Tecavüze Uğrayan Kadın Askerler ve Pazartesi Notları # 11

80 asker, yağmurdan korunmak amacıyla, doktrin komutanlığının propaganda için kullandığı yarısı açık anfinin saçakları altına sığındık. Saçaklara çarpan yağmur oradan da Antalya’nın kuru toprağına vuruyor. Yağmur damlalarına 80 askerin 70 kadarının balgamlı tükürüğü de eşlik ediyor. Pislikten ve salgın hastalıktan herkes faranjit. Ben tüküremem. Ömrüm boyunca şöyle derinlemesine bir hıaaarkhhhh tuuuuu yapmışlığım yoktur. Bir kere esprisine deneyeyim dedim, ibne gibi oldu.

Balgamlı tükürüklerin yanında anua da goyanlar bol. Ha bir de sigara dumanı. Türk’ün ağzında emzik gibi o zaten.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen yağmurun sesi harika. Kokusunu da ter ve sigara dumanı arasından hissetmek mümkün.

Anua goyaaanlar ve avradını zikeeenler arasında gözlerimi kırmızı üzerine beyaz harflerle yazılmış ”tek bayrak, tek ülke, tek dil” yazılı tabelaya diktim. Bir ona bakıyorum, bir de ”Türk askerinin dünyanın en iyi kalpli askeri olduğu”na dair bir başka tabelaya. Her iki tabelanın harf toplamının çift sayıya bölünür veya bölünmezliği üzerine bir kısa araştıma üzerindeyim. Sonra da bir tabelanın harf toplamını, öbür tabelanın harf toplamı ile kafadan çarpmaya çalışacağım.

En güzel askerlik anım, günüm bu benim.

İstanbul’da da hava boktan galiba. Yağmur attırır mı bilmiyorum. Yağmuru hep sevdim. En sevdiğim meteoroloji durumu diyebilirim. Hani bir sevgilim vardı ya, Huzuru balina seslerinde arayan. Ben de yağmurun sesinde buluyorum.

Şimdi bir kafede otururken bu ilginç siteyi buldum. Yağmur yok henüz, camdan öyle görünüyor. Ama kulaklığı taktım, öyle yazıyorum. Nefis yağdırıyor. 15 dakikalık, yüksek ses kalitesi ile internetten yağmur. 15 dakika bitince yine başa sarıyor.

Eve vardığımda, bunu yatak odasına düzenek ile kurmayı düşünüyorum. Bunun kokusunu da yapsalar…

Aklınızda bulunsun, bu tip internet siteleri için ‘’single serving sites” tanımlaması yapılıyor. Tek fonksiyona sahip bu siteler, o tek fonksiyonu çok iyi yapmaları ile dikkat çekiyor.

#Dünya kadınlar günü, eşitlik, feminizm konularına girmek istemiyordum ama hadi madem bir askerlik anısıyla da olaya girdim, oradan devam edeyim. Time Magazine diyor ki, Pentagon kaynaklarına göre Amerikan ordusunda görev yapan kadınlar gece tuvalete veya su içmeye kalkmaktan çekiniyorlarmış. Sebep?

Amerikan Mehmetciği, orduda nüfusu % 15 i bulan Ayşegül’ü karargahta, tenhada sıkıştırınca sikiveriyormuş. Yalnızca 2008 yılında 3000 tecavüz şikayeti gelmiş. Dediklerine göre bu rakam, tüm tecavüz vakalarının % 10 ila 20 si arasında. Çoğunlukla şikayetçi olmuyormuş kadınlar.

Hani bizde bir geyik var ya, ”Lan madem eşitsin, gel sen de askerlik yap” diye. Demek Memedimin aklında başka birşey var. Gerçi kırmızı tabela üzerine beyaz harflerle ”kadın er ve erbaşları düzmeyin” diye yazarlarsa bu problemi hallederler kolaylıkla.

# Yazar olsam kitap kapağımı, müzisyen olsam albüm kapağımı tasarlattıracağım yegane artist Trevor Brown. Alice Harikalar Diyarında yakında sinemalara geliyor herhalde. Brown’un Alice temasını işleyen bu iki çalışması ise poster olarak da satışa çıkacak yakında.

Bu posterler gibi 32 değişik çalışmasını barındırdığı, 80 sayfalık kitabı ise 5880 Japon yeni fiyatı ile buradan satın alınabilir.

#Düşüncelerimi toparlar toparlamaz bir Fenerbahçe blogu olan Papazın Çayırı‘nda da yazacağım. Çok yazarlı bir blog olan Papazın Çayırı ile şans eseri tanıştım. Üniversiteden sıkı arkadaş olan bir grup insanın aslında çok başka konuları da aralarında tartışırken böyle tek konulu, spesifik bir bloga düşüncelerini dökmeleri çok güzel.

#Futboldan devam edeyim. İtalya Serie A da 2 oyuncu Tanrının adını küfür ile birlikte kullanınca federasyon tarafından cezalandırıldılar. Katoliklerden ve dangalaklardan Tanrı sizleri korusun. Bunların ikisi çok nadir ayrı geziyor zaten.

#Eğiticisini öldüren katil balinanın videosunu seyretmişsinizdir belki. İlkönce ona bir bakalım, sonra İncil’i dinlememenin cezasını gören münafıkların gafletini değerlendirelim.


American Family Association (AFA) tüm trajik olaylarda kıblesini kutsal kitaplara ve dinlere dönen imanlıların yaptığını yapıyor ve “Bible ignored, trainer dies” diyor.

Bakın İncil’de ne diyormuş. Tıpkı Kuran’da olduğu gibi herşey binlerce yıl öncesinden insanoğluna açıklanmış. Yeni arayışlara yönelmek, tekerleği yeniden icad etmeye çalışmak beyhude.

Eğer bir öküz, erkek veya kadını boynuzlayarak öldürürse bu öküzün taşlanarak öldürülmesi icab eder. Bu öküzün eti de yenmez.Sahibine ceza vermeye gerek yoktur. Exodus 21:28

Yani katil balina Orca’nın taşlanarak öldürülmesi gerekiyor aslında. Yalnız bir ayrıntı daha var. Bu katil balina daha önce de bir öldürme olayına karışmış. Bu ilk vak’ası değil yani. Buna da cevab veriyor kutsal kitab… Anlayana…

Fakat öküz zaten saldırgan ise ve sahibi de buna rağmen önlem almayıp başkasının ölümüne sebep veriyorsa öküz ile beraber sahibini de taşlamak lazımdır.Exodus 21:29

İşte bu yaa…

Neyse, yukardakine ve aşşağıdaki tebasına gerekli, haftalık ayarı verdikten sonra blog dünyası ile bitireyim.

# Hani 16-17yaşında hevi metalci genç müzisyenler vardır. Bunlar diğer amatör grupların konserlerine gidip, en ön sıralarda ellerini göğüslerine kavuşturarak rakip grup ve müzisyenleri ukalaca etüd ederler. Kendileri gitarın akordunu yapamaz ama davulcu şurada sıçtı, gitarın tonu çok tiz, vokalist detone oldu şeklinde yorumları ile mastürbasyon yaparlar. Hah.. onlar işte.. Bunların bir de blog versiyonları var. Adabıyla blog okuyanları tenzih ederim, ama bir de edepsizler var. Bunlara en güzel cevabı Arada Bir Yer adlı blogundaki yazısı ile Sütlükahve veriyor. Hep böyle bir blog yazısının yazılmasını istemişimdir. Bir manifesto gibi dursun bir yerde. Yeri geldikçe referans vermek lazım.

# Barbarella’nın Ellere Servis diye bir blogu var. Seks ve erotizm konulu bloglara link vermekte dikkatli davranmak lazım geldiğini öğrendim. Burası safe ama. Yaş 30 hatunun. Ne demek istedimse? İyi ama, okunur…

Bookmark and Share

Medya Üzerine Haddini Aşan Tespitler. Bir de Gitar Blogu. Kısacası Notlar # 9

E kolay’ın kadınlara yönelik bir portalı var. Sağlık, cinsellik, moda vesaire konularının yazılıp, çizildiği. Meğerse bu portalın erkekler için olan versiyonu da varmış. Açıkcası hatırlamıyorum yine E kolay’dan mı, yoksa Mynet’den mi? Onun da şuradan farkına vardım; birgün FriendFeed’de açtıkları hesap ile beni takibe aldı bu portal. Aslında beni takibe almaları, beni adam yerine koyduklarından değil, spamın bir başka türü bu. Yani kafadan FF üyelerini geçiyorlar, günde 1500 kişiyi takibe alıyorlar. Aralarında 150 tanesi de sıkıntıdan bunları geri takibe alırsa kazanç sayılıyor. Sonra portalda çıkan haberlerin linklerine boğacaklar bu insanları çünkü.

Baktım neyin nesidir diye. İçerikten önce, FriendFeed gibi yaşayan, dönüşen bir küçük toplum modelinde ne gibi bir profil çiziyor, davranışları nedir, buna bakıyorum. Oldukça statik, yalnızca portalda çıkan yazıların, haberlerin kuru kuru linkler ile aktarıldığı bir profili yansıtıyorlar. Vergi dairesinde kayıdı olan, sahibi bilinen, markalaşmış, ancak arkasında birebir kontak kurabileceğim Celalettin Z. ya da Mr. Big gibi bir hesap sahibinin olmadığı bir FF profili. Dolayısıyla ilgimi çekecek birşey de yok. Soru sorsam cevabı gelmez, gelse de ortadan keser. Birşey ortaya atsam altına pozitif veya negatif yorum yazmaya da tenezzül etmez.

Sosyal medya uzmanı diyorlar. Guru, geek gibi eklentileri de var. Türkiye’de bu işlerin üniversiteleri falan var herhalde. Mezun olunca kartvizite de yazılıyor, gayet güzel duruyor. Yalnız iş alıyor mu bu arkadaşlar bilmiyorum. Alıyorlarsa da bu portallardan almıyor olmalılar. Kullanıcı açısından kullanılabilirliliği ve atraksiyonu sıfır (rakam ile 0) olan bu tip mecraları internet galaksisinde başıboş, terkedilmiş, yüzen reklam panosu görevi üstlenen hurda uzay gemilerine benzetiyorum ben.

Tabii ben bu işin amatörü olduğumu şöyle belli ediyorum. Sonuçta bu tip platformlar reklam alıyorlar. Alan da veren de memnun olmalı ki bu aynen devam ediyor uzun zamandır. Haksızlık da etmeyelim… İşin aslı, bunlar büyük kitlelere hitap ediyor, sürümleri oldukça fazla. Kıyıda köşede kalanların ise yaratıcı olup, nişlere kendilerini yönlendirmesi akıllıca.

Teknoloji ve internetin gözünü hep beraber yiyelim bu arada. Medya A.Ş lerin dünyanın parasına yaptırdıkları internet platformlarına, maaşlı kadrolarına, plazalarına kafa tutmak, ayda 149 kron 90 öre’ye mümkün. TL hesabı 30 liraya geliyor. Bu pazartesi postasının en altında sebebini söyleyeceğim. Önce kafama bu konuyu takan Alex Witjas‘a değineyim. Sitesinde fazla bir bilgisi de yok gerçi. 20 li yaşlarında bir grafik tasarımcı hatun. Konu etmeme sebep, kendi imkanlarıyla çıkardığı magazin.O kadar da alçakgönüllü prezente etmiş ki çalışmasını…

Self published mini-mag exploring sex & relationships

diyor. İşte bu kadar. Kıskandım, önünde saygıyla eğildim. Başından beri düşündüğüm bir projeyi hayata geçirmiş hatun. Markette rafta görsem, para verip alacağım birşey yapmış. Ya da neden kızın sitesinden direk olarak indirip, güzel bir kağıda basamıyorum? Henüz böyle bir sistemi bana sunmuyor Alex. Ancak teknik olarak mümkün bu. Örneklerini orada burada, yavaş yavaş görüyorum. Enkaz yığını, hantal uzay gemileri başıboş bir şekilde dolansınlar galakside, son teknolojiyi ve yaratıcılığını kullanan küçük, mobilize birlikler birbirinden bağımsız olarak bunlara ışık yılı fark atmak üzere.

Farklı, başka bir örnek Türkiye’den. Futuristikamag… Sitenin Türkçe versiyonu inşaat alanı. İngilizce versiyonunda gayet güze açıklamışlar ama.

Futuristika is Khalkedon-Istanbul based magazine dedicated to art in all of its various forms. We try to promote work from established and emerging artists together. Although we draw no lines and make no distinctions, we prefer the work to be unique, interesting. We simply love art, in a way of non-snob, but minimal aspect.

FriendFeed’den buldum bunları. Pagan kullanıcı adı ile başına bir iş gelmesinden korkup, kaçak güreşen bir arkadaş, Kabus Kerim adlı DJ’in podcast’ına da link vermişti. 60 ve 70 lerden Saykodelik törkiş funk hadisesi olarak.  Çocuğu tırsaklık ile suçlamak yanlış oldu belki. Yalnızca demode desek de olabilirdi. Trendsetter lara göre artık gerçek isim kullanmak moda. Bakın Facebook da bile herkes gerçek ismiyle ülkeyi kurtaracak aktivist hareketlere bir milyon imza topluyor… Futuristikamag’ın bir marka olmasına engel bunlar. İçerikten bile daha önemli bu tip ayrıntılar.

Yeri gelmişken, homoseksüel değilim ama arkadan vermeye doymam diye bir laf var, eşcinsel arkadaşlarım mazur görsün, insanın içinden gelenle dışarıya verdiği mesajların uymaması sorunsalına örnek vermek için söylemek zorunda kaldım. Bunu bu kadar sert alıp kalpleri kırmamak için biraz ters çevirip, değiştirelim. ”Rock and Roll severim aslında. Bir de elektrik gitarın sesi kulağımı tırmalamasa…”

Rock and roll ve elektrik gitar deyince… Yeni blogum Gitari.st i büyük bir ihtimalle buradan takip edecek insan sayısı fazla olmaz. Ancak müzik dinlemeyi sevenler için arada bir yapacağım albüm tanıtımı ve bu albümlerden örnek parçalar belki aranızdan rock, jazz, blues sevenlere birşey ifade edebilir.

Bir dostum bana aklı veriyor güya:

5 Posta’da bahsettiğin konular yüzünden bazı yeteneklerinin gözardı edilmesine sebep veriyorsun. Kafanı kullansan kendin için daha yararlı şeyler yapman mümkün.

Sağolsun, hem iltifat ediyor hem de beni düşündüğü için böyle söylüyor. Bense böyle bir blogda anonim olarak yazmaktan çok mutlu ve huzurluyum. Ayrıca pornografi mükemmel bir turnusol kağıdı görevi görüyor.”Kimin bloguna yorum yaptığına, kimin feedine layk verip ismini onun ismi ile yanyana koyduğuna dikakt et” tarzı bir düşünüşle mahalle baskısı oluşuyor belki ister istemez. İşte tüm bunlara rağmen, yine de olumlu veya olumsuz yorum yapmaktan çekinmeyen insanları, ismine ve rumuzuna ve titrine bakmadan sanal da olsa ”gerçek dost” diye nitelendiriyorum. Biraz ota, boka bulaş, bunları yaparken dangalak a dangalak de.  Sonra bir dur etrafına bak. Kimler kalmış, kimler kaçmış…

Kalanlardan biri Muammer Okumuş. Herhalde 2 sene oldu onun bloguna bir yazı yazmak için söz vereli. Geçenlerde, ”her görüşüne katılmasam da takip ediyorum. Bu arada bana verdiğin sözü de yerine getirmeni bekliyorum” diyerek bir ayar verdi bana. Bitirirken, bu postanın başında bahsini ettiğim konuya döneyim;

Mynet, E kolay gibi medya aktörleri, yalnızca 149 kron 90 öre masrafla, kullanıcıları ile daha iyi bir diyaloga girebilecekken bunu akıllarına bile getirmemeleri veya pasajlarda binlerce TL lik kira ödeyip, pahalı gazete ilanlarına kendilerini bırakan Ibanez ve Cort bayilerinin neden kahve parasına tenezzül edip, bir paylaşım platformu yaratamaması üzerine olan yazımı, Muammer ve Burcu’nun ortak yazdıkları blogları Moth and Moth‘da okuyabilirsiniz. (Henüz yayınlanmamış olabilir. Ben bu postayı atayım, Muammer yazıyı girdiğinde girer.)

Bookmark and Share

7 Olmadı 5 Oldu – Pazartesi Klasiği # 8

Bloglar arasında mim denilen zımbırtıyı biliyorsunuz. Hani bir soru bir başka bloga gönderiliyor, o da sırasıyla aynı soruyu kendi seçtiği diğer bloglara iletiyor. Bir ara oldukça yaygın olan bu fenomen ile pek fazla hoşlaştığımı söyleyemem esasında. Hatta buna Türk blog aleminde son vermek için bir girişimim de olmuştu, hatırlarsanız… ”Hangi blog yazarını düzmek istersiniz” diye bir soruyu döndürerek Türk blogosferindeki ahlak erozyonuna önayak olmuştum.

Pazar günü gacısının altına yorum yapan Gece ”eskiden bu tarz şeyler daha gürültü, patırtı koparıyordu” diyor. Evet bebeğim.. Ama herhalde bunca zamanlık çaba ile toplumun internette takılan bölümünde istediğim ahlaki çöküntüyü ve çözülmeyi yaratmış olmalıyım ki, o günlerde ”ooooouww” denilen şeyler bugün ”yapma ya, öyle mi” oldu.

Buna bir başka örnek, Madde Bağımlısı blogunun yazarı Deniz tarafından ”en yaratıcı 7 blog” arasında gösterilmem üzerine bir blog okurunun yaptığı yorum:

Aşağıdaki karikatürün mantığı ile ilerleyen 5posta nın bu listede bulunmasını ve Yüce Zerey’in bunu olumlu bulmasını hicapla karşıladım.

Kılavuzu Atatürk olanın burnu b… tan kurtulmaz diyen, tavuklarla ve domuzlarla ilişkiyi gösteren pedofili bir blog bu güzel listede olmamalıydı.

Yüce Zerey’i kınıyorum. Diğer arkadaşlara tebrikler sunuyorum

Herşeyden önce, Deniz’in beni bu 7 blog arasında görmesi gerçekten gurur verici. Arkadaşlık-ahbaplık ilişkisi için söylemediğimi de Madde Bağımlısı‘nı ve Deniz’in Fırat ile beraber yazdığı diğer blogu Tamamen Atıyorum‘u okuyanlar anlayacaklardır. Sonuçta Deniz, bu alemin ayağı yere basan elitleri arasındadır. Benden duymuş olmayın.

Anonim yorumcu arkadaşın bu seçim üzerine yazdığı yorum da onur verici. En az 7 blog arasında yer almak kadar gurur verdi bana. Karikatür de cuk oturmuş. Evet, aynen öyle..

Demek ki bu da bana pas edildiğine göre, benim de 7 tane blog seçip, bunlar hakkında kısaca yazmam gerekecek. Ben de kişisel ve çok bilindiğini zannettiğim bloglar yerine, az duyulduğunu zannettiğim veya benim henüz yeni işittiğim blogları almayı mantıklı buluyorum.

Bu çok zor işte ! Birincisi, ben çok fazla blog takip edemiyorum. İkincisi, takip ettiğim blogların çoğu düzenli yazmıyor ya da bir süre sonra yazmaktan vazgeçmiş oluyorlar. Kişisel veya konulu olsun 70 e yakın Türkçe blog varmış RSS okuyucumda. Belki bunların arasında düzenli olarak güncelleyen 15 tane var, yok… O yüzden 7 yi dolduramayacağım. Araya bir iki tane de gavur koyarım diye düşündüm.

BiziBozmaz
Bu aslında oldukça tanınan bir blog olmalı. Ama ne benim onlardan, ne de onların benden haberi varmış bugüne kadar. Bono ile ilgili yazım üzerine bana yer vermişlerdi bloglarında. O vesileyle haberim oldu benim de. Esasında konulu blog diyemeyiz buna. Ama konusuzluğu niş olarak almış demek mümkün. Bir nevi magazin blogu olarak nitelendiriyorum ben bu tarzı. Magazin derken, o mankenin götü, bu şarkıcının tokmakcısı şeklinde haberler değil. Adam gibi magazin…

UndoMondo
Mersenne takma adı ile friendfeed’de tanıdığım bir müzik delisinin blogu UndoMondo. Beni yine köyden indim şehire pozisyonunda bırakan şahıs. ”Aaaa herife bak, ne harika bir müzik blogu yapmış” derken, bir baktım herkes tanıyor adamı. Hatta kızlara çektiği CD leri, beraber takıldıkları barların barmenleri vasıtası ile onlara ulaştırmak gibi bir cool davranışı da kendine rutin olarak kazandırmış kişi. ”Bu CD yi sana çekiyorum ama amacım seni götürmek değil. Adam gibi müzik dinle, neyin ne olduğunu anla, hayatını boşa harcama” gibi bir satır arası seziyorum Mersenne’de. Şöyle tanımlıyor kendi blogunu:

Undomondo is an mp3 blog that supports and promotes good music regardless of genres, periods and geography.

Limbo – Pillow
Bir müzik blogu daha. Gerek müzikle ilgili internette araştırma yaptığım zaman, gerekse elime bir müzik magazin aldığım zaman muhakkak Spotify açık oluyor. Eleştirisini okuduğum, duymadığım bir artisti anında, sıcağı sıcağına denemek istiyorum. Limbo – Pillow için de aynısı geçerli. Açtım, Ólafur Arnalds veya Álfheimr gibi, adlarını o güne kadar duymadığım grupları, artistleri dinliyorum. Bir yandan da Dream Endless rumuzlu Limbo – Pillow yazarının bunlar hakkındaki yazılarını okuyorum. Yazı dili tek kelimeyle harika… Müzik de eminim öyledir. Yani indie sevenler için öyledir herhalde. Ben hiçbir parçanın sonunu getiremedim. Ama itiraf etmem lazım, benim müzik zevkim daha old fashioned. İzlandalılar’ı müzikleriyle başbaşa bırakmak işime ve kulağıma geliyor. Ama dediğim gibi, blogu okumak zevkli. Eğer yeni şeyler keşfetmek istiyorsanız ve Dream Endless ile müzik zevkleriniz uyuşuyorsa kesinlikle tavsiye ederim.

Son iki bloga geçmeden önce bir ara vermek istiyorum. Başka birşeye kafam takıldı. UndoMondo ve Limbo-Pillow yazarlarının rumuzları… Adam gibi rumuzlar bunlar. Bir gizemi, ne bileyim şeysi var.

Bakın nereye geleceğim? Hafta sonu hatunun biri mail atmış. Seksi bir de rumuzu var, yazmayayım buraya, tanıyan çıkar belki. Kısa bir mail, şöyle diyor:

blog aslında ilgi çekici ama..Fenasi nicki hiç olmamış.Degiştirmeniz mümkün müdür?

Hahahah !!!!. Bunu kafaya benden fazla takanlar var demek. Cevabım şöyle oldu:

Değildir, maalesef. Aslında ben de rahatsızım bundan. Benim böyle isim uydurma yeteneğim falan yoktur pek. Başlarken de zaten hiç ciddiye almadan başladım bu bloga. ”E hadi bu rumuz olsun, bir de oturup bunu mu düşünücem” diye şeyttim. Sonra işler ilerleyince bu sefer değiştirmek için geç kalmış oldum.

Bir yandan da şöyle birşey var ama; böyle cool olmaya çalışan insanların uydurdukları nickler var. Genelde ucubik yerlerden çıkarıp, tarihi bir isim veya yazar adı falan koyuyorlar. Ya da cool bir filmden cool bir tip… Hiç olmadı Rus liginde alt sıralarda bir takımda ilk 18 e giremeyen bir futbolcu ismi bile çok cool olurdu. Anatoly Korsakoff? Nasıl? E ben bu tarz şeylere de gıcık oluyorum. Kontrpiyede bırakmayı seviyorum ben insanları. O yüzden esasında Fenasi nick i de çok kötü değil diğerlerine bakınca.

Neyse ya, bu da böyle işte…

BabyArt
Şu ”Atatürk düşmanı domuz, köpek, pedofili blogu” payesini taşımak kolay değil. Bu blog, sağdaki takip listeme en beğenerek koyduğum blog diyebilirim. Orası da çok kalabalık oldu, belki çoğunuz atlamış olabilirsiniz diye yine buraya almakta sakınca görmüyorum.

İngiliz sanatçı Trevor Brown, batı dünyasında, onların dili ile ”moral panic” dediğimiz şeyden kurtulmak için kendi kendini Japonya’ya sürgüne göndermiş bir sanatçı. ”Toplumda varolan tabuları yıkıp, sonra bunun insanlarda ne tepki yarattığına bakmayı seviyorum” diyordu bir röportajında. Şimdi ben ne anlatsam az kalır, en iyisi kendiniz bakın. Aranızda bana hediye almak isteyen olursa Trevor’un çalışmalarını Amazon‘dan bulabilirsiniz.

Jacques Magazine Blog

Apple iPad çıkmadan önce bayağı heveslenmiştim. Artık kitapları, magazin dergileri yepyeni bir şekilde okuyabilecektik. Büyük fiyaskodan sonra anladım ki, bir süre daha dergileri ve kitapları kağıda basılı olarak tüketeceğim. Bu pek de kötü birşey değil. Bazı dergileri elde tutmak, kağıdını koklamak, misafir odasındaki coffee table ın üzerinde dekor olarak kullanmak çok başka…

Erkek magazin dergisi yok alacak. Hele de Türkiye’de. Bir ara geldiğimde şöyle bir baktım… Çamur hepsi.. Hitap ettikleri kesimler, Hürriyet gazetesinin Max bölümüne bakanlar veya bir gıdım yukarısı. Sonra da diyorlar ki, gazete ve dergi branşları krizde. Sırf Türkiye için de diyemeyiz, tüm dünyada böyle. Sen ilkönce iyi bir dergi çıkar bakalım. Sonra satmak için de çaba göster. Medya plazandan kafanı bir çıkar, yeni kanalları kullan, milleti kendinden haberdar et. Bakalım ne oluyor o zaman?

Jacques Magazine nedir? America’s New Erotic Quarterly… Böyle demişler kısaca. Daha önce burada bahsettim, zannedersem bu magazinden ilk sözeden de ben oldum. Bilmiyorum Türkiye’deki medya patronları arasından bu magazinden haberi olan var mıdır? Olsa da farketmez, böyle bir dergiyi hazırlayabileceklerini zannetmiyorum.

İnternet üzerinden free erotik ve pornoya ulaşım hiç bu zamanki kadar kolay olmamıştı. Ancak kredi kartımı çıkarıp, dergiden yıllık abonmanlık almamı sağlayan, Jacques Magazine’in blogspot üzerinde açmış olduğu bu basit blog oldu. Geleneksel, kağıda basılı medyanın kendini krizden çıkarması için yapması gereken açılımlara çok iyi bir örnek. Okyanusun öbür tarafındaki insanların senin hakkında konuşmalarını nasıl sağlayacaksın, kendinden nasıl haberdar edeceksin milleti? Blogların insanlarla iletişirken kullanabileceği, insanları (potansiyel müşterilerini) kendine ulaştıran bir link edinmelisin. Bir de bloguna video koyup, bunun diğer bloglar tarafından da yayılmasını sağladın mı…

Jacques Magazine presents Tori from Jacques Magazine on Vimeo.

Bookmark and Share

Pazartesi Kuşağına Geciktirici Sprey Kullanınca #4

Bilen biliyor, tutkulu bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ancak ”birgün herkes fenerbahçeli olacak” sloganını hiç sevmiyorum . Böyle birşeyi asla arzu etmem, ciddiye almayıp sırf slogan olarak ele alsak bile çok aptalca bir istek. Çoğulculuktan yanayım. Her rengi istiyorum çevremde. Ama bu renkleri, farklılıkları akıllı insanların yaratması lazım. Düşmanım bile olsa akıllısını isterim. Gökmen Özdenak yerine Gökberk Bilgin her zaman tercihim.

Derin Düşünce isimli, (blog demeye dilim varmıyor) bir fikir platformu var. Bir gözatıp, başlıklara bakarsanız ”hassktr, herif bunları mı okuyor” diye düşünebilirsiniz. Kendilerine liberal müslüman diyen bir grup insanın yazılarına yer veriyor Derin Düşünce.

