Sapıkları Sallandıracaksın, Öyle Çok Daha Seksi
Poposuna kamçı yiyen kadınlarla ilgili yazıya ve ekteki videoya tepki gösterenler herhalde David Carradine‘in Tayland’da bir garderobun içinde, kafasına kendi geçirdiği bir torba ile penisi erekte haldeyken hakkın rahmetine kavuşmasına da bir anlam verememişlerdir. Kim suçlayabilir ki onları? Kadınları domaltıp kamçılamak hoş bir fikir. Hiç yapmadım o derecesini. Ama isterdim… Kafaya torba geçirmeyi ise bilemeyeceğim. Gelecek 10 senede yapacağım şeyler arasında yok en azından.
Özlemini çektiğim, arzuladığım, bunu yapmazsam gözlerim açık gider dediğim de fazla birşey yok aslında. İnsanın sınırlarını bilmesi lazım. Bazı şeyler yalnızca uzaktan güzel. Onları elde edebilmek için kendinden vermen gereken şeyler var. Bu bir hesap – kitap meselesi. O dolgun, taze, sulu, egzotik meyveleri yiyebilmek için o bahçeye girip, o ağaca tırmanmak gerek.
Bazıları hayatlarını o bahçenin içinde, o meyveleri yiyerek geçiriyor. Bu demek değil ki senin karınla, kocanla veya sevgilinle haftada bir misyoner pozisyonunda yaptığın seksin değeri yok. Muhakkak onun da kendi yaşadığın hayatın içinde bir değeri var.
Bu adamın adı Fakir Musafar. Kim olduğuna daha sonra geleceğim.

Meyve dedik, bahçe dedik de… O bahçenin ait olduğu malikanenin saygıdeğer ev sahiplerinden biri Musafar. Yine de ”O korse olmamış be güzelim” denilebilir. Ama adam oldurmuş kendine işte. Artık kafayı yemiş bir sapık olarak mı değerlendirirsin, yoksa tarikat lideri mi dersin? Ya da hepsinin ötesinde etnolog veya artist olarak mı adlandırırsın bu adamı, orası sana kalmış. Ta 1959′dan beri korseyle geziyor ama adam.
Nasıl ki okurla olan tartışmaların neticesinde, mahzende kırbaçlanan kadınların yer aldığı pornografiyi ben sanat olarak nitelendirirken, bazılarınız ”bana vuracak adamın amına korum” diye içgüdüsel bir tepki gösterdi, Musafar’ın icraatlarını da herbirimiz farklı değerlendireceğiz kuşkusuz.
İnterneti kullanıp da BM Ezine‘in den araklanmış fotoğrafları mail kutusuna almayan yoktur. (Yahu bu arada FF, FB, Twitter, Bloglar falan derken hala arkadaşlarından ”aa bak bu çok ilginçmiş” ya da ”bunu istioorrrrruuumm” diye mail alan var mı? Evlerinde gazyağı ile mi aydınlanıyor bu insanlar?) BM, Body Modification demek. Rabb’ ımızın bize verdiği vücudu beğenmeyip, onunla oynamak, değiştirmek anlamına geliyor. Rahmetli anneannem olsa böyle açıklardı. Dövme konusundaki görüşleri böyleydi çünkü. Ama o zamanlar kafasına, bacağına, şakaklarına, elmacık kemiklerine ve derisinin altına metal parça plantasyonunu yaptırarak şekil değiştirenler veya kasabın vitrinindeki koyunlar gibi kendini derisinden çengellere asıp, bundan aldığı zevk ile kukusunu ıslatıp, penisini kaldıran bir insan nesli de en azından misak-ı milli içersinde bilinmiyordu.
Biz genç bir cumhuriyet olarak belki bilmiyorduk ama Kuzey Amerika yerlileri ve Hinduların içinde bazı tarikatların böyle ritüelleri belki 1000 yıldır var. O kültürlerde muhakkak ayrı ayrı isimleri var bu yöntemin. Ancak günümüzde her yerde ingilizce’deki adı ‘‘Suspension’‘ kullanılıyor.
Çengellerle asıyorlar vücudu. Doğru takılmış herbir çengel 250 kiloyu taşıyabilecek kadar sağlam. Peki ya deri insanın vücudunu sağlayacak kadar sağlam mı? Bir santimetrekare deri 50 kilo ağırlık taşıyabilir. Suspension dan sonra sırtta oluşan yaraların kapanması için 2 ila 4 hafta beklemek lazım. Ancak profesyonel olarak gösteri yapanlar bu süreyi beklemiyor.
