Beautiful

Bu Müstesna İşler’den Eva‘yı takip ediyorsunuzdur. Sürpriz postaları olan bir hatun. Bazen yalnızca bir video klip, bazen aşkları, bazen dünyanın bir ucundan yazılar… Her zaman ilginç. Ve belki de Türkiye’nin en sık güncellenen blogu.

Geçen günkü yazısında aklıma takılan bir bölüm var.

Bir erkek uğruna kilo almayı göze alarak hamile kalanları, aile kuranları, aile kavramına inananları, yaratık gibi içinden “ploops” diyerek bir canlı çıkaranları anlamadığımı belirtmek isterim şu günlerde..

Misal, taş gibi ince uzun çok güzel bi kız arkadaşım vardı… Nooldu şimdi o güzele? Nolcak anne oldu, karizmayı selülite yedirdi, insan içine çıkamaz oldu, depresyona girdi; iyimser, eğlenceli ruh halinden eser kalmadı, şirret ve şişko bi kadın olup çıktı…

Abaza delikanlı değilim. O yüzden öküz gibi bakmam yoldan geçen hatunlara. Baktığını etrafa abartılı belli eden koca koca adamlara da çok sinir olurum. Adabıyla bakılır, öyle kafayı çevirip gözleri göte odaklayıp arkadan uzun uzun bakmak…. Kıroluk… Sarhoşken olabilir, aklıbaşında adam yaparsa çok salakça kaçıyor.

Yalnız oluyor tabii böyle senede bir veya iki defa, yolda veya metroda gördüğüm bir hatundan gözlerimi alamadığım. İlla güzellik, dekolte değil olay. Güzellerden veya açık giyinenden bol birşey yok. Muhakkak bir ayrıntı vardır, bazen de ogüne kadar hiç farketmediğim birşeyin farkına vardığım da oluyor.

Bu hafta sonu çok yağmurlu ve soğuk geçti ama önceki hafta güneşli güzel günler gördük Stockholm’de. Bizim metro hep yeraltından gitmez, güzel istasyonlardan, suyun üzerinden geçer. Bunaltmayan yaz güneşi ve suratlara, bedenlere vuran ışık, güneş ülkesi Türkiye’dekilerin anlayamayacağı kadar fark yaratıyor insanlarda ve psikolojilerinde. Güneş, nazlı bir hatun gibi… Gösteriyor, vermiyor… Arzu, özlem, tansiyon hep yukarda.

Güneşin kumaşa vuruşu önemli… Her kumaş güneşi tene iyi iletmez. Ama metro vagonunda gözüme ilişen kadın, elbisesinin kumaşını çok iyi seçmiş. Bir kere sımsıkı sarıyor o Asyalı tenini. Askılı, ince, bej bir elbise. O senede bir veya iki defa olan olaydan biri buna denk geldi bu sefer. Gözlerimi dakikalarca alamadım hatundan. Ayağında tahtadan, topuklumsu bir terlik/ayakkabı karışımı birşey, elinde telefon, sürekli konuşuyor bir arkadaşıyla.

Bir elinde telefon, öbür eliyle de çocuk vagonunu bir ileri, bir geri sallıyor metro vagonunun içinde. Bense İphone’u görüş açıma avantaj getirecek şekilde kaldırıp RSS okuyormuş gibi mi yapsam, yoksa tamamen siktir mi etsem, onun kararını vermeye çalışıyorum.

Dar elbisenin yapıştığı biçimli vücutta tutunacak yer bulamadı küçük çocuk. 5-6 yaşlarında olmalı. İçinde kardeşinin yattığı bebek arabasının tutamacına, annesinin elinin yanına koydu elini.

İstasyonlarda durup kalkarken trenin yaşattığı hafif sarsıntı, iki eli de dolu olan Asyalı annenin dengesinin bozulmasına sebep oluyor. Dengeyi sağlamak için tahta topuklu terlik/ayakkabılarıyla bacaklarını gerektiği gibi açıp, yerlerini değiştirmesi gerekiyor. Tabii bu da ayak tabanından, bileğe, ordan baldırlara ve en son olarak da dar elbisenin sıkıca sardığı kalçalara hafif bir titreme veriyor.

İphone’un en alttaki home (ana menüye dön) tuşuna basıp cebime koydum. Dikkatle izlenmesi gereken bir olay var.

Kadının vücudu inanılmaz derecede seksi. Uzun zamandır herhangi bir kadın hakkında böyle düşünmediği hatırladım. Yok ereksiyon söz konusu değil, ama çok da uzak değilim oradan. Benimki daha çok nadide bir sanat eseri karşısında dili tutulmuş sanat eleştirmeni şeysi. Ne kadar istesem de gözlerimi alamıyorum.

Kadının karnındaki bombeden vaktin çok da fazla kalmadığını anlamak mümkün. Bu biraz daha şişer, var yani o pay. Ama şu anki şişkinlik/bombe, bence estetik olarak ”top”

O an, oracıkta verse… Cebimde bozukluk da var. ”Git yavrum bir çikolata al kendine”.

Bookmark and Share

Baktın Kurtuluş Yok, Zevk Almaya Bakacaksın

Eğer bu blog çok odalı bir köşk olsaydı, sürekli kapıların çarptığı, penceredeki tüllerin rüzgarla oynadığı, kötü ruhların usanmadan içerde cirit attığı odası, tecavüz ile ilgili şu posta olurdu. Postanın içeriğinden değil bu. Bir Türk sineması klasiği olan Müjde Ar‘ın kafasının taksinin camına sıkıştırılarak arkadan düzüldüğü video ile Fransız filmi Irréversible daki 9 dakikalık, gerçekçi tecavüz sahnelerinin bulunduğu bu postanın kötü ruhlar tarafından ele geçirilmesiyle alakası yok.

O postayı lanetli kılan oraya düşen ziyaretçiler… Hiçbir kontrolüm yok üzerlerinde. Attıkları can sıkıcı yorumları yayınlamamaktan başka silahım yok. İki türlü pislik insan tipi geliyor oraya. Bunlar ilk defa ziyaretçi olanlar bloga. Birinci grup, google da ”tecavüz”, zorla seks”, ”zorla sikiş” arayarak geliyor. Daha sonra ”off ne güzel sikiyor”, ”ben de böyle siktim” tarzı yorumlar atıyorlar.

İkinci grup yine aynı arama kelimeleri ile geliyor, ama yorum olarak ‘’sizde Allah korkusu yok mu? Ne biçim müslümansınız?” diye yorum bırakıyorlar. Sanki Monica Belluci ile Müjde Ar‘ı ben düzdüm zorla, blogun sahibi olarak…

Tecavüz hassas konu, erkek olarak çok iyi anlamak mümkün değil gibi. Hani başka çaren yoksa zevk al diyorlar ya… Başıma da gelmedi ama, benim izleyeceğim yol o olurdu. Tabii bu kağıt üzerinde böyle… O an geldiğinde nasıl tepki vereceğimden yine de çok emin değilim. Yine de perişan bir halde eve gelip, duşa girerek kendimi saatlerce ovalayacağımı, sonra da küvete yığılarak hıçkıra hıçkıra ağladığımı düşünemiyorum.

Edgar Degas – Interior Rape (1898)

Geçenlerde Türk basınına da düştü… Avrupa Birliği’ne üye ülkeler arasında yapılan bir araştırmada İsveç kişi başına düşen tecavüz sıralamasında birinci imiş. 100 bin sarı gacının 46 sı düzülüyormuş rızaları olmadan, bu memleketin sakin, sarı kafalı erkekleri tarafından. Sebepleri konusunda bazı teorileri ele almak istiyorum.

1. İsveçli çok alçakgönüllüdür görünüşte. Benim İngilizcem süperdir, nefis şiir yazarım, çok iyi futbol oynarım asla demez. Çok iyi olduğu bir konuda iltifat edin, ”ehh yok canım, idare ediyorum işte” der. Fakat ülkesinin dünyanın en iyi yaşanacak ülkesi olduğu konusunda da bir sabit fikri vardır. O yüzden bu araştırmanın sonuçlarını kimse iplemedi. Onlara göre dünyada vatandaşları hakkında en iyi istatistik tutan ülke İsveç olduğu için, tecavüz kayıtlarının ve istatistiklerinin çok detaylı ve gerçekçi olması sebebiyle bu araştırmada ilk sırayı aldıkları fikrini savunuyorlar. Yani diğer ülkeler iyi istatistik tutup, kayıtlara alamadığı için İsveç’in rakamları yüksek gmrünüyor. Dışardan bakan biri olarak bir nebze doğruluk payı olduğunu söyleyebilirim. Fakat başka faktörler de var..

2. 60 lı ve 70 li yıllarda özgür seksin kalesi olan İsveç’de sonraları feminist hareketin kuvvetlenmesi, sağlam bir lobi kurması ve neredeyse istisnasız meclisteki tüm partilerde kendi sözcülerini konuşlandırmaları ülkede bir takım değişiklikler yarattı.

Bilemiyorum çok mu avam bir düşünce ama, ülkede kerane olmaması, fuhuşun yasaklanması, bir takım kadın hakları savunucuları tarafından reklam panolarındaki bikinili mankenlere bile yoğun tepkiler gösterilmesi, bu reklamları veren şirketlerin ağır para cezalarına çarptırılması, caddelerde striptiz kulüplerinin reklamlarını yapmak üzere ışıklı tabelalarla dolaşan arabalara molotof kokteyli saldırıları gibi, bir yerde erkek nüfusunun duygularının zorla bastırılmasına karşı bir grup şiddete meyilli erkeğin tepkisi olarak da görmek mümkün bu tecavüz vakalarını.

3. Adını ve titrini kaçırdım televizyon programında, bir İngiliz araştırmacı kadının dediğine göre tecavüz vakaları kadın ve erkek eşitliğinin ileri düzeyde olduğu ülkelerde sıkça görülürmüş. Davranış bilimi bu tarz toplumlarda erkeğin patriyarkal düzeni koruma adına yaptığı bir hareket olarak tanımlıyor tecavüzü. Daha önce birkaç yerde daha duydum bunu. ‘‘Yok öyle birşey” denemeyecek kadar akla yakın… Kadın ve erkeğin toplumun her tabakasında en eşit olduğu ülkenin İsveç olduğu iddiasının altına imzamı atarım.

Pietro Da Cortona – The Rape of the Sabine Women (1627-29)

4. Ülkedeki kanunlar kadının yaptığı tecavüz ihbarında fazla sorguya suale gerek duymadan erkeği mahkum ediyor. Sistem tecavüze uğramanın utanılacak birşey olmadığı sinyalini çok açık verdiği için en ufak tacizden grup tecavüzlere kadar kadınlar toplumu arkalarında hissederek çekinmeden polise başvurabiliyor.

5. Muhakkak bu şikayetlerin, ihbarların büyük bir kısmı gerçek. Ancak adalet sistemi suça maruz kalana (sırf tecavüz değil, tüm şiddet suçlarına) ortak kasadan bir miktar para veriyor. Birkaç vakada bu para için uydurma tecavüz iddiasında bulunulduğu da ortaya çıktı. Bunun dışında kıskançlık ve biten ilişkiyi hazmedemeyen kadınların da elinde bir silah olarak bu kozu bulundurmaları tecavüz ihbarlarının artmasına sebep olabilir.

Bu son teoriyi destekleyecek bir mahkeme kayıdını geçeyim sizlere… 16 yaşındaki bir kız kalabalık bir açık hava partisinde tecavüze uğramış 3 erkek tarafından. Mahkemeden gelen ses kayıtları şöyle:

Sanık tarafının avukatı: Jonas ile niye yattın?
Kız: Onu seviyordum.
Sanık tarafının avukatı: Jonas’ın kardeşi Daniel ile niye yattın?
Kız: Çünkü çok tatlı bir çocuk
Sanık tarafının avukatı: Mikael ile niye yattın peki?
Kız: Çok iyi sevişiyor

Tabii bu herzaman olan birşey değil. Ama böyleleri de yok değil yani.

Tecavüz, fantezide kaldığı şekli ile ayrı bir yerde tabii. Benim şahsi fikrim, samimi olduğum kız arkadaşlarım ve edindiğim partnerlerden yola çıkarak söylüyorum, hiç de azımsanamayacak bir oranda kadınlarda zorla düzülme fantezisinin olduğu. Ama adı üzerinde fantezi bu. ”Ey sokaktaki adam, gel beni sik demiyor hiçbiri.” Hoş, zaten bir başka istatistik tecavüz vakalarının büyük oranda kadının önceden tanıdığı biri tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlıyor.

Bookmark and Share

Kuku Yalayan Danua

Naziler 1933 de iktidara geldiklerinde ilk yaptıkları şeylerden biri hayvanları koruma kanunu daha kuvvetli bir haliyle yürürlüğe sokmak oldu. Bu dönemin öncesinde hayvanla cinsel ilişkiye girildiğinde bu olayı gören bir diğer kişi varsa, onun şikayeti üzerine dava açılıyordu. Olayın kişide yarattığı psikolojik yara davanın açılma nedenini teşkil ediyordu. 1933 deki kanun bunu değiştirdi. Artık evinde kör bir bıçakla kedisinin derisini yüzen kişi, hayvana çektirdiği eziyet sebebiyle devletin nezdinde suç işlemiş sayılmaya başlandı. Yani bu kanunla hayvana çektirdiği acı yüzünden bireyin yargılanması söz konusu olacaktı. Günümüzdeki modern hayvan hakları kanunu da bundan farklı değil. Hepimiz için normal ve mantıklı, ancak ilk yüyürlüğe alındığı yıllarda oldukça barok bir düşünce tarzı. Bu büyük değişimin temelinde din kitaplarında yer alan hayvanların ruhu olmadığına ve dünyadaki varlıklarının insana hizmet olduğu görüşüne dayandırabiliriz ilk yorumu belki. İkinci ve daha yeni, modern versiyonu, insan ve hayvanın temelde kökeninin aynı olması iddiasını esas alıyor olmalı.

Ayrıca Nazilerin domuzları, atları ve koyunları bu kanunla korumaya almalarına rağmen yahudileri, çingeneleri, komünistleri ve özürlüleri dışarıda bırakmaları da ilginç bir ayrıntı.

Tabii burada altını çizelim, bahsedilen hayvan haklarını koruma kanunu ve bir önceki çok yorum alan postada bahsi geçen hayvanlarla seks konusuyla hiçbir alakası yok. Ancak sık birbirine karıştırılması yüzünden açıklamakta fayda gördüm.

İsveç kanunları zoofiliye karşı bir yaptırım uygulamıyor. Varmış, 1944 de kalkmış o kanun. İnternette bulunabilecek zoofil materyallerin tüm internetin pornografik yapısı içersinde yüzde kaçı oluşturacağını ketirmek çok güç. Marjinal bir rakam olduğu kesin ama. Yine de toplumda bir ahlak histerisi yaratmaya yetiyor.

”Hayvanların cinsel istismarı” diye bir söylem, insanları yanlış yönlendirmek olur. Hayvanlarda ahlak anlayışı olmadığı için ”istismar’‘ kelimesi yersiz burada. Bir kere istismara uğrayıp psikolojik olarak kendilerini kötü hissetmeleri için çok kuvvetli bir mental yetiye ve doğruyu yanlıştan kendi iradesiyle ayırabilme özelliğine sahip olmaları gerekmekte. Hayvanlar aleminde böyle bir ahlaki konstrüksiyon yok, yalnızca insana mahsus bu. Fiziki bir hasar meydana gelmediği sürece hayvanlarla seks bir problem oluşturmamalı. Kafayı yemiş bir insanın gidip koyuna, ata, ineğe dayamasının hayvana bir zararı yok.

Eğer biraz düşünecek olursak hayvanları düzenli ve sistematik bir biçimde tusak edip, etinden ve derisinden yararlanmamızın yanında onları düzmenin büyük bir problem olacağını düşünmüyorum. En azından hayvanların dili olsa bize böyle söylerlerdi…

Peki insanlarda histeri derecesinde ahlaki panik başlatan, Nazilere keçiyi korutup yahudileri boğazlatan, normal işinde gücünde vatandaşa zoofiliyi pedofili ve nekrofili ile eş tutturan bu güçlü duyguların kaynağı ne?

Bana kalırsa aramızda çoğu insan tiksinti duyuyor hayvanlarla seks yapan kişilere karşı. Bir insan ahlaki olarak nasıl bu kadar düşebilir? Bu soru ve cevabı insanları çok rahatsız ediyor. Rahatsız olmaktansa pedofili ile eşdeğer tutup, acımasızca cezalandırılmalarını istemek belki bir nebze içleri rahatlatacak. Böyle olmalı… Çünkü neresinden tutsanız, baksanız olayı ”hayvanların iyiyi kötüyü ayıracak, kendilerini savunacak durumu yok” savının altına alamıyorsunuz. Aranızda kedi ve köpeğini onların rızası olmadan bıçak altına yatırıp hadımlaştıran kaç kişi var? Daha önce de sordum, hayvanların kendi iyiliği için diye bir cevap geldi. Ömrü uzatıyor belli ki. Hayvanın ömrünün uzaması önemli tabii. Bize arkadaşlık etmekle yükümlü. Bu görevini ne kadar uzun sürdürürse o kadar iyi.

Yani burada kilit nokta yine insanın kendi bencilliği. Bir önceki postada anlattığım olayda Danua kuku yalıyor… Kukuda mantar yoksa , kötü kokmuyorsa bundan fiziki ve ruhsal nasıl bir zarar alacağını anlamam hala çok güç. Hayvan pornografisine baktığımızda atların, boğaların köpeklerin yaptıkları işi mekanik bir şekilde itiraz etmeden yerine getirdiklerini görüyoruz. Ereksiyon, boşalma mevcut… Bizim bunlara verdiğimiz tepki, kendi ahlak anlayışımızın bir gerçeklik karşısında bocalaması, bizi rahatsız etmesi.

Bir önceki postada Tobias’ın düzdüğü hatunun zoofiliye eğilimi olduğunu bilmekten dolayı rahatsızlık duyduk, ben de dahil olmak üzere. Ama bu rahatsızlığın sonucunda zoofiliyi pedofili ile eşdeğer tutmak… Çok ağır…

Bookmark and Share

Biraz Garip Durumlar

Büyük köpek severim. St. Bernard, Kangal, Rotweiller… Boğuşması, oynaması daha zevkli bunlarla. Üstelik büyük köpeklerin ne yapacağı da belli oluyor. Gözgöze gelip, fevri hareketlerden kaçındığın zaman hayvanoğlu insandan daha anlayışlı.

Köpek milletine olan tüm aşinalığıma ve sevgime rağmen Tobias’ın grup teklifini geri çevirmek zorunda kaldım bugün… Henüz böyle birşeye hazır değilim, ilelebet de olamayabilirim…

Tobias’la olan muhabbetim 5 posta’nın İsveç versiyonu olacak proje sayesinde gelişti. Bu arada o proje bir hayli gecikti. En geçerli sebebim o bloga yazar bulamamaktı. Yazar arıyordum, çünkü projeyi yayına soktuktan sonra içerik olarak çok fazla verecek vaktim yok. Bir nevi redaktör hesabı takılmak istiyorum o blogda. Arada bir kendim de yazarım, ama strese sokmasın beni. Çünkü bir de ticari olacak o blog. Yok öyle google adsense falanla vakit kaybetmece, arkasına baba gibi bir sekshop takmak istiyorum blogun. Cosplay elbiseleri, BDSM araç-gereçleri vesaire. Yalan ürün de olmayacak öyle. Sik uzatan hap, memiş büyüten kremler, azdırıcı haplar… Gönül verdiğin bir işe hile, yalan karıştırmayacaksın.

İşin vitrini olacak blog içinse bir kız, bir de erkek yazar olsun istedim. Hatun olarak bir aday var, asıl erkek bulmak zor olacak derken Tobias’la karşılaştık. Dekadance adlı üye olduğum bir BDSM/Fetiş komünite (böyle deniyor Türkiye’de yanılmıyorsam) sayesinde…

Tobbe bir canlı müzik barında ses teknisyeni ve dj olarak çalışıyor. İş sebebiyle çok hatunla haşır neşir olduğu düşünülse de beraber olduğu kişileri özel sitelere bıraktığı anonslardan veya Dekadance ortamından bulduğunu söyledi. Extreme Sadist olduğunu bildiğim için bana garip gelmedi kız arkadaşlarını bu ortamlardan seçmesi. Herif Alman Ebay’inden jinekolog koltuğu satın aldı… Öyle yani…

Bu akşam çalıştığı yere uğradım, David Bowie CD yakmıştım herife. ”Otur 5 dakka anlatacaklarım var” dedi. İki haftadır biriyle mesajlaşıp duruyordu, geçen cumartesi buluştular nihayet… Lafı uzatmaya hacet yok, bunlar oturma gurubunun üzerinde, hatunun başı aşşağıda olacak şekilde deep throat olayına girerken odaya kızın Great Danua cinsi köpeği giriyor. Tobias’ın faltaşı gibi açılmış gözleri önünde de başlıyor hatunun kukuyu yalamaya… Kızda tık yok, ne bir hoşt ne bir hışt…

Bilemiyorum köpeğin olaya girişi yalamakla sınırlı kaldı mı? Tobias daha fazla detay vermedi bana, sorasım da gelmedi… Alacağım cevaptan korktum belki de. İki bira daha söyledik taco chips ve jalapeno eşliğinde. Acaip seviyorum şu acı biberleri. Miğdemi son zamanlarda yaksa da vazgeçmek zor…

Önümüzdeki pazar görüşecekler bir daha. Bana da gelmem için teklifte bulundu. Köpek üzerine esprileri de çeşitlendirdik falan… Ama nazikçe reddettim… Fenerbahçe’nin önemli deplasman maçı var bu hafta sonu diye de bir bahane uydurdum. Esasında haberim bile yok, cumartesi mi pazar mı oynuyoruz. Amaç, Danua ile aynı ortama girmemek, maç bahane. Yahu biliyoruz köpekler var, adamın bacağına falan sürtünüyorlar, fakat bu tasdikli kuku yalayıcı. Ayrıca kukuyu sırf yalamakla kalmadığından da şüpheleniyorum… Bir de öyle birşey olur da içerde takılı kalırsa hayvan… Pazar günü baytar maytar aranmaz buralarda, her yer çift tarife yazıyor tatil günleri…

Tamam tabumuz, mabumuz olmasın, fakat yine de kıllandım ben bu Tobias’a karşı. Herif pek rahatsız olmamışa benziyordu hayvandan. Ayrıca bu birkaç ay önce yine forumdan tanıştığı bir hatunla kendi evinde randevulaşmıştı. Hatun eve gelip kapıyı çaldığında, bizimki açar açmaz okkalı bir sağ kroşe çıkarmış kıza. Sonrada saçından sürükleyerek içeri almış… Saatlerce şiddet, işkence… Sonra da yarıçıplak bir halde hatunu kolundan tuttuğu gibi kapıdan dışarı atıyor bizimki. Gerçi iki gün sonra aradı bunu tekrar, ”Ne zaman geleyim bir daha” diye…

Ciddi ciddi düşünüyorum herifi projeden çıkartmayı. Tamam sapık olsun, ama benden daha sapık olmasın. Kontrolüm altında olsun herşey… Şimdi bu köpek olayı var. Orada burada okurum, videosunu seyrederim taşşaana. Ama köpekle üçlü yapan biriyle aynı mekanda takılmak… Açıkcası biraz rahatsız oldum…

Bir de ağzını, burnunu dağıttığı hatun var herifin. Teorik olarak bir yerde okey. Çünkü hatunun rızası da o yönde. Hatta benim de Kramer’e verdiğim bir öğüt vardı. Ama orada söz konusu olan beraber olduğun, iyi tanıdığın bir insana belirli ölçüler içersinde bir şiddet uygulanması olayıydı. Hayatta ilk defa buluşacağım birinin, ilk buluşma anında ağzının ortasına çakmam çok zor…

Yazar adaylarından hatun olanı iyi… Kızıl saçlı, rockabilly tarzı, dövmeli falan.. Ne kadar kinky bilinmez tabii, ama zamanla kendini gösterir o da.  Fakat bu herifi büyük bir ihtimalle defterden sildim… Bir de mazaret uydururum, ”askere gidiyorum 1 sene yokum, telefon numaramı da kapatıyorum” falan gibi. Ama David Bowie CD si onda kaldı… Hediyem olsun…

david bowie – young americans 1975
Uploaded by scupa

Bookmark and Share

Toplum Ahlakının Tolerans Çıtası

Birisi bir yerde yazmış blogum hakkında;

”iyi ve kaliteli bir blog, ancak bazen görsel ögelerin seçiminde aşırıya kaçıyor”.

Kendimi erotizm ve pornografi konusunda zevk sahibi olarak addettiğimden toplum için yapabileceğim minimum fayda, insanların gözünün içine bazı şeyleri sokmak. Yan tarafa koydum zaten +18 ibaresini, ayrıca uyarayım bu postada da bir veya iki tane çıplak kadın göğsü görme ihtimaliniz var.

Bu postada seks ve şiddet alışılagelmişin dışında, ”ahlaksız” batı dünyası tarafından dahi tabu olarak ilan edilmiş, toplumda konuşulması doğru olmayan bir şekliyle işlenecek.

İlk olarak söylenmesi gereken şu ki, pornografi bir kültür. Doğal olarak bu kategori içinde değişik kültürler ve altkültürler de var. Bunların bir kısmı birçok ülkede kabul görürken, diğer bir kısmı tamamen yasak. Sebepler dinsel, ahlaki veya yönetenlerin o an uydurmayı uygun gördükleri şeyler olabilir.

Batı kültüründe, Eski Yunan veya Roma olsun, bugüne nazaran daha özgür bir bakış açısına sahipti. Homoerotizm, grup seks veya değişik yaş grupları arasına seks kabul görmüştür. Hristiyanlığın Avrupa’ya girişiyle eğlence bitti. İncil’in öngürdüğü kurallar ve yaşam tarzı, seksüel ahlak bugün dahi Hristiyan Batı’nın …. ehh bazıları belirgin noktası desin, ben de kamburudur diyeyim.

Hristiyanlık diğer bütün büyük dinler gibi iki heteroseksüel arasında monogamil ilişkiye izin verir. Bunun haricinde kalan cinsellik her yönüyle lanetlenmiştir. Ayrıca seksin tek amacı üreme olarak tasdik edilip, ”zevk için seks” kesinlikle reddedilmektedir.

Zamanla bu bakış açısında yumuşama da olsa bu yalnızca kapalı kapılar ardında yaşandığı zaman tolere edilmiştir. Yoksa sodomi ve zoofili şehirlerde ve köylerde insanların ateşe verilmeleriyle de cezalandırıldı tabii.

Bugünün batı dünyasına baktığımızda ve ortaçağı hatırladığımızda hristiyanlığın reformlarla eski etkisinin azaldığını içimiz rahatlayarak görüyoruz. Bugün için bir kesim tarafından ahlaki normların dayanağı olarak görülmekten başka bir fonksiyonu yoktur. Avrupa için en azından bu böyle. Kocaman bir Latin Amerika ve Katolik dünyası bundan bihaber olabilir. Din kendi kendini yaşıyor bugün Batı Avrupa’da. Ehh biraz toplum ahlakına etkisi var. Asırlar süren etki bir günde geçmiyor…

Bir de Avrupa 60 lı yıllarda seksüel devrimi yaşıyor. Homoseksüelliğin hastalık olarak kabul görmesi de sonlanıyor bu şekilde. Bundan önce Avrupalı’nın kilisenin sekse olan negatif bakışına karşı verdiği mücadele de unutulmamalı. Rönesans ve aydınlanma döneminde dini motiflerde kullanılan çıplak insan tasvirleri, De Sade nin şiddet pornografisini irdelemesi buna örnektir.

Yalnız 80 lerde bu gelişme sosyalist radikal feminizm’in arenaya girmesiyle sekteye uğradı. Bu şerrin merkezi, ilginçtir (sosyalist?) hristiyan devleti Amerika Birleşik Devletleri… Avrupa ülkelerinin İngiltere dahil olmak üzere zaten ABD yi kopyalamak gibi de bir adetleri olduğundan fenomenin Eski Kıta‘ya ulaşması uzun zaman almadı.

Ahlak savunucuları baskı uygularken bunu ahlak adına yaptıklarını düşünmüyor. Daha çok iğrenme duygusu ve birtakım şeyleri sapıkça bulmak, toplumun diğer kesimine baskı uygulamak için yeterli bir sebep. O kişiler zannediyor ki, kendi düşünceleri evrensel ve her kültürde geçerlilik görüyor.

Oysa bunun tam tersini görmek için, üç büyük dinin hakim olduğu coğrafi bölgelerin ötesine bakmak yeterli. Bizim bulunduğumuz coğrafya, Batı Avrupa ile beraber, devletin toplumu din-ahlak kuralları çerçevesinde hizaya getirip, bir forma sokma çabası içinde bulunduğu yerler. Bunu yaparken psikiatriden de yardım alıyor. Dini öğretinin bir çeşit uzantısı olma vazifesini de üstlenen psikiatri, ”normal” dışı seksin bastırılıp heteronormatif aileyi merkeze yerleştirme görevini alıyor. Ülkenin, milletin yararına…

Size de hokus pokus gibi gelmiyor mu psikiyatrinin bir bölümü?. Homoseksüelliği hastalık olarak sınıflandıran, sonra da bunu bilimsel bulgularla değil, politik baskılarla değiştiren bu bilim dalı, toplum ahlakını norm olarak kabul etmeyen insanlara ”ben hasta mıyım acaba?” paranoyası verip onları toplumda yalnız bırakmayı iyi başarıyor.

Seks iki kişi arasında olmalı, grup değil… Bu kişiler ayrı cinslerden olmalı. Değilse, yapılanlar kapalı kapılar arkasında kalmalı. Fuhuş kötü, seks bir aşk sonucu olmalı… Seks düzenli eş/partner ile yapılmalı…

Posta botunca gördüğünüz resimlerde defalarca bu kuralların çiğnendiğini görüyoruz. Korku (rol icabı), işkence (tol icabı), tecavüz, acı, balık ile yapılan gag sonucu kusma, vücuttaki deliklerin kurtçuk, yılan balığı, ahtapot, kurbağa  gibi herhangi bir papazı/hahamı/imamı/başbakanı/feministi kalpten götürecek ögelerle doldurulması var. Batı’nın normlarının ötesinde bir yerde…

Yine de bana sorsanız ponografiden öte sanat bu derim. Gözümde pornografik değeri sıfır. Belki diyeceksiniz ki zoofili bu… Evet oldukça ağırlıklı ve merkeze koyulmuş bir rolü var hayvan cinsinin bu resimlerde. Ama herhangi bir sanat eserinde hayvanın obje olarak kullanılmasından daha fazla değil.

Bu gördükleriniz günümüz japon pornografisi içinde son derce normal karşılanan tasvirlemeler. Oyuncu olarak seçilen kızlar yaşlarının altında gösteriyor ve rollerinde sekse karşı alakasız bir tipleme çiziyor. Ortaya çıkarılmak istenen ”masumiyetin en üst düzeyde kirletilmesi”.

Dipnot: Tatlı Dillim tekrar kusura bakmasın, biraz kiliseyi hırpaladım yine. Bir yerde kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla şeklinde anlaşılmasını umud ediyorum.

Bookmark and Share