Türk blog yazarları biraz tembel. Haftada en az iki yazı girmek lazım. 3 yazı optimal. O yüzden RSS Reader’ın Türkçe bloglar kısmı neredeyse hiç kıpırdamıyor. Belki de yazacakları çok şey var, bir türlü ellerine alamıyorlar.
Bende bu var mesela. Yazılacak konulardan boğuluyorum diyebilirim. Aslında işim gücüm olmasa oturup günde 5 posta atarım. Evernote diye bir zımbırtı kullanıyorum. İnternette yabancı, yerli siteleri, tumblr ları dolaşırken karşıma ilginç, hoşuma giden birşey çıkarsa tarayıcıma koyduğum evernote widget’ına tıklıyorum, hoppp aletin içinde. İphone ile de senkronize oluyor. İçine kendi kafana göre notlar da alabiliyorsun. Bunu şurda kullanayım, bu videoyu koyayım, şu fotoğrafı da alırım gibisinden. Bu tüyoyu geçen gün Errorica Salt‘a da verdim. Sonra birilerinin paylaştığı Korhanello‘nun blog yazısını Evernote’un içine attım. Al sana mini bir posta…
Bu Korhanello‘yu ikinci okuyuşum. Bir yerde daha rastgeldim. Öyle bloglar hakkında eleştiri, övgü yazacak halim ve haddim yok. Korhanello beni eğlendiriyor. Kızgın, lafını esirgemeyen yazı tarzı ve bu tarza uygun profil fotoğrafı bence bloga yakışmış. Bunu da yeni aldım listeme…
Frenkler daha farklı. Misafirlikte, alışverişte, lokantada bu küçük iblisler çığlığı basınca dünya aniden duruyor. Hüopp memeler fora ediliyor, kahverengi başlar, pembe ve küçük ağızlara giriyor. Buna burada bir pause verip, ek bilgi ileteyim.
Türkiye’de, maşallah yeni evli odacının bile altında araba olduğundan ve her çocuklu aile artık götü göbeği yağa bağladığından markete dahi araba ile gitme huyu var. Frengistan pek öyle değil. Sen de toplu taşım aracı kullanıyorsan, sürekli halka açık yerlerde bir çocuk varlığı ister istemez kendini hissettiriyor. Islak köpek kokan bu küçük insanların toplumda nasıl davranılacağını bilmeme gibi bir olayları da var haliyle. Bunun için onları suçlayacak değilim elbette. Ancak ebeveynlerini suçlarım. Çocuğu olan bir anne kendini dünyanın merkezi gibi görüyor Korhan’ın da dediği gibi. Oysa nedir yani? Mühendis veya feylesof mu oldun? Sanki 5 lisan biliyorsun, 3 üniversite bitirdin… Sok-çıkar, çocuk oluyor zaten.
Memeler diyorduk, süt dolu memeler… Şöye bir tavır var, beni aşırı derecede rahatsız ediyor. Frenk hanımı löpp diye çıkarıyor. Bunu da sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yapıyor. Yaz günü oturdun diyelim, en fiyakalı açık hava restoranında deniz ürünlü salata ve beyaz şarap ısmarladın. Yanındaki masaya Chanell alışveriş çantası ile oturan hatun bir anda çıkarıveriyor memeyi. Bir de bu İsveçliler çok mucit ruhlu insanlar. O yüzden üzerindeki pantolonu, atleti, kazağı barsak gibi deşmeden bebeni emzirmen için bir anne kıyafeti geliştirmişler. Check this out… Warning !! Hot mamas !!! Elbisenin üst tarafının hemen altında elini daldırıp memişleri çıkaracağın bir açıklık var. Pektabii ki çocuk büyüyünce de çiftler arasında kullanılabilir bu şekliyle. Acil durumlarda ulaşılabilecek bir yerde bulundurmakta fayda var rafları.
Niye rahatsız oluyorum, ona geleyim… Toplumun bir codex i var. Emziren bir annenin göğüslerine bakış kaydırman olmuyor. Ancak bu çok zor emin olun. İyiniyetli olsanız bile çok zor. Çünkü anneler bunu neredeyse gözümüze sokuyor. Eğer bu bir erkeğin nasıl işlediğinin farkında olmadan yapılıyorsa çok cahilce. Yok farkındalarsa o zaman da canice…
Bir de tersi durum var. Hepsi hot mama değil bunların. Bazen uçları ezilmiş, sündürülmüş, morarmış memeleri, kadehi 8 avro olan şarabın üstünden görmek zorundasın. Sonra salatana bakıyorsun… Yeşilin üzerindeki karidesin rengi ile çocuğun ağzında gevelediği şeyin rengi aynı.
