ki.

Ancak büyük bir ihtimalle yukarıda anlattığım senaryo çok iyi işlenmemiş olmalı orjinalinde de. Çünkü çıkış yeri olan Japonya’da bile kısa bir süre sonra talebi fazla olmadığı için raflardan kaldırıldı. Bu bahsettiğim bir bilgisayar oyunu. Adı RapeLay. Öyle her yerde bulabileceğiniz bir oyun da değil. Bir kere yeni değil herşeyden önce. 2006 senesinde Illusion adlı bir firma tarafından çıkarılmış ve Japonya dışında bir pazarda satılmak için düşünülmemiş bir oyun RapeLay. Zaten Japonya içinde de, yalnızca belirli dükkanlarda satın alınabilecek bir oyun(du).

Batı’da güneş geç doğduğundan, dolayısıyla geç de uyanılıyor. Çıkışından 4 yıl sonra yeniden hatırladılar oyunu. CNN’in yaptığı haberi sunan spikerin gözlerini faltaşı gibi açarak oyunu anlatması cidden çok salakça. Bu (güya) sansasyonel habere Avrupa’nın diğer medyaları da eşlik etti. Bugün duymadıysanız bile, copy paste ci Bab-ı Ali’nin de eli kulağındadır.

Bilgisayar oyunlarının gençler üzerindeki etkisi konusunda yapılan araştırmalar asla bu tip haberlerin yanında verilmez. Bu araştırmalar zaman zaman yapılıyor ve benim izlediğim kadarı ile uzmanlar video oyunları ve şiddet suçları arasında kesin bir ilişki bulamıyor. Zaten bilgisayarda tetris oynayanlar arasından, binaların tepesine çıkıp, çimento blokları aşağı atan da çıkmıyor zannedersem. Benzetmeyi sığ bulanlar için yazının en sonuna bazı linkleri de koyarım.

Şahsen ben futbol oyunu Pro Evolution‘dan başka birşey oynamıyorum, biliyorsunuz zaten. Onu da nasıl programladılarsa, en ufak bir yatarak müdahalede kırmızı kart görüyorsun. Şiddete ve sertliğe hiç müsamaha yok. Ama koca koca arkadaşlarım var. Gece geç saatlere kadar oturup, ortadoğu çöllerinde arapların beyinlerini kumlara serpiştiriyorlar. Bundan sıkılınca yolda durdurdukları lüks spor arabaların sahiplerinin kafasına bir kurşun sıkıp, doğruca bir striptiz kulübünün ya da kumarhane’nin yolunu tutuyorlar. Tabii hepsi ekranda, kutunun içinde. Bu arkadaşlarım isteseler de bu oyunlarda gördüklerini gerçek hayatta yapamazlar. Bir kere Arab’ı gettoda bulsa, beynini üzerine serecek kumu bulamaz İsveç’de. Sonra lüks arabayı bulsa, onunla da IKEA dan başka bir yere gidemez. Zira striptiz kulüplerini feministler kapattı, kumarhane de bir tane var, o da devletin galiba. Çok oynarsan, seni bir odaya çekip eline broşür veriyorlar, rehabilitasyon öneriyorlar. Dört dörtlük, süper ülke İsveç, normal hayatta gerekli düzenlemeleri yapıyor ve bu yüzden adam öldürülen, atom bombası patlatılan oyunları yasaklamak gibi bir düşüncesi yok.

Dün akşam RapeLay konusunda anahaber bültenine demeç veren ve kendini feminist olarak tanımlayan bir politikacımız bu oyunu üreten firmayı,  oyunu satın alanları ve bu zincir üzerinde yeterli baskıyı kurmayan Japon hükümeti’ni ”kendine gelmeye” davet etti. Japon toplumunun, kadına bakış açısından duyduğu üzüntüyü dile getirip, konuyu uluslararası platformlara taşıyacaklarını bildirdi. Ben bu haberi dinlerken, bir yandan da bugün yazacağım bu yazı için kucağımda bilgisayar ile araştırma yapıyordum. Ve hoppppssss, bakın ne buldum? Birleşmiş Milletlerin yaptığı istatistiklere dayanarak, ülkelere göre her 100 bin kişide tecavüze uğrayan insan sayısı.

Kanada 78, Avustralya 78, ABD 32, İsveç 24, İngiltere 16, Güney Kore 13, Tayvan 4, Japonya 2.

Çekik gözlüler ülkesinde, preteen kızlar için hentai motifli külotlar üreten bir firma ile anlaşıp, bu külotların üzerine Birleşmiş Milletler raporunun bu kısmını da ekstra baskı olarak koydurmak isterdim. Sonra da bu külotlardan bir tanesini penisime dolayıp, tv deki politikacıya bol salyalı bir gagging seansı çekmek gerçekten de iç gıcıklayıcı bir fikir olurdu. Kısmet, nasip… Bakalım…

Aslında bu aptal oyunu The Pirate Bay‘den indirip buraya bir değerlendirme yazısı veya yorumu atabilirsiz. Siz bunu yapana kadar ben başka bir video üzerinde çalışıyorum. Dün seyrettim, aklım başımdan gitti. Bir ara beraber istişare ederiz. İlk anlarda biraz ürkütücü, akabinde inanılmaz tahrik edici. Özellikle kadınlar bayılacak. Kesinlikle yasaklanması lazım!


Eight Myths About Video Games Debunked
– Henry Jenkins – MIT Professor

No strong link seen between violent video games and aggression Dmitri Williams – University of Illinois

Effects of Video Games on Aggressive Thoughts and Behaviors During Development – Thomas A. Kooijmans – Rochester Institute of Technology

Bookmark and Share

Kurmalı Müzik Kutusu

Bookmark and Share

Doğu ve Batı Kültürlerinde Çocukların Cinsel Eğitimi

Mastürbasyon yapmaya anaokulu çağında başlıyor insan yavrusu da, erkek olanlarında ilk spermin gelmesi 13 yıl alıyor genelde. Hesaplarımda yanılmadıysam ben 12 yıl 8 ay 17 gün 9 saat bekledim ilk defa meni gelmesini. Bundan yarım saat sonra ikinci defa hayatımda sperm gördüm. Görmekle kalmadım, dokundum ve kokladım… Bundan oldukça uzun süre sonra birgün, çocuk psikolojisi üzerine uzman olan valid’anım evden çıkarken masaya bir kitap koydu alelacele. ”Bunu oku, merak ettiğin birşey olursa akşam sorarsın” diye de ekledi. Vallahi yanlış hatırlamıyorsam kitabın basım tarihi 1969 muydu neydi? Benim böyle sürpriz olarak önüme çıkan şeyleri koklama huyum vardır (yukarıda belirttiğim gibi). O yüzden bu kitabı da kokladım ilk olarak. Lafın gelişi diye söylemiyorum, resmen küf kokuyordu.

İçini açıp okumaya çalıştım ama kitabın yazı dili bana oldukça yabancıydı. Oku, oku açıkcası bir bok anlamadım. Birşeyden bahsediyor ama… Sürekli o belirsiz konunun anatema olduğunu hissediyorsun, fakat neyin ne olduğunu tam olarak koyamıyorsun. Yani bu kitap model denizaltı yapımını mı anlatıyor yoksa fezaya çıkan ilk köpek Laika’nın o anki hislerini mi okura iletmeye çalışıyor? O an sorsanız, kendimden emin bir verecek cevabım yok.

Valid’anımın konudan tam da rahat olmadığını da sezince akşama da birşey sormadım. Bu olaydan kısa bir süre sonra kitaplıkta başka birşey buldum. Dr. Alfred Kinsey‘in raporunu konu alan bir kitap (Sexual Behavior in the Human Male, 1948)… Resimsiz, sırf yazı ile dolu olan bu kitabın sayfalarını çevirdikçe şimdiki ergenlerin evde internetin aile filtresini kırıp, SexTank adlı siteyi birdenbire karşılarında buldukları anki hislerini duyuyordum.

Alfred Kinsey’i bilmeyenler için… Bibel Temple – Hristiyanlığın inancı ve uyanışı – adlı koyu dindar web sitesi aynen şöyle diyor:

Modern Sodom’un Temellerini Atan Yezid

Evrimciler için Darwin, komünistler için Marx neyse, günümüzde esefle şahit olduğumuz modern Sodom halkı için de Alfred Kinsey ve çalışmaları odur. Kendisi sadomazoşist, biseksüel ve teşhirci olmasının yanında kurduğu enstitüde de yüzlerce çocuğun ırzına geçilmiştir. Yine de hala dünya çapında saygıdeğer bir araştırmacı olarak yerini alması hayret.

Alfred Kinsey ve raporu başka bir yazının konusu. Ama benim için doğru veya yanlış ilk bilgilerimi aldığım kaynak buydu diyebilirim. Neden sonra vald’anımın verdiği kitapta ”ergenlikte mastürbasyon” dan bahsedildiğini anlayacaktım. Ancak zihnimi açıp, parçaları birbirine oturtturmamı sağlayan Kinsey olmuştu.

Bu esnada metruk barakada… Batıda bir ergen, yeni doğmuş kulun (at yavrusu) gibi titrek ayakları üzerinde durmaya çalışsın… Doğuda başka birşey oluyor.

Hey Jane What is a Bukkake?


Kızcağız sanki kına gecesini anlatır gibi sakin… Gerçi bizde de bir Senem var. Sakın ağzınızda yemek varken ”hey Senem, fisting nedir” diye sormayın. İşin cıvıklığını bir tarafa bırakalım, cidden doğudaki toplumlarda bu işler bir başka. Yine mi Japonlar diyeceksiniz belki ama, gusül abdestini fetva ile kaldırmadıkları sürece ben de bu konuyu önünüze getirmeye devam edeceğim.

Dün sordular, ”Japonlarda yastık kitapları var, küçük yaşta bu işleri aileler çocuklarına detayları ile öğretiyorlar” dedim. Yer dardı, yüzeysel olarak geçtim orada. Esasında işin rengi azcık değişik.

994 yılında kanı imparatorun, asillerin soyundan olan Sei Shônagon adlı bir kadın anılarını ve etrafındaki dünya ile olan ilişkisini, bunlara dair anektodları not almaya başlıyor. 1002 yılında bu notlar tamamlandığında bir kitap olarak karşımıza çıkıyor ilk defa. Adı 1889 da İngilizceye çevrildiği hali ile The Pillow Book. Orjinal adı ise 枕草子 Makura no Sōshi.

(resimlerin üzerine tıkladığınızda büyüyor)

Japon Shunga Çizimleri

Sei Shônagon’un yazmadaki kabiliyeti ve bu kitabın Japonya’da oldukça tutması, tüm olayın bir literatür tarzı olarak yeşermesi sonucunu doğuruyor. Tabii daha sonra bu literatür tarzının içinde de dallanıp, budaklanmalar olmuş. İşte burada asıl benim gelmek istediğim özellikle Shunga Pillow Books

Batıda müsamaha gösterilip , popüler olmasından çoook önceleri Asya’da var erotik art – sanat dediğimiz tür. Sırf Japonya değil, Çin, Hindistan ve diğer Asya kültürlerinde de sıkça görülen bir tarz. Hatta shunga çizimlerinin ilk görülmeye başlandığı asır 7 ve 8. asırlar. Ancak 12 ve 18. yüzyıllar arasında belki de Yastık Kitapları’nın rüzgarını da arkalarına aldıkları için olsa gerek, popüler oluyorlar.

Shunga çizimlerinde insanları tamamen çıplak görmek pek mümkün değil. Bu çizimlerde, kadının giydiği ipek kimono/kıyafetlerin aslında kadınsal vücut hatlarını ve vajinayı temsil ederken Bonzai ağacının da erkeğin kalkmış penisini tasvir etmesi dikkat çekici.

Japon Shunga Çizimleri

12. ve 18. yüzyıllar arasında altın devrini yaşadı diyordum. Samuraylar tarafından yapılıyordu bu çizimler, Geyşalarla geçirdikleri şehvetli anıları bu çizimlerle ölümsüzleştiriyorlardı. Shunga çizimleri tahrik edici, yüksek dozda erotizm içermelerinin yanında, hali vakti yerinde olan aileler arasında çocuklarının cinsel eğitiminde kullanılması da bu devre rastlıyor.

Kısaca Shunga’nın çocukların cinsel eğitimindeki rolünü şiirsel ve hikayesel olarak aktarılan erotizmin ilgi uyandırarak, gerçeklikle ilinti kurdurarak eğitmesi diye özetleyebiliriz. Dikkat edin, 1969 basımlı küf kokan kitaptan ve Kinsey’in batıda devrim yaratan çalışmasının 700 yıl öncesinden bahsediyorum. O dönemlerin Japonyası feodal bir yapıya sahip. Yine hali vakti yerinde, feodal beylere gelin gidecek kızların çeyizlerinde Shunga çizimlerinin rulolarını getirmeleri de adetten sayılıyor. Ayrıca bu çizimlerden bir tanesini silah odasında, miğferlerin bulunduğu kutunun içine koymanın savaşçılara sonsuz bir şans ve mutluluk getireceği inancı da var.

Japon Shunga Çizimleri

İnsan ”keşke param sınırsız olsa da bu tarz ota, boka kolleksiyon için bütçe ayırsam” diye düşünüyor. Daha yeni Danimarka’da bir müzayedede Edo dönemine ait, 1840 dan bir Shunga Pillow Book satıldı. Satan kişi yaklaşık 1200 TL  istemiş, ama gittiği fiyat neredeyse 800 TL. Bunda çizimlerin yakın tarihte yapılmasının da rolü muhakkak var.

Bir resim bin kelimeden iyi… Bir video ise pekçok resimden. İtalyancam yok, olanlar buyursun.

Şunlara da bir bakın.

Japanese Shunga
My Life As A Tokyo Samurai

Bookmark and Share

Beautiful

Bu Müstesna İşler’den Eva‘yı takip ediyorsunuzdur. Sürpriz postaları olan bir hatun. Bazen yalnızca bir video klip, bazen aşkları, bazen dünyanın bir ucundan yazılar… Her zaman ilginç. Ve belki de Türkiye’nin en sık güncellenen blogu.

Geçen günkü yazısında aklıma takılan bir bölüm var.

Bir erkek uğruna kilo almayı göze alarak hamile kalanları, aile kuranları, aile kavramına inananları, yaratık gibi içinden “ploops” diyerek bir canlı çıkaranları anlamadığımı belirtmek isterim şu günlerde..

Misal, taş gibi ince uzun çok güzel bi kız arkadaşım vardı… Nooldu şimdi o güzele? Nolcak anne oldu, karizmayı selülite yedirdi, insan içine çıkamaz oldu, depresyona girdi; iyimser, eğlenceli ruh halinden eser kalmadı, şirret ve şişko bi kadın olup çıktı…

Abaza delikanlı değilim. O yüzden öküz gibi bakmam yoldan geçen hatunlara. Baktığını etrafa abartılı belli eden koca koca adamlara da çok sinir olurum. Adabıyla bakılır, öyle kafayı çevirip gözleri göte odaklayıp arkadan uzun uzun bakmak…. Kıroluk… Sarhoşken olabilir, aklıbaşında adam yaparsa çok salakça kaçıyor.

Yalnız oluyor tabii böyle senede bir veya iki defa, yolda veya metroda gördüğüm bir hatundan gözlerimi alamadığım. İlla güzellik, dekolte değil olay. Güzellerden veya açık giyinenden bol birşey yok. Muhakkak bir ayrıntı vardır, bazen de ogüne kadar hiç farketmediğim birşeyin farkına vardığım da oluyor.

Bu hafta sonu çok yağmurlu ve soğuk geçti ama önceki hafta güneşli güzel günler gördük Stockholm’de. Bizim metro hep yeraltından gitmez, güzel istasyonlardan, suyun üzerinden geçer. Bunaltmayan yaz güneşi ve suratlara, bedenlere vuran ışık, güneş ülkesi Türkiye’dekilerin anlayamayacağı kadar fark yaratıyor insanlarda ve psikolojilerinde. Güneş, nazlı bir hatun gibi… Gösteriyor, vermiyor… Arzu, özlem, tansiyon hep yukarda.

Güneşin kumaşa vuruşu önemli… Her kumaş güneşi tene iyi iletmez. Ama metro vagonunda gözüme ilişen kadın, elbisesinin kumaşını çok iyi seçmiş. Bir kere sımsıkı sarıyor o Asyalı tenini. Askılı, ince, bej bir elbise. O senede bir veya iki defa olan olaydan biri buna denk geldi bu sefer. Gözlerimi dakikalarca alamadım hatundan. Ayağında tahtadan, topuklumsu bir terlik/ayakkabı karışımı birşey, elinde telefon, sürekli konuşuyor bir arkadaşıyla.

Bir elinde telefon, öbür eliyle de çocuk vagonunu bir ileri, bir geri sallıyor metro vagonunun içinde. Bense İphone’u görüş açıma avantaj getirecek şekilde kaldırıp RSS okuyormuş gibi mi yapsam, yoksa tamamen siktir mi etsem, onun kararını vermeye çalışıyorum.

