Kadın ve erkek seksüalitesine bakışta büyük farklılıklar var tüm toplumlarda. Ancak buna elle tutulur bir örnek vereyim dedim bugün. Geçenlerde bedava kültürün membağı The Pirate Bay‘dan Don’t Mess With The Zohan adlı filmi indirip seyrettim. Adam Sandler zaten beğendiğim bir oyuncu.
Adam’ın en büyük hayali kadın kuaförü olmak. İsrail ordusunun nadide komandolarından biri olan Adam bu hayalini gerçekleştirmek için Amerika’ya taşınır ve bir kuaför salonunda çalışmaya başlar. Eleman yalnızca saç kesmekle kalmayıp ayağına gelen müşterileriyle de bedava seks yapmaktadır.
Aynı rolü kadın bir oyuncu için düşünmek zor. Yapılsa bile içine komedi unsuru katmak zor. O da neymiş? Her gelene bacağını açan bir karı!!! Muhakkak o filmi kadın cinsini aşşağılatıcı bulanlar çıkardı.
Esasında olayı bu şekilde algılamak asıl kadını aşşağılayıcı. Orta yaşlı müşterilerine çakan bir kuaförün maceraları eğlenceli, ancak kadın kuaförün her türlü müşteriye kolayca vermesi kadını aşşağılayıcı…
Hadi bunu geçip cinsel organlara gelelim. En adi küfürlerden biri amcık değil mi? Çükkafa veya yarraam gibisin demek o kadar kötü değil. Bu düşünce tarzı toplumun tüm katmalarında var. O yüzden kadının cinselliği agresif olmamalı, kadın daima pasif, kabullenici olup cinsellikte korunmaya muhtaç olmalı. Zarın üstüne titrenmeli… Erkek yaptığında milli oldu deniliyor…

Berber kuaför derken, bir de şöyle birşey vardı…
Şu blog fenomeni ne sardı ama bütün ülkeyi? Blogu olmayan yok artık neredeyse. Sırf Türkiye de değil, bütün dünyada durum böyle. Söyleyecek birşeyi olan herkes bir bloga sahip…
Toplum için çok faydalı bir oluşum bu. Değişik konularda belli bir bilgi sahibi olan insanları okuma imkanı buluyoruz. Mesela ülkede Haydar Dümen tek adamken ve bisiklete binen kızların zarlarının patlayıp patlamadığı konusunda bilgi verirken, artık sevgilimizin ağzına kırmızı bir topu tıkıp, poposuna 28 cm dildoyu sokarken hangi kremi kullanacağımızı sorabileceğimiz kaynaklar da var. Sırf bununla kalmıyor tabii… Kültür, edebiyat, sinema, spor konularında veyahut da Firefox’un 3. versiyonunun çıktığını bildiren bloglar da var.
Urban 5 geçenlerde seks konusunu ele alan bloglar hakkında bir posta attı. Teşekkür ederim, 5posta’dan da bahsetmişler. Bu sayede 44 ziyaretçi geldi, umarım kalıcı olurlar. Urban 5 bu konuda fazla blog olmamasından şikayetçi. Var esasında birkaç tane daha, belki bu kalabalıkta gözlerinden kaçmış olabilir. Bazıları da bir hevesle başlayıp gerisini getiremiyorlar gibi bir eleştiri de yapmış Urban 5. Zannedersem seksden bahsetmenin kolay birşey olduğunu zannediyor olabilir insanlar. Herkesin bir seks hayatı var yaşadığı tabii ki. Ancak bunu bloga dökmek kolay olmayabilir.
Özellikle ben bayanlardan birşeyler bekliyorum. Gerçi Candies var mesela, ancak tam öyle de değil. Yani orada daha çok olaylar anlatılıyor, işin oraya gelene kadar ki hali veya sonrası falan. Sex and the City tarzı biraz…
Oysa ben daha çok elle tutulabilir şeylerden bahsediyorum. Yani olayın kendisi, o anda hissedilenler falan. Mesela spermin tadı nasıl? Yutarken iğrenme olayı var mı yoksa ”ulan öpüşüyoruz zaten. Tükürük de vücut salgısı, döl de” tarzı bir düşünce mi hakim. Bu erkekleri olduğu kadar kadınları da ilgilendiriyor tahmin ederim. Ama yazan yok yine de…

Bunlar zaman alacaktır tabii ki. Türkiye’ye gidip gelen arkadaşlarla konuşuyoruz arada. Ortak görüş Türkiye’de bazı kesimlerde sessiz bir cinsel devrimin yaşandığı. Özellikle de kadınlarda… Çoğu zaman kadınların kafası daha fazla basıyor birtakım şeylere. Erkek egemen toplumda en fazla baskı gören onlar. Erkek kısmı işini gücünü oturtturduğu takdirde diğer toplumsal olayları çok skine takmaz, zaten sistem de ona çalışmaktadır. İdealizm ve başkaldırı nispeten daha az, önünde kuku yerine çük taşıyanlarda. O yüzden memleketin kurtuluşu hatunlarda…
Müzikle uğraşanlar bilir, bir konsere gittiğin ya da tv de bir müzisyeni sanatını icra ederken seyrettiğin zaman bir gaz alırsın, ilham verir bu sana. Şimdi aynı efekti ülkemin bayan blogcularında yaratsın diye İşveçli blogcu bir bayan arkadaşın postasını buraya tercüme ederek getirmeye çalışacağım.
Blogcu kızımızın adı Johanna. 17 yaşında … Feminist, ama aynı zamanda sekse pozitif bakan bir düşünce yapısına sahip. Çevirmen değilim, bu işin tekniklerini bilemeyeceğim. Ancak Johanna çok sade bir dille blog yazdığı için genelde birebir çeviri oldu. Tabii dilin kendisini bilip, aslından birşeyi okumak çok farklı bir olay. Yine de…

Ders saat 16 da bitti bugün. Okul çıkışı bir arkadaşın evine gittim. Hesapta olmayan bir şekilde bir anda kendimizi yatakta bulduk. Hoş ve rahatlatıcı bir duyguydu çünkü kaç gündür seks yapmıyordum.
69 la girdik olaya. Ben alttaydım… Yaklaşık yarım saat boyunca ağzımla emdim, öptüm, yaladım… Kendi performansımdan çok memnun kaldım. Esasında oral seksde çok iyi değilim.