Geleneksel Türk toplum yapısını korumanın önemi zaman zaman karşıma böyle örnekleri ile de çıkıyor işte. Tabi bunu yaparken kafayı devekuşu gibi toprağa gömmeye de gerek yok. Zira emziren kadının erkeğin gözünde erotik bir obje olmasının toplumdan topluma değişmesi diye birşey sözkonusu değil. Zaten o yüzden arka odaya gidiyor kadın bizde. Milletin nefsini tahrik etmeyeyim diye. Hayır, bunu da söyleyeyim; ”ölüyü, diriyi sktin, gözü bize mi diktin” demesin Türk Kadınını Koruma Derneği.
Times dergisinin bir araştırması vardı. Erkeklerin % 25 i ila 33 ü eşleri ile sütlü, kaymaklı, emzirmeli oyunları oynuyor zaten. İnsanoğlunun iç dünyasının en dürüst yansıması pornografide var. Buyrunlactation pornography diye arayın. Bunun altında aslında çok haklı sebepler yatıyor. Tv de olsun basılı medyada olsun göğüsler erotik bir şekilde sunulduklarında dahi genelde süt ile ilişkilendirilmiyorlar görsel olarak. İşin içinde anne, çocuk ve ensest gibi tabuların olması buna sebep olmalı kuşkusuz.
Ara ara sütlü meme başını çıkarıyor ama ortaya. Bir ara Yeni Zelanda’da bir genelevin müşterilerine memeden süt içme hizmeti sağladığı söyleniyor. Doğruluğunu araştırmak lazım.
Bazı çiftlerde ise uzun süreli bir tarafın öbürünü emdiği ilişkiler gözleniyor. Birbirine son derece bağlı oluyormuş bu çiftler. Bu tarz bir ilişkide kadının bu emme fiili sonrasında orgazm olması da mümkün diyorlar. O zaman, ”kocam beni terkedecek” diye korkan, cinsel hayatında heyecan bitmiş ev hanımlarına tavsiye ediyorum ben bunu. Bir katakülleye getirip evin direğini memeye alıştırdın mı sırtın yere gelmez yani.
Yalnız sınırı iyi koymak lazım. Evin reisi ve direği, literatürde Paraphilic Infantlism dediğimiz şeye yakalanırsa, altına da bez bağlatma isteği başlar diyorlar.
Bunlar tabii toplumun sizler gibi sapık kesimlerini ilgilendiren detaylar. Herşeye rağmen ben, yine de zamanla bu merakımı yenmeyi, toplum içindeki varlığımı kazasız belasız sürdürmek için düşük bir profil çizmeyi öğrendim gibime geliyor. Hani şunun da etkisi var: Nasıl elimizde Japonya’daki hentai filmlerinin, pornografiye karşı olan gevşek bakışın için de çocuk tacizini de barındıran, ama genel olarak tüm cinsel suçların diğer yasakçı ülkelere göre daha az rastlanması durumu var; o zaman bilelim ki erotic lactation videolarını seyretmek de sizleri yazın grup olarak katılacağınız İskandinavya turlarında, sokaklarda hot mamas üzerine atlayıp onları emmemizden alıkoyacaktır. Ben öyle yapıyorum.
Cidden böyle mi, Öyleyse Finlandiya hayal kırıklığı yarattı bende
diyor.
Şöyle bir inceleyin, daha sonra hızlı ama mümkün olduğunca kapsamlı, öz bilgiler vereceğim.
Herşeyden önce Finlandiya’ya biraz haksızlık yaptıklarını söylemem lazım. Burada tasvir edilenler bir kere Finli değil, zigenare, tattare veya Fince’de kullanılan adıyla mustalainen dediğimiz çingeneler. Gerçi Finliler’in kendi aralarında da siyah saçlı olanları az değil. Ancak özellikle çıkık elmacık kemikleri ve erkeklerinde androjen bir görüntüye sebep veren yüzhatları var.
