Sakıncalı Piyade

İngiltere’ye girip çıkarken dikkat edeceksiniz artık. Bilgisayarınızda veya başka bir yerininizde Lordlar Kamarası/Scotland Yard’ın uygun görmediği sanat eserleri varsa 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmanız mümkün. Sanat eseri derken tabii natürmort tablolardan bahsetmiyorum. Daha çok Trevor Brown‘un çizimleri bu tehlikeli, sakıncalı sanat kapsamına alınıyor.

Bu kanun pratikte Trevor’un kendisine işlemeyecek. Çünkü 93 yılında Japon kız arkadaşının peşinden gidip bu ülkeye yerleşen Brown eski kıtayı ve muhafazakar zihniyeti geçmişine gömmüş zaten.

Sanat eserlerini zamanlarıyla veya ait oldukları akımlarıyla, boynuma fular takarak ve elimde bir bardak şarap tutarak değerlendirecek kadar bilgim olduğunu sanmıyorum. Bir tek kıstasım var kendimce… Gördüğüm, izlediğim, dinlediğim, okuduğum birşey bende ne gibi duygular uyandırıyor? Nefret, huşu, heyecan, iğrenti, kızgınlık, hayranlık… Bunların herhangi birini hissettiğimde ya o anı yaşayıp, geçip gidiyorum, ya da sık sık oraya geri dönüp günlük dozumu alıyorum. Sıkılma, bıkma diye birşey bilmem o tutkuya kapıldığım zaman. Dallarını budaklarını da araştırırım.

Böyle bir tutkunluk yaratıyor bende sanat dediğimiz şeyin bir kısmı. Bu da çok sık olan birşey değil yani. Ama Trevor Brown bende bu etkiyi yarattı.

One of the central elements of Brown’s art is the fetishization of bruises and wounds; the artist’s paintings and illustrations primarily focus around a representation of unresolved violence by portraying scenes of a (mainly fetishistic or sadomasochist) sexual nature in which abuses appear most of the times “suspended”: they have just taken place or are just about to happen.

Brown’un eserlerinde bol şiddet var. Yaralı, ameliyatlı, yüzü ve gözü kanlar içinde tasvir edilen çocuklar var. Bunun yanında fetiş, mazoşizm ögelerini de sıkça görüyoruz. İngilizlerin yeni kanunu da burada devreye giriyor. Şiddet içeren pornografi yasaklanıyor. Bu tarz materyalleri elinde bulunduranlar hapsi boylayacak.

Tabii gümrükte sizi alıkoyan polisten, çıkarıldığınız mahkemedeki hakime kadar bu insanların pornografiye bakış açıları, tanımları veya yılda kaç kez kiliseye gittikleri hapsi boylayıp boylamayacağınız konusunda belirleyici. Erotik ve pornografik arasındaki çizgi kolay çizilemiyor çünkü.

Medical Bondage önemli yer tutuyor Brown’un çizimlerinde. Bununla ilgili blog postundan bir alıntı:

In Japanese fairytales and legends we often encounter boxes. They are farewell presents the protagonist receives upon leaving another world. The protagonist must not open the box, yet this very prohibition forces him to do so. Boxes are full of secrets. And it is in human nature to want to reveal them. This type of secret started my discovery of this collection of medical photographs. One day the art collector Akimitsu Naruyama, a long-time friend of mine, called me from Tokyo. “I got a box with more than 300 incredible photographs,” he told me. “They are medical photographs from the Meiji era (1868-1911). You’ve never seen anything like it.”

