Mor Ötesi'nin Ötesi

10 yıl önce, son çalıştığım maaşlı işimde günde 8 saat bilgisayar başında oturuyordum. IT branşının altın günleri, iyi maaş, haftada bir gün işyerinde masaj, cumaları bir catering firmasına ısmarlanan yiyecekler ve işyerine gelen kasa kasa biralar eşliğinde tüm çalışanların birlikte eğlendikleri bir ortam. Cuma akşamlarının bu etkinliğinde hep dj lik görevi bana düşerdi. Kısa sürede müziğe olan ilgim farkedildiğinden olsa gerek.

Esasında 10 yıl öncesine kadar sıradan bir rock müzik dinleyicisiydim denilebilir. Amerikan rock hiçbir zaman favorim olmadı. Türkiye’de üniversite kültüründen gelme bir British Rock olayı vardır. Kiss, Van Halen vesaire üniversite kampüslerinde yeterince entellektüel sayılmadığı için Led Zeppelin, Pink Floyd, Rainbow gibi gruplar daha revaçtaydı. Dolayısıyla ben de o kültürün bir parçası olmuştum. Bu birşeyin parçası olma olayına sonra tekrar döneceğim. Çünkü bir püf noktası var orada…

İşime yeni başladığım dönemde boş kaldıkça yaptığım tek şey Kazaa’dan tüm beğendiğim müzik gruplarının parçalarını indirmekti. Hızlı bir bağlantı ve iş bittikten sonra bile açık bırakarak gittiğim bilgisayarımın sabah geldiğimde hazienelerle dolu olduğunu görmek tabii çok güzel bir duygu.

Ne var ki 2 ayda tüm bildiğim grupların albümlerini tamamen indirmiş bulunmaktaydım. Arada bir Cuma akşamları çalacak skindirik parçaların peşinde de koşsam artık indirecek birşey gelmiyordu aklıma.

Bir akşam evde okuduğum bir gitar dergisinde keman çalış tekniğinin gitar üzerine uygulanmasıyla ilgili bir yazı gördüm yanlış hatırlamıyorsam. Degideki makalede Itzhak Perlman adı geçiyordu keman virtüözü olarak. Ertesi gün işyerinde ilk yaptığım Kazaa’dan Perlman’ı bulmak oldu. Piyanist Oscar Peterson ile beraber yaptığı bir albümü buldum. Dinler dinlemez vurulmuştum albüme. Ne yapıyor bu adam? Kim? Müziğinde hangi etkiler var? Oradan da bir şekilde Naum Kochko‘yu buldum…

Naum Kochko “If I was a rich man” Russian virtuos violin
Uploaded by vidlad

Kendi çapımda bir kolleksiyonum var bugün Rus, yahudi ve doğu avrupa halk müziği konusunda. Mesela Rusça diline ilgim buradan geldi. Yoksa çoğunuzun tahmin ettiği gibi Nataşa’lardan değil. Çok dandik 70 li yılların Rus pop şarkıcıları var elimde. Torrentlerden de bulamıyorum. Gittiğimde Doğu blokuna halk pazarlarından bakıyorum bu Cd lere. Yani bugün artık Türkiye’de de tanınan bir grup olan Gogol Bordello ile benim tanışmam o yoldan geçerek gelmiştir. Tv de seyretmiyorum müzik programı, çok da nadir alırım müzik dergisi. Son 10 yılda keşfettiğim artistler, gruplar hepsi kendi başıma oldu. Uhuru, Kakali, Gerard ilgi gösterdi California Surf Guitar ve Rockabilly denilen türlere. Tarrantino’nun film müziklerine torrentlerden erişebildiğim için surf guitar türünün peygamberi Dick Dale’ı bulabildim. Yukarıda bahsettiğim bir topluluğun parçası olma olayını bilmeyerek kırışım budur özetle…

Film müzikleri derken de yine eski Rus filmlerine giriş yapmadan geçemiyorsunuz. Holywood yapımlarından sıkılanlar için iyi ki video paylaşım siteleri var. Bunlar sayesinde alternatif filmlere bir ilgi de uyanıyor…  Sokaktaki Holywood yapımı filmlerin DVD lerini kiralayan dükkanlar korsan DVD lerden ve internetten indirilen filmlere veryansın ederken, aklını kullanan girişimciler nişlere yönelmiş, internet üzerinden DVD kiralama yöntemleriyle dünya sinemasını posta kutunuzdan içeri bırakıveriyorlar.

