Klasik Bir Pazartesi… Değil Aslında…

# Şanslı bir blog yazarı sayılırım. İlk yazmaya başladıktan sonra geçen belli bir sürenin ardından pek yorumsuz kalmadı 5 Posta. Bloga bırakılan yorumlar o blogları tutanlar için en değerli şeyler. Zaman zaman dinamit koymaya heveslenenler de olmadı değil ama bu sürede. Hatırlayın, günün gacısı konusunda bir trollemeye maruz kalmıştım. Sonra birde o klasik troller var aradan çıkan. ”Bırak artık yazmayı, tükendin sen artık, buraya kadarmış” gibi yorumlarla ortaya çıkıyorlar ara ara. İşte bu trollerle ilgili bir yazı yazdım Meşgul Sinyali isimli blogda.

Meşgul Sinyali, Sosyal Medya, Dijital PR, Dijital Pazarlama ve Online İtibar Yönetimi konularında uzmanlaşan yazarlar tarafından oluşturulmuş bir blog. Diyeceksiniz ki, ”e senin ne işin var orada o zaman?” Pek onunla alakası yok aslında. Dijital PR ve pazarlama, online itibar yönetimi gibi şeylerin ne olduğu konusunda fazla bir fikrim yok açıkcası. Yalnızca tahminlerim var. Sosyal medya konusunda ise herkes kadar söyleyecek birşeyim olabilir. Roket mühendisliği değil sonuçta bu. Bir okuyun bakalım. Sanki o kadar da fena bir yazı olmadı gibi.

# Türkiye’den bir dergi geçti elime, Express adında. Yine FriendFeed’de tanıştığım insanlardan biri olan Netdaş Koray Löker ile beraber bir yazı hazırlamıştık o dergiye. Eh, ne yalan söyleyeyim, insanın hoşuna gidiyor yazılarının bir yerde çıkması. Neyin nesidir diye merak edenler Koray’ın ”Yılgı ve Kılgı” başlıklı yazısını okuyabilir.

# Yaşı ve aklı benden büyükler ”din ve politika tartışmasına girilmez” diyor. Bu dediklerini de uyguluyorlar. Ben o kadar olgunlaşamadım henüz. Böyle bir acemilik, delilik, cengaverlik var hala içimde. Gerçi çok da alakam yok politikayla ve ideolojilerle. Fikri sabit, endoktrine olmuş insanlar çok batıyor ama bana. Dindar olmadığımdan ve de hayatımın hiçbir döneminde politikaya ilgi duymadığımdan kendimi polarize etmedim. Bu da beni nötr ve objektif kılıyor desem, kimse gak guk diyemez.. Yalnız orada burada ”liberal” diye de birkaç kere söylendiği için buna kafayı fazla takanlar oluyor. Şimdi Türkiye’de liberal deyince AKP sempatizanı olup, ülkeyi İran olma tehlikesi ile başbaşa bırakıyorsun ya… Bir de işci düşmanı, evinde röpteşambr ile oturup, pahalı viski içen, fular takan adam imajı yakıştırılıyor sana. Bu prototipler bir bizim ülkede var galiba.

Tv lerde, dini yayınlarda konuşan kavuklular var bir de… Hani ince bıyıklarının altındaki dudaklarını şöyle bir ıslatıp, diyaframlarını pompalayarak ”vuezzumarrahinilettün ü mealumun kaumunniyeetül…” diye girişen sırtlanlar. Dili, jargonu halktan mümkün olduğunca uzak tutarak ”ben bu dili ve anlatmaya çalıştığını biliyorum. sen anlamadığın için sus, benim anlattığımı dinle”dir aslında tüm o afra tafranın altında yatan. Gerçekten inananacak olan adamın ne işi olur bu sırtlanlarla ve onların önlerine açtıkları kitaplarla?