Dar elbisenin yapıştığı biçimli vücutta tutunacak yer bulamadı küçük çocuk. 5-6 yaşlarında olmalı. İçinde kardeşinin yattığı bebek arabasının tutamacına, annesinin elinin yanına koydu elini.

İstasyonlarda durup kalkarken trenin yaşattığı hafif sarsıntı, iki eli de dolu olan Asyalı annenin dengesinin bozulmasına sebep oluyor. Dengeyi sağlamak için tahta topuklu terlik/ayakkabılarıyla bacaklarını gerektiği gibi açıp, yerlerini değiştirmesi gerekiyor. Tabii bu da ayak tabanından, bileğe, ordan baldırlara ve en son olarak da dar elbisenin sıkıca sardığı kalçalara hafif bir titreme veriyor.

İphone’un en alttaki home (ana menüye dön) tuşuna basıp cebime koydum. Dikkatle izlenmesi gereken bir olay var.

Kadının vücudu inanılmaz derecede seksi. Uzun zamandır herhangi bir kadın hakkında böyle düşünmediği hatırladım. Yok ereksiyon söz konusu değil, ama çok da uzak değilim oradan. Benimki daha çok nadide bir sanat eseri karşısında dili tutulmuş sanat eleştirmeni şeysi. Ne kadar istesem de gözlerimi alamıyorum.

Kadının karnındaki bombeden vaktin çok da fazla kalmadığını anlamak mümkün. Bu biraz daha şişer, var yani o pay. Ama şu anki şişkinlik/bombe, bence estetik olarak ”top”

O an, oracıkta verse… Cebimde bozukluk da var. ”Git yavrum bir çikolata al kendine”.

Bookmark and Share

Toplum Ahlakının Tolerans Çıtası

Birisi bir yerde yazmış blogum hakkında;

”iyi ve kaliteli bir blog, ancak bazen görsel ögelerin seçiminde aşırıya kaçıyor”.

Kendimi erotizm ve pornografi konusunda zevk sahibi olarak addettiğimden toplum için yapabileceğim minimum fayda, insanların gözünün içine bazı şeyleri sokmak. Yan tarafa koydum zaten +18 ibaresini, ayrıca uyarayım bu postada da bir veya iki tane çıplak kadın göğsü görme ihtimaliniz var.

Bu postada seks ve şiddet alışılagelmişin dışında, ”ahlaksız” batı dünyası tarafından dahi tabu olarak ilan edilmiş, toplumda konuşulması doğru olmayan bir şekliyle işlenecek.

İlk olarak söylenmesi gereken şu ki, pornografi bir kültür. Doğal olarak bu kategori içinde değişik kültürler ve altkültürler de var. Bunların bir kısmı birçok ülkede kabul görürken, diğer bir kısmı tamamen yasak. Sebepler dinsel, ahlaki veya yönetenlerin o an uydurmayı uygun gördükleri şeyler olabilir.

Batı kültüründe, Eski Yunan veya Roma olsun, bugüne nazaran daha özgür bir bakış açısına sahipti. Homoerotizm, grup seks veya değişik yaş grupları arasına seks kabul görmüştür. Hristiyanlığın Avrupa’ya girişiyle eğlence bitti. İncil’in öngürdüğü kurallar ve yaşam tarzı, seksüel ahlak bugün dahi Hristiyan Batı’nın …. ehh bazıları belirgin noktası desin, ben de kamburudur diyeyim.

Hristiyanlık diğer bütün büyük dinler gibi iki heteroseksüel arasında monogamil ilişkiye izin verir. Bunun haricinde kalan cinsellik her yönüyle lanetlenmiştir. Ayrıca seksin tek amacı üreme olarak tasdik edilip, ”zevk için seks” kesinlikle reddedilmektedir.

Zamanla bu bakış açısında yumuşama da olsa bu yalnızca kapalı kapılar ardında yaşandığı zaman tolere edilmiştir. Yoksa sodomi ve zoofili şehirlerde ve köylerde insanların ateşe verilmeleriyle de cezalandırıldı tabii.