Şu da bir gerçek ki Finli kızlar, kuzey ülkeleri kızları arasında kendi nüfuslarına oranladığınız zaman diğerlerinden daha az atraktif olabilirler dış görünüş olarak. Yani sayı ve oran olarak böyle. Yalnız Finli kızların güzelleri de inanılmaz güzel olur. Masumane bir güzellik. Kuzey’in köylüsü dememiz boşuna değildir Finliler için, kızları da köylü güzeli gibi olur ve hareket eder. Kötü anlamda söylemiyorum. Ben çok sempatik buluyorum onların bu davranış biçimlerini. Kaşarlıktan kesinlikle eser okunmaz suratlarında ve hareketlerinde. Açıkcası seks olarak da en iyi seksi Finli kızlar ile yapmanız mümkün. Çok utangaç gibi de olsalar, yatakta asla kasmazlar, örneğin İsveçliler genelde ya çuval gibi yatar ya da aşırı rahatlığın verdiği, yellenme gibi olayları da utanmadan yaparlar.
Bu arada Finliler İskandinavyalı olarak kabul edilmezler. İskandinavya haritalarında bunların ülkesi geçmez. Dillerinin ural dil familyasından olduğu biliniyor. Irkları ise bildiğim kadarı ile Cermen. Finlandiya’da yetişkinler arasında en normal ölüm şekli alkole bağlı arızalardan olan ölümler. İnanılmaz içerler. Kadını, erkeği… Bıçak taşımayı ve kavgayı severler. Bu yine ülkedeki çingene nüfusunun onlara bıraktığı bir miras olsa gerek.
Uzun bir ara not:
Fin çingeneleri, Finlandiya sıkıcı bir ülke olduğundan ve İsveç’in sosyal güvence şartları daha iyi olduğundan, kalabalık aileleri ile İsveç’e göçerler. Onları heryerde geleneksel kıyafetleri ile görmek mümkündür. Kadınları şişkin etekler ve üzeri bol aynalı, incik-boncuklu elbiseler giyer. Erkekleri ise koyu lacivert ya da gri, vatkalı kısa montlar ve muhakkak kumaş pantolon, makosen ayakkabı ile gezerler. Arka cepte muhakkak bıçak ve tarak olur. Kültür, ırk gibi ayraçlara dayanarak genelleme yapmaktan ne kadar kaçınsam da, günlük hayatta gördüğümüz kadarı ile bunlar asla bir işe girip çalışmaz. Son model gıcır gıcır steyşın Volvo kullanırlar. Steyşın arabanın esprisi; mağazalardan çaldıkları kıyafetleri veya elektronik eşyaları steyşının arka tarafında seyyar dükkan gibi açarak satmalarıdır. Bu arabaları olur olmaz yere parkedip, yazılan cezaları da ödemezler. Bu cezaları ödemekten kurtulmak için arabaları ailenin en küçük fertlerini üzerine yazarlar. Çocuklar 18 yaşına geldiklerinde milyon kronluk park cezaları borç olarak bunlar biner. Hiçbir zaman çalışarak ödeyemeyecekleri, çalışırlarsa da maaşlarından otomatik olarak kesileceği için, kriminal yolda devam etmek onlar için neredeyse tek çare olarak kalır.
Bu bilgiler ışığında Finli kadın ve erkekleri yukardaki betimleme ile eşleştirmek yanlış bilgi vermek olur. Göğüsler genelde küçük, görselde İzlandalı kızlara atfedilen gibi tasavvur edilebilir. Erkeklerin penis boyunu tam bilemeyeceğim. İnce ve solucan gibidir diyen biri olursa şaşırmam ama. Erkekleri çok sağlıksız görünür bunların genelde. Zayıf, soluk, renksiz, içe dönük olurlar. Yukarda belirttiğim gibi, hatırı sayılır bir bölümü hayatlarını alkolizm ile sonlandırır.
Danimarkalılar genelde utanmaz, asi ve kendilerini bir bok zanneden ulustur İskandinavlar arasında. Dillleri çirkinlikte Fince ile yarışır. Bir nebze diğer kuzey ülkelerine göre daha Avrupalıdır bunlar. O yüzden açıkcası kadınları açısından çok da dikkate değecek birşey yazamayacağım. Karakteristik bir Danimarka kadını nasıl olur, bir fikir edinmiş değilim. Bunların erkekleri diğer kuzey ülkeleri erkeklerine göre daha doğru düzgün tipli olurlar. Kuzeyli olmanın o tekdüzeliğini biraz esmerlikle kırabilirler. Görünüm olarak daha erkeksi oluyorlar. Yukardaki illüstrasyonda tam hakkını verememişler. Bana hep averaj penisleri varmış gibi gelmiştir. Şunu doğru yakalamış illüstratör; bunların erkekleri de daha kendileri ile barışıktır.