Bakireliğimi kaybettiğimde 14 yaşındaydım. İlk başlarda yalnızca sok-çıkar olayına giriyorduk tecrübesizlikten. İlk defa ağzıma almam için birkaç ay geçmesi gerekti. Tanrım, ne kadar heyecanlı ve sinirliydim ilk seferinde. Çok dikkat ediyordum kocaman s.ki boğazıma kadar almak yerine yalnızca başını yalayıp emeyim diye… En kötü ihtimalde kusmayı da göze almıştım…
Tabii kusmadım, fakat ne zaman ski daha derine almak istesem kusma refleksleri geliyordu. Sktr et dedim içimden, yalnızca başını yaladım. Daha sonraları birkaç defa daha denediysem de durumda bir değişiklik olmadı. Ne kadar çabalasam da kusma reflekslerine hakim olamıyordum. Arkadaşlarımdan çok destek aldım, herkes daha çok pratik yapmam gerektiğini ve pes etmememi söylüyordu. Fakat benim için tüm olay çok umutsuz görünüyordu. Bademciklerimden nefret etmeye başlamıştım.
Birgün işin üzerine ciddi olarak gidip kusma reflekslerimi bol bol pratik yaparak geçirmeye karar verdim. Üzerinde antreman yapacak partner bulmak her zaman kolay olmuyordu. Bulduğum zamanlarda da yaptığım denemelerde birkaç defa yediğim yemek boğazıma geri çıktı. Allahtan ağzıma veren çocukların hiçbiri bunu farketmedi. Her başarısız oluşumda kendi kendime ”practice, more practice’‘ lafını empoze etmeye çabalıyordum.
Herşeyi denedim… Altta yattım, üste çıktım, yan dönüm… Hepsi doğru pozisyonu bulmak için… En sonunda da buldum. En azından biraz yol katettim diye kendi kendimi gaza getirdim. Her kusma refleksi geldiğinde muameleye ara verip kendimde gücü toparlar toparlamaz yeniden giriştim.
Birgün ansızın boğazımdan s.kilmeyi problemsiz başardım!!! 18 santimi kolayca köküne kadar alıp yutabilmiştim. Çocuğun beni teşvik eden yorumlarının da bunda büyük etkisi vardı. Daha önceleri bu işi denediğim kişi ne ağza vermekten ne de benim kukumu yalamaktan zevk alıyordu. Ancak ne zaman ki ağzım, dudaklarım, boğazım ve dilim onlara değer veren birinin emrine geçti, işte o zaman benim için imkansızı başardım.
Gazete köşelerindeki cinsellik uzmanları haklıydı. Sürekli deneyerek, antreman yaparak kendini geliştirmen mümkündü. Ancak bu yetmiyor. Neyi, neden ve kimin için yaptığını bilmen ve kendini motive etmen de gerekiyor.
Cinsellikte tamamen özgürlüğü edinmek erkek için de kadın için de uzun bir yol. Bu yolu almak için birtakım şartların hem cuk diye oturması hem de bireyin hayatta attığı zarların belli bir şekilde gelmesi lazım. İlk, orta, lise, üniversite, askerlik, iş hayatı evlilik… Bu şekilde giden bir erkeğin bile kafasını birtakım şeylerden arındırıp bırakın cinsel özgürlüğünü bulması, tam özgürlüğü bulması hakikaten zor. Bir kadın içinse daha da zor. Toplum baskısı, kendiyle olan savaşı vesaire. Ancak biraz önce bahsettiğim zarları ve şartları bir şekilde yerine getiren bir kadın bu özgürlüğe erişiyor. Var böyleleri çok az olsa da.
Bu konunun çıkış noktası, bir postama Talisman ve Mischa’nın yazdıkları yorumlar. Cidden de çok değerli katkı yaptılar içeriğe. İnsanların aklına zaman zaman takılan bir konuyu buraya dökme fırsatı doğdu bana da. Bizim de arkadaşlarla hala konuşup tartıştığımız bir olay bu. Hatunlar da düşünüyor mu ”Bugün beş kişiye birden vereyim” diye? Beş kişiye veren biri herşeyden önce özgür iradesiyle mi veriyor? Merak etmekle birlikte çok önemsemiyorum da. Dediğin doğru Talisman, kadınlar erkeklere göre daha duygusal yaratıklar. Ancak 5 değil 15 kişiyle gang bang yapmakla insan duygusuz bir hayvan olmuyor. Eğer özgür irade varsa ortada tabii…

”Kadınları özgürleştirme hareketinin erkeğe hizmet eden tarafı. Kadınlar özgürlük gazına gelip aslında içlerinin istemediği bir şeyi yapıyor olabilirler mi? Bu da metalaştırılmanın özgürlük havası verilmiş olanı olamaz mı? Kadın ne kadar bilincinde kendi isteklerinin?”. diyor Mischa ve Talisman ortaklaşa…
Bir kadın cinsel özgürlüğünü kazanırsa erkeğin nasıl işine geliyor bu? Az çok detayına girelim bunun. İlk olarak aklımıza gelen hatunların bir anda daha kolay verir hale gelip, erkeğin meletilmekten kurtarılması olarak göze çarpabilir bu cinsel özgürlük dediğimiz olay. Yani pozitif bir olay erkek camiası için.
Peki kadın burada ne şekilde zarara uğruyor? Sanatta ve sporda daha iyi sonuçlara ulaşabilmek için ”practice, more practice” ilkesi vardır. Kendi vücudunu tanıyan ve cinselliğini çözen bir kadının ilk etapta kendine faydası olacaktır diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Orgazm denilen birşey var, kadınlar da bunu oluyor, arada bir hatırlatmakta fayda var. Orgazma ulaşmak içinse aşık olmak gerekmiyor. Evli olmak da…
Nasıl ki çok iyi uzak doğu sporu bilen insanlar gereksiz kuvvet gösterisinden kaçınıyorlarsa güçlü bir kadın da cinselliğini silah olarak kullanmaya gerek duymaz. Eğer birşeyi çok iyi biliyorsan onu göstermeye çalışmak gibi basit bir çabanın içine girmezsin. Gücünü bilginden alırsın. Ancak bu bilgiye ve kendine güvene ulaşabilmek için maalesef -ki bazıları için maalesef- ”practice, more practice” diyorum. Yabancı dil ve seks kitaptan öğrenilmez. Gideceksin uygulayacaksın.