Vashe_Blagorodie_Gospoja_Udacha
Uploaded by kukuriku1907

Müzik ilginç bir olay başlıbaşına. İçine gömüldüğünüz zaman insan olarak temizlendiğimi hissediyorum. Taksim meydanını gören gizli bir mekanda kurduğum mitralyözü insanların üzerine boşaltabilecek bir potansiyelim olduğundan zaman zaman şüphe duyuyorum. Yani teorik olarak ürkütücü gelmiyor en azından bu düşünce. Müzik bunları bastırıyor, güzel şeyleri görme ve onlara değer verme hissi katıyor içim diyeyim. İnsan ruhunu tornadan geçiriyor bir şekilde. Zencinin, yahudinin pek farkı kalmıyor o dünyaya kendinizi kaptırdığınızda. Çünkü kültür olarak bir nebze daha evrensel oluyorsunuz. En azından insanda başka kültürlere karşı bir ilgi uyandırıyor. Biraz da bu kültürlerin içine girip, önyargılarınızdan sıyrıldığınız zaman artık at sırtında Malazgirt kapısından Anadoluya girmeniz hoş bir hikayeden öteye gitmiyor.

O kadar ilginç ve geniş bir dünya bu müzik dünyası. Bu sebeple olsa gerek Metallica, Madonna, U2, Kıraç, Duman veya vesaire albüm çıkardığında kaşımı kaldırmaya üşeniyorum. Endüstri, üzerinden en çok para kazanabileceği artistleri seçip, binbir medya kanalıyla, reklamlarla önümüze getiriyor. İyi oldukları için veya beğeneceğimiz için değil… Yalnız ve yalnız kendileri PARA KAZANACAK diye… Yazık ki tüketiciyi de fare kapanına sıkıştırıyor bu iğrenç sistem. Mü-Yap ın 50 küsür müzik ve video paylaşım sitesini engellediği bir ülkede Gerard, Uhuru, Kakali, Mehmet, Zehra nasıl ulaşacak Mor Ötesi’nin ötesine?…

Güya Türkiye serbest piyasa ekonomisi… Devlet ve mahkemeler bir kısım sermayeye el pençe divan durmuşlar, kartele, mafyaya kapıları açmışlar… Sebep??? Müzik endüstrisi ve Mü-Yap’ın kimsenin almayı veya o fiyatı ödemek istemediği birşeyi zorla halka dayatmak istediği için.

”Artist nasıl para kazanacak” diye soruyorlar??? Benim derdim mi? Ben mi öğreteceğim kendini internette nasıl pazarlayacak, yeni teknolojiyi nasıl kullanacak, ürününe nasıl fiyat koyacak?

Açacak üreticileri isyan mı etsin, kapağı çevirilerek açılan bira şişesi çıktı diye? Etmesinler… En iyisi siktirsin gitsinler, biz de köpürte köpürte, kana kana içelim…

İlk paragrafta dedim ”birşeyin parçası olmak” diye. Bu eski dünyaya ait bir terim olarak kalmalı. İnsan kendini bir dinin, milletin, takım taraftarlarının parçası olarak gördüğü zaman zıvanadan çıkıyor. Türk, Malta’lıdan üstün değil… İslamiyet de mormonluktan…

Kızlarda özellikle bir heves var, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca öğreneyim diye… Erkekler de ”Almanca porno dilidir” geyiğine sarmış. 17 Hippies belki bu düşünceyi kırabilir… Mor Ötesi‘nin ötesi olaraktan… Bitirirken dedim…

17 HIPPIES Frau von Ungefähr
Uploaded by schlowarzel

Bookmark and Share

10 Yorum Postalanmış

Fenasi January 21, 2009 at 5:04 am

Postanın içinde yazarım diyordum, unutmuşum… İşten ayrılırken patron geldi;
”Bizimle beraber olduğun zaman için teşekkürler, al bu da bizden küçük bir hediye” dedi. CD almak üzere özel olarak hazırlanmış 500 kronluk bir hediye çeki… Tamamını ne yaptım hatırlamıyorum. Ama 275 kronuna gittim Steve Stevens & Terry Bozzio albümününü aldım. Ohhaaaa 275 kron!!! Plastik parçası….Bu olaydan 2 sene sonra Letonya’da eskort hatunlar 280 krondu. Oradan hesaplayın.

