Her türlü ürünü seks ile satmak mümkün mü? Bazen blogun ziyaretçi sayısını soran oluyor. Söylediğimde gelen ilk tepki, ”oo iyiymiş”, sonra kısa bir düşünme süresinin ardından ”e tabii konu seks olunca, normal… Seks her zaman satar” yorumu arkasından geliyor.
Ben pek aynı fikirde değilim. Blogu geçtim, o konu uzun,
Nikita Verevki‘nin bir başka videosunu arayacak değilim. Eğer gacının anlaşmalı olduğu plak şirketi bana 100 dolar öderlerse torrent’de ararım, ama orada yoksa yine de paralarını alırım…. Ve seksin, açık, erotik sahnelerin filmlerde satıp, satmadığına dikkat çekmiş
CNN. 2001 – 2005 arasında çıkarılan 900 filme bakarak karar vermişler.
Seks satmıyor…
# Sinemadan girmişken… Yakın sinema tarihinin kult filmlerinden Big Lebowski eğer Shakespeare (bunun da bilmem kaç yazılış şekli vardı değil mi?) tarafından yazılsaydı, sonuç ne olurdu? Bunu da öğrendik, başımız göğe erer artık.
# Mesleğiniz ne olursa olsun, aldığınız maaşı yurtdışındaki emsallerinizle karşılaştırıyorsunuz değil mi? Chilloutpoint 2010 un en düşük maaşlı 25 işini sıralıyor. Sıralamaya şöyle bir gözgezdirdim de… Bizim burda metal işçileri, makine operatörleri, çatı ustası falan doktordan iyi maaş alıyor.
# ”young person’s sexual song-with-animal-legs” esasında retro bir japon seks eğitim rehberi.
# Geçen Perşembe Moskova’nın göbeğindeki reklam panosu dakikalarca porno film gösterdi. Bunu duymuşsuzdur belki
# Politik blok olarak herhangi bir tarafa meyilli olmadığımı netleştirdim zannedersem. Sosyalizm’den biraz nem kapıyorum, tıpkı diğer -izm’ler gibi. O yüzden dünyadaki Korsan ve anticopyright hareketinin bu konulara yeni ilgi duyanlar tarafından baştan yanlış anlaşılması ihtimali beni biraz endişelendiriyor.
Anticopyright adlı blog, 15 Nisan’ın dünya işçileri için, işyerinden birşey aşırma günü olduğunu haber veriyor. Niye işyerinden birşey aşırılacak? Sebep?
Eğer patronun senden az çalışıyor, senden fazla maaş alıyorsa, senin emeğin sayesinde başkası özel uçakla dolaşıyorsa bu işyerinden birşey yürütmen için geçerli sebep. Hele şuna bir bakın !!!
Eğer çalıştığınız müessese günü sonunu kar ile kapatıyorsa, bu size emeğinizin karşılığı verilmediği için.
!!!!! ????? Son yıllarda bu kadar çocukça birşey hiç okumadım. Bu kendini de enayi yerine koymak aynı zamanda. Madem işyerinin, patronunun seni düzdüğünü düşünüyorsun, niye hala ordasın? Çaldığın fotokopi kağıdı ile işverenin kanattığı anüsüne pansuman mı yapacaksın? Lütfen aklınızı başınıza toplayın !!!
İki şeye küfrettirmezler sizi İrlanda’da. Biri Papa diğeri de Bono. Rock müzik tarihinde stillerini sevsek de sevmesek de etkilerini yadsıyamayacağımız U2 grubunun solisti Bono…
İrlandalılar’ın bu iki kutsal değerinden başında komik kukuleta taşıyanı su katılmamış bir idiot olduğundan onu konu dışı bırakıyorum. (Büyük bir ihtimalle bu satır sonrası İrlanda’da yargılanmam gerekebilirdi). Ama Bono arada bir akıllı bir çift kelime eden bir insandı. Çoğumuz onu sesini duyuramayan, ezilen insanların yanında görmeye alıştık. Her ne kadar ben bu duyarlı sanatçı manevralarının birçoğunun PR numarası olduğunu düşünsem de en azından görünürde de olsa adaletin ve vicdanın yanında yer alan insanları taşlamak çoğu zaman gereksiz.
