Böylesini severim. En güzeli aslında diz hizası bana kalırsa. Ama olmaz ise ankle high dedikleri, bilek hizası favorim. Bu böyle yalın olmaz ama. Açık bir topluklu ayakkabı ile desteklenirse kendi salyalarım içinde boğulabilirim. [Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Dediğinizi hesaba katarak devam ediyorum. İnsanoğlu sosyal bir hayvan diyorlar. Bu tanımlamadan ”sosyal”i çıkarınca hayvan mı oluyoruz, onu bir irdelesek ya! Yalnız sosyal olmak derken, bir grup içinde olduğu kadar, ikili bir ilişki için de aynı irdelemeyi yapmalıyız. Lütfen yapalım!
Bir süredir görüştüğüm, cilveleştiğim, seviştiğim, yazıştığım biri var. Ne kadar hoş, ne kadar güzel! Flörtüşüyoruz, hatta küçük, minik kıskançlık oyunları oynuyoruz. Kırk yılın başında da buluşunca hem romantik yemeklere gidiyoruz, hem de surata tükürmeli, tokatlı sevişiyoruz. Görseniz, bilseniz… Ter içinde yatakta, kendi sevgilinizin gözlerinin içine hınzırlıkla bakarken, dudaklarınızdaki kan ve spermi silersiniz, başucunuzdaki komodinin üzerinde bulunan Leyla ile Mecnun romanının yapraklarına. O kadar hoş bişey!
Bu tip mini love story lerde, epilog, yani bitiş bölümünden bir önce, bir taraf daha oturaklı bir temele şeyttirmek isteyebilir ilişkiyi. Olur da böyle bir yöne doğru seğirtirse ilişki, Giroppon (Poppo-ropo-popo) sendromunu tetikleyen bir süreçten bahsetmek gerekebilir işte o zaman. Ki bu da, kubbedeki o hoş seda’nın pij olması sonucuna kadar gidebilir.
”it’s not you, it’s me’‘ adlı yalancı can simidine ne sıklıkta sarıldığınızı ben bilemem. Mümkün olduğu kadar kaçınmak lazım klişelerden. Fakat şöyle bir olay oluyor bende ki, zaten o yüzden bu klişe bana ”it’s not me, it’s you” olarak geri dönmüştür çokca.
Diyelim kahvaltıyı yaptınız, masadan kalktınız… Sırf hayvan olsak belki bir posta daha gideceğiz tok karnına. Ama hayvanın sosyal olanıyız ya, iletişeceğiz tabii ki de. Matmazel X buyuruyor ki, ”bana sofrayı toplamam için yardım eder misiniz?”. Yani rica etmese de zaten yapmak lazım. Ben de tuttum masadaki tabakları bulaşık makinasının içine koydum diyelim. Fakat bu tabakları da koyduktan sonra ağzına kadar dolduğu halde, benim bu makinayı çalıştırmak aklıma gelmiyor. Aynı şekilde, belki daha da ağırı, raflara bir şey yerleştirdikten sonra dolapların kapağını kapatmama olayım var örneğin. Yani, maksimum 10-15 sabah beraber kalktıktan sonra, artık bu bir iritasyon momenti oluyor tabii. Üstelik iletişerek de çözemiyorum ben bunu. Çünkü birinin hayatına düzenli olarak giriş yaptığımda, bir zombi halini alıyorum. Zararsızından.. Öyle kan dökmüyorum tabii.. Yani fazla dökmüyorum… Ama boş gözlerle, kafamda tamamen başka şeyler dolaşarak karşımdakine bakıyorum, dinliyorum. Daha doğrusu duyduklarımı anlamaya çalışıyorum.
Bu bahsini ettiğim boş bakma, sıkılma ve konsantrasyon eksikliği de kalıtımsal büyük ihtimal. Kadınlar, babalarına benzeyen erkeklere meyl ederler deniliyor. Erkekler ise mutlaka biraz kendi babalarına çekiyor. Eve gelen misafirlere boş gözlerle bakar benim pederim de. Belli bir süreden sonra da iyice sıkılır ve sohbete katılımı yalnızca kafa sallayıp, sahte gülücükler dağıtarak yapmaya başlar. Bunu farkeden misafir, ”ehh atık geç oldu” repliğini ağzına alır almaz, peder bey kontralar. ”evet, yolunuz da uzun”.
Yukardaki örneği girizgah kabul ederek, Giroppon (Poppo-ropo-popo) sürecine katalizatör etkisi yapan şeylerden birinin, artık ikinizin hayatlarının yalnızca birbirinizle değil, birbirinizin ilintili olduğu başka hayatlarla da kesişme zorunluluğu olduğunu söyleyebilirim. Matmazel X der ki; ”hafta sonu madam ve mösyö Preud’homme ile buluşacağız, ona göre… Umarım seyredeceğin maç falan yoktur”.
Seyredeceğim maç falan yok da, mösyö Preud’homme dan hiç hazetmiyorum. En son evlerindeki partiye gittiğimizde, müzik kolleksiyonundan yaptığı derlemeleri saatlerce dinlemiştik. Şimdi bu herif gerçekten Fransız ve IT sektöründe çalışıyor, bir de güya ”music enthusiast”. P2P ağlarından, kapalı hub lardan falan kendisi gibi ineklerin paylaştığı, dünyada adını duymadığım garip grupların son derece boktan müziklerini indirip, bunlardan yaptığı şarkı listelerini, cool ve nerd gözüksün diye WinAmp ile çalan bir hödük. Hassiktir ordan!!! Ben ortama girip, karı kız yapayım diye dolaşan bir ergen değilim ki, senin saçmalıklarını bu yaşta çekeyim. Konuşacak bir şeyimiz de yok. HADOPI yi soruyorum, onu bile bilmiyor. Belki Sarkozy’nin günahını aldık, adam o kanunu, bu tip müzikleri indirenleri hapse atmak, para cezası vermek için çıkarttı o vakit?.