O aldığım CD son oldu diyebilirim…

Besim Dönmez January 21, 2009 at 9:39 am

müzik ruha gıda ihtiyacını pompalıyo dersek, eskort hatunlara müziğin hasından mahrum kalarak gidilmesi doğru olmaz herhalde :) ) o kadar da boşa gitmiş sayılmaz..

Furfur January 21, 2009 at 10:17 am

müzik zevkin iyi zaten bunu ezelden beri bilirim. çalıştığın yer ordan daha iyiymiş

Larry January 21, 2009 at 11:29 am

Benim küpe takmama, saçımı uzatmama ilk başlarda laf eden ailem, iş sanatçı birisine gelince “olabilir, o sanatçı” der durur. Ben de bu düsturla büyüdüm.Sanatçı dediğin aynı zamanda her insan evladı gibi zaafları olan insandır, yarattığı eserin dinlenmesini istemesi de senin konuyla alakalı zaafı ve firmalarda bu zaaftan faydalanıyorlar. Sanatçının nasıl para kazanacağı senin derdin değil belki ama birilerinin derdi. Sürekli bir mücadele var ; geçen senenin başıydı sanırım, Avrupa mahkemesi, download’u destekleyen bir karar almıştı ve bu işin sonu senin istediğin gibi olacak ama mücadele bitmeyecek: Bilmiyorum aranızda Trusted Computing Group’u duyan var mı? Birileri indirmene izin verecek ama birileride buna dur demiyelim de sınır getirecek. En son para verip aldığı CD’nin üstünden 10 yıl geçtiğini söyleyen birileri oldukça haksız da sayılmazlar.

gerard January 21, 2009 at 11:42 am

Fenasi son zamanlarda İrlanda parçalarına sardım. her türden var. IRA’cıların da ayrı bir tadı var. Sadece cranberries değil başka gruplar da var. İrlanda folk daha bir sevimli.

Öte yandan, senin arşiivne bir ulaşabilsem 50-60 GB lıık mütevazı arşivime çok değerli parçalar katılacak. ARtık daha yakın ilgilenmeye başlıyorum bu türlerle sayende. Müziğin sonu yok…

Goddess Artemis January 21, 2009 at 2:18 pm

Itzhak Perlman‘ı seviyorsanız, The Perlman Edition‘ı mutlaka edinmelisiniz.

Fenasi January 21, 2009 at 7:09 pm

@ larry,
Müzik olsun, sinema olsun bir sanat olarak icra etmek mümkün. Yeteneğimiz ölçüsünde yaptık ve yapıyoruz da hala. Ne zaman ki ortaya biz bu işi para kazanmak amacıyla da yapıyoruz diye çıkarsak -ki bu son derece normal birşey- o zaman artık bir ticari firma oluyoruz. Tıpkı mahalledeki bakkal gibi, ya da IBM gibi veyahut da bir pastane gibi. Piyasa şartları ve branşımız neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız. Türk halkı ayçöreği yemek istemiyorsa kanun çıkarttırarak başka çöreklerin satılmasını yasaklayamazsın.

O sebeple, sanatçının nasıl para kazanacağı kimsenin skinde değil. Sanatçının kendisinden başka. Nasıl bakkal olayı süpermarkete çevirmeden ayakta kalamıyorsa, müzisyen ve film yapımcısı da günün şartlarına göre gardını alacak.

@ Gerard,
Geliyor… Yalnız custom birşey yapmak zorunda kaldığım için vakit alıyor. Yoksa chat da var, forum da. Hatta cumaları Pucca ve Sld video şov yapacak söz verdiler.

gerard January 21, 2009 at 9:32 pm

hmmm, daha önce de dediğim üzere ahali isyan etmişti. ancak Pucca ve Sld şov yapacaksa tahtına geri dönebilirsin, isyan sona erdi:D

kezban January 22, 2009 at 10:46 pm

“eskort hatunlar” üc paraya gidiyorlarmis, olabilir mi?

herackles February 1, 2009 at 6:23 pm

baya bir zaman oldu ziyaret etmeyeli. yazi da ilac!
Stephan Micus’un “stones” isimli albumu ilginc olabilir. Bu adamin her albumu, bana gore, ilginc ya!

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType