Kızını Dövmeyen Dizini Döver

Glögg, Kuzey Avrupalı’nın Noel sofrasında vazgeçilmez bir unsur. Bilmiyorum nasıl anlatmak lazım ama bir nevi tatlı, sıcak şarap diye de adlandırabilirim belki. Sıcak şarap deyince, Zaman Gazetesi’nin dertlerine tercüman olduğu, resim galerisi açılışında kaynatılan şarabın kokusu yüzünden istifra eden üniversite öğrencileri aklıma geliyor. Bir bakıma isabet olmuş ha? Resimlere bakmaya yetişemeden dışarda kusmuşlar. Sergiyi görebilseler öyle sanatın içine tükürebilirlerdi. İçine tüküreceklerine dışına kusmuşlar. Büyük incelik!

Öte yandan da olmayan, fiktif üniversite öğrencilerine giydiriyormuşum gibi bir his var içimde. Sakın Zaman’ın bu yaptığı, şu pısırık insanların başvurduğu tipik ”bir arkadaşın sertleşme sorunu var da, onu şeydecektim” tarzı bir çaresiz çığlık, sesleniş olmasın?

Neyse ki bizim sıcak şarap çakması o kadar iğrenç değil. İçine badem ile kuru üzüm de atıyorsun, pek tutuyor.  Glögg’ün tedariki ise alkol ihtiva ettiğinden dolayı yalnızca devlet babanın belirlediği özel tekel bayilerinden mümkün olabiliyor.

İşte böyle bir tekel bayiine, yani Systembolaget‘e doğru, termometrenin -22 yi gösterdiği buzlu, gri bir Stockholm öğleden sonrası ilerliyorum. Metrelerce uzaktan kendini belli eden insan kuyruğu bana YouTube’da gördüğüm bir videoyu anımsatıyor. 90 yılında ilk Mc Donalds’ın Moskova’da açılışı. 20 yıl sonra, o kadar uzun olmasa da benzer bir kuyruğa doğru ilerliyorum. Glögg için değer mi bu sıkıntıyı çekmeye, yoksa marketten alkolsüz versiyonunu alıp evde konyak ile mi karıştırsam diye düşünürken bir şey oluyor…

Bazen hiç ummadığınız anda, dalgın olduğunuzda önüne bir şey çıkar da irkilirsiniz ya!

İki kız, bir süre benimle aynı hizada yürüdükten sonra ani bir manevra ile önümü kesiyor. Yüzlerindeki gülümsemede  saflık ve utangaçlığın yanında tam da adlandıramadığım bir sıkıntı ifadesi var.

-Bir şey sorabilir miyiz?

-Ah! Evet, tabii sorabilirsiniz!

-Sence biz nasılız? Yani bizi nasıl buluyorsun? İlk gördüğün anda ne düşündün?

Kızlara bir bakıyorum şöyle. Bu bir kamera şakası bile olamaz. Evet, pek tatlılar. Yani aslında güzeller diyelim… Öyle erotik bir anlam yüklemeye gerek yok ama bildiğiniz güzeller yani. Melekvari bir güzellik. Al, götür, birbirlerini keselettir. Otur, seyret!

İnanmayacaksınız diye söylemeyecektim ama yalan söyleyecek ne borcum var?

Biri Asyalı melez, diğeri bildiğiniz tipik İsveçli. Aranızda zenci, asyalı, hintli seveni vardır, sevmeyeni vardır. Fakat söyleyeyim; İsveç ırkı öyle bir ırktır ki, kendi belki çok güzel olmasa da bu saydığım diğer ırklarla karışınca ortaya akıllara durgunluk veren şeyler çıkar.

Kafamı sağa, sola ve arkama çevirmeden yapamıyorum. Var bu işte bir pislik.

Çok şekersiniz diyesim gelmiyor. Bir şekilde olan bir şeye hakkının verilmemesi sanki kursağıma oturacakmış, günah addedilecekmiş gibime geliyor. Mahalle baskısı da var. O olmasa, ”Maaşallah, canavar gibisiniz, süper gideriniz var. Nabokov sizi görse kitap değil ansiklopedi yazardı… Ama yok yazamazdı. Çünkü elleri sürekli meşgul olurdu. Off saçmalıyorum. Bir yerde oturup kahve içelim mi?” diyesim var. Diyemiyorum… Geveliyorum bir şeyler. Kafam zonkluyor, başım dönüyor.

-Peki sence kaç yaşındayız biz? Ne gösteriyoruz?

-Ehh! 16-17?

Galiba yavaş yavaş anlıyorum olayı. Şu gazetede yazan türden bunlar. Sigara ve alkol almaya yaşları tutmadığı için hiç tanımadıkları insanlara cilve ile yaklaşıp onlara dükkandan mal çıkarttıran kızlardan. Polis şefinin gazeteye verdiği demece göre cilvenin yetmediği yerde blowjob a kadar gidiyormuş olay. Oldukça yaygın bir fenomen aslında. Yıllardır duyuyorum, okuyorum. Bazı lise öğrencilerinin telefon kartı karşılığı da bu işleri yaptıkları söyleniyor. Gayri safi milli hasılanın yüksek olduğu ülkelerde Sugar Daddy‘lik müessesinin de garip bir şekilde ucuza geldiğini aklınızın bir köşesine yazın!

Artık sıranın uzunluğu mu yoksa kendi ahlak normlarım mı bu kızları yüzüstü bırakmama sebep oldu, bunun tahminini sizlere bırakayım. Ancak oradan uzaklaşırken kendi kendime alkolsüz glögg’ü konyak ile karıştırmanın sert glögg’e oranla daha iyi kafa yapıcı olduğu ”neredeyse” aklımdaki tek şeydi.

Bu yaşadığım küçük macerayı, Noel gecesi Fransız arkadaşım monsieur Preud’homme ve karısı ile içki masasında glögglerimizi yudumlarken konuştuk. 4 yaşındaki kızının gelecekte edineceği erkek arkadaşları, cinsel eğitimi konusundaki fikirleri ve düşüncelerini ağzımızda geveledik. Psikolog olan madame Preud’ homme’un, kızlarının doğumu sonrası artan migrenine karşı ilk defa geçen hafta joint sardığını öğrendim. Marihuananın legalize olması üzerine fikir teatisinde bulunurken aklıma alkol, bilimum keyif verici madde ve fuhuşa karşı son derece sert bir politika yürüterek tüm konsepti yok yere dramatize eden, bu naneleri yemeyi bir matah haline getiren İsveç Krallığı’nda, yaşları tutmayan genç kızların bira ve sigara için tanımadıkları insanları ağızlarına alışı geldi.

Neden sonra Küçük Sofie’nin, güzel yeşil gözlerini gözlerime dikerek kuru üzümleri sıkmaktan vıcık vıcık olmuş ellerini pantolonuma sürmesiyle kendime geldim. Kızmadım Sofie’ye. Saçını okşadım.

Madame ve monsieur Preud’ Homme ları şöyle bir inceledim, dudaklarıma götürdüğüm glögg kadehimin üzerinden, çaktırmadan. İçimden bir ses, minik Sofie’nin asla bu tür yollara düşmeyeceğini söyledi. At, sahibine göre kişnemez mi? Elma, ağacının dibine düşmez mi?

Nazareth’li marangozun tekrar göğe yükseldiği o gecede, bir masa etrafında toplanan katolik, protestan ve müslüman orjinli inançsızlar olarak kadehlerimizi kaldırdık.

Bookmark and Share

Feminizmin En Güçlü Kalesinden Manzara Böyle

Über sexy Swedish Girls!!! Sarı saçları, pembe-beyaz etleri, kendilerine güvenli duruşları, ne istediğini bilen tavırları, mahalle baskısının ne olduğunu hiç tatmamış, seks için günde 5 posta eti ete değse doymayacak İsveçli kızlar!

Kim bunlar? Nerede bulunurlar?

60 ve 70 lerde her yerde bulunabilirdi bunlar. Anladığım bu. O yıllarda tüm dünyayı etkisine alan dalga, Viking ülkesine vurduğunda devlet büyükleri oturdu ve düşündü. Uyuşturucu ve seks, çiçek çocuklar… Bu akımlarla çok zıt düşüp, çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlamazlarsa sürecin dışında kalacaklar, halktan uzaklaşacaklardı. Bu onlara iyi bir fikir gibi gelmemiş olsa gerek ki buna karşı ”her şeyin başı eğitim’‘ diyerek bir takım düzenlemelere gittiler.

Bu dönemde, okullarda çocuklara cinsel eğitim dersleri ilk defa koyulacağı zaman, okutulacak yayınlarda ve eğitim filmlerinde cinsel ilişkinin nasıl tasvir edileceği gündeme geldi. Türlü şaklabanlıkla edep yerlerini saklamaya çalışmak ve olayları anlatmak için binbir dereden su getirmek yerine her şeyi olduğu gibi göstermeyi uygun buldular. Fakat ülkenin sansür kanunları buna engel teşkil ediyordu. Problem olmadı yine de. Tek bir imza ile dönemin yetkilileri sansürü kaldırdılar. Artık filmlerde ve basılı yayınlarda cinsel organların dışında birleşme de gösterilebilecekti.

