Medya Üzerine Haddini Aşan Tespitler. Bir de Gitar Blogu. Kısacası Notlar # 9
E kolay’ın kadınlara yönelik bir portalı var. Sağlık, cinsellik, moda vesaire konularının yazılıp, çizildiği. Meğerse bu portalın erkekler için olan versiyonu da varmış. Açıkcası hatırlamıyorum yine E kolay’dan mı, yoksa Mynet’den mi? Onun da şuradan farkına vardım; birgün FriendFeed’de açtıkları hesap ile beni takibe aldı bu portal. Aslında beni takibe almaları, beni adam yerine koyduklarından değil, spamın bir başka türü bu. Yani kafadan FF üyelerini geçiyorlar, günde 1500 kişiyi takibe alıyorlar. Aralarında 150 tanesi de sıkıntıdan bunları geri takibe alırsa kazanç sayılıyor. Sonra portalda çıkan haberlerin linklerine boğacaklar bu insanları çünkü.
Baktım neyin nesidir diye. İçerikten önce, FriendFeed gibi yaşayan, dönüşen bir küçük toplum modelinde ne gibi bir profil çiziyor, davranışları nedir, buna bakıyorum. Oldukça statik, yalnızca portalda çıkan yazıların, haberlerin kuru kuru linkler ile aktarıldığı bir profili yansıtıyorlar. Vergi dairesinde kayıdı olan, sahibi bilinen, markalaşmış, ancak arkasında birebir kontak kurabileceğim Celalettin Z. ya da Mr. Big gibi bir hesap sahibinin olmadığı bir FF profili. Dolayısıyla ilgimi çekecek birşey de yok. Soru sorsam cevabı gelmez, gelse de ortadan keser. Birşey ortaya atsam altına pozitif veya negatif yorum yazmaya da tenezzül etmez.
Sosyal medya uzmanı diyorlar. Guru, geek gibi eklentileri de var. Türkiye’de bu işlerin üniversiteleri falan var herhalde. Mezun olunca kartvizite de yazılıyor, gayet güzel duruyor. Yalnız iş alıyor mu bu arkadaşlar bilmiyorum. Alıyorlarsa da bu portallardan almıyor olmalılar. Kullanıcı açısından kullanılabilirliliği ve atraksiyonu sıfır (rakam ile 0) olan bu tip mecraları internet galaksisinde başıboş, terkedilmiş, yüzen reklam panosu görevi üstlenen hurda uzay gemilerine benzetiyorum ben.
Tabii ben bu işin amatörü olduğumu şöyle belli ediyorum. Sonuçta bu tip platformlar reklam alıyorlar. Alan da veren de memnun olmalı ki bu aynen devam ediyor uzun zamandır. Haksızlık da etmeyelim… İşin aslı, bunlar büyük kitlelere hitap ediyor, sürümleri oldukça fazla. Kıyıda köşede kalanların ise yaratıcı olup, nişlere kendilerini yönlendirmesi akıllıca.

Teknoloji ve internetin gözünü hep beraber yiyelim bu arada. Medya A.Ş lerin dünyanın parasına yaptırdıkları internet platformlarına, maaşlı kadrolarına, plazalarına kafa tutmak, ayda 149 kron 90 öre’ye mümkün. TL hesabı 30 liraya geliyor. Bu pazartesi postasının en altında sebebini söyleyeceğim. Önce kafama bu konuyu takan Alex Witjas‘a değineyim. Sitesinde fazla bir bilgisi de yok gerçi. 20 li yaşlarında bir grafik tasarımcı hatun. Konu etmeme sebep, kendi imkanlarıyla çıkardığı magazin.O kadar da alçakgönüllü prezente etmiş ki çalışmasını…
Self published mini-mag exploring sex & relationships
diyor. İşte bu kadar. Kıskandım, önünde saygıyla eğildim. Başından beri düşündüğüm bir projeyi hayata geçirmiş hatun. Markette rafta görsem, para verip alacağım birşey yapmış. Ya da neden kızın sitesinden direk olarak indirip, güzel bir kağıda basamıyorum? Henüz böyle bir sistemi bana sunmuyor Alex. Ancak teknik olarak mümkün bu. Örneklerini orada burada, yavaş yavaş görüyorum. Enkaz yığını, hantal uzay gemileri başıboş bir şekilde dolansınlar galakside, son teknolojiyi ve yaratıcılığını kullanan küçük, mobilize birlikler birbirinden bağımsız olarak bunlara ışık yılı fark atmak üzere.