İzlandalı erkekler için söyleyebilecek fazla birşey yok sanırım. Bunlar Finli erkeklerin biraz daha normal tipli olanıdır diyeyim. Daha adam gibi adam olurlar. Kuzey ülkelerine çalışmaya gelip çok iyi entegre olurlar, dışardan farkedemezsiniz. Kadınlarda soyadı Gudrunsdottir, Emmanuelsdottir gibi bir sürü gacı var. Bunların kökeni adalıdır işte. Üzerinde küçük boy atlardan ve gayzerlerden başka hiçbirşey bulunmayan bu adadan gelen kızlar, aksine çok sıcakkanlı, güleryüzlü olurlar. Yukarda vücut özellikleri hem kadınlar hem de erkekler için oldukça iyi resmedilmiş. Kızlarının atraktiv olma oranı belki çok fazla değildir ama tatlı ve masum bir havaları her zaman olur. Seksi çok severler. Komplekssiz ve iyi sevişirler.
Norveçli erkekler ve kızları dışgörünüş olarak birbirinden ayırmamış arkadaş. Aslında doğru bir tespit. Bugüne kadar ne çok güzel, ne de çok çirkin bir Norveçli kız ya da erkek görmedim. Bunların cümlesi, bir köyün içindeki 6-7 ailenin birbiri ile çiftleşmesinden oluşmuş gibidir. Norveç zaten Kuzey Avrupa’nın köylüsü olarak kabul edilir. İsveçli kadınların dediğine bakılırsa erkeklerinin penisleri aynen yukarda resmedildiği gibi. Ancak bu gerçekten metrik bir ölçüm mü, yoksa diğer pozitif özelliklerinden dolayı kadınların Norveçli erkeklere verdiği sempati puanı ile şişirilmiş bir söylenti mi? Norveçli erkeklerin pozitif özellikleri arasında, ülkenin refah seviyesinin şu anda petrolden dolayı diğer tüm kuzey ülkelerinden yüksekte olması vardır. Paradan daha seksi ne var? Bunların cebi doludur, boyunlarında altın kolye olur. Sarı saçlarının altına beyaz gömlek giymeyi severler. Dilleri kulağa çok eğlenceli gelir, genel tavırları da öyle. Kadınları güldürür, eğlendirir, hesapları öderler. Kakara kikiri yapmak için birebir olsalar da köylülükleri zamanla sıkabilir. Kızları sıkılgan ve içine kapanıktır, diğer burada bahsettiğimiz cinsdaşlarına nazaran.
İsveç… Yine başarılı çalışmış illüstratör burada. İsveçli kızların göğüsleri maşallahtır. Çok güzel şekilli ve dolgun olurlar. Evet, belki sırf İskandinavya ve kuzeyde değil, tüm dünyada kemik, yüz hatları vesaire baktığınız zaman, kızları ülkenin toplam nüfusuna kıyasla en fazla sayıda güzel hatunun olduğu ülke diyebilirim. Geldiğim ilk yıllar kafayı yeme durumu olsa da zamanla bal yiyenin baldan usanması durumu, çok çekici bulduğum bir ırk değil. Şimdi burada objektif olmaya çalışıyorum ama…
Ayrıca bu hatuncuklar seks konusunda oldukça iticidirler. Belki de ülkede bu kadar güzel hatunun bulunması bunların herbirinin kendine olan güvenlerinde derin yaralar açmaktadır. O yüzden yazın Alanya, Marmaris’e gittiklerinde halıcı ve dericilerden gördükleri ilgiye, onlarla deliler gibi sikişerek cevap verirler. Bu gariban oğlanlardan bazıları da hem bunlarla beraber olmak için, hem de Tr den götlerini kurtarmak için atlayıp Svea Rike’ye gelirler. Ancak o deliler gibi sevişen kızın yerine, binbir türlü psikolojik rahatsızlık ve güven sorunu yaşayan sinir enkazlarının koyunlarında bulurlar kendilerini. Hoş, bu Türk oğlancıkların arasından şanslı olup ta adam gibi hatunlara bile rastlayanlar ülkede bir kış gördükten sonra zırlamaya başlarlar.