Liberal demokrasinin hakim olduğu bir ülkede, kafalarını günün modasına uyarak dumanlayan gençler bir de tüm sansür engellerinin çöpe atılmasıyla iyice zincirlerinden boşandılar. Aynı dönemde, diğer ülkelerde ”İsveç, kadınları ve bu kadınların serbest sekse bakış açıları” üzerine belgesel filmler çekilmeye başlandı. İspanya, İtalya gibi katolik ülkelerin yanında Yeni Dünya’da da insanlar İsveç’den gelen haberlere ve görüntülere bakarak başlarına yağacak taşları düşünüyordu. Bakınız, aynen şöyleydi durum:

Sonra bir şey oldu. Lastik patladı, çiçek çocukları taşıyan Volkswagen minibüs devrildi. Ben olay mahaline geldiğimde enkaz kaldırılalı çok olmutu. Asfalttaki fren izleri bile silinmeye yüz tutmuştu diyebilirim.

Kaza mahaline gelinceye kadar geçilen kilometre taşlarından kendi şahit olduklarımı potpuri olarak alayım:

97 yılında gazetelerin başlıklarını süsleyen haberler, şehirdeki striptiz kulüpleri için trafikte ayaklı reklam panosu görevi üstlenen araçların molotof kokteylleri ile saldırıya uğramasıydı. Ayda bir iki kez okuyorduk bunları.

2000 lerin başında, yine striptiz kulüplerinin çıkışlarında pusuya yatan, beyzbol sopalarıyla silahlanmış kişilerin, kulüp müşterilerinin kafasını ve gözünü yarması olayları az değildi.

American Apparel’in, konsepti nedeniyle yıllarca mağaza açamadığı İsveç’de, iç çamaşırı firmaları yaptıkları reklam kampanyaları yüzünden haftada bir tüketici derneklerince ve bazı organizasyonlarca şikayet edilip, ağır para cezaları ödemeye mahkum oluyorlardı.

Herhangi bir Türk kadınının boğazına duygusallıktan taş oturtacak, gözlerinden yaşlar getirecek İsveçli babaların, ülkedeki adalet sisteminin çarkları arasında nasıl öğütüldüğüne dair bir istatistik şunu söylüyor:

Boşanma davalarında, çocuğun vesayeti üzerine verilen 100 karardan yalnızca 23 ü babaları haklı görüyor. 77 sinde çocuk anneye veriliyor.

Bakın bugün gelinen noktada nerede duruyor İsveç?

Bir peynir markası olan Jarlsberg’in aşağıda seyredeceğiniz kısa reklam filmi, Eşitlik Ombudsmanına şikayet edildi.

Şikayetçi kişi, reklamdaki sloganı seksist ve kadını aşağılayıcı bulmuş. Slogan şöyle

Smaken sitter i hålen!

Çevirisi tam olarak şu:

Tadı, deliğinde!

Çok fantastik değil mi?

Son olarak, ülkenin sayılı seyahat acentalarından Nazar Turizm‘in geçtiğimiz haftalarda ana sayfasında olan, ancak gelen tepkiler ile silinen yazısını alayım buraya.

Kreta’daki (Yunanistan) tüm otellerimiz kadınlar tarafından işletilmektedir. Eğer olur da ortalarda bir erkek yönetici görürseniz şaşırmayın. Yine içiniz rahat olsun. Çünkü mutlaka o erkeğin üzerinde, tüm işlerin derli toplu olarak organize edilmesinden sorumlu bir kadın vardır.

Bu yazıyı yazdım ama biraz rahatsız oldum kendi yazdıklarımdan. Klasik bir feminizm düşmanı erkek görüntüsü vermişim gibi duruyor tüm blog post. Ve üstelik abartılı duruyor. 3 defa okudum, yanlış bir şey mi yazıyorum, çok mu subjektifim diye. Ancak verdiğim örneklerin hepsi politically correct olmaya çalışan medyadan ve kendi gözlemlerim.

Dün gece de geç saatlere kadar İsveç blogosferinde ve gazetelerin sayfalarında gezindim. Birinci konu, hiç kuşkusuz Wikileaks kurucusu Julian Assange hakkındaki tecavüz iddilaları. Baya bir materyal topladım. Güya bu yazı 1. bölüm, Assange olayına değindiğim bir sonraki yazım ise 2. bölüm olacaktı. Bu yazıyı bile isteyerek yayımlamazken ikinci bölümü yazar mıyım, bilmiyorum.

Bookmark and Share

Sırça Köşk’de Hiçbir Şey Kutsal Değil

Çok üzgün ve kızgın olduğun anlarda duygularını bloga dökmekten kaçınacaksın. Hele bir de seni kızdıran şeyler hakkında nasıl bir tavır takınman gerektiğini bilemiyorsan, o güne kadar kendine ilke edindiğin ”olmazsa olmazların” gerçek hayatta sallandığını farkedip, prensiplerin yeniden gözden geçirilmek zorunda olduğunu düşünüyorsan, en iyisi sıcağı sıcağına o konuyu yazmayı boşvermek. En azından birkaç gün bekleyip, daha salim kafayla hoyhoyların indiğinde o konuyu işlemen daha akılcı.

Arada bir okurlarla tartıştığım olmuştur. Bazen onlarda ”sırça köşkünden bildiren adam” izlenimi yarattığım doğrudur. Burada sırça köşk olarak neyin anlaşıldığı önemli oysa. Temiz sokaklar (ki temiz değiller), sosyal haklar, güzel ve sokağa işeyen kızlar aslında benim sırça köşk tanımıma girmeyen şeyler.

Benim Sırça Köşk’ümde, geceleri kulaklara dillerin girdiği, tuvaletlerinde gang bangların döndüğü barlar sokağının bittiği yerde, parkın içinde, cuma günleri dolup, taşan cami var. Somalili, Iraklı, Türk, Kürt, zenci ve beyaz müslümanların gittiği caminin 100 metre karşısında, mini eteklerinin altından donlarını aça aça oturan kızların bulunduğu açıkhava birahaneleri var. Sonra blog yazan bir dışişleri bakanı var. Dışişleri bakanının hristiyanlığı ve noeli saçma bulan 17 yaşındaki oğlunun tuttuğu blogu var. Blog demişken, unutmadan; kraliyet ailesinin biricik prensesi için ”sosyetik amcık” diye başlık atan, ödüllü, politik blog yazarı var. Metroda kartımı gösterip, geçtiğim türbanlı hintli görevli var. Başka bir türbanlı, posta paketlerimi aldığım ofiste çalışan Pakistanlı kız var. Evin altındaki markette çalışan transseksüel var. Yemek yediğim restorana tişört ve kot içinde, ailesi ile eskortsuz gelen, serviste sırasını bekleyen, Türkiye kökenli milli eğitim bakanı var.

Belki de bu yüzden, bazılarınızın ”hariçten gazel okumak’‘ diye tabir ettiğiniz gibi, ”hak ve özgürlükler şudur, böyle olmalıdır” tarzındaki söylemlerle haddimi aşıyor olabilirim. Özgürlük hissinin ve bu hissin garantörü olan sistemin bana verdiği sarhoşlukdan olsa gerek. Mazeretim budur.

72 milletin ve kültürün, 30 değişik dinin yer bulduğu bu ülkede, bu Sırça Köşkte, bu kadar ayrı telden çalan insanlara rağmen 14 yıl boyunca kan, şiddet, kavga ve tehdit gördüğüm pek olmamıştır. En son bir sokak kavgası ne zaman gördüm? Cidden hatırlamıyorum.

O yüzden geçtiğimiz günlerde, Uppsala Üniversitesi’nde bir sunum yapacak olan sanatçı Lars Vilks‘in 2010 yılında, farklılıklara, aykırı görüşlere büyük toleransla yaklaşan bu ülkenin, bağımsız ve herşeyin tartışılabileceği bir mekanı olan üniversitesinde yapılan saldırı beni derinden etkiledi.

Kısa bir özet geçecek olursam; geçtiğimiz sene, İsveç’in küçük bir şehrinde, ifade özgürlüğü ve tolerans üzerine bir sanat galerisi açılışına davet edilen Vilks, galeri sahipleri tarafından galeriye bağışlanmak üzere ayaküzeri bir çizim yapmaya zorlanır. Bunun üzerine Vilks, ideal anlamda bir ifade özgürlüğünün olmadığını göstermek için (ne yazık ki), sonradan gelecek tepkileri de o anlık yaptığı sanat eserinin bir parçası olarak algılanmak üzere bir kağıt parçasına müslümanların peygamberi Muhammed’i çizer. Muhammed’i bir köpek olarak çizen Vilks’in buna benzer bir başka eski çalışması ise İsa’yı pedofil olarak tasvir etmesi.

Galeri yönetimi bu çizimi ilk önce gösterime koysa da, gelen tepkiler üzerine hemen indirir. Ancak orada bulunan bir gazeteci bu olayı medyaya taşır ve o günden sonra ortadoğuda yakılan İsveç bayrakları, telefona gelen tehdit mesajları, polis koruması, arabaya binerken bomba var mı diye kontrol etmek vesaire Lars Vilks’in günlük hayatına girer.

Bu izleyeceğiniz video, geçtiğimiz günlerde Uppsala Üniversitesindeki sunumu esnasında saldırıya uğrayan Vilks ve salonda atılan tekbirler üzerine.

Üniversitenin anlamını bilenler ya da en azından bir yerde okumuş veya hatırlayanlar için… Burası bir üniversite!

Yazımın başında, prensipleri ve ilkeleri gerçek hayatla bağdaştırma çabasının, zaman zaman verdiği yenilgi hissinden bahsetmiştim. Bireyin inanç, yaşam, eğitim özgürlüğü konusunda görüşlerimi biliyorsunuz. Bu sebeple İsviçre cami minarelerini yasaklarken, Fransa burkayı yasaklarken, Türkiye’de türban takanların üniversitelere girmesi yasakken, tüm bunlara karşı olduğumu fırsat buldukça belirttim. Ancak yukardaki görüntüler beni ciddi anlamda düşünceye sevkediyor. Bu kutuplaşmanın çözümü nedir? Düşünce ve ifade özgürlüğünü bir kenara ”azıcık” koyup, Sırça Köşk’ü tehlikeye mi atalım? Ne adına vazgeçelim Sırça Köşk’ten? Şu videodaki, insan kılığına girmiş ”şey”lerle uzlaşmak adına mı? Değecek mi? Sonucunda nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz? Biz gerçekten beraber ve barış içinde yaşayabilir miyiz? Barış içinde yaşamak derken, koyun gibi değil ama. Düşünerek ve düşündüğünü ifade edebilerek…

Sanat eleştirmeni değilim, sanatın ne olup ne olmadığını en iyi açıklayabilecek kişi de değilim. Ancak sanatçının görevlerinden biri de provoke etmek değil mi zaten? Sanatı, masaya koyulan bir lahanayı resmetmekten veya siyasetci taklidi yapmaktan öteye götüreceksek biraz daha provokatif olmak gerekmiyor mu?

Sorular ve cevapları… Hem zor, hem çok kolay…

Bakacağımız örnekler var mı bu problemi çözerken? Bilmem ki… Şöyle bir örnek var. Ama ”o başka bu başka, benim kutsalım, onun kutsalı, hassasiyetler” diye geviş getirenler, anlamaya çalışanlardan fazla olacaktır. Hem de ”peki, hadi” desen, nerden baksan 200 yıl var oraya gelene kadar.

Magnus Betner Sırçalı Köşk’ün dikkate değer stand up komedyenlerinden biri. İsveçlilerin espri anlayışı bizimkilere benzemez, soğuktur daha çok. Ama tutuluyor bu çocuk kendi memleketinde.

Inget Är Heligt (hiçbir şey kutsal değil) adını verdiği turnesinin bir ayağını methodist kilisesinde yapıyor. Bu gösteri Tv de de yayımlandı. Video İsveçce olsa da ilginç bulacağınız ayrıntılar olabilir. Hepsini seyretmenize belki gerek yok. Ama 01.24 ile 01.32 arası önemli. Magnus orada şöyle diyor: ”yesus va gey” diye başlayan bölüm.

İsa tabii ki homoseksüeldi. Eğer öyle olmasa, o kıyafetler içinde 3 yıl boyunca 12 erkeğin arasında kalır mıydı?

Bu bölümde, kilisedeki izleyicilerden gelen yüksek sesli kahkahalar var. Gösterinin diğer bölümlerinde, İncildeki ensest ilişkilere dahi referans veren espriler var. Herkes gülüyor mu? Tüm videoya bakarsanız, suratı asılmış bir şekilde oturan bir kesim de var. En arka sırada papaz oturuyor. Zaman zaman gülümsüyor, zaman zaman rahatsız olduğu belli. Kavga, tehdit, bağrışma-çağrışma? Yok!


Magnus_Betner_-_I_ditt_ansikte_-_Standup_i_kyrkan
Uploaded by kukuriku1907. – Full seasons and entire episodes online.

Bookmark and Share

Parası Az Gelen İsveçli Kumbarayı Kırdırıyor

Öğrenci kredisi veren kurumdan düzenli mektup geliyor eve. Şu kadar borcun kaldı, bu kadar faizi bindi, şöyle bir ödeme planın var bu yıl için vs… Resmi kayıtlara göre işsiz göründüğüm için 2010 yılında oldukça düşük bir rakam ödeyeceğim.

Ne kadar eleştiri getirirsem getireyim, bu sosyal devletin hakkını da ödemek zor olur gibime geliyor. Benim hiçbir şeyi beğenmemem, çatık kaşla eleştiri getirmem biraz da Türk şımarıklığı. Elin adamı, seni senden daha fazla düşünüyor. Bu öğrenci kredisi dediğin şey benim zamanımda 7200 kron civarındaydı (yaklaşık 1500 TL) aylık. Bunun 2400 kronu, geri ödemeni gerektirmeyen bölümü. Sana hibe ediyorlar bu rakamı her ay. Geri kalan 4800 kronu ise eğitimin boyunca borç olarak alıyorsun. Bu arada yurtdışına dil öğrenimi veya başka bir eğitim için gideceksen, 40 haftaya kadar olan eğitim programları için de bu miktar veriliyor.

Bunun yanında kirada oturanlar için kira yardımı, hastalık parası, 300 işgünü boyunca maaşının % 80 ini verdikleri işsizlik parası gibi bir ton sosyal güvence dahilinde olan yardımlar var. Ancak bunlardan yararlanmak için bir sürü form doldurup, özel hayatını sosyal hizmetler dairesinin arşivine koyman lazım. O yüzden ne hasta oldum bugüne kadar, ne de ihtiyacım olduğu anlarda kira yardımı aldım. Bir de yarın öbürgün sarıkafanın biri sohbetin ortasında ”hem ülkemize geliyorsunuz…” diye bir cümleye başlarsa ”siktir lan” diyebilmek için.

Yalnızca 10 yıl önce çalıştığım şirket iflas edince, iyi bir maaşın işsizlik sigortasına denk gelen kısmını uyanık bir manevra ile 300 değil, 599 iş günü boyunca yedim. Üzerine bir de barmen olarak çalıştığım için bahşiş ve kayıt dışı maaşımla birleştirip, paranın münasip bir yerine yerleştirdim.

Barı işleten adamı tanıyordum önceden. Şansım ve çevrem olduğu için dört ayak üzerine düşmüştüm. Bir İsveçli hayatta bu kadar kıvrak olamıyor ama. Yabancılar şikayet edip, zırlarlar çokca. Fakat yeraltındaki o muazzam şebekenin görünen ve görünmeyen kısımlarına ulaşma şansın vardır her zaman, bir karakafa olarak İsveçli’den daha çok.

Doğu bloku tayfasında iyi kontakların varsa, Rusya’dan getirilen kaçak havyarı restoranlara el altından satabilirsin. Yine bu tayfanın elinde tuttuğu illegal inşaat sektörü kaynakları ile evinin restorasyonunu bir İsveçli’nin getireceğinden % 50 daha ucuza da getirirsin. Bir Asyalının sahip olduğu restoranlar zincirine ait tüm işletmelerin, XP windows işletim sistemi altyapısı ile çalışan yazarkasalarını manipule ederek kendine kayıt dışı, bir İsveçli üst düzey yöneticinin vergi çıktıktan sonra elinde kalan maaşına mütekabil geliri de tedarik edebilirsin. (Şimdi bakıyorum da, bu kadar malzemeden aslında iyi bir roman çıkar).

Peki ülkedeki sıradan bir AB ülkesine göre oldukça iyi olan sosyal haklarına rağmen, kişisel ekonomisi birazcık sekteye uğrayan, günlük hayatta sosyal ağı çok da geniş olmayan Svensson ne yapar? Evinde oturup keyfine mi bakar? Çünkü daha önce çalıştığı işinde aldığı maaşının % 80 i de az bir rakam değil hani. Eğer hiç adamakıllı bir işi de olmamışsa yine dört ayak üzerinde. Çünkü kirasını, toplu taşım kartını, internet bağlantısını tamamen sosyal büro ödüyor. Bunun üzerine evde aş bekleyen kafa sayısına göre alçalıp yükselen bir indeks var. 1,5 kişilik çekirdek isveç aile yapısından 8 çocuklu Somalili mülteci ailelerine kadar günlük 3 öğün yemekten ve üstüne başına alacağın kıyafetleri de hesaplayıp, her ayın 25 inde parayı hesabına yatırıyor devlet baba.

Sosyal araştırmalar bürosunun 4 hafta boyunca katılımcılara açık tuttuğu, katılanların kimliğinin gizli tutulacağı garantisi verdiği ankete göre, devletin verdiği paraya tamah etmeyen Svensson fuhuşa yöneliyormuş. Anket sorularını kendi gözlerimle görmediğim için ”pazarda limon satmak” bir şık olarak sunulmuş mu bilemiyorum. Sunulsaydı da farklı bir sonuç çıkmazdı ama.

Ülkenin güneyinde, Danimarka’ya yakın olan Skåne bölgesi ile sınırlı tutulmuş bu araştırmada, 2010 yılının ilk 3 ayı içersinde internette kendini pazarlayanların sayısının 160 olduğu belirlenmiş. Tüm 2009 a göre % 100 artış var deniliyor raporda. Bu 160 kişinin 40 ı erkek. Tüm dünyayı saran ekonomik krizin, herşeyin rakamlarla, istatistikle ölçülebildiği ülkesi İsveç’deki yansıması bu. Sosyal büronun dediğine göre fuhuşun artık neredeyse tamamen internete taşınması, bu araştırmayı yapmalarını kolaylaştırmış.

Anna adında, 30 yaşında, normal hayatında bir işi olup, eskortluğu ekstra gelir için yapan kadın da tv deki röportajında ilginç birşeye değindi. Fuhuşun internete taşınmasını pozitif olarak değerlendiren Anna, bu sayede aracılara ihtiyacı kalmadığından ve müşterilerini daha karşılaşmadan seçme şansı olduğu için mesleğin tehlikelerinden korunabildiğini söyledi.

Türkiye’de halk arasında ”internet yasası” veya ”5651” adı ile bilinen kanun, içerdiği bir madde ile internet üzerinden fuhuşu teşvik edeceği gerekcesiyle serbest çalışan seks işcilerinin kendi hizmetlerini bir web sitesi ile tanıtmasına, müşterilerini kendilerinin seçmesine ve aracılara para kaptırmadan emeklerinin karşılığını almalarına engel oluyor. Hayatını bu yolla kazanmayı seçmiş insanları zorla sokağa ve pezevenklere mahkum ediyor.

Aile bakanının homoseksüelliği hastalık olarak görmesi, aile içi cinsel taciz, evde cinsel şiddet ve seks işcilerinin sorunları gibi aslında birincil derecede önemli konularda, literatürdeki adı ile ”seksüel politik” i ajandası yapacak, partilere bağımlı veya partilerden bağımsız kişilere ve organizasyonlara ihtiyaç olduğu çok açık.

Bookmark and Share

İşeyen Kız Modası Türkiye’ye Gelmesin – P.tesi Notları # 14

# İki sene oldu galiba blogun tasarımı ile oynayalı. Sanki tekrar zamanı geliyor gibi. Arada bir internette dolaşırken beğendiğim tasarımlar olursa bir yere kaydediyorum, daha sonra detaylıca incelemek üzere. Bunların arasına çok saçma sapan ve uçuk siteler de girmiyor değil. Geçenlerde FriendFeed’de paylaştım Yvette’s Bridal Formal adlı siteyi. Bence oldukça ilginç ve sıradışı olmuş böyle. Hatta büyük ihtimalle, bilhassa böyle bir tasarım kullanmış da olabilirler.

# Adam videosunu da koymuş. Hristiyanlık propagandası yapıyor diye boğazını kesmeye yeltenseler, gülmekten bıçağı süremezler gırtlağa. This Homepage gives you a free computer Study bible from Harry

Yeni tasarım falan dedim ama ne kadar ağırkanlı olduğumu biliyorsunuz. Eylül’ü bulur bu iş. Hazır o kadar vakit varken aklınızda sitenin tasarımı veya işleyiş fonksiyonları ile ilgili birşeyler varsa onları da yorumlarda veya direk maillerde alayım. Gerçi 70 milyon futbol teknik direktörüne sahip bir ülkede görüş istenince olacakları tahmin etsem de bu özgürlüğü veriyorum sizlere. Zaten büyük bir ihtimalle ben kendi bildiğim ve gücümün yettiği kadarını yine kendi kafama göre yaparım. Ama bakarsın, aradan bir cevher fikir de çıkar.

# Katolik dünyası pedofili krizi ile çalkalanırken, şimdiki Papa’nın da henüz Papa değil de kardinal Ratzinger iken tacizci papazları koruduğu ortaya çıktı. Yakında İngiltere’yi ziyaret edecek olan kırmızı kukuletalı ihtiyarın bu yaptığı yanına kar kalacak mı yoksa tıpkı Şili’li faşist diktatör Augusto Pinochet‘nin başına geldiği gibi İngiltere topraklarına ayak basar basmaz tutuklanacak mı? Böyle bir tutuklamanın mümkün olup olmadığı konusunda Richard Dawkins, yine kendisi gibi ateist olan yazar Christopher Hitchens ile beraber çaba gösteriyor.

Ass Spanking’de dikkat edilmesi gereken şeylerden biri de poponun loblarına şaplağı eşit olarak paylaştırmak. Lobların ikisini de iyice benzetmek lazım ki, kendini köteklettiren aklı eksik, oturmaya çalıştığında canı adamakıllı yansın.

İsvçire’de cami minarelerine yasak geldiği zaman, aklı ve fikrini misak-ı milli sınırları dışındaki gerçekliklerle de zenginleştirmiş olanlarımız bunun son derece yanlış bir uygulama olduğunu, inanç özgürlüğüne ve dolayısıyla da İsviçre anayasasına aykırı olduğunu belirtmişti. İsviçrelilerin merak ettiği bir konu, niçin hristiyan ülkelere iş gücü veya mülteci sıfatıyla gelen müslümanlara kendileri cami açarken aynı hakka kendilerinin Suudi Arabistan’da sahip olamamasıydı. Videoda bunun son derece doyurucu bir açıklamasını bulacaksınız.

Tabi ki inanç özgürlüğü korunması gereken bir özgürlük. Ancak bu özgürlüğün tanınması, inanılan şeylerin çoğu zaman oldukça dandik şeyler olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Beraberce izledik. Gerçi aramızdan yorumlar bölümüne ”din bu deYİL” şeklinde yorum yapacak olanlar da vardır. Onların loblarına loblarına hep beraber veririz.

# Vespa, 1946 dan beri çok kişinin gönlünde yatan bir taşıt aracı. Econogo adlı şirket tarafından şimdi şarj edilebilir akülü, benzinsiz çalışan Vespa piyasaya sürülüyor. Fiyatı 2000 pound. Yani yaklaşık 4500 TL ediyor galiba. Siyah ve bej renkleri var. Bilemiyorum motorlu taşıt muamelesi mi görür de üzerine fiyat biner mi gümrükte bu aletin? Eğer değilse popüler olabilir Türkiye’de.

# Avrupa’dan demokrasi dahil herşey geldi Türkiye’ye. Allah eksik etmesin, daha da gelsin. İki eliyle bir ski doğrultamayistan’ın ihtiyacı var bu tarz muassır medeniyet seviyesi emarelerine. İster özümseyerek, ister yüzeysel…

Yalnız bazı şeyler var ki, liboş olan ben dahi onları bu güzel vatanda görmek istemem. Ocak ayının eksili, buzlu bir Stockholm gecesinde, şehrin tarihi, turistik merkezinde bir barın çıkışında gördüğüm, yolun kenarında sıyırmış işeyen kız, bu cennet vatana gelmesin mesela. Hayır, direk olarak o görüntüden rahatsız olmuyorum. Sonrasında olabilecekler biraz rahatsız edici. Ne istediğini bilen kadının vazgeçilmezi olan cunnilingus ifa edilecek, omza alınan bacaklar kavranıp, bileklerin iç tarafı öpülecek.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Tiranlığa Karşı Özgürlük Mücadelesinde, Genelevlerde Ücretsiz Seksi Destekliyoruz

Norveçli 60 kadın ve 30 erkek, gönüllü seks işcisi oluyor. Açılacak 5 adet genelevde, vizitesiz, sevabına seks yapacak bu 90 kişi. Norveç’in 4,5 milyonluk nüfusu içinden 90 kişi gönüllü olmuş. Bu tip karşılaştırmalar yapmak saçma, ama yapmadan da duramıyor insan: Kaba bir hesapla, 70 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 75 adet bedava kerane ile 1350 gönüllü kadın, erkek karışık orospuya tekabül ediyor bu.

Bu toplu hareketin bir sebebi var kuşkusuz. 2009 yılında Noreç’de yürürlüğe giren ve fuhuşu yasaklayan kanuna karşı, arkasında Fripolitisk Movement (Özgür Politika Hareketi) adlı oluşumun bulunduğu bir protesto bu.

