Açık konuşayım, bu soruların cevaplarını hiç bilmiyorum. Ben bilmiyorum ama bu sabah 05.30 da yatmadan önce okuduğum ve beni kahkahalara boğan bir blog yazısında Türkçe olarak, kendi halince açıklamış biri.
Blog yazarı kızcağız (Kübra), tekil ziyaretçi sayısı, +18 uyarı ibaresi, hit’i, alexa’sı ve google adsense’i ile kendi çapında bilgi veriyor. Esasen, içinde özellikle Alexa ve Adsense lafı geçen blog yazılarını okumama prensibim var ama dün gece eve geldikten sonra uyku tutmadı ve yapacak bir şey de bulamadım. Biraz FriendFeed’e bakınıyordum, gördüm ki Peitho.P bu yazıyıya layk vermiş. Ben de gittim, okudum. İyi de yapmışım, hediyesi sonundaymış.
Her blog yazarının bir stili var ve bu stilin diğerlerinden ayrılabiliyor olması iyi bir şey tabii aslında. Fakat.. Neyse.. Bu kız da kesinlikle öyle işte. Kendine has tarzı ile gayet ciddi bir tavırla bolca teknik bilgi geçtiği yazısına gelen ilk okur yorumuna bir bakalım.
kübra bilmedigin konularda konusma benim türkce adult sitem vardi gunluk 60k yapiyordu ve gunluk 70.80 lira veriyordu
şeklinde çok da ofansif olmayan bir okur yorumuna Kübra’nın verdiği cevap, biberli kurabiyenin yanında içtiğim sütün boğazıma kaçmasına sebep oldu.
götünümü veriyordun millete sana 70 lira veriyorlardi amk cocugu…
Böyle bir site açacaksanız, Kübra’dan gerekli tavsiyeleri almak üzere buraya bakabilirsiniz. (Bu linki vererek bir risk alıyorum ama yazdığım bir şeyin kaynağını vermemeye de gönlüm razı olmadı)
Biz kendi işimize döncek olursak; internet ve üzerinde konuşlanan seks endüstrisi hakkındaki bilgilerimizin çoğu kulaktan dolma. Kulağa da nereden dolduğu pek belli değil. Fakat, duy, oku, sana anlatsınlar, hepsi bu endüstriye girenlerin paraya para demediği, pornografinin Apple, Microsoft veya Facebook’un toplamından daha fazla ciro yaptığı üzerine.
Bunun nasıl ve hangi araştırmadan sonra varılan sonuç olduğunu irdelemek lazım. Çünkü xxx branşı, cirolarının dökümünü, şirketlerinin yaptığı karları ve zararları çok şeffaf bir şekilde açıklayan bir branş değil. Bizim bu rakamları başka şekilde elde etme yollarımız da tıkalı. Biraz kıyısından, bucağında geçenler bilir ki, internette alışverişi mümkün kılan elektronik sistem sağlayıcılarının neredeyse tamamı, kendi sistemlerinin pornografi ve hatta cinsel sağlık ürünlerinin alınıp satılmasında kullanıldığını ortada konuşmak istemez. Yani Paypal veya Garanti Bankası Sanal Pos bölümü açıklar mı, üzerimizden geçen paranın şu kadarı yapay kuku, dildoya, viagra’ya veya streaming video lara gidiyor diye? Böyle bir döküm yok.
Pornografi/erotik içerikli sitelerin ise aldıkları reklamların, site trafiği ve piyasa rayici ile belki bir toplama, çarpma, çıkarması yapılabilir diye düşünenleriniz olabilir. Böyle bir yöntem bile bize çok kesin rakamlar veremez. Uzun bir zaman boyunca medyada çıkan bu ‘’Seks branşı paranın amına koyuyo’’ temalı iddiaların gerçeği yansıtmadığını düşünüyordum ben.
Konuya ilişki detaylı bir yazıyı Eros Blog adlı sitede, ‘’Why you shouldn’t get your porn industry statistics from the guy who was trying to sell anti-porn filtering software to scared parents in 2006.’’ başlıklı yazıda buldum. Düşüncelerimi onaylayan bu yazıyı, sizlerin de okunması faydalı olur.
Kısaca, insanları korkutarak para kazanmak isteyen açgözlülerin, uydurma araştırma ve raporlarla besledikleri, ideolojik bir ajandaya sahip, kıçımın kenarı akademisyenler ve bunların beraberce yaydıkları yalanları ortaya çıkaran bir yazı.
Bu yazıyı mı buraya çevirerek koyayım, yoksa çok entel kuntele kaçıyorsun diyen okurların gönlünü mü yapayım bilemedim. En sonunda bir forumda gözüme çarpan Asian Street Meat adlı prodüksüyonla yazıyı bağlamayı uygun buldum. Alexa, pagerank falan boşverin. İnternetin yegane kuralı, niş yapmak.
İğrenç bir İngiliz, belki de 2 kişiden fazla olmayan ekibi ile Tayland’da yaptığı çekimleri dandik bir web sitesine koyarak belli bir niş yapmış. Adama iğrenç diyorum ama bu benim görüşüm değil. Forumda konuyu açan kişi, pornografinin böylesine karşı olduğunu belirtirken, bu siteden izlediği sayısız videoda kızların ara ara tuvalete gidip kustuklarından bahsediyordu.
İngiliz’in buradan ekmek yediğini anlamak için Alexa falan bakmaya gerek yok. Ama siz üşenmez de bakarsanız, birden fazla siteyi karşılaştırmanıza imkan veren Alexa’da asianstreetmeat.com, 5posta.org ve ve tib.gov.tr yi bir karşılaştırın derim. Sonucu bana bildirin. İçlerinde hiç bu işten ekmek yemeyen benim galiba. Tib’dekilerin bile maaşı var.
Bitirirken, beni en az yazının başında Kübra’nın okuru ile olan yorumlaşması kadar güldüren, AsianStreetMeat sitesinin dibindeki sitedeki modellerin yaşları ile ilgili yasal uyarı notuna dikkatinizi çekiyorum.

1997 ile 2007, hatta 2008 arası dönemin Türkiye’sinde olan bitenlerin çoğunu kaçırdığımı itiraf etmem lazım. Ülkedeki toplumsal ve politik değişimi yine de az çok algılayabiliyorsunuz ama kendi içinde başlıbaşına dinamikleri olan bazı şeyleri kaçırmamanız imkansız.
Ne tesadüf ki bu blogda bir önceki Travesti Terörü ve Türkiye Medyası konulu yazıda paylaştığım videoda, konuşmasını beğeniyle izlediğim Pınar Selek, dün medyaya Mısır çarşısı bombacısı olarak düştü. Üzerinden 12 sene geçmiş. Ben yalnızca Mısır çarşısı olayını hayal meyal hatırlıyorum. Pınar Selek‘in adını ise duymamıştım. Oysa ilgilenebileceğim, çalışmalarını takip etmek isteyeceğim bir insan olduğunu şu kısa zamanda anlamam zor olmadı.