Unutmadan… Matmazel X umuyor ki, seyredeceğin maç yok. Gerçi seyredeceğim maç olsa, ve de matmazel haddi olmadan futbol konusundaki fikrini bildirse, sanki hemen utançla televizyonu kapatıp, Das Kapital’i orjinal dilinden okumak için dil kurslarına yazılacağım. Maazallah, ultimatomu da çakabilir ”mesela senin yok bilmemne kupası veya zırt ligini takip ettiğini filan düşünemiyorum, tanrı aşkına”. Ahahahah!! Bebeğim… Offfffff!!!!!!!! ne desem ki? Giroppon (Poppo-ropo-popo)….
Bu tip güç gösterileri, dengeyi kendi tarafına alma çabaları, birinin öbürünün zevkleri ve hayatı üzerinde söz sahibi olmak istemesi gibi durumlar (yahu ne kasıyorum kendimi nazik olacağım diye.. beyin sikmeler desek ya şuna!!!) ”ilişki” dediğimiz sosyal hayvanlığın habitatında sık görülen arızalar. Ve de bir tarafın, en iyi ihtimalde zombileşmesiyle son buluyor. Hani şu dolap kapaklarını kapatmama ve boş gözlerle bakma…. Herkesin tırtlattığı eşik farklı tabii. Şunu da anlatayım da, bu yazının epilogu olsun.
Evli bir arkadaşım, karısı uyuduktan porno sitelere giriyor sıkca. Ayrıca bir iki aldatma olayı da oldu, ayrılmanın eşiğine gelip döndüler. Son vuku bulan aldatma olayından sonra iyice laçka olunca ilişki, bizimki artık saklamadan giriyor porno sitelere. Hatun bir gece yakalamış bunu ekrana bakarken. Eskiden olsa, hemen bir excel tablosunu bir click mesafesinde bulunduracak olan arkadaşım hiç istifini bozmamış bu sefer.
- Ne yapıyorsun sen?
- Hiiiççç!!! porno bakıyorum…
Allah kimseyi o kadar pişirmesin, ama demek ki artık o olgunluğa gelmiş ikisi de.
Köpek çekmek diyoruz ya halk arasında, insan ilişkilerinin kimyası da hakikaten çok ilginç. Şunu da öğrenmeyen var mı aramızda acaba; bir taraf ne kadar köpek olursa, öbürü de o kadar köpek çekmeye meraklı. Artık bu, bir yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan klasiği ile de açıklanabilir belki. Birinin köpek olma arzusu, öbürünün tekmeleme isteğini arttırıyor olabilir mi? Ya da tam tersi…
Ve evet!!! Bir blogunuz olunca, psikoloğa o kadar ihtiyacınız olmayabiliyor.
You can judge a man by his boots diyor gerçi görselde. Aklınıza o sarımtrak fotolardaki halleriyle İsmet İnönü ve Atatürk gelmesin diye keyfi bir çeviri yaptım. Erkek çizmesi deyince, haliyle…
Yukardaki doğru bir tespit. Hatta o kadar doğru ki, bu görseli Gayest Ever dat kom adlı siteden almış olmam da fazla bir şey değiştirmiyor.
Sex and the city deki o jewish bitch var ya hani. Carrie mi ne? Beyaz mac ı ile ”relationships” hakkında kelâm ediyor. Meraktan soruyorum, o tırışkadan yazıları bir yerde yayımlanınca o kadar ayakkabıyı satın alabilecek kadar para kazanabiliyor mu cidden? Fuckin’ Bitch!!!
Yoksa gerçek hayatta olsa, bu iş ancak eski doğu bloku’nda şimdi olduğu gibi bir şekilde mi halledilir? Sponsorlarla yani. Ben sponsor dedim de, siz Sugar Daddy deyin veya Tokmakçı olsun adı.
Sponsora gerek kalmadan, orada burada fink atarken yaşadıklarını yazmakla bu iş oluyorduysa eğer, bana biraz yazık olmuş. Zira adlarını şimdi hatırlayamayacağım 4 tane erkeg dergisine ”size yazayım, bana para verin’‘ diye başvurdum ama otomatik bir mail dahi almadım karşılığında. Sendikalı bile değilim oysa.
Yani yazayım, siz parayı hesabıma yatırın. Vergi kesintisi falan olmadan. Ben de İtalyan Premiata ayakkaplarmı ayağıma geçirip, emeğimin karşılığını deniz kenarında, buzlu kova içindeki rose şarabı eşliğinde çilek yiyerek tüketeyim. Tıpkı doğum günümde yaptığım gibi.
Yeni bir şişe buzlu şarap almak için bara seyirtirken premiata’nın ayağımı biraz sıktığını hissettim. Onun yerine günlük giydiğim Paul Smith‘i mi geçirseydim ayaklarıma? Çok geç artık. Şarabı bardan buzlu kova içinde alırken gözüme ilişti. Filipinli çocuk, boş bardakları tepsiye diziyordu arkada, bulaşık makinasına götürmek üzere. Siyah mı çalışıyor ki? Zannetmem. İyi ki haydan gelen üç kuruş paramızı buralarda huya harcıyoruz. Ekonominin çarkı da ancak böyle dönüyor demek ki. Ülkeme gelen göçmenlere istihdam sağlamanın verdiği huzuru ta içimde hissederek, elimdeki buz gibi kovayla masama döndüm.
Ne kadar sivilceli, antisosyal, çirkin ve mal olsak da, klavye delikanlısı veya ilgi manyağı hatun rolünü almak daha işimize geliyor. Öyle mi? Peki şuna ne dersiniz?
Güzel bir bakış açısıyla yaklaştı Kandanadam bana kalırsa. Genelgeçer bir etiketi tersyüz etmek, ederken de aslında gerçeğe herkesten daha çok yaklaşmak…
Klavye başında tanıştığınız insanlarla, o klavyelerden uzaklaşıp kafelerde, barlarda buluşmayı deneyeniniz oldu mu? İçinizde en az tecrübeye sahip olan benimdir herhalde. 4 kişiyle yaptım ben bunu. 3,5 da diyebiliriz aslında.