Norveçli aktivistleri bu harekete iten sebebin dayanaklarını da öğrenmemiz lazım.

10 yıldan biraz fazla zaman önce, demokratik bir ülke olarak anılabilecek ülkeler arasında fuhuşu ilk yasaklayan İsveç oldu. Çıkarılan kanuna göre seks satmak yasal, ancak satınalmak suç.

Hükümetteki sosyalist blok ve radikal feminist lobinin çabalarıyla çıkarılan bu kanunu hazırlama sürecine hiçbir seks işcisinin katılmamış olması ilginç ve önemli bir ayrıntı. Halka rağmen halk için mottosu, rengi kırmızıya çalan kollektivistlerin etiket bulutunda var.

Aslında kanunun kağıt üzerine dökülen özüne baktığımızda itiraz edecek çok şey yok. Özellikle eski Sovyet cumhuriyetlerinden yapılan, pasaportuna mafya tarafından el koyularak, içlerinde İsveç’in de bulunduğu AB ülkelerine seks köleleri getiren şebekelere vurulmak istenen bir darbe var. Bir de tabii yine ‘’şüphesiz biz sizin için en iyi olanı biliriz’‘ edası ile masabaşında kısa saçlı, boğazlı kazaklı, gözlüklü orta yaş ve üstü kadın lobisinin verdiği bir mücadele de var. Seks, yalnız ve yalnız iki insan arasında, o da ancak aşk olursa yapılacak birşey. Bu tanımda direkt olarak ‘’sakat’‘ diyebileceğim birşey yok. Ancak seks gibi oldukça kompleks ve insan hayatında temel olan bir olguyu bireylerin hür iradelerine bırakmadan, zorla ve kanunla regüle etmek ve bu yorumlamayı tek gerçeklikmiş gibi empoze etmek olukça faşizan bir yöntem.

Yukardan bir topluluk, sizlere bu işin para için, toplu olarak, aşk olmadan, düzensiz veya organize olarak yapılamayacağını dikte ediyor. Dini değerler, puritanizm, ahlak normları ve faşizm, bir anda kadın erkek eşitlikçiliğine soyunanlar ve sosyalistlerle aynı potada eriyor. Çok ilginç… Or not !!!

Adalet bakanı – Tipik bir sol, radikal feminist profil

Herşeyden önce insan kaçakçılığına referans verdiğimiz, uluslararası tanımlamada ‘’trafficking’‘ denilen olayın önüne, kanunun yürürlükte olduğu 10 yıl içinde geçilemediğini belirtmem lazım. Polisin ve diğer bağımsız kurumların yaptıkları araştırmalar aksine seks kölesi olarak İsveç’e getirilen insan sayısında patlama olduğunu söylüyor. Bu verileri gazetelere ve tv lere gündelik düşen haberler destekliyor. Kış soğuğunda, bir camping alanında karavanlar içinde satılan, türlü bulaşıcı cinsel hastalığa sahip, pasaportları olmayan, yaşları küçük,  Slovakyalı genç kadınlar mesela…

Bu işte tabi muazzam para var. Devletin kendisi işin içinde olup, kuralları az veya çok belirlemediği takdirde bu tip büyük gelir kaynaklarının yeraltı dünyasının elinde olması çok şaşırtıcı değil. ABD deki içki yasağı döneminde zengin olanları hatırlayalım, Türkiye’de cüzdanında döviz bulundurmanın suç olduğu yıllarda bu işi yasadışı olarak yapıp döviz ticaretine soyunanların elde ettikleri servetleri de anlatıyorlar. Piyasanın işleyiş kuralı heryerde böyle. Yasağın olduğu yerde, bu koşullarda cebini doldururken insanları sömürenler her zaman bulunacaktır.

Gelgelelim, tüm bu verilere rağmen Norveç ve İzlanda bu kanunu İsveç’den ithal ettiler 2009 yılında. Norveç ayrıca kendine göre bir düzenleme yaparak, yurt dışında para ile seks satın alan yurttaşlarına da kanuni işlem uyguluyor. Tatilde Londra’da araba kiralayıp gezenlerin, kendi ülkelerine geri dönünce yanlış şeritte araba sürdükleri için trafik cezasına çarptırılmaları ile karşılaştırabiliriz belki bunu. Tek kelimeyle absürd.

Fripolitisk Movement 5 ayrı şehirde genelev açmak çin lokaller kiraladı. Oslo, Bergen, Trondheim, Stavanger ve Kristiansand. Bu genelevlerde gönüllü olarak çalışacak aktivistlerin hizmetlerinden yararlanacak olan vatandaşlar, karşılığında ücret ödemeyecekleri için Norveç’deki fuhuş kanununa mukavemetten yargılanamayacak.

Aktivistler kendilerine Fripolitisk Movement’in ambassadör leri (elçileri) adını veriyor. Organizasyonun sözcülerinden Frank Horn Hartvedt’in dediğine göre elçiler seksten çok özgürlük konusu ile ilgililer. Ayrıca bu proje için 3 yıl çalışılmış, yani bir anda parlayıp, sönecek birşey gibi görünmüyor. Elçilerin çoğu Norveç’ten olsa da, aralarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelenler de var. 3 isveçli kız varmış gönüllüler arasında mesela. Canlarım benim… Sizlerle aynı pasaportu taşımaktan gurur duyuyorum.

Bookmark and Share

İskandinavya ve Finlandiya'da Penis Boyları, Göğüs Ölçüleri

Bu esprili görseli Önder göndermiş bana.

Cidden böyle mi, Öyleyse Finlandiya hayal kırıklığı yarattı bende

diyor.

Şöyle bir inceleyin, daha sonra hızlı ama mümkün olduğunca kapsamlı, öz bilgiler vereceğim.

Herşeyden önce Finlandiya’ya biraz haksızlık yaptıklarını söylemem lazım. Burada tasvir edilenler bir kere  Finli değil, zigenare, tattare veya Fince’de kullanılan adıyla mustalainen dediğimiz çingeneler. Gerçi Finliler’in kendi aralarında da siyah saçlı olanları az değil. Ancak özellikle çıkık elmacık kemikleri ve erkeklerinde androjen bir görüntüye sebep veren yüzhatları var.

Şu da bir gerçek ki Finli kızlar, kuzey ülkeleri kızları arasında kendi nüfuslarına oranladığınız zaman diğerlerinden daha az atraktif olabilirler dış görünüş olarak. Yani sayı ve oran olarak böyle. Yalnız Finli kızların güzelleri de inanılmaz güzel olur. Masumane bir güzellik. Kuzey’in köylüsü dememiz boşuna değildir Finliler için, kızları da köylü güzeli gibi olur ve hareket eder. Kötü anlamda söylemiyorum. Ben çok sempatik buluyorum onların bu davranış biçimlerini. Kaşarlıktan kesinlikle eser okunmaz suratlarında ve hareketlerinde. Açıkcası seks olarak da en iyi seksi Finli kızlar ile yapmanız mümkün. Çok utangaç gibi de olsalar, yatakta asla kasmazlar, örneğin İsveçliler genelde ya çuval gibi yatar ya da aşırı rahatlığın verdiği, yellenme gibi olayları da utanmadan yaparlar.

Bu arada Finliler İskandinavyalı olarak kabul edilmezler. İskandinavya haritalarında bunların ülkesi geçmez. Dillerinin ural dil familyasından olduğu biliniyor. Irkları ise bildiğim kadarı ile Cermen. Finlandiya’da yetişkinler arasında en normal ölüm şekli alkole bağlı arızalardan olan ölümler. İnanılmaz içerler. Kadını, erkeği… Bıçak taşımayı ve kavgayı severler. Bu yine ülkedeki çingene nüfusunun onlara bıraktığı bir miras olsa gerek.

Uzun bir ara not:

Fin çingeneleri, Finlandiya sıkıcı bir ülke olduğundan ve İsveç’in sosyal güvence şartları daha iyi olduğundan, kalabalık aileleri ile İsveç’e göçerler. Onları heryerde geleneksel kıyafetleri ile görmek mümkündür. Kadınları şişkin etekler ve üzeri bol aynalı, incik-boncuklu elbiseler giyer. Erkekleri ise koyu lacivert ya da gri, vatkalı kısa montlar ve muhakkak kumaş pantolon, makosen ayakkabı ile gezerler. Arka cepte muhakkak bıçak ve tarak olur. Kültür, ırk gibi ayraçlara dayanarak genelleme yapmaktan ne kadar kaçınsam da, günlük hayatta gördüğümüz kadarı ile bunlar asla bir işe girip çalışmaz. Son model gıcır gıcır steyşın Volvo kullanırlar. Steyşın arabanın esprisi; mağazalardan çaldıkları kıyafetleri veya elektronik eşyaları steyşının arka tarafında seyyar dükkan gibi açarak satmalarıdır. Bu arabaları olur olmaz yere parkedip, yazılan cezaları da ödemezler. Bu cezaları ödemekten kurtulmak için arabaları ailenin en küçük fertlerini üzerine yazarlar. Çocuklar 18 yaşına geldiklerinde milyon kronluk park cezaları borç olarak bunlar biner. Hiçbir zaman çalışarak ödeyemeyecekleri, çalışırlarsa da maaşlarından otomatik olarak kesileceği için, kriminal yolda devam etmek onlar için neredeyse tek çare olarak kalır.