Pınar Selek’i bilmiyorum ama bu, onun işlediği konularda yapılan çalışmaları ve gündemi takip etmediğimi göstermiyor tabii ki.
Madem bloglar da insanların sosyalleşerek kendilerini geliştirdikleri ekolojinin bir parçası (sosyal medya dememek için böyle taklalar atmak gerekiyor işte), ben de eteğimdekini dökeyim, bir alışveriş olsun.
Laura Agustín, bana kalırsa seksüel politika konusuna aramızda ilgi duyanların mutlaka takip etmesi gereken biri. (Biraz önce link verdiğim wikipedia maddesini okumak işinizi çok kolaylaştıracak)
İçinde 2008 yılına kadar makaleleri bulunan Border Thinking on Migration, Trafficking and Commercial Sex adlı blogu, gerçekten de bizler gibi belli bir coğrafyaya bağlı kalarak yaşamak zorunda olan, ama tüm insanlığı ilgilendiren konularda da düşünmek, tartışmak isteyen kişiler için eşsiz bir kaynak.
Migration, yani göç konusu zaten kendi küçük dünyalarımızda dahi her gün yüzleştiğimiz bir konu. Laura’nın kendisi de bir göçmen. Tüm göçmenlik yaşamı boyunca Miami’de striptizci kızlarla beraber dans etmişliği, Dominik Cumhuriyeti’ndeki genelevlerde çalışan hayat kadınlarından güvenli seks teknikleri öğrenmişliği, Avustral’yada bir eskort kız ve ailesi ile aynı evi paylaşmışlığı, Bangkok’daki illegal fuhuş sektöründe çalışan kadınları ziyaret etmişliği, İtalya’da insan ticaretine kurban gitmiş Arnavutlarla röportaj yapmışlığı ve Kolombiya’daki mültecilerle ”hayatta kalmak için seks satmaları” üzerine konuşmuşluğu var. Bagaj bir hayli dolu anlayacağınız.
Mesleki kariyerinde ise Londra’da seks işcilerinin sendikasında görev alması, hiç kuşkusuz ilerde yapacağı çalışmalar için de avantaj sağlamıştır. Ayrıca bunun yanında SSCB den gelen yahudi göçmenlere İngilizce öğretmenliği yapmış olmasını, İspanya ve ABD ye gelen Latin Amerika kökenli kadınların okuma ve yazma yeterliliği ile ilgili çalışmaları da sayabiliriz.
2007 de çıkardığı Sex at the Margins: Migration, Labour Markets and the Rescue Industry adlı kitabı The New Statesman tarafından son yıllarda göç hakkında yayınlanmış en önemli eser olarak değerlendirildi.
Bugün dünyayı gezerek bilgisini ve araştırmalarını sunan Laura Agustin’in çalışmaları hakkında bilgi alabileceğiniz diğer kaynakları da sıralayayım aşağıya, kolaylık olsun.
Reason.com – The Myth of the Migrant – Laura Maria Agustin wants frank talk about migration and the sex trade
LeftBusinessObserver – Laura Agustin on migration, trafficking, desire, and fundamentalism
London Progressive Journal – The Ease of Righteous Causes: What to Feel About Undocumented Migration
Neue Zürcher Zeitung (Almanca)
La Reppublicas (İtalyanca)
güzel yazıyor bu adam ama siyaset karıştırınca sıçıyor. emek sermaye çelişkisini görmemiş piç. 5posta burdan sana sesleniyorum sen sikten taşaktan muhabbetlere devam et siktir et siyaseti politikayı. en büyük troll ben selamlar
Türkiye’nin underground, sıradışı ‘bilgi kaynağı’ İnci Sözlük‘de böyle bir ifade var hakkımda. Yalnızca bu mu? Zaman zaman bu tarz eleştirileri bloga yorum olarak yazan okurlar veya FriendFeed’de yaşanan tartışmalarda karşıma çıkan insanlardan alıyorum.
Peki, sizlere blogun bu 510. yazısında bir sır vereyim.
Bu bir seks, porno blogu değil. Hiç olmadı! Bu politik bir blogdur!
Bir şekilde insanlar benim yalnızca seks ve cinsellik ile ilgili konularda yorum yapmamı, görüş bildirmemi bekliyor. Bu olmadığında ”bırak yeaa!! sen yalnızca seks yaz, bu işlere karışma” gibi bir tepki geliyor. Oysa bu tepkiyi verdikleri andan itibaren aslında blogun içeriğini kavramaya doğru olumlu bir adım atmış oluyorlar, farkında değiller…
Ne yazık ki bu olumlu adım, benim düşüncelerimin kendi ideolojileri ve dünyaya bakış açıları ile uyuşmadığını gördüklerinde, şekerlemenin renkli ambalajına saldıran fakat ağzına aldığında beklediği tadı bulamayan bir çocuğun yüzünü ekşitip, şekeri tükürüp, atması misali son buluyor. Sık oluyor bu… Ama biraz önce iyiydi?! Çünkü islamcı, turancı, liboş, komünist, In Sex We Trust.
Aslında İnci sözlük yazarı, köken olarak burjuvazi sınıfına ait olan benim, huyu, suyu, dili başka bir diyarda, bir dönem yeri geldiğinde ”yabancı’‘ olarak ve ”ötekileştirilerek” asgari ücretin üçte biri fiyatına ve sigortasız, depo işcisi olarak da çalıştığımı bilse, emek ve sermaye ilişkisine yönelik düşüncelerimi yine de dikkate alır mıydı bilmiyorum? Belki de emek ve sermaye ilişkisini ele alan çok fazla FriendFeed profili, blog yazarı, gazete yazarı olduğundan yine de dikkatlerden kaçabilirdim.
Şunda ciddiyim: Tabii ki benim az ücretle sömürülen bir kaçak yabancı işçi olarak çalışmam veya yeri geldiğinde 10 işciye patronluk yapmış olmam, bir sözlük yazarı kadar emek ve sermaye ilişkisine kafamın basmasını gerektirmez. İşte bu nedenle o arenayı çoğunlukla bilenlerine bırakıyorum.
Bunun yerine benim politik ajandamda çok da popüler olmayan, daha az insanın ilgilenebileceği düşünce, ifade özgürlüğü ve bireysel özgürlük gibi kavramlar var. Sonrasında bu kavramları, bu blogu diğerlerinden ayıran özellik olarak daha cafcaflı bir ambalaja sarıp, sunmam, o sizlerin de çok aşina olduğu liberteryen ahlaksızlığın eseri olarak kutlanmalı veya yerilmeli belki. İsteğe göre atışta serbestsiniz…
Sonra seksüel politikayı da tabii ki bu kavramların içinde bir yere koymam gerekiyor. Çok önemli o..
Eşcinselleri hasta olarak kabul eden bir bakan oturduğu koltukta kalabilirken, ‘halkın’ müzik zevkini eleştiren bir piyanistin neredeyse çuvalla sopa yediği bir ülkede aktif bir seksüel politikanın gerekliliği tabii ki tartışılmaz. Aksi halde piyanistinin fikirlerine bir devlet bakanının fikirlerinden daha çok önem veren bir ülkede yaşadığımız yanılgısına kapılabilirdik! Hayat o kadar tozpembe değil…
Yalnızca bir örnek: Bu ülkede adına 5651 adı verilen, kanserli bir düşüncenin kanunlaşmış halinin, hayatını fuhuş ile kazanan insanları ne gibi bir trajediye zorladığı da tartışılmalı. Böyle bir tartışmayı hiç bir yerde görmedim ben. Eskortların internetin nimetlerinden faydalanarak kendi hizmetlerini tanıtabileceği bir platformda reklam yapmaları devlet zoru ile yasaklanıyor, hatta kanun oluyor. Bu bahsettiğimiz insanların, insanlık onurunu ciddi biçimde zedeleyici ortamlara ve organizasyonlara (kerane, pezevenk, mafya) devlet tarafından mahkum edilmesi hiç bir emek ve sermaye bilincine ulaşmış Türk internet aydınının konusu olmadı.
Bu yazıyı aslında 1 Kasım gecesi yazmaya başlamış, ama bitirmemiştim. En son yukardaki paragrafa kadar gelip daha sonra bir ara tamamlamak üzere bırakmışım. 4 Kasım cuma akşamı yürürlüğe giren ve 5 Posta’ya ikinci defa erişim engeli getiren karar üzerine bu blogun içeriği konusunda internet kullanıcılarını ve sansürcülerimi daha da net olarak bilgilendirmek üzere devam ediyorum. Çünkü yukarda yarım bıraktığım ilk bölümde sunulan ”5 Posta politik bir blogdur” tezine aranızdan ”hadi oradan!” diyenler için en azından ”Türkiye’deki politikanın konularından birinin de 5 Posta ve benzerleri” olduğunun ispatıdır bu.
2010 yılında politik olmak için emek sermaye ilişkisine gönderme yapma şartı aranmamalı. Bugünlerde yüzyüze olduğumuz çok başka ve kompleks yöntemlerle uygulanan baskı, sindirme, sömürme, yönetme şekilleri var artık. Bunlar arasında en etkili yöntem, enformasyona ulaşan kanalları denetim altında tutmak. Çünkü artık enformasyona ulaşabilme şansı da bir sınıf mücadelesi olarak ele alınmalı. Toplumun kaçta kaçı DNS ayarlarını değiştirmeyi biliyor, kaçta kaçı kendisini yönetenlerle, dünyayla, çevresiyle ilgili bilgileri gazete ve TV lerden alıyor, almak zorunda bırakılıyor. Dayatılan alternatif bu çünkü. Jenerasyonlar arasındaki, dolayısıyla yöneten ve yönetilenler arasındaki gerçeklik algısı farkından haberdar mıyız?
Geleneksel medya diyorlar. Gelin şuna tutsak, manipule edilmiş medya diyelim. Rakip medya kuruluşunun TV sinde yayınlanacak canlı bir spor karşılaşmasının saatini ve kanalını bilerek ve planlı olarak vermeyen bir medyadan Türkiye’nin iç ve dış politikasına, dünyada olup bitenlere ait bilgileri alabileceğini sananlar, üzgünüm ama çok aptallar!
Eğer özgürce kablolarda dolanan enformasyon bir şekilde zapt-ı rapt altına alınırsa, geriye kar endişesi ve çıkar ilişkileri ile zaten kontrol altında tutulan veya otokontrole zorlanan enformasyon kanalları kalıyor.
Blogların lanetlenen müstehcenliğini, tutsak medyanın en çok tıklanan fotoğraf galerilerine meşru kılmak da bu hipokrasi oyunun bir parçası değil mi?
Derin bir istatistik çıkarmadım ama bu blogun son ondört yazısına baktığınızda, bir fantezi ürünü hikaye ve dört defa görünen çıplak göğüs olduğunu göreceksiniz.. O bir adet fantezi ürünü hikayeye ekli, iki kadının öpüşmesini gösteren bir de GIF animasyon.
Kökeninde 600 yıllık imparatorluk ve 90 yıllık cumhuriyet bulunan bir kültür için yeteri kadar tehdit oluşturmadığımı bilecek kadar ayaklarım yere basıyor. Ancak bir şekilde bu blogun içeriği, benim en temel anayasal hakkım olan düşünce ve ifade özgürlüğümü elimden almak, sizlerin de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nde açıkça belirtilen enformasyon (doğru,yanlış, kötü, iyi, faydalı, zararlı) alma ve iletişim hakkınızın rafa kaldırılması için yeterli görülüyor. Bu, bu kadar kolay olmamalı. Yoksa gizli bir ajanda, söylenmeyen bir niyet mi var? Karar, bu satırları okuyanların.
5 Posta ile ilgili yeni düzenlemeler ve planlarım vardı. Hatta yanında bir de basılı olarak periyodik bir şekilde dergi, fanzine tarzı bir şey çıkarmayı düşünüyordum. Bu engelleme kararı çok güzel bir kamçı oldu benim için.
Şunu da belirteyim, altını çizerek; 2009 yılının 13 Haziran cuma günü, ilk erişim engeli ile karşılaşmasından bugüne, blogun trafiği tam % 100 arttı. FriendFeed ve Twitter’a üye olmam da bu dönem sonrasında oldu. Bu blogdaki ”sakıncalı” içeriğimi 23,000 yorum ile FriendFeed’e, 3,000 i aşan tweet ile de Twitter’a taşıdım. Belki sırada 16 milyon Türk kullanıcısı ile Facebook var bu sefer. Yolların kapalı olduğu yerlerde kanalizasyonlar, çatılar var.
Bu durumda belki üzülecek bir şey olarak, ciddi bir yayınevinden aldığım kitap teklifine sıcak bakmayıp, işi yokuşa sürmemi söyleyebilirim. Düşünsenize, yasaklanan blogun yazarının kitabı… Nasıl satardı, değil mi?
Teşekkürler TİB, teşekkürler Türkiye…
Öğrenci kredisi veren kurumdan düzenli mektup geliyor eve. Şu kadar borcun kaldı, bu kadar faizi bindi, şöyle bir ödeme planın var bu yıl için vs… Resmi kayıtlara göre işsiz göründüğüm için 2010 yılında oldukça düşük bir rakam ödeyeceğim.
