Rysk Bonnflicka
Okunuşu – Rüyssk Bunnflikka (taşralı Rus kızı)-
Hiç kuşkusuz pikniğin en güzel kızı o olacak. 6-7 tanesi arasından.. Ama bu diğer kızlar veya onların erkek arkadaşları tarafından farkedilecek mi onu bilemem. Güzellik göreceli bir kavram… Ve ben subjektifim…

Açık kumral saçları, yeşil gözleri, burun ve alın çevresini kaplayan çillerine sarılı yeşilli, çiçekli bir yaz elbisesi eşlik edecek. Ayakkabıları da özenle seçti. Topuğu varla yok arası bej, gösterişsiz bir ayakkabı. Bunların hiçbiri üzerinde değil ama henüz.
Kuzu etinden sosisleri de piknik sepetine koydum
diye ekledi, aceleyle bir odadan öbürüne koşar adımlarla giderken, belden yukarısı çıplak bir halde.
Ateist olmuş bir hristiyandan daha tanrısız olan ben, bu domuz eti yememe ısrarımla yine kontrpiyede bırakacağım piknikteki gayr-i müslimleri. Sevmiyorum domuz… İlk yıllarda yiyordum. Sonradan bizim etli lahana dolmasına benzer bir yemekte hoşuma gitmeyen bir kokuya rastladım. Sordum, domuz kıymasıymış… O gün kestim domuz etini…
Rysk bonnflicka 30 una yeni girecek. Anaokulu öğretmeni. Ortak bir tanıdığımızın çocuğunun vaftizinde karşılaşmıştık birkaç zaman önce. Adı bonnflicka olarak kaldı. Taşralı yani.. Esasında iki defa yanlış bu. Çünkü ne Rus ne de taşralı. Belarus’un başkenti Minsk’ten. Ama Batı Avrupalı kızların yanında taşralı sayabilir yüzeysel Avrupalılar ilk bakışta.
Fazla karışmadım piknik sepetinin hazırlanmasına. Bir işte iki baş olmaz. Ama yardım istenilen yerde etmek lazım…
İçecekleri sen koy sepete ama, benim saçlarımı yıkamam lazım…
Ok beybi… Tamam da, ilkönce şurada iki el play station atsam sen saçını yıkarken… PES oynuyorum sadece. 30 undan sonra play station da futbol oyununa başlamış insanlarda fazla kıvraklık olmuyor. O yüzden takımları seçerken dengeli, hem hücumda hem defansta iyi, ancak yine de top kalite olmayan takımlar alıyorum. Forvetleri hızlı olmalı. Bu yüzden Nijerya veya İspanya’yı seçiyorum. Bu oyunu oynayan rakip bebeler ise ya Barcelona ya da Brezilya milli takımını seçiyor. Nadir de olsa Arjantin oluyorum… Dünyanın en güzel futbol forması Arjantin milli takımınınki, o da o yüzden…
5 er dakikadan 2 devre 10 dakika. Kadınların işi uzun sürer, yıkayacağı bir saç da olsa. 2 maç sıkıştırırım araya. Ne de olsa sepete koyacağım birkaç şişe içki. Zaten giyiniğim…
Elimde kumanda, pantolonun ağı hafiften sıkıyor. Çareyi herşeyi sağ tarafa yatırmakta buldum. Bu biraz rahatlattı beni. Maç tüm hızıyla sürüyor, Nijerya – Brezilya… Martins en büyük kozum, çok süratli. Brezilya defansı ise geleneksel haliyle olduğu gibi hantal ve pozisyon almakta zorlanıyor. Tüm hesaplarım bunun üzerine. Bir yudum bira alıyorum.
Sağ bacağımın üst, iç tarafı ısınmaya başladı. Bonnflicka öteki odadan sesleniyor. Pantolonunu çıkarırken benden ütülediği elbisesini istiyor. Gözlerim ekranda, kalkıyorum, tek elimle kumandayı yönetirken ütü masasının üzerindeki elbiseyi kırıştırmadan atıyorum. Bu sefer donunu da çıkarmış şekilde banyoya girerken havada yakalıyor. Biçimli göğüsleri elbiseyi havada yakalamak için kollara eşlik ederken jöle efekti veriyor. Belki birtek bu kareyi yakalamak için gözlerimi ekrandan ayırmıştım.
Bu kalkma ve oturma işlemi tekrar pantolonun ağında bir rahatlama ve hemen ardından yine hoş bir sıkıştırma yaratıyor. Bacağıma yansıyan ısı artmış gibi sanki. Brezilya defansı çok açık vermesine rağmen Martins saçmalıyor, oyuna konsantre olamamışa benziyor.
Banyodan su sesi gelmeye başladı. Oturduğum koltukta hafifçe öne yaylanıyorum, açık kapıdan göründüğü kadarıyla banyo küvetine sağ dizini dayamış. Sol ayak hemen küvetin dışında. Kafasını öne eğmiş tam göremiyorum. Ancak sol arka çaprazından sol göğüsün dış tarafının tamamı ve zaman zaman sağ göğüs izlenebiliyor. Bu maç bitmez…

Herşey çok iyi planlanmalı. Spontane havası verilip, en ince detaya kadar düşünülmeli. Tam harekete geçilecek anda ayak bileklerine kadar inen pantolonu bertaraf etmek için tepinmek mesela… Tüm olayı bitirir…
Pantolonu çıkardım kanepede…. O’nunla da anlaşmam lazım. Beni yarıyolda bırakamaz. ”Vaktimiz yok, hayır istemiyorum’’ gibi bir geri püskürtme ateşinde ona güvenebilecek miyim. Yoksa adrenalinin ters tepkisi, sertliği ve kararlılığı korumaya mani olabilir mi?
Donumu indirip inceliyorum…. Herşey yolunda… Testislerde gözle görülür bir teyakkuz durumu… O ise atardamar tam da içinden geçiyormuşcasına atıyor.
Tüm bunlar hızlı gelişiyor olmalı. Suyun saça vuruş sesinden 1. şampuanın yeni bitip durulamasına geçildiği anlaşılıyor. Bundan sonra ya 2. şampuan ya da krem gelir. Oraya varamamalı Bonnflicka.
Pantolonun kemerini kement yapıp elime sarmış şekilde girdim banyoya, dikilidim arkasında. Henüz beni görmüyor. Elimle yumuşakça kalçasını okşadım…. Çok yumuşak ama… İrkiliyor, başı musluğun altında olduğu halde kedi gibi kamburlaşıp elimi itiyor. Beni iten eli sağ elimle kavrayıp hafifçe büküyorum, sol elimle kemeri kafasından geçiriyorum. Kemerin açık olan ucunu duvardaki duş borusuna dolayıp hafifçe gerince yanağı da duvardaki boruya yapışıyor. Duş ahizesini takma yerinden çıkarıyorum. ”Gecikiyoruz, vakit yok’’ gibi birşeyler geveliyor ağzında. Suyun tazyiğini yükseltip ahizeyi suratına tutuyorum. Bu onun sesini kesiyor…
Sol elim kemeri boruya gergin tutarken sağ elimin orta ve baş parmakları kalça loblarından vajinaya kadar olan bölümü ayırıyor. Hala bir kedi gibi kambur tutuyor sırtını…. Anüse iki karış yükseklikten yavaşça tükürüğümü bırakıyorum havaya. Pembe kraterin üzerinde biriken tükürüğün aşağıya, karanlıklara kayışını seyrediyorum. Bu bana gerekli olan ıslaklığı garanti etmeli. Ama emin olmak için bir kere daha tükürüyorum anüse… Bu sefer belin kamburu kendini bırakıyor iyice. Aksine bel çöküyor, kalçalar kalkıyor. Bu ”ben de bu işe varım artık’’ demek…. Ben de sağ ayağımı küvetin içine atıyorum. Gevşeyen kemerin kayışını tatlı sert bir hareketle tekrar çekerek yanağı boruya yapıştırdıktan sonra içeri giriyorum.
Bir süre öyle kalmak, sıcaklığı hissetmek güzel. Sonra herhalde üç tane aralıklı darbe ile kalçalara yüklendim. Elmacık kemiği boruya vurdu. Elimi boru ile yanağı arasına koydum. Bundan sonrası oldukça mekanikti… Hızlı ve sert vuruşlar… Taa ki içine gelinceye kadar. Büyük bir ihtimalle göğüslerini avuçlamamı istemiştir. Çok hassas olduklarını biliyorum. Dokunmadım bile. Akşamı var bunun.
Başını havlu ile sarıp kurulamasına yardım ettim.
- Ne alacaksın içecek?
- Sen ne içiyorsun?
- Ben bira içerim
- Ben şarap aldım kendime, buzluğa koymuştum, patlamamıştır umarım.
Cidden pikniğin en güzel kızı oydu. Boynundaki morluklara ve sağ elmacık kemiğindeki kırmızılığa rağmen… Saçlarının kokusunu ızgara ve bira kokuları arasından, metrelerce uzaktan duydum.


34 Yorum Postalanmış
kova?
anlık sexin, spontane sexin yerini tutacak, onun verdiği zevki verecek sex azdır,
hele birde erkek ne istediğini ve nasıl sahip olacağını biliyorsa, işte o zaman alınacak zevkin sınırı olmaz, hayır diyecek kadın bulunmaz…
hele birde ev dışında ise, o zaman adrenalin bonus olarak yerini alıyor, zevkin içinde…
Bu yazıyı başyapıtın ilan ediyorum. Eğil de kutsayayım.
ahahaha dostum ne oldu sen yazmazdın bu olayları
Hehe, ama daha fazla ayrıtnıya girmemiş; geçmişte bir yerde bahsediyordu internetteki hikayelerden hazzetmediğini. Değişim başlıyor mu ne?
ayrıntılara gir mekanikti, bit bit ziktim demekle olmaz. yaz catır catır bu oldu diye
bu arada herkesi eklemissin sağ köşeye ben yokum
5 posta’da okuduğum en romantik yazı.
bi ıslaklık hissediyorum!? aah gözlerim dolmuş ha ha
Hani Toz veya arkadaşı başlatacaktı bu serileri ..Anlaşılan , baktın ondan hayır yok, kendin ele aldın. Playboy -Penthouse’un ucuz fantezi köşelerini okuyarak büyüyen bir nesilden gelmene rağmen büyük ilerleme kaydettiğin aşikar.Tozvegaz gibi bitireyim : bi dikelme hissediyorum!?
nerden alinti
aşk gibi bi hava esti…
@ e.e. ,
bir link senden değerli mi? işin doğrusu orası karıştı çorba gibi. Ben de düzensiz bir insanım. Nerede, ne var bilgim yok…
@ larry,
ekmek kuran çarpsın o seks magazinlerindeki hikayeleri çok salakça buluyordum. Toz ve sende öyle bir efekt yaratması gurur verici.
@ eva,
o havalar eser arada bir… takma kafanı.. öküz de değilim yani…
@ www,
Pucca’nın bir teorisi var. Blog yazanlar tipsiz, hayatta başarısız, sürekli 31 çeken, masalarının üstü bisküvi kırıntıları ile dolu sivilceli insanlar.
Ben katılamayacağım. Şuraya bir bak, http://5posta.org/gece-doe-gunun-gacisi/ O bir blog yazarı. Onun dışında Eva var, görsen götün düşer. Daha var tonla… 2,5 yıllık blog yazarlığı tecrübem bizlerin sikilebilir, sikişebilir, ve hatta fiilen sikişen, yüzüne bakılabilir tipler olduğu üzerine. Tıpkı pekçok blog okurunun olduğu gibi… Aradaki tek fark 3-5 cümleyi az-biraz biraraya getirebilmemiz ve bunu da düzenli bir biçimde yapmayı alışkanlık edinmemiz.
Yukarda okuduğun yazı birkaç günlük değil belki ama taze olmuş bir olay. Dikkat edip, parçalara bölecek olursan, abartılacak bir tarafı da yok zaten. ”karı saçını yıkamak için küvete eğildi, arkadan tuttum, boğazını bağlayıp çakıverdim” diye de kısaca anlatabilirdin sen. Bu tarz bir olayın nesi abartı ki sana alıntı geldi? 25 yaşını doldurup biriyle 3 günden fazla süren bir ilişkiye girdiğin zaman olmuyorsa bu tarz ”rape role play/fantezi” atraksiyonları durum ciddi demek. Anüse tükürme numarası aklını başından almış olabilir. Orjinal birşey değil oysa.
harika. ellerine saalık. pek alâ.
Ne güzel yazmışsın, eline sağlık. Aklıma en son yaşadığım kısa, sert ve kaçamak seksi getirdi. Hımmmm… Canım çekti bak şimdi.
Seksin her türlüsü güzeldir sapıkçasıda masumcasuıda sex =sexdir
ikinci fotoğraftaki kulaklar çok çirkin.
Ellerine sağlık, beline kuvvet!
TR’de iştirak ediyorum, ulan her şeyi yasaklamışlar. Senin sayfaya bile .com yazınca giremedim, sonra orgANİZE oldum da okuyabildim.
Senden cesaret alıyorum bak, “siyasi hayatımı bitirecek” deneyimleri paylaşmaya girsem miiii girmesem miiii?
Yalan lan bunların hepsi. Gerçekse bi tanesini belgele. Noter huzurunda istiyoruz.
Eva’ya verdigin cevapta “okuz de degilim yani”yi gorunce sunu merak ettim. Cinsellik ile ilgili bircoklari icin marjinal belki de kokten-sarsici veya konusagelmedik yaklasimlardan bahsediyorsun. Aska da genel gecerin disinda yaklasimlarin var mi? Cok roportajvari bir soru oldu bu. Okuz olmak, ilk anda, asik oldugun bir insanla yasadiklarini burada anlatmayi veya asik olmayi dusundurtse de ask hususunda da senden ilginc seyler duyabilecekmisim gibi bir kani var bende.
Bir dakka şimdi, sen korunmadın mı? Hap mı alıyordu? Hap aldığından emin misin? Hastalığı olmadığından emin misin?
Peki o orgazm oldu mu? Gerçekten memnun kaldı mı olaydan? Acı var mıydı?
Hehehehe şaka şaka, güzel yazmışsın.
Keep up the good work.
@herackles
”Kolay gelsin” demekten başka birşey elimden gelmiyor şu an… İzleyeceğim seni..
@pichoscama,
Noter olmaz buna… Doktor raporu lazım..
@ozawa,
Benim başımdan uzun ilişki geçti 3 tane. İlişki uzayınca aşk ölür her zaman için diyorum ben. İlişkiden, aşktan ve dünyanın anlamından çok şey bekleyenler genelde hayal kırıklığına uğruyor. Derin insanlar var ya, dünyaya niye geldik, amacımız ne, aşkın açılımı falan. Sktr etmeli onlar bu geyikleri.
Bak aşkın açlımı yukardaki post da var esasında. Vücuda öncesinde iyi bir adrenalin, akabinde endorfin dozu veriliyor. Tüm bunların etkisiyle kıra, çimene çıkıyorsun dostlarla. Kızarmış et ve biranın tadı ağızda. Sonra aklını bir süre başından almış bir insan var ortamda. 15-20 metre ötede de olsa saçının kokusunu alıyorsun. Ya da sana alıyormuşsun gibi geliyor… Hiç birbirmizle ilgilenmesek bile birbirimizin varlığından haberdarız. Bu hafif bir bıyıkaltından sürekli güler hali yaratıyor insanda. Sonra birbirine bakınca morlukları ve kızarıklıkları görüyorsun. Etraftan da bu haller anlaşılıyor. En azından en taze kim düzüşmüş, o belli ayan beyan… Tüm bunlar aşk işte… O an için..
Aklıma bir de şu postam geldi. Benzer bir olayın başka versiyonu… Seks yok içinde. Ama aynısı…
http://5posta.org/ask-iksirinin-formulu/
fenasi istersen sana öğretirim ben pes’i. burada bir grup kıllı ve çirkin yaratık olarak düzenli olarak oynuyoruz:)
ama şahsen ben olsam pes oynamak için yukarıdaki hatunu bırakıp gelemezdim.
“Sonra birbirine bakınca morlukları ve kızarıklıkları görüyorsun. Etraftan da bu haller anlaşılıyor. En azından en taze kim düzüşmüş, o belli ayan beyan… Tüm bunlar aşk işte… O an için..”
bu blog hiç olmasa, tüm bunları hiç yazmasan, kimseye tek kelime etmemiş olsan bu yazıya konu olan yaşanmışlıklarla ilgili, mesela “düzüşmek” ten hiç bahsetmemiş olsan yine aşk olur muydu bu? aslında aşk olup olmaması önemli değil de, üzerinde bunca duracak tekrar ve tekrar yaşanacak kadar keyif verir miydi sana?
”Başını havlu ile sarıp kurulamasına yardım ettim” tutupta burdan tahrik oldum işte o kadar olay oldu
afiyet olsun, güzelmiş anlatım. bu arada foto daki hatun mu yediğin kişi? eğer oysa ve o ev senin ev ise banyo zevkin bir rezaletmiş sayın fenasi:) o fayanslar ne öyle, o kova nedir? tam bir umumi tuvalet banyosuymuş, hem de ikea nın memleketinde:)
@ barbieater,
Bir zaman, bir yerde açıklamıştım blogda kullandığım fotoğrafların menşeini. Tekrarlayayım… % 90 dan fazlasını internetten topluyorum. Bunlar otomatik olarak güncellenmiş şekliyle RSS ile geliyor bana. Tag layıp atartım bir kenara, yeri gelince kullanmak üzere. Bunlar arasında çok çok beğendiğim bir fotoğrafçının çalışması varsa link veririm nadiren. Haricinde Günün Gacısı için okurdan gelen fotolar var. Onları da zaten söylüyorum. Çok, ama çok küçük bir oranda kendi özel arşivime ait fotolar var. Bunları araya serpiştiriyorum. Beni veya fotoda geçen başka birini ele verecek şeylerin içermemesine özen gösteriyorum fotoların. O yüzden mekan olarak kendi evimi içermesin isterim bu materyaller. Bir de bunların hangileri olduğunu söylememek gibi bir huyum var. O benim küçük sırrım…
Off Topic:
Odacı rumuzlu hatunun kulaklarına takmıştı, sen de fayanslara taktın. Fayans olayı şöyledir, açıklayayım:
Defaatle belirtmişimdir, Kingdom Of Sweden esasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nin Avrupa’da son kalan örneklerinden biridir. Ayrıca bilinçli şehircilik anlayışı ile bina yapıları burada Tr deki gibi 1500 çeşit olmaz, 1500 ayrı devirde yapılaşım olmamıştır.
Oturulacak ev olarak 1800 lerin sonu ve 1900 lerin başlarında yapılan evler var. Bunlar sonradan renovasyonla son derece çekici bir hale getirilmiş, fiyatları son derece yüksek evlerdir. Daha sonraki yapılaşım 1950 lerde olmuş. Funkis diyorlar bu tarz 1950 lerde başlayan ve 60 larda devam eden yapılaşmaya. Yani burada fonksiyonellik ön planda, estetikten çok. İşçi ihtiyacını karşılamak için alınan işçilere ve ailelerine bakmak için bolca apartman dikmişler o devirlerde.
İsveç Sosyal Demokrat Parti’nin en güçlü olduğu yıllar. Tamamen modernize edilmiş, kendilerine uydurulmuş bir Sovyet modeli kurmuşlar. O yüzden binalar taş, gri ve karaktersiz olarak yapılmış. Fotoğraftaki tarzda fayanslar o tarz evlerde halen var. Çünkü o evler kiralık, mal sahibi devlete bağlı şirketler. İçinde oturan da kendine ait olmayan bir evde asla lüks tadilata girmiyor. Bu evler ayrıca şehrin biraz dış tarafına kalır. Biz getto diyoruz buralara. Gettolar da sakinlerinin etnik kökenlerine göre ayrı ayrı. Irak’tan mülteci olarak gelenlerin yoğun olduğu yerler var, Balkan savaşı sonunda gelenlar ayrı yerde, Doğu blokundan gelen ”immigrant”lar ayrı yerde.
Ben biraz işimi bilirim. Hile ve hurda ile şehrin göbeğinde, gettodan uzak bir yer yaptım kendime. Ama deplasmana maça gittiğimzde toprak sahada oynamak zorunda da kalıyor insan tabii.
Haa bir de IKEA var, son olarak. IKEA’nın ülkesinde IKEA öğrencilere ve 18 yaşını doldurup evden ayrılmak isteyen gençler arasında uygun fiyatlarıyla popüler olmuş bir kuruluş. Burada biraz zevk ve para sahibi olanlar IKEA ya gitmez pek. Ancak yazlık bir evi varsa oraya koymak için bir dolap veya kanepe alabilir.
Yeni yazın olmadığı için buraya bırakıyorum.
Sanırım bu, senin söylemek istediklerini özetleyen fazlasıyla protest bir klip olmuş:
http://www.visit-x.net/rammstein/
hehe ikea için dediklerin doğru, hatta evi ikea dan döşeyenlerle dalga geçerlermiş “evin amma ikea kokuyor ha” diye:)
Maç 1-0 bitmiş anlaşılan. Harika dökmüşsün olayı yazıya yine.
5posta bey… siz hangi ara “tonla” türk blog yazarını gördünüz ki teee isveç’lerden?
Erkek dediğin her türlü fırsatı değerlendirmeli. Fırsatları değerlendiremeyen bir erkeği hangi kadın hayatına haz verebileceği düşüncesi ile elinde tutmak isterki…
Bu hikayeden sadece Fenasi’ye alkış çıkar. Süper Atraksiyon…
“Dünyanın en güzel futbol forması Arjantin milli takımınınki, o da o yüzden”..
+1
Yeni katıldım ama yazılarını büyük keyifle okuyorum …Bu bana bjk-paris saint g. maçını hatırlattı.Ne tatlı maçtı.Yağmur alıtnda seyir zevki muhteşem bir maç.Tabi sonuda mutlu bitiyor.
Yorum Postala
Additional comments powered by BackType