Norveçli 60 kadın ve 30 erkek, gönüllü seks işcisi oluyor. Açılacak 5 adet genelevde, vizitesiz, sevabına seks yapacak bu 90 kişi. Norveç’in 4,5 milyonluk nüfusu içinden 90 kişi gönüllü olmuş. Bu tip karşılaştırmalar yapmak saçma, ama yapmadan da duramıyor insan: Kaba bir hesapla, 70 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 75 adet bedava kerane ile 1350 gönüllü kadın, erkek karışık orospuya tekabül ediyor bu.
Bu toplu hareketin bir sebebi var kuşkusuz. 2009 yılında Noreç’de yürürlüğe giren ve fuhuşu yasaklayan kanuna karşı, arkasında Fripolitisk Movement (Özgür Politika Hareketi) adlı oluşumun bulunduğu bir protesto bu.
Norveçli aktivistleri bu harekete iten sebebin dayanaklarını da öğrenmemiz lazım.
10 yıldan biraz fazla zaman önce, demokratik bir ülke olarak anılabilecek ülkeler arasında fuhuşu ilk yasaklayan İsveç oldu. Çıkarılan kanuna göre seks satmak yasal, ancak satınalmak suç.
Hükümetteki sosyalist blok ve radikal feminist lobinin çabalarıyla çıkarılan bu kanunu hazırlama sürecine hiçbir seks işcisinin katılmamış olması ilginç ve önemli bir ayrıntı. Halka rağmen halk için mottosu, rengi kırmızıya çalan kollektivistlerin etiket bulutunda var.
Aslında kanunun kağıt üzerine dökülen özüne baktığımızda itiraz edecek çok şey yok. Özellikle eski Sovyet cumhuriyetlerinden yapılan, pasaportuna mafya tarafından el koyularak, içlerinde İsveç’in de bulunduğu AB ülkelerine seks köleleri getiren şebekelere vurulmak istenen bir darbe var. Bir de tabii yine ‘’şüphesiz biz sizin için en iyi olanı biliriz’‘ edası ile masabaşında kısa saçlı, boğazlı kazaklı, gözlüklü orta yaş ve üstü kadın lobisinin verdiği bir mücadele de var. Seks, yalnız ve yalnız iki insan arasında, o da ancak aşk olursa yapılacak birşey. Bu tanımda direkt olarak ‘’sakat’‘ diyebileceğim birşey yok. Ancak seks gibi oldukça kompleks ve insan hayatında temel olan bir olguyu bireylerin hür iradelerine bırakmadan, zorla ve kanunla regüle etmek ve bu yorumlamayı tek gerçeklikmiş gibi empoze etmek olukça faşizan bir yöntem.
Yukardan bir topluluk, sizlere bu işin para için, toplu olarak, aşk olmadan, düzensiz veya organize olarak yapılamayacağını dikte ediyor. Dini değerler, puritanizm, ahlak normları ve faşizm, bir anda kadın erkek eşitlikçiliğine soyunanlar ve sosyalistlerle aynı potada eriyor. Çok ilginç… Or not !!!
Adalet bakanı – Tipik bir sol, radikal feminist profil
Herşeyden önce insan kaçakçılığına referans verdiğimiz, uluslararası tanımlamada ‘’trafficking’‘ denilen olayın önüne, kanunun yürürlükte olduğu 10 yıl içinde geçilemediğini belirtmem lazım. Polisin ve diğer bağımsız kurumların yaptıkları araştırmalar aksine seks kölesi olarak İsveç’e getirilen insan sayısında patlama olduğunu söylüyor. Bu verileri gazetelere ve tv lere gündelik düşen haberler destekliyor. Kış soğuğunda, bir camping alanında karavanlar içinde satılan, türlü bulaşıcı cinsel hastalığa sahip, pasaportları olmayan, yaşları küçük, Slovakyalı genç kadınlar mesela…
Bu işte tabi muazzam para var. Devletin kendisi işin içinde olup, kuralları az veya çok belirlemediği takdirde bu tip büyük gelir kaynaklarının yeraltı dünyasının elinde olması çok şaşırtıcı değil. ABD deki içki yasağı döneminde zengin olanları hatırlayalım, Türkiye’de cüzdanında döviz bulundurmanın suç olduğu yıllarda bu işi yasadışı olarak yapıp döviz ticaretine soyunanların elde ettikleri servetleri de anlatıyorlar. Piyasanın işleyiş kuralı heryerde böyle. Yasağın olduğu yerde, bu koşullarda cebini doldururken insanları sömürenler her zaman bulunacaktır.
Gelgelelim, tüm bu verilere rağmen Norveç ve İzlanda bu kanunu İsveç’den ithal ettiler 2009 yılında. Norveç ayrıca kendine göre bir düzenleme yaparak, yurt dışında para ile seks satın alan yurttaşlarına da kanuni işlem uyguluyor. Tatilde Londra’da araba kiralayıp gezenlerin, kendi ülkelerine geri dönünce yanlış şeritte araba sürdükleri için trafik cezasına çarptırılmaları ile karşılaştırabiliriz belki bunu. Tek kelimeyle absürd.
Fripolitisk Movement 5 ayrı şehirde genelev açmak çin lokaller kiraladı. Oslo, Bergen, Trondheim, Stavanger ve Kristiansand. Bu genelevlerde gönüllü olarak çalışacak aktivistlerin hizmetlerinden yararlanacak olan vatandaşlar, karşılığında ücret ödemeyecekleri için Norveç’deki fuhuş kanununa mukavemetten yargılanamayacak.