Ne kadar eleştiri getirirsem getireyim, bu sosyal devletin hakkını da ödemek zor olur gibime geliyor. Benim hiçbir şeyi beğenmemem, çatık kaşla eleştiri getirmem biraz da Türk şımarıklığı. Elin adamı, seni senden daha fazla düşünüyor. Bu öğrenci kredisi dediğin şey benim zamanımda 7200 kron civarındaydı (yaklaşık 1500 TL) aylık. Bunun 2400 kronu, geri ödemeni gerektirmeyen bölümü. Sana hibe ediyorlar bu rakamı her ay. Geri kalan 4800 kronu ise eğitimin boyunca borç olarak alıyorsun. Bu arada yurtdışına dil öğrenimi veya başka bir eğitim için gideceksen, 40 haftaya kadar olan eğitim programları için de bu miktar veriliyor.
Bunun yanında kirada oturanlar için kira yardımı, hastalık parası, 300 işgünü boyunca maaşının % 80 ini verdikleri işsizlik parası gibi bir ton sosyal güvence dahilinde olan yardımlar var. Ancak bunlardan yararlanmak için bir sürü form doldurup, özel hayatını sosyal hizmetler dairesinin arşivine koyman lazım. O yüzden ne hasta oldum bugüne kadar, ne de ihtiyacım olduğu anlarda kira yardımı aldım. Bir de yarın öbürgün sarıkafanın biri sohbetin ortasında ”hem ülkemize geliyorsunuz…” diye bir cümleye başlarsa ”siktir lan” diyebilmek için.
Yalnızca 10 yıl önce çalıştığım şirket iflas edince, iyi bir maaşın işsizlik sigortasına denk gelen kısmını uyanık bir manevra ile 300 değil, 599 iş günü boyunca yedim. Üzerine bir de barmen olarak çalıştığım için bahşiş ve kayıt dışı maaşımla birleştirip, paranın münasip bir yerine yerleştirdim.
Barı işleten adamı tanıyordum önceden. Şansım ve çevrem olduğu için dört ayak üzerine düşmüştüm. Bir İsveçli hayatta bu kadar kıvrak olamıyor ama. Yabancılar şikayet edip, zırlarlar çokca. Fakat yeraltındaki o muazzam şebekenin görünen ve görünmeyen kısımlarına ulaşma şansın vardır her zaman, bir karakafa olarak İsveçli’den daha çok.
Doğu bloku tayfasında iyi kontakların varsa, Rusya’dan getirilen kaçak havyarı restoranlara el altından satabilirsin. Yine bu tayfanın elinde tuttuğu illegal inşaat sektörü kaynakları ile evinin restorasyonunu bir İsveçli’nin getireceğinden % 50 daha ucuza da getirirsin. Bir Asyalının sahip olduğu restoranlar zincirine ait tüm işletmelerin, XP windows işletim sistemi altyapısı ile çalışan yazarkasalarını manipule ederek kendine kayıt dışı, bir İsveçli üst düzey yöneticinin vergi çıktıktan sonra elinde kalan maaşına mütekabil geliri de tedarik edebilirsin. (Şimdi bakıyorum da, bu kadar malzemeden aslında iyi bir roman çıkar).
Peki ülkedeki sıradan bir AB ülkesine göre oldukça iyi olan sosyal haklarına rağmen, kişisel ekonomisi birazcık sekteye uğrayan, günlük hayatta sosyal ağı çok da geniş olmayan Svensson ne yapar? Evinde oturup keyfine mi bakar? Çünkü daha önce çalıştığı işinde aldığı maaşının % 80 i de az bir rakam değil hani. Eğer hiç adamakıllı bir işi de olmamışsa yine dört ayak üzerinde. Çünkü kirasını, toplu taşım kartını, internet bağlantısını tamamen sosyal büro ödüyor. Bunun üzerine evde aş bekleyen kafa sayısına göre alçalıp yükselen bir indeks var. 1,5 kişilik çekirdek isveç aile yapısından 8 çocuklu Somalili mülteci ailelerine kadar günlük 3 öğün yemekten ve üstüne başına alacağın kıyafetleri de hesaplayıp, her ayın 25 inde parayı hesabına yatırıyor devlet baba.
Sosyal araştırmalar bürosunun 4 hafta boyunca katılımcılara açık tuttuğu, katılanların kimliğinin gizli tutulacağı garantisi verdiği ankete göre, devletin verdiği paraya tamah etmeyen Svensson fuhuşa yöneliyormuş. Anket sorularını kendi gözlerimle görmediğim için ”pazarda limon satmak” bir şık olarak sunulmuş mu bilemiyorum. Sunulsaydı da farklı bir sonuç çıkmazdı ama.
Ülkenin güneyinde, Danimarka’ya yakın olan Skåne bölgesi ile sınırlı tutulmuş bu araştırmada, 2010 yılının ilk 3 ayı içersinde internette kendini pazarlayanların sayısının 160 olduğu belirlenmiş. Tüm 2009 a göre % 100 artış var deniliyor raporda. Bu 160 kişinin 40 ı erkek. Tüm dünyayı saran ekonomik krizin, herşeyin rakamlarla, istatistikle ölçülebildiği ülkesi İsveç’deki yansıması bu. Sosyal büronun dediğine göre fuhuşun artık neredeyse tamamen internete taşınması, bu araştırmayı yapmalarını kolaylaştırmış.
Anna adında, 30 yaşında, normal hayatında bir işi olup, eskortluğu ekstra gelir için yapan kadın da tv deki röportajında ilginç birşeye değindi. Fuhuşun internete taşınmasını pozitif olarak değerlendiren Anna, bu sayede aracılara ihtiyacı kalmadığından ve müşterilerini daha karşılaşmadan seçme şansı olduğu için mesleğin tehlikelerinden korunabildiğini söyledi.
Türkiye’de halk arasında ”internet yasası” veya ”5651” adı ile bilinen kanun, içerdiği bir madde ile internet üzerinden fuhuşu teşvik edeceği gerekcesiyle serbest çalışan seks işcilerinin kendi hizmetlerini bir web sitesi ile tanıtmasına, müşterilerini kendilerinin seçmesine ve aracılara para kaptırmadan emeklerinin karşılığını almalarına engel oluyor. Hayatını bu yolla kazanmayı seçmiş insanları zorla sokağa ve pezevenklere mahkum ediyor.
Aile bakanının homoseksüelliği hastalık olarak görmesi, aile içi cinsel taciz, evde cinsel şiddet ve seks işcilerinin sorunları gibi aslında birincil derecede önemli konularda, literatürdeki adı ile ”seksüel politik” i ajandası yapacak, partilere bağımlı veya partilerden bağımsız kişilere ve organizasyonlara ihtiyaç olduğu çok açık.
Norveç’deki bedava genelevler ve 90 kişilik gönüllü orospu ordusu, google arama sonuçlarına göre bu blogdan başka bir yerde yok. Hayret !!! Böyle bir haberi nasıl atladı Hürriyet ve türevleri?
Ben o olayı başarılı bir şekilde işlediğimi düşünmüştüm yazımla. Pek de öyle olmadığını sonradan anladım. Her ne kadar ”la senin kızkardeşin de orospu olur da ben o zaman seni görürüm” tarzı yorumlar almasam da, konuyu benim iyi anlatamamış olmamdan dolayı ”batının tüketim özgürlüğü sınır tanımıyor arkadaş. seks gibi iki insan arasında aşk sonucu olması gereken güzelim şeyin içini boşalttı bu sistem” minvalinde yorumlar farklı yorumcular tarafından dile getirildi.