Bu bilgiler ışığında Finli kadın ve erkekleri yukardaki betimleme ile eşleştirmek yanlış bilgi vermek olur. Göğüsler genelde küçük, görselde İzlandalı kızlara atfedilen gibi tasavvur edilebilir. Erkeklerin penis boyunu tam bilemeyeceğim. İnce ve solucan gibidir diyen biri olursa şaşırmam ama. Erkekleri çok sağlıksız görünür bunların genelde. Zayıf, soluk, renksiz, içe dönük olurlar. Yukarda belirttiğim gibi, hatırı sayılır bir bölümü hayatlarını alkolizm ile sonlandırır.

Danimarkalılar genelde utanmaz, asi ve kendilerini bir bok zanneden ulustur İskandinavlar arasında. Dillleri çirkinlikte Fince ile yarışır. Bir nebze diğer kuzey ülkelerine göre daha Avrupalıdır bunlar. O yüzden açıkcası kadınları açısından çok da dikkate değecek birşey yazamayacağım. Karakteristik bir Danimarka kadını nasıl olur, bir fikir edinmiş değilim. Bunların erkekleri diğer kuzey ülkeleri erkeklerine göre daha doğru düzgün tipli olurlar. Kuzeyli olmanın o tekdüzeliğini biraz esmerlikle kırabilirler. Görünüm olarak daha erkeksi oluyorlar. Yukardaki illüstrasyonda tam hakkını verememişler. Bana hep averaj penisleri varmış gibi gelmiştir. Şunu doğru yakalamış illüstratör; bunların erkekleri de daha kendileri ile barışıktır.

İzlandalı erkekler için söyleyebilecek fazla birşey yok sanırım. Bunlar Finli erkeklerin biraz daha normal tipli olanıdır diyeyim. Daha adam gibi adam olurlar. Kuzey ülkelerine çalışmaya gelip çok iyi entegre olurlar, dışardan farkedemezsiniz. Kadınlarda soyadı Gudrunsdottir, Emmanuelsdottir gibi bir sürü gacı var. Bunların kökeni adalıdır işte. Üzerinde küçük boy atlardan ve gayzerlerden başka hiçbirşey bulunmayan bu adadan gelen kızlar, aksine çok sıcakkanlı, güleryüzlü olurlar. Yukarda vücut özellikleri hem kadınlar hem de erkekler için oldukça iyi resmedilmiş. Kızlarının atraktiv olma oranı belki çok fazla değildir ama tatlı ve masum bir havaları her zaman olur. Seksi çok severler. Komplekssiz ve iyi sevişirler.

Norveçli erkekler ve kızları dışgörünüş olarak birbirinden ayırmamış arkadaş. Aslında doğru bir tespit. Bugüne kadar ne çok güzel, ne de çok çirkin bir Norveçli kız ya da erkek görmedim. Bunların cümlesi, bir köyün içindeki 6-7 ailenin birbiri ile çiftleşmesinden oluşmuş gibidir. Norveç zaten Kuzey Avrupa’nın köylüsü olarak kabul edilir. İsveçli kadınların dediğine bakılırsa erkeklerinin penisleri aynen yukarda resmedildiği gibi. Ancak  bu gerçekten metrik bir ölçüm mü, yoksa diğer pozitif özelliklerinden dolayı kadınların Norveçli erkeklere verdiği sempati puanı ile şişirilmiş bir söylenti mi? Norveçli erkeklerin pozitif özellikleri arasında, ülkenin refah seviyesinin şu anda petrolden dolayı diğer tüm kuzey ülkelerinden yüksekte olması vardır. Paradan daha seksi ne var? Bunların cebi doludur, boyunlarında altın kolye olur. Sarı saçlarının altına beyaz gömlek giymeyi severler. Dilleri kulağa çok eğlenceli gelir, genel tavırları da öyle. Kadınları güldürür, eğlendirir, hesapları öderler. Kakara kikiri yapmak için birebir olsalar da köylülükleri zamanla sıkabilir. Kızları sıkılgan ve içine kapanıktır, diğer burada bahsettiğimiz cinsdaşlarına nazaran.

İsveç… Yine başarılı çalışmış illüstratör burada. İsveçli kızların göğüsleri maşallahtır. Çok güzel şekilli ve dolgun olurlar. Evet, belki sırf İskandinavya ve kuzeyde değil, tüm dünyada kemik, yüz hatları vesaire baktığınız zaman, kızları ülkenin toplam nüfusuna kıyasla en fazla sayıda güzel hatunun olduğu ülke diyebilirim. Geldiğim ilk yıllar kafayı yeme durumu olsa da zamanla bal yiyenin baldan usanması durumu, çok çekici bulduğum bir ırk değil. Şimdi burada objektif olmaya çalışıyorum ama…

Ayrıca bu hatuncuklar seks konusunda oldukça iticidirler. Belki de ülkede bu kadar güzel hatunun bulunması bunların herbirinin kendine olan güvenlerinde derin yaralar açmaktadır. O yüzden yazın Alanya, Marmaris’e gittiklerinde halıcı ve dericilerden gördükleri ilgiye, onlarla deliler gibi sikişerek cevap verirler. Bu gariban oğlanlardan bazıları da hem bunlarla beraber olmak için, hem de Tr den götlerini kurtarmak için atlayıp Svea Rike’ye gelirler. Ancak o deliler gibi sevişen kızın yerine, binbir türlü psikolojik rahatsızlık ve güven sorunu yaşayan sinir enkazlarının koyunlarında bulurlar kendilerini. Hoş, bu Türk oğlancıkların arasından şanslı olup ta adam gibi hatunlara bile rastlayanlar ülkede bir kış gördükten sonra zırlamaya başlarlar.

Aaabbbi yeaaa… mmınakkoyiim, Allanya’da kraldım ben biliyon mu?. Üç tane derimont satyordum, aylık masrafım çıkıyodu. Sonra gelene gidene koyuyodum. Geldim bu siktiimin memleketine ayarım bozuldu şerefsizim. Nerden düştüm ben buraya?

Bu konuya fazla girmeyelim isterseniz. Konumuz iblisin yeryüzündeki suretleri değil çünkü bu postada.

Yukardaki tabloya bakınca, İsveçli erkeklerin penis boyları yüzünden utangaç olduğunu zannetmiyorum açıkcası. Çünkü Türk’ün ortalaması bu adamlarınkinin yanından geçmez. Gayet sağlam alet, edavat vardır arkadaşlarda. Ancak bunlar da psikolojik vak’a oldukları için sürekli kendilerini yetersiz görmektedirler. Bunda, artık son derce yerleşik ve karşı çıkması kesinlikle tabu olan feminizmin onları mental olarak da kısırlaştırmasının rolü vardır.

Mental olarak iğdiş edilmiş İsveçli erkek, kendi istekleri sorulmadan feminizme zorlanan İsveçli kadını asla tatmin edemez uzun vadede. Her genç İsveçli kız, iyi işi olan, sarışın bir İsveçli erkek ile izdivaç yapmak, kırmızı renkli bir villada oturup, bir köpek sahibi olup, 2-3 çocuk yapmak ister. Bu emeline ulaşır ulaşmaz, mahallenin sıhhi kurallara asla uymayan, kasasına sürekli siyah para basan, kıllı, arap kökenli pizzacısına, çocuklarını volvosuyla okula bıraktıktan sonra, restoranın önünden geçerken verir.

Edit: Seyretmiyorum Big Brother gibi programları. Bu postanın üzerine bir arkadaş göndermiş, ”sizin orada böyle mi yapıyorlar o programı?” diye. Cidden bakmıyorum, ama gazetelerin bazen başsayfalarında okuyordum haberini. Anders ile Helga yorgan altında blablabla diye… Ben de ilk defa görüyorum sizler gibi.

Best Of Big Brother Sweden – Watch more Funny Videos

Bookmark and Share

Arkadaşlık Sitesi Üyelerine Oral Seks Armağan Ediyor

iPhone’umda bir gariplik var, ekranda pil full gösterdiği halde şak diye kapanıverdi. Tekrar başlatmak istediğimde pilin boşalmış olduğunu anladım. İşte sırf bu iphone’suz kalmam yüzden eve dönerken metro ve otobüs duraklarında dağıtılan bedava gazete metro yu elime almak zorunda kaldım. Bu arada belirteyim, bir süre önce İstanbul’da da dağıtılan ancak ekonomik krizden payını alarak piyasadan çekilen Gaste‘nin arkasında da bu Metro’nun bağlı olduğu kuruluş vardı. İphone aldığımdan beri yolda gazete okumuyorum artık. Bir yılı geçti herhalde. Bir de zaten gazetede okuyacak ne var ki? Asparagas, abartı ve manipule edilmiş haberler dışında.