Alışılagelen, geleneksel ve bence de tamamen zırva bir bakış açısıyla, yani sikmenin iyi, sikilmeninse kötü birşey olduğunu kabul eden zihniyetle hareket edersek, ilk bakışta erkeğin faydasına gibi görülen bu kadının cinsel özgürlüğünü kazanması olayı ilerleyen zamanda klasik erkek tipine zulüm gibi gelecektir. Öyle ya bugün bana verdi, yarın kime verecek bu? Ya öbürününki daha kalınsa? Oysa eskiden ne güzeldi. Bana verince kolay kolay başkasına veremezdi. Yapsın bakalım öyle birşey, orospu diye adını çıkartırdım. Ama ben gideyim komşu kızına da vurayım, bakkalın kızının ağzına vereyim.
Erkek milletinin deli gibi korktuğu kadın cinsidir kendinden emin kadınlar. Kız ne kadar zavallı, karaktersiz olursa işine gelir kompleksli erkeklerin. Vücudundan utanmalı kız. Bir yerde Bobo yazmıştı yorum olarak, soyunmuş bir şekilde erkeği beklerken yorganın altına giren kadın tipi diye. Nazlansa da ı-ıh dese de istediğini yaptırırsın bu tip kızlara. Bilmediği sularda yüzüyordur çünkü.

Aman iyi sakla, yaldızları dökülür…
Böyle bir dünya düzeninde hep çakallar götürür hassas, nadide, duygulu çiçekleri. Aklı ne kadar puştluğa çalışıyorsa, cüzdanı ne kadar kalınsa, arabası ne kadar pahalıysa… Para ve statü, kimin kimi zikeceğini belirler. Aynı zamanda bir sürü iyi oğlan vardır etrafta. Hem iyi ziken, hem de duygulu, bazen yalnızca iyi ziken… Onlara da arta kalanlar düşer. Oysa kadının gang bang da olsun, normal zikişde olsun, evlilikde olsun kendi oyun arkadaşını seçebildiği bir dünyada, çakallara leşten başka birşey düşmez. Bugün bizim ve pekçok diğer toplumda şahit olduğumuz olay ise maalesef tam tersidir.
Bence eşitlikçi ve yaşaması zevkli bir dünyada kadın da isteklerini utanmadan yerine getirebilmeli. Eşit olursak dayak olmaz, aşşağılama olmaz, kandırma olmaz. Eşitlikten kastım erkeğe hak olarak görülen şeylerde kısıtlamaya gitmek değil militan feministlerin düşündüğü gibi. Aksine erkeği de bulunduğu yerden daha ileriye itmek ve kadını da tam yanında ona ortak etmek. İnsanın kendi vücuduna hükmetmesi, ondan zevk almayı öğrenmesi ve de hoşuna giden bir insana zevk vermeyi utanmadan öğrenmesi ve uygulaması hakkını elde tutmak lazım. Haa kullanırsın, kullanmazsın o senin bileceğin iş.
Bu kime yarar diye de düşünmeyin. Yahu kardeşim bu Çin işkencesi değil ki!!! Kukuda ve zikde hassas sinirler var, bunları birbirine dokundurttuğun zaman hoş bir duygu oluyor. İşin basite indirgenmiş hali budur. Yok benim kukum değerli kimseye ziktirtmem diyen de gitsin beton döktürtsün.
Porno filmlerde oynayan kadınların gerçek hayatta nasıl olduklarını düşündünüz mü hiç? Ne yerler, ne içerler? Zevkleri nelerdir? Kültür düzeyleri vesaire… Çoğunluk onların uyuşturucu bağımlısı ve pislik içine düşmüş olan zavallı insanlar olarak görür. Özellikle de feministler pornografi branşını tanımladıklarında bu şablonun içine koyar kadını. Çok çarpıcı… Kadını yüceltmek ve onun toplumda hakettiği yerini vermek için yola çıkan bir akım belirli bir kesim kadını yerin dibine batırmak için en etkili propagandayı yapmaktan kaçınmıyor. Hatırlayın konuyla ilgili postamı…
Seks branşının emekçisi eskort hatunları bir köşeye bırakalım. Onları ayrı bir postada, hatta pekçok postada ele alırız sonra. Bu emekçilerin ötesinde bir de daha büyük düşünüp orjinal fikirlere imza atan ve bunu yaparken de bir estetik kaygı güden kadınlar var. Bunlardan birisi Joanna Angel.

Joanna şu aralar adından sıkça bahsedilen alternatif pornografi sitesi Burning Angel‘ın kurucusu. Bol dövmeli rock hatunlarının hard-core pornografik video ve resimlerini içeren Burning Angel sırf pornografi değil, punk-rock müzik gruplarına ait röportajları da içeriyor. Bu saygıdeğer hanımı benim için ilgi çekici kılan, kendi sitesinde hem yazar, hem direktör, hem porn-star hem de editör olarak koltuğunda birden fazla karpuz bulundurması.
Hatun esasında koyu bir yahudi aileden gelme. Üniversitede aldığı İngiliz Edebiyatı eğitiminin karnını fazla doyurmayacağını anlamış ki beraber evi paylaştığı arkadaşı ile beraber bir porno site açmaya karar veriyor. Çıkış noktası Suicide Girls tarzı. Fakat bir adım daha da ileriye giderek hard-core porn‘a da yer veriyor sitede.
Herkesin kendine göre bir feminizm anlayışı var. Ben ve Joanna birbirimizin haberi olmadan aynı feminist görüşü paylaşıyormuşuz meğer. Orası burası ameliyatlı porno yıldızları yerine gerçek hatunları kullanıyor sitesinde. Tamamen gerçek görünen hatunlar, hepimizin tanıdığı kızlara benzeyen, artılarıyla eksileriyle, güzellikleriyle, çirkinlikleriyle…

Bir kitap var. “Naked Ambition: Women Who Are Changing Pornography”. Feminizm ve pornografi üzerine konuşacaklar ilkönce bunu bir okusun. Kitabın bir köşesinde şöyle diyor Joanna;
“I’m not so sure I started a revolution, but I know I started something pretty awesome, and most important, I feel like a true, honest-to-god feminist.”
Joanna müzik çevresinde de oldukça tanınan bir kişilik. Orada burada hazırlanan müzik videolarına kendi modellerini gönderiyor. Bangkok 5 adlı grubu bilmiyordum, konuyu yazarken karşıma geldi. Klipteki hatunlar Joanna’nın mesai arkadaşları. Acayip hoşuma gitti müzikleri. Solistin sesi, kulağı rock müziğe yatkın olanlar için çok iyi bir ses olarak gelecektir tahminim.
Seks ve rock & roll hep birlikte anıldı bugüne kadar. Değişen tek şey kadınların da artık bu işe kenardan seyirci olarak bakmaktan vazgeçip olaya aktif olarak girmeleri. Bir anda kalitenin yükseldiğini görüyoruz. O kadar çok başka örnek var ki bu konuda. Kadın ve mastürbasyon başlıklı postamda ifeelmyself.com ve beautifulagony.com a yer verdim. Yeri geldikçe diğerlerine de değineceğim. Ancak körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar misali bizbize konuşmayalım. Feministler de biraz kafayı kaldırıp baksınlar, dünya nereye gidiyor diye.
Neyse uzatmadan şu video klipe geçelim. Belki kendi müzik kolleksiyonunuzda bu tip şeyler yoktur, olmayabilir. Herkes aynı zevke sahip olsaydı çok sıkıcı bir ortam olurdu zaten. Ancak arada bir değişik şeyler denemek iyidir. Bugüne kadar hoşlanmamış olman bugün hoşlanmayacağın anlamına gelmez. Bak hafta sonu da geldi. Kendini o moda geçir. Ama öyle sesi falan kısıp dinlemeyin, ayıp edersiniz sanata… Şöyle basını tizini ayarlayıp bangır bangır dinlemek lazım…
Starting Me Up Again (Diary of a Teenage Cutter)
Bir önceki postada verdiğim sözden dönüyorum, eski tarzda devam…
Mastürbasyon denilince nedense insanların aklına elinde bir dergiyle alelacele ve gizlice pipisini ovuşturan kırmızı yüzlü erkekler geliyor. Çok nadirdir kadın ve mastürbasyonun aynı karede resimlenmesi.

Sebeplerden en önde geleni tabii ki mastürbasyonun bütün dinlerde yasak olması. Amcaların, teyzelerin, ahlak kukumavlarının ve din kitaplarının seks ve cinsellikten anladığı yalnızca üreme amaçlı bir takım işlemler.
Ve kadınların zaten seksden zevk alması bir basitlik ve ahlak zayıflığı olarak aşşağı yukarı bütün batı toplumlarında kabuledilgelen bir anlayış olduğu için, yakın zamana kadar günlük hayatımızda bu tip konuların fazla konuşulmadığını gözlemledik. Bu anlayışın gavurlarda da böyle olduğunu belirtelim, yalnızca mutaassıp orta doğu ülkeleri böyle değil yani. Zaten mastürbasyon kelimesi biri yunanca diğeri latince iki kelimenin bileşimi. Yunanca mezea (çükler) ve Latince turbare (karıştırmak) kelimeleri birleşince halk arasında malı tokatlamak olarak da bilinen faaliyetin kökenine kısaca bir giriş yapmış oluyoruz zaten. Görüldüğü gibi kadının kukusunu parmaklaması gibi bir faaliyeti tanımlayacak birşey kafir ve münafıklarda dahi yok.
Bu konuyu konuşmaya çalıştığım kız arkadaşların en rahat olanlarından bile çok fazla detay almak mümkün değil. Çok garip de değil bu durum esasında. Mastürbasyon esnasında insan fantazilerine gark oluyor, doğal olarak bunları paylaşmak çok da çekici bir şey değil. Bazı şeylerin yine de özelde kalmasında fayda olduğunu düşünebiliyor insan belki de.
Gözlemlediğim başka bir durum ise esasında hatunların mastürbasyona sık sık başvurup hem de oldukça zevk aldıkları yönünde. Düşününce anlamak çok zor değil. Çünkü kadın kendi vücudunu çok iyi tanıyor. Bir erkekle ilişkiye girdiğinde genelde erkek milleti öküz olup direk kukuya girip çıkıp boşalmak yönünde hareket ediyor. Oysa daha yapılacak çok iş var kuku ve çevresinde. Genelde erkek ve kadın zaten birbirlerini zor anlayan iki yaratık. Bir de cinsel birleşme gibi çoğu insanda stres yaratan bir olaya giriştiklerinde karşılıklı birbirini anlama, birbirinin isteklerine cevap verme gibi şeylerden ilişki iyice yoksun kalıyor. Boşuna değil, çoğu kız vajinal orgazmdan fazla zevk almıyor. Çuval gibi yatıp, bitse de gitsek şeklinde sekse yaklaşan hatunları çoğu erkek bilir. Hatun kişi haksız da değil. Çünkü o kendiyle oynayarak klitorisden orgazm olmanın zevkine varmış. Ama ne erkek arkadaşından bunu istemek gibi bir iletişim zenginliğine sahip ne de karşısındaki öküzün anlama yetisi buna müsait. Oysa ki klitoral ve vajinal stimülasyonu aynı anda kullanmak ve bunu öğrenmek çok daha iyi sonuçlar verebilir.
Ancak dediğim gibi biz zavallı erkeklerin de bugüne kadar kadın ve mastürbasyon konusunda elle tutulur bir dokümantasyona sahip olmadığından dolayı kendimizi geliştirmemiz zor ve geç oldu.
İşte bu arada erotizm ve pornografinin demoratik ve çok renklilik unsuru devreye giriyor. İnternet zaten bu demokrasinin sınırlarını ve boyutlarını genişleten bir araç. Üstelik erotizm & pornografi gibi her bireye ve zevke uygun dalları bünyesinde barındıran, geliştiren ve insanların ruh dünyasını zenginleştiren olgu internetten belki de en çok yararlanan fenomen.
Hal böyleyken, sıradışı prodüksüyonlarla daha küçük fakat daha sadık kullanıcı (müşteri) kitlelerine ulaşmayı amaçlayan sevimli ve kaliteli şirketler birer ikişer karşımıza çıkıyor. Ifeelmyself.com ve Beautiful Agony bunlardan ikisi.