Bunlardan kimisinin eline hiç orospu eli değmemişti. Otobüste, metroda yanyana otursalar da farkına varmazlardı. Kimileri ise her türlü insanlık ayıbının işlendiği ülkelerde bizzat dümenin nasıl döndüğüne şahit olmuşa benziyordu. Yine de anlamak için yeterli olur muydu? Öyle olmadığı görülüyor açıkca.
Ezilenin ve emeğin yanında olduğunu söyleyen felsefelerin, öğretilerin, organizasyonların, partilerin, zaman zaman sözcülüğüne soyundukları kitleleri ”saf ve salak” yerine koyan söylem ve tavırlar içinde bulunduklarını tarih bize hep gösterdi.
Bu hataları ve hataların doğrularını görebilmek için 9,5 tan 10 a gerek yok, 4,5 tan 5 olsa da yeterli.
Bugün 3 Mart. Dünyadaki Seks İşçilerinin hakları için biraraya geldikleri gün bugün. Fuhuşun yasal, kontrol edilebilir ve fahişenin haklarını koruyan bir çerçevede varolması için ONLY RIGHTS CAN STOP THE WRONGS mottosu ile 3 yıl önce Hindistan’da tam 25,000 fahişe bir festival kapsamında toplandı. Festivali düzenleyen, merkezi Kalküta’da bulunan Durbar Mahila Samanwaya Committee adlı, 50,000 üyeli bir organizasyon. Organizasyonun sitesinde amaçları açıkca ifade edilmiş:
We have been successfully networking among sex workers in India and some other countries, particularly in South and South-East Asia, to foreground the demands for promotion and protection of our rights. Our political objectives are decriminalization of adult prostitution, securing social recognition of sex work as a valid profession and establishing sex workers right to self-determination. We brought together 80000 or more delegates for this seminal meet, the first of its kind in this part of the world. Although our resources are limited, our dreams are unbounded and our enthusiasm is high and commitment unwavering. With your support, we are determined to make this event a grand success. We believe ONLY RIGHTS CAN STOP THE WRONGS.
İzm’lerin küçük taşları bu blogun kaportasına tozlu yollarda vuradursun, benim Dünya Fahişeler Günü’nü kutlamak için sizlere çok iyi bir önerim var.
Bugün kadınlı-erkekli herkes, eşi, sevgilisi, fuckbuddy’si veya local whore u ile yaptığı seks karşılığı bir ödeme yapsın. Ekstra muamelenin bahşişini de vermeyi unutmasın.
Sonra bu aktivizmimizi bloglarda, facebook’da, twitter’da, friendfeed’de uygun bir tag ile tag’layalım. #dahabugunsiktimparasinidaodedim oldukça uzun olurdu. Benim aklıma İngilizce hem pratik hem enternasyonel olduğundan #ipaid4sex2day geldi.
Hep beraber, barikadlara !!!
Norveçli 60 kadın ve 30 erkek, gönüllü seks işcisi oluyor. Açılacak 5 adet genelevde, vizitesiz, sevabına seks yapacak bu 90 kişi. Norveç’in 4,5 milyonluk nüfusu içinden 90 kişi gönüllü olmuş. Bu tip karşılaştırmalar yapmak saçma, ama yapmadan da duramıyor insan: Kaba bir hesapla, 70 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 75 adet bedava kerane ile 1350 gönüllü kadın, erkek karışık orospuya tekabül ediyor bu.

Bu toplu hareketin bir sebebi var kuşkusuz. 2009 yılında Noreç’de yürürlüğe giren ve fuhuşu yasaklayan kanuna karşı, arkasında Fripolitisk Movement (Özgür Politika Hareketi) adlı oluşumun bulunduğu bir protesto bu.
Norveçli aktivistleri bu harekete iten sebebin dayanaklarını da öğrenmemiz lazım.
10 yıldan biraz fazla zaman önce, demokratik bir ülke olarak anılabilecek ülkeler arasında fuhuşu ilk yasaklayan İsveç oldu. Çıkarılan kanuna göre seks satmak yasal, ancak satınalmak suç.
Hükümetteki sosyalist blok ve radikal feminist lobinin çabalarıyla çıkarılan bu kanunu hazırlama sürecine hiçbir seks işcisinin katılmamış olması ilginç ve önemli bir ayrıntı. Halka rağmen halk için mottosu, rengi kırmızıya çalan kollektivistlerin etiket bulutunda var.
Aslında kanunun kağıt üzerine dökülen özüne baktığımızda itiraz edecek çok şey yok. Özellikle eski Sovyet cumhuriyetlerinden yapılan, pasaportuna mafya tarafından el koyularak, içlerinde İsveç’in de bulunduğu AB ülkelerine seks köleleri getiren şebekelere vurulmak istenen bir darbe var. Bir de tabii yine ‘’şüphesiz biz sizin için en iyi olanı biliriz’‘ edası ile masabaşında kısa saçlı, boğazlı kazaklı, gözlüklü orta yaş ve üstü kadın lobisinin verdiği bir mücadele de var. Seks, yalnız ve yalnız iki insan arasında, o da ancak aşk olursa yapılacak birşey. Bu tanımda direkt olarak ‘’sakat’‘ diyebileceğim birşey yok. Ancak seks gibi oldukça kompleks ve insan hayatında temel olan bir olguyu bireylerin hür iradelerine bırakmadan, zorla ve kanunla regüle etmek ve bu yorumlamayı tek gerçeklikmiş gibi empoze etmek olukça faşizan bir yöntem.
Yukardan bir topluluk, sizlere bu işin para için, toplu olarak, aşk olmadan, düzensiz veya organize olarak yapılamayacağını dikte ediyor. Dini değerler, puritanizm, ahlak normları ve faşizm, bir anda kadın erkek eşitlikçiliğine soyunanlar ve sosyalistlerle aynı potada eriyor. Çok ilginç… Or not !!!

Adalet bakanı – Tipik bir sol, radikal feminist profil
Herşeyden önce insan kaçakçılığına referans verdiğimiz, uluslararası tanımlamada ‘’trafficking’‘ denilen olayın önüne, kanunun yürürlükte olduğu 10 yıl içinde geçilemediğini belirtmem lazım. Polisin ve diğer bağımsız kurumların yaptıkları araştırmalar aksine seks kölesi olarak İsveç’e getirilen insan sayısında patlama olduğunu söylüyor. Bu verileri gazetelere ve tv lere gündelik düşen haberler destekliyor. Kış soğuğunda, bir camping alanında karavanlar içinde satılan, türlü bulaşıcı cinsel hastalığa sahip, pasaportları olmayan, yaşları küçük, Slovakyalı genç kadınlar mesela…
Bu işte tabi muazzam para var. Devletin kendisi işin içinde olup, kuralları az veya çok belirlemediği takdirde bu tip büyük gelir kaynaklarının yeraltı dünyasının elinde olması çok şaşırtıcı değil. ABD deki içki yasağı döneminde zengin olanları hatırlayalım, Türkiye’de cüzdanında döviz bulundurmanın suç olduğu yıllarda bu işi yasadışı olarak yapıp döviz ticaretine soyunanların elde ettikleri servetleri de anlatıyorlar. Piyasanın işleyiş kuralı heryerde böyle. Yasağın olduğu yerde, bu koşullarda cebini doldururken insanları sömürenler her zaman bulunacaktır.
