Takvim Kızlarının Köpek ve Horozlarla Flörtü
Gökberk Bilgin, İtalyanlar için ”paçavrayı bile pazarlamasını biliyorlar” diye konuşmuştu. Aslında konu kahve idi. Espressoyu nasıl yapıp, servis ettiklerinden bahsediyordu.
Barista, kepçenin içindeki eski kahve posasını makinenin altındaki çöp toplama düzeneğine boşaltırken, nasıl ihtişamlı bir şekilde makinenin kenarına vuruyor. Tak, tak, taaaakkkk… Bütün müşteriler bu sesi duymalı… Sonra ani ve kararlı el hareketleri ile kahve öğütücünün porsiyonlamaya yarayan düzeneğinin kolunu çekip, bırakıyor. Hepsi planlanmış, düzenli hareketler ile bu kahve kepçenin içine bastırılacak, kepçe makinaya takılacak, 20 ila 30 saniye arasında bu kahvenin özel espresso fincanına süzülmesine müsaade edilecek. En sonunda da servisi var. Gökberk’in dediğine göre, benim de gözlerimle görüp, teyid edebileceğim şekilde, fincanın içindeki 2 yudum espresso sanki cumhurbaşkanından özel kuryeyle geliyormuşcasına tüm salonda, neredeyse göğüs hizasında dolaştırılarak önünüze koyulacak.
Nedir? Sonuçta kuş gagasını dolduracak kadar bir kahveden bahsediyoruz. İtalyan bunu da böyle satıyor işte. Bizde Türk restoranında Türk kahvesi ısmarladığınız zaman, arkada bir yerde gizlice yapıyorlar, önünüze neredeyse utanarak getiriyorlar.
Ne satarsan sat, ürününe bir exclusive havası verdiğin zaman milleti önünde köpek etmen mümkün.
Giovanni Battista Pirelli, 1872 de Milano’da, daha sonraları adı ile anılacak Pirelli firmasını kurarken konsepti belirlemede ırkının özelliklerinden yardım alıyor tabii ki. Hayret !!! O zamanlar bugün benim friendfeed’de tanıdığım marka uzmanları, buzz expertleri falan da yok. Herhalde körün el yordamı ile iş yapması gibi o da Pirelli takvimlerinin bu lastik markasını daha değişik bir kategoriye taşıyacağını bulmuş olmalı. 1964 de basılmaya başlanmış Pirelli takvimi. 74 de, dünyadaki petrol krizinden dolayı 10 senelik bir ara vermişler bunu basmaya. 84 den günümüze kadar da süregelen, her sene Pirelli bayilerinin özel müşterileri ve özenle seçilmiş VIP lere dağıtılan, bu grupların dışnda kalan sizlerin de sanki bir matahmış gibi her sene beklediğiniz bir matbuattan bahsediyoruz.
Bu seneki takvimi ünlü fotoğrafçı Terry Richardson çekmiş. Ne yalan söyleyeyim, haberim yoktu. Bunun sebebi, bugüne kadar orada, burada gördüğüm Pirelli takvimlerinin benim için birşey ifade etmemiş olması diyelim. Hatta geçenlerde bu takvim çekimlerinin konu alındığı bir video da gördüm. Bırakın bunu bloga taşımayı, videonun play tuşuna bile basma isteği uyanmadı içimde. Dün Ozztrojen’in friendfeed’de açtığı bir konu üzerine, biraz da o feed de Deniz Eda’nın ayarı vermesi üzerine yazıya alayım dedim. Hazır bugün paylaşacak çok fazla ilginç, karışık linkler de yokken…
Ozztrojen takvimdeki bir fotografa takılmış. Modellerden biri şuh bir ağız pozu ile dilini kucağında taşıdığı horozun ibiğine atmış. Ozz soruyor; ”bunu çekici buluyor musunuz?” Kadınların bu tarz meraklı sorgularını sevimli buluyorum. Anlayamamak ile merak arası… Biraz hayal kırıklığı, hafif kızgınlığa kaçar gibi, ama tam öyle de değil. Tamamen farklı dünyalarda yaşıyoruz tabii. Cinsellik o kadar masum bir olgu değil. İçinde çok karanlık ögeler, bilinçaltının en duymaya, görmeye tahammül edemeyeceğiniz parçalarını taşıyor. Sizce öyle değil mi? Öyle değilse, bence ne kendinize ne de karşınızdaki insana bu rahatlığı ve şansı vermemişsiniz o zaman.
(Bu postada kullandığım görseller SSENSE adlı moda sitesinin reklam kampanyasından.)