Biraz sonra izleyeceğiniz Beautiful Agony adlı şirketin promosyon videosundaki hatunun mastürbasyon yaparken takındığı yüz ifadesi bayan okuyucularda nasıl hisler uyandırır pek bilemiyorum. Ancak biz erkeklerde, siyah beyaz televizyonda aya ilk ayak basılışını izleyen insanların surat ifadesini görebilirsiniz. Atla deve değil esasında olay. Ancak şu tecrübemle bile bu basit videoyu gördüğümde dünyada ilk defa görülen bir canlı türüne rastlayan bilim adamı gibi hissettim kendimi.
Zar falan kalmadı, kim alır şimdi bunu?
Kadın çok estetik bir varlık olduğu için ne konuda ele alınırsa alınsın güzel ve estetik görüntüler ortaya çıkıyor. Tıpkı bu postada olduğu gibi. Biz erkekler ise daha çok pratik zekamızı kullanıp sensüel olmayı fazla iplemeyen tipler olduğumuzdan bizim mastürbasyon olayımız da bu halimizin bir yansımasından ibaret kalıyor. Geçmiş zamanda bu konuyla ilgili benim de beğendiğim, okuyucu tarafından da çok tutulan bir postam vardı. Onu da okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Son olarak, geleneksel Türk toplumunun ve kurumların hastalığı olan tek taraflı yayıncılık ve karşı görüşe tahammülsüzlük, sansür gibi olaylara nisbet yapmak için bu postanın konusuyla ilgili karşıt fikri savunan bir videoyu da sizlere getiriyorum. Olur da bu postayı inceleyen yetkili şahıslar sansürlemeye kalkarlarsa onların göstermediği hoşgörüyü ben göstermiş olayım. Utanır da engelleme getirmezler belki o zaman.
Biraz ani oldu ama, hani halk arasında ”zengin kalkışı” dedikleri tarzda… Uzun bir sene oldu. Arada bir gittik oraya buraya ancak gerçek bir tatil değildi hiçbiri. Ama zamanı geldi, geçici bir süre için de olsa allahaısmarladık demek lazım.

Cokcokalak hoşcakalak…
Postayı okumaya devam etmeden önce medya player a tıklayıverin.
Bugün bir okur mail atmış (biliyorum Hasan, yanlış – elektronik posta- olacak). Şikayetçi olmuş, sık güncellemiyorum blogu diye. Aynı anda ben de ”eyvallah, kalın sağlıcakla” yazısı için hazırlanıyordum. Ona yazdığım cevabı ana hatlarıyla burada da geçeyim….
Blog yazarken işkembeden uydurmamak lazım. Yazacak birşey olması için bazı şeylerin de yaşanmış olması gerekiyor. Bunun içinse vakite ihtiyaç var. İşe gitmek, faturaları ödemek, arkadaşlarla takılmak, kitap okumak, internette dolanmak, başka blogları gezmek, müzik dinlemek, sinemaya gitmek, karı & kız olayları… Bütün bunları yaptıktan sonra çıkabiliyor blog postları. Yoksa sık yazacağım derken kalite düşebiliyor. Bu tarz şeyler olsun istemiyorum blogda. Yazmış olmak için yazılan postalar… Sık postalamamanın nedenlerinden biri bu…
Bir diğer önemli sebep ise özene bezene, emek harcayarak yazdığın postalara bazen yorum düşmüyor. Yorum atılmayan postalar kadar canımı sıkan birşey yok. Çünkü okuyucuyla iletişim olmadığı zaman blog denen şey eksik kalıyor. O yüzden son zamanlarda attığım blog postalarını biraz daha üst tarafta tutarak yorum sayısını fazlalaştırmaya çalışıyorum. Yapay bir yöntem ama… Başka bloglarda sıradan postalar 15-20 yorumu çok rahat bulabiliyor bazen. Ne kadar irite olduğumu siz düşünün artık…
Bunun dışında yazdan sonra yapmak istediğim şeyler de var 5posta ile ilgili. Çok büyük değişiklikler değil ama… Bir blogun doğumu ve gelişimi arasındaki sürede farklılaşmalar, konsantrasyonun farklı alanlara kayması gibi şeyler doğal. Bu okuyucunun verdiği tepkiden çok blogu yazanın yaşadığı değişime bağlı. Yazmanın böyle birşey olduğunu bilmiyordum önceden. Kendi bilmediğin bazı yönlerin de ortaya çıkabiliyor.
Sürekli ampuller yanıyor kafamda. Nasıl daha zengin hale getirebilirim 5posta’yı diye… Bu konuda fikirlerim var. Yazdan sonra bunların ne kadarını uygularım o bilinmez. Okuyucunun da desteklemesi, itmesi, motoru olması lazım bu fikirlerin. Yeni fikirler heyecan veriyor, orası kesin…
Bir de bloga bir aylık bu arayı vermeden önce bazı şeylerin altını çizmek istiyorum. Orada burada sağolsun insanlar 5posta’dan entelektüel seks blogu diye bahsediyor. Bana sorsanız, ”kendine ait 10 adet özelliğini söyle” diye, entelektüellik ilk 20 ye girmez. Bazı konularda bi bok bilip ahkam kesmem, biraz da self destruktif bir yapım olmasının getirisi.

İlk Playstation2 aldığım sene bir arkadaşımla 4 gün eve kapanıp futbol oyunu oynadık. Yalnızca yemek yemek ve uyumak için ara veriyorduk. Tabii ki iyi oldum Pro Evolution adlı bu oyunda zamanla.
Akşam 8 de bilgisayarın başına oturup, sabah 6 da kalkabiliyorum. Sırf Klezmer müziği ve kollarını keşfetmek için. ”Abi yak bana bi Klezmer sidi” desen 7-8 tane çıkarırım. Seyşel adalarında hesap nasıl açtırılır, vergi kaçırma yöntemleri üzerine 2 gün internetin altını üstüne getirdiğim oldu. Yurt dışına yakalanmadan büyük meblağ çıkarmak isteyenler özel mail atsın bana…
Birşeye ilgi duyduğum zaman tutkuyla sarılıyorum. Kendimi mahvedene kadar iciğini cıcığını kurcalıyorum. Sevmediğim şeylere konsantrasyonum sıfır. Fatura ödemek sıkıcı bir olay olduğu için elektrik faturamı bile bile ödemiyorum. Faturayı iki defa göndermeleri lazım. Nasıl olsa koskoca elektrik şirketi telefonumu umumi tuvalet duvarlarına pezevenk diye asmaz ya…
İşte bu yapım yüzünden insanlara ”bu herifin aklı fikri o işte mi?’‘ sorusu geliyor. Yok oysa öyle birşey…. Arada bir yazıyor şurda burda ”bir erkek günde şu kadar kere zikişi düşünür” diye. O erkeklerin kaçta kaçı bunu düşünmekten öteye götürüp, ugulamayı veya en azından bu konuyla ilgili konuşmayı seçiyor. Ve bunlardan kaçta kaçı ”bunları bi blogda toplayayım da şeyolsun” diyor? Olay budur yani. Yoksa ortada üç bacakla gezen bir sapık değilim…

Martin De Barros… İsmini vermek lazım…
Bir de konsepti seksist olarak algılayıp yanılanlar var. Tam da yanılıyorlar demeyeyim. Var seksist bir yanı… Ancak bunun açılımını yapmak için biraz bekleyeceğim.