Gelgelelim, tüm bu verilere rağmen Norveç ve İzlanda bu kanunu İsveç’den ithal ettiler 2009 yılında. Norveç ayrıca kendine göre bir düzenleme yaparak, yurt dışında para ile seks satın alan yurttaşlarına da kanuni işlem uyguluyor. Tatilde Londra’da araba kiralayıp gezenlerin, kendi ülkelerine geri dönünce yanlış şeritte araba sürdükleri için trafik cezasına çarptırılmaları ile karşılaştırabiliriz belki bunu. Tek kelimeyle absürd.
Fripolitisk Movement 5 ayrı şehirde genelev açmak çin lokaller kiraladı. Oslo, Bergen, Trondheim, Stavanger ve Kristiansand. Bu genelevlerde gönüllü olarak çalışacak aktivistlerin hizmetlerinden yararlanacak olan vatandaşlar, karşılığında ücret ödemeyecekleri için Norveç’deki fuhuş kanununa mukavemetten yargılanamayacak.
Aktivistler kendilerine Fripolitisk Movement’in ambassadör leri (elçileri) adını veriyor. Organizasyonun sözcülerinden Frank Horn Hartvedt’in dediğine göre elçiler seksten çok özgürlük konusu ile ilgililer. Ayrıca bu proje için 3 yıl çalışılmış, yani bir anda parlayıp, sönecek birşey gibi görünmüyor. Elçilerin çoğu Norveç’ten olsa da, aralarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelenler de var. 3 isveçli kız varmış gönüllüler arasında mesela. Canlarım benim… Sizlerle aynı pasaportu taşımaktan gurur duyuyorum.
Stockholm’de American Apparel mağazası açıldı. ”Ohaa daha yeni mi açıldı” demeyin. Bizde böyle… Adamlar yıllardır gelemediler İsveç pazarına. Biliyorsunuz American Apparel cüretkar reklamları ve ürün katalogları ile tanınıyor. ABD deki ve Avrupa’nın diğer ülkelerindeki konseptleri ile gelseler dükkanlarına molotof kokteyli, sprey boya ile saldırı kesin olurdu. Mesela aşşağıdaki gibi bir reklam bu şirketi direk iflasa sürüklerdi burada. Bu yüzden onlar da pazara kendilerini uydurarak gelmek zorunda kaldılar.

Şimdi çok güzel.. Dışardan baktığınızda mağaza 1970 lerin Sümerbank mağazalarını andırıyor. Ürün katalogu ile de utanmadan kiliseye bile girersiniz. Konuya buradan girdim, çünkü bugün FF de kısa bir tartışma oldu. BMW nin ”kullanılmış araba almayın, kadınınızı ikinci el alıyor musunuz?” mesajlı reklamı üzerine bir tartışma döndü. Bir kısım bu seksist reklam olarak değerlendirdi. Bir kısım ise ”sakin olun, kasmayın kendinizi” tavrını temsil etti.
Yeryüzünde olan bitenlere bir an bile şaşırmamak lazım. O yüzden büyük resmi mümkün olduğu kadar görmeye çalışıyorum. Herkesin taktığı, uğraştığı bir savaşı var tabii. Seksizm savaşına ben girmiyorum. Çok klişeleri olan bir mücadele o. Klişeleri kırmak ve tartışmayı başka bir eksene koymak oldukça zahmetli. Bu zahmete katlananları tebrik ederim. Ben başka yerden bakayım duruma.
Milyonlarca Çinli erkeğin en büyük sorunu bu devasa ülkede hayatını birleştirecek, soyduğu mandalinayı yiyecek, sıcacık kukusunu verecek bir hayat arkadaşı bulamaması.
Bunun sebepleri arasında devletin tek çocuk politikası ile beraber ülkede tarımdan geçinen insan sayısının halen fazla olup, bu insanlar arasında erkek çocukların favorize edilmesi en büyük etmen.
Erkek çocuk, tıpkı bizde bazı yörelerde olduğu gibi ekini, çifti, öküzü idare edecek, aileye yaşlılığında bakacak bir yatırım olarak görülüyor. Ancak büyük şehirlerde bizden fazla da farklı olmadığı söyleniyor. Akademikerler, şehirde yaşayanlar, ekonomik durumu nispeten iyi olanlar arasında böyle bir cinsiyet ayrımı tabii ki gözetilmiyor.
Hatta Şanghay’da kadın oranının erkeğe göre fazla olduğu da söylenenler arasında. Ancak bu ülkenin taşrasından büyük şehirlere göçen fakir erkekler için bir umut mu? tabii ki hayır. Şanghay’ın güzel ve bakımlı kadınları herhalde ağzında dişi, cebinde parası olmayan, eciş bücüş taşralılara değil, HongKong ve Şanghay’ın o uluslararası şirketlerinde çalışan batılı erkeklerin peşinde olacak.
Eğitimli, bakımlı, hoş bir Çinli hatun pekçok batılı erkeğin düşlerinde. zaten bu hatunların da bir kısmı evlenip iç piyasadan kendilerini çekiyor. Anlayacağınız büyük bir sıkıntı bu Çinli erkeklerin geneli için. Hatta şehirli ve paralı olanları için bile.
Bu sorunun kestirme çözümü yok elbette. Köyden kente göç bu şekilde devam edeceğe benziyor. Kısa sürede bu sorunun çözümü doğal olarak fuhuş oluyor. Komünist rejim vitrinde fuhuşu yasaklıyor ama genelde yetkililer elleriyle gözlerini kapatıyorlar. Süleyman Demirel argümanı orda da geçerli demek ki. Millet kadın bulamazsa yöneticilerini mi siksin? Biraz traşlanmamış bir şekilde söyledim ama olay ana hatlarıyla bu.
Fuhuş hiçbir zaman tek çıkış yolu olmasın tabii ihtiyacı olan için. Ama bir opsiyon olarak bir yerde durmasının faydası var. Köyünden, kasabasından çıkıp şehirlerde yaşama tutunmaya çalışan kadınlar birtek Çin’de yok çünkü. Birtek Çin’de yok ama herhalde en bahtszıları yine bu ülkede.
Çin’in devlet politikası olan tek çocuk kuralı ve tarımal uğraşan kesimin içgüdüsel olarak erkek çocuğa yatırım yapması trajedinin ana nedeni. Çoğumuz duyduk, kız çocuklarının öldürüldüğünü Çin’de. Bu eski dönemlerde bizim kültürlerde de var.
Yalnız şimdi kız çocuklarını öldürmekle kalmadıklarını da görüyoruz.
Doğru, yalan bilmem. Olay şu: Çin’in kantonlarından birinde yeni bir moda bu. Ölü, kız ceninden çorba… Bir kase çorba, yanında garnitürü falan 4000 dolar. Zenginler tarafından seks gücünü arttırıp yaşamı uzatığı için tercih ediliyor.

Bu ceninler doğal sebeplerle yaşamı son bulmuş olanlar. Bir de tabii kız olacağı anlaşılınca kürtajla alınanlar var. Bu fotoğraftaki öyle mesela. Yapılan röportaja göre ailenin 2 kızı varmış zaten. 3. çocuğun da kız olacağı anlaşılınca aile kürtaj yoluna başvuruyor. Kürtajdan sonra cenini de o bölgede çorbasıyla ün yapan restorana satıyor aile. Bilgilere göre bu tip kürtaj ceninleri birkaç yüz dolara satılıyor. Eğer doğuma yakın tarihte doğal sebeplerden ölmüşse fiyat 2000 dolara kadar çıkıyor.
Kadın olmak zaten zor da… Bazı yerlerde daha da zor.
Kürtaj masasından lokantada çorbaya giden zinciri kırmak, Sasha Grey’in kukusunun kılını göstererek çorap sattırmasından daha önemli
Arkadaşlık siteleri ve oral seks çekilişi postasına Vic’in yazdığı yorumda verdiği link sayesinde eskort kız Yağmur’u tanıdık. Yağmur’un ayak altlarındaki turuncu renkleri ponza taşı veya en azından fotoşopla yoketmesi gerektiğini içimizden geçirdik. Onun haricinde ise hazırladığı sitenin RSS ile takibe imkan vermesini takdire şayan bulduğumu belirtmem lazım. Tasarım kafada bazı soru işaretleri de bıraksa, ekmeğini hayranlarından çıkarmak isteyen pekçok yazar, müzisyen gibi emekçinin kendilerini pazarlamak için bu kadar bile çaba göstermemesi karşısında şapkamızın, omuzlarımızın üstündeki başımıza takılanını çıkarmamız lazım. Diğeri ise başında sonuna kadar yerinde kalmalı.
Yağmur’un gerçekte kim olduğunu bilmiyoruz. Tarifesine ve portakal/turuncu renge istinaden bunu, en azından benim asla öğrenemeyeceğime dair bir his var içimde. Sağlık olsun… Çok da önemli değil. Tabii şu da bir gerçek ki, günlük hayatında eğer sıradan bir işi varsa bile kaşımızı kaldırmayız. Tapu kadastroda, harita daire başkanlığında memur ise ”ee devlet memuru maaşı yetmiyor tabii” diye empati dahi yapan çok olur tahminimce. Fakat işinin sosyal statüsü ne kadar yüksekse, o kadar hayretler içersinde kalacağımız da bir gerçek.
Orospuluğun tarihsel tanımı da bunu doğruluyor. Pedofili, oğlancılık vesairenin günümüze nazaran normal sayıldığı Roma bile fahişeliği hor görüp, aşşağılamış, kayıt-kuyut altına almaya çalışmış. ”Çalışan” kadınların mesleklerini icra etmesi licentia stupri denilen bir lisans ile kurallar altına alınmaya mecbur bırakılırken, kılık kıyafetleri ve oturdukları yerler konusunda birtakım yükümlülükler altına alınmışlar.
Bu düşünce tarzının günümüze uzantısı genelde özellikle iffetli kadınlar veya feministler arasında kıskançlıkla karışık, acıma ve fahişeyi öyle bir dileği olup, olmamasına bakmadan bulunduğu halden kurtarma güdüsü şeklinde gelişiyor. Öyle bir genel kanı var. Orospuluk yapıyorsa, bu yola ”düşmüştür”. Edilgenlik bildiren bir ifade şekli. Kimse kendi isteği ile fahişe olamaz çünkü.!!!
İhtisas alanı nörotoksoloji ve epidemik onkoloji olan 34 yaşındaki doktor Brook Magnanti ise tam tersini iddia ediyor. Hatta iddia ediyor demeyelim, ispatlıyor. Çünkü kendisi 2003 yılından itibaren tuttuğu Belle de Jour – Diary Of a London Call Girl adlı blogunda 14 aylığına yaptığı eskortluk mesleğinden edindiği tecrübesini okuyucularıyla eğlenceli, esprili bir dille paylaşıyor. Daha yeni, yıllarca saklandığı anonim kimliğinin arkasından başını uzatıverdi Brook Magnanti. Ya da Londra’lı üniversiteli süper eskort Brook diyelim, eğer Türk insanının anlayacağı şekilde söyleyeceksek. Üniversiteli olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor. Var öyle bir olay biliyorsunuz. Düzdüğü eskortun henüz ”alınmamış” diploması ile övünen bir milletin daha olup olmadığını tez olarak araştırmak lazım.

Magnanti bir crack whore değil, pezevengi tarafından kullanılan, pisliği içine çekilen bir kadın değil, alkolik de değil. Küçükken de babasının tecavüzüne uğramamış. Onun yerine 14 aylık eskortluk yaşamında kazandığı paraları uzun yıllar okulunda okuyup, meslek sahibi olurken harcamış. Halihazırda The Bristol Initiative for Research of Child Health adlı kuruluşta araştırmacı bilimadamı/kadını olarak çalışıyor. Eeee, tüm klişeleri yıktı fahişeler konusunda? Üstelik bir de erkek egemen toplumun erkeklerine yol gösterici bir kitap yazmayı da başarmış görünüyor.
Biraz konu dışı birşeyle bitireceğim ama… Bazılarınıza ilham vermesi amacıyla yazayım dedim.
Bu kitap yazma konusu hoşuma gitmedi değil, eklemeden geçemeyeceğim.
Blogunu kitap yapan blogcuların daha masumları arasında İngiliz Catherine Sanderson‘u duymuştum. Petit Anglaise adlı blogu ile aynı ad altında çıkan kitabının bir nevi Bridget Jones’un hatıra defterini anımsattığını söylüyorlar. Bu sebeple softcore takılan kızlara rahatlıkla tavsiye edilebilir.
Blogunu kitaba çeviren blog-yazarları arasında bahsedilmesi gereken önemlilerden biri de Julie Powell. Mastering the Art of French Cooking adlı kitabın içindeki 524 tarifin hepsini deneyip, bunun üzerine de bir blog tutan Julie bu çalışmasını Julie and Julia: 365 Days, 524 Recipes, 1 Tiny Apartment Kitchen adı ile bir kitaba dönüştürmüş.