Klavye başında titr’ine değil fikrine saygı duyduğum, seksapeline olduğu kadar, benim ilgi duyduğum konulara ilgi duyduğu için de ”e buluşalım o zaman” dediğim 3,5 insan. Bir anda AFK (away from keyboard) bir buluşma ayarlayınca yine de o blind date heyecanı yaşanmıyor mu? Buluşacağın kişi erkek bile olsa. (Yok, gay değilim. Bir kadınla buluşmak tabii ki daha başka bir heyecan veriyor.)
Valid’anım ile peder beyin birbirlerini ben ve Serdar Kuzuloğlu kadar tanıdıklarını zannetmiyorum evlenmeden önce. Yine de çeyrek asır çektiler evlilik denen şeyi. Bu devirde tahammül edemediğin insanı çekmiyorsun kolay kolay. Eklememek, Facebook hesabının ayarlarını iyice ”private” yapmak, en olmadı ”block”lamak mümkün. Old school tanışıp, hayatını birleştirmiş, parti kurmuş, seks yapmış, yiyişmiş, top oynamış, beraber tatile gitmiş insanların asla görmedikleri bir konfor ve kafa rahatlığına, bir email adresi ve rumuz seçerek açtığımız hesaplarla ulaşıyoruz.
Tevekkeli değil, internette sosyalleşen insanların hatırı sayılır bölümü 30 plus, bekar, Türkiye ortalama kültür ve zeka seviyesinin az ya da çok (istisnalar dışında)üzerinde insanlar. Müşkülpesentlik, havai olmak, okul arkadaşları kendilerine karı-koca ararken hayatın anlamını aramaya çıkmak gibi sebepler, belli bir yaştan sonra yine belli bir ekonomik özgürlüğün de getirdiği kazanımlara dönüşürken, bir yandan da bu insanları ”available” kılıyor. Eşleşme imkanı da az değil, ben size söyleyeyim. Amaç, ihtiyaç, özlenilen ne olursa olsun.
Biraz daha genç kesimde bu o kadar kolay değil hala galiba. İçimizde en atılgan, piç, ağzı laf yapanların bile yirmili yaşlarımızın başlarında ne kurdeşenler döktüğü malum. Kafalarının içinde dönen gag, choke ve anal etiket bulutlarıyla, ayak parmağından saç teline kadar vuran testosteronların kamçıladığı çocuklar, beyaz atlı prenslerini bekleyen melaikelerin privacy level ına ve block sistemine, sineklerin cama vurması gibi vuruyorlar. Bu duvarı kaldıran meraklı melaikeler de var. Ama arz ve talep birbirini burada karşılamıyor. Zaten mevcut, kullanılabilir vajina sayısı, tarihin her döneminde mevcut, kullanılabilir penis sayısından hep düşük oldu. Yaş grubu düştükçe, oran penisliler adına daha da negatif gelişim gösteriyor. Gerçi bu genç grupta da ChatRoulette yeni bir trend yaratacak gibi. Görelim…
Ancak ben, kendi dahil olduğum 30 plus grubuna dair konuşsam daha iyi olur. Ne yabancı ne de yerli hiçbir arkadaşlık sitesine üye olmadım şimdiye kadar. Ancak bunların çok popüler olduğu aşikâr. Özellikle belli bir niş seçen siteler çok başarılı oluyor. Zannedersem ABD den bir site var, Positive Meeting mi ne , öyle bir adı var. HIV pozitif olanlar arasında bir matchmaking nişi ile giriyor olaya. Sonra İsveç’de uzaktan tanıdığım bir oğlan var. Big Girls and Big Boys hedef kitlesi. Son derece mütevazi, ucuza kurdurduğu bir site ile İsveç’de kilolu olan hatun ve erkekler arasında partiler düzenliyor, bibirleriyle tanışmalarını sağlıyor. IT milyoneri olduğunu söyleyemem. Ama yolunu buluyor, az veya çok parasını kazanıyor, eğleniyor. Yine ABD de, hapiste yatan tutuklular arasında kullanılan bir dating sitesi var. Son olarak, uzun süre bu blogu takip edenler, bir zamanlar uyduruk bir sosyal ağda 600 kişi ile sabahlara kadar lak lak yaptığmızı hatırlarlar. Hatta bugün bile arada bir yorumları ile buraya katılan Leri Flint o kısa dönemde aktif olan sosyal ağın belgeli olarak meyvesini yiyen üyelerinden biriydi.
Bana kalırsa, büyük bir medya grubunun veya ne idüğü belirsiz kişilerin allayıp pulladığı arkadaşlık sitelerine üye olmaktansa, işin içine hile karıştırmayacak, bireysel projesi ile bu işe soyunan Aslı Kubilay‘ın Lalaloo.com‘u bakmaya, şans vermeye değer.
Türkiye herşeye rağmen ileriye doğru belli konularda gelişim gösteren bir toplum. Buna bağlı olarak evlilik, bağlanma yaşı gittikçe yükselecek. Zaten büyük şehirlerde bu böyle halen. Şehrin stresi, iş hayatı, gelişen yaşam standartlarının insanlara kazandırdığı hobilerin daha fazla vakit alması gibi sebeplerden ötürü eşini, arkadaşını, seks partnerini, halı sahaya eksik olan adamı zamanla internet üzerinden tedarik etmek kaçınılmaz bir gelişim gibi görünüyor. Bu o kadar kötü birşey değil. Saçını ayırış şekline, memesinin yuvarlaklığına, bindiği arabaya kafanı takıp, değerli vaktini ”acaba kafesleyebilir miyim” diye harcayacağına, evinde oturduğun yerden bir süre hoşuna giden kişiyi gözlemleyip, başkaları ile olan iletişimlerinden de kendine çıkarımlar yapıp, daha isabetli bir seçim yapmak neden mümkün olmasın?
Normal olarak burada bitirmem lazım ama bazı biriken şeyleri de boşalttığım pazartesi gününe denk gelince yazıyı biraz uzatayım dedim. Zaten bu aralar hem aralıklı, hem de düzensiz yazıyorum.
# Yukarıdakilere ucundan değen bir konuda, Tamamen Atıyorum‘un nefis bir yazısı var. 18-20 yaşlarındayken 30 lara gelmek insanın gözünde büyüyordu. Ve 30 lara geldiğimizde hayatın biteceğini, gözümüzün ferinin söneceğini düşünüyorduk çoğumuz. Şimdi sorsanız, başa gelen en güzel şeyin bu olduğunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim. İnsanın başından geçen şeylerin zevkine varmaya başlaması bu dönemden önce olmuyor.
# Yazıya kandanadam‘ın bir tweet i ile başlamıştım. Severek takip ediyorum. Hani bazı şeylerin tüyosunu vermek istemezsin ya. Değerli görürsün, birtek kendin layıksındır falan. Ünlüleri falan sktr edin bir kalemde. O sebeple, bir kandanadam var bir de ıslakkarga. Eğer twitter takip edeyim, beni fazla kasmasın, ama biraz kassın, güldürsün, güldürürken düşündürsün, hafif elit olsun diyorsanız bu ikisini tavsiye ederim.
# Sonra bir de yeni twitter selebritimiz Pucca var, 4000 civarı bir takipcisiyle… Bu 4000 in içinde ben de varım ama açık olmak gerekirse dikkatle takip ettiğimi söyleyemem. Kadın-erkek ilişkileri ve bunların Türk usulü açılımları bana afakanlar bastırıyor. Sayesinde Murat Boz’un kim olduğunu google’a sorarak öğrendim. Devamını getiremedim ama. Türk dizileri ve Türk popunun konu olduğu yerde, bir grup çıplak kız arasında, öpüşmeyle hamile kalınacağını zanneden 13 yaşında bir oğlan çocuğu gibi hissediyorum kendimi.
Pucca’nın herkesce izlenen aşk hayatı da sinirli et gibi. Çiğne çiğne bitmedi. Kendisi de ne türkürdü ne de yuttu. Pucca’nın iki arada bir deredeki bu hali ve bu halin siber dünyadaki yansıması, kendine hatırı sayılır bir insan grubu tarafından hakettiği bir ün getirdi sonunda. Bu yaz kitabı çıkacakmış. Sevindim, tebrikler. İyi satacağına eminim. Sosyal olmaktaki bu başarısı, yazar olarak kendini pazarlamasına zaten yansımış. Ama satışlarına da olumlu etki yapacaktır. Yeni medya, değişen şartlar, içerik üretimi, yazma, çizme, eser sahibi, artist hayatını nasıl kazanacak, cak-cuk derken söylemeye çalıştığım şeylerden biri de buydu.
# Son paragrafı, iki gün önce bulduğum bir blogu paylaşarak kullanayım. Son zamanlarda fazla blog takibi yapamıyorum. O yüzden etrafta dönen ”seks blogu tutan ergen kızlar” lafının kimleri hedef aldığına dair bir bilgim yok. Ergenler de yazsın bana kalırsa. Doğal seleksiyon var. Yazanın yaşına, penisinin uzunluğuna, memelerinin ölçüsüne bakarak okumuyoruz blogları. Yine de Early MILF ler tarafından tutulan bloglar sanki daha şey gibi. Ne dersiniz? Gerçi Artemisia Gentileschi (ya da Ayşe Nur mu diyeceğiz?) 26 yaşında imiş. Early MILF de diyemiyoruz o zaman. Arası birşey… Hoş, yazı dili düzgün, bahsettiği konular ilgimi çekti. Bakalım biraz. http://aaysenur.blogspot.com/
Bu arada hazır arkadaşlık sitesi, sosyal ağ vesaire bahsetmişken… Urban5 için elimde 3 davetiye var. Bir bakayım diyenler bana bir mail atıversinler. Yorumlara yazmayın, İletişim sayfası var.
Yaşı 30 u geçenler, yalnızca kadının metalaştırıldığı bir kültürden ilk eğitimlerini alırken, 20 li yaşlarında olanlarımız bu metalaştırma trendine erkeklerin de sokulduğu bir döneme rastgeldiler. Kadınlar kadar vahşice zorlanılmasalar da, ellerinde kumanda ile kanal zaplamak ve arada bir kalkan penisini indirmek için kız arkadaşına sahte kur yapmak dışında fazla bir dürtüsü ve rutini olmayan erkekler için bu bile fazla. [Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Türk blog yazarları biraz tembel. Haftada en az iki yazı girmek lazım. 3 yazı optimal. O yüzden RSS Reader’ın Türkçe bloglar kısmı neredeyse hiç kıpırdamıyor. Belki de yazacakları çok şey var, bir türlü ellerine alamıyorlar.
Bende bu var mesela. Yazılacak konulardan boğuluyorum diyebilirim. Aslında işim gücüm olmasa oturup günde 5 posta atarım. Evernote diye bir zımbırtı kullanıyorum. İnternette yabancı, yerli siteleri, tumblr ları dolaşırken karşıma ilginç, hoşuma giden birşey çıkarsa tarayıcıma koyduğum evernote widget’ına tıklıyorum, hoppp aletin içinde. İphone ile de senkronize oluyor. İçine kendi kafana göre notlar da alabiliyorsun. Bunu şurda kullanayım, bu videoyu koyayım, şu fotoğrafı da alırım gibisinden. Bu tüyoyu geçen gün Errorica Salt‘a da verdim. Sonra birilerinin paylaştığı Korhanello‘nun blog yazısını Evernote’un içine attım. Al sana mini bir posta…
Bu Korhanello‘yu ikinci okuyuşum. Bir yerde daha rastgeldim. Öyle bloglar hakkında eleştiri, övgü yazacak halim ve haddim yok. Korhanello beni eğlendiriyor. Kızgın, lafını esirgemeyen yazı tarzı ve bu tarza uygun profil fotoğrafı bence bloga yakışmış. Bunu da yeni aldım listeme…
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Cidden böyle mi, Öyleyse Finlandiya hayal kırıklığı yarattı bende
diyor.
Şöyle bir inceleyin, daha sonra hızlı ama mümkün olduğunca kapsamlı, öz bilgiler vereceğim.
Herşeyden önce Finlandiya’ya biraz haksızlık yaptıklarını söylemem lazım. Burada tasvir edilenler bir kere Finli değil, zigenare, tattare veya Fince’de kullanılan adıyla mustalainen dediğimiz çingeneler. Gerçi Finliler’in kendi aralarında da siyah saçlı olanları az değil. Ancak özellikle çıkık elmacık kemikleri ve erkeklerinde androjen bir görüntüye sebep veren yüzhatları var.
Şu da bir gerçek ki Finli kızlar, kuzey ülkeleri kızları arasında kendi nüfuslarına oranladığınız zaman diğerlerinden daha az atraktif olabilirler dış görünüş olarak. Yani sayı ve oran olarak böyle. Yalnız Finli kızların güzelleri de inanılmaz güzel olur. Masumane bir güzellik. Kuzey’in köylüsü dememiz boşuna değildir Finliler için, kızları da köylü güzeli gibi olur ve hareket eder. Kötü anlamda söylemiyorum. Ben çok sempatik buluyorum onların bu davranış biçimlerini. Kaşarlıktan kesinlikle eser okunmaz suratlarında ve hareketlerinde. Açıkcası seks olarak da en iyi seksi Finli kızlar ile yapmanız mümkün. Çok utangaç gibi de olsalar, yatakta asla kasmazlar, örneğin İsveçliler genelde ya çuval gibi yatar ya da aşırı rahatlığın verdiği, yellenme gibi olayları da utanmadan yaparlar.
Bu arada Finliler İskandinavyalı olarak kabul edilmezler. İskandinavya haritalarında bunların ülkesi geçmez. Dillerinin ural dil familyasından olduğu biliniyor. Irkları ise bildiğim kadarı ile Cermen. Finlandiya’da yetişkinler arasında en normal ölüm şekli alkole bağlı arızalardan olan ölümler. İnanılmaz içerler. Kadını, erkeği… Bıçak taşımayı ve kavgayı severler. Bu yine ülkedeki çingene nüfusunun onlara bıraktığı bir miras olsa gerek.
Uzun bir ara not:
Fin çingeneleri, Finlandiya sıkıcı bir ülke olduğundan ve İsveç’in sosyal güvence şartları daha iyi olduğundan, kalabalık aileleri ile İsveç’e göçerler. Onları heryerde geleneksel kıyafetleri ile görmek mümkündür. Kadınları şişkin etekler ve üzeri bol aynalı, incik-boncuklu elbiseler giyer. Erkekleri ise koyu lacivert ya da gri, vatkalı kısa montlar ve muhakkak kumaş pantolon, makosen ayakkabı ile gezerler. Arka cepte muhakkak bıçak ve tarak olur. Kültür, ırk gibi ayraçlara dayanarak genelleme yapmaktan ne kadar kaçınsam da, günlük hayatta gördüğümüz kadarı ile bunlar asla bir işe girip çalışmaz. Son model gıcır gıcır steyşın Volvo kullanırlar. Steyşın arabanın esprisi; mağazalardan çaldıkları kıyafetleri veya elektronik eşyaları steyşının arka tarafında seyyar dükkan gibi açarak satmalarıdır. Bu arabaları olur olmaz yere parkedip, yazılan cezaları da ödemezler. Bu cezaları ödemekten kurtulmak için arabaları ailenin en küçük fertlerini üzerine yazarlar. Çocuklar 18 yaşına geldiklerinde milyon kronluk park cezaları borç olarak bunlar biner. Hiçbir zaman çalışarak ödeyemeyecekleri, çalışırlarsa da maaşlarından otomatik olarak kesileceği için, kriminal yolda devam etmek onlar için neredeyse tek çare olarak kalır.
Bu bilgiler ışığında Finli kadın ve erkekleri yukardaki betimleme ile eşleştirmek yanlış bilgi vermek olur. Göğüsler genelde küçük, görselde İzlandalı kızlara atfedilen gibi tasavvur edilebilir. Erkeklerin penis boyunu tam bilemeyeceğim. İnce ve solucan gibidir diyen biri olursa şaşırmam ama. Erkekleri çok sağlıksız görünür bunların genelde. Zayıf, soluk, renksiz, içe dönük olurlar. Yukarda belirttiğim gibi, hatırı sayılır bir bölümü hayatlarını alkolizm ile sonlandırır.
Danimarkalılar genelde utanmaz, asi ve kendilerini bir bok zanneden ulustur İskandinavlar arasında. Dillleri çirkinlikte Fince ile yarışır. Bir nebze diğer kuzey ülkelerine göre daha Avrupalıdır bunlar. O yüzden açıkcası kadınları açısından çok da dikkate değecek birşey yazamayacağım. Karakteristik bir Danimarka kadını nasıl olur, bir fikir edinmiş değilim. Bunların erkekleri diğer kuzey ülkeleri erkeklerine göre daha doğru düzgün tipli olurlar. Kuzeyli olmanın o tekdüzeliğini biraz esmerlikle kırabilirler. Görünüm olarak daha erkeksi oluyorlar. Yukardaki illüstrasyonda tam hakkını verememişler. Bana hep averaj penisleri varmış gibi gelmiştir. Şunu doğru yakalamış illüstratör; bunların erkekleri de daha kendileri ile barışıktır.
İzlandalı erkekler için söyleyebilecek fazla birşey yok sanırım. Bunlar Finli erkeklerin biraz daha normal tipli olanıdır diyeyim. Daha adam gibi adam olurlar. Kuzey ülkelerine çalışmaya gelip çok iyi entegre olurlar, dışardan farkedemezsiniz. Kadınlarda soyadı Gudrunsdottir, Emmanuelsdottir gibi bir sürü gacı var. Bunların kökeni adalıdır işte. Üzerinde küçük boy atlardan ve gayzerlerden başka hiçbirşey bulunmayan bu adadan gelen kızlar, aksine çok sıcakkanlı, güleryüzlü olurlar. Yukarda vücut özellikleri hem kadınlar hem de erkekler için oldukça iyi resmedilmiş. Kızlarının atraktiv olma oranı belki çok fazla değildir ama tatlı ve masum bir havaları her zaman olur. Seksi çok severler. Komplekssiz ve iyi sevişirler.