Acının hayatın bir parçası olması ve belirli dozlarda, ritüeller yardımıyla kendine acı vermenin felsefik açıklamaları tabi ki var. Bunu belki tartışılabilirsiniz. Ancak tartışılmayacak şey, böyle bir ritüel öncesi ve esnasına hissedilenler, salgılanan adrenalin ve endorfinin insanda orgazma varan, varmasa bile sonuçları benzeşen tepkiler uyandırması.
Türkiye’de icracısı var mıdır bunun bilmiyorum. İsveç’e de 2000 yılında bir Amerikalı getirmiş modayı. 4 yıl sonra 100 – 150 kadar kişi düzenli olarak kendini asıyordu. Elimdeki en son sayı bu. Aralarına yeni üyeler alıp, suspension olayını halka sevdirmek amacıyla yazları Malmö’de bir kamp yapıyorlar. Yiyecek, yatacak yer dahil 400 tl ye geliyor bu kampa katılmak. Fiyata bir kere asılmak dahil.
Tabi şimdi bu ürünü benim size satmam çok zor böyle. Ne yazsam boş… İyi işte öğrendik, ama asla yapmam deyip geçeceksiniz. Bir video var… Fakir Musafar‘ın da yer pilotu olarak katıldığı şu gösteriyi bir seyredin. Büyük ihtimal yine asmayacaksınız kendinizi. Ama lütfen söyleyin, şahane, egzotik, erotik, baştan çıkarıcı değil de ne?

15 Yorum Postalanmış
Fakir Musafar… takdir ettim adamı! Bir de “korum” lafını duyunca ister istemez “sana bi korum bi de hardcore” lafı geliyor :)) elimde değil!
resimlere bakmaya bile dayanamdım. canlı hiç seyredemem sanırım. ruh hastası bence. ( böylede etiketlerim işte)
şu görüntüleri gördükten (seyredemeyip göz ucuyla çok kısa bakmayı kast ediyorum) , bu yazıyı okuduktan, bi de yazının altındaki yorumlara göz attıktan sonra midemdeki garip kasılmanın eşliğinde şunu bir kez daha anladım ki yeryüzünde insan evladına rahat yok!
ne kadar çok insanın (canlının) derisi vücudundan sıyrılsa, barsakları sallansa boşlukta ya da buna benzer her şekilde, şiddetin her türlüsü işte vukuu bulsa bi şekilde, bu durum birilerinin kamışını kaldırmaya, kukusunu ıslatmaya yetecek, ve başka birileri de bu duruma methiyeler düzmeye, onu idealize etmeye devam edecek.
bu durumda hangi savaş neden bitsin?
@ odaci,
Hmm.. İlginç bir açıdan yaklaşmışsın. Bu durumda bilimum politikacılar, din adamları, Genel Kurmay Başkanı, Abdullah Öcalan, Saddam, PKK vesaire gözlerden ırak olur olmaz kendilerini çengelle tavana çekiyorlar.
İkiz kulelelere saldıran İbrahim Atta Londra’daki Torture Garden’in müdavimi olduğunu biliyor muydunuz? hahahahah… Böyle bir haber uyar senin iddilarını pekiştirmek için. Kusura bakma… bence tam tersi:
Takım elbise giyen, eşiyle haftada bir, o da yorgan altında seks yapan insanların işi savaş.
Fakir Musafar’ın sitesini girip bodyplay online kısmına tıklayınca açılan sayfanın altında bize hiç de yabancı olmayan, hepimizin hayatında bence mutlaka en az bir kere tecrübe ettiği bir zevkle karşılaştım: bardak çekme. Bana bunu babaannem hastalandığımda iyileşmem için yapardı. Ben küçüktüm o zamanlar, gerçi yine de keşfetmiştim mastürbasyonun keyfini ama bu iş kukumu sulandırmış mıydı emin değilim. Belki şimdi bu bakış açısıyla yeniden uygulansa içimde bir kıpırtı olabilir. Bu durum bana birkaç kere daha karşılaştığım zevk ve tedavi ikilemini hatırlattı. Romalılar hamamı buldu ama hastaları tedavi etmek için kullandı. Osmanlı hamamı görünce oğlanlarla zevk ü sefa sürdüğü bezmler düzenledi. Birinin tedavi diye baktığına öteki zevk diye baktı. Birinin hastayı götürdüğü yerde öteki tüyü bitmemiş, körpecik oğlanların koynunda kendinden geçti. Bu zevk olayının içinde yaşadığınız kültürle çok alakası var. bizim kültürümüzde bedene uygulanan şiddet inanç dolayısıyla haram sayıldığı için bedenine şiddet uygulayan tarikatlar hep kıyıda kalmıştır. Anaakım zevkler arasına girememiştir.
Şahsen itiraf etmem gerekirse dövme yaptırmaktan ve verdiği o ince sızıdan zevk alırım. Daha ötesini denemedim. Belki yapsam gelişir kendimi de asarım. Sevişirken dövülmekten, kırbaçlanmaktan hoşlanmıyorum ama nefessiz kalmak ayaklarımı yerden kesiyor. Sevgilim yüzü koyun yatırıp arkamdan becerirken suratımı eliyle yastığa bastırdığında beynime gitmeyen kan zevki katlıyor. İnsan sınırlarını ve sapıklığını yavaş yavaş keşfediyor. Kendine şans vermek lazım.
Bunun yani acı çekmekten orgazm benzeri zevk almanın çocuklukta yaşanan şiddetle ilgisi varmı bilmiyorum. Çünkü ben blogumda ara ara yazdığım gibi acı çekmekten, kötü muameleden, tokattan, küfürden tahrik olabiliyorum. Ee çocukluğuma bakarsak pekte sevgi dolu, yumuşak muamele ile geçmemiş. Belkide komik bir bağlantı kurdum.
Acı duygusu uyuşturucuya benziyor, her seferinde biraz daha artmasını arzuluyorsun. Ama arttırırsan ölebileceğininde farkındasın.
bu arada şu cümlen 12′den
“Takım elbise giyen, eşiyle haftada bir, o da yorgan altında seks yapan insanların işi savaş.”
canım acıdı ulan okurken, zor be abi : )
Erotik gelen tek kısmı kadının giydikleri bana göre, ama acıdan zevk alma kısmını anlayamıyorum. İlginç geliyor. Farklı bir zevk.
Ufkumuzu genişleten bir yazı daha, Teşekkürler 5posta!
gerçi düşüncelerının alakası yok ama ,Stelarc da ilginç.
Stelarc’s idiosyncratic performances often involve robotics or other relatively modern technology integrated with his body somehow. In 25 different performances he has suspended himself in flesh hook suspension, often with one of his robotic inventions integrated. In another performance he allowed his body to be controlled remotely by electronic muscle stimulators connected to the internet. He has also performed with a robotic third arm, and a pneumatic spider-like six-legged walking machine which sits the user in the center of the legs and allows them to control the machine through arm gestures. His works have been heralded for their abilities to embrace a wider audience, the best example of this was his allowance for the worldwide audience to log into the exhibition and thus access or control the electrodes his own body was hooked up to.
bak kadınları değil ama bunu anlayabilirim, evet, egzotik ve baştan çıkarıcı :)
bir de iff de no body is perfect diye bir belgesel/film izlemiştim, mevzu ile alakalı, hala kurcalamadıysan bir göz atmak isteyebilirsin.
Tarsem Singh’in The Cell filmini hatırladım… Bahsi geçen “Suspension” olayını ilk defa orada görmüştüm.
Olayın zevk veren kısmı acı çekilmesi değil de uçmaya yakın bir tecrübe yaşanılması gibi geliyor bana.
Yoksa kendine acı çektirmek için binlerce yol bulabilirsin. Şimdi diyeceksiniz ki uçma hissini yakalamak için de birçok yol bulunabilir. Doğru fakat hiçbirinde sırtındaki kanatları bu kadar çok hissedemezsin.(Sanki 40 yıldır bu işi yapıyormuş gibi yorumladım.)
Her ne kadar böyle düşündüysem de izlemekte zorlandım; karnımda ağrılar hissettim. Zevkle izleyenler için de olumlu veya olumsuz bir yorumum yok…
Nobody’s Perfect i ben de seyrettim. Tam ondan bahsedecektim. Belgesel olarak müthiş başarılı olmasa da gerçekten ilginç ve seyretmeye değer bir film. Olayın fiziksel açıklaması basit, endorfinin aynı dozda salgılanması için her seferinde daha ileri varmak bir şart çünkü vücut alıştığında daha az endorfin salgılıyor.
Bu kadınların kırbaçlanmasından tabii ki evla birşey, orada bir başkasını nesneleştirmek ve acısından zevk almak var, burda kendi vücudunu harcıyorsun. Kim birşey diyebilir ki? Tamam hastasın ama vücudun da senin yani yapacak birşey yok. Sigara vb ile iç organlarını mahvetmene kimse birşey demiyorsa?
Bu arada bu body modification ın allahı aslında Çinlilerin geyşa ayaklarıdır. Küçük olsun diye yamultuyorlar ya.
bizim tarikatlarda da var bunun bir çeşidi. kendilerini şişliyorlar. ama tek ortak noktaları tarikat olmaları…
Video bana , Eyes Wide Shut(1999) ‘ın şatoda geçen sahnelerini hatırlattı..
Yorum Postala