Oraya buraya yazı yazanlar, yazdıklarının içeriği ne olursa olsun, yetenekleri ne olursa olsun ve kaç tane okuyucuya ulaşırlarsa ulaşsınlar… Kendi kitaplarını kendilerinin çıkarabileceklerini biliyorlar mı? Şuradan:
Scribd.com
Bir eskort, fahişe, fuhuş tartışması gidiyor internette. Yeni değil zaten bu. Seks endüstrisinin bir yüzü de fuhuş ve buna günümüzde en etkin yardımı yapan hiç kuşkusuz internet. En iyi eskortlar nerede, vizite ücreti, fiyatlar, saatlik mi yoksa bir muamelenin fiyatı o mudur, hangi kanallardan en iyi eskortlara ulaşılır, İstanbul’da Rus fahişeler nerede bulunur?
Kuşkusuz bunlar zaten çok aranan şeyler internette. Adamın biri tutmuş bu konuda blog açmış. Yetmemiş bir de adını ben evliyim diye koymuş. Herhalde kadın yorumcuları da çıldırtan bu oldu. Yani yazarın evli olup, İstanbul’daki Rus ve bilimum Doğu Bloku eskortları ile olan içli dışlı ilişkisinin bloga dökümü. Okuyanlar, yorumlarla bir hayli hırpalamışlar yazarı.
19.yy.’da Japon eskortları

Bu fuhuş ve eskort olayı biraz değişik birşey. Adam Tayland’a bileti cebine koyar koymaz bakıyor, Patong‘da ne gibi seks imkanları var, fiyat nedir, kandırılmamak için ne yapmalı? Bunun için kurulmuş büyük bir komünite, forum var.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
”Bir kadının ayaklarında seni bu kadar çeken ne?” diye sordum Mr. Feetveins’e…
”Ayakkabının sıkıştırması sonucu çıkan damarlar” diye cevapladı. Ki bu adam benim gibi ruhunu grup sekslerde örselemiş biri değil.

Php Framework ile son projemiz üzerinde çalışıyor Mr Feetveins. Ana, babaların ve cami imamlarının dahi kullanabileceği bir platform üzerinde çalışıyoruz. Daha önce de dediğim gibi paradan çok innovasyon bizim motivasyonumuz.
Tabii çarkın da dönmesi lazım. Çünkü hayalimiz Stockholm’ün bohem mahallesinde küçük bir ofis. İş olmasa da sekreter gerekli… Bunlar hep para. Topluma yararlı projeleri ekonomik olarak götürebilmek için kafamda başka bir proje daha var.
Tüm Kingdom Of Sweden’daki eskort hatunlara not veren, onların bulundukları yerleri Google Maps entegrasyonu ile bildiren, hatunların kontak bilgilerini veren bir site. Büyük bir ihtimalle wordpress tabanlı… Fotoğraf sanatçıları için hazırlanmış portfolyo temaları var. Ekranı karelere bölüyor. Öyle bir temayı satın alıp, üzerinde oynamayı düşündüm. Ekranı bölen her karede bir hatun. Müşteri girip yorum bırakıyor, önceki yorumları okuyor. ”İyi ağzına alıyor, anal için extra istiyor” veya ”işettirmiyor’‘ gibi… Müşteri haritadan bulunduğu yere yakın çalışan boş hatunları görüyor falan. Eskort hatunlar kendilerini otomatikman ekliyorlar siteye. Son ekleyenler ön sayfada… Veya ücretli anonslar ön sayfa, bedava anonslar arkada. Anons için ödeme problemini çözmek lazım…
Krallık’ta fuhuşun yasak olması büyük fırsat. Yasakçı toplumlarda, böyle ortamlarda iyi paralar kazanmak mümkün. Hosting’i Hollanda’ya alıp şirketi de Estonya’da açarsak, büro Stockholm’de olsun… Oooo, kaymaklı ekmek kadayıfı. Yaşasın Avrupa Birliği…
Neyse, postanın asıl amacından uzaklaşmayalım… Ayak-sevici bu arkadaşım geçen hafta sonu dışarı çıkıyor. Gittiği yerde bir hatunla tanışıp gecenin ilerleyen saatlerinde de yiyişiyor. Ve hatta hatunun bizzat kendi fotoğrafını koyuyorum buraya. Rock ortamlarının paparazzisi yakalamış hatunu. Sağdaki sarı kumral gacı işte…

Tabii İsveç toplumu son yıllarda biraz seks özürlü bir toplum oldu. Dolayısıyla iki yeni tanışan insanın yiyişmesi her zaman yatakta bitmiyor. Şunu anlamak hala zor benim için:
”Tükürüğünü ağzıma koy, ama spermini kukumda istemiyorum”
Ayak-damarcı istiyor hatunu. Hem de çok… Dün akşam projenin test versiyonunu geçerken arada bu konu da işlendi. Bana akıl danıştı tekrar hatunla nasıl kontak kurması gerektiği ve sonrası hakkında… ”Al kağıdı, kalemi eline” dedim…
Muhakkak bir vesile yaratmalısın, yoksa öyle tak diye arayıp ”beni hatırladın mı? İş çıkışı bir bira atmaya ne dersin?” tarzı yanlış olur. Kadın kısmı çok dürüstlüğü ve sonuca direk gitmeyi sevmez. İlla alengirli yapıcaksın olayı. Bir konsere bilet al ”arkadaşım organizasyonda görevli, 2 bilet verdi, benle gelmek ister misin” ayağı çek, diye bir tavsiye geldi ilk etapta aklıma.
Cool olmayı elden bırakma, hatunun ağzının içine bakma… Buluşursanız da son derece centilmen olmayı ihmal etme. İsveç erkeği biraz öküzdür. Manto tutmaz, kapıyı açmaz… Sen yap, ama abartma… Nereye gitmek, ne yapmak istersin diye sorma, hep sen yön vermelisin olaya…
Bunlar çok aman aman tavsiyeler değil. Büyük bir ihtimalle kendisi de biliyor zaten. Bazen başka birinden duymak yine de iyi… Ama tabii kesin bir başarı reçetesi yok. Esasında kadın ve erkek o kadar ayrı yaratıklar ki bir araya gelmeleri bile bir şekilde mucize diye nitelendirilmeli. Bu kadar farklı ve birbirini anlamaktan aciz iki tür…
Ben içgüdüye bırakıyorum, planlamam. Hep improvizasyondur olayım. Dolayısıyla da elimde hazır bir reçete yok…
Ama istiyorum ki siz okurlar bu çocuğun olayına bir el atın. Özellikle de hatun okurlar… En iyisini siz bilirsiniz. Ayak-damarcı ne yapsın da sarı kumral gacının kukusu ıslak, şerbetli kadayıf gibi olsun?
Çünkü siz bir çare bulamazsanız bizim proje de tekleyecek. Herife Suicide Girls giriş bilgilerimi verdim, oradan çıkmıyor, proje aksıyor…

Son Atılan Yorumlar