Varsa bir tanrı, yarattığı en güzel yaratık kadın. En azından görsel olarak… Onu aşşağılamak bir yana dursun, her ortamda erkekle eşdeğer kılmak en çok yapmayı isteyeceğim şey… Yalnızca bunu yaparken erkeğin aşşağıya çekilmesi yerine, kadının erkekle aynı hizaya getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kariyer ve iş hayatı bağlamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı uğraşsın bunlarla. Adalet Bakanlığı üzerine düşenleri yapsın kadının aile kurumu içinde hakkını alabilmesi için. Diyanet İşleri gerekli fetvaları versin, paltoyla denize girmekten kurtarsınlar kadınları. Meclis, kadın milletvekili sayısını erkek milletvekiline eşit yapmaya gayret etsin.
Bütün bu eğlenceli ve ulvi görevleri devletin ve hükümetin işinin ehli olan kadrolarına bırakırken, ben de kadının cinsel özgürlüğünü bir erkek kadar, hatta ondan daha fazla yaşayabilmesi için burada bu sıkıcı görevi ifa edeyim.
Amaç budur arkadaşlar. Varsa mesajı kaçıran?…
Bilmiyorum aranızdan kaçınız birkaç posta önceki yazıma referans olarak verdiğim Ayşe Sargın‘ın çalışmasını okudunuz? Pornografi, siddet ve kapitalizm adlı bu çalışma Türkiye’de ilk olması bakımından önemliyken pekçok eksiklikleri de içeriyor. Herşeyden önce Ayşe Sargın bu araştırmayı yaparken, bizim mainstream porn dediğimiz çeşidinden başka bir tarz yakalayamamış. Yazık, çünkü tamamen piyasa ekonomisinin ve sonsuz özgürlüğün (bütün engelleme çalışmalarına rağmen) hüküm sürdüğü internette akıllı insanların yaptıkları yaratıcı ve estetik prodüksüyonlara sıkça rastlamaya başlıyoruz.
Başlıyoruz dedim, yaklaşık 5-6 sene öncesine kadar bu mümkün değildi. Fakat internet sektörü de her sektör gibi doğuş, emekleme, büyüme ve olgunluk evresi geçiriyor. 90 ların sonunda TGP (Thumbnail Gallery Post) dediğimiz pornografik materyal içeren siteler vardı. Thumbzilla.com bunlardan biriydi mesela. Hatta o dönemki kız arkadaşımın bilgisayarımı karıştırması sonucu sinir krizi geçirmesine sebep olan site de Thumbzilla idi…
Ayşe Sargın’ın çalışmasında belirttiği gibi bu TGP siteleri de içeriklerini kategorize ediyordu. Teen, Interrracial, Amateur, Cumshot, Anal, Threesome, GangBang vb… O dönemlerden hiçbir estetik erotik site hatırlamıyorum. İnternet resim ve sonradan video nun kullanımını kitlelere basitleştirerek ulaştırdığında ilk patlamayı yapan hard porno siteler oldu. Ben bu olayı, şişman bir insanın Mc Donalds da ketçap ve sosu yüzüne gözüne bulaştırarak, ağzını sonuna kadar açarak hamburger yemesine benzetiyorum. Çok şişman olmaya gerek yok, bizler de zaman zaman çok aç kaldıktan sonra yemeğe oturduğumuzda böyle iğrenç bir şekilde yemişizdir. İnsanlar da utanarak aldıkları dergilerin soğuk ve cansız sayfalarından sonra internette kimseden utanmadan istedikleri resim ve filmelere ulaşıp, bir de üstelik bunları kaydedebilme imkanı bulunca aynı hamburgercideki şişman amcamız gibi yumuldular.
Ne teknoloji, ne de insan yerinde durmuyor. Aradan belli bir zaman geçince internet kullanıcısı olan bizler belli bir olgunluğa eriştik. Artık zevklerimizi ve meraklarımızı rafine etme zamanı gelmişti. Seks ve pornografi sok-çıkar, surata-ağza attır değil çoğu zaman. Hoş, ideal ve duygusal bir ilişkide bile zaman zaman hayvansı seks dürtüleri ve bunlara yenik düşmek tahrik edici gelebilir. Kimimiz bunu yılda bir iki defa yapar, kimimiz beş postanın üçünü böyle atar… Sok-çıkar-boşal tarzı pornografi artık biraz retro oldu diyebilirim. Sebebi de dediğim gibi bilinçlenen, zevklerini bileyen internet kullanıcısı… 2008 yılında artık her ske göre g.t var diyebiliriz, amiyane tabiri ile…
Ancak internet dediğimiz amazondan bu güzellikleri bulup, çıkarmak için deneyimli bir internet kullanıcısı olmak, teknolojiyi tanımak, dinsel ve ahlaksal endişelerden kendini sıyırmış olmak, meraklı olmak, kendi seksüalitesinin ve tercihlerinin bilincine varmış olmak gerekiyor. Ayşe Sargın eğer baştan pornografiyi karalamak için yola çıkmış olmasaydı, eminim kendisi de bu güzellikleri bulup çıkartırdı.
Bu güzelliklerin neler olduğuna gelmeden önce başka bir konuya da ucundan hafifçe değinmek istiyorum. Fuhuşa ve pornografiye bakarken çoğu insanda bir prototip düşünce var. Sargın’ın suçu kapitalizme yüklediği yer de burası… Sermayesi olan erkeğin, fakir ve çaresiz olan kadını soyunmaya ve vücudunu satmaya zorlaması… Klişelerden biri bu…
Erotik içerikli site çalışmalarımla ilgili postaları okumuşsunuzdur. Dolayısıyla biraz da olsa tecrübe sahibi olduğumu düşünüyorum. Geçen hafta birgün bizim Serkan ile yürüken karşımıza 3 adet polis çıktı. 2 erkek ve 1 bayan polis. Erkekleri fazla göremedik, çünkü bayan polisin güzelliği karşısında dilimiz tutuldu. 1.85 boy kesin vardı. Koyu lacivert üniforma, kraliyet arması, ve başındaki şapka… Ve cidden de son derece güzel bir hatun. Üzerinde de üniforma olunca beynin lobları çalışmaya başlıyor tabii. Serkan sordu şakayla karışık, ”soyunmayı teklif edip, senin siteye koysana resimleri”… Arkasından da ekledi ”kaça para ister acaba?”. ”5000 kron en fazla, o da polis olduğu için yüksekten uçar. O sebeple” diye cevapladım. Serkan ikna olmadı… Sokaktaki vatandaş bir hatunun yaklaşık 500 euro için soyunabileceğini düşünmüyor. Oysa ben o rakamı polis olduğu için vermiştim. Bu işi profesyonel yapan normal bir hatun 3 saatlik foto seansına 250 euro alıyor. Bunu geçelim, community sitelere erotik fotoğraflarını bedava gönderen hatunlar var.
Peki kızları soyunmaya iten ne? İsveç gibi bir refah toplumunda kimsenin açlıktan ölmediğini düşünürsek bu hatunların soyunmasını nasıl açıklarız. Bence cevabı çok basit… Kendi güzelliğine güvenen, belli bir özgüveni olan kızlar bu işi yapmaktan zevk alıyor. Soyunmaktan dolayı kendilerini neredeyse sarhoş edecek bir zevk aldıkları benim kendi tesbitim. Sırf kadınlara özgü de değil bu. Pekçok erkek de yapıyor aynı şeyi. Kilit nokta kadın veya erkek olmak değil zaten. Kendisiyle barışık olup, fiziksel özelliklerinin başkaları tarafından aranıyor ve tasdik ediliyor olması duygusu. Her ne kadar feministler böyle düşünmek istese de bu hatunların soyunması için kötü yürekli, para canlısı bir pezevenge ihtiyaçları yok.
En basitinden alalım, 5posta’nın sağ tarafına baktığımızda Günün Gacısı var. Amazondaki güzelliklerden bahsederken, rafine edilmiş zevklerden konuşurken örnek vermek isteyeceğim sitelerden bir tanesi… Tamamen amatör hatunlardan oluşuyor modelleri… Ishotmyself.com, adı üzerinde kendi resmini çeken hatunlardan oluşturuyor içeriğini…
HegreArt fotoğrafçılık sanatını ve kadın vücudunun muhteşemliğini her yönüyle ele alıyor. Modellerini daha çok Doğu Avrupa’dan seçen Petter Hegre Norveçli bir fotoğrafçı. Hah !!! Zengin Avrupalı fakir doğu bloğu kızlarını parayla soyuyor.!!! Bu ihtimal zayıf, çünkü Petter kendi modellerinden Luba Shumeyko ile evli. Luba’nın ve kardeşinin fotoğraflarını bu postada vermiştim.
İsterseniz telif hakları-copyright konusunu yazdığım şu günlerde, sırf bunun hatırına siteye gelen diğer ziyaretçilere karşı iyi bir ev sahipliği yapıp şeker tutayım. Alın HegreArt dan kapak fotoğrafları…

Şimdi aranızda özellikle bayan okuyuculardan bu fotoğrafların estetik, sanatsal ve iç gıcıklayıcı olup olmadığına dair fikirlerini soralım. Cevabı ben de merak ediyorum…
Pornografi ve erotik materyal üretimi-tüketiminde kaliteye geçebilmek için gerekli toplumsal şartların yanında yukarıda bahsettiğim internetin doğma, emekleme, gelişme ve olgunlaşma evrelerini geçirmek lazım. Bu evreleri geçirebilmesi içinse demokratik ve özgür bir ortama ihtiyaç var. İran, Çin, Suudi Arabistan gibi ülkelerde bu gelişimin dünyaya paralel bir biçimde yaşandığını söyleyemeyiz. Aramızda dimağı açık olup bu gelişimin meyvesini yiyenler, internetin gelişimini diğer hiçbir toplumsal alanda olmayan özgür (engellenmesi zor olduğu için şimdilik özgür) tarafına ve batının serbest piyasa ekonomisi, özgürlük ve demokrasi anlayışarına borçlu. Diğer ne idüğü belirsiz toplumlarda ise iki ileri – bir geri sisteme rağmen çağa uymaya çalışan gençler var. Onlar da olmasa ortalık zombilere kalacak.
Detaylı bir araştırma, kafa yorulmuş bir çalışma… İlgiyle okudum ”Pornografi Şiddet ve Kapitalizm”i… Yazı, feminist ve aktivist Ayşe Sargın‘ın ODTÜ sosyoloji günleri‘ndeki sunumunun bir özeti. Ayşe Sargın’ın adını daha önce duymamıştım, nasıl olduysa rastgeldim internette dolaşırken. Bir de blogu var, Bilginin Şafağı – Sözün Tükendiği Yamaç diye. Genelde karşı olduğum önemli açıklar varsa da, beğendiğim noktalar, takdir ettiğim yönler yok değil Ayşe Sargın’ın sunumunda. Herşeyden önce herkesin kıyısından köşesinden buluştuğu, ama toplum içerisinde konuşmaya cesaretinin yetmediği pornografi konusunda kendi çapında bir araştırma yaparak söz almış, otorite olmuş…
İlgiyle okudum dedim, çünkü Türkçe olarak yapılmış belkide ilk araştırma idi. Yoksa bu fikirlerin gavur dillerinde yazılmış olanlarını 51500 defa okudum. Çoğu iddia tanıdık geldi o yüzden.
Oysa yetişkin pornografisi, içerdiği kadın temsilleri ve cinsellik kurgusuyla, toplumda cinsiyete dayalı hiyerarşilerin ve kadına yönelik şiddetin yepyeni biçimlerde yeniden üretildiği ve doğallaştırıldığı kritik alanlardan biri. Bu yönüyle, yetişkin pornografisiyle mücadele, kadına yönelik şiddetle mücadelenin önemli bir parçası.