Aaabbbi yeaaa… mmınakkoyiim, Allanya’da kraldım ben biliyon mu?. Üç tane derimont satyordum, aylık masrafım çıkıyodu. Sonra gelene gidene koyuyodum. Geldim bu siktiimin memleketine ayarım bozuldu şerefsizim. Nerden düştüm ben buraya?
Bu konuya fazla girmeyelim isterseniz. Konumuz iblisin yeryüzündeki suretleri değil çünkü bu postada.
Yukardaki tabloya bakınca, İsveçli erkeklerin penis boyları yüzünden utangaç olduğunu zannetmiyorum açıkcası. Çünkü Türk’ün ortalaması bu adamlarınkinin yanından geçmez. Gayet sağlam alet, edavat vardır arkadaşlarda. Ancak bunlar da psikolojik vak’a oldukları için sürekli kendilerini yetersiz görmektedirler. Bunda, artık son derce yerleşik ve karşı çıkması kesinlikle tabu olan feminizmin onları mental olarak da kısırlaştırmasının rolü vardır.
Mental olarak iğdiş edilmiş İsveçli erkek, kendi istekleri sorulmadan feminizme zorlanan İsveçli kadını asla tatmin edemez uzun vadede. Her genç İsveçli kız, iyi işi olan, sarışın bir İsveçli erkek ile izdivaç yapmak, kırmızı renkli bir villada oturup, bir köpek sahibi olup, 2-3 çocuk yapmak ister. Bu emeline ulaşır ulaşmaz, mahallenin sıhhi kurallara asla uymayan, kasasına sürekli siyah para basan, kıllı, arap kökenli pizzacısına, çocuklarını volvosuyla okula bıraktıktan sonra, restoranın önünden geçerken verir.
Edit: Seyretmiyorum Big Brother gibi programları. Bu postanın üzerine bir arkadaş göndermiş, ‘’sizin orada böyle mi yapıyorlar o programı?” diye. Cidden bakmıyorum, ama gazetelerin bazen başsayfalarında okuyordum haberini. Anders ile Helga yorgan altında blablabla diye… Ben de ilk defa görüyorum sizler gibi.
Because Falun rotates forever, it cannot be stopped. If a phone call comes or someone knocks on the door, you may go ahead and take care of it immediately without having to finish the practice. When you stop to do your work, Falun will rotate at once clockwise and take back the emitted energy around your body. *
Testosteron dediğimiz erkeklik hormonu mu çok salgılanıyor bende diyeceğim… O da değil pek… Öyle olsa kellik ve aşırı kıllılık olurdu vücutta. Ama birşey var, o bana erkeklerin en belirgin özelliği olan ”object oriented” olmam konusunda inanılmaz baskı yapıyor. Maalesef bu da blog okurlarına bolca ”explicit material” dediğimiz veya halk adamı bir blogcu nun yorumlar kısmında belirttiği gibi ”am-göt” olarak yansıma yapıyor. Tekrar özür dilerim bunun için…
Bu ”elle tutulup, gözle görülürlüğü” benimsememin başka bir dezavantajı, dışardan soğuk, duygusuz biri gibi görünmem. Avantajı ise masala, hikayeye, elimle tutup görmediğim şeye kolay kolay inanmamam. Şimdi bazıları bunu materyalist olarak da algılıyor, ama ben gerçekçilik olarak kendi kendime tercüme edeyim.
Öbür dünyaya, dine inanmamak bunlardan biri… Bolca da verip veriştiriyorum bunlara zaten. Ama bir de bu dindarlık akımının karşısında, tırnak içinde kullanayım ”şehirli, modern, kültürlü ve egzantrik” geçinen burjuva var…
Genelde laik de oluyor bu tarz insanlar. Alt tabakanın camilerini ve inançlarını eleştirirken kendileri gün doğumunda veya batımında açık havada Falun Gong icra ediyorlar.
Bir de ezilmişin yanında kayıtsız, şartsız durmaya hevesli Avrupalı var. Birkaç zaman önce tv haberlerinde ve yazılı basında Çin’in 70 milyon Falun Gong uygulayıcısına baskı uygulayıp, elebaşlarını hapislere attığını duyunca parkları bahçeleri saçma sapan, güya ”mistik” hareketlerle dolduran gerizekalılar bunlar.