Sizi temin ederim, hayatta uğruna ahkam kesip, afra ve tafra ile kasılmaktan çatlanılan konular aslında hiç de öyle siyah ve beyazdan ibaret değil. Arada o kadar fazla renk var ki. Ama bu renkleri herhangi bir dine, inanca veya ideolojiye çakılı kaldığınız zaman anlamanız, onların farkına varmanız zor. Konuyu örnek vererek bağlayayım, kafanız daha da karışmasın:

İzlanda’nın Eyja…. volkanı ortalığı skti attı ya.. Buna sevinenlerin sayısı hiç de az değil. Bir kere çevreciler, yeşiller çok sevindi. 28 bin uçuş oluyormuş Avrupa kıtası’nda günde. Bunun kirlettiği hava, kullandığı kaynakların israfı var. Sonra fabrikada tütün saracağına ucak şirketi kurup para kazanan şerefsizler vardı. Bunlara gıcık olan sosyalistler de pek sevindi. Zira günlük kayıpları milyonlarca avro herbir uçak şirketinin. Oh olsun ama… Ucuz uçak bileti satmak için pilot ve hosteslerine sendika anlaşması yapmayan, az maaş veren şirketlerin çoğu iflasa gidecek bu olaydan sonra. Az maaş alan hosteslerin işsiz ve maaşsız kalmalarını bir yana bırakalım, G 8 toplantılarını ve globalizmi protesto için maske ve 20 kiloluk içi taş dolu bagajları ile o başkent senin, bu başkent benim gezen gençlerin o kadar yolu 3 – 10 paraya katettikleri günler belki artık tarih olacak. Ekonomi ve dünya globalleşmesin deniliyor ama Allah-ü Teala şamarını vurdu mu tek yerde patlamıyor, her yeri vuruyor. Uçaklar kalkmayınca çevreciler ve sosyalistler kıs kıs gülerken, Afrika’daki pekçok meyve ve çiçek üreticisi, ürünlerini Avrupa’ya gönderemedikleri için depolarında çürüttü bu malları. Uçak şirketlerinin yanında, hatta onlardan da önce iflasa bunlar gitti. Bu konuların türevlerini şurada ve şurada güzel güzel tartıştık. Dedim ya, yaşı ve aklı benden büyükler bir şekilde girmiyorlar bu tartışmalara. Bir bildikleri olmalı.

# Bu hafta Türkiye ligi maçlarının bazılarını geniş bir grup Türk ile beraber seyrettim. Bizim insanların anlamadığı çok şey var. Ama bana kalırsa en anlamadıkları şey futbol. Maçlar esnasında seyircilerin oyun, oyuncular, taktik ve teknik üzerine yaptıkları yorumlar beni benden aldı. Örnekler vererek bu blogu kirletmek istemem. Ama bir milletin en çok önem verdiği spor dalında, tv kanalları, gazetelerin spor köşeleri ve ortalıkta enflasyonundan geçilmeyen spor yazarlarına, eleştirmenlerine rağmen bu derece cahil olması çok trajik esasında. Niçin bir spor gazetesinde, bir spor yazarı böyle bir yazı yazmaz. Ben bunu yazanın adını bile bilmiyorum. Ama Gökmen Özdenak ve bloklar arası uyumdan bahseden Ömer Üründül’ü biliyorum maalesef.

# Kız arkadaşınıza sorsanız, ”sekste manyaklık olarak herşeyi denedik, yeni ne deneyebiliriz?” O da size şöyle bir cevap verse;

Beni arkadan düz, sonra anüsüme boşal. Akşama gideceğim arkadaş yemeğinde spermlerin yavaş yavaş aksın içimden. Sen de benim çekeceğim rahatsızlığı düşünerek zevk al

E böyle bir kadına şapka çıkarmaz da ne yaparsınız? Üstelik o kadın Pierre Woodman‘ın adını telaffuz edecek kadar genel kültüre sahip bir kadınsa artık ruhunuzu teslim etme vakti gelmiştir. Üstelik kendisini İstanbul Tünel’de diz hizasında çorapla görmüşler. Kim bu kadın? O bende saklı kalsın. Ama hatunun tumblr blogu şurası.

Bookmark and Share

7 Yorum Postalanmış

ozawa April 26, 2010 at 5:41 pm

fenasi,
notr ve objektif oldugun tartisilir bir sey degil diyebilirim bunca zamandir blogunu takip ettikten sonra. notr ve objektif degilsin. belli yeteneklerin var. egip, bukup cok acili bakabiliyorsun. lakin bircok zeki adamin yaptigi gibi bazi noktalarda, yerinde sayan bir kendine yenilmislik var. kendine yenilmisligi kotu anlamda soylemiyorum. bence kendine yenilmeli insan. ama hep yenilmeli. savas her alanda ve kendini kandirmamacasina surmeli. kendinle ve disindakilerle catismadan olmuyor. catismayi bildigine de suphe yok.

her seyi, elindekilerle ve anladigi kadari ile cozebilecegini zannetmek, benim kastettigim daimi yenilmislik. belli sartlanmisliklarla bakiyