Kollektif Suç, Kollektif Ceza

Bianet, bir ”bağımsız iletişim ağı” olarak ciddiyeti ve duyarlılığı ile saygı uyandıran bir medya aktörü. Twitter, Facebook ve FriendFeed gibi kullanımı ve etkinliği sürekli artan sosyal paylaşım platformlarında, üzerinde tartışılacak haberlere referans verilecekse Bianet, dalga geçilecek habercilik örnekleri ve skandallara bağlantı verilecekse hepimizin bildiği diğer geleneksel medyaya  siteleri kullanılıyor.

Türkiye’de yayın hayatını sürdüren kaynakları çok iyi bilmediğimden benim de sonradan farketttiğim bir şey bu; Bianet, her ay düzenli olarak ”Erkek Şiddetinin Çetelesini Tutuyor”. Bu medya platformunda düzenli olarak yazan Emine Özcan, 1 Ocak 2009 tarihli, “Neden Erkek Şiddetinin Çetelesini Tutuyoruz?” başlıklı yazısında bu fikirlerinin çıkış noktasını şöyle açıklamış:

Erkek şiddetinin çetelesini tutmak fikri; 2008 Nisan’ında gazetelerin cinsiyetçi dille şiddeti yeniden üretiyor olmasına, kadına yönelik şiddetin yine bu haberlerle gerekçelendirilmesine ve maalesef bu konuda araştırma yapılmadığı, elde somut veriler olmadığı için olayların münferitleşmesine itirazla ortaya çıktı.

Çok güzel! Önemli bir konuda, önemli bir inisiyatif alınmış, yalnızca haberi vermenin ötesinde okurlarını bilinçlendirme konusunda da takdir edilecek bir adım atılmış. Zaten bu çetele tutma işinin arkasında olan kişilere baktığımda çok geniş bir bilgi bulamasam da Emine Özcan’ın yanında Burçin Belge‘yi görüyorum. Her ikisi de bu konuda diğer çalışmalara da sahip kişiler.

Bu ayın başlığı dün önüme düştü:  Erkekler Ocakta 17 Kadın Öldürdü

Bu şekilde her ay ”erkekler şu kadar kadın öldürdü” diye haber başlığı yapılıp, sene sonunda da erkeklerin bir yılda ne kadar kadın öldürdüğünün dökümü yapılıyor.

Böyle bir ifade şekli yalnız bana mı problemli geliyor?

Tamam, erkeğin egemen olduğu bir sistemde mutlaka olması gereken bir dönüşüm var ve bu da yalnızca kadınların değil, her iki cinsin uyanması, uyandırılması ile mümkün. Hatta çok rahat bu dönüşümdeki yükümlülüğün aslan payının erkeğe düştüğünü söylebiliriz hepimiz. Ancak kollektif suçlama ve cezalandırmayı artık geride, Stalin’in Gulag‘larında bırakmadık mı?

Bu başlıkların arkasındaki kişileri ve işlerini fazla tanımadan verdiğim spontan tepki, ”iki üç tane radikal feministin nüfusun yarısını katil ilan etmesiyle kimsenin katil olmayacağı” şeklindeydi. İşin doğrusu, bu çalışmanın ardında emeği geçen kişilerin radikal feminist olup olmadıklarını bilmiyorum. Belki öyledir, belki değildir, çok da önemi yok… Bu da bir çeşidi nasıl olsa. Şu bundan iyidir, bunun şu eksiği var gibi bir tartışmanın yeri bu yazı değil. Ama bir tespit yapmak gerekirse, kadın ve erkek eşitliğini savunan liberal feminizmden, bugün artık bayrağı tek başına eline almış ve söylemini, çözümünü bir hayli değişik sunan radikal feminizme kadar envai çeşit rengi ve aroması var feminizmin. En azından bunu söyleyebiliriz. Bu akım da bize dışarıdan geldiği için radikal feminizmin şu anda en sağlam kalesi olan İsveç’de buna benzer söylemler var mı diye bir kontrol edeyim dedim.

Ülkenin en büyük akşam gazetesi Aftonbladet’de, 2009 yılının Mayıs ayında, bizim Bianet’dekine benzer bir seri başlamış. Bu arada Aftonbladet’in sansasyonel haberciliği sansasyonel manşetlerle yapan bir gazete olduğunu belirtmek lazım. Bunu gazetedeki yazı serisinin inandırıcılığını düşük göstermek için değil (çünkü gerçekten bazen toplumu ilgilendiren konularda faydalı yazı dizileri yapıyorlar) sansasyonel ve çarpıcı manşete dayalı gazetecilik yapan bir medyanın olayı nasıl işlediğine işaret edebilmek için söylüyorum:

Aftonbladet’deki başlık 153 Kadın Öldürüldü – Eşleri Tarafından (153 Kvinnor Dödade – Av Sina Män). Radikal feminizmin norm ve politically correct olduğu bir ülkede atılan bu başlık, Bianet’in ”Katil Erkekler” temalı aylık bilançolarına nazaran daha adaletli durmuyor mu?

Biraz da ben abartayım. Daha adaletli deyince, çok önemli bir şeyi hatırlamak lazım: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 6. maddesi şöyle diyor:

Herkesin, nerede olursa olsun yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır.

Türkiye’de böyle dışardan alınan kavramların içeriği sonradan ustaca boşaltılıyor. (Bkz. düşünce ve ifade özgürlüğünün ”değerlerime hakaret edemezsin” olarak kimseye sorulmadan çevrilmesi, kabul edilmesi ve utanmadan argüman olarak sunulması). O yüzden 6. maddenin orjinalini de koyayım:

Everyone has the right to recognition everywhere as a person before the law.

Barış zamanı bu böyleyken, erkek egemenliğine karşı açılmış bir savaş bile kollektif cezalandırmayı meşru kılmaz.  Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesinde belirtilmiş, kollektif cezalandırma, terörizm ile eş tutuluyor. Yani sevgili Bianet, neresinden tutsam elimde kalıyor. Faydalı bir içerik, radikal bir söylemle asıl odaklanması gereken yerden uzaklaşıp, Türkiye nüfusunun yarısını daha baştan elinin tersiyle itiyor. Hatta biraz daha ileri giderek bunun bir nefret söylemi olduğunu bile iddia etmek mümkün.

Yalnızca ezenlerin ve ezilenlerin isimlerini değiştirin, sonra kulakta nasıl tınladığına bakın.

Kürtler bu ay 43 Türk öldürdü. Ya da şu nasıl: Türkler geçen ay 35 Kürt’ü kurşuna dizdi.

Henüz bu kadar abartanını görmedim ben. Ama aynı acı tadı başka başlıklarla veren medya aktörleri ve temsil ettikleri zihniyet,  ortalama Bianet okuru bilinç düzeyindeki insanlar tarafından her gün haklı olarak eleştiriliyor, lanetleniyor. Türkiye’nin aileden sorumlu bakanına bakıyorum, vatandaşların vergileriyle maaşı ödenen İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanına bakıyorum, ülkede güçlü ve aklıbaşında bir feminist harekete ihtiyaç var. Tabloid feminizm ile karıştırmasın kendini ama. Bianet’in bu konudaki içeriği değil, fakat sloganı öyle.

Bookmark and Share

Porno Endüstrisinin Boyutları – Adult Site Nasıl Açılır? Ayda Ne Kadar Para Kazanılır?

Açık konuşayım, bu soruların cevaplarını hiç bilmiyorum. Ben bilmiyorum ama bu sabah 05.30 da yatmadan önce okuduğum ve beni kahkahalara boğan bir blog yazısında Türkçe olarak, kendi halince açıklamış biri.

Blog yazarı kızcağız (Kübra), tekil ziyaretçi sayısı, +18 uyarı ibaresi, hit’i, alexa’sı ve google adsense’i ile kendi çapında bilgi veriyor. Esasen, içinde özellikle Alexa ve Adsense lafı geçen blog yazılarını okumama prensibim var ama dün gece eve geldikten sonra uyku tutmadı ve yapacak bir şey de bulamadım. Biraz FriendFeed’e bakınıyordum, gördüm ki Peitho.P bu yazıyıya layk vermiş. Ben de gittim, okudum. İyi de yapmışım, hediyesi sonundaymış.

Her blog yazarının bir stili var ve bu stilin diğerlerinden ayrılabiliyor olması iyi bir şey tabii aslında. Fakat.. Neyse.. Bu kız da kesinlikle öyle işte. Kendine has tarzı ile gayet ciddi bir tavırla bolca teknik bilgi geçtiği yazısına gelen ilk okur yorumuna bir bakalım.

kübra bilmedigin konularda konusma benim türkce adult sitem vardi gunluk 60k yapiyordu ve gunluk 70.80 lira veriyordu

şeklinde çok da ofansif olmayan bir okur yorumuna Kübra’nın verdiği cevap, biberli kurabiyenin yanında içtiğim sütün boğazıma kaçmasına sebep oldu.

götünümü veriyordun millete sana 70 lira veriyorlardi amk cocugu…

Böyle bir site açacaksanız, Kübra’dan gerekli tavsiyeleri almak üzere  buraya bakabilirsiniz. (Bu linki vererek bir risk alıyorum ama yazdığım bir şeyin kaynağını vermemeye de gönlüm razı olmadı)

Biz kendi işimize döncek olursak; internet ve üzerinde konuşlanan seks endüstrisi hakkındaki bilgilerimizin çoğu kulaktan dolma. Kulağa da nereden dolduğu pek belli değil. Fakat, duy, oku, sana anlatsınlar, hepsi bu endüstriye girenlerin paraya para demediği, pornografinin Apple, Microsoft veya Facebook’un toplamından daha fazla ciro yaptığı üzerine.

Bunun nasıl ve hangi araştırmadan sonra varılan sonuç olduğunu irdelemek lazım. Çünkü xxx branşı, cirolarının dökümünü, şirketlerinin yaptığı karları ve zararları çok şeffaf bir şekilde açıklayan bir branş değil. Bizim bu rakamları başka şekilde elde etme yollarımız da tıkalı. Biraz kıyısından, bucağında geçenler bilir ki, internette alışverişi mümkün kılan elektronik sistem sağlayıcılarının neredeyse tamamı, kendi sistemlerinin pornografi ve hatta cinsel sağlık ürünlerinin alınıp satılmasında kullanıldığını ortada konuşmak istemez. Yani Paypal veya Garanti Bankası Sanal Pos bölümü açıklar mı, üzerimizden geçen paranın şu kadarı yapay kuku, dildoya, viagra’ya veya streaming video lara gidiyor diye? Böyle bir döküm yok.

Pornografi/erotik içerikli sitelerin ise aldıkları reklamların, site trafiği ve piyasa rayici ile belki bir toplama, çarpma, çıkarması yapılabilir diye düşünenleriniz olabilir. Böyle bir yöntem bile bize çok kesin rakamlar veremez. Uzun bir zaman boyunca medyada çıkan bu ‘’Seks branşı paranın amına koyuyo’’ temalı iddiaların gerçeği yansıtmadığını düşünüyordum ben.

Konuya ilişki detaylı bir yazıyı Eros Blog adlı sitede, ‘’Why you shouldn’t get your porn industry statistics from the guy who was trying to sell anti-porn filtering software to scared parents in 2006.’’ başlıklı yazıda buldum. Düşüncelerimi onaylayan bu yazıyı, sizlerin de okunması faydalı olur.

Kısaca, insanları korkutarak para kazanmak isteyen açgözlülerin, uydurma araştırma ve raporlarla besledikleri, ideolojik bir ajandaya sahip, kıçımın kenarı akademisyenler ve  bunların beraberce yaydıkları yalanları ortaya çıkaran bir yazı.

Bu yazıyı mı buraya çevirerek koyayım, yoksa çok entel kuntele kaçıyorsun diyen okurların gönlünü mü yapayım bilemedim. En sonunda bir forumda gözüme çarpan Asian Street Meat adlı prodüksüyonla yazıyı bağlamayı uygun buldum. Alexa, pagerank falan boşverin. İnternetin yegane kuralı, niş yapmak.

İğrenç bir İngiliz, belki de 2 kişiden fazla olmayan ekibi ile Tayland’da yaptığı çekimleri dandik bir web sitesine koyarak belli bir niş yapmış. Adama iğrenç diyorum ama bu benim görüşüm değil. Forumda konuyu açan kişi, pornografinin böylesine karşı olduğunu belirtirken, bu siteden izlediği sayısız videoda kızların ara ara tuvalete gidip kustuklarından bahsediyordu.

İngiliz’in buradan ekmek yediğini anlamak için Alexa falan bakmaya gerek yok. Ama siz üşenmez de bakarsanız, birden fazla siteyi karşılaştırmanıza imkan veren Alexa’da asianstreetmeat.com, 5posta.org ve ve tib.gov.tr yi bir karşılaştırın derim. Sonucu bana bildirin. İçlerinde hiç bu işten ekmek yemeyen benim galiba. Tib’dekilerin bile maaşı var.

Bitirirken, beni en az yazının başında Kübra’nın okuru ile olan yorumlaşması kadar güldüren, AsianStreetMeat sitesinin dibindeki sitedeki modellerin yaşları ile ilgili yasal uyarı notuna dikkatinizi çekiyorum.

Bookmark and Share

Pınar Selek, Laura Agustin ve Seksüel Politika

2010-11-24 - 6 Yorum Politika

1997 ile 2007, hatta 2008 arası dönemin Türkiye’sinde olan bitenlerin çoğunu kaçırdığımı itiraf etmem lazım. Ülkedeki toplumsal ve politik değişimi yine de az çok algılayabiliyorsunuz ama kendi içinde başlıbaşına dinamikleri olan bazı şeyleri kaçırmamanız imkansız.

Ne tesadüf ki bu blogda bir önceki Travesti Terörü ve Türkiye Medyası konulu yazıda paylaştığım videoda, konuşmasını beğeniyle izlediğim Pınar Selek, dün medyaya Mısır çarşısı bombacısı olarak düştü. Üzerinden 12 sene geçmiş. Ben yalnızca Mısır çarşısı olayını hayal meyal hatırlıyorum. Pınar Selek‘in adını ise duymamıştım. Oysa ilgilenebileceğim, çalışmalarını takip etmek isteyeceğim bir insan olduğunu şu kısa zamanda anlamam zor olmadı.

Pınar Selek’i bilmiyorum ama bu, onun işlediği konularda yapılan çalışmaları ve gündemi takip etmediğimi göstermiyor tabii ki.

Madem bloglar da insanların sosyalleşerek kendilerini geliştirdikleri ekolojinin bir parçası (sosyal medya dememek için böyle taklalar atmak gerekiyor işte), ben de eteğimdekini dökeyim, bir alışveriş olsun.

Laura Agustín, bana kalırsa seksüel politika konusuna aramızda ilgi duyanların mutlaka takip etmesi gereken biri. (Biraz önce link verdiğim wikipedia maddesini okumak işinizi çok kolaylaştıracak)

İçinde 2008 yılına kadar makaleleri bulunan Border Thinking on Migration, Trafficking and Commercial Sex adlı blogu, gerçekten de bizler gibi belli bir coğrafyaya bağlı kalarak yaşamak zorunda olan, ama tüm insanlığı ilgilendiren konularda da düşünmek, tartışmak isteyen kişiler için eşsiz bir kaynak.

Migration, yani göç konusu zaten kendi küçük dünyalarımızda dahi her gün yüzleştiğimiz bir konu. Laura’nın kendisi de bir göçmen. Tüm göçmenlik yaşamı boyunca Miami’de striptizci kızlarla beraber dans etmişliği, Dominik Cumhuriyeti’ndeki genelevlerde çalışan hayat kadınlarından güvenli seks teknikleri öğrenmişliği, Avustral’yada bir eskort kız ve ailesi ile aynı evi paylaşmışlığı, Bangkok’daki illegal fuhuş sektöründe çalışan kadınları ziyaret etmişliği, İtalya’da insan ticaretine kurban gitmiş Arnavutlarla röportaj yapmışlığı ve Kolombiya’daki mültecilerle ”hayatta kalmak için seks satmaları” üzerine konuşmuşluğu var. Bagaj bir hayli dolu anlayacağınız.

Mesleki kariyerinde ise Londra’da seks işcilerinin sendikasında görev alması, hiç kuşkusuz ilerde yapacağı çalışmalar için de avantaj sağlamıştır. Ayrıca bunun yanında SSCB den gelen yahudi göçmenlere İngilizce öğretmenliği yapmış olmasını, İspanya ve ABD ye gelen Latin Amerika kökenli kadınların okuma ve yazma yeterliliği ile ilgili çalışmaları da sayabiliriz.

2007 de çıkardığı Sex at the Margins: Migration, Labour Markets and the Rescue Industry adlı kitabı The New Statesman tarafından son yıllarda göç hakkında yayınlanmış en önemli eser olarak değerlendirildi.

Bugün dünyayı gezerek bilgisini ve araştırmalarını sunan Laura Agustin’in çalışmaları hakkında bilgi alabileceğiniz diğer kaynakları da sıralayayım aşağıya, kolaylık olsun.

Reason.com – The Myth of the Migrant – Laura Maria Agustin wants frank talk about migration and the sex trade

LeftBusinessObserver – Laura Agustin on migration, trafficking, desire, and fundamentalism

London Progressive Journal – The Ease of Righteous Causes: What to Feel About Undocumented Migration

Neue Zürcher Zeitung (Almanca)

La Reppublicas (İtalyanca)

Bookmark and Share

Pazartesi Notlarına Devam

Mevsim değişikliğinden psikolojik çöküntüye gireceğimiz şu günlerde eski alışkanlıklar, rutinler belki biraz insanı rahatlatabilir. Biriken üç beş haber ve bağlantılarını kısa yorumlar eşliğinde pazartesi günleri vermeye devam…

# Aldığım insider bilgilere göre Türkiye’de seks-shop’larda en çok satan ürünlerin başında Fleshlight geliyormuş. Erkeklere özel bu aleti biliyorsunuzdur. El lambası şeklinde ama içi kuku gibi tasarlanmış. Bu çok da şaşılası bir haber değil. Ancak bu bilgiyi alıp, üzerine artık Türkiye’de de satılmaya başlanan Sahte Kızlık Zarı‘nı koyarsak durum biraz içinden çıkılması zor bir hal alıyor.

Alt alta koyup toplayalım, çıkaralım:

Erkekler kukusuzluktan Fleshlight alıyor.
Kızlar patlayan kukularının içindeki istepneyi yenisi ile değiştiriyor.

Bu denklemin bir bilinmezi olarak x var. Ama bu x de Altı Ok‘u görünce bacaklarını açan memleket kadını sayısına eşit değildir herhalde. Ben bu denklemin içinden çıkamadım. Yine de en azından ülkeme şeriatın gelmeyeceğinin bir belgesi bu Yapay Kızlık Zarı. Mısır’ın en ünlü din adamlarından Abdül Muti Bayumi, bunu satanların idamla cezalandırılması gerektiğini söylemiş. Ey Türk kızı! Atan olmasaydı, ünün ve şanın dünyada Yunan kızları ile birlikte anılacaktı. Şükür ki ülkemde hem muhafazkarlığı hem de girişimciliği aynı ruh ve bedende buluşturmasını bilenler var da söküğümüzü, patlağımızı diktirip, onarabiliyoruz.

# Hazır geleneklerden, kadınların bu gelenek, örf, adet ve ananelerden çektiklerinden bahsediyoruz, geçenlerde FriendFeed’in Feminizm grubunda vuku bulan İslam ve Feminizm başlıklı tartışmaya da bir göz atmanızı tavsiye ederim. Ortamın muhafazakar olan ve olmayan entelektüelleri (hatta bazılarının et mi balık mı olduğunu ben de hala anlamadım) baya güzel açıkladılar kendi bakış açılarına göre. Cidden herhangi bir gazete veya tv kanalındaki kıçı kırık yazı ya da programlardan daha faydalı bulacağınızı düşünüyorum. Bizzat ben katılmadım tartışmaya. Hem İslam hakkında orada tartışanlar kadar bir bilgim yok hem de feminizmin İslam’a göre açılımını yapmayı kendi hayata bakış açıma göre gereksiz buluyorum. Tüm bu çabalar bana Cin Ali’yi bir edebiyat şaheseri haline getirme uğraşıymış gibi geliyor. Uzaktan seyredip, bilgilenmek de büyük kazanç…

# Yine rotayı çok çevirmeden, alakalı bir konu üzerine oldukça ilginç bir paylaşım. Zeynep Sayın tarafından Star gazetesine 2008 yılında verilmiş bir röportaj. ”Başörtüsünü tehdit olarak görenler örtünme eyleminin ontolojik anlamını gözardı ediyor”

# WAR IS PEACE, FREEDOM IS SLAVERY, and IGNORANCE IS STRENGTH… Ya da Türkçesiyle SAVAŞ BARIŞTIR, ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR, CEHALET KUVVETTİR… George Orwell’in ünlü 1984‘üne atıf yapıldığında ilk akla gelen bu slogan, wikipedia’da gayet yalın bir şekilde temellendirilmiş.

Romanın distopik dünyasında, totaliter bir merkezi tek Parti’nin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle edilmektedir. Roman daha sonra ünlenecek Büyük Birader ve Düşünce Polisi gibi kavramları içermektedir…

Tüm kitabın ve konseptinin en çarpıcı yanı, kafası çalışan herhangi bir insanın irkilerek tepki göstereceği bu sloganın kürsülerden, megafonlardan, yayın organlarından müthiş kalabalıklara hitaben söylendiğinde, o kalabalığın paralize olmuş gibi dinlemesi, tepki vermemesi, bu absürdlüğün farkına varmak bir yana alkışlarla tasdik etmeleri…

Nerden aklına geldi diyeceksiniz…  ”Türkiye’de İnternet Sansürü Yok” demek ile ”Özgürlük Köleliktir” demek arasında fark olduğunu düşünen var mı aranızda?

İnternet sansürü, filtrelemesi veya her ne nane ise, bizlere söylenen o asil amaçları asla karşılamıyorsa ve üstelik adlarına mücadele verdiklerini söyledikleri ”çocukları” bilhassa devletin sözde koruyucu kolları ihanete atıyorsa… Ve üstelik bu Avrupa’nın göbeğinde oluyorsa…

İnternette çocuk pornografisini bloklamak nasıl bir fiyaskoya döndü? Bu konuda ”asın, kesin” diyenlerin asıl yüzlerini dönmeleri gereken hedefi gösteren bir blog yazısı olarak alabilirsiniz.

# Eskiden Günün Yerli Gacısı oluyordu. Şimdi niye yok? Soranlar var…  Tekrardan bunu canlandırıp canlandırmamak konusunda bir fikrim yok açıkçası. Ancak bu işi eğlenceli veya heyecanlı olduğu için yapmak isteyenler ya da içinde önlenemez bir teşhir isteği olanları da Tumblr blogumun submit bölümüne yönlendirmek uygun olacak herhalde. Link’e tıkladığınızda ilk olarak ”submit a text” yazısı geliyor. Ancak fareyi bunun üzerine sürerseniz yalnızca Text, yani yazı değil, aynı zamanda link, fotoğraf ya da video ekleyebileceğinizi de göreceksiniz. Video eklemek için yalnızca videonun linkini koymak yeterli olur. Gerisini ben hallederim. Çok ofansif olan paylaşımları yalnızca Tumblr blogunda bırakıp diğerlerini buraya da almak gibi bir fikrim var. Memlekette henüz şeriat yok, belki geleceği de yok ama eşşeği sağlam kazığa bağlamak gerektiğini biliyorum.

# İlk paylaşımı ise aramızda tanıdığımız, ama isminin açıklanmasını istemeyen biri yapıyor. Daha çok şey yazarım buraya ama bu kadarla yetinmek zorundayım.

Bol bol fotoğraf, link ve video gönderin. Size ait olmasına gerek yok, internette rastladığınız ilginç bir şey olabilir. Konu sınırlaması da yok.Kayda değer şeyler olmasına dikkat edin.

Bookmark and Share

Feminizmin En Güçlü Kalesinden Manzara Böyle

Über sexy Swedish Girls!!! Sarı saçları, pembe-beyaz etleri, kendilerine güvenli duruşları, ne istediğini bilen tavırları, mahalle baskısının ne olduğunu hiç tatmamış, seks için günde 5 posta eti ete değse doymayacak İsveçli kızlar!

Kim bunlar? Nerede bulunurlar?

60 ve 70 lerde her yerde bulunabilirdi bunlar. Anladığım bu. O yıllarda tüm dünyayı etkisine alan dalga, Viking ülkesine vurduğunda devlet büyükleri oturdu ve düşündü. Uyuşturucu ve seks, çiçek çocuklar… Bu akımlarla çok zıt düşüp, çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlamazlarsa sürecin dışında kalacaklar, halktan uzaklaşacaklardı. Bu onlara iyi bir fikir gibi gelmemiş olsa gerek ki buna karşı ”her şeyin başı eğitim’‘ diyerek bir takım düzenlemelere gittiler.

Bu dönemde, okullarda çocuklara cinsel eğitim dersleri ilk defa koyulacağı zaman, okutulacak yayınlarda ve eğitim filmlerinde cinsel ilişkinin nasıl tasvir edileceği gündeme geldi. Türlü şaklabanlıkla edep yerlerini saklamaya çalışmak ve olayları anlatmak için binbir dereden su getirmek yerine her şeyi olduğu gibi göstermeyi uygun buldular. Fakat ülkenin sansür kanunları buna engel teşkil ediyordu. Problem olmadı yine de. Tek bir imza ile dönemin yetkilileri sansürü kaldırdılar. Artık filmlerde ve basılı yayınlarda cinsel organların dışında birleşme de gösterilebilecekti.

Liberal demokrasinin hakim olduğu bir ülkede, kafalarını günün modasına uyarak dumanlayan gençler bir de tüm sansür engellerinin çöpe atılmasıyla iyice zincirlerinden boşandılar. Aynı dönemde, diğer ülkelerde ”İsveç, kadınları ve bu kadınların serbest sekse bakış açıları” üzerine belgesel filmler çekilmeye başlandı. İspanya, İtalya gibi katolik ülkelerin yanında Yeni Dünya’da da insanlar İsveç’den gelen haberlere ve görüntülere bakarak başlarına yağacak taşları düşünüyordu. Bakınız, aynen şöyleydi durum:

Sonra bir şey oldu. Lastik patladı, çiçek çocukları taşıyan Volkswagen minibüs devrildi. Ben olay mahaline geldiğimde enkaz kaldırılalı çok olmutu. Asfalttaki fren izleri bile silinmeye yüz tutmuştu diyebilirim.

Kaza mahaline gelinceye kadar geçilen kilometre taşlarından kendi şahit olduklarımı potpuri olarak alayım:

97 yılında gazetelerin başlıklarını süsleyen haberler, şehirdeki striptiz kulüpleri için trafikte ayaklı reklam panosu görevi üstlenen araçların molotof kokteylleri ile saldırıya uğramasıydı. Ayda bir iki kez okuyorduk bunları.

2000 lerin başında, yine striptiz kulüplerinin çıkışlarında pusuya yatan, beyzbol sopalarıyla silahlanmış kişilerin, kulüp müşterilerinin kafasını ve gözünü yarması olayları az değildi.

American Apparel’in, konsepti nedeniyle yıllarca mağaza açamadığı İsveç’de, iç çamaşırı firmaları yaptıkları reklam kampanyaları yüzünden haftada bir tüketici derneklerince ve bazı organizasyonlarca şikayet edilip, ağır para cezaları ödemeye mahkum oluyorlardı.

Herhangi bir Türk kadınının boğazına duygusallıktan taş oturtacak, gözlerinden yaşlar getirecek İsveçli babaların, ülkedeki adalet sisteminin çarkları arasında nasıl öğütüldüğüne dair bir istatistik şunu söylüyor:

Boşanma davalarında, çocuğun vesayeti üzerine verilen 100 karardan yalnızca 23 ü babaları haklı görüyor. 77 sinde çocuk anneye veriliyor.

Bakın bugün gelinen noktada nerede duruyor İsveç?

Bir peynir markası olan Jarlsberg’in aşağıda seyredeceğiniz kısa reklam filmi, Eşitlik Ombudsmanına şikayet edildi.

Şikayetçi kişi, reklamdaki sloganı seksist ve kadını aşağılayıcı bulmuş. Slogan şöyle

Smaken sitter i hålen!

Çevirisi tam olarak şu:

Tadı, deliğinde!

Çok fantastik değil mi?

Son olarak, ülkenin sayılı seyahat acentalarından Nazar Turizm‘in geçtiğimiz haftalarda ana sayfasında olan, ancak gelen tepkiler ile silinen yazısını alayım buraya.

Kreta’daki (Yunanistan) tüm otellerimiz kadınlar tarafından işletilmektedir. Eğer olur da ortalarda bir erkek yönetici görürseniz şaşırmayın. Yine içiniz rahat olsun. Çünkü mutlaka o erkeğin üzerinde, tüm işlerin derli toplu olarak organize edilmesinden sorumlu bir kadın vardır.

Bu yazıyı yazdım ama biraz rahatsız oldum kendi yazdıklarımdan. Klasik bir feminizm düşmanı erkek görüntüsü vermişim gibi duruyor tüm blog post. Ve üstelik abartılı duruyor. 3 defa okudum, yanlış bir şey mi yazıyorum, çok mu subjektifim diye. Ancak verdiğim örneklerin hepsi politically correct olmaya çalışan medyadan ve kendi gözlemlerim.

Dün gece de geç saatlere kadar İsveç blogosferinde ve gazetelerin sayfalarında gezindim. Birinci konu, hiç kuşkusuz Wikileaks kurucusu Julian Assange hakkındaki tecavüz iddilaları. Baya bir materyal topladım. Güya bu yazı 1. bölüm, Assange olayına değindiğim bir sonraki yazım ise 2. bölüm olacaktı. Bu yazıyı bile isteyerek yayımlamazken ikinci bölümü yazar mıyım, bilmiyorum.

Bookmark and Share

Tecavüze Uğrayan Kadın Askerler ve Pazartesi Notları # 11

80 asker, yağmurdan korunmak amacıyla, doktrin komutanlığının propaganda için kullandığı yarısı açık anfinin saçakları altına sığındık. Saçaklara çarpan yağmur oradan da Antalya’nın kuru toprağına vuruyor. Yağmur damlalarına 80 askerin 70 kadarının balgamlı tükürüğü de eşlik ediyor. Pislikten ve salgın hastalıktan herkes faranjit. Ben tüküremem. Ömrüm boyunca şöyle derinlemesine bir hıaaarkhhhh tuuuuu yapmışlığım yoktur. Bir kere esprisine deneyeyim dedim, ibne gibi oldu.

Balgamlı tükürüklerin yanında anua da goyanlar bol. Ha bir de sigara dumanı. Türk’ün ağzında emzik gibi o zaten.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen yağmurun sesi harika. Kokusunu da ter ve sigara dumanı arasından hissetmek mümkün.

Anua goyaaanlar ve avradını zikeeenler arasında gözlerimi kırmızı üzerine beyaz harflerle yazılmış ”tek bayrak, tek ülke, tek dil” yazılı tabelaya diktim. Bir ona bakıyorum, bir de ”Türk askerinin dünyanın en iyi kalpli askeri olduğu”na dair bir başka tabelaya. Her iki tabelanın harf toplamının çift sayıya bölünür veya bölünmezliği üzerine bir kısa araştıma üzerindeyim. Sonra da bir tabelanın harf toplamını, öbür tabelanın harf toplamı ile kafadan çarpmaya çalışacağım.

En güzel askerlik anım, günüm bu benim.

İstanbul’da da hava boktan galiba. Yağmur attırır mı bilmiyorum. Yağmuru hep sevdim. En sevdiğim meteoroloji durumu diyebilirim. Hani bir sevgilim vardı ya, Huzuru balina seslerinde arayan. Ben de yağmurun sesinde buluyorum.

Şimdi bir kafede otururken bu ilginç siteyi buldum. Yağmur yok henüz, camdan öyle görünüyor. Ama kulaklığı taktım, öyle yazıyorum. Nefis yağdırıyor. 15 dakikalık, yüksek ses kalitesi ile internetten yağmur. 15 dakika bitince yine başa sarıyor.

Eve vardığımda, bunu yatak odasına düzenek ile kurmayı düşünüyorum. Bunun kokusunu da yapsalar…

Aklınızda bulunsun, bu tip internet siteleri için ”single serving sites” tanımlaması yapılıyor. Tek fonksiyona sahip bu siteler, o tek fonksiyonu çok iyi yapmaları ile dikkat çekiyor.

#Dünya kadınlar günü, eşitlik, feminizm konularına girmek istemiyordum ama hadi madem bir askerlik anısıyla da olaya girdim, oradan devam edeyim. Time Magazine diyor ki, Pentagon kaynaklarına göre Amerikan ordusunda görev yapan kadınlar gece tuvalete veya su içmeye kalkmaktan çekiniyorlarmış. Sebep?

Amerikan Mehmetciği, orduda nüfusu % 15 i bulan Ayşegül’ü karargahta, tenhada sıkıştırınca sikiveriyormuş. Yalnızca 2008 yılında 3000 tecavüz şikayeti gelmiş. Dediklerine göre bu rakam, tüm tecavüz vakalarının % 10 ila 20 si arasında. Çoğunlukla şikayetçi olmuyormuş kadınlar.

Hani bizde bir geyik var ya, ”Lan madem eşitsin, gel sen de askerlik yap” diye. Demek Memedimin aklında başka birşey var. Gerçi kırmızı tabela üzerine beyaz harflerle ”kadın er ve erbaşları düzmeyin” diye yazarlarsa bu problemi hallederler kolaylıkla.

# Yazar olsam kitap kapağımı, müzisyen olsam albüm kapağımı tasarlattıracağım yegane artist Trevor Brown. Alice Harikalar Diyarında yakında sinemalara geliyor herhalde. Brown’un Alice temasını işleyen bu iki çalışması ise poster olarak da satışa çıkacak yakında.

Bu posterler gibi 32 değişik çalışmasını barındırdığı, 80 sayfalık kitabı ise 5880 Japon yeni fiyatı ile buradan satın alınabilir.

#Düşüncelerimi toparlar toparlamaz bir Fenerbahçe blogu olan Papazın Çayırı‘nda da yazacağım. Çok yazarlı bir blog olan Papazın Çayırı ile şans eseri tanıştım. Üniversiteden sıkı arkadaş olan bir grup insanın aslında çok başka konuları da aralarında tartışırken böyle tek konulu, spesifik bir bloga düşüncelerini dökmeleri çok güzel.

#Futboldan devam edeyim. İtalya Serie A da 2 oyuncu Tanrının adını küfür ile birlikte kullanınca federasyon tarafından cezalandırıldılar. Katoliklerden ve dangalaklardan Tanrı sizleri korusun. Bunların ikisi çok nadir ayrı geziyor zaten.

#Eğiticisini öldüren katil balinanın videosunu seyretmişsinizdir belki. İlkönce ona bir bakalım, sonra İncil’i dinlememenin cezasını gören münafıkların gafletini değerlendirelim.

American Family Association (AFA) tüm trajik olaylarda kıblesini kutsal kitaplara ve dinlere dönen imanlıların yaptığını yapıyor ve “Bible ignored, trainer dies” diyor.

Bakın İncil’de ne diyormuş. Tıpkı Kuran’da olduğu gibi herşey binlerce yıl öncesinden insanoğluna açıklanmış. Yeni arayışlara yönelmek, tekerleği yeniden icad etmeye çalışmak beyhude.

Eğer bir öküz, erkek veya kadını boynuzlayarak öldürürse bu öküzün taşlanarak öldürülmesi icab eder. Bu öküzün eti de yenmez.Sahibine ceza vermeye gerek yoktur. Exodus 21:28

Yani katil balina Orca’nın taşlanarak öldürülmesi gerekiyor aslında. Yalnız bir ayrıntı daha var. Bu katil balina daha önce de bir öldürme olayına karışmış. Bu ilk vak’ası değil yani. Buna da cevab veriyor kutsal kitab… Anlayana…

Fakat öküz zaten saldırgan ise ve sahibi de buna rağmen önlem almayıp başkasının ölümüne sebep veriyorsa öküz ile beraber sahibini de taşlamak lazımdır.Exodus 21:29

İşte bu yaa…

Neyse, yukardakine ve aşşağıdaki tebasına gerekli, haftalık ayarı verdikten sonra blog dünyası ile bitireyim.