Din konusu biliyorsunuz önemli benim için. Toplum için bir tümör olarak görüyorum dini, aralarında ayrım yapmadan. Yalnız şunun farkına varmaya başladım bir süredir: Belli bir kısım inançlı kişi ile bazı konularda ortak düşüncelerde toplanıyoruz. Oysa aramızda debisi çok yüksek, çılgınca akan bir nehir var. Hiçbir şekilde biraraya gelemezmişiz gibi görünse de benim böyle insanlarla aynı toplumda yaşamaya bir itirazım yok.

Sonra nehrin kendi bulunduğum tarafına bakıyorum. Başları sıkışıp işler yolunda gitmeyince çözüm üretmek yerine mozoleye çelenk koymak için taş binalara akın eden insanlar var benim tarafımda. Her yıl Kasım ayında normal işinde gücündeyken, köprü trafiğinde veya dershanesinde eğitimini, öğrenimini yaparken, bir anda avda gözüne lamba tutulmuş tavşan misali paralize olan insanların arasındayım ben. Bu pasiflik, bu arabesklik, bu style à la Soviet canımı fena halde sıkıyor. Benim tarafım sararıp kururken karşı taraf yeşeriyor çünkü.

Bugün Derin Düşünce’de ayak üzeri okuduğum şu yazı, beni bunları yazmaya itti. Yorumlarda benim tarafımda bulunup, bana ayar vermeye kalkışan olacaktır belki. Ben sevdiğimden tokatlıyorum sizleri. İyiliğinizi, iyiliğimizi istediğim için.

Diğer notlara devam. Kızarıp, bozaranlar, kafayı kaynatanlar olmuştur aranızda, motoru soğutalım.

Konusunu seks, cinsellik olarak seçen bloglar geldi, geçti aramızdan. Bunlardan Evli Adam ilk başta çok tepki alsa da oturttu gibi (yorum yazmadığıma bakmasın RSS den takip ediyorum, o yüzden), sonrasında ise başka blog pek göremedim. O yüzden Nastenka uzun soluklu olur diye umuyorum. Çok uzun zaman olmadı keşfedeli. Bazı yazılar şiirsel ögeler taşıyor, ama off bu ne yaa dedirten cinsten değil. Yanlışım olabilir, ama bu hatun doğuda bir yerde öğretmenlik yapıyor galiba. Kısa, kısa konuşmuşluğum var Nastenka ile… Ona Kızıl Kuşum diye hitap etmek istiyorum. Kimse mükemmel değil, kendisi yüce ideoloji komünizme gitmek için sosyalizmin bir araç olarak kullanılmasından yana. Bu hali ile daha da sempatik geliyor bana. Bu dediğim dışında ayakları yere basıyor hatunun, kalemini de beğeniyorum.

Bu postanın ilk başında yazılanlardan gayrı, ülküdaşım (Netdaş) olan Devran Eroğlu‘nun Plugism adlı blogu ”fişe takılan herşey hakkında” bir blog. Devran Eroğlu kendini -internet entrepreneur. technology enthusiast. former coder- olarak tanımlıyor. Son projesi İhtiyacımKredi de gözden kaçmasın.

Sevgili Özgür Uçkan az kalsın Mü-Yap başkanı Bülent Forta için suç duyurusunda bulunacaktı. Kanunda gerekli düzenlemeler olmadığı için bu fırsat kaçınca cebime attığı mesaj üzerine iki Arnavut arkadaşı ellerine muşta vererek 14. sü yapılan Türkiye’de İnternet Konferansı’nın çıkışına gönderdim.

Trofolo adlı blogu ise Soysopizm adlı yazısı ile keşfettim. O kadar hoşuma gitti ki, bir kısmını değil, hepsini buraya alıyorum:

Benim soyla, sopla işim olmaz. Kendin kaderini çizmedigin bir geçmişin nesiyle övünç duyma telaşına girip yahut neyinden utanç duymak sıkıntısında heder olacaksın. Kimsenin kendinden öncesi, onu diğerlerinden bir adım öne taşımıyor. İlk nefeste herkes aynı başlangıç çizgisinde. Soy ve soptan avantaj sahada geçmez. Sahada ve yarışacaksan herkes kadar önce bir hiçsin, sonra belki artarak çoğalırsın. Her defasında soy kartını koyacaksan masaya, sığınacaksan bir kelime arkasına, tribune çıkmalısın.

TheOatMeal harika bir gavur blogu. Birbirinden tamamen alakasız konuları son derece ilginç bir anlatım şekli ile ortaya koyan bu blogu sevmemeye imkan yok. 15 things worth knowing about coffee sayesinde tanıdım.

3h hareketi Türkiye’nin Tek Liberal gençlik Hareketi diyorlar. Bir bakın, bana da anlatırsınız. Fazla incelemeye vaktim olmadı.

15 yıldır ehliyetim var. Fena da araba sürmem. Ama İsveç ehliyeti alamadım. Bunda sınavın zor olmasının yanısıra arabaya ihtiyacım olmamasının da rolü var. Ehliyet alacak motivasyonu kendimde göremiyorum. Bir de ben bazı konularda çok rasyonel olamıyorum. Eğer ehliyet alırsam gidip bir Volvo almaktansa, benzin içen, eski ama lüks modifiye edilmiş bir Amerikan arabası veya yine Porsche’un eski modellerinden almaktan korkuyorum. Ekonomik olarak büyük yük getirir bana bu. Şehrin ortasında oturduğum için garaj kirası ayda en azından 250 – 300 avroyu bulur tahminimce. Bu tarz arabaların vergisi de problem. Daha depoya benzini koyup kontağı çevirmeden ayda 600 avroyu bir kenara koymak lazım. O yüzden sevgili Akay Perker‘in bloguna yalnızca bakmakla yetiniyorum. Pitcafe Türkiye’de mumla aranıp, bulunamayan konu-spesifik bloglardan biri. Yalnız ve yalnız kara para ile işin varsa orda yazılan arabaların yanından geçersin. Bu da blogu seksi yapıyor. Benim param o blogdaki arabalar arasından birtek 1956 model Corvette C 1 e yeter. Zaten en beğendiğim arabada o. Tek problem 32,000 dolara satılan bu arabanın yalnızca çocuklar için yeniden üretilmiş olması.

Bir projem vardı, bilmiyorum uygular mıyım bir vakit? 12 tane farklı gacıya Fenerium ürünlerinin vücudu saranlarından (belki bu ürünleri biraz paralayarak, yırtarak) giydirerek bir fotoğraf serisi yapmak. Sonra da bunları bir takvim haline getirerek internete yaymak. Hayrına, bedava… Yok ben bunu basılı isterim, duvarıma asıcam diyen olursa kızların imzaları ile birlikte takvimin basılısını ücretle adrese teslim. Ülke şartları ve Aziz’in bu konuya itirazı olacağını düşünerek askıya alınmış bir proje bu. Ama Beyaz Rus Kız Basket Milli Takımı için engel yokmuş anlaşıldığı kadarı ile. Artık hangisi hangisinden gördü de yaptı bilmem ama Rus Kız Rugby Milli Takımı da burada.

Yeni yılın son pazartesi kuşağını salı akşamı vererek kapatıyorum. Yılbaşına kadar başka posta olur mu bilmem? Zannetmiyorum. Olabilir de… Bitirirken…Şu Soul Train adlı 35 yıllık Tv programı beni benden almaya devam ediyor. Her Pazartesi kuşağında ondan bir video koymayı adet edinmek istiyorum. Sevseniz de sevmeseniz de.

1973 yılından… O’ Jays grubunun Love Train parçası eşliğinde dans eden cool kıyafetli, cool niggas & bitchas herhalde eski yılın kıçına tekmeyi koyarken de uygun kaçar. 1.07 deki gürbüz arkadaşa dikkat.

Bookmark and Share

5 Posta is No More

5 Posta is no more… Bir süredir düşünüyordum bunu. Siz de farketmişsinizdir, blogu eskisi kadar sık güncelleyemiyorum. Kafam düzgün çalışmıyor, konsantre olmakta zorlanıyorum. Tüm bunların sebebi, benim veya malzemenin tükenmiş olması değil. Aksine fikirlerimi, düşüncelerimi, posta eskizlerini topladığım dosyaları içeren Evernote‘um tıkabasa dolu. Kadınlar için sperm yeme kılavuzu, İncil’e göre pedofilinin cezası ve Tayland’da bir otel odasında geçen, sadist ögeler içeren hikaye denemesi sıradaydı. Fakat ben memnun değilim aynı formatta devam etmekten. Bir hobi olarak başladığım bu çalışma gün geçtikçe daha da fazla vakit istemeye başladı. Bu vakti ayırıp, formatta da değişikliğe geçmek için ise şu an kendimde o kuvveti bulamıyorum. İlerleme ve değişim olmadan ise sıkılıyorum ben.

Uzun bir macera oldu, eğlenceliydi, öğreticiydi… Harika insanlar tanıdım. Bir kısmını küstürdüm, tartıştım, kavga ettim. Benden haksız bir şekilde bu tarz muameleye maruz kalanlardan özür dilerim.

Bir de düşünce ve ifade özgürlüğü, sansür, telif hakları konusunda başınızın etini yedim uzunca süre. O yolun çoğu umut kıran ögelerle dolu olsa da, içimden ”ben şimdilik bırakıyorum, devrim olurken beni uyandırın” demek geçse de yalnız bırakmamam gereken insanlar, oluşumlar var. O mecralarda elimden geldiği kadar bulunmaya devam edeceğim.

Dediğim gibi… 5 Posta’yı yeni bir formatta devam ettirmek isterdim. Büyük bir ihtimalle o konuda çalışmalarım olacak bir süre sonra. Ancak şu an kafamı toparlamam, dinlenmem, bir time out almam

Bookmark and Share