Farklı, başka bir örnek Türkiye’den. Futuristikamag… Sitenin Türkçe versiyonu inşaat alanı. İngilizce versiyonunda gayet güze açıklamışlar ama.
Futuristika is Khalkedon-Istanbul based magazine dedicated to art in all of its various forms. We try to promote work from established and emerging artists together. Although we draw no lines and make no distinctions, we prefer the work to be unique, interesting. We simply love art, in a way of non-snob, but minimal aspect.
FriendFeed’den buldum bunları. Pagan kullanıcı adı ile başına bir iş gelmesinden korkup, kaçak güreşen bir arkadaş, Kabus Kerim adlı DJ’in podcast’ına da link vermişti. 60 ve 70 lerden Saykodelik törkiş funk hadisesi olarak. Çocuğu tırsaklık ile suçlamak yanlış oldu belki. Yalnızca demode desek de olabilirdi. Trendsetter lara göre artık gerçek isim kullanmak moda. Bakın Facebook da bile herkes gerçek ismiyle ülkeyi kurtaracak aktivist hareketlere bir milyon imza topluyor… Futuristikamag’ın bir marka olmasına engel bunlar. İçerikten bile daha önemli bu tip ayrıntılar.
Yeri gelmişken, homoseksüel değilim ama arkadan vermeye doymam diye bir laf var, eşcinsel arkadaşlarım mazur görsün, insanın içinden gelenle dışarıya verdiği mesajların uymaması sorunsalına örnek vermek için söylemek zorunda kaldım. Bunu bu kadar sert alıp kalpleri kırmamak için biraz ters çevirip, değiştirelim. ”Rock and Roll severim aslında. Bir de elektrik gitarın sesi kulağımı tırmalamasa…”
Rock and roll ve elektrik gitar deyince… Yeni blogum Gitari.st i büyük bir ihtimalle buradan takip edecek insan sayısı fazla olmaz. Ancak müzik dinlemeyi sevenler için arada bir yapacağım albüm tanıtımı ve bu albümlerden örnek parçalar belki aranızdan rock, jazz, blues sevenlere birşey ifade edebilir.
Bir dostum bana aklı veriyor güya:
5 Posta’da bahsettiğin konular yüzünden bazı yeteneklerinin gözardı edilmesine sebep veriyorsun. Kafanı kullansan kendin için daha yararlı şeyler yapman mümkün.
Sağolsun, hem iltifat ediyor hem de beni düşündüğü için böyle söylüyor. Bense böyle bir blogda anonim olarak yazmaktan çok mutlu ve huzurluyum. Ayrıca pornografi mükemmel bir turnusol kağıdı görevi görüyor.”Kimin bloguna yorum yaptığına, kimin feedine layk verip ismini onun ismi ile yanyana koyduğuna dikakt et” tarzı bir düşünüşle mahalle baskısı oluşuyor belki ister istemez. İşte tüm bunlara rağmen, yine de olumlu veya olumsuz yorum yapmaktan çekinmeyen insanları, ismine ve rumuzuna ve titrine bakmadan sanal da olsa ”gerçek dost” diye nitelendiriyorum. Biraz ota, boka bulaş, bunları yaparken dangalak a dangalak de. Sonra bir dur etrafına bak. Kimler kalmış, kimler kaçmış…
Kalanlardan biri Muammer Okumuş. Herhalde 2 sene oldu onun bloguna bir yazı yazmak için söz vereli. Geçenlerde, ”her görüşüne katılmasam da takip ediyorum. Bu arada bana verdiğin sözü de yerine getirmeni bekliyorum” diyerek bir ayar verdi bana. Bitirirken, bu postanın başında bahsini ettiğim konuya döneyim;
Mynet, E kolay gibi medya aktörleri, yalnızca 149 kron 90 öre masrafla, kullanıcıları ile daha iyi bir diyaloga girebilecekken bunu akıllarına bile getirmemeleri veya pasajlarda binlerce TL lik kira ödeyip, pahalı gazete ilanlarına kendilerini bırakan Ibanez ve Cort bayilerinin neden kahve parasına tenezzül edip, bir paylaşım platformu yaratamaması üzerine olan yazımı, Muammer ve Burcu’nun ortak yazdıkları blogları Moth and Moth‘da okuyabilirsiniz. (Henüz yayınlanmamış olabilir. Ben bu postayı atayım, Muammer yazıyı girdiğinde girer.)