Aktivistler kendilerine Fripolitisk Movement’in ambassadör leri (elçileri) adını veriyor. Organizasyonun sözcülerinden Frank Horn Hartvedt’in dediğine göre elçiler seksten çok özgürlük konusu ile ilgililer. Ayrıca bu proje için 3 yıl çalışılmış, yani bir anda parlayıp, sönecek birşey gibi görünmüyor. Elçilerin çoğu Norveç’ten olsa da, aralarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelenler de var. 3 isveçli kız varmış gönüllüler arasında mesela. Canlarım benim… Sizlerle aynı pasaportu taşımaktan gurur duyuyorum.
Cidden böyle mi, Öyleyse Finlandiya hayal kırıklığı yarattı bende
diyor.
Şöyle bir inceleyin, daha sonra hızlı ama mümkün olduğunca kapsamlı, öz bilgiler vereceğim.
Herşeyden önce Finlandiya’ya biraz haksızlık yaptıklarını söylemem lazım. Burada tasvir edilenler bir kere Finli değil, zigenare, tattare veya Fince’de kullanılan adıyla mustalainen dediğimiz çingeneler. Gerçi Finliler’in kendi aralarında da siyah saçlı olanları az değil. Ancak özellikle çıkık elmacık kemikleri ve erkeklerinde androjen bir görüntüye sebep veren yüzhatları var.
Şu da bir gerçek ki Finli kızlar, kuzey ülkeleri kızları arasında kendi nüfuslarına oranladığınız zaman diğerlerinden daha az atraktif olabilirler dış görünüş olarak. Yani sayı ve oran olarak böyle. Yalnız Finli kızların güzelleri de inanılmaz güzel olur. Masumane bir güzellik. Kuzey’in köylüsü dememiz boşuna değildir Finliler için, kızları da köylü güzeli gibi olur ve hareket eder. Kötü anlamda söylemiyorum. Ben çok sempatik buluyorum onların bu davranış biçimlerini. Kaşarlıktan kesinlikle eser okunmaz suratlarında ve hareketlerinde. Açıkcası seks olarak da en iyi seksi Finli kızlar ile yapmanız mümkün. Çok utangaç gibi de olsalar, yatakta asla kasmazlar, örneğin İsveçliler genelde ya çuval gibi yatar ya da aşırı rahatlığın verdiği, yellenme gibi olayları da utanmadan yaparlar.
Bu arada Finliler İskandinavyalı olarak kabul edilmezler. İskandinavya haritalarında bunların ülkesi geçmez. Dillerinin ural dil familyasından olduğu biliniyor. Irkları ise bildiğim kadarı ile Cermen. Finlandiya’da yetişkinler arasında en normal ölüm şekli alkole bağlı arızalardan olan ölümler. İnanılmaz içerler. Kadını, erkeği… Bıçak taşımayı ve kavgayı severler. Bu yine ülkedeki çingene nüfusunun onlara bıraktığı bir miras olsa gerek.
Uzun bir ara not:
Fin çingeneleri, Finlandiya sıkıcı bir ülke olduğundan ve İsveç’in sosyal güvence şartları daha iyi olduğundan, kalabalık aileleri ile İsveç’e göçerler. Onları heryerde geleneksel kıyafetleri ile görmek mümkündür. Kadınları şişkin etekler ve üzeri bol aynalı, incik-boncuklu elbiseler giyer. Erkekleri ise koyu lacivert ya da gri, vatkalı kısa montlar ve muhakkak kumaş pantolon, makosen ayakkabı ile gezerler. Arka cepte muhakkak bıçak ve tarak olur. Kültür, ırk gibi ayraçlara dayanarak genelleme yapmaktan ne kadar kaçınsam da, günlük hayatta gördüğümüz kadarı ile bunlar asla bir işe girip çalışmaz. Son model gıcır gıcır steyşın Volvo kullanırlar. Steyşın arabanın esprisi; mağazalardan çaldıkları kıyafetleri veya elektronik eşyaları steyşının arka tarafında seyyar dükkan gibi açarak satmalarıdır. Bu arabaları olur olmaz yere parkedip, yazılan cezaları da ödemezler. Bu cezaları ödemekten kurtulmak için arabaları ailenin en küçük fertlerini üzerine yazarlar. Çocuklar 18 yaşına geldiklerinde milyon kronluk park cezaları borç olarak bunlar biner. Hiçbir zaman çalışarak ödeyemeyecekleri, çalışırlarsa da maaşlarından otomatik olarak kesileceği için, kriminal yolda devam etmek onlar için neredeyse tek çare olarak kalır.
Bu bilgiler ışığında Finli kadın ve erkekleri yukardaki betimleme ile eşleştirmek yanlış bilgi vermek olur. Göğüsler genelde küçük, görselde İzlandalı kızlara atfedilen gibi tasavvur edilebilir. Erkeklerin penis boyunu tam bilemeyeceğim. İnce ve solucan gibidir diyen biri olursa şaşırmam ama. Erkekleri çok sağlıksız görünür bunların genelde. Zayıf, soluk, renksiz, içe dönük olurlar. Yukarda belirttiğim gibi, hatırı sayılır bir bölümü hayatlarını alkolizm ile sonlandırır.
Danimarkalılar genelde utanmaz, asi ve kendilerini bir bok zanneden ulustur İskandinavlar arasında. Dillleri çirkinlikte Fince ile yarışır. Bir nebze diğer kuzey ülkelerine göre daha Avrupalıdır bunlar. O yüzden açıkcası kadınları açısından çok da dikkate değecek birşey yazamayacağım. Karakteristik bir Danimarka kadını nasıl olur, bir fikir edinmiş değilim. Bunların erkekleri diğer kuzey ülkeleri erkeklerine göre daha doğru düzgün tipli olurlar. Kuzeyli olmanın o tekdüzeliğini biraz esmerlikle kırabilirler. Görünüm olarak daha erkeksi oluyorlar. Yukardaki illüstrasyonda tam hakkını verememişler. Bana hep averaj penisleri varmış gibi gelmiştir. Şunu doğru yakalamış illüstratör; bunların erkekleri de daha kendileri ile barışıktır.
İzlandalı erkekler için söyleyebilecek fazla birşey yok sanırım. Bunlar Finli erkeklerin biraz daha normal tipli olanıdır diyeyim. Daha adam gibi adam olurlar. Kuzey ülkelerine çalışmaya gelip çok iyi entegre olurlar, dışardan farkedemezsiniz. Kadınlarda soyadı Gudrunsdottir, Emmanuelsdottir gibi bir sürü gacı var. Bunların kökeni adalıdır işte. Üzerinde küçük boy atlardan ve gayzerlerden başka hiçbirşey bulunmayan bu adadan gelen kızlar, aksine çok sıcakkanlı, güleryüzlü olurlar. Yukarda vücut özellikleri hem kadınlar hem de erkekler için oldukça iyi resmedilmiş. Kızlarının atraktiv olma oranı belki çok fazla değildir ama tatlı ve masum bir havaları her zaman olur. Seksi çok severler. Komplekssiz ve iyi sevişirler.
Norveçli erkekler ve kızları dışgörünüş olarak birbirinden ayırmamış arkadaş. Aslında doğru bir tespit. Bugüne kadar ne çok güzel, ne de çok çirkin bir Norveçli kız ya da erkek görmedim. Bunların cümlesi, bir köyün içindeki 6-7 ailenin birbiri ile çiftleşmesinden oluşmuş gibidir. Norveç zaten Kuzey Avrupa’nın köylüsü olarak kabul edilir. İsveçli kadınların dediğine bakılırsa erkeklerinin penisleri aynen yukarda resmedildiği gibi. Ancak bu gerçekten metrik bir ölçüm mü, yoksa diğer pozitif özelliklerinden dolayı kadınların Norveçli erkeklere verdiği sempati puanı ile şişirilmiş bir söylenti mi? Norveçli erkeklerin pozitif özellikleri arasında, ülkenin refah seviyesinin şu anda petrolden dolayı diğer tüm kuzey ülkelerinden yüksekte olması vardır. Paradan daha seksi ne var? Bunların cebi doludur, boyunlarında altın kolye olur. Sarı saçlarının altına beyaz gömlek giymeyi severler. Dilleri kulağa çok eğlenceli gelir, genel tavırları da öyle. Kadınları güldürür, eğlendirir, hesapları öderler. Kakara kikiri yapmak için birebir olsalar da köylülükleri zamanla sıkabilir. Kızları sıkılgan ve içine kapanıktır, diğer burada bahsettiğimiz cinsdaşlarına nazaran.
İsveç… Yine başarılı çalışmış illüstratör burada. İsveçli kızların göğüsleri maşallahtır. Çok güzel şekilli ve dolgun olurlar. Evet, belki sırf İskandinavya ve kuzeyde değil, tüm dünyada kemik, yüz hatları vesaire baktığınız zaman, kızları ülkenin toplam nüfusuna kıyasla en fazla sayıda güzel hatunun olduğu ülke diyebilirim. Geldiğim ilk yıllar kafayı yeme durumu olsa da zamanla bal yiyenin baldan usanması durumu, çok çekici bulduğum bir ırk değil. Şimdi burada objektif olmaya çalışıyorum ama…
Ayrıca bu hatuncuklar seks konusunda oldukça iticidirler. Belki de ülkede bu kadar güzel hatunun bulunması bunların herbirinin kendine olan güvenlerinde derin yaralar açmaktadır. O yüzden yazın Alanya, Marmaris’e gittiklerinde halıcı ve dericilerden gördükleri ilgiye, onlarla deliler gibi sikişerek cevap verirler. Bu gariban oğlanlardan bazıları da hem bunlarla beraber olmak için, hem de Tr den götlerini kurtarmak için atlayıp Svea Rike’ye gelirler. Ancak o deliler gibi sevişen kızın yerine, binbir türlü psikolojik rahatsızlık ve güven sorunu yaşayan sinir enkazlarının koyunlarında bulurlar kendilerini. Hoş, bu Türk oğlancıkların arasından şanslı olup ta adam gibi hatunlara bile rastlayanlar ülkede bir kış gördükten sonra zırlamaya başlarlar.
Aaabbbi yeaaa… mmınakkoyiim, Allanya’da kraldım ben biliyon mu?. Üç tane derimont satyordum, aylık masrafım çıkıyodu. Sonra gelene gidene koyuyodum. Geldim bu siktiimin memleketine ayarım bozuldu şerefsizim. Nerden düştüm ben buraya?
Bu konuya fazla girmeyelim isterseniz. Konumuz iblisin yeryüzündeki suretleri değil çünkü bu postada.
Yukardaki tabloya bakınca, İsveçli erkeklerin penis boyları yüzünden utangaç olduğunu zannetmiyorum açıkcası. Çünkü Türk’ün ortalaması bu adamlarınkinin yanından geçmez. Gayet sağlam alet, edavat vardır arkadaşlarda. Ancak bunlar da psikolojik vak’a oldukları için sürekli kendilerini yetersiz görmektedirler. Bunda, artık son derce yerleşik ve karşı çıkması kesinlikle tabu olan feminizmin onları mental olarak da kısırlaştırmasının rolü vardır.
Mental olarak iğdiş edilmiş İsveçli erkek, kendi istekleri sorulmadan feminizme zorlanan İsveçli kadını asla tatmin edemez uzun vadede. Her genç İsveçli kız, iyi işi olan, sarışın bir İsveçli erkek ile izdivaç yapmak, kırmızı renkli bir villada oturup, bir köpek sahibi olup, 2-3 çocuk yapmak ister. Bu emeline ulaşır ulaşmaz, mahallenin sıhhi kurallara asla uymayan, kasasına sürekli siyah para basan, kıllı, arap kökenli pizzacısına, çocuklarını volvosuyla okula bıraktıktan sonra, restoranın önünden geçerken verir.
Edit: Seyretmiyorum Big Brother gibi programları. Bu postanın üzerine bir arkadaş göndermiş, ‘’sizin orada böyle mi yapıyorlar o programı?” diye. Cidden bakmıyorum, ama gazetelerin bazen başsayfalarında okuyordum haberini. Anders ile Helga yorgan altında blablabla diye… Ben de ilk defa görüyorum sizler gibi.
iPhone’umda bir gariplik var, ekranda pil full gösterdiği halde şak diye kapanıverdi. Tekrar başlatmak istediğimde pilin boşalmış olduğunu anladım. İşte sırf bu iphone’suz kalmam yüzden eve dönerken metro ve otobüs duraklarında dağıtılan bedava gazete metro yu elime almak zorunda kaldım. Bu arada belirteyim, bir süre önce İstanbul’da da dağıtılan ancak ekonomik krizden payını alarak piyasadan çekilen Gaste‘nin arkasında da bu Metro’nun bağlı olduğu kuruluş vardı. İphone aldığımdan beri yolda gazete okumuyorum artık. Bir yılı geçti herhalde. Bir de zaten gazetede okuyacak ne var ki? Asparagas, abartı ve manipule edilmiş haberler dışında.
Bakın mesela, ilk gözüme ilişen haber şu:
Arkadaşlık Sitesi Üyelerine Oral Seks Armağan Ediyor!!!
Haberi iç sayfadan okuyunca görüyorum ki dating.se adlı sitede bir hesabı bulunan 5.sınıf İsveçli porno yıldızı Barbie Swede‘den başkası değil bu ağıza alma aktivitesinin arkasındaki kişi.
Size hatunun kendi sitesinin adresini verdim ama… Şimdi bende bu çift pasaport olayı olduğundan iki ülkeye de az-biraz bağlılık durumu var. Türkiye’nin kötü yönlerini pek deşmem sarıkafaların yanında. Ama aynı şekilde İsveç’in de kötü yönlerini fazla irdelemek istemiyorum size karşı. Açıkcası İsveç gibi bir ülkenin porno yıldızı çıkarıyorum deyip de ortaya ancak Barbie Swede’i atabilmesi utanç verici. Bir de Puma Swede var, ama yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olur sizleri ona yönlendirmek.
Barbie Swede denen zat, dating.se deki hesabına 10 bininci maili gönderecek kişiye oral seks armağan ediyor anlayacağınız. Sitenin diğer üyelerinden olan hanım hanımcık kızlarımızdan Sara bunu ”fuhuşla eşdeğer” tutuyor, site üyeleriyle yapılan kısa röportajlardan anlıyorum ki bu görüşünde de yalnız değil. Sara şöyle diyor:
Bu fuhuşun başka bir yolu. Evet, belki para almıyor karşılığında ama 10 bininci kişi kendisini emzirdiğinde bunu aşkından yapmış olmayacak. Oysa ben burada aşkı arıyorum mesela. O yüzden kendimi azgın erkeklerin önüne bir orospu gibi atmıyorum.
Sara’nın ve dünyanın diğer yerlerinde bu tip sitelere üye olup aşkı arayanların aptalın önde gideni olmalarını bir tarafa bırakacak olursak, ve hatta Barbie Swede ve site sahibinin masa altından anlaştıkları ihtimalinin de gözardı edecek bile olsak, burada biz ”normal” insanlar için alınması gereken önemli bir, iki ders var.
Devlet babanın (veya eşitlikten dolayı ”annenin” diyelim) söyleyeceği birşey tabii ki olmuş bu olay üzerine. Şans oyunlarını denetleyen kurulun basın sözcülerinden bir kadın, bunun fuhuş gibi algılanmasına rağmen İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediği görüşünü belirtmiş. Canım ülkem İsveç’in, ütopist sosyalizmin verdiği gaz ve feminizm baharatı ile bu bokları pişirip önünüze getirdiği ve defaatle de belirttiğim gibi fuhuşu yasaklamış bir parlamentoya sahip olduğu için daha fazla gürültü çıkacaracaklarını zannediyordum. Ancak bu sefer kendi silahları ile vurulmuşa benziyorlar. Sebep ise şans oyunları denetleme kurulunun basın sözcüsünün demecinde gizli. Kadın diyor ki;
Oral seksin maddi bir değeri olmadığı için kumar veya şans oyunlarının karşılığında verilecek bir mükafat olarak değerlendiremiyoruz.
Oral seksin ”değeri” olmadığından bahseden kadına bakıyorum. Bıraktım oral seksi, herhalde eline en son 1976 yazında almış olmalı. Kılık kıyafetinden de sosyal demokrat partiye oy verdiğini çıkarıyorum ama… Ki öyleyse, cidden de ağza almanın bir değeri olsa bile bundan onun yine haberi olmazdı. Çünkü fuhuşu yasaklayan kanunu getiren de onlar. Dolayısıyla bu iş artık yeraltına ve mafyanın eline indiği ve kamping alanlarında karavanların içinde icra edildiği için tarifelerden de haberleri olmaması doğal.
Oysa araştırmacı bir gazetecinin hazırladığı tv belgeselinde benim gördüğümü bu kadın kaçırmış. 2009 yılında İsveç’de, bir çalılık arkasında, kolunda artık iğne vuracak damar kalmamış bir crack whore un dişsiz ağzına pipisini sokmak isteyenler yaklaşık 80 avroyu gözden çıkarmalı. Bu narkoman fahişlerin çoğu Made in Sweden… Hem de en az IKEA kadar. Yok ithal mal kullanırım diyorsan Sırp, Rus ve Arnavut mafyasının doğu blokundan kaçırıp, pasaportlarını alıkoyup, darp ederek çalışmaya zorladığı 14-15 yaşındaki kızlar da var. Ama oralara araştırmacı gazetecilerin de kolları ulaşmıyor. Belki de yukardan birileri diyordur, ”aman bunları deşme, bir kanunumuz var harika, dostlar alışverişte görsün, bizde fuhuş yok, istatistiklerin şahane havasını bozma!!!”