Homoseksüeller kiliselerde evlenebilsinler diye sokaklarda imza toplayan bu insanlar, Falun Gong’un kurucusu Li Hongzi‘nin homoseksüelliği dünyanın başına sarılmış bir bela gibi gördüğünü bilmezler. Tabii sabah, akşam pahalı eşofmanları üstlerine çekip parklarda artistik hareketler yapmak çok cool bir olay. Hem modern bir insan olarak hristiyanlığı/müslümanlığı iplemediğini gösteriyorsun, hem gizemli doğu kültürünü kendine uyarlayabilecek kadar evrensel bir insan olduğunu çevreye gösteriyorsun. Ha bir de materyalist değilsin, ruhun zenginliğine daha çok önem veriyorsun.
Falun gong lideri Li Hongzi’ye göre dünya, ırkların karışmasından, çok kültürlülükten ve modernizmden dolayı çürümeye yüz tutmuş. Bilim adamları uzaylıların tesirinde. Hareketin liderleri havada uçabiliyor, duvarları delip geçebiliyor… Bunları bilmeyip, cool olmak için trendlere takılan çok insan var. Avrupalısı, Türk‘ü yok bu işin. Böyle New Age tarzı şeylere kafayı takan bir güruh var. Bunları koluna, götüne japonca dövme yaptıranlara da benzetmek mümkün. Oysa bilmiyorlar ki, dövmeci yazı örneklerini köşe başındaki japon restoranının menüsünden aldı.
Tek Falun’cular değil tabii. Bu tarz akımların haddi hesabı yok…
Birgün bilgisayarın başında oturuyorum. O dönemki kız arkadaşım vejeteryan olup yeşiller partisine oy veren bir tip. Odaya girdi;
Sen oradan buradan bir sürü müzik indiriyorsun. Benim için arar mısın? Balinaların çıkardıkları seslerden oluşan bir albüm varmış, muhakkak bulmam lazım.
Albümün adını zorla verdi. Post-it e yazıverdim gönülsüz. Odadan çıkar çıkmaz da koparıp attım kağıdı çöp tenekesine.
Bazen hayat göründüğünden daha basit. Fazla bir anlam yüklemeye çalışmak gereksiz. Ölümden sonra da başka bir hayat yok. İnanın bana…
Aradan zaman geçti çok. Balina sesli Cd yi ararsam bulur muyum bilmiyorum Pirate Bay’da. Duyduğuma göre popüler olmadığı için hiç download yapılmayan torrentleri siliyormuş TPB bir süre sonra. O ”popüler olmadığı için” ifadesini kalpleri kırmamak için koymuş olsalar gerek. Çünkü oturup balina sesi dinleyen birinin yeri tımarhane.
Balinayı bulamadım (aramadım), yerine ruhu dinginleştiren, iç huzuru veren başka bir şey buldum.
Gravure orjinalinde Fransızca’dan gelme bir kelime. Yüksek kalitede baskı tekniği, özellikle de kaliteli haftalık magazinlerin baskısında kullanılan tekniğe verilen ad. Gravure anlamını değiştiriyor Japonya’ya geldiğinde. Bugün için gravure, bir çeşit model hatun güruhuna verilen isim. Bikini model kızları da diyebiliriz bir yerde. Çok nadir olarak tamamen çıplak modellik yapıyor gravure model kızlar. Bizim bildiğimiz anlamıyla da modeller var tabii, fakat gravure modeller en popüler olanları. Reklamlarda, gazete ve tv de en çok görünenlr onlar. Genelde masum ama baştan çıkarıcı bir geneş tavır takınarak mesleklerini icra ediyorlar. Bazı durumlarda yarı çıplak da görünseler asla tamamen çıplak göremiyorsunuz.
Bir diğer adı J-idol. Burada J Japon demek. Bu dalda daha da genç modelleri görmek mümkün. O zaman bunlara junior idol deniliyor. Model kızların tamamen çıplak olduğu gravure de var. Fakat doğal olarak yetişkinlere yönelik. JAV diye de adlandırıyoruz bunu. Japanese Adult Video…
Gravure modeller ve Jav modeller arasında çok belirgin ayrılıklar yok. Bu iki tür arasında gelip gidebiliyor kızlar. Hatta sıradan kadın sinema oyuncularının da zaman zaman JAV tarzına yöneldikleri görülüyor. Bu durum toplumda tamamen kabul görmüş olmalı ki tv de sabah programlarında JAV idollerin gündelik olayları konuştuğunu görmek mümkün. Batı dünyasında böyle birşeyi görmemize imkan yok.