1983 de albüm çıktığında ben olayları anlamayacak kadar küçüktüm. Ancak 72 de İngilizlerin Derry’de halkın üzerine ateş açıp katliam yapmalarını konu alan Sunday Bloody Sunday‘i belki çıktıktan 10 sene sonra üniversitede dinlerken kafamıza kazıyacaktı Bono.
80 lerin başında İngiltere gibi bir ülkede bile bunları dile getirmek yürek istiyordu.
Bobby Sands daha birkaç sene önce açlık grevinde ölmüş, Demir Leydi
Margareth Thatcher ise hem ülkesinde hem de Avrupa’da kendini arkadan esen rüzgarlara vermiş, yelkeni istediği yöne çeviriyordu.
Zaman değişiyor, insanlar değişiyor, bazı şeylerin bitmesi bazı şeylerin de başlaması gereken anlar var demek ki. Son yıllarda artık iyi müzik çıkaramamanın verdiği iç rahatsızlık ve çaptan düşen rock yıldızı kimliği yavaşça öne çıkmaya başladı Bono’da. Senil demens diyorlar (Türkçesini bilmiyorum), genelde ihtiyarlarda görünen bir hastalık. Yaşlılığa bağlı bunama diyeceğim. Saçma sapan konuşuyorsun, ne dediğini bilmez bir halde zırvalıyorsun, kişilik değişimi ve entelektüel fonksiyonların zayıflaması vs. Ama onun için erken henüz.. Tabii belki de Rock yıldızlığının top olduğu zamanlarda ne gibi sentetik uyuşturucular kullandığına da bağlı bu. Bkz. Ozzy Osbourne…
Bono New York Times’ta misafir köşe yazarı olarak ağzından inci taneleri döküyor. Çin’in interneti sansürlemek konusundaki çabasından batının ders çıkarıp kendine uyarlaması konusunda otoriteleri göreve çağırıyor.
Hem İsveç Korsan partisine olan angajmanım hem de bu blogun yazarı olarak araştırmaya çalıştığım konularda sürekli karşıma çıkan sağcı, dindar, lobist, Amerikan organizasyonlarının ağzı ile konuşmaktan geri kalmıyor bu ”devrimci ve özgürlükçü” ihtiyar İrlandalı.
”Biz bir postahane gibiyiz. Bizim üzerimizden yapılan haberleşmelerin içeriğine burnumuzu sokup, insanların özel hayatına karışmaya hakkımız yok” diyen internet hizmet sağlayıcılarına şöyle sallıyor Bono :
Biz PTT gibi çalışıyoruz diyorlar. Kim biliyor o saman renkli zarfın içinde ne olduğunu? Biz biliyoruz… Amerika’nın çocuk pornografisini durdurmaktaki o takdire şayan çabası ve yöntemleri, Çin’in internet aktivistlerini durdurmadaki başarısı bize izleyeceğimiz yolu gösteriyor. O zarfın içinde ne olduğunu görmek mümkün…
Tüm makale Bono’nun gelecek 10 yılda görmeyi umut ettiği aktivite ve değişimlerin sıralamasını içeriyor. Müzik endüstrisinin korsan paylaşımla mücadelede hüsrana uğradığını, ancak film endüstrisinin güçlü lobisi sayesinde gerekli yaptırımları hükümetlere uygulatarak internet üzerinde bir kontol mekanizmasının kurulmasını ve bunun da kreatif endüstriyi destekleyeceği görüşünde.
Bir yandan bizlere, o eski Bono olduğunu yutturmaya çalışması da gözden kaçmıyor. Kendini düşünmüyor St. Bono. Genç sanatçıların hayatlarını kazanabilmelerini kendine dert edinmiş.
the young, fledgling songwriters who can’t live off ticket and T-shirt sales like the least sympathetic among us
Oh… Ne kadar asil bir davranış. St. Bono genç müzisyenlerin hamisi. Lafı da onlara bırakmıyor. Onların iyiliği için, onlara rağmen genç grupların en önemli reklam, tanıtım kanallarını kapatmakta ısrarlı.
İrlanda halkı için kutsal dedik ama, orada da kalplere bir çizik atmışa benziyor ihtiyar. Bu kriz ortamında ekonomi İrlanda’da da iyi gitmiyor. Petrol ve kömür fiyatlarındaki ani ve yüksek artış yüzünden pekçok insan evini doğru düzgün ısıtamıyor, banka çalışanları Avrupa’da en alt tabaka işi kabul edilen Mc Donalds‘a iş başvurularında bulunuyor.
O yüzden hükümet telif hakkı gelirleri dahil pekçok başka gelirlere koyulan vergi muafiyetini kaldırıp, tavanı 250,000 avro olarak belirleyince bizimki çareyi şirketini Hollanda’ya taşımakta buldu. Zira U2 nun royalities üzerinden geliri yılda 2,5 milyon avroyu buluyor.
İyice bir düşünün, son yıllarda dinlemeye değer ne çıkardı U2? Tabii zevk meselesi diyecek çoğu insan, ama bence gerçek şu ki Joshua Tree’den sonra yalnızca fabrikasyon albüm çıkarıp, kıçının üzerine oturarak para kazanmayı hayal eden ihtiyar bir rock yıldızından başka birşey değil Bono. Bir sürü dosya paylaşımı yapan insan biliyorum, kimse U2 albümleri indirmiyor. Dosya paylaşımına karşı çıkan sanatçıların çoğu ya albümleri torrentlerde paylaşılmayan yıldızı sönmüş artistler ya da artık o kadar büyümüşler ki bizim bildiğimiz sanatçı/grup tanımlamalarının ötesinde artık birer medya şirketi olmuşlar. Yapılanmaları böyle. Metallica, Madonna, Prince gibi.
Hepsiyle beraber Bono’nun da cehennemin dibine kadar yolu var, boktan müziği ile…
Dipnot:
Sizlere belki sizlerin de farkettiğiniz bir detayın sırrını vereyim. Ne zaman internet kontrolü ve sanat eserlerinin izinsiz kullanımı konusu geçse, çocuk pornografisinin de araya sıkıştırıldığını farkettiniz mi? Bu tesadüf değil. Danimarka Anti-Pirat bürosunun avukatlarından Johan Schlüter‘in kendi ağzından :
Birgün gelecek tüm interneti kapsayan devasa bir filtreyi kullanmaya başlayacağız. Bunun çalışmalarını Ifpi ve MPA ile beraber yapıyoruz şu anda. Bunun yanında sürekli internette çocuk pornografisini takip ediyoruz. Bunu politikacılara filtrelemenin işe yaradığını göstermek için yapıyoruz. Çocuk pornografisi onların anlayabildiği, kavrayabildiği, seçmenleri önünde puan kazanabilecekleri bir sorun.
5posta’yı henüz kafamdaki istediğim şekle sokmadan, ufak ufak da olsa yazmaya başladım. Bundan sonra çok fazla telif hakları ile ilgili buraya yazmayacağım mesela. O iş için Postdijital.com u kullanacağım. Yalnız telif hakları lobisine ve yandaşlarına buradan son bir nanik çekme bab’ında önemli bir haberi burada paylaşamak istiyorum. Zira burası Postdijital‘e göre çok daha fazla trafik alıyor.
İsveç blogosferine yeni düştü, söylenenlere göre de İsveç dışında henüz adından da fazla sözedilmiyor (büyük ihtimalle Türkiye’de de ilk burada okuyorsunuz). Oldukça yeni bir site. Ve oldukça da mistik… Arkasında kim var, amacı nedir, gelir modeli var mı? Bu sorular şimdilik cevapsız. Bildiğim tek şey Holywood’un The Pirate Bay’den sonra mahkemelere astronomik paralar harcayarak süründürmek için elinden geleni yapacağı bir başka oluşumun taşlarından birinin de HDMT.NET olacağı.
The Pirate Bay’i kovalamak için oldukça uzun zaman harcadı Holywood lobisi. Bunun için aklınıza hayalinize sığmayacak kadar da para harcadılar. TPB nin tarih olduğu şu günlerden önce, yaklaşık bir sene önce, yani TPB mahkemesinin başlaması ile beraber torrent tekniğinin çok da uzun zamanı kalmadığını ve geleceğin streaming media’da olduğunu ben ve pekçok insan dile getirdi. Aklın yolu bir olduğundan gizli bir girişimci HDMT.NET projesiyle ortaya çıkmakta gecikmedi.