# Hani 16-17yaşında hevi metalci genç müzisyenler vardır. Bunlar diğer amatör grupların konserlerine gidip, en ön sıralarda ellerini göğüslerine kavuşturarak rakip grup ve müzisyenleri ukalaca etüd ederler. Kendileri gitarın akordunu yapamaz ama davulcu şurada sıçtı, gitarın tonu çok tiz, vokalist detone oldu şeklinde yorumları ile mastürbasyon yaparlar. Hah.. onlar işte.. Bunların bir de blog versiyonları var. Adabıyla blog okuyanları tenzih ederim, ama bir de edepsizler var. Bunlara en güzel cevabı Arada Bir Yer adlı blogundaki yazısı ile Sütlükahve veriyor. Hep böyle bir blog yazısının yazılmasını istemişimdir. Bir manifesto gibi dursun bir yerde. Yeri geldikçe referans vermek lazım.

# Barbarella’nın Ellere Servis diye bir blogu var. Seks ve erotizm konulu bloglara link vermekte dikkatli davranmak lazım geldiğini öğrendim. Burası safe ama. Yaş 30 hatunun. Ne demek istedimse? İyi ama, okunur…

Bookmark and Share

#ipaid4sex2day

Norveç’deki bedava genelevler ve 90 kişilik gönüllü orospu ordusu, google arama sonuçlarına göre bu blogdan başka bir yerde yok. Hayret !!! Böyle bir haberi nasıl atladı Hürriyet ve türevleri?

Ben o olayı başarılı bir şekilde işlediğimi düşünmüştüm yazımla. Pek de öyle olmadığını sonradan anladım. Her ne kadar ”la senin kızkardeşin de orospu olur da ben o zaman seni görürüm” tarzı yorumlar almasam da, konuyu benim iyi anlatamamış olmamdan dolayı ”batının tüketim özgürlüğü sınır tanımıyor arkadaş. seks gibi iki insan arasında aşk sonucu olması gereken güzelim şeyin içini boşalttı bu sistem” minvalinde yorumlar farklı yorumcular tarafından dile getirildi.

Bunlardan kimisinin eline hiç orospu eli değmemişti. Otobüste, metroda yanyana otursalar da farkına varmazlardı. Kimileri ise her türlü insanlık ayıbının işlendiği ülkelerde bizzat dümenin nasıl döndüğüne şahit olmuşa benziyordu. Yine de anlamak için yeterli olur muydu? Öyle olmadığı görülüyor açıkca.

Ezilenin ve emeğin yanında olduğunu söyleyen felsefelerin, öğretilerin, organizasyonların, partilerin, zaman zaman sözcülüğüne soyundukları kitleleri ”saf ve salak” yerine koyan söylem ve tavırlar içinde bulunduklarını tarih bize hep gösterdi.

Bu hataları ve hataların doğrularını görebilmek için 9,5 tan 10 a gerek yok, 4,5 tan 5 olsa da yeterli.

Bugün 3 Mart. Dünyadaki Seks İşçilerinin hakları için biraraya geldikleri gün bugün. Fuhuşun yasal, kontrol edilebilir ve fahişenin haklarını koruyan bir çerçevede varolması için ONLY RIGHTS CAN STOP THE WRONGS mottosu ile 3 yıl önce Hindistan’da tam 25,000 fahişe bir festival kapsamında toplandı. Festivali düzenleyen, merkezi Kalküta’da bulunan Durbar Mahila Samanwaya Committee adlı, 50,000 üyeli bir organizasyon. Organizasyonun sitesinde amaçları açıkca ifade edilmiş:

We have been successfully networking among sex workers in India and some other countries, particularly in South and South-East Asia, to foreground the demands for promotion and protection of our rights. Our political objectives are decriminalization of adult prostitution, securing social recognition of sex work as a valid profession and establishing sex workers right to self-determination. We brought together 80000 or more delegates for this seminal meet, the first of its kind in this part of the world. Although our resources are limited, our dreams are unbounded and our enthusiasm is high and commitment unwavering. With your support, we are determined to make this event a grand success. We believe ONLY RIGHTS CAN STOP THE WRONGS.

İzm’lerin küçük taşları bu blogun kaportasına tozlu yollarda vuradursun, benim Dünya Fahişeler Günü’nü kutlamak için sizlere çok iyi bir önerim var.

Bugün kadınlı-erkekli herkes, eşi, sevgilisi, fuckbuddy’si veya local whore u ile yaptığı seks karşılığı bir ödeme yapsın. Ekstra muamelenin bahşişini de vermeyi unutmasın.

Sonra bu aktivizmimizi bloglarda, facebook’da, twitter’da, friendfeed’de uygun bir tag ile tag’layalım. #dahabugunsiktimparasinidaodedim oldukça uzun olurdu. Benim aklıma İngilizce hem pratik hem enternasyonel olduğundan #ipaid4sex2day geldi.

Hep beraber, barikadlara !!!

Bookmark and Share

Tiranlığa Karşı Özgürlük Mücadelesinde, Genelevlerde Ücretsiz Seksi Destekliyoruz

Norveçli 60 kadın ve 30 erkek, gönüllü seks işcisi oluyor. Açılacak 5 adet genelevde, vizitesiz, sevabına seks yapacak bu 90 kişi. Norveç’in 4,5 milyonluk nüfusu içinden 90 kişi gönüllü olmuş. Bu tip karşılaştırmalar yapmak saçma, ama yapmadan da duramıyor insan: Kaba bir hesapla, 70 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 75 adet bedava kerane ile 1350 gönüllü kadın, erkek karışık orospuya tekabül ediyor bu.

Bu toplu hareketin bir sebebi var kuşkusuz. 2009 yılında Noreç’de yürürlüğe giren ve fuhuşu yasaklayan kanuna karşı, arkasında Fripolitisk Movement (Özgür Politika Hareketi) adlı oluşumun bulunduğu bir protesto bu.

Norveçli aktivistleri bu harekete iten sebebin dayanaklarını da öğrenmemiz lazım.

10 yıldan biraz fazla zaman önce, demokratik bir ülke olarak anılabilecek ülkeler arasında fuhuşu ilk yasaklayan İsveç oldu. Çıkarılan kanuna göre seks satmak yasal, ancak satınalmak suç.

Hükümetteki sosyalist blok ve radikal feminist lobinin çabalarıyla çıkarılan bu kanunu hazırlama sürecine hiçbir seks işcisinin katılmamış olması ilginç ve önemli bir ayrıntı. Halka rağmen halk için mottosu, rengi kırmızıya çalan kollektivistlerin etiket bulutunda var.

Aslında kanunun kağıt üzerine dökülen özüne baktığımızda itiraz edecek çok şey yok. Özellikle eski Sovyet cumhuriyetlerinden yapılan, pasaportuna mafya tarafından el koyularak, içlerinde İsveç’in de bulunduğu AB ülkelerine seks köleleri getiren şebekelere vurulmak istenen bir darbe var. Bir de tabii yine ‘’şüphesiz biz sizin için en iyi olanı biliriz’‘ edası ile masabaşında kısa saçlı, boğazlı kazaklı, gözlüklü orta yaş ve üstü kadın lobisinin verdiği bir mücadele de var. Seks, yalnız ve yalnız iki insan arasında, o da ancak aşk olursa yapılacak birşey. Bu tanımda direkt olarak ‘’sakat’‘ diyebileceğim birşey yok. Ancak seks gibi oldukça kompleks ve insan hayatında temel olan bir olguyu bireylerin hür iradelerine bırakmadan, zorla ve kanunla regüle etmek ve bu yorumlamayı tek gerçeklikmiş gibi empoze etmek olukça faşizan bir yöntem.

Yukardan bir topluluk, sizlere bu işin para için, toplu olarak, aşk olmadan, düzensiz veya organize olarak yapılamayacağını dikte ediyor. Dini değerler, puritanizm, ahlak normları ve faşizm, bir anda kadın erkek eşitlikçiliğine soyunanlar ve sosyalistlerle aynı potada eriyor. Çok ilginç… Or not !!!

Adalet bakanı – Tipik bir sol, radikal feminist profil

Herşeyden önce insan kaçakçılığına referans verdiğimiz, uluslararası tanımlamada ‘’trafficking’‘ denilen olayın önüne, kanunun yürürlükte olduğu 10 yıl içinde geçilemediğini belirtmem lazım. Polisin ve diğer bağımsız kurumların yaptıkları araştırmalar aksine seks kölesi olarak İsveç’e getirilen insan sayısında patlama olduğunu söylüyor. Bu verileri gazetelere ve tv lere gündelik düşen haberler destekliyor. Kış soğuğunda, bir camping alanında karavanlar içinde satılan, türlü bulaşıcı cinsel hastalığa sahip, pasaportları olmayan, yaşları küçük,  Slovakyalı genç kadınlar mesela…

Bu işte tabi muazzam para var. Devletin kendisi işin içinde olup, kuralları az veya çok belirlemediği takdirde bu tip büyük gelir kaynaklarının yeraltı dünyasının elinde olması çok şaşırtıcı değil. ABD deki içki yasağı döneminde zengin olanları hatırlayalım, Türkiye’de cüzdanında döviz bulundurmanın suç olduğu yıllarda bu işi yasadışı olarak yapıp döviz ticaretine soyunanların elde ettikleri servetleri de anlatıyorlar. Piyasanın işleyiş kuralı heryerde böyle. Yasağın olduğu yerde, bu koşullarda cebini doldururken insanları sömürenler her zaman bulunacaktır.

Gelgelelim, tüm bu verilere rağmen Norveç ve İzlanda bu kanunu İsveç’den ithal ettiler 2009 yılında. Norveç ayrıca kendine göre bir düzenleme yaparak, yurt dışında para ile seks satın alan yurttaşlarına da kanuni işlem uyguluyor. Tatilde Londra’da araba kiralayıp gezenlerin, kendi ülkelerine geri dönünce yanlış şeritte araba sürdükleri için trafik cezasına çarptırılmaları ile karşılaştırabiliriz belki bunu. Tek kelimeyle absürd.

Fripolitisk Movement 5 ayrı şehirde genelev açmak çin lokaller kiraladı. Oslo, Bergen, Trondheim, Stavanger ve Kristiansand. Bu genelevlerde gönüllü olarak çalışacak aktivistlerin hizmetlerinden yararlanacak olan vatandaşlar, karşılığında ücret ödemeyecekleri için Norveç’deki fuhuş kanununa mukavemetten yargılanamayacak.

Aktivistler kendilerine Fripolitisk Movement’in ambassadör leri (elçileri) adını veriyor. Organizasyonun sözcülerinden Frank Horn Hartvedt’in dediğine göre elçiler seksten çok özgürlük konusu ile ilgililer. Ayrıca bu proje için 3 yıl çalışılmış, yani bir anda parlayıp, sönecek birşey gibi görünmüyor. Elçilerin çoğu Norveç’ten olsa da, aralarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelenler de var. 3 isveçli kız varmış gönüllüler arasında mesela. Canlarım benim… Sizlerle aynı pasaportu taşımaktan gurur duyuyorum.

Bookmark and Share

Seksist Reklamlara Fazla Kafayı Takmayın Asıl Problem Çorba

Stockholm’de American Apparel mağazası açıldı. ”Ohaa daha yeni mi açıldı” demeyin. Bizde böyle… Adamlar yıllardır gelemediler İsveç pazarına. Biliyorsunuz American Apparel cüretkar reklamları ve ürün katalogları ile tanınıyor. ABD deki ve Avrupa’nın diğer ülkelerindeki konseptleri ile gelseler dükkanlarına molotof kokteyli, sprey boya ile saldırı kesin olurdu. Mesela aşşağıdaki gibi bir reklam bu şirketi direk iflasa sürüklerdi burada. Bu yüzden onlar da pazara kendilerini uydurarak gelmek zorunda kaldılar.

Şimdi çok güzel.. Dışardan baktığınızda mağaza 1970 lerin Sümerbank mağazalarını andırıyor. Ürün katalogu ile de utanmadan kiliseye bile girersiniz. Konuya buradan girdim, çünkü bugün FF de kısa bir tartışma oldu. BMW nin ”kullanılmış araba almayın, kadınınızı ikinci el alıyor musunuz?” mesajlı reklamı üzerine bir tartışma döndü. Bir kısım bu seksist reklam olarak değerlendirdi. Bir kısım ise ”sakin olun, kasmayın kendinizi” tavrını temsil etti.

Yeryüzünde olan bitenlere bir an bile şaşırmamak lazım. O yüzden büyük resmi mümkün olduğu kadar görmeye çalışıyorum. Herkesin taktığı, uğraştığı bir savaşı var tabii. Seksizm savaşına ben girmiyorum. Çok klişeleri olan bir mücadele o. Klişeleri kırmak ve tartışmayı başka bir eksene koymak oldukça zahmetli. Bu zahmete katlananları tebrik ederim. Ben başka yerden bakayım duruma.

Milyonlarca Çinli erkeğin en büyük sorunu bu devasa ülkede hayatını birleştirecek, soyduğu mandalinayı yiyecek, sıcacık kukusunu verecek bir hayat arkadaşı bulamaması.

Bunun sebepleri arasında devletin tek çocuk politikası ile beraber ülkede tarımdan geçinen insan sayısının halen fazla olup, bu insanlar arasında erkek çocukların favorize edilmesi en büyük etmen.

Erkek çocuk, tıpkı bizde bazı yörelerde olduğu gibi ekini, çifti, öküzü idare edecek, aileye yaşlılığında bakacak bir yatırım olarak görülüyor. Ancak büyük şehirlerde bizden fazla da farklı olmadığı söyleniyor. Akademikerler, şehirde yaşayanlar, ekonomik durumu nispeten iyi olanlar arasında böyle bir cinsiyet ayrımı tabii ki gözetilmiyor.

Hatta Şanghay’da kadın oranının erkeğe göre fazla olduğu da söylenenler arasında. Ancak bu ülkenin taşrasından büyük şehirlere göçen fakir erkekler için bir umut mu? tabii ki hayır. Şanghay’ın güzel ve bakımlı kadınları herhalde ağzında dişi, cebinde parası olmayan, eciş bücüş taşralılara değil, HongKong ve Şanghay’ın o uluslararası şirketlerinde çalışan batılı erkeklerin peşinde olacak.

Eğitimli, bakımlı, hoş bir Çinli hatun pekçok batılı erkeğin düşlerinde. zaten bu hatunların da bir kısmı evlenip iç piyasadan kendilerini çekiyor. Anlayacağınız büyük bir sıkıntı bu Çinli erkeklerin geneli için. Hatta şehirli ve paralı olanları için bile.

Bu sorunun kestirme çözümü yok elbette. Köyden kente göç bu şekilde devam edeceğe benziyor. Kısa sürede bu sorunun çözümü doğal olarak fuhuş oluyor. Komünist rejim vitrinde fuhuşu yasaklıyor ama genelde yetkililer elleriyle gözlerini kapatıyorlar. Süleyman Demirel argümanı orda da geçerli demek ki. Millet kadın bulamazsa yöneticilerini mi siksin? Biraz traşlanmamış bir şekilde söyledim ama olay ana hatlarıyla bu.

Fuhuş hiçbir zaman tek çıkış yolu olmasın tabii ihtiyacı olan için. Ama bir opsiyon olarak bir yerde durmasının faydası var. Köyünden, kasabasından çıkıp şehirlerde yaşama tutunmaya çalışan kadınlar birtek Çin’de yok çünkü. Birtek Çin’de yok ama herhalde en bahtszıları yine bu ülkede.

Çin’in devlet politikası olan tek çocuk kuralı ve tarımal uğraşan kesimin içgüdüsel olarak erkek çocuğa yatırım yapması trajedinin ana nedeni. Çoğumuz duyduk, kız çocuklarının öldürüldüğünü Çin’de. Bu eski dönemlerde bizim kültürlerde de var.

Yalnız şimdi kız çocuklarını öldürmekle kalmadıklarını da görüyoruz.

Doğru, yalan bilmem. Olay şu: Çin’in kantonlarından birinde yeni bir moda bu. Ölü, kız ceninden çorba… Bir kase çorba, yanında garnitürü falan 4000 dolar. Zenginler tarafından seks gücünü arttırıp yaşamı uzatığı için tercih ediliyor.

Bu ceninler doğal sebeplerle yaşamı son bulmuş olanlar. Bir de tabii kız olacağı anlaşılınca kürtajla alınanlar var. Bu fotoğraftaki öyle mesela. Yapılan röportaja göre ailenin 2 kızı varmış zaten. 3. çocuğun da kız olacağı anlaşılınca aile kürtaj yoluna başvuruyor. Kürtajdan sonra cenini de o bölgede çorbasıyla ün yapan restorana satıyor aile. Bilgilere göre bu tip kürtaj ceninleri birkaç yüz dolara satılıyor. Eğer doğuma yakın tarihte doğal sebeplerden ölmüşse fiyat 2000 dolara kadar çıkıyor.

Kadın olmak zaten zor da… Bazı yerlerde daha da zor.

Kürtaj masasından lokantada çorbaya giden zinciri kırmak, Sasha Grey’in kukusunun kılını göstererek çorap sattırmasından daha önemli

Bookmark and Share

Bir Pornocunun Anatomisi

Bu bizim eski toplulukta bir üye vardı, rumuzu ”Sosyalist Pornocu”, hatırlayanlar olacaktır. Sık sık takılıyordu chat ortamına.. Birgün yine girdi bu çocuk sohbetin ortasına. Bu sefer süklüm püklüm… Okuldan bir kız arkadaşı (belki de dava arkadaşı demek daha uygun olur) bunu azarlamış, bizim ortama takıldığını duyunca.

Kendine hem sosyalist, hem de pornocu sıfatını nasıl yakıştırıyorsun? Birinde blablabla (yazmaya üşendim), öbüründe kadınları aşşağılama var!!!

Bizimki zılgıtı yiyince fazla birşey de diyememiş. Genç, üniversite I. sınıf öğrencisiydi galiba bu daha. O yılları siz de bilirsiniz, hele de böyle ideolojik olarak angaje olmuş kadınlar, erkek davadaşlarına karşı biraz daha baskın da çıkarlar. Sürekli kızgın, kızgın dolaşırlar etrafta… Hötlerinden, hütlerinden geçilmez.

Neyse ki biraz olgunlaşınca bunların çoğu olayları, ideolojileri, gerçek hayatı daha iyi tartıp, kendilerine daha akılcı ve insancıl bir yol seçebiliyorlar. Çok azı radikal feminizm bataklığına sapıp, patinaj yapıyor ömür boyu…

Bu kızın sorusu ”sosyalistden pornocu olur mu?”. Kendine göre cevabı zaten vermiş.. OLMAZ…  Ama bence asıl soru, sosyalistten, ülkücüden veya müslümandan pornocu olur mu dan  çok, ”bir pornoseverden sosyalist, dindar veya bozkurt çıkar mı?” olmalı. Ki buna da benim cevabım, ÇIKMAZ olur… Neden?

Bu tarz adamı kasan ideolojiler insanlara genelde, şöyle veya böyle olmalı, şu, şu, şu yapılmalı diye telkinlerde bulunurlar. Bu ideolojileri, inançları günlük hayatta benimseyip, hakkını verebilmek için bir çaba ve disiplin gerekli. Kurtarılacak halkın, ırkın veya cemaatin sıkı sıkıya bağlı kalmak zorunda olduğu birtakım davranış şekilleri ve kurallar topluluğu var. Ve bir de kurul, yönetici takımı var tabii yukarda. Amaca ulaşırken kimsenin yoldan sapmamasından sorumlu.

Pornografi, bu amaçlara ulaşmanıza ket vurur biraz. O yüzden diktatörler, anti demokratik ve totaliter rejimler başa geldiklerinde ilk olarak toplum ahlakına el atarlar. Bir çeki düzen verirler topluma. Eğlencenin, zevkin olduğu yerde disiplini sağlamak zordur.

Oysa pornografi bahsini ettiğimiz bu beton grisi modelin tam zıttıdır. Pornografi glamour’dur, karnavaldır, fantezidir. Hayatı boyunca Tokat’da, ilköğretimde öğretmen olarak çalışacak bir kadına fantezilerinde de olsa 5 zenci tarafından gang bang olma fırsatı verir. Aşağıdaki videoda buna benzer bir örnek var. Kendini feminist (radikal değil herhalde) olarak nitelendiren 22 yaşındaki resepsiyonist bir kız, favori porno sahnesinin ”cum on the face’‘ olduğunu söylüyor.

Bu projeyi gerçekleştiren Robbie Cooper… Sıradan insanların pornografi ile nasıl tanıştıkları ve olaya nasıl baktıkları üzerine sorular soruluyor. Tüm bu röportajlar yapılırken kişilere porno film seyrettiriyor Cooper. İnsanların mastürbasyon yaparkenki yüz ifadeleri görmeye değer.

Bir ayrıntı:

Twitter da Islak karga ”anlayamadığı şeyleri” ele alıyor.

anlayamadığım şeyler: “at gibi kadın” tanımlaması. bunun nesi güzel olabilir?..

Sevgili Karga,

Videodaki 3. sıradaki şahıs bu tanımlamaya uyuyor bence. Kristin…. Fotoğrafta üstten 2. Lütfen klitin parmaklanması esnasında löngürdeyen şeylere dikkat edin… Güzel veya değil diye bir değerlendirmeden çok… Ne bileyim?… Nasıl anlatsam?

Bookmark and Share