Norveçli erkekler ve kızları dışgörünüş olarak birbirinden ayırmamış arkadaş. Aslında doğru bir tespit. Bugüne kadar ne çok güzel, ne de çok çirkin bir Norveçli kız ya da erkek görmedim. Bunların cümlesi, bir köyün içindeki 6-7 ailenin birbiri ile çiftleşmesinden oluşmuş gibidir. Norveç zaten Kuzey Avrupa’nın köylüsü olarak kabul edilir. İsveçli kadınların dediğine bakılırsa erkeklerinin penisleri aynen yukarda resmedildiği gibi. Ancak bu gerçekten metrik bir ölçüm mü, yoksa diğer pozitif özelliklerinden dolayı kadınların Norveçli erkeklere verdiği sempati puanı ile şişirilmiş bir söylenti mi? Norveçli erkeklerin pozitif özellikleri arasında, ülkenin refah seviyesinin şu anda petrolden dolayı diğer tüm kuzey ülkelerinden yüksekte olması vardır. Paradan daha seksi ne var? Bunların cebi doludur, boyunlarında altın kolye olur. Sarı saçlarının altına beyaz gömlek giymeyi severler. Dilleri kulağa çok eğlenceli gelir, genel tavırları da öyle. Kadınları güldürür, eğlendirir, hesapları öderler. Kakara kikiri yapmak için birebir olsalar da köylülükleri zamanla sıkabilir. Kızları sıkılgan ve içine kapanıktır, diğer burada bahsettiğimiz cinsdaşlarına nazaran.
İsveç… Yine başarılı çalışmış illüstratör burada. İsveçli kızların göğüsleri maşallahtır. Çok güzel şekilli ve dolgun olurlar. Evet, belki sırf İskandinavya ve kuzeyde değil, tüm dünyada kemik, yüz hatları vesaire baktığınız zaman, kızları ülkenin toplam nüfusuna kıyasla en fazla sayıda güzel hatunun olduğu ülke diyebilirim. Geldiğim ilk yıllar kafayı yeme durumu olsa da zamanla bal yiyenin baldan usanması durumu, çok çekici bulduğum bir ırk değil. Şimdi burada objektif olmaya çalışıyorum ama…
Ayrıca bu hatuncuklar seks konusunda oldukça iticidirler. Belki de ülkede bu kadar güzel hatunun bulunması bunların herbirinin kendine olan güvenlerinde derin yaralar açmaktadır. O yüzden yazın Alanya, Marmaris’e gittiklerinde halıcı ve dericilerden gördükleri ilgiye, onlarla deliler gibi sikişerek cevap verirler. Bu gariban oğlanlardan bazıları da hem bunlarla beraber olmak için, hem de Tr den götlerini kurtarmak için atlayıp Svea Rike’ye gelirler. Ancak o deliler gibi sevişen kızın yerine, binbir türlü psikolojik rahatsızlık ve güven sorunu yaşayan sinir enkazlarının koyunlarında bulurlar kendilerini. Hoş, bu Türk oğlancıkların arasından şanslı olup ta adam gibi hatunlara bile rastlayanlar ülkede bir kış gördükten sonra zırlamaya başlarlar.
Aaabbbi yeaaa… mmınakkoyiim, Allanya’da kraldım ben biliyon mu?. Üç tane derimont satyordum, aylık masrafım çıkıyodu. Sonra gelene gidene koyuyodum. Geldim bu siktiimin memleketine ayarım bozuldu şerefsizim. Nerden düştüm ben buraya?
Bu konuya fazla girmeyelim isterseniz. Konumuz iblisin yeryüzündeki suretleri değil çünkü bu postada.
Yukardaki tabloya bakınca, İsveçli erkeklerin penis boyları yüzünden utangaç olduğunu zannetmiyorum açıkcası. Çünkü Türk’ün ortalaması bu adamlarınkinin yanından geçmez. Gayet sağlam alet, edavat vardır arkadaşlarda. Ancak bunlar da psikolojik vak’a oldukları için sürekli kendilerini yetersiz görmektedirler. Bunda, artık son derce yerleşik ve karşı çıkması kesinlikle tabu olan feminizmin onları mental olarak da kısırlaştırmasının rolü vardır.
Mental olarak iğdiş edilmiş İsveçli erkek, kendi istekleri sorulmadan feminizme zorlanan İsveçli kadını asla tatmin edemez uzun vadede. Her genç İsveçli kız, iyi işi olan, sarışın bir İsveçli erkek ile izdivaç yapmak, kırmızı renkli bir villada oturup, bir köpek sahibi olup, 2-3 çocuk yapmak ister. Bu emeline ulaşır ulaşmaz, mahallenin sıhhi kurallara asla uymayan, kasasına sürekli siyah para basan, kıllı, arap kökenli pizzacısına, çocuklarını volvosuyla okula bıraktıktan sonra, restoranın önünden geçerken verir.
Edit: Seyretmiyorum Big Brother gibi programları. Bu postanın üzerine bir arkadaş göndermiş, ”sizin orada böyle mi yapıyorlar o programı?” diye. Cidden bakmıyorum, ama gazetelerin bazen başsayfalarında okuyordum haberini. Anders ile Helga yorgan altında blablabla diye… Ben de ilk defa görüyorum sizler gibi.
Olgun erkek, genç kadın eşleşmesi her zaman ardından çok laf söylettirir. Toplumda pek hoş karşılanmasa da sosyal hayatlarımız gittikçe internete taşındığından ve de bu platformda takılan insanların biraz daha açık fikirli, önyargısı nispeten az bireyler olmasından dolayı konu biraz daha farklı bir şekliyle karşımıza çıkıyor.
Olduğu gibi bıraksak, fazla irdelemesek, karşımıza böyle bir çift çıkınca kaşımızı bile kaldırmayacağız belki. Fakat şu blog denen ve artık bireylerin özel hayatlarının, tercihlerinin, iciğinin, cıcığının ortaya döküldüğü ortamlarda bazen desteksiz sallayınca çok biçimsiz bir şekilde asılıp kalıyor konu.