Velhasıl var yani bir fiyatı ağza almanın. Esasında bir gariplik de şu; continental fuhuş kuralları (continental breakfast gibi oldu ama) na göre, en azından benim bildiğim kadarı ile böyle ağza almanın fiyatı falan ayrı koyulmuyor. Bir temel hizmet var, ki bu ”fucking & sucking” dir, buna tek bir fiyat, yani flat-rate uygulanır. Gel gelelim ki piyasaya devlet eli ile böyle müdahale olduğunda demek ki işin çivisi çıkıyor.
Bu postadan çıkaracağımız hisseleri sizler için özet olarak maddeleyeyim. Ama önce ev ödevi olarak Berlin’de Türklerin açtığı o çok ünlü Artemis adlı kulübe bir göz atın. Göz atarken de şunu düşünün. 60 lı yılların cinsel özgürlüğünün ve pornografinin merkezlerinden İsveç’de dişsiz bir narkoman ile oral seks yapmanın fiyatı Artemis’e giriş parasıyla aynı. Bu iki ülkenin politikacıları arasında hangisinin halk sağlığına, çalışanların sosyal güvencesine, girişimcinin parasına ve fikrine sahip çıktığını kendi aranızda tartışın.
Sonra yasaklanan şeylerin yeraltına inmesiyle kontrolünün zorlaşması ve mağdur durumda kalanlara devletin yardım elinin ulaşamaması ve en niyahetinde örnek olarak ABD deki içki yasağı esnasında kaçakcıların zengin olması, Türkiye’de 70 li yıllarda döviz alışverişinin suç olması yüzünden de döviz alıp, satan bir sürü işini bilir insanın zengin olmasıyla fuhuş yasağı uygulayan ve bu kanunlarını diğer AB ülkelerine ihraç etmek isteyen İsveç’in insan tüccarları için en karlı iş yapma imkanı olan ülkelerden bir ihaline gelmesi arasındaki ilişkileri bulmaya çalışın.
Bir de şunu şeyediverin bir… ABD gibi ”bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” in başmerkezinde, hem estetik olarak daha göze hitab eden porno yıldızlarının çıkması, hatta aralarından kafası çalışanların ve yetenekli olanların (Sasha Grey gibi) Holywood’a da sıçrayabilmesi örneğinin karşısında bir de ‘’sözde” kadın haklarının kalesi olmaya çalışan, ama kolay para kazanmayı seçen ”kadın vatandaşları” arasından Puma Swede veya Barbie Swede (bunlar ne sikim milliyetçi isim tercihidir yahu?!) gibi trajik örnekler çıkarmaktan öteye gidemeyen orta sınıf insanlar ülkesini karşı karşıya koyun.
Bu postanın anafikrini oluşturan som cümlem ile beraber Puma Swede’i İsveç milli kıyafetleri içersinde tarifeyi gösterirkenki bir fotoğrafı için üşenmeyip, bloga kullanıcı isminiz ve şifrenizle giriş yapmanız gerekecek. Aşşağıdan…
[Bu postanın tamamı yalnızca Bold üyeler tarafından okunabilir]. 18 yaşından büyüksen üyelik formunu doldurmak için tıkla. Eğer üye isen buradan giriş yapabilirsin.
Hiç kuşkusuz pikniğin en güzel kızı o olacak. 6-7 tanesi arasından.. Ama bu diğer kızlar veya onların erkek arkadaşları tarafından farkedilecek mi onu bilemem. Güzellik göreceli bir kavram… Ve ben subjektifim…
Açık kumral saçları, yeşil gözleri, burun ve alın çevresini kaplayan çillerine sarılı yeşilli, çiçekli bir yaz elbisesi eşlik edecek. Ayakkabıları da özenle seçti. Topuğu varla yok arası bej, gösterişsiz bir ayakkabı. Bunların hiçbiri üzerinde değil ama henüz.
Kuzu etinden sosisleri de piknik sepetine koydum
diye ekledi, aceleyle bir odadan öbürüne koşar adımlarla giderken, belden yukarısı çıplak bir halde.
Ateist olmuş bir hristiyandan daha tanrısız olan ben, bu domuz eti yememe ısrarımla yine kontrpiyede bırakacağım piknikteki gayr-i müslimleri. Sevmiyorum domuz… İlk yıllarda yiyordum. Sonradan bizim etli lahana dolmasına benzer bir yemekte hoşuma gitmeyen bir kokuya rastladım. Sordum, domuz kıymasıymış… O gün kestim domuz etini…
Rysk bonnflicka 30 una yeni girecek. Anaokulu öğretmeni. Ortak bir tanıdığımızın çocuğunun vaftizinde karşılaşmıştık birkaç zaman önce. Adı bonnflicka olarak kaldı. Taşralı yani.. Esasında iki defa yanlış bu. Çünkü ne Rus ne de taşralı. Belarus’un başkenti Minsk’ten. Ama Batı Avrupalı kızların yanında taşralı sayabilir yüzeysel Avrupalılar ilk bakışta.
Fazla karışmadım piknik sepetinin hazırlanmasına. Bir işte iki baş olmaz. Ama yardım istenilen yerde etmek lazım…
İçecekleri sen koy sepete ama, benim saçlarımı yıkamam lazım…
Ok beybi… Tamam da, ilkönce şurada iki el play station atsam sen saçını yıkarken… PES oynuyorum sadece. 30 undan sonra play station da futbol oyununa başlamış insanlarda fazla kıvraklık olmuyor. O yüzden takımları seçerken dengeli, hem hücumda hem defansta iyi, ancak yine de top kalite olmayan takımlar alıyorum. Forvetleri hızlı olmalı. Bu yüzden Nijerya veya İspanya’yı seçiyorum. Bu oyunu oynayan rakip bebeler ise ya Barcelona ya da Brezilya milli takımını seçiyor. Nadir de olsa Arjantin oluyorum… Dünyanın en güzel futbol forması Arjantin milli takımınınki, o da o yüzden…
5 er dakikadan 2 devre 10 dakika. Kadınların işi uzun sürer, yıkayacağı bir saç da olsa. 2 maç sıkıştırırım araya. Ne de olsa sepete koyacağım birkaç şişe içki. Zaten giyiniğim…
Elimde kumanda, pantolonun ağı hafiften sıkıyor. Çareyi herşeyi sağ tarafa yatırmakta buldum. Bu biraz rahatlattı beni. Maç tüm hızıyla sürüyor, Nijerya – Brezilya… Martins en büyük kozum, çok süratli. Brezilya defansı ise geleneksel haliyle olduğu gibi hantal ve pozisyon almakta zorlanıyor. Tüm hesaplarım bunun üzerine. Bir yudum bira alıyorum.
Sağ bacağımın üst, iç tarafı ısınmaya başladı. Bonnflicka öteki odadan sesleniyor. Pantolonunu çıkarırken benden ütülediği elbisesini istiyor. Gözlerim ekranda, kalkıyorum, tek elimle kumandayı yönetirken ütü masasının üzerindeki elbiseyi kırıştırmadan atıyorum. Bu sefer donunu da çıkarmış şekilde banyoya girerken havada yakalıyor. Biçimli göğüsleri elbiseyi havada yakalamak için kollara eşlik ederken jöle efekti veriyor. Belki birtek bu kareyi yakalamak için gözlerimi ekrandan ayırmıştım.
Bu kalkma ve oturma işlemi tekrar pantolonun ağında bir rahatlama ve hemen ardından yine hoş bir sıkıştırma yaratıyor. Bacağıma yansıyan ısı artmış gibi sanki. Brezilya defansı çok açık vermesine rağmen Martins saçmalıyor, oyuna konsantre olamamışa benziyor.
Banyodan su sesi gelmeye başladı. Oturduğum koltukta hafifçe öne yaylanıyorum, açık kapıdan göründüğü kadarıyla banyo küvetine sağ dizini dayamış. Sol ayak hemen küvetin dışında. Kafasını öne eğmiş tam göremiyorum. Ancak sol arka çaprazından sol göğüsün dış tarafının tamamı ve zaman zaman sağ göğüs izlenebiliyor. Bu maç bitmez…
Herşey çok iyi planlanmalı. Spontane havası verilip, en ince detaya kadar düşünülmeli. Tam harekete geçilecek anda ayak bileklerine kadar inen pantolonu bertaraf etmek için tepinmek mesela… Tüm olayı bitirir…
Pantolonu çıkardım kanepede…. O’nunla da anlaşmam lazım. Beni yarıyolda bırakamaz. ”Vaktimiz yok, hayır istemiyorum’’ gibi bir geri püskürtme ateşinde ona güvenebilecek miyim. Yoksa adrenalinin ters tepkisi, sertliği ve kararlılığı korumaya mani olabilir mi?
Donumu indirip inceliyorum…. Herşey yolunda… Testislerde gözle görülür bir teyakkuz durumu… O ise atardamar tam da içinden geçiyormuşcasına atıyor.
Tüm bunlar hızlı gelişiyor olmalı. Suyun saça vuruş sesinden 1. şampuanın yeni bitip durulamasına geçildiği anlaşılıyor. Bundan sonra ya 2. şampuan ya da krem gelir. Oraya varamamalı Bonnflicka.
Pantolonun kemerini kement yapıp elime sarmış şekilde girdim banyoya, dikilidim arkasında. Henüz beni görmüyor. Elimle yumuşakça kalçasını okşadım…. Çok yumuşak ama… İrkiliyor, başı musluğun altında olduğu halde kedi gibi kamburlaşıp elimi itiyor. Beni iten eli sağ elimle kavrayıp hafifçe büküyorum, sol elimle kemeri kafasından geçiriyorum. Kemerin açık olan ucunu duvardaki duş borusuna dolayıp hafifçe gerince yanağı da duvardaki boruya yapışıyor. Duş ahizesini takma yerinden çıkarıyorum. ”Gecikiyoruz, vakit yok’’ gibi birşeyler geveliyor ağzında. Suyun tazyiğini yükseltip ahizeyi suratına tutuyorum. Bu onun sesini kesiyor…
Sol elim kemeri boruya gergin tutarken sağ elimin orta ve baş parmakları kalça loblarından vajinaya kadar olan bölümü ayırıyor. Hala bir kedi gibi kambur tutuyor sırtını…. Anüse iki karış yükseklikten yavaşça tükürüğümü bırakıyorum havaya. Pembe kraterin üzerinde biriken tükürüğün aşağıya, karanlıklara kayışını seyrediyorum. Bu bana gerekli olan ıslaklığı garanti etmeli. Ama emin olmak için bir kere daha tükürüyorum anüse… Bu sefer belin kamburu kendini bırakıyor iyice. Aksine bel çöküyor, kalçalar kalkıyor. Bu ”ben de bu işe varım artık’’ demek…. Ben de sağ ayağımı küvetin içine atıyorum. Gevşeyen kemerin kayışını tatlı sert bir hareketle tekrar çekerek yanağı boruya yapıştırdıktan sonra içeri giriyorum.
Bir süre öyle kalmak, sıcaklığı hissetmek güzel. Sonra herhalde üç tane aralıklı darbe ile kalçalara yüklendim. Elmacık kemiği boruya vurdu. Elimi boru ile yanağı arasına koydum. Bundan sonrası oldukça mekanikti… Hızlı ve sert vuruşlar… Taa ki içine gelinceye kadar. Büyük bir ihtimalle göğüslerini avuçlamamı istemiştir. Çok hassas olduklarını biliyorum. Dokunmadım bile. Akşamı var bunun.
Başını havlu ile sarıp kurulamasına yardım ettim.
- Ne alacaksın içecek?
- Sen ne içiyorsun?
- Ben bira içerim
- Ben şarap aldım kendime, buzluğa koymuştum, patlamamıştır umarım.
Cidden pikniğin en güzel kızı oydu. Boynundaki morluklara ve sağ elmacık kemiğindeki kırmızılığa rağmen… Saçlarının kokusunu ızgara ve bira kokuları arasından, metrelerce uzaktan duydum.
Bir tren vagonunu doldurduk. 24 kişi, başımızda bir de şeflerimiz olduğu halde Falköping’ e girdik. Mütevazi bir şehir Falköping. İstanbul, İzmir, Ankara’da yaşayan zaten Avrupa’nın önemli şehirlerine bile kasaba gibi bakıyor, kaldı ki bir de küçük ülkelerin küçük şehirleri var, bunun gibi. Yaşanmaz bizim için oralar. Her yolum geçtiğinde öyle bir şehirden, insanlarına acıyasım gelir.
Urbanizasyon diye bir olay var ya, köyden kente göç… Genç insana yetmez öyle küçük yerleşim yerleri. Akıllı olanlar, biraz eğitimi olup, elinden iş gelenler terkederler. Kalanlar için yaşamak zordur. Herkes birbirini tanıdığından çok dedikodu çıkar. Kim kiminle yattı, kimin kukusu kokuyor, kimin çükü kalkmıyor, kimin push up ı çıkarınca dizlere iniyor… O yüzden bu küçük yerleşim yerlerinin kızları amiyane tabiri ile çok kolay verirler yabancılara. Bağlı bulunduğumuz büyük şirketin tüm İsveç’e yayılan şehir şubeleri arasında düzenlenecek futbol turnuvası için ordayız. Otel, yeme, içme şirketten. Bir vagon dolusu erkek… Bir de küçük şehirin bıkkın, heyecan arayan, beyaz etli, taşra şivesi ile konuşan sarı gacıları.
İsveçlilerde bir spor kültürü var. Bizde biliyorsunuz, halı sahada devre arası sigara molası alınıyor. Bir de İsveçli erkeklerde bir utangaçlık olayı dikkat çeker. Hele de etraflarında Akdenizli veya Latin Amerikalı erkekler de olunca iyice muhafazakar bir görüntü çizerler. Müsabakadan önce alkol,seks ve spor olayına bakış açılarımızın verdiği farktan dolayı ve Latin, Akdenizli erkeklerin salgıladığı aşırı testosteronla yüklenmiş atmosferden rahatsızlık duymuş olacaklar ki, erkenden odalarına çekildiler o akşam.
Oda arkadaşım Muti, kalacağımız odadaki iki tekli yatağı birleştirerek sahneyi kurdu ve 20 yaşındaki Emo görünümlü hatunun viskisini doldururken çıktım ben oradan. Bizim diğer çocukların ve bir kısım local girls ün toplandığı, içtiği odaya girdiğimde Makedon Levo ile Bolivyalı Julio’yu ağız dalaşında buldum, eller kollar tehditkar bir biçimde savruluyor, gözler kısılmış… Julio’nun babası politik göçmen olarak gelmiş. Levo ise evlilik yaparak… Bizim Levo postayı koyuyor Julio’ya.
”Olm ben senin gibi babamın kucağında gelmedim buraya, yarraamın kuvvetiyle geldim ben.”
Seviye budur aşşağı yukarı erkek muhabbetlerinde. İnsan bir hayvan olduğu için, erkek de hayvanoğluhayvan olduğu için böyle bir köpek sürüsü saldırganlığında gider iş. Ehh, alkol de yardımını esirgemiyor zaten. Odada rujları, kıyafetleri ve aksesuarlarında abartıya kaçmış, sürtük seksiliğindeki taşra kızlarının dudak dudağa yiyişmesi bile köpeklerin birbirleriyle hırlaşmasını engellemiyor.
Hengamenin ortasında Muti girdi. Tamamen çıplak… Elleriyle apışarasını gizliyor, gözlerinde bir endişe…
”Hanginizde prezervatif var?”
Hiçbirimizde yok… Muti’nin esmer olan suratı daha da karardı… ”O zaman yapamam ben. AIDS i var bilmemnesi var”. Muti içeri girergirmez kavgayı kesen Julio ve Levo seslerini gayet nazik bir tona getirerek aynı anda, ama yine de birbirlerinden bağımsız ötüverdi…
”Ben yaparım”
Gidin, bir sorun dedi Muti. Onlar da öyle yaptılar. Artık birer birer mi girip sordular, yoksa aynı anda mı odaya girip sordular bilmiyorum. Ama 5 dakika geçmeden kös kös geri geldiler.
Muti oda arkadaşı olarak bana döndü ”abi madem bi bok olmuycak, ben utanıyorum kızı eve göndermeye. Sen gitsen de -artık biz yatıcaz, yarın maçımız var. Sen de eve git istersen numarası yapsan kıza-” ricasında bulundu.
Odaya girdim… Kızcağız yorganı çenesine kadar çekmiş. ”çok yorgunum, gidemem, burada yatsam olur mu” deyince ”peki” demekten başka çare kalmadı. İki tek kişilik birleştirilmiş yatağa ben de yattım. Sinir bozucu, ama heyecanlı 2-3 dakikalık sessizlikten sonra yorganın altından elimizle koymuş gibi birbirimizi bulmamız zor olmadı.
Muti kapıyı açtığında fazla ileri gidememiştik daha. Saf çocuktur, iyi insandır Muti… ”Aaaa pardon” diyerek çıkmak istese de kız ilkönce işaret parmağını hızlıca salladı, sonra da ağzını konuşabilecek duruma getirdikten sonra ‘’sen de gel” dedi.
Film orada koptu. Grup seksin verdiği bir ekstra zevk olayı yoktur erkek için, herşey kafada biter, görseldir daha çok. Esasında kağıt üzerine döküp irdeleseniz gereksiz olduğunu da görürsünüz. Ama bir çeşit dejenere olmanın sembolü olduğu ve insanların da bazen sınırları aşıp öbür tarafa bakıp, gelme güdüsüne yenilmeleri sonucu meydana geldiği için zaman zaman vuku bulabiliyor.
Bizzat o anki olayın kendisinden aklımda kalan şu: Ben mukozanın ıslak, kaygan ve yumuşak haline düşkünüm biraz. O cenahlarda ben geziniyorum, Muti doğu cephesinde bir yerlere girip çıkıyor. E hani AIDS den korkuyordu bu herif? Sen nerdesin şu anda allasen? diye soruyorum. G.tten girdim diye cevaplıyor. Kafanı skiim diyorum içimden. Ben bunları hatırlıyorum. Ama Muti’ye bugün sorsanız, yalnızca en samimi arkadaşlarından birinin pornografik dirty talking konusundaki performansını hatırlayacaktır. Yıllar sonra bile bu yüzden dalgaya alındım. Çok da önemli değil, zira Muti’nin de bizim tosbaagillerden olduğu tescillendi. Tısssss, tıssssss ……
Leşin üzerinden kalkan çakallar gibi kızcağızı bıraktıktan sonra 2 dakika geçmeden uykuya dalıverdi hatun. Muti’nin banyodan getirip başucuna bıraktığı tuvalet kağıdına elinin uzanmamasından anladım.
Aynı kanepeye, bitmiş bir şekilde yarı yatar şekilde oturduk. En sevdiğim an… Endorfini vücudunda hissediyorsun. Bu zevkini piç edeceğim ama Muti’nin
- Kafayı mı yedin sen? Mehdi Tayeb’i hatırlamıyor musun? Tüm gazeteler yazdı, anal seks HIV riskinin en yüksek olduğu seks. AIDS den korkan adam arkadan girer mi?
- Hassiktir!!! Ciddi misin?
Bu posta burda biter esasında, fazla da uzatmak istemiyorum. Ama konusu cinsellik olan bir blogda ben bu AIDS konusunu niye daha önce işlemedim diye de düşünmüyor değilim. Yorulanlar burada bıraksın, gitsin. Ben biraz işin sıkıcı tarafına değineyim.
Mehdi Tayeb 90 ların sonunda ortaya çıkan bir vaka. Kendini Stockholm gece hayatında romantik Amerikalı diye tanıtan Tayeb aslında İran’lı bir AIDS’li. Bir şekilde bunun AIDS li olduğu ortaya çıkınca çareyi memleketine kaçmakta buldu. Arkasından bulunan not defterinde 200 den fazla kızın ismi, cismi, özellikleri yazıyordu. Mehdi’nin bir özelliği de anal seks hastası olmasıydı. Ve tüm bunları korunmadan, prezervatifsiz yapıyordu. Sağlık müdürlüğü tek tek bu 200 küsür kızı çağırdı, test ettirdi. Yanlış hatırlamıyorsam 7 veya 8 inde test pozitif sonuçlandı. Çok şaşırmıştım. Medyadan daha önce duyduklarım bende AIDS in daha bulaşıcı olduğu izlenimin uyandırmıştı. 200 den fazla kız, hem de anal seks, hem de korumasız. Tabii yine de kimse ölüme bilet almak istemez.
Kafaları karıştıran birşey var; bu hastalığın adı HIV mi, yoksa AIDS mi?. Kavram kargaşası oluyor. Hastalığın adı AIDS, yani Acquired Immunodeficiency Syndrome.. Hastalığa sebep veren virüsün adı ise HIV, Human Immunodeficiency Virus… HIV pozitif olunca kanında bu mikroba rastlanmış olunuyor. Negatif ise yürü ya kulum, bele kuvvet, aynen devam…
Son yıllarda hastalığın gidişatını yavaşlatan frenleyici ilaçlar geliştirildi. Biraz daha insanca bir ölüme gidiyorsun sonuçta. Bugün de birşey öğrendim ki kadınlar için HIV i bloke eden, vajinadan, hücrelere geçmesini önleyen bir jel geliştirilmiş.
“The first step in the complicated process of HIV (human immunodeficiency virus) infection in a woman is the virus diffusing from semen to vaginal tissue. We want to stop that first step,” says Patrick Kiser, an associate professor of bioengineering at the University of Utah’s College of Engineering. “We have created the first vaginal gel designed to prevent movement of the AIDS virus. This is unique. There’s nothing like it.”
Before sex, women would insert a vaginal gel that turns semisolid in the presence of semen, trapping AIDS virus particles in a microscopic mesh so they can’t infect vaginal cells.
Dini eleştirmek değişik ülkelerde ve kültürlerde ne gibi sonuçlar doğuruyor. Ateizmin pasifliği. Hz. İsa’nın kim olduğunu öğrenmek isteyen papazın başına gelenler
İşe bir geldim, kızın suratı bombok… Brezilya’dan sevgilisi gelmişti, daha birbirlerine doyamadan kız idrar yolları enfeksiyonuna kapıldı. İlk önce sebep bu sandım… Değilmiş…
Son Atılan Yorumlar