Başka önemli bir nokta, Brown’a yapıştırılmış olan ve ilk defa onun eserlerini görenlerde rahatsızlık uyandırabilecek olan çocuk ve seks ögelerinin hep bir arada kullanılmış olması. Cinsel ilişki hiçbir şekilde resmesdilmiyor eserlerde, buna rağmen sanatçının eserini ortaya çıkarırken gösterdiği ustalık insanlarda rahatsızlık uyandırmaya yetiyor. Bir röportajında Trevor cinsel ilişkinin resmedilmemesini japon pornografisinde bu kurguların ve cinsel organların ikincil, hatta üçüncül olarak bırakılmasıyla bağdaştırdığını söylüyordu. Zaten japon pornografisindeki tüm konsepti ilginç kılan da bu kanımca. Avrupa ve Amerikan yapımı filmlerde dakikalarca yakın çekim yalnızca cinsel organ görüntülenebiliyor. Son derece sıkıcı ve anlamsız buluyorum…

Çocuk ve seks ögeleri yanyana kullanıldığında sanatçının kendini açıklamasına fırsat verilmeli diye düşünüyorum. Ki başka bir röportajında Trevor bu olayı da açıklığa kavuşturuyor. Tatmin edici bir açıklama olup olmaması kişiye göre değişebilir. Ben kelimesi kelimesine katılıyorum, başkası katılmayabilir…

-Your art combines pornographic themes and a “cute” cartoon style that is associated with children. What impact did you intend for that to make on a viewer?

-I have repeatedly stated that my main intention is not to simply shock the viewer. However, I am personally curious about various taboos and what happens if you break them. So I am happy if the viewer is disturbed in some way – especially if enough to force them into re-evaluations of indoctrinated beliefs.

Hatta şunu da söyleyeyim ki yeni okuduğum bu röportajdaki satırlar 1,5 yıl önce başladığım blog 5posta’da kendi niş ve konseptimi belirlerken aldığım belirleyici ilkelerden biriydi. Belki de o yüzden bunca zaman sonra tanıştığım bir artist ile benzer ilkeleri paylaşmak beni mutlu etti açıkcası. Demek ki belli bir niş, belli bir yön edinip bu yolda gerekli öğrenimleri de kazanmaya başlamışım. Bakalım bu işin sonu nereye gidecek? Bir şekilde başlayan merak ve ilgi zamanla küçük ve spesifik bir ”benzer anlayış ve görüşü paylaşan insanlarla” bir küçük ağ yaratma (networking) olayına mı yönelecek?

Trevor’u bir sosyal ağa davet ediyorlar. Tabuların olmadığı, herşeyin açıkca tartışılabildiği bir yer olarak da tanıtıyorlar. Böyle oluşumlarda bulunanlarınız bilirler, kendinize bir profil sayfası yaratmanız mümkün. Trevor da tutup bu profil sayfasına resim olarak kendi eseri olan ”Nazis Are Sexy” i koyuyor. Yasaksız ve tabusuz sosyal ağ, Trevor Brown’un sitedeki hesabını kapatıyor bu sebeten ötürü. Zannedersem aynı sebeple myspace hesabı da kapatıldı, yanılıyor olabilirim. Avrupa’nın pekçok ülkesinde Swastika yasaklı bir imaj. Türkiye özgür ve demokratik bir ülke olduğu için yayınlamakta sakınca görmedim.

Çok beğendiğim çalışmaları var Trevor’un. Kendi bloguna da link vereyim, ama açıkcası çok ağır işliyor orası. Bir de Dennis Cooper‘ın blogunda bolca resim ve bir röportaj bulabilirsiniz.

Bu tarz çalışmaları yapabilmek için Japonya en uygun koşulları sağlayan ülke. Zaten Brown kendisini bir mülteci olarak görüyor o ülkede. Karısı Japon, dili ise 1993 de taşınmadan önce öğrenmeye başlamış. Bir diğer röportajda kendisine sorulan bir soru ve verdiği yanıtla kapatayım…

-So, tell me Trevor, why are Japanese women better?

-Barely needs answering! My choice. What do you want me to say – they have tighter pussies? – they’ll submit to being tied up and beaten black’n'blue?

Bookmark and Share

19 Yorum Postalanmış

s*inek 29 January 2009 at 17:37

Film olarak gormek isteyenler “ichi” filmine bir goz atabilir.

Larry 29 January 2009 at 18:11

So, you tell me now Fenasi, why Japanese women are better compared to Hispanic ?

Fenasi 29 January 2009 at 19:03

@ Larry,
Herkes adına değil de kendi adıma konuşacak olursam… Hispanic hatunlarda bir bitchy tavır var. Benim açımdan eksi puan.