Bakın mesela, ilk gözüme ilişen haber şu:

Arkadaşlık Sitesi Üyelerine Oral Seks Armağan Ediyor!!!

Haberi iç sayfadan okuyunca görüyorum ki dating.se adlı sitede bir hesabı bulunan 5.sınıf İsveçli porno yıldızı Barbie Swede‘den başkası değil bu ağıza alma aktivitesinin arkasındaki kişi.

Size hatunun kendi sitesinin adresini verdim ama… Şimdi bende bu çift pasaport olayı olduğundan iki ülkeye de az-biraz bağlılık durumu var. Türkiye’nin kötü yönlerini pek deşmem sarıkafaların yanında. Ama aynı şekilde İsveç’in de kötü yönlerini fazla irdelemek istemiyorum size karşı. Açıkcası İsveç gibi bir ülkenin porno yıldızı çıkarıyorum deyip de ortaya ancak Barbie Swede’i atabilmesi utanç verici. Bir de Puma Swede var, ama yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olur sizleri ona yönlendirmek.

Barbie Swede denen zat, dating.se deki hesabına 10 bininci maili gönderecek kişiye oral seks armağan ediyor anlayacağınız. Sitenin diğer üyelerinden olan hanım hanımcık kızlarımızdan Sara bunu ”fuhuşla eşdeğer” tutuyor, site üyeleriyle yapılan kısa röportajlardan anlıyorum ki bu görüşünde de yalnız değil. Sara şöyle diyor:

Bu fuhuşun başka bir yolu. Evet, belki para almıyor karşılığında ama 10 bininci kişi kendisini emzirdiğinde bunu aşkından yapmış olmayacak. Oysa ben burada aşkı arıyorum mesela. O yüzden kendimi azgın erkeklerin önüne bir orospu gibi atmıyorum.

Sara’nın ve dünyanın diğer yerlerinde bu tip sitelere üye olup aşkı arayanların aptalın önde gideni olmalarını bir tarafa bırakacak olursak, ve hatta Barbie Swede ve site sahibinin masa altından anlaştıkları ihtimalinin de gözardı edecek bile olsak, burada biz ”normal” insanlar için alınması gereken önemli bir, iki ders var.

Devlet babanın (veya eşitlikten dolayı ”annenin” diyelim) söyleyeceği birşey tabii ki olmuş bu olay üzerine. Şans oyunlarını denetleyen kurulun basın sözcülerinden bir kadın, bunun fuhuş gibi algılanmasına rağmen İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediği görüşünü belirtmiş. Canım ülkem İsveç’in, ütopist sosyalizmin verdiği gaz ve feminizm baharatı ile bu bokları pişirip önünüze getirdiği ve defaatle de belirttiğim gibi fuhuşu yasaklamış bir parlamentoya sahip olduğu için daha fazla gürültü çıkacaracaklarını zannediyordum. Ancak bu sefer kendi silahları ile vurulmuşa benziyorlar. Sebep ise şans oyunları denetleme kurulunun basın sözcüsünün demecinde gizli. Kadın diyor ki;

Oral seksin maddi bir değeri olmadığı için kumar veya şans oyunlarının karşılığında verilecek bir mükafat olarak değerlendiremiyoruz.

Oral seksin ”değeri” olmadığından bahseden kadına bakıyorum. Bıraktım oral seksi, herhalde eline en son 1976 yazında almış olmalı. Kılık kıyafetinden de sosyal demokrat partiye oy verdiğini çıkarıyorum ama… Ki öyleyse, cidden de ağza almanın bir değeri olsa bile bundan onun yine haberi olmazdı. Çünkü fuhuşu yasaklayan kanunu getiren de onlar. Dolayısıyla bu iş artık yeraltına ve mafyanın eline indiği ve kamping alanlarında karavanların içinde icra edildiği için tarifelerden de haberleri olmaması doğal.

Oysa araştırmacı bir gazetecinin hazırladığı tv belgeselinde benim gördüğümü bu kadın kaçırmış. 2009 yılında İsveç’de, bir çalılık arkasında, kolunda artık iğne vuracak damar kalmamış bir crack whore un dişsiz ağzına pipisini sokmak isteyenler yaklaşık 80 avroyu gözden çıkarmalı. Bu narkoman fahişlerin çoğu Made in Sweden… Hem de en az IKEA kadar. Yok ithal mal kullanırım diyorsan Sırp, Rus ve Arnavut mafyasının doğu blokundan kaçırıp, pasaportlarını alıkoyup, darp ederek çalışmaya zorladığı 14-15 yaşındaki kızlar da var. Ama oralara araştırmacı gazetecilerin de kolları ulaşmıyor. Belki de yukardan birileri diyordur, ”aman bunları deşme, bir kanunumuz var harika, dostlar alışverişte görsün, bizde fuhuş yok, istatistiklerin şahane havasını bozma!!!”

Velhasıl var yani bir fiyatı ağza almanın. Esasında bir gariplik de şu; continental fuhuş kuralları (continental breakfast gibi oldu ama) na göre, en azından benim bildiğim kadarı ile böyle ağza almanın fiyatı falan ayrı koyulmuyor. Bir temel hizmet var, ki bu ”fucking & sucking” dir, buna tek bir fiyat, yani flat-rate uygulanır. Gel gelelim ki piyasaya devlet eli ile böyle müdahale olduğunda demek ki işin çivisi çıkıyor.

Bu postadan çıkaracağımız hisseleri sizler için özet olarak maddeleyeyim. Ama önce ev ödevi olarak Berlin’de Türklerin açtığı o çok ünlü Artemis adlı kulübe bir göz atın. Göz atarken de şunu düşünün. 60 lı yılların cinsel özgürlüğünün ve pornografinin merkezlerinden İsveç’de dişsiz bir narkoman ile oral seks yapmanın fiyatı Artemis’e giriş parasıyla aynı. Bu iki ülkenin politikacıları arasında hangisinin halk sağlığına, çalışanların sosyal güvencesine, girişimcinin parasına ve fikrine sahip çıktığını kendi aranızda tartışın.

Sonra yasaklanan şeylerin yeraltına inmesiyle kontrolünün zorlaşması ve mağdur durumda kalanlara devletin yardım elinin ulaşamaması ve en niyahetinde örnek olarak ABD deki içki yasağı esnasında kaçakcıların zengin olması, Türkiye’de 70 li yıllarda döviz alışverişinin suç olması yüzünden de döviz alıp, satan bir sürü işini bilir insanın zengin olmasıyla fuhuş yasağı uygulayan ve bu kanunlarını diğer AB ülkelerine ihraç etmek isteyen İsveç’in insan tüccarları için en karlı iş yapma imkanı olan ülkelerden bir ihaline gelmesi arasındaki ilişkileri bulmaya çalışın.

Bir de şunu şeyediverin bir… ABD gibi ”bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” in başmerkezinde, hem estetik olarak daha göze hitab eden porno yıldızlarının çıkması, hatta aralarından kafası çalışanların ve yetenekli olanların (Sasha Grey gibi) Holywood’a da sıçrayabilmesi örneğinin karşısında bir de ”sözde” kadın haklarının kalesi olmaya çalışan, ama kolay para kazanmayı seçen ”kadın vatandaşları” arasından Puma Swede veya Barbie Swede (bunlar ne sikim milliyetçi isim tercihidir yahu?!) gibi trajik örnekler çıkarmaktan öteye gidemeyen orta sınıf insanlar ülkesini karşı karşıya koyun.

Bu postanın anafikrini oluşturan som cümlem ile beraber Puma Swede’i İsveç milli kıyafetleri içersinde tarifeyi gösterirkenki bir fotoğrafı için üşenmeyip, bloga kullanıcı isminiz ve şifrenizle giriş yapmanız gerekecek. Aşşağıdan…

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Rysk Bonnflicka

Okunuşu – Rüyssk Bunnflikka (taşralı Rus kızı)-

Hiç kuşkusuz pikniğin en güzel kızı o olacak. 6-7 tanesi arasından.. Ama bu diğer kızlar veya onların erkek arkadaşları tarafından farkedilecek mi onu bilemem. Güzellik göreceli bir kavram… Ve ben subjektifim…

Açık kumral saçları, yeşil gözleri, burun ve alın çevresini kaplayan çillerine sarılı yeşilli, çiçekli bir yaz elbisesi eşlik edecek. Ayakkabıları da özenle seçti. Topuğu varla yok arası bej, gösterişsiz bir ayakkabı. Bunların hiçbiri üzerinde değil ama henüz.