Bugünün batı dünyasına baktığımızda ve ortaçağı hatırladığımızda hristiyanlığın reformlarla eski etkisinin azaldığını içimiz rahatlayarak görüyoruz. Bugün için bir kesim tarafından ahlaki normların dayanağı olarak görülmekten başka bir fonksiyonu yoktur. Avrupa için en azından bu böyle. Kocaman bir Latin Amerika ve Katolik dünyası bundan bihaber olabilir. Din kendi kendini yaşıyor bugün Batı Avrupa’da. Ehh biraz toplum ahlakına etkisi var. Asırlar süren etki bir günde geçmiyor…

Bir de Avrupa 60 lı yıllarda seksüel devrimi yaşıyor. Homoseksüelliğin hastalık olarak kabul görmesi de sonlanıyor bu şekilde. Bundan önce Avrupalı’nın kilisenin sekse olan negatif bakışına karşı verdiği mücadele de unutulmamalı. Rönesans ve aydınlanma döneminde dini motiflerde kullanılan çıplak insan tasvirleri, De Sade nin şiddet pornografisini irdelemesi buna örnektir.

Yalnız 80 lerde bu gelişme sosyalist radikal feminizm’in arenaya girmesiyle sekteye uğradı. Bu şerrin merkezi, ilginçtir (sosyalist?) hristiyan devleti Amerika Birleşik Devletleri… Avrupa ülkelerinin İngiltere dahil olmak üzere zaten ABD yi kopyalamak gibi de bir adetleri olduğundan fenomenin Eski Kıta‘ya ulaşması uzun zaman almadı.

Ahlak savunucuları baskı uygularken bunu ahlak adına yaptıklarını düşünmüyor. Daha çok iğrenme duygusu ve birtakım şeyleri sapıkça bulmak, toplumun diğer kesimine baskı uygulamak için yeterli bir sebep. O kişiler zannediyor ki, kendi düşünceleri evrensel ve her kültürde geçerlilik görüyor.

Oysa bunun tam tersini görmek için, üç büyük dinin hakim olduğu coğrafi bölgelerin ötesine bakmak yeterli. Bizim bulunduğumuz coğrafya, Batı Avrupa ile beraber, devletin toplumu din-ahlak kuralları çerçevesinde hizaya getirip, bir forma sokma çabası içinde bulunduğu yerler. Bunu yaparken psikiatriden de yardım alıyor. Dini öğretinin bir çeşit uzantısı olma vazifesini de üstlenen psikiatri, ”normal” dışı seksin bastırılıp heteronormatif aileyi merkeze yerleştirme görevini alıyor. Ülkenin, milletin yararına…

Size de hokus pokus gibi gelmiyor mu psikiyatrinin bir bölümü?. Homoseksüelliği hastalık olarak sınıflandıran, sonra da bunu bilimsel bulgularla değil, politik baskılarla değiştiren bu bilim dalı, toplum ahlakını norm olarak kabul etmeyen insanlara ”ben hasta mıyım acaba?” paranoyası verip onları toplumda yalnız bırakmayı iyi başarıyor.

Seks iki kişi arasında olmalı, grup değil… Bu kişiler ayrı cinslerden olmalı. Değilse, yapılanlar kapalı kapılar arkasında kalmalı. Fuhuş kötü, seks bir aşk sonucu olmalı… Seks düzenli eş/partner ile yapılmalı…

Posta botunca gördüğünüz resimlerde defalarca bu kuralların çiğnendiğini görüyoruz. Korku (rol icabı), işkence (tol icabı), tecavüz, acı, balık ile yapılan gag sonucu kusma, vücuttaki deliklerin kurtçuk, yılan balığı, ahtapot, kurbağa  gibi herhangi bir papazı/hahamı/imamı/başbakanı/feministi kalpten götürecek ögelerle doldurulması var. Batı’nın normlarının ötesinde bir yerde…

Yine de bana sorsanız ponografiden öte sanat bu derim. Gözümde pornografik değeri sıfır. Belki diyeceksiniz ki zoofili bu… Evet oldukça ağırlıklı ve merkeze koyulmuş bir rolü var hayvan cinsinin bu resimlerde. Ama herhangi bir sanat eserinde hayvanın obje olarak kullanılmasından daha fazla değil.

Bu gördükleriniz günümüz japon pornografisi içinde son derce normal karşılanan tasvirlemeler. Oyuncu olarak seçilen kızlar yaşlarının altında gösteriyor ve rollerinde sekse karşı alakasız bir tipleme çiziyor. Ortaya çıkarılmak istenen ”masumiyetin en üst düzeyde kirletilmesi”.

Dipnot: Tatlı Dillim tekrar kusura bakmasın, biraz kiliseyi hırpaladım yine. Bir yerde kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla şeklinde anlaşılmasını umud ediyorum.

Bookmark and Share