Tensel olarak beyaz ten sanki kağıt üzerinde daha cazip gibi. Caucasian veya Asian daha bir çekici benim için. Sebep??? Bilinmez, kim bilir neler var bilinçaltında…

Bir başka nokta da şu. Kalça büyüklüğü veya göğüs ölçüleri bence çok önemli değil belli bir orantı söz konusu olduğunda. Hispanic’lerde bunu tutturmak biraz zor. Genelde küçük göğüs, inanılmaz büyük kalçalar. Bir orantıdan söz etmek imkansız. Bir jennifer Lopez çok az çıkıyor aralarından, eğer onu referans alıyorsan. 100 hispanic hatundan 8-10 tane çıkar öyle afetler. Ama gel Asya’ya gel Rusya’ya… Bir standart var. % 65 çakıbıl…

Japonlar veya asyalılar diyelim, genelde küçük… Göğüsler küçük, popolar kutu gibi. Bir harmoni var…

Tabii dış görünüşler hakkındaki bu saptamalar bireyle karşı karşıya kalınca hep ikinci plana düşüyor. Ama o ilk söylediğim bitchy tavır yok mu??? İşte o…

gaykedi 29 January 2009 at 20:28

sanırım 5-10 yıl önce bir tartışma olmuştu türk basınında bilmem hatırlar mısın fenasi? konu “gelişen teknolojiyle mesela çocuklar ya da ergenler oynamadan, onlar porno çevirmişcesine 18(-) porno çekilse bunun suç olup olmayacağına benzer bir şeydi”

ESTHER 29 January 2009 at 21:59

aslına bakarsan.. bunlar gerçekten güzel eserler.. ama sapık bünyelerde yeni ufuklar açabileceği açısından sakıncalı buluyorum… bunlar gerçekten rahatsız edici hoşlukta.. benim gibi david lynch filmerine, chris cunningham videolarına hayran bir kızın etkilenmemesi imkansız.. ama dediğim gibi herkesin eline geçmemeli.

deep 29 January 2009 at 22:58

Yapılan işe karşı nefret duyuyoruz. Önemli olan yapılan bu işi tasvir edene karşı bir nefret duyup duymamamız. Ya da duyduğumuz nefret tasvir edene mi, edilene mi? ya da her ikisine mi?. Sanatcımız da yapılan ya da yapıldığını düşündüğü şeyleri tasvir etmiş. Şimdi suçlu yapan. Peki tasvir etmek doğru mu? Bir şey ifade ediyor mu? Önemli olan bunlar bence. Açıkcası bana bir şey ifade etmiyor. Sanat eseridir. Bilemem. Herkese göre değişir. Ama bu eser bu kötülüğe bir yarar sağlıyorsa yapılan yasaklama doğru. Sağlamıyorsa anlamsız.ESTHER’in dediği gibi bunlar herkeste aynı hisleri uyandırmayabilir. Sanat eserinin anlamı da bu aslın da. Ama bu konu için pek geçerliliği yok. Çünkü bu konunun tartışıldığı şey zaten yapılanın sanat eseri olup olmadığı…

Fenasi 30 January 2009 at 00:35

@ Gaykedi,
Bahsettiğin tartışmanın ana kaynağı cinselliğin özellikle bazı yönleri ile her toplumda tabu sayılması. Ancak insan öldürmek hiçbir yerde tabu değil. Bu sebeple şiddet içeren bilgisayar oyunları veya Holywood eserleri aynı sansüre uğramıyor.

Şöyle dallanıp budaklandırabiliriz konuyu. Büyük ekran televizyonda ve PS3 e oyunu koyuyorum. İstediğim silahı seçiyorum. Çıkıyorum sokaklara kafaları gövdeden ayırıyorum, o kadar iyi grafikler var ki pompalı tüfeğimle beynini dağıttığım insanların beyin parçacıkları bile ayrıntıları ile seçilebiliyor.

Tüm bunları gerçekte yapsam, artık toplumlarda insan öldürme tabu olmaktan çıktığı halde ömür boyu hapis cezası alırım.