4 Yorum Postalanmış
ekolay, mynet her boka el atmayı sevdikleri için ne keyifli ne de güzel bir portal oluşturamıyorlar ama genel amaçları da her boka el atmak.
Bu blogu görür görmez blogumuzda yer vermiştik. Haziran 2008 tarihli yazıya yaptığın yorumda şöyle bir cümle kurmuşsun ( http://mothandmoth.blogspot.com/2008/06/18-blog.html )
“Blog olayına kafası basmayan bazı arkadaşlar beni başka hangi ruh hastalarının okuduğunu soruyorlar zaman zaman.”
Nasıl tanımlanırsak tanımlanmış olalım o zamandan beri keyifle okuduğumuz bu blog için öncelikle teşekkür ederiz.
5posta’yı 2009 Şubat’ın da konuk olarak ağırlayabildik en sonunda:) Güzel haberin için teşekkürler. Başarılar dileriz.
öncelikle, meramınızı aktarırken futuristika! örneğini vermenizden mutlu olduk, emek veren arkadaşlarım adına da teşekkür ederim.gönderme yaptığınız tartışmadaki (ya da laf kalabalığı) nick konusunu geçiyorum doğrudan, ayrı bir konu kuşkusuz ve pek anlamlı bulmuyorum. sosyal medya tanımında ya da uygulanmasında, en azından türkiye’de bir çarpıklık olduğu düşüncesindeyim. bir yandan hayatımı kazandığım işin bir parçasıyken bakıyorum, demek ki bende bir yanlışlık var
yeni mecralar konusundan size katılıyorum. bir şeyler oluyor ve yine ıskalıyoruz. sorun nerede bilemiyorum, sosyoloji benim uzmanlığım ya da derdim de değil aslında. ancak şunu görebiliyorum, genel kalabalığın dışında kalan ve kendi başına ya da kolektif olarak üretim yapmak isteyen önemli bir kitle var. ülkede ya da dışarıda, artık fazla önemi de yok nerede olduğunun. bu insanlar sosyal medya araçlarını kendi çalışmalarını aktarmak, sözünü söylemek ya da diğerlerinin yaratıcıklarından yararlanmak için kullanıyorlar. biz en azından elden geldiği ölçüde, o insanlarla yan yana olmaya çalışıyoruz. bunu sadece net üzerinden değil de, hayatın izin verdiği ölçüde günlük hayata da taşımaya çalışıyoruz. (genelleme yaparak) ortada belirli bir enerji var ve bunun çiğ pazarlama hamleleri, yeni medyada eski tarz “trickler” ve bir kaç kişinin şu an için popüler olan bu sosyal medya çılgınlığını nakde çevirme hissiyatına kurban gidiyor olmasına üzülüyoruz. nefes alma alanlarına ihtiyacımız var.
