Sapıkları Sallandıracaksın, Öyle Çok Daha Seksi

Poposuna kamçı yiyen kadınlarla ilgili yazıya ve ekteki videoya tepki gösterenler herhalde David Carradine‘in Tayland’da bir garderobun içinde, kafasına kendi geçirdiği bir torba ile penisi erekte haldeyken hakkın rahmetine kavuşmasına da bir anlam verememişlerdir. Kim suçlayabilir ki onları? Kadınları domaltıp kamçılamak hoş bir fikir. Hiç yapmadım o derecesini. Ama isterdim… Kafaya torba geçirmeyi ise bilemeyeceğim. Gelecek 10 senede yapacağım şeyler arasında yok en azından.

Özlemini çektiğim, arzuladığım, bunu yapmazsam gözlerim açık gider dediğim de fazla birşey yok aslında. İnsanın sınırlarını bilmesi lazım. Bazı şeyler yalnızca uzaktan güzel. Onları elde edebilmek için kendinden vermen gereken şeyler var. Bu bir hesap – kitap meselesi. O dolgun, taze, sulu, egzotik meyveleri yiyebilmek için o bahçeye girip, o ağaca tırmanmak gerek.

Bazıları hayatlarını o bahçenin içinde, o meyveleri yiyerek geçiriyor. Bu demek değil ki senin karınla, kocanla veya sevgilinle haftada bir misyoner pozisyonunda yaptığın seksin değeri yok. Muhakkak onun da kendi yaşadığın hayatın içinde bir değeri var.

Bu adamın adı Fakir Musafar. Kim olduğuna daha sonra geleceğim.

Meyve dedik, bahçe dedik de… O bahçenin ait olduğu malikanenin saygıdeğer ev sahiplerinden biri Musafar. Yine de ”O korse olmamış be güzelim” denilebilir. Ama adam oldurmuş kendine işte. Artık kafayı yemiş bir sapık olarak mı değerlendirirsin, yoksa tarikat lideri mi dersin? Ya da hepsinin ötesinde etnolog veya artist olarak mı adlandırırsın bu adamı, orası sana kalmış. Ta 1959′dan beri korseyle geziyor ama adam.

Nasıl ki okurla olan tartışmaların neticesinde, mahzende kırbaçlanan kadınların yer aldığı pornografiyi ben sanat olarak nitelendirirken, bazılarınız ”bana vuracak adamın amına korum” diye içgüdüsel bir tepki gösterdi, Musafar’ın icraatlarını da herbirimiz farklı değerlendireceğiz kuşkusuz.

İnterneti kullanıp da BM Ezine‘in den araklanmış fotoğrafları mail kutusuna almayan yoktur. (Yahu bu arada FF, FB, Twitter, Bloglar falan derken hala arkadaşlarından ”aa bak bu çok ilginçmiş” ya da ”bunu istioorrrrruuumm” diye mail alan var mı? Evlerinde gazyağı ile mi aydınlanıyor bu insanlar?) BM, Body Modification demek. Rabb’ ımızın bize verdiği vücudu beğenmeyip, onunla oynamak, değiştirmek anlamına geliyor. Rahmetli anneannem olsa böyle açıklardı. Dövme konusundaki görüşleri böyleydi çünkü. Ama o zamanlar kafasına, bacağına, şakaklarına, elmacık kemiklerine ve derisinin altına metal parça plantasyonunu yaptırarak şekil değiştirenler veya kasabın vitrinindeki koyunlar gibi kendini derisinden çengellere asıp, bundan aldığı zevk ile kukusunu ıslatıp, penisini kaldıran bir insan nesli de en azından misak-ı milli içersinde bilinmiyordu.

Biz genç bir cumhuriyet olarak belki bilmiyorduk ama Kuzey Amerika yerlileri ve Hinduların içinde bazı tarikatların böyle ritüelleri belki 1000 yıldır var. O kültürlerde muhakkak ayrı ayrı isimleri var bu yöntemin. Ancak günümüzde her yerde ingilizce’deki adı ‘‘Suspension’‘ kullanılıyor.

Çengellerle asıyorlar vücudu. Doğru takılmış herbir çengel 250 kiloyu taşıyabilecek kadar sağlam. Peki ya deri insanın vücudunu sağlayacak kadar sağlam mı? Bir santimetrekare deri 50 kilo ağırlık taşıyabilir. Suspension dan sonra sırtta oluşan yaraların kapanması için 2 ila 4 hafta beklemek lazım. Ancak profesyonel olarak gösteri yapanlar bu süreyi beklemiyor.

Acının hayatın bir parçası olması ve belirli dozlarda, ritüeller yardımıyla kendine acı vermenin felsefik açıklamaları tabi ki var. Bunu belki tartışılabilirsiniz. Ancak tartışılmayacak şey, böyle bir ritüel öncesi ve esnasına hissedilenler, salgılanan adrenalin ve endorfinin insanda orgazma varan, varmasa bile sonuçları benzeşen tepkiler uyandırması.

Türkiye’de icracısı var mıdır bunun bilmiyorum. İsveç’e de 2000 yılında bir Amerikalı getirmiş modayı. 4 yıl sonra 100 – 150 kadar kişi düzenli olarak kendini asıyordu. Elimdeki en son sayı bu. Aralarına yeni üyeler alıp, suspension olayını halka sevdirmek amacıyla yazları Malmö’de bir kamp yapıyorlar. Yiyecek, yatacak yer dahil 400 tl ye geliyor bu kampa katılmak. Fiyata bir kere asılmak dahil.

Tabi şimdi bu ürünü benim size satmam çok zor böyle. Ne yazsam boş… İyi işte öğrendik, ama asla yapmam deyip geçeceksiniz. Bir video var… Fakir Musafar‘ın da yer pilotu olarak katıldığı şu gösteriyi bir seyredin. Büyük ihtimal yine asmayacaksınız kendinizi. Ama lütfen söyleyin, şahane, egzotik, erotik, baştan çıkarıcı değil de ne?

Bookmark and Share

Takvim Kızlarının Köpek ve Horozlarla Flörtü

Gökberk Bilgin, İtalyanlar için ”paçavrayı bile pazarlamasını biliyorlar” diye konuşmuştu. Aslında konu kahve idi. Espressoyu nasıl yapıp, servis ettiklerinden bahsediyordu.

Barista, kepçenin içindeki eski kahve posasını makinenin altındaki çöp toplama düzeneğine boşaltırken, nasıl ihtişamlı bir şekilde makinenin kenarına vuruyor. Tak, tak, taaaakkkk… Bütün müşteriler bu sesi duymalı… Sonra ani ve kararlı el hareketleri ile kahve öğütücünün porsiyonlamaya yarayan düzeneğinin kolunu çekip, bırakıyor. Hepsi planlanmış, düzenli hareketler ile bu kahve kepçenin içine bastırılacak, kepçe makinaya takılacak, 20 ila 30 saniye arasında bu kahvenin özel espresso fincanına süzülmesine müsaade edilecek. En sonunda da servisi var. Gökberk’in dediğine göre, benim de gözlerimle görüp, teyid edebileceğim şekilde, fincanın içindeki 2 yudum espresso sanki cumhurbaşkanından özel kuryeyle geliyormuşcasına tüm salonda, neredeyse göğüs hizasında dolaştırılarak önünüze koyulacak.

Nedir? Sonuçta kuş gagasını dolduracak kadar bir kahveden bahsediyoruz. İtalyan bunu da böyle satıyor işte. Bizde Türk restoranında Türk kahvesi ısmarladığınız zaman, arkada bir yerde gizlice yapıyorlar, önünüze neredeyse utanarak getiriyorlar.

Ne satarsan sat, ürününe bir exclusive havası verdiğin zaman milleti önünde köpek etmen mümkün.

Giovanni Battista Pirelli, 1872 de Milano’da, daha sonraları adı ile anılacak Pirelli firmasını kurarken konsepti belirlemede ırkının özelliklerinden yardım alıyor tabii ki. Hayret !!! O zamanlar bugün benim friendfeed’de tanıdığım marka uzmanları, buzz expertleri falan da yok. Herhalde körün el yordamı ile iş yapması gibi o da Pirelli takvimlerinin bu lastik markasını daha değişik bir kategoriye taşıyacağını bulmuş olmalı. 1964 de basılmaya başlanmış Pirelli takvimi. 74 de, dünyadaki petrol krizinden dolayı 10 senelik bir ara vermişler bunu basmaya. 84 den günümüze kadar da süregelen, her sene Pirelli bayilerinin özel müşterileri ve özenle seçilmiş VIP lere dağıtılan, bu grupların dışnda kalan sizlerin de sanki bir matahmış gibi her sene beklediğiniz bir matbuattan bahsediyoruz.

Bu seneki takvimi ünlü fotoğrafçı Terry Richardson çekmiş. Ne yalan söyleyeyim, haberim yoktu. Bunun sebebi, bugüne kadar orada, burada gördüğüm Pirelli takvimlerinin benim için birşey ifade etmemiş olması diyelim. Hatta geçenlerde bu takvim çekimlerinin konu alındığı bir video da gördüm. Bırakın bunu bloga taşımayı, videonun play tuşuna bile basma isteği uyanmadı içimde. Dün Ozztrojen’in friendfeed’de açtığı bir konu üzerine, biraz da o feed de Deniz Eda’nın ayarı vermesi üzerine yazıya alayım dedim. Hazır bugün paylaşacak çok fazla ilginç, karışık linkler de yokken…


Ozztrojen takvimdeki bir fotografa takılmış. Modellerden biri şuh bir ağız pozu ile dilini kucağında taşıdığı horozun ibiğine atmış. Ozz soruyor; ”bunu çekici buluyor musunuz?” Kadınların bu tarz meraklı sorgularını sevimli buluyorum. Anlayamamak ile merak arası… Biraz hayal kırıklığı, hafif kızgınlığa kaçar gibi, ama tam öyle de değil. Tamamen farklı dünyalarda yaşıyoruz tabii. Cinsellik o kadar masum bir olgu değil. İçinde çok karanlık ögeler, bilinçaltının en duymaya, görmeye tahammül edemeyeceğiniz parçalarını taşıyor. Sizce öyle değil mi? Öyle değilse, bence ne kendinize ne de karşınızdaki insana bu rahatlığı ve şansı vermemişsiniz o zaman.

(Bu postada kullandığım görseller SSENSE adlı moda sitesinin reklam kampanyasından.)

Model kız, kolundaki horozun belki bizde bir kadın cinsel organı çağrışımını yaratması beklenen ibiğine son derece banal bir dil çıkarma değil de, ağzında biriktirdiği tükürüğü yukardan aşşağı gagaya sızdırsa, hatta horozun cinsel organının olduğu bölümdeki tüyleri de parmakları ile ayırsa, ve de fotoğraflar o kadar rötuşlu olmasa Ozz’a pozitif bir cevap verebilirdim. Ama hayır… Çünkü bundan iyisini gördüm ben. O fotoğrafları kullanmak için bir yere ayırmadığıma yanarım. Moda branşı ve buna bağlı reklam kampanyalarında artık yavaş yavaş işlenen bir bestiality modası gözlemliyorum. Hatta sextoys branşı da bu akıma ayak uydurmuşa benziyor. Şimdi adını vermeyeyim, bir arkadaşım mesaj atmış. Bana şu siteye bir göz atmamı tavsiye ediyor. Cidden ilginç…

Çıplak kadın vücuduna bugüne kadar en iyi uyan hayvan at olarak tasvir edildi hep. Pornografik manada demiyorum, çoğunuz çıplak bir kadını at sırtında yelenin ve saçların savrulduğu bir rüzgar eşiliğinde gördünüz. Ata binenleriniz bilir o duyguyu. Hem salıncakdaki apışarasında duyduğunuz o his, hem de bir kadın olarak çıplak cinsel organının atın sırtına yapışıp, hayvanın vücudundaki hareketlenmeleri direk olarak organınıza almak. Rüzgarın meme uçlarını dikleştirmesi… At gibi yüzlerce kiloluk, aslında tamamen vahşi olan, kontrolü imkansız gibi görünen bir hayvanın üzerinde  onunla bir bütün oluşturarak oturmak. Rahvan, tırıs ya da dörtnala, her türlü koşuşun darbelerini kasıklarda ve organında hissetmek… Eyersiz… Ya da fotoğraf kompozisyonunda çıplak bir çift bacağın iç baldır tarafının ıslak bir köpek burnu ile kesik kesik, gittikçe yukarı çıkacak bir biçimde koklanması. Bunlar hiç kuşkusuz biz erkeklere bir ereksiyon değil belki ama, hayal gücümüzü gıdıklayan, beynimizin keşfedilmemiş bölgelerini stimule etmemize yarayan antrenmanlar veriyor. Kadınlara da birşey vermeli diye düşünüyorum..

Bu yüzden Pirelli kızının o pozu bende tahrik, provoke duygusu yerine ‘’beeeeehhhh, metro niye gecikti’‘ diyecek bir ruh hali bıraktı geriye. Pirelli genel müdürü olsam;

Mr Richardson, biz kocaman bir İtalyan ulusunun zevkini, alışkanlıklarını ürünlerimizde yansıtmak istiyoruz. Yüz firma içinden birisi olmak değil, Pirelli olmak hedefimiz. Sizin bana getirdikleriniz ancak Türkiye’de Arena dergisinde basılabilecek fotoğraflar. Mesleğinize ve profesyonelliğinize olan saygım sonsuz. Bunları rica ederim önümden kaldırın. Baskı tarihine kadar sizden yeni fotoğraflar bekliyorum.

olurdu. Tabii büyük ihtimalle bu Pirelli’de genel müdür olarak kovulmadan önce verdiğim son karar olurdu. Zira bu derece enternasyonal bir şirketin bu kadar marjinal olma şansı yok. Sınırlar zorlanırmış gibi gösterilecek, ama asla aşılmayacak. Arena, Playboy gibi dergilerin müdavimleri için kuşkusuz kaş kaldırıcı fotoğraflar. Tastefull Erotica ile uzaktan yakından ilgisi yok ama.

Bu yüzden Pirelli takvimleri hiç ilgimi çekmedi. Bundan sonra da çekmeyecek.

Deniz Eda bana hafif bir ayar verdi, Terry Richardson hakkında. Zevkine, bilgisine güvendiğim bir arkadaşım olduğu için dikkate alıyorum. Ancak öbür blogum postdijital’de de yazdığım gibi, günümüzde profesyonellerle amatörler arasındaki sınır, kumsaldaki kumdan kaleler gibi eriyor. Pirelli’nin bir tarafına koyayım, Tumblr a birşey olmasın.

Bırakın takvim kızlarını falan da, madem kahve ile başladım kahve ile bitireyim. Saat 11 olmuş burda. Şu erotik videoya bakarken siz, ben de bir espresso yapayım kendime.

Espresso, Intelligentsia from Department of the 4th Dimension on Vimeo.

Bookmark and Share

Cinsel Tacizcilerin ve Pedofillerin Teşhiri Doğru Mu?

2009-08-03 - 33 Yorum Magazin

33 yaşındaki adam yeni muhitine taşındığında komşulardan hiçbirinin dikkatini çekmedi. İlk defa O’nun kim olduğundan, mahallenin çocuğu 7 yaşındaki Megan Kanka’ya tecavüz edip, öldürdüğü zaman haberdar oldular.

Gerçekte kendisi sabıkalı bir pedofildi. Bütün Amerika ayağa kalktı, nefret ve protesto gösterileri düzenlendi. Ve hatta bu trajik olay, vatandaşların oturdukları yerde herhangi bir cinsel tacizci olup olmadığını bilmeye hak kazanmalarını sağlayan Megan Kanunu‘na da isim babalığı yaptı.

Eyalet başsavcısının harekete geçmesi neticesinde hazırlanan web sitesinin bilgi tabanında posta kodu, sokak adı, açık adresleri ve açık kimlikleri ile 65,000 tacizci bulunuyor. Bu kimlik bilgilerinin ötesinde fotoğraf ve özellikleri de sitede ulaşıma açık.

Buna benzer siteleri diğer eyaletlerde de görmek mümkün. Bu sabah metroda giderken okudum, iPhone’un en çok satılan 10 aplikasyonu listesinde bu bilgi tabanına ulaşım Sex Offender Locator adlı aplikasyonla mümkünmüş.

Bu işler yaşlı kıtada biraz daha farklı yürüyor. Böyle bir bilgiye ulaşmaya imkan yok İsveç’de. Gerçi bir ara organize suç örgütü ”Original Gangsters” sexoffender.nu adresi ile bir siteyi yayına sokmuştu. Savcı dava açtı ve örgütün lideri savunmasını Amerikalı devlet kurumlarının gerekçelerine dayandırarak yaptı. Tabii ki kabul edilmedi. Bugün baktığımız zaman o alanadının kullanılmadığını görüyoruz. Tabii ki kabul edilmedi derken, PUL Yasası – PersonUppgiftsLagen – (Kişisel Bilgiler Yasası)’na aykırı düşüyordu.

Burada iki karşıt fikir var… Amerikan kurumları ve Original Gangsters’in argümanı şu:

Toplumun bu tür bilgiye ulaşım hakkı, hüküm giymiş tacizcilerin kimlik bilgilerini gizli tutma hakkından üstündür.

Buradaki savcı ve Original Gangsters’a karşıt fikirde olanlar ise ‘’suçu sabitlenip, cezasını çekmiş olanlar, toplum önüne tekrar muhtemel tacizci diye atılamaz.” diye görüş bildiriyor. Bu belki bazılarınıza ters gelecektir. Ancak burada temel prensip, 1 suçsuz insanın hayatı kararacağına, 10 suçlu serbest gezsin’dir.

Kuşkusuz kolay bir cevabı yok bu sorunun. Eğer biz ebeveyn isek böyle bir bilgiye ulaşmayı muhakkak haklı olarak isteriz.  Ancak aynı anda, sırf meraktan bu kişileri araştıracak ve oturdukları yerde bularak adaleti bir de kendi elleri ile sağlayacak mahallenin delikanlıları olduğunu da gözönüne almalı.

Esasında bizi böyle bir ikilemin karşsına koyan, şüphesiz ABD deki yerel yönetimlerin, hapishanelerin, adalet sisteminin, psikiyatristlerin kendi üzerine düşen görevlerde başarısız olmaları, yetersiz kalmaları.

Eyaletin böyle bir web sitesine gerek görmesi esasen tüm sisteminin iflas ettiğini, işin içinden çıkamadığını ve halka ”biz bunun çaresini bulamadık, alın ne haliniz varsa görün, cezayı kendiniz kesin” dediğinin çok açık bir belirtisi.

Dipnot: Bu arada bizde de FriendFeed’den Alev’in site editörlüğünü yaptığı Benikoruyun.com adlı bir oluşum var. Bir gözatın…

Bookmark and Share

Beautiful

Bu Müstesna İşler’den Eva‘yı takip ediyorsunuzdur. Sürpriz postaları olan bir hatun. Bazen yalnızca bir video klip, bazen aşkları, bazen dünyanın bir ucundan yazılar… Her zaman ilginç. Ve belki de Türkiye’nin en sık güncellenen blogu.

Geçen günkü yazısında aklıma takılan bir bölüm var.

Bir erkek uğruna kilo almayı göze alarak hamile kalanları, aile kuranları, aile kavramına inananları, yaratık gibi içinden “ploops” diyerek bir canlı çıkaranları anlamadığımı belirtmek isterim şu günlerde..

Misal, taş gibi ince uzun çok güzel bi kız arkadaşım vardı… Nooldu şimdi o güzele? Nolcak anne oldu, karizmayı selülite yedirdi, insan içine çıkamaz oldu, depresyona girdi; iyimser, eğlenceli ruh halinden eser kalmadı, şirret ve şişko bi kadın olup çıktı…

Abaza delikanlı değilim. O yüzden öküz gibi bakmam yoldan geçen hatunlara. Baktığını etrafa abartılı belli eden koca koca adamlara da çok sinir olurum. Adabıyla bakılır, öyle kafayı çevirip gözleri göte odaklayıp arkadan uzun uzun bakmak…. Kıroluk… Sarhoşken olabilir, aklıbaşında adam yaparsa çok salakça kaçıyor.

Yalnız oluyor tabii böyle senede bir veya iki defa, yolda veya metroda gördüğüm bir hatundan gözlerimi alamadığım. İlla güzellik, dekolte değil olay. Güzellerden veya açık giyinenden bol birşey yok. Muhakkak bir ayrıntı vardır, bazen de ogüne kadar hiç farketmediğim birşeyin farkına vardığım da oluyor.

Bu hafta sonu çok yağmurlu ve soğuk geçti ama önceki hafta güneşli güzel günler gördük Stockholm’de. Bizim metro hep yeraltından gitmez, güzel istasyonlardan, suyun üzerinden geçer. Bunaltmayan yaz güneşi ve suratlara, bedenlere vuran ışık, güneş ülkesi Türkiye’dekilerin anlayamayacağı kadar fark yaratıyor insanlarda ve psikolojilerinde. Güneş, nazlı bir hatun gibi… Gösteriyor, vermiyor… Arzu, özlem, tansiyon hep yukarda.

Güneşin kumaşa vuruşu önemli… Her kumaş güneşi tene iyi iletmez. Ama metro vagonunda gözüme ilişen kadın, elbisesinin kumaşını çok iyi seçmiş. Bir kere sımsıkı sarıyor o Asyalı tenini. Askılı, ince, bej bir elbise. O senede bir veya iki defa olan olaydan biri buna denk geldi bu sefer. Gözlerimi dakikalarca alamadım hatundan. Ayağında tahtadan, topuklumsu bir terlik/ayakkabı karışımı birşey, elinde telefon, sürekli konuşuyor bir arkadaşıyla.

Bir elinde telefon, öbür eliyle de çocuk vagonunu bir ileri, bir geri sallıyor metro vagonunun içinde. Bense İphone’u görüş açıma avantaj getirecek şekilde kaldırıp RSS okuyormuş gibi mi yapsam, yoksa tamamen siktir mi etsem, onun kararını vermeye çalışıyorum.

Dar elbisenin yapıştığı biçimli vücutta tutunacak yer bulamadı küçük çocuk. 5-6 yaşlarında olmalı. İçinde kardeşinin yattığı bebek arabasının tutamacına, annesinin elinin yanına koydu elini.

İstasyonlarda durup kalkarken trenin yaşattığı hafif sarsıntı, iki eli de dolu olan Asyalı annenin dengesinin bozulmasına sebep oluyor. Dengeyi sağlamak için tahta topuklu terlik/ayakkabılarıyla bacaklarını gerektiği gibi açıp, yerlerini değiştirmesi gerekiyor. Tabii bu da ayak tabanından, bileğe, ordan baldırlara ve en son olarak da dar elbisenin sıkıca sardığı kalçalara hafif bir titreme veriyor.

İphone’un en alttaki home (ana menüye dön) tuşuna basıp cebime koydum. Dikkatle izlenmesi gereken bir olay var.

Kadının vücudu inanılmaz derecede seksi. Uzun zamandır herhangi bir kadın hakkında böyle düşünmediği hatırladım. Yok ereksiyon söz konusu değil, ama çok da uzak değilim oradan. Benimki daha çok nadide bir sanat eseri karşısında dili tutulmuş sanat eleştirmeni şeysi. Ne kadar istesem de gözlerimi alamıyorum.

Kadının karnındaki bombeden vaktin çok da fazla kalmadığını anlamak mümkün. Bu biraz daha şişer, var yani o pay. Ama şu anki şişkinlik/bombe, bence estetik olarak ”top”

O an, oracıkta verse… Cebimde bozukluk da var. ”Git yavrum bir çikolata al kendine”.

Bookmark and Share

Pornoya 4 Yıl Hapis Yetmez

Bence az… Gazetenin herşeyi tam olarak açıkladığından şüpheliyim zaten. Seçilen başlıklar okuyucunun ilgisini çekmek üzere hazırlanmış. Pornoya bakan herkes de okumuştur o yazıyı. Yani başka bir deyişle kadınlı erkekli gazete okuyucularının % 98 i.

Gazeteden alıntı yapıyorum.

Mahkeme kararında bir cinsel eylemin doğal sayılmaması için bunu yapanların “iğrenç ve vahim bulunması, yapanların kısmen veya tamamen akıl hastası olduğuna delalet etmesi” gerektiğini belirtmişti.

O zaman postaya şöyle bir Japon illüstrasyonla gireyim. Ne iğrenç, ne de vahim… Akıl hastalığı yerine de ”deha” kelimesinin kullanılmasından yanayım.

226 sayılı kanuna dayandırıp 4 sene verilebilirmiş, habere göre. Başta da dedim, az bu ceza… Eloğlu 15-20 sene veriyor. Bizimkiler ellerini korkak alıştırmasın.

Iowa’dan bir Amerikalı geçenlerde tutuklandı. Suçu japon manganın bir türü olan Lolikon’a olan ilgisi.. Adamın mailinde ele geçirilmiş, lolikon illüstrasyonlar. 250 bin dolar para cezası ve 15 yıl hapis istemiyle yargılanacak. Lolikon kolleksiyonunu da elinden alacaklar. Lolikon nedir diye merak edenleri wikipedia’ya yönlendireyim. Lolikonu temsilen buraya koyduğum resim için bana küfredeceklere de görseli aynen wikipedia’dan aldığımı belirteyim.

Esasında ben bu konuyu başka şekilde de işlerdim, ama bu lolikoncunun konusunu da yazacaktım, ikisini birleştireyim dedim. Tabii daha yeni yazdım, olgun erkek-genç kadın ve Berlusconi ile -18 kızların ev partisini. Bir nevi bu yazıyla yine kendimi ateşe atıyorum. Neyse, çok da umurumdaydı…

Emin olun yaşantınız boyunca pornografi, suç ve cezası gibi haberleri yüzlerce defa duyup okuyacaksınız. Her seferinde tartışmaya açmak, ikirciklenmek, insanları ikna etmek, kendimiz ikna olmak… Tüm bunlar yorucu. Ben size en iyisi haddim olmayarak balığı tutmasını göstereyim. Ben böyle bakıyorum olaylara, o zaman çözmesi kolay oluyor.

Bazı kelimeler ağızlarda çok gezerse etkisini ve anlamını kaybeder. ”Düşünce ve ifade özgürlüğü” buna. Ayrıca düşüce ve ifade özgürlüğünün yanında  enformasyona ulaşım özgürlüğünün de buna eklenmesinin mutlak gereklilik olduğunu iddia ediyorum. Pekçok ”adam gibi” ülkede bunu ayırmazlar zaten, hep bir arada, içiçedir. Yalnız nüans farkları var, beraberce üzerlerinden geçelim..

- Düşünce özgürlüğü mutlak tabii ki. Kimse kafanıza girip neyi düşüneceğinizi söyleyemiyor. Çok şükür en azından şimdilik…
- İfade özgürlüğünde
ise hakaret ve karalamaya karşı her yerde bir takım yaptırımlar var. Bizim ülkede bunun çivisi çıkmış, o ayrı. Happşu diyene dava açıyor millet. Herkes, herkesle davalı…Ancak hakaret ve kişilik haklarına saldırı olup, yalan haber yapılmadığı sürece ifade özgürlüğü var.
- Enformasyon özgürlüğü
ise tıpkı düşünce özgürlüğü gibi mutlak… Burada bazı noktalar var. örnek olarak ”devlet sırrı” diye birşey var. Vatandaşın enformasyon özgürlüğü burada yok doğal olarak. Ancak dikkat edelim, bu tarz materyali ele geçirmeye çalışmak ve yaymaktır suç olan. Yoksa bu tarz bilgi bize bir şekilde geldi, ya da bir gazeteci olarak anonim birinden böyle bir bilgi/belge aldınız. Suçlu değilsiniz o zaman..

Çocuk pornografisi ve şiddet pornografisinde tabii ki bir istismar var. Üzerine gidilmesi çok doğru. Ancak maalesef Türkiye’den ve dünyadan haberlerde hep ele geçirilen çocuk pornografisi videoları ve resimleri oluyor. Hani, nerde bu filmleri, fotoğrafları çeken insanlar? Onlar hiç yakalanamıyor bir şekilde. Sen (faraza) açıp çocuk pornografisine baktığın zaman, zaten iş işten geçmiş, suç işlenmiş… Bu filmleri çeken ve yayan  kişilerin cezalandırılması son derece yerinde. Fakat enformasyon özgürlüğünü referans vererek bu tarz materyalleri bulunduranların cezalandırılmamaları gerektiğini düşünüyorum. Bakın arka çıkmıyorum bu materyalleri bulunduranlara!!!. Yalnızca ”devlet sırrı” örneğinde verdiğim, veya aklınıza gelebilecek yüzlerce örnekteki olayları referans vererek bu sonuca ulaşıyorum. Ben bu sebeple internette hiçbir enformasyona karşı sansür uygulanmaması gerektiği fikrindeyim. Buna bomba imalatını gösteren siteler de dahil…

Karşı çıkanları duyar gibi oluyorum. Zannedersem bir kısmınız bazı koşullarda enformasyon özgürlüğünün kısıtlanmasından yanasınız. Ancak buna ok dediğiniz zaman tuzağa düşüyorsunuz. Çünkü bu yaptırımı uygulayacak olanlar da işini yapacak değil mi? Nasıl yapacaklar? Mailler kontrol edilmezse (lolikoncuda olduğu gibi), telefonlar dinlenmezse, internet siteleri filtrelenmezse, bunu nasıl yapacak devletin memuru?

Evinde lezbiyen, homoseksüel, BDSM videolar bulunduranlar için de aynı şey geçerli olmalı. Hatta Kenneth Pinyan’ın videosunu bulunduran adam için de… Suçlu orada at ve o videoyu yayan kişi. Biz kullanıcı olarak suçlu değiliz, olmamalıyız.

Hele Iowa’daki adamın hali daha da içler acısı. İşlenmemiş bir ‘’suç”u tasvir eden animasyonları bulundurdu diye 15 yıl hapis. Allahaşkına hanginiz bilgisayarda oyun oynamıyorsunuz. Şarjörü doldurup kafaya boşaltıyoruz, üzerimizde beyin parçacıkları. Video oyununu bırakın, sinema sektöründe ne şiddet sahneleri var. Yani yetişkinlerin kafaları uçurmak okey, kılıçla gövdeleri üçe beşe ayırmak okey, sanal olarak adam öldürmek okey. Oyundan sonra arkadaşlarla buluşup birer bira çekeriz, belki bowling… Ama yukardaki üç çocuğu iç çamaşırıyla tasvir etmek… Etmek de değil, edilmiş hallerini elde bulundurmak… 15 yıl hapis, 250 bin dolar…

Bunu anlayan biri varsa aranızda, bana da açıklasın.

Sizce bu akıl hastalığına mı delalet?

Bookmark and Share