Pornografi ile mücadele!!!! Kolay gelsin!!! Yaşadığımız toplumları George Orwell‘in 1984 adlı romanındaki ortama döndürmeden pornografi ile mücadele edemezsiniz. Ben söyleyeyim de, siz yine bienallerinize, sunumlarınıza veya bir başka adı ile ”cadı avınıza” devam edin.
Lise ve üniversite yıllarımda interneti bugünkü kadar yaygın değildi. Pornografi oralarda yoktu o zaman. Kuzenim çok sıkı bir pornografi tüketicisi idi. Çeşit, çeşit yerli yabancı dergileri bulundururdu bekar evimizde. Yokluk yıllarıymış o yıllar… Hatırlıyorum o dergilerdeki modelleri, verdikleri pozları falan. Donuk suratlar, açılmış bacaklar, kuku, çük, meme …
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Klasik senaryodur oto yıkama olayı. Seksi kızlar, sabunlu ve ıslak vücutlar… Bu seferde erkekler seks objesi olarak kullanılsın bakalım. Hem Gaykedi‘nin blogunda her pazartesi erkek güzelleri var. Bakıyorum da Gaykedi’nin bayan okuyucuları istek belirtmekte geri kalmıyorlar. Yok ortadoğulu olsun, yok Hintli olsun, yok damarlı olsun, kalın olsun… Sağolsun Gaykedi isteklerini kırmamaya çalışıyor. Benim amacım rekabet değil, yardım. Buyursun hanımlarımız…
Cumartesi günü dünya kadınlar günü. Hepsinin kutlar, alınlarından öperim. Ben bugünden postamı atayım ne olur ne olmaz. Bakarsınız hafta sonu sex, drugs and rock n’ roll yüzünden vakit kalmaz bloga.
Ne olur dünya kadınlar gününde? Herhalde Taksim’de veya Kızılayda başkanları hırka giyip gözlük takan kadınlardan oluşan dernekler konuşma yapıp bildiri falan dağıtırlar. Polis saçlarından tutup sürüklemezse bir de yürüyüş yaparlar. Bütün bu çabalara rağmen yine de bir yerlerde namuslarından abilerinin ve babalarının sorumlu olduğu kızlar dayak yer, kızlık zarı diktirir veya kara kara düşünürler ”önden değil de arkadan versem en azından namusu kurtarmış olurum” diye.
Konuyu yine oraya çektin Fenasi demeyin sakın. Kadının iş hayatında erkekle aynı imkanlara sahip olmasını çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı sağlayacak, kadına uygulanan şiddete (bondage bu kategoriye girmez) içişleri veya adalet bakanlığı sahip çıkacak. Ben yalnızca oral ve anal seks den sorumlu devlet bakanı olarak üzerime düşenleri yapıyorum…
Kadın erkek eşitsizliği konusunda hergün önümüze çıkan bir örnek var, bilmem dikkat ettiniz mi? Bilindiği gibi erkekler her an çiftleşmeye hazır yaratıklar. Bir sinyal almaya görelim, içimizde havai fişekler patlar, kalp atışları hızlanır, kafalarda senaryolar kurulur, porno filmlerde gördüğümüz pozisyonlardan hemen bir repertuar oluştururuz falan. Bizdeki bu anlık değişimleri gören bir arkadaşımız varsa ”ulan olm ne adi herifsin, her önüne gelenle yatıyorsun, insanda biraz ahlak olur, kendini evleneceğin kadına saklasana” dese herhalde ”hassktr lan” deriz en hafifinden.
Fakat mahallemizdeki, sınıfımızdaki, apartmanımızdaki, işyerimizdeki kızlardan biri üst üste ayrı iki erkekle beraber görünse ”her önüne gelene veren kız” damgası yer. İster İstanbul’da ister Diyarbakır’da olsun tepki daima aynı olacaktır. Sosyal bilimcilerimiz, psikologlarımız bence buradan başlamalılar problemi çözmeye.
Çözüm için kızlar da kendilerini biraz ateşe atmalı. Başkaldıran, ana-baba lafı dinlemeyen ve her önüne gelene veren kızlara ihtiyaç var. Rock n’roll kültürü bu yüzden her genç kızın düsturu olmalı. Üniversite yıllarımda en kolay veren hatunlar rock cu kızlardı. Harbi kızlardı hepsi de. Sırf seks değil, oturup konuşabilirdin ayrıca. Vardı diğer şımarık, asalak tarzı hatunlar da. Onlar da veriyordu ama arabası olanla cüzdanı kalın olanlara. Yani düz orospuluğun toplumda kabul görmüş şeklini icra edenlerdi onlar.
Sahte insanlarla arkadaşlıklar yürümez, tahammül edemeyiz bu tür insanlara. Peki sahte hatunlarla nasıl yatacağız, kalkacağız, tükürük değiştireceğiz, cinsel organlarını yalayacağız. Her babayiğidin harcı değil. Ben antremanlıyım yaparım. Ama aranızda saf çocuklar varsa kendi ruhunuzu da çürütürsünüz bu tarz hatunlarla.
İşin ilginci, bazen aileleri tarafından da kışkırtılıyor bu sahte şıllıklar. Aman iyi bir koca bul, paralı işi olsun, evi arabayı üzerine yapsın. Genelede anneler bu tarz öğütler veriyor bir de. Kötü niyetli değiller ama… Kızlarının kendi bileğiyle birşey başarabileceğine inanmıyorlar, ya da böylesi daha kolay. Yasla erkeğe kıçını, çıkarttır bir kredi kartı, Melahat’ın günü senin, Firuze’nin günü benim dolaş. Yeni alışveriş merkezi açılmış aman oradan çıkma!!!
Valla ben herkese veren kötü kızları seviyorum. En samimi ve candan olanları onlar. O yüzden Suicide Girls’e üye oldum. Hatunların hepsi şaheser, dövmeleri sanat eseri. Vur bakayım media player a… Sesini iyice aç ama. Dandik hoparlörlerin varsa hiç zahmet edip dinleme parçayı. Piç edersin yoksa…
Web tarayıcını tam ekran yaparsan daha zevkli, kaldır o arama çubuğunu falan. Zaten buldun aradığını…
39 resim tekmili birden. Hepsi birer Küçük Şeytan…

Son Atılan Yorumlar