ünsal oskay hocanın (nur içinde yatsın) şiar edindiğim bir sözü var: “Siyasilerin ve medyanın sizlere sunmuş olduğu hayatı beğenmiyorsanız, kendinize Dostoyevski’den, Camus’den, Rousseau’dan oluşan bir hayat kurun.” tarzını doğru bulmadığımız bir kalabalık var, biz tabi ki azınlığız ve hep öyle kalacağız. yenileceğini bildiğin halde coşkuyla maça çıkma hissiyatı bu. çünkü çimlerin kokusunu seviyorsun, önemli olan sahaya çıkacak cesaretin olması, gerisinin pek önemi yok.
bakın, naçizane bir iş yaptık futuristika olarak, türkiye’den bir fotoğrafçı, bizim editörlüğümüz ve abd’den bir sanat profesörü internetten görsel proje hazırlayıp berlindeki gezici tahran bienaline gönderdi. biz gitmedik ama serginin sonucunu yine internetten görsellerle takip ettik. maliyet? sadece baskı ve posta parası ve ayırdığımız zaman, yorulan göz kapakları. haz? sonsuz. tanışılan güzel insanlar ve futuristika’ya avrupadan yönelen sanatçı ilgisi. (örneğin) gönderme yaptığınız tartışmanın onda biri kadar buralarda ilgi görmediğini söylememe gerek yok sanırım. önemli değil zaten. biz buyuz ve bu ruh haline alışkınız, çünkü gerçek yerimiz olan sokakta da azınlığız zaten. bu kalabalıkta ittirerek otobüse binmeye çalışan çocuklar gibiyiz. ece ayhan’ın dediği gibi, “artık atından inmeden sevişmeye alışmalısın.”
artık karşımıza çıkanı tanımaya, ne olduğunu incelemeye vakit vermemeye başladı bu düzen. o kadar hızlı konuşmak zorundayız ki, karşımızdakine düşündüklerimizi net aktaramıyor hale geliyoruz. bu da bir iletişim problemidir ve uzmanları bunu da çözmelidir(!) biz ise (inadına) ters yoldayız, değer verdiklerimize vakit ayırmak istiyoruz. o nedenle daha yavaş ve daha uzun içeriği, daha rahat aktarılabilir çözümlere (en düşük maliyetle) yönelmeye (en azından şu an için) usanmadan çalışıyoruz.
uzun oldu biraz, inşaat alanı da açıldı birkaç gündür. o konuda da eleştiri ve görüşlerinizi de bekleriz,
iyi günler ve geceler.
pagan
@ Pagan,
cevap/yorum için teşekkürler. umarım referans verdiğim tartışma konusunda bir yanlış anlaşılma olmadı. belki yalnızca blogumu sürekli okuyanların anlayabileceği bir dilde yazmam senin kafanı karıştırmış olabilir. Konuya ne kadar uzak ya da yakınsın bilemediğim için tekrarlamak ihtiyacı duydum.
İnternet’in düşünce ve ifade özgürlüğünü barındıran yapısını korumak, kültürün her türlüsünü ayrımcılık yapmadan, kısıtlamaya ve favorize etmeye meydan vermeden paylaşımını sağlamak konusunda idealistim. Bu sebeple FF de de yansımalarını bulabileceğin Netdaş ve Korsan Parti oluşumlarına aktif olarak katkıda yapmaya çalışıyorum. Aynı zamanda İsveç Korsan Partisi’nin çalışmalarını, orada yaşadığım için yakından takip ediyoum.
Belki okumuşsundur, belki de laf kalabalığının arasında boğulmuşsundur. O yüzden tekrar almak gereğini hissettim. Bu oluşumun motoru olmaya soyunan kişilerin internetteki profiileri, profillerimizi yapılan işlere bakmaksızın sahte, kaçak güreşen, korkak diye adlandırmalarına karşı bir tepkiydi benimki. Bunun böyle olmadığını pozitif bir örnekle ispatlama amacıyla adlım Futursitika’yı ve Pagan’ı. Beğeni ile takibe devam.
Yorum Postala
Additional comments powered by BackType