Oluyormuş Demek ki !!!
Perşembenin gelişi çarşambadan belli. Basın sezer böyle şeyleri, o kadar aptal değiller. Bomba patlamadan hikayeyi hazırlamak lazım.
Rick evinde röportaj için muhabiri beklerken, her bekar erkeğin gözünden kaçabilecek kutu prezervatifi mutfak masasında unuttu. Belki de gözden kaçması kolay olduğu için. Haliyle ev biraz dağınık. Giren, çıkan pek belli değil. ”Proje” için yardım etmek isteyenlerin karargahı vazifesi de görüyor Sollentuna’daki 4 odalı daire… Rick de ”Proje” için ülkeyi gezmeye çıktığında tanımadığı insanların evinde kalıyor. Erkekler tercihi değil, daha çok ”Proje” ye gönül vermiş hatunların evinde kalmak istiyor. Facebook’unda da bunu açık açık yazmaktan çekinmemişti zaten. Magazin basını bunu malzeme yapıp baş sayfaya taşıdığında da ”kiminle sikiştiğim kimseyi ilgilendirmez” diye de açıkça cevap verdi. Blogda yazıyorum, kullandığım dile dikkat edeyim diye ‘’sikişmek” yerine ‘’seks yapmak” tabirini kullanacaktım ama, İsveççe’de de Türkçedeki gibi ‘’seks yapmak” ile ‘’sikişmek” arasında bir nüans farkı var. Ve Rick’in gazeteye verdiği demeçte ‘’seks yapmak’‘ değil, ‘’sikişmek” kelimesi kullanılmıştı.
Karizma yok Rick’de. Yakışıklı değil… Tatlı çocuk da diyemezsin. Hafif gıdı görüyorum. Karizma yok dedik, ancak kafası çalışıyor. Okuyorum röportajı… İlk şirketini 16 yaşında kurdu. 21 yaşına geldiğinde şirketinde 5 kişi çalıştırıyordu. Kendisi ise haftada ortalama 90 saat çalışıyordu. Zeki, ama pek iş kafası yok yine de. Yaptığı işler için ücret almaya çekindiğinden dolayı şirket kötü gidiyor. Çareyi şirketi çalışanlara satmakta buluyor sonra. Stockholm’e taşınıp, bir IT şirketinde işe giriyor onun yerine…
2005 yılının sonları… Adalet bakanı Tomas ”Stasi’‘ Bodström ABD den aldığı emirle PirateBay’ın sunucularının bulunduğu web otele, kanuna aykırı olmasına rağmen polis baskını düzenletiyor. Akabinde yine ait olduğu Sosyal Demokrat partinin çabalarıyla ülkedeki tüm internet, mail, telefon trafiğinin Savunma Bakanlığı’nın bünyesinde yedeklenmesini öngören kanun teklifi veriliyor. Ticari şirketlerin vatandaşların evine polis baskını düzenleyebilmesini sağlayan kanunun gelişinden de haberdar Rick. Kanunu yürürlüğe sokmak ‘’sözde” liberal partinin dönemine geliyor daha sonra.
Bir Mac Donalds restoranında otururken, Mac Donalds peçetesine şunları karalıyor…
- Devlet vatandaşın özel hayatından elini çekecek
- Telif hakları 5 yıl ile sınırlandırılacak
- Patent hakkına düzenleme getirilecek
- Kültür ve sanat eserlerinin vatandaşlar tarafından ”ticari amaç taşımamak kaydıyla” kopyalanması, çoğaltılması, paylaşılması serbest bırakılacak.
- Adalet bakanı Boström meclis çıkışında sosis satacak
2005 Noel’ini eve kapanarak geçiriyor. 1 ocak 2006 günü ”Proje”nin internet sitesi hazır. Parti programı zaten peçeteye yazılmıştı, oradan siteye geçirmek zor olmadı. Bir chat kanalında olayın sözünü edip evden çıkıyor Rick. Ertesi gün siteye baktığında 1200 kişinin adını yazdırdığını görüyor. Bir sonraki gün Pakistan’daki bir internet gazetesinde haber oluyor, 3 milyon ziyaretçi Rick ve ”Projesinden” haberdar oluyor.
Büyük balıklarla aynı denizde yüzmek için ne lazım diye Yüksek Seçim Kurulunu arıyor. ”1500 imza lazım” diyorlar. ”Elektronik imza olur mu?” diye soruyor Rick. Cevap veremiyorlar, hiç böyle bir soru gelmemiş daha önce. Kabul ediyorlar ama elektronik imzayı. Piratpartiet böyle doğuyor. 2006 seçimlerinde % 0,64 oy oranı ile büyük hayal kırıklığı yaşıyor Rick.