Şimdi tabii eleştiren adam olmaktan da nefret ediyorum bir yandan ama, bizim eğitim sistemimiz araştırmayı, bulmayı, sorgulamayı öğretmediğinden genelde işkembeden çok sallayan, ama gerçekte bir bok bilmeyen bir milletiz. Ya da alıyoruz güzel bir cümleyi bir ideoloji kitabından, hemen bizim görüşümüz oluyor.
Bugünkü konu kadınların olgun erkek tercihi. Veya tersten alalım, erkeğin genç kadın tercihi. Ele almaya değer bir konu… Çünkü Türk blogosferinde cinsel özgürlüğünü bir nebze ilan eden kadın milletinin sesi bunu söylüyor. Kadınlar kendilerine göre alıyor konuyu tabii. 20 li yaşların erkeklerinin kafası boşmuş. Çok kompleksli, çocuk gibilermiş… O yüzden hedef 30 civarı, yukarısı erkekler… Doğru olabilir. Fakat yine de hepsinin destekli salladığından şüphem var….
Tartışmalarda, bir fikri desteksiz olarak ortaya sürüp puan toplamak için yapılan klasik hareket, rakamları işine geldiği gibi aşşağı veya yukarı yuvarlayıp izleyicinin/dinleyicinin desteğini almak. Millet blogları ciddiye alıyor da okuyor. O yüzden örnek olarak başka bir blogdan alıntı yapmak şart.
yaşı başı geçkin erkeklerde 18 yaş altı kızlara duyulan ilgi arttı. Bu tür sübyancı erkekler iktidarsızlıklarının acısını seks hayatı olan kadınlara “frijit” damgası koyarak çıkarıyorlar. Bir kadını mutlu etmek zor geliyor, bu yüzden hiçbirşeyden habersiz 18 yaş altı masum bir kızla seks yapıyorlar. Kız da daha önce hayatına bir erkek girmediği için bizim iktidarsızı bi bok sanıp hayran kalıyor. Mr. İktidarsız’da kızlar bana hasta moduna giriyor, 20 yaş üzeri, cinsel hayatı olan, hatta cinsel hayatı belli bir olgunluğa ermiş kadınları ise “frijit” olarak damgalıyor. Ya parayı verip güzel rus kadınlarıyla birlikte olan sonra “bütün güzel kızlar peşimde” diyen adama ne demeli? ne kdr acınacak haldesin ki ancak paralı seks yapabiliyosun, utanacağına bunu ulu orta yazıyosun.
Genel geçer düşünce de bu zaten toplumda. O zaman biraz irdelemekte fayda var. O blogda elle tutulan bir örnek verilmemiş, ben vereyim…
İtalya ile ilgili postada Larry işaret etmişti Berlusconi’ye. Popüler İtalyan erkeği olarak ele alınabilirdi diye… Biliyorum, kızlarının hayalindeki İtalyan erkeği 72 yaşındaki Berlusconi değil. Buna rağmen safkan bir İtalyan erkeği. Yaşa dayalı ayrımcılığı bu blogun kapısında bırakıyoruz. Amca Berlusconi’den alıp, Türk kadınının o öve öve bitiremediği 30 yaş erkeği sendromuna geleceğim.
Bizim basına da yansımıştır kesin, 18 yaşındaki Noemi Letizia, Berlusconi’nin sevgilisi mi, yoksa bazı söylentilerdeki gibi evlilik dışı ilişkisinden olan kızı mı? Bilemiyoruz… Bilinen, bundan birkaç sene önce Berlusconi’nin Sardinya’daki villasında gerçekleşen yılbaşı eğlencesinde, Noemi ve 50 ye yakın kız arkadaşı paparazzi fofoğrafçısı Franco Castano trafından gizlice fotoğraflanıyor. Bu fotoğraflarda kızlar yarı çıplak, çoğunun en azından göğüsleri çıplak… Dikkatinizi çekerim, birkaç sene önce… Yani bu kızların çoğu 18 değil o zaman. Fakat İtalyan yasalarına göre yine de garip bir olay yok ortada. Rıza yaşı, tıpkı pekçok AB ye bağlı katolik akdeniz ülkelerinde olduğu gibi 14 İtalya’da. Çiftlerden biri 13 olabiliyor da hatta. Ama o zaman diğerinin en fazla 3 yaş daha yaşlı olması lazım. Aranızda italyanca bilen varsa bu siteden gerekli bilgiyi indirebilir. Norme contro la violenza sessuale.
Bilemiyorum bu Silvio & Letizia bir Sugar Daddy olayı mı, yoksa gerçek aşk mı? Pek farketmez. Tabii siz okurların da konuyla ilgili şahsi bir görüşünüz muhakkak var. Fakat kanunları yaparken, eleştirirken, ahlak normlarını bir kenara koymak şart. Eleştiri bir yere kadar yapılabilir. Ama kendi ahlak ve dünya görüşünü dikte ettirmek doğru değil.
O yüzden Silvio ve Noemi olayını ahlaki yönüyle incelemek bize fayda sağlamaz. İdeal bir dünyada neyin, nasıl olması gerektiği ile ilgili ütopik hevesleri dışarda bırakalım. Gerçeğe bakacak olursak;
Erkekler tüm kategorilerinde daha genç kadınları tercih ediyor.
Tüm yaş kategorilerinde erkek grubunda yalnızca 97 erkekten 3 ü kendinden yaşlı kadın tercih ediyor. 40 – 59 yaş arası erkeklerde ise bu rakam 67 de 1.
Sonuç;
Kadının doğurganlığı ortalama 13 yaşında başlıyor. Bu yaştan sonra diğer dış etkenlere göre gelişim değişkenlik gösterse de ortalama olarak artık bir dişinin erkekler için seksüel atraksiyon çizelgesinde yer alabileceğini görüyoruz. Yatay da yaş evreleri, dikey de atraksiyon derecesi…
Tabii şimdi diyen olabilir, ”efendim herifin gücü, parası var. Olmasa 18 lik çıtır niye gidip bu ihtiyara versin”. Doğru… Peki ben soruyu döndüreyim. Berlusconi gibi kariyerin zirvesinde, parası, şanı, şöhreti olan, belli bir kültür birikimi, hayat tecrübesine sahip olan, sırf yaşıtı değil, aradığı erkekde fiziksel bir Brad Pitt durumu dışında özellikler de arayan, 30-40 yaş ve üzeri kadınlar tarafından da son derece atraktif bulunan bu adam, Paris Hilton’un hayatından ve Louis Vuitton çantadan başka konuşacak birşeyi olmayan bu hatunu, diri memeleri ve selülitsiz kalçaları da olmasa ne yapacaktı?
