Pazartesi Notları # 13
8 Nisan 2008. Neredeyse tam 2 sene olmuş tavuk yemeyi bırakalı. Tarihi tam olarak hatırlayabilmem için çalışma masamın üzerindeki ıvır zıvırları tıkıştırdığım zımbırtıyı karıştırmam gerekti. Londra’da bir bahar akşamı, Stamford Bridge’e çok yakın, güzel ve mütevazi bir İtalyan restoranında pizza yiyip, bira içmiştik öncesinde.

2-0 ın ağırlığı ile birlikte kendimizi kaldığımız otele atmadan önce yine karnımız guruldamaya başladı. Avrupa ülkeleri Türkiye gibi olamaz, gece yemek yiyecek yer bulma konusunda. Bizde hiç yoksa dürümcü kültürü var. Tabi Londra büyük bir başşehir, muhakkak ilginç şeyler yiyebileceğin yerler gece de açık. Ama biz turist olarak o saatte bulamadık.
KFC oldu seçimimiz. Kaldığımız otele de çok yakın. Girer girmez içeri, havadaki yağ partiküllerinin zamanla yere inenleri ayakkabımın altını kayganlaştırdı. Ağır bir yağ kokusu var ve İngiltere’nin o eski binalarında konuşlandırılmış ucuz hostelimizde Londra’nın o kötü suyuyla bir duş yapmadan yatamayacağımız anladık. Mide gurultusu ile verilen siparişler geldikten sonra yumulduk. Sonunu getiremedim. Kallavi bir küfürden sonra elimdeki Burger’i sepetim içine fırlattım. Bu dedim, son tavuğumdu.
Domuzda da aynı şey oldu bana yıllar önce. İsveç Kralı Ruslara yenildikten sonra yıllarca Türkiye’de ikamet etmiş. Demirbaş şarl diyorlar galiba Türkiye’de. Karl XIIburadaki adı. Ülkesine geri dönerken Osmanlı misfirperverliğinde geçirdiği yıllarda beğendiği bazı şeyleri de beraberinde getirmiş. Bizdeki köşk kelimesi de buraya kiosk olarak geçmiş. Gerçi anlam olarak zamanla değişikliğe uğramış. Gazete, mecmua, ıvır zıvır satılan bizdeki büfelerin adı kiosk şimdilerde. Bir de yolda sosis satan ayaküstü büfeleri var. Onlar da… Yemeklerden de almış yanına Demirbaş Şarl. IKEA’nın o ünlü köftesi mesela böyle gelmiş. Sonra bir de etli lahana dolması. Aslında bunda biraz şüpheliyim. Çünkü Alman mutfağında da var galiba bu yemek. Bir de Baltık ülkerinde de gördüm bunu. İsveç’de kåldolmar diyorlar. kål – lahana, dolmar – dolma. İşte bunu yerken ağzıma domuzun kokusu geldi bir kere. O gün kestim yemeyi. Yavaş yavaş yeniden yemeye başladım ama tavukta asla bir geri dönüş olmayacak.
KFC’nın Double Down‘ı 12 nisanda çıkıyormuş. Bütün yurda ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ne zaman gelir bilmiyorum. Fritözlenmiş iki tavuk kanadının arasına cheese & bacon. Bööööğğğğğğğggggg……. Haber ve fotoğrafı midemi kaldırmaya yetti. 540 kalori. Erman Toroğlu’culuk gibi olacak ama… Yemeyin, yedirmeyin. Evde pişen tavuğun bile eti artık lifli değil, mermer gibi. Antibiyotikle beslediklerinden.
# YouTube’da kısa kliplerin, dizilerin yanında film klasiklerinin tam versiyonlarına da ulaşabileceğinizi biliyor muydunuz?
George Orwell‘in anti totaliter klasiği Animal Farm bunlardan bir tanesi. Orwell kitabında pek de içaçıcı olmayan bir sonu uygun görmüşken, filminde rejisörler John Halas ve Joy Batchelor mutlu bir finali seçtiler. YouTube bir sosyal medya olarak filmin altına yazılan yorumları ile de insanlarla iletişmenizi ve etkileşmenizi sağlıyor.
Reefer Madness, ilk başta ”Tell Your Children” adını taşıyordu. Kilise siparişi bir ahlak anlayışı ile çocukları marihuana denemekten alıkoymak için yapılan bu film tüm zamanların en kötü rejisörlerinden biri olan Dwain Esper tarafından hazırlandı. Cinayet, tecavüz, bağımlılık içeren sahneleri var. Esper’in saha sonra başka yapıtları da var. Sex Madness ve How to undress in front of your husband bunlardan ikisi.
Revolution will not be televised Hugo Chavez’e karşı yapılan darbe girişimini konu alan 2002 yapımı bir film. Aslına El Presidente hakkında film çekmeye giden bir grup İrlandalı film yapımcısı, bir anda darbenin ortasında buluyor kendisini. Belgeselvari bu çalışmada olayların merkezinde kendi gördüklerini ve aynı haberin Amerikan medyasındaki yansımasını konu almışlar bu çalışmalarıyla.