Burada sıkça dile getirdiğim gibi japon kültürünün seksüaliteye bakış açısının batı dünyasından tamamen farklı olması durumu sözkonusu. Hristiyan Batı seks konusunu paniğe kapılmadan konuşmayı becerememekte. Bu da olayın çok abartılmasına ve dejenere olmasına yol açıyor akabinde. Batı bunu kökenindeki hristiyan kültürüne borçlu. Çok kuvvetli bir günah kavramı hristiyanlık öğretisinde var. Japon geleneksel bakış açısı ise zevk ve şehvete dayanıyor.
Hep böyle değildi japonyanın bakış açısı seksüaliteye. Emperyalizm ve endüstrileşme sürecinde toplumu disiplin altında tutmak için batılı değerlere kayılmaya başlanmıştı. Fakat II. dünya savaşının sonucu olan kapütülasyonlarla Japonya tekrar özü olan şintoizm’e dönmeye başladı. Bugün için domine eden dini görüş budur japon toplumunda. Şintoizm hedonisttir özünde. Görenleriniz vardır internette japon penis festivali fotoğrafları. Görmeyenleriniz varsa buradan Hürriyet’e ve Milliyet’e haber uçurayım, ”internette tıklama rekorları kıran fotoğraflar”a bunları da eklesinler. 120 milyon Japon tıklıyor bunlara. Bir de 70 milyon gizliden gizliye zike, kukuya meraklı Anadolu insanı var. Az değil rakam…
Anne ve çocuk kutsal çüke dokunarak dilek tutuyor.
Aklımızda bu kültürel karakteristikleri tutarak yavaş yavaş konuyu Saaya İrie‘ye getirmek yerinde olacak. Bir nevi yeni öğrendiğimiz bir kelimeyi cümle içinde kullanmak gibi… Saaya’nın adını ilk defa Shangai ve Beijing’de 2005 yılında meydana gelen anti-Japon olaylı gösterilerinde duyduk. Bir günlük Japon gazetesinde Saaya’nın gösteriler durması halinde göğüslerini açacağı haberi çıktı. Bu haber, Japon ve Çin menşeili bloglarda yıldırım hızıyla yorumlandı tabii ki.
İşin ilginç tarafı İrie Saaya o sıra henüz 11 yaşında idi. J-idol branşına yeni girmiş bir gavure model. Batı dünyasında belki değişik tarzı ile bir çocuk programında sunucu olarak başlayabilirdi kariyerine. Ama kesinlikle bikini model olarak değil. Bunu da kawai kültürü (kawai, sweet demek) olarak burada belirtmekte fayda var. Aynı branşın Amerikan ve Rus modellerle olanlarına batı dünyasında hristiyan organizasyonların önderliğinde interneti filtrelemek suretiyle erişimine engel getiriliyor.
Batının bu konudaki anlayışı, pedofilinin yasal olmasa da pratikteki sınırlarını çiziyor. Çocuk pornografisi, tecavüz ve diğer suçlamalar da pakete dahil. Doğrusunu söylemek gerekirse japonya’da da bu görüşü benimseyenler var, ancak genel yaklaşım daha rahat ve müsamahalı.
İrie Saaya bugün 15 yaşında. Kariyerinin hala henüz başlangıcında. Tv dizileri çeviriyor, aynı zamanda bir teenage grubuyla singel da çıkardı. Bir nevi Britney Spears’ın japon versiyonu diyebiliriz. Bazı batılı yorumcular İrie’nin zamanla JAV sektörüne geçeceğini, bunun kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar. Safsata diyorum… Bu Japon toplum değerlerini batılı kafasıyla değerlendirmek ve yargılamak istemenin bir sonucu. One size doesn’t fit all…
Dini eleştirmek değişik ülkelerde ve kültürlerde ne gibi sonuçlar doğuruyor. Ateizmin pasifliği. Hz. İsa’nın kim olduğunu öğrenmek isteyen papazın başına gelenler
İşe bir geldim, kızın suratı bombok… Brezilya’dan sevgilisi gelmişti, daha birbirlerine doyamadan kız idrar yolları enfeksiyonuna kapıldı. İlk önce sebep bu sandım… Değilmiş…
Son Atılan Yorumlar