Ah şu ahlaki normlar… Aşmış, modern, cinsel özgürlüğünü kazanmış gibi görünmek var… Bir de dış görünüşü, yüzeyselliği, paketi her türlü diğer özellikten yukarda tutan bir zihniyet var.
30 yaş erkeğine hasta 20 lik hatunlara bir dost nasihati:
Eğer böyle bir ilişkide fuck-doll vazifesi görmek istemiyorlarsa paketi allayıp, pullarken kutunun içine de birşey koysunlar. Nitekim tehlikelidir 30 yaş erkeği.. Akranınız erkeklere yaptığınız gibi höt, hüt edemezsiniz bunlara. Sizi suya götürür, susuz getirir bu adamlar…
Bir toparlama yapıp, konuyu arkada bırakmak gerekiyor. ”Hangi blog yazarı ile seks yapmak istiyorsunuz” konulu mim orada burada bazen hoş, bazen hararetli, bazen de çirkin tartışmalara sebep oldu.
Benden başka mimin hedefi olan veya bulaşanlar küfürlü yorumlara hedef oldu ve hatta ayıplandı…
Bana sorarsanız harika bir mim oldu. Böyle tersine traş ettiğiniz durumlarda toplumun pislikleri de gün ışığına çıkar. Bir nevi turnusol kağıdı gibi gösterir üzerindeki lekeyi.
Esasında çok öyle ulvi, toplumsal bir mesajım da yoktu. Ne dedim?
Fikirlerinden, yazılarından, yazdıklarına verilen iyi veya kötü tepkilere karşı olan duruşundan, onlar bizi farketmiyorken diğer insanlarla olan günlük ilişkilerini şöyle bir gözucuyla takip ettiğimiz ve tüm bunlardan etkilendiğimiz bir blog yazarı ile seks yapmak ister misiniz? İsterseniz bu kim olabilir?
Tabii seks kelimesi çok provokatif. Bilmediğim birşey değildi bu. Binlerce yıllık kurumların sinsi doktrinleri sonucu çıplaklık, insan vücudu, birbirine dokunma, birbirinden zevk alma gibi şeyler son derece ayıp ve günah. Toplumda bir anda istenmeyen, hor görülen kişi olmana sebep verebilecek şeyler.
Ancak, meğerse asıl problem yine de bu olmayacak, camiadaki hatun blogcuların platonik aşıkları, namus koruyucuları, toplumun ahlaki norm koyucuları kuduz köpeklere dönecekmiş…
Yani esasında mim ile ilgili postada bunu da tahmin edip gardımı almıştım. Ancak ilk başta tepki gösteren fakat daha sonra inceliği anlayan başka bir blogcu arkadaşın mekanında olayı daha iyi formule ettiğimi düşünüyorum.
Mimin mağdurları olacak elbet, bunu tahmin ettim, öngördüm. Ancak biraz da amaç buydu.
Bu gerçek hayat. Sevdiğimiz hoşlandığımız kişiler başkalarının da gözü önünde. Düşüncede veya en fazla iltifatta kaldığı sürece problem olmamalı. Erkekler için bir nevi ”sevgilime iltifat eden erkeğe kafa atmama” kızlar içinse ”erkeğime yan gözle bakanı cırmalamama” egzersizleri bunlar.
Düzülmek istemeyen kızlar ”bizim bildiğimiz kızlardan olmadıklarını” belirtirler çok olsa…
Abilere, babalara, erkek arkadaşlara, kız arkadaşlara, hele de komşuya hiç laf düştüğünü zannetmiyorum. Düşmemeli yani, optimal bir toplum yapısında…
Tepkilerin neredeyse istisnasız erkeklerden gelmesi de ilginç.
Bitirirken toplayacak olursam…
Orta Asya ırkı olduğu için Tengrilerinin kendine verdiği penisin boyunu tamamen normal karşılaması gerekirken, bunu kompleks yapıp sonrasında Arab’ın inancını kendine monte edip toplumdaki yerini de sağlamlaştıran Türg Erkeee son yıllarda kendini geliştirip, hürleşen kadınına karşı sidiğiyle revir belirlemeye çalışıyor. Yetmedi uluyor… Olan budur…
Mime katılıp, kaçamak veya dobra yanıt verenlere, okuyanlara, yorumlayanlara, anlayanlara, herkese teşekkür ederim.
Aramızda hiçbir samimiyet ve kayda değer diyalog olmamasına rağmen küt diye havadan düşen bu patavatsız mime medeni ve sıcak bir karşılık veren, sonrasında belki de bu yüzden başı ağrıyan Office Lady (OL)Siminya‘ya ayrı teşekkür ederim.
Wikipedia Office Lady (OL) :
OL stock characters are frequently found in joseimanga and anime, often portrayed as attractive, clever, and wistful individuals bored with their jobs, over-pressured by their families, and facing psychological issues.
Yaşı 30 u geçenler, yalnızca kadının metalaştırıldığı bir kültürden ilk eğitimlerini alırken, 20 li yaşlarında olanlarımız bu metalaştırma trendine erkeklerin de sokulduğu bir döneme rastgeldiler. Kadınlar kadar vahşice zorlanılmasalar da, ellerinde kumanda ile kanal zaplamak ve arada bir kalkan penisini indirmek için kız arkadaşına sahte kur yapmak dışında fazla bir dürtüsü ve rutini olmayan erkekler [...]
Son Atılan Yorumlar
deryaa: bende anal seks yapmak ıstıyorum ama tırsıyorum canım cok ya...
Son Atılan Yorumlar