Kuzu etinden sosisleri de piknik sepetine koydum

diye ekledi, aceleyle bir odadan öbürüne koşar adımlarla giderken, belden yukarısı çıplak bir halde.

Ateist olmuş bir hristiyandan daha tanrısız olan ben, bu domuz eti yememe ısrarımla yine kontrpiyede bırakacağım piknikteki gayr-i müslimleri.  Sevmiyorum domuz… İlk yıllarda yiyordum. Sonradan bizim etli lahana dolmasına benzer bir yemekte hoşuma gitmeyen bir kokuya rastladım. Sordum, domuz kıymasıymış… O gün kestim domuz etini…

Rysk bonnflicka 30 una yeni girecek. Anaokulu öğretmeni. Ortak bir tanıdığımızın çocuğunun vaftizinde karşılaşmıştık birkaç zaman önce. Adı bonnflicka olarak kaldı. Taşralı yani.. Esasında iki defa yanlış bu. Çünkü ne Rus ne de taşralı. Belarus’un başkenti Minsk’ten. Ama Batı Avrupalı kızların yanında taşralı sayabilir yüzeysel Avrupalılar ilk bakışta.

Fazla karışmadım piknik sepetinin hazırlanmasına. Bir işte iki baş olmaz. Ama yardım istenilen yerde etmek lazım…

İçecekleri sen koy sepete ama, benim saçlarımı yıkamam lazım…

Ok beybi… Tamam da, ilkönce şurada iki el play station atsam sen saçını yıkarken… PES oynuyorum sadece. 30 undan sonra play station da futbol oyununa başlamış insanlarda fazla kıvraklık olmuyor. O yüzden takımları seçerken dengeli, hem hücumda hem defansta iyi, ancak yine de top kalite olmayan takımlar alıyorum. Forvetleri hızlı olmalı. Bu yüzden Nijerya veya İspanya’yı seçiyorum. Bu oyunu oynayan rakip bebeler ise ya Barcelona ya da Brezilya milli takımını seçiyor. Nadir de olsa Arjantin oluyorum… Dünyanın en güzel futbol forması Arjantin milli takımınınki, o da o yüzden…

5 er dakikadan 2 devre 10 dakika. Kadınların işi uzun sürer, yıkayacağı bir saç da olsa. 2 maç sıkıştırırım araya. Ne de olsa sepete koyacağım birkaç şişe içki. Zaten giyiniğim…

Elimde kumanda, pantolonun ağı hafiften sıkıyor. Çareyi herşeyi sağ tarafa yatırmakta buldum. Bu biraz rahatlattı beni. Maç tüm hızıyla sürüyor, Nijerya – Brezilya… Martins en büyük kozum, çok süratli. Brezilya defansı ise geleneksel haliyle olduğu gibi hantal ve pozisyon almakta zorlanıyor. Tüm hesaplarım bunun üzerine. Bir yudum bira alıyorum.

Sağ bacağımın üst, iç tarafı ısınmaya başladı. Bonnflicka öteki odadan sesleniyor. Pantolonunu çıkarırken benden ütülediği elbisesini istiyor. Gözlerim ekranda, kalkıyorum, tek elimle kumandayı yönetirken ütü masasının üzerindeki elbiseyi kırıştırmadan atıyorum. Bu sefer donunu da çıkarmış şekilde banyoya girerken havada yakalıyor. Biçimli göğüsleri elbiseyi havada yakalamak için kollara eşlik ederken jöle efekti veriyor. Belki birtek bu kareyi yakalamak için gözlerimi ekrandan ayırmıştım.

Bu kalkma ve oturma işlemi tekrar pantolonun ağında bir rahatlama ve hemen ardından yine hoş bir sıkıştırma yaratıyor. Bacağıma yansıyan ısı artmış gibi sanki. Brezilya defansı çok açık vermesine rağmen Martins saçmalıyor, oyuna konsantre olamamışa benziyor.

Banyodan su sesi gelmeye başladı. Oturduğum koltukta hafifçe öne yaylanıyorum, açık kapıdan göründüğü kadarıyla banyo küvetine sağ dizini dayamış. Sol ayak hemen küvetin dışında. Kafasını öne eğmiş tam göremiyorum. Ancak sol arka çaprazından sol göğüsün dış tarafının tamamı ve zaman zaman sağ göğüs izlenebiliyor. Bu maç bitmez…

Herşey çok iyi planlanmalı. Spontane havası verilip, en ince detaya kadar düşünülmeli. Tam harekete geçilecek anda ayak bileklerine kadar inen pantolonu bertaraf etmek için tepinmek mesela… Tüm olayı bitirir…

Pantolonu çıkardım kanepede…. O’nunla da anlaşmam lazım. Beni yarıyolda bırakamaz. ”Vaktimiz yok, hayır istemiyorum’’ gibi bir geri püskürtme ateşinde ona güvenebilecek miyim. Yoksa adrenalinin ters tepkisi, sertliği ve kararlılığı korumaya mani olabilir mi?

Donumu indirip inceliyorum…. Herşey yolunda… Testislerde gözle görülür bir teyakkuz durumu… O ise atardamar tam da içinden geçiyormuşcasına atıyor.

Tüm bunlar hızlı gelişiyor olmalı. Suyun saça vuruş sesinden 1. şampuanın yeni bitip durulamasına geçildiği anlaşılıyor. Bundan sonra ya 2. şampuan ya da krem gelir. Oraya varamamalı Bonnflicka.

Pantolonun kemerini kement yapıp elime sarmış şekilde girdim banyoya, dikilidim arkasında. Henüz beni görmüyor. Elimle yumuşakça kalçasını okşadım…. Çok yumuşak ama… İrkiliyor, başı musluğun altında olduğu halde kedi gibi kamburlaşıp elimi itiyor. Beni iten eli sağ elimle kavrayıp hafifçe büküyorum, sol elimle kemeri kafasından geçiriyorum. Kemerin açık olan ucunu duvardaki duş borusuna dolayıp hafifçe gerince yanağı da duvardaki boruya yapışıyor. Duş ahizesini takma yerinden çıkarıyorum. ”Gecikiyoruz, vakit yok’’ gibi birşeyler geveliyor ağzında. Suyun tazyiğini yükseltip ahizeyi suratına tutuyorum. Bu onun sesini kesiyor…

Sol elim kemeri boruya gergin tutarken sağ elimin orta ve baş parmakları kalça loblarından vajinaya kadar olan bölümü ayırıyor. Hala bir kedi gibi kambur tutuyor sırtını…. Anüse iki karış yükseklikten yavaşça tükürüğümü bırakıyorum havaya. Pembe kraterin üzerinde biriken tükürüğün aşağıya, karanlıklara kayışını seyrediyorum. Bu bana gerekli olan ıslaklığı garanti etmeli. Ama emin olmak için bir kere daha tükürüyorum anüse… Bu sefer belin kamburu kendini bırakıyor iyice. Aksine bel çöküyor, kalçalar kalkıyor. Bu ”ben de bu işe varım artık’’ demek…. Ben de sağ ayağımı küvetin içine atıyorum. Gevşeyen kemerin kayışını tatlı sert bir hareketle tekrar çekerek yanağı boruya yapıştırdıktan sonra içeri giriyorum.

Bir süre öyle kalmak, sıcaklığı hissetmek güzel. Sonra herhalde üç tane aralıklı darbe ile kalçalara yüklendim. Elmacık kemiği boruya vurdu. Elimi boru ile yanağı arasına koydum. Bundan sonrası oldukça mekanikti… Hızlı ve sert vuruşlar… Taa ki içine gelinceye kadar. Büyük bir ihtimalle göğüslerini avuçlamamı istemiştir. Çok hassas olduklarını biliyorum. Dokunmadım bile. Akşamı var bunun.
Başını havlu ile sarıp kurulamasına yardım ettim.

- Ne alacaksın içecek?
- Sen ne içiyorsun?
- Ben bira içerim
- Ben şarap aldım kendime, buzluğa koymuştum, patlamamıştır umarım.

Cidden pikniğin en güzel kızı oydu. Boynundaki morluklara ve sağ elmacık kemiğindeki kırmızılığa rağmen… Saçlarının kokusunu ızgara ve bira kokuları arasından, metrelerce uzaktan duydum.

Bookmark and Share

Üzerinden Tren Geçen Taşra Kızı

Bir tren vagonunu doldurduk. 24 kişi, başımızda bir de şeflerimiz olduğu halde Falköping’ e girdik. Mütevazi bir şehir Falköping. İstanbul, İzmir, Ankara’da yaşayan zaten Avrupa’nın önemli şehirlerine bile kasaba gibi bakıyor, kaldı ki bir de küçük ülkelerin küçük şehirleri var, bunun gibi. Yaşanmaz bizim için oralar. Her yolum geçtiğinde öyle bir şehirden, insanlarına acıyasım gelir.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share