HDMT.NET pekçok film ve diziyi oldukça iyi bir kalite ile direk olarak tarayıcınızdan sizlere streaming yöntemi ile ulaştırıyor. Ne sitede reklam var, ne de gösterilen filmlerde YouTube’da olduğu gibi bir reklam uygulaması yapılmış. Ayrıca üye olmaya, siteye giriş yapmaya falan da gerek yok. Eğer bu işi yapan kişi hayrına yapıyorsa oldukça zengin olmalı çünkü streming video bir hayli tuzluya patlıyor.

Torrent tekniği sağolsun, varolsun. Fakat biraz zahmetli değil miydi? Saatlerce, günlerce bekleyip indirdiğimiz dosyaları indirip unzip yapıyorduk, biraz bakıp veya dinleyip beğenmezsek atıyorduk. Streaming tekniği ile artık beklemeye gerek yok. Filmi seç, tıkla ve başlat.
Sitede merak edilen sorular bölümünde HDMT.net in yaptığı işin kanuni olup olmadığı da ele alınmış.
HDMT.net offers streaming service for all movie and tv shows fans around the world. All videos on HDMT.net source from Internet. We respect copyrights of producers and advocate all friends here to budget legitimate DVDs to support your favorite movies and tv shows and persons who make efforts on these products.
diye yanıtlanmış bu sorunun cevabı. İkna edici olup, olmadığını değerlendirmek size kalmış.
Perşembenin gelişi çarşambadan belli. Basın sezer böyle şeyleri, o kadar aptal değiller. Bomba patlamadan hikayeyi hazırlamak lazım.
Rick evinde röportaj için muhabiri beklerken, her bekar erkeğin gözünden kaçabilecek kutu prezervatifi mutfak masasında unuttu. Belki de gözden kaçması kolay olduğu için. Haliyle ev biraz dağınık. Giren, çıkan pek belli değil. ”Proje” için yardım etmek isteyenlerin karargahı vazifesi de görüyor Sollentuna’daki 4 odalı daire… Rick de ”Proje” için ülkeyi gezmeye çıktığında tanımadığı insanların evinde kalıyor. Erkekler tercihi değil, daha çok ”Proje” ye gönül vermiş hatunların evinde kalmak istiyor. Facebook’unda da bunu açık açık yazmaktan çekinmemişti zaten. Magazin basını bunu malzeme yapıp baş sayfaya taşıdığında da ”kiminle sikiştiğim kimseyi ilgilendirmez” diye de açıkça cevap verdi. Blogda yazıyorum, kullandığım dile dikkat edeyim diye ‘’sikişmek” yerine ‘’seks yapmak” tabirini kullanacaktım ama, İsveççe’de de Türkçedeki gibi ‘’seks yapmak” ile ‘’sikişmek” arasında bir nüans farkı var. Ve Rick’in gazeteye verdiği demeçte ‘’seks yapmak’‘ değil, ‘’sikişmek” kelimesi kullanılmıştı.
Karizma yok Rick’de. Yakışıklı değil… Tatlı çocuk da diyemezsin. Hafif gıdı görüyorum. Karizma yok dedik, ancak kafası çalışıyor. Okuyorum röportajı… İlk şirketini 16 yaşında kurdu. 21 yaşına geldiğinde şirketinde 5 kişi çalıştırıyordu. Kendisi ise haftada ortalama 90 saat çalışıyordu. Zeki, ama pek iş kafası yok yine de. Yaptığı işler için ücret almaya çekindiğinden dolayı şirket kötü gidiyor. Çareyi şirketi çalışanlara satmakta buluyor sonra. Stockholm’e taşınıp, bir IT şirketinde işe giriyor onun yerine…
2005 yılının sonları… Adalet bakanı Tomas ”Stasi’‘ Bodström ABD den aldığı emirle PirateBay’ın sunucularının bulunduğu web otele, kanuna aykırı olmasına rağmen polis baskını düzenletiyor. Akabinde yine ait olduğu Sosyal Demokrat partinin çabalarıyla ülkedeki tüm internet, mail, telefon trafiğinin Savunma Bakanlığı’nın bünyesinde yedeklenmesini öngören kanun teklifi veriliyor. Ticari şirketlerin vatandaşların evine polis baskını düzenleyebilmesini sağlayan kanunun gelişinden de haberdar Rick. Kanunu yürürlüğe sokmak ‘’sözde” liberal partinin dönemine geliyor daha sonra.
Bir Mac Donalds restoranında otururken, Mac Donalds peçetesine şunları karalıyor…
- Devlet vatandaşın özel hayatından elini çekecek
- Telif hakları 5 yıl ile sınırlandırılacak
- Patent hakkına düzenleme getirilecek
- Kültür ve sanat eserlerinin vatandaşlar tarafından ”ticari amaç taşımamak kaydıyla” kopyalanması, çoğaltılması, paylaşılması serbest bırakılacak.
- Adalet bakanı Boström meclis çıkışında sosis satacak
2005 Noel’ini eve kapanarak geçiriyor. 1 ocak 2006 günü ”Proje”nin internet sitesi hazır. Parti programı zaten peçeteye yazılmıştı, oradan siteye geçirmek zor olmadı. Bir chat kanalında olayın sözünü edip evden çıkıyor Rick. Ertesi gün siteye baktığında 1200 kişinin adını yazdırdığını görüyor. Bir sonraki gün Pakistan’daki bir internet gazetesinde haber oluyor, 3 milyon ziyaretçi Rick ve ”Projesinden” haberdar oluyor.
Büyük balıklarla aynı denizde yüzmek için ne lazım diye Yüksek Seçim Kurulunu arıyor. ”1500 imza lazım” diyorlar. ”Elektronik imza olur mu?” diye soruyor Rick. Cevap veremiyorlar, hiç böyle bir soru gelmemiş daha önce. Kabul ediyorlar ama elektronik imzayı. Piratpartiet böyle doğuyor. 2006 seçimlerinde % 0,64 oy oranı ile büyük hayal kırıklığı yaşıyor Rick.
Ogünden bugüne çok zaman geçmedi. Bir önceki seçimde liberal-yenilikçi partiye oy vermiştim. Kısa zamanda yaşadığım büyük hayal kırıklığı yüzünden kendime çok kızdım. Ve söz verdim kendime… Asla ve asla oy vermek yok bundan sonra. ”Oğlum Fenasi, dünyanın zaten çivisi çıkmış, sen kendi postunu kurtar bir şekilde”.
Yine de internetteki sosyal hayatımda tanıdığım, konuştuğum, tartıştığım insanlarla beraber hareket ettim bu sefer. Ve hatta partinin saçma-sapan bir adı olmasına rağmen, temsil edildiği rengin mor olmasına rağmen. Son sefer… Eğer bunda da bir ışık görmezsem…
Liberallere oy verirken kendimi düşünmüştüm. Dün sabah kalkıp sandığa gittiğimde başka türlü bir his vardı içimde. ”Gurur” diyeceğim, eğer gülmezseniz…
Bugün tüm gazeteler Piratpartiet’i yazıyor. % 7,1 ile Avrupa parlamentosuna 1 vekil, 1 de raportör soktu ”Proje”… % 7,1 büyük başarı. Tv de konuşmaya çıkartılmadılar, seçim barakaları kurmaya para yoktu. Ama 24/7 internetteydiler. Partinin bürosu yok, gerek de yok.
2006 seçiminden önce İtalyan blogger Federico Mello blogu generazioneblog da (şu an online değil) yayınlamak üzere Rick ile röportaj yapıyor. Artık sıkıldım videoları oraya, buraya taşımaktan. YouTube’dan veriyorum. Siz de sıkıldıysanız bir parti de siz kurun…
Gugukistan Demokratik Cumhuriyeti‘nin tek ve en iyi, devlet kontrollü, resmi haber kanalının hazırladığı ana haber bültenine hoşgeldiniz.
Ülkenin dört bir tarafında gavur AB ve diğer dış mihraklarca desteklenen, ülkenin manevi liderine düşman olan video paylaşım sitesi Dailymotion‘un kapatılması bir avuç halk düşmanı tarafından protesto edildi. Göstericilerin üzerine tazyikli su fışkırtan gömniyet kuvvetlerinin başı Ali Haydar Kızılcıksopası bültenimize yaptığı açıklamada özellikle harekete katılan kız internet kullanıcılarının aileleri tarafından başıboş bırakılmamalarını, aksi takdirde kopacak kellelerden sorumlu olmadıklarını belirtti.
Başbakan ülkede estirilmek istenen huzursuzluk havasının, içinden geçtiğimiz bu hassas dönemde dış mihraklarca hazırlanmış akıllı bir oyun olduğunu, yüce guguk milletinin bu oyunlara gelmeyeceğini ifade etti.
Sabaha karşı güvenlik kuvvetlerinin Cadıköy’de bir depoya yaptığı baskında ele geçirilen taşınabilir flaş hafızalarda Fatih Börek’e ait çok sayıda müzik eserinin yasadışı kopyalarına rastlanıldı. Konuyla ilgili Kıl-Tüy Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ülkenin kültür mirasına karşı yapılan bu saldırının sorumluları arasından hristiyan olanların en kısa zamanda çarmıha gerileceği, geriye kalan az sayıdaki yahudinin de kurulacak seyyar krematoryumlarda yakılacağı bildirildi. Kıl-Tüy bakanı Abdurrahman Kitabyakıcı zanlıların arasında Diyanet’in ”internetten mp3 indirmek kul hakkına karşı gelmektir” diye verdiği fetva sonucunda hiç müslümana rastlanmamasının sevindirici olduğunu belirtti.
Belçika parlamentosunda koltuğu bulunan ADC (Achilim de Carshaf) partisinin başkanı Denise Bike All‘ın parti programını Nasyonal Sosyalizm olarak açıklaması ile beraber Belçika’da yapılacak ilk genel seçimlerde oyları silip süpüreceği bildiriliyor. Ülkedeki en köklü parti olan ADC son dönemlerde yükselen değerleri görerek bünyesinde Neo Nazilere de kucak açmıştı. Denise Bike All ülkemizde dilimize de çevrilen ”Aç Tavuk Kendini Darı Ambarında Sanırmış” adlı otobiyografik romanıyla da tanınıyor.
Futbol federasyonu ülkeye gelen yabancı oyuncuların ve yabancı teknik direktörlerin sayısında indirime giderek ligin marka değerini yükseltmeye çalışacak. Gelecek sezondan itibaren görev yapacak antrenörlerin bir sezonda en az 16 takım çalıştırmasını şart koşacak. Uzmanlar bu kanunun en çok ülkedeki yabancı antrenörleri etkileyeceğini, yerlilerin zaten haftada bir takım değiştirerek sezonu 30 takımın altında bitirmediklerini belirtiyor.
Kaliteli yabancı oyunculara Futbol federasyonu tesislerinde verilecek eğitimlerde çok klas hareket yaparak ülkedeki yerli futbolcuları ve hakemleri strese sokmamaları yönünde tatlı sert baskı uygulanacağı açıklandı. Arnavutluk’tan özel bir şirket ile anlaşan Federasyon yetkilileri bu ihtarlara uymayan yabancı futbolcuları okşatacak…
Aman diyeyim internette zararlı siteleri ayıklayan birim yetkilileri yanlış anlamasın bu blogpostu. Anlamazlar zaten de, çünkü bizimkisi yukardaki haberlerin okunduğu o ülkeden çok daha ileri bir ülke. Yine de şüphe duyan varsa söyleyeyim, yukarda izlediğiniz video bir kültür farkının eseri… Hani biz diyoruz ya ”konuşurken ağzından bal damlıyor diye”, bunlar da işte 精子 diyor. Kötü niyet yok, tamamen geleneklerle alakası var. Nedir yani, haberlerde okunanları beğenmeyen bir vatandaş geliyor elindeki tüpü (tüp değil mi o, çok açık görünmüyor, ama tüp o) zorlayarak da olsa sıkıp, sallayarak içindeki muhteviyatı spiker hanımın üzerine döküyor. Ağzından bal damlıyor mahiyetinde. İçinden geçen varsa bu blogpostu şikayet edip sansürletmek… Mahkemede söyleyeceğim budur…
Son Atılan Yorumlar