Ogünden bugüne çok zaman geçmedi. Bir önceki seçimde liberal-yenilikçi partiye oy vermiştim. Kısa zamanda yaşadığım büyük hayal kırıklığı yüzünden kendime çok kızdım. Ve söz verdim kendime… Asla ve asla oy vermek yok bundan sonra. ”Oğlum Fenasi, dünyanın zaten çivisi çıkmış, sen kendi postunu kurtar bir şekilde”.
Yine de internetteki sosyal hayatımda tanıdığım, konuştuğum, tartıştığım insanlarla beraber hareket ettim bu sefer. Ve hatta partinin saçma-sapan bir adı olmasına rağmen, temsil edildiği rengin mor olmasına rağmen. Son sefer… Eğer bunda da bir ışık görmezsem…
Liberallere oy verirken kendimi düşünmüştüm. Dün sabah kalkıp sandığa gittiğimde başka türlü bir his vardı içimde. ”Gurur” diyeceğim, eğer gülmezseniz…
Bugün tüm gazeteler Piratpartiet’i yazıyor. % 7,1 ile Avrupa parlamentosuna 1 vekil, 1 de raportör soktu ”Proje”… % 7,1 büyük başarı. Tv de konuşmaya çıkartılmadılar, seçim barakaları kurmaya para yoktu. Ama 24/7 internetteydiler. Partinin bürosu yok, gerek de yok.
2006 seçiminden önce İtalyan blogger Federico Mello blogu generazioneblog da (şu an online değil) yayınlamak üzere Rick ile röportaj yapıyor. Artık sıkıldım videoları oraya, buraya taşımaktan. YouTube’dan veriyorum. Siz de sıkıldıysanız bir parti de siz kurun…
19 Yorum Postalanmış
Korsan Partisi’nin başarısı özellikle de teknoloji konusunda bizden ileri seviyede olan Batı toplumunun hissettiği, devletin Internet gibi ortak ve özel bir alana kısıtlama getirme çabasına olan son derece doğal tepkisidir.
Desteklenir her şekilde. Ancak şu liberal sözcüğü korkutur beni hep. Demokrasi gibidir liberal olmak. Demokratiksindir kağıt üzerinde fakat gel gör ki kafan, ayaklar ve gövde başka rejim ister. Liberaller de sanki kimden ve nereden ne çıkacağı belli değilmiş gibi bir his yaratmıştır bende hep.
Bu tür yazılarının bende uyandırdığı başka bir düşünceye değinmek istiyorum müsadenle. Bu tür yazıların, diğer bir ifade ile internette pek az bir bilgi ve minimum sermaye ile yapılabilecekleri gösteren yazıların bana umut veriyor. Geleneksel yöntemlerin uzun, yorucu, aşılması zor ve masraflı süreçlerine karşın elimizde son derece etkili bir alternatif olduğunu gösteriyorsun. Ricky örneği işte, sadece internet üzerinden etkin propaganda ile bu seviyeye ulaşmak ciddi bir başarı bence. Ve evet haklısın iktidarın sansürlemeye çalıştığı tam da bu sanırım aslında. Herkesin kolay ve etkin biçimde kaynaklara ve kişilere erişme imkanı. Bütün o prosedürleri es geçip propagandanı da yapabiliyorsun, müziğini de dinletiyorsun, kitabını da okutuyorsun. Gelenekselin yeniye direnmesi olarak yorumluyorum ben bunu. Bir bahane elbette lazım: telif hakkı, düşünce suçu vs. ama işin özü bu bence. Hatta bana matbaanın Osmanlı’ya gelişinde yaşanan gelişmeleri hatırlattı. Şeytan icadı diye karşı çıkar ulema, lakin asıl mesele el yazması ile çoğaltma sona erince işsiz kalacağını anlayan hattatlardır. Bu tür yazılarının zevkle okuyorum, ilham verici oluyor, teşekkür ederim.
Once 5posta’dan duyduk, sonra arkasi geldi: http://www.taraf.com.tr/makale/5958.htm
Bu korsan parti girisimi, bilisim teknolojisinin sadece kari,kiz, erkek bulmak porna seyretmek, chatlesmek gibi seylerin disindada internetin önumuzdeki yillardaki sosyal transformasyonu hangi mecrada etkileyecegininde bir örnegi. Turkiye gibi bir ulkede youtube gibi bircok sayfanin erisiminin engellendigi bir yerde bu tur olusumlarin cikmasinin yerine, ben v tunelden giriyorum, ben abc tunelden giriyorum diyerek, bulluge sol elle masaj yapmasida bu transformasyona yurdum insanin hangi ölcekde uyum saglayacaginin belirtisi.
Besimede kucuk bir yorum yazmak istiorum, Demokrasi zaten ellerin ayaklarin kalbin, cukun farkli rejimler istemesine ragmen onlari bir ayni vucutta tutma yetisidir. Ayaklar, eller baska rejim istemezse demokrasi olmaz zaten.
vay canına!
son derece ilgi çekici…
acaba çalışmalarını sırf internet üzerinden yapan bir parti türkiye de ne kadar başarılı olabilir?
Пираты всех стран, соединяйтесь!
@bobocan,
benim söylediklerimle mutabık bir yorum gördüm senden. thanks man!
@ mumutum,
Başarıyı neyle ölçtüğüne bakar bir yerde. Bugün gazetede okudum. İsveç’in eski ve köklü partilerinden biri olan Folk Parti nin ğır toplarından biri olan yılların politikacısı bir kadın şöyle demeç veriyor.
”Bu seçim sonuçları bize gösterdi ki interneti kapsayan kanunlarda ve telif hakkı ile korunan eserlerin geleceği hakkında biraz da karşı tarafı dinlememiz gerekiyor”
Yani % 7 gibi küçük bir oran dahi etable olmuş politikacıları rahatsız edip, politikalarını gözden geçirmeye itiyor.
Etable olmuş partileri, ürününü satmaya çalışan özel şirketlere benzetebiliriz. Trend neyi gösteriyorsa, moda neyse oradan pay almaya heveslidir bunlar. Bkz. CHP nin çarşaf açılımı.
Bunları rahatsız etmenin tek yolu politikacılarının oturdukları koltukları tehdit etmek. Oy için, bir daha seçilmek için yapılmayan şebeklik yoktur.
Eğer genç nesilin, enformasyon çağını anlamış nesilin oylarını belirli bir yere akıttıklarını görürlerse hemen yelkeni oraya çevireceklerdir. O yüzden şeriatın gelmemesi için CHP ye verilen taktik oylara acımalıyız. Veba ile kolera arasında seçim yapılacağına alternatifler üretilmeli.
NETAMİYE Ahmet Altan’ın güzel bir makalesine link vermiş. ”Elalem internetle, enformasyonla uğraşırken biz inançlı-inançsız, Atatürk, başörtüsü tartışmasından çıkamadık” diyor. Dünyanın gündemi sağ, sol değil artık.
En çok da bizi ormanda kaybolan çocuğa benzettiği bölüm hoşuma gitti. ”kendi gündemimizin içinde boğulup, tartışırken ormanda kaybolan çocuk gibi garip sesler çıkarıyoruz, kimse bizi anlamıyor” diyor.
Ahmet Altan’ın yazısına bir ekleme yapmak lazım. Çok önemli… Altan PiratPartiet in parti programı için şöyle demiş.:
”İnternet özgürlüğünü ve internetteki bilgilerin, müziklerin, görüntülerin serbest paylaşımını sağlamak.”
Bu açıklama eksik. Olayın yalnızca bu olduğu düşünülürse büyük hata yapılır. Bu sabah haber geldi Fransa’dan.
”Fransız Anti-Pirat bürosu (ALPA – l’Association de Lutte contre le Piratage Audiovisuel-) kriminal oluşum diye nitelediği üyeli torrent sitesi ”Snow Tiger” ın kurucularına Fransız Askeri Haber alma Örgütü’nün de desteği ile bir baskın yaptı. 10 kişi gözaltına alınırken siteye ait 21 sunucuya el konuldu.”
Eğer Şarlatan Sarkozy 3 tane kıçı kırık artistin albümleri paylaşılıyor diye askerini, uydusunu bu işe kullanıyorsa, artık saflığı bırakmanın vakti geldi bizler için. Burada asıl amaç insanların devletin kontrolü dışında bir mekanda (internet) birbirleriyle iletişmeleri.
Piratpartiet’in asıl önünge geçmek istediği bu. Oy verenleri bilgisayar başında gözlükleri ve sivilceleri ile oturan bedavacılar güruhu değil.
Taraf gazetesinde makaleler altına yorum yazamıyorsun. Mail olarak ileteceğim ben de Liboş’a…
http://www.theinquirer.net/inquirer/news/1184608/french-military-closes-bit-torrent-site
- Telif hakları 5 yıl ile sınırlandırılacak
.
Bu konuyu her açtığında, bir çözümü olmalı deyip duruyordum , herif peçeteye çiziktirmiş…
.
Her “Altan” soyadı taşıyan bir yazarın, “Çetin” adı taşıyanla aynı kefeye konulup , yazdıklarına değer verilmesi ve önemsenmesi kadar yanlış birşey olamaz.
” Eğer Şarlatan Sarkozy 3 tane kıçı kırık artistin albümleri paylaşılıyor diye askerini, uydusunu bu işe kullanıyorsa, artık saflığı bırakmanın vakti geldi bizler için. Burada asıl amaç insanların devletin kontrolü dışında bir mekanda (internet) birbirleriyle iletişmeleri. ”
kesinlikle esas yakalanması gereken nokta bu. Devletler,otoriteler artık adını siz koyun özgürlüğün kendi kontrolü dışında sınırsızca oluk oluk aktığı bir mecraya iştahla bakıyor ama nafile.belki gerçek hayatta çok zor olan özgürlükler adına bir çok zaferin kazanılabileceği bir alan burası. bu gelişime yön veren bir çok mühendis,programcı vb. de bunun yanında. parayla bi yere kontrol altına alınabilir bunlar. bir yerden sonra bu sınırsız bilgi akışının ürünü olan insanlar türeyecek ve hatta türedi bile. kontrol edilemez noktada bile aslında.
Polisin gazete haberlerine yorum yazanları tespitine yönelik haber için yazdığım http://5posta.org/kimlik-lutfen-stasi-20/ postası ile torrent sitesine yönelik Fransız operasyonunu ben birleştirmedim. bakın http://www.theinquirer.net/ e verdiğim linkde makalenin altına ne yorum yazmış biri. Bazı şeylerde Avrupa’dan hiç geri değiliz.
e-lau adlı yorumcu ”WELL” diye başlamış yorumuna
”Have you heard from HADOPI & LOPPSI ?
French networks are over, welcome 1984 !
Sorry but not all french people have decided to vote these laws (only the HADOPI one is for now).
This week a woman was questionned by policemen cause she had commented a politic video on dailymotion “houuu the lier !”.
Don’t blame us it seems to be the world’s turn nearly ;)
[hope i'll won't bearrested after this one]”
Tebrikler Fenasi! Partinizin bu noktaya gelmesine cok sevindim. Insanlarin ilgi gostermesi de ayri bir sey! Yalniz AB’ye 1 milletvekili gonderdik demissin; acaba sizin secim AB Parlemento Secimi miydi? Bildigim kadariyla milletvekili secimi ile farkli oluyor bu secimler.
–
Bu arada koalisyon durumu nedir eger bu “genel secim” ise? Bunlari koalisyona alirlar mi? Yuzde yedi hic de fena bir oy degil.
–
Hatirlarsan bizde de Cem Uzan 2,5 ayda almisti bunu!
@ herackles,
AB parlamentosu seçimiydi bu yapılan seçim. Katılım yerel seçimlerden düşük oluyor, insanlar önemsiz gibi görüyor. Oysa ülke bazında uygulanan kanunların % 80 i Brüksel’den çıkıyor.
Cem Uzan 100 dolar vermiyor muydu oy verenlere?
Yok canim :-) Ne 100 dolari. Adami biraz da bu “sehir efsaneleri” bitirdi.
Gerci gavur(!) Izmir kendisini ikinci parti yapmisti ya. Ilginc adam vesselam, Besim Tibuk’tan sonra.
herackles’in dedigi gibi Cem Uzan da %7′lik oy oranina ulasmisti, ama elinde 24 saat propagandaya ayirdigi bir TV kanali ve bir gunluk gazetesi vardi. milliyetcilikle, gocmen kokenli olmanin getirdigi cemaatci duygulari ve populizmi harmanliyordu.
Korsan Partisinin boyle kaynaklari yok gibi gorunuyor. O yuzden daha ilginc.
@larry:
insanlari, “soyadina” ya da “hangi soyadinin onunde hangi isim var” diye ciddiye alip almama gibi bir kriteri yok korsanlarin.
eminim ki korsanlari da ciddiye almayanlar olacaktir…
@Fenasi
“%7 gibi kucuk bir oran” demişsin de bence hiç de hafife alinacak bir sonuç değil bu. Son derece buyuk bir oran hatta.
@Netamiye
Internetten buyuk kaynak mi var gunumuzde sorarim?
—
Hurriyet gazetesinde de Mevlut Tezel mi Tez mi ne o yazmisti gecen hafta sanirim biseyler.. Iste bir yanda Turkiye’de korsani engellemeye yonelik hareketler yapilirken bir yanda demokrasinin beşiği (!) Isvec’de korsani destekleyen parti kuruldu diye.
Dikkate aldigim bi adam olsa oturur bilgimi paylasirdim ama disardan bakanlarin salt “korsani destekleyen” bir parti olarak gormesi sanirim kendi zihinlerinin ne derece alt seviyede oldugunu gosteriyor. Yapacak pek bisiy yok.
“Devletin butun gencleri kriminal bir sucluymus gibi gostermeye calismasi” tarzi bisey dokuluyo agzindan videoda.. Ne kadar haklı yav..
Genclerin yaptigi butun dosya paylasimi olayi bir suçmuş, bir suç işleniyormuş gibi bir mantık oturtulmuş devlet tarafindan zihinlere. Hay böyle zihniyete….
Yorum Postala