Model kız, kolundaki horozun belki bizde bir kadın cinsel organı çağrışımını yaratması beklenen ibiğine son derece banal bir dil çıkarma değil de, ağzında biriktirdiği tükürüğü yukardan aşşağı gagaya sızdırsa, hatta horozun cinsel organının olduğu bölümdeki tüyleri de parmakları ile ayırsa, ve de fotoğraflar o kadar rötuşlu olmasa Ozz’a pozitif bir cevap verebilirdim. Ama hayır… Çünkü bundan iyisini gördüm ben. O fotoğrafları kullanmak için bir yere ayırmadığıma yanarım. Moda branşı ve buna bağlı reklam kampanyalarında artık yavaş yavaş işlenen bir bestiality modası gözlemliyorum. Hatta sextoys branşı da bu akıma ayak uydurmuşa benziyor. Şimdi adını vermeyeyim, bir arkadaşım mesaj atmış. Bana şu siteye bir göz atmamı tavsiye ediyor. Cidden ilginç…
Çıplak kadın vücuduna bugüne kadar en iyi uyan hayvan at olarak tasvir edildi hep. Pornografik manada demiyorum, çoğunuz çıplak bir kadını at sırtında yelenin ve saçların savrulduğu bir rüzgar eşiliğinde gördünüz. Ata binenleriniz bilir o duyguyu. Hem salıncakdaki apışarasında duyduğunuz o his, hem de bir kadın olarak çıplak cinsel organının atın sırtına yapışıp, hayvanın vücudundaki hareketlenmeleri direk olarak organınıza almak. Rüzgarın meme uçlarını dikleştirmesi… At gibi yüzlerce kiloluk, aslında tamamen vahşi olan, kontrolü imkansız gibi görünen bir hayvanın üzerinde onunla bir bütün oluşturarak oturmak. Rahvan, tırıs ya da dörtnala, her türlü koşuşun darbelerini kasıklarda ve organında hissetmek… Eyersiz… Ya da fotoğraf kompozisyonunda çıplak bir çift bacağın iç baldır tarafının ıslak bir köpek burnu ile kesik kesik, gittikçe yukarı çıkacak bir biçimde koklanması. Bunlar hiç kuşkusuz biz erkeklere bir ereksiyon değil belki ama, hayal gücümüzü gıdıklayan, beynimizin keşfedilmemiş bölgelerini stimule etmemize yarayan antrenmanlar veriyor. Kadınlara da birşey vermeli diye düşünüyorum..

Bu yüzden Pirelli kızının o pozu bende tahrik, provoke duygusu yerine ‘’beeeeehhhh, metro niye gecikti’‘ diyecek bir ruh hali bıraktı geriye. Pirelli genel müdürü olsam;
Mr Richardson, biz kocaman bir İtalyan ulusunun zevkini, alışkanlıklarını ürünlerimizde yansıtmak istiyoruz. Yüz firma içinden birisi olmak değil, Pirelli olmak hedefimiz. Sizin bana getirdikleriniz ancak Türkiye’de Arena dergisinde basılabilecek fotoğraflar. Mesleğinize ve profesyonelliğinize olan saygım sonsuz. Bunları rica ederim önümden kaldırın. Baskı tarihine kadar sizden yeni fotoğraflar bekliyorum.
olurdu. Tabii büyük ihtimalle bu Pirelli’de genel müdür olarak kovulmadan önce verdiğim son karar olurdu. Zira bu derece enternasyonal bir şirketin bu kadar marjinal olma şansı yok. Sınırlar zorlanırmış gibi gösterilecek, ama asla aşılmayacak. Arena, Playboy gibi dergilerin müdavimleri için kuşkusuz kaş kaldırıcı fotoğraflar. Tastefull Erotica ile uzaktan yakından ilgisi yok ama.
Bu yüzden Pirelli takvimleri hiç ilgimi çekmedi. Bundan sonra da çekmeyecek.
Deniz Eda bana hafif bir ayar verdi, Terry Richardson hakkında. Zevkine, bilgisine güvendiğim bir arkadaşım olduğu için dikkate alıyorum. Ancak öbür blogum postdijital’de de yazdığım gibi, günümüzde profesyonellerle amatörler arasındaki sınır, kumsaldaki kumdan kaleler gibi eriyor. Pirelli’nin bir tarafına koyayım, Tumblr a birşey olmasın.
Bırakın takvim kızlarını falan da, madem kahve ile başladım kahve ile bitireyim. Saat 11 olmuş burda. Şu erotik videoya bakarken siz, ben de bir espresso yapayım kendime.
Espresso, Intelligentsia from Department of the 4th Dimension on Vimeo.
6 Yorum Postalanmış
espressomu icerim keyfime bakarim…gerisi yalan
hah ben de terry richarson’un 2001 sisley çekimlerinden dem vuracaktım geç kalmışım. fotolar şurda: http://blog.ricecracker.net/2009/10/04/terry-richardson-sisley/
guzel makale saolunn
pirelli de yaşadığının aynısını Victoria’s Secret defileleri için sölemek mümkün
hehe :) gene terry terry diycem demiyim. acikcasi videoyu begenmedim, daha guzel versiyonunu izlemistim, bu boyle dandik fesintivi videosuna benzemis. onun disinda bence kopekli studyo fotograflari daha amatorce bir cekimden. konsept guzel, model basarisiz :) bu arada gecenlerde (benim sahsen nefret ettigim bir marka olan) american appareldan bahsediyordun, onun da cekimlerini terry yapti :) su sahane sisley cekiminden kareyle birakiyorum sizi http://www.12ozprophet.com/images/uploads/terry_1.jpg :D
This comment was originally posted on FriendFeed
başımıza taş yağacak… sonra orda burda türlerin karışımı ile beni suçluyorlar.
This comment was originally posted on FriendFeed
Yorum Postala