Bir şekilde konu cinsellik olunca terazi aynı ayarı yapmıyor ama. Tabii burada ele aldığımız konu Brown’un sanatı da olsa İngiliz kanunları normal yetişkin insanların oynadığı BDSM filmlerini de yasaklı, zararlı sınıfına sokuyor. Akılda bulundurulsun…

Fenasi K. 30 January 2009 at 00:53

@ Esther,

Beğendiğine sevindim. Sapık ruhlarda yeni ufuklar açabileceği eleştirisine teorik olarak katılıyorum. Kendim sapık olmadığım için yine de tam olarak bilemeyeceğim öyle bir ruhta ne gibi izler bırakırdı.

Ancak bu sence trafik kurallarını bilmeden yola çıkan caniler yüzünden otobanları yasaklamakla eşdeğer değil mi?

Esther aramıza nispeten yeni katıldığı için söylemekte fayda var. Japonya’da Meiji hanedanlığı döneminde emperyalist bir güç olma isteğine bağlı olarak toplum ahlakının kontrol altında tutulması için çıkarılan sansr yasalarına göre çinsel organ tasviri yasaklanmıştı. Bu yasağın yarattığı baskının çok başka yerlerden patlak verdiğini bugün hepimiz görüyoruz. Bir ara vaktin olursa sağ menüdeki ”Made In Japan” kategorisini şöyle bir geçmeni tavsiye ederim…

@ Deep,
Sende birşey uyandırmadığı konusunda şüphelerim var yine de… Beğeni, nefret, iğrenti, tahrik, şehvet… İlla ki bir etki yaratmıştır.

Genel olarak bu tarz kompozisyonların insan kullanılarak, fotoğraf veya video olarak ortaya getirilmeleri belli ölçüde senin ve Esther’in endişelerine haklılık kazandırır. Burada bir sınırlama koyulmasına ilgili sanat eserinde rol alan bireylerin korunması sebebiyle destek verebilirim.

Ancak bu postada sanatçının ilham kaynağının büyük bölümünü kendi fantezisi oluşturuyor. Fantezilerin yasaklanmasına ise sonuna kadar karşıyım.

Fenasi K. 30 January 2009 at 02:51

Bu konuyu tartışan tek biz değiliz. Burada benim koymadığım diğer çalışmalara da yer verilmiş. Altta yorumları da okuyun.

The Guro Art Of Trevor Brown
Trevor Brown (Wikipedia) Bunu postaya koymayı unutmuşum. Şimdi yerleştirdim gerçi…

gaykedi 30 January 2009 at 06:52

şiddet içeren video oyunları ve filmlerinde kimi insanları cinayete teşvik ettiği, gaza getirip getirmediği konusu dünyada çok tartışılan bir konu ve bu benzer konuyla benzer özellikler gösteriyor.

ama şiddet içeren video oyunlarını ve filmleri yasaklarsak ortada ne doğru dürüst film kalır ne de video oyunu.

galiba bazı şeyleri +18 tutup toplumun ipini ne çok bağlı ne çok gevşek bırakmak en iyisi :)

sessesses 30 January 2009 at 10:39

zaten hep böyle sanat eserlerı baskıdan,yasaktan çıkmış,ee ne dıyebılırımkı yaşasın yasaklar!!!
ayrıca böyle morluklar ,bandajlar felan hep japonlara yakışır ıtıraf edelımkı…sevdım..ve bu tür yazıların devamını beklıyorum.(sanatsal)tenk yu..

simena 30 January 2009 at 19:13

bir çok şeyi hoşgörüyle karşılayabilirim ancak bir çocuk ve başkasının cinsel organının yan yana olmasını asla ve asla sanat olarak değerlendiremem.hele 5 yaşında bir kız annesi olarak.eğer amaç sanatsal bi duygu uyandırmaksa buna çocuklar bu şekilde alet edilmemeli.bu görüntüleri hayal edip bir şekilde resme aktaran insanın ne gibi bir beyin yapısına sahip olduğu da apaçık ortadadır.insanlar belli bir yaştan sonra kendi bedenleri üzerinde istediklerini yapabilir her fanteziyi deneyebilir kendi tercihidir ama hiç bir şeyin bilincinde olmayan çocukların,kendini insanların sapıklıklarının içinde bulan koruyamayan hayvanların bu tür şeylere alet edilmesine ”SANAT”diyebilen insanlar içinse söyleyebilecek söz bulamıyorum.

Fenasi 31 January 2009 at 05:28

@ Simena,
Sanat olarak nitelendirilmesine karşı çıktığın her madde esasında Trevor Brown’un sanatçı olduğu görüşünü perçinliyor bana göre.

Sanat icra eden bir insan işini yaparken sakat, dindar, ateist, çocuklu anne veya bekar kazanovaya göre bir tavır alıp nabza göre şerbet vermiyor. Yalnızca kendinde olan yetenekleri kullanarak toplumdaki kurulu düzeni ve sorgulanmayan şeyleri sorgulamamıza, en azından ”acaba mı?” dememize olanak veriyor. Ki bu yapılmadığı zaman zaten toplum dinamiğini kaybediyor.

Yazıda da ekleme yaptım bir röportaj alıntısını. Trevor’un amacı insanları şok etmek değil. Değişik tabuları ele alıp, bunları hiçe saydığı zaman sıradan insanın verdiği tepki onun irdelemek istediği şey. Belki böylelikle doktrine edildiğimiz fikirlerden uyanmamız ve silkinmemiz sağlanacak.

Tıpkı yukarıda Gaykedi’nin değindiği gibi. Bir kısım +18 diyecek, öbürü buna meydan okuyacak, bazısı ateizm propagandası yapacak diğeri radikal islamı savunacak. Bunların hepsi lazım. Belirli oranlarda karışmaları gerekiyor sağlıklı bir toplum yaratabilmek için.

Kendini en iyi anlatan, en rasyonel olan görüş topluma yön verecek. Bu bağlamda çok radikal de olsa tüm görüşlerin ve sanatsal ifade tarzlarının sansürsüz olarak insanlara sunulması hepimizin hayrına diye düşünüyorum.

Bu arada Brown’un sanatına malzeme olan ögelere insanların gösterdiği hassasiyetin farkındayım. Çocukların güvenliğinin bir numaralı sorumlusu ebeveynleri. Bu durumda hiç görmedikleri, bilmedikleri bir olguya karşı da tavır takınmak durumunda kalıyor çoğu. Sıradan bir ailenin bu tarz tehlikelere karşı aldıkları tek bilgi medyadan, kulaktan dolma bilgiler. Bu sebeple ne zaman konu açılsa sebepsiz ve yanlış hedefe vuran bir panik gözlemliyorum.

Müslüman Anadolu’nun bağrından çıkan, açık saçık giyinip özgürce davranan gençlere nefretle bakan bir inşaat işcisi yukarıdaki çizimleri yapan Trevor Brown’dan çok daha tehlikeli senin çocuğun için.

Ailenin görevi, sorumlu olduğu çocuğunu gözönünde tutmak, onunla ilgilenmek, aklı ermeye başladığında da karşılaşacağı muhtemel tehlikelere karşı uyarmak ve bu konuda eğitim vermek.

Trevor pedofil değil. Kendisi gibi artist olan bir japon kadını ile uzun süredir monogam bir evlilik yapıyor.

Hippie Coco adıyla tanınan karısının Teddy Bear’a karşı özel bir ilgisi var.

simena 1 February 2009 at 13:56

sıradan bi aile olarak çocuğumuzu korumaya ,onunla ilgilenmeye çalışırken, bunu sanat olarak görmemem,bu konuda fikir yazmam tuhafmı?sadece marjinal,ailesi olmayan ,çocuğu olmayan insanlar mı bu konularda düşünüp fikir söyleyebilir?madem bu resimlerin sebebi düzeni sorgulmak ve tepki ölçmekse buda benim gibi normal bi insanın tepkisi.hala bunun bir sanat olmadığını düşünüyorum.trevor pedofil’in monogam bi evlilik yapması bu resimleri daha mı kabullenilir yapıyor

Fenasi K. 1 February 2009 at 14:38

@ Simena,
Yorumların için çok teşekkür ederim. Kesinlikle bir tuhaflık yok, aksine değişik bir bakış açısı getiriyorsun.

Yalnız bir şeyi formüle ederken yanılgıya düştüğünü görüyorum. İçeriği ve mesajı tamamen bir kenara bırakacak olursak, teknik olarak çizimlerde bir ustalık gördüğümüzü sen de yadsıyamazsın. Yaptığı işte teknik olarak belli bir standartın üzerinde olup, içeriği ile de insanlarda mutluluk, nefret, sevgi, iğrenti, sempati veya antipati uyandırabiliyorsa kişi, bence yaptığı işin sanat olarak adlandırılması için yeterli koşulları sağlamış oluyor.

Marjinalliğin tanımını yapmakda da temkinli ol derim. Can Dündar’ın yazısında okudum. Anadolu’nun bir kasabasında 88 lik dede, 46′lık karısı tarafından başına balta vurularak öldürülmüş. Cesedini bulan polisin dediğine göre, dedenin üzerinde strap-on dediğimiz takma çük varmış. Ben de 88′ime gelince ancak o kadar marjinal olurum.

Son cümlendeki ifade esasında konumuzun özünü oluşturuyor. ”Çizimlerin kabullenebilir olması”
Dünya değişiyor, insanların, rejimlerin, dinlerin bazı şeyleri kabullenmesi veya kabullenmemesinin hiçbir önemi yok.

Asıl önemli olan etrafımızdaki düşünce tarzları ve akımlarla sürekli iletişim ve temas halinde olmak. Alınacak bir gardımız varsa (senin durumunda, bir anne olarak), bunu ancak beğenmediğimiz fikirler hakkında daha fazla bilgi sahibi olarak sağlayabiliriz. Gözümüzün önünde olmalılar ki, düşmansak düşmanımızı tanıyalım, dostsak fikir alışverişinde bulunalım.

Birşeye karşıysak, savunduğumuz fikrin temellerini az çok bilmemiz gerekiyor. Pedofilinin tanımını Hürriyet gazetesinin veya Star televizyonun tanımına göre yapmak her zaman doğru olmayabilir. Kılavuz bunlar olursa, bir anda realite ile olan bağını koparabilir insan.

PurplePeopleCanFeelHomeEverywhere 10 February 2009 at 17:02

KİM TEMİZ PAK OLDUUNU SAVUNABILIR,HANGIMIZIN BILINCALTI MESMELEK??SANATTA ZATEN ALT BENLIKLERIMIZLE OYUN OYNADIĞIMIZ BIR OYUN ALANI.INSAN TEMIZ,MASUM DEGILDIR,BIR AILEYE,DİNE,MENSUP OLMAK AHLAKEN TERTEMIZ OLDUUNUZ ANLAMINA GELMEZ.BENCE ASLA TERTEMIZ GİBİ DAVRANMAMALIYIZDA.HAYATTA EN NEFRET ETTIGIM INSAN TIPI AHLAKCI INSAN TIPIDIR.İŞİN GARIBI BEN EN ÇOK HEMCINSLERIMDE RASLADIM BUNA,NEDENSE DİŞİLER KENDILERINI BIR MÜCEVHER KUTUSU,YADA TEMIZ BIR CARSAF OLARAK GÖREN DEFOLU/ERKEK TOPLUMUN EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ,BU YORUMU KIMSEYE HITABEN YAZMIYORUM,SADECE DURUM TESBİTİ.BEN SANATÇIYIM,DİŞİYİM,SIRADANIM,EVLIYIM.HEPIMIZ NE KADAR BÜYÜSEKDE HALEN ÇOCUGUZ,CİNSELLIKDE ”EVCILIK” OYUNUNUN KONULARINDAN,DOLAYISIYLA BU ”SANAT” ESERLERINDE SAPKINLIK , İĞRENÇLİK,HER NE GÖRÜYORSAK ,BİZ TAM OLARAK ‘O’ YUZDUR.BIZ TEMİZ,MASUM,MELEK DEGILIZ.HİÇ DEGILIZ.

Yorum Postala