Fritz Lang‘ın über creepy filmi M – Eine Stadt sucht einen Moerder - 1931 de çekildi ve Berlin’de bir seri katili konu alıyor. Tüm şehri korkuya boğan pedofili Peter Lorre oynamış. Korku filmleri kategorisi için ”bir klasik” diye geçiyor ve Alfred Hitchcock için de ilham kaynağı olduğu söyleniyor.
Bir film sitesi üzerine aklıma bir fikir geldi ve bu fikri 5 Posta’nın kodlanmasında büyük emeği geçen bir arkadaşımla beraber yapıyoruz. (Daha doğrusu emeğinin hakkını yemeyeyim, işin tüm hamallığını o yapıyor şu anda) Sonuç birşeye benzerse sizlerin karşısına da çıkaracağız.
Benzer şekilde çok fikir geliyor aklıma ve aklımıza. Ancak vakit darlığı ve fiziki olarak Türkiye’de olmamak ket vuruyor tüm bu projelere.
Mesela yaklaşık 1,5-2 senedir şu blogun arkasına bir e-shop koymak düşüncesindeydim. Hala da düşünüyorum gerçi. Normal seks shop larda fazla rastlanmayan ürünleri satmak, blogdan bir şekilde para kazanırken Türkiye’de işhanlarına gizlenen bu dükkanlara gitmeye çekinen insanlara, ürün paketleri üzerinde yazan standart bilgilerin dışında ürünü tanıtarak satmak. Gerekli kontakları sağlamadaki zorluk ve aradaki mesafe buna engel oldu hep.
# Şimdi görüyorum ki yeniden açılan Urban5, aklın yolu bir olduğu için aynı fikirle geliyor. İnsanın içinde tabi ki ”hassktr, benden önce davrandılar” hissi uyanmıyor değil. Ancak birimiz elma, öbürümüz armut olduğu için uzun vadede her türlü düşünce ve atraksiyonun Türk internet camiasına hayırlı olacağını zannediyorum.
Urban5, konulu bir komünite olarak kendini tanıtıyor. Konusu seks, cinsellik. Tam da birşey söyleyemiyorum. Çünkü üyelik gerektiren bir oluşum. 2 sene önce bir hesap açıp, bakmıştım içine. Sonra ipe un serdiler bir ara. Şimdi nasıl işlediği konusunda ise fazla bir bilgim yok.
Atilla Baybara kurucusu. Editörü ise Umut Karacaoğlu. Umut’u referans alırsam, iyi bir iş çıkarabileceklerini tahmin ediyorum.
# Favorilerimden biri Nina Simone. Günün anlam ve önemi ile alakası yok ama şu parça ile bitireyim diyorum.
”Nina Simone’s first civil rights protest song, sang while guarded by troopers wearing Con federate flag patches on their uniform. The song was inspired by the murder of four girls in the bombing of the 16th Street Baptist Church on 15 September 1963”
Bir de Masum Güzellik koyayım mı son olarak?



5 Yorum Postalanmış
ya üzgünüm ama ben o tavuğu yerim! ilk başta bende ıyy çok ağıır hayatta yimem filan dedim ama yerim ya…hem de bayıla bayıla, üstüne de 1 tatlı patlatırım (brownie olabilir)
Kick Off 19:45
)
o değil de o tavuk türkiye’ye gelmez. bildiğim kadarıyla türkiye’de öyle fast food mekanlarında bacon’lı ürünler satılmıyor. satılıyorsa da ben hiç rastlamadım..
Ben de geçen sene izlediğim Food Inc filminden beri tavuk yemiyorum. Kolay kolay da yiyemem gibi geliyor. Haa olur da bir gün karadenizin x bir yaylasına giderim orada da tavukların tavuğa benzediğini, teyzelerimin o tavukları elleriyle tarlalarından topladıkları mısırlarla filan beslediğini görürüm ancak öyle yerim. Cidden çok çarpıcıydı.
Urban5 süper bir içerik sağlayacak gibi
Valla değişik konularla bu içerik zenginleşirse, bu art direksiyonla ve bu kadar emekle eşsiz olur gibi geliyor. Çok beğendim. Çok özenilmiş ve emek/mesai harcanmış, belli.
Açıp okumaya üşenmişler için iki küçük alıntı, çok hoşuma gitti
))
Hem ingilizce hem Türkçe olarak açmışlar siteyi. Aynı makalenin ingilizce Türkçe versiyonlarından:
İçeriden bir cümle:
İngilizcesi:
If you’re not so sure about your female master, it could be a huge mistake to leave rulership to her. (Q.v. Angela Merkel)
Türkçe’si:
Eğer kadın efendinizden emin değilseniz, iktidarı ona vermeniz büyük bir hata olabilir. (bkz. Tansu Çiller)
Bahsettiğin sanal mağazayı 360° virtual tour şeklinde yapsan. Ve, gezinirken beğendiğin şeyin üstüne geldiğinde kullanımıyla ilgili 10 second preview olsa…..Zor mu , değer mi bilmem ?!? . Bir de kredi kartı haricinde var mı başka secure yöntemler ona baksan….
Yorum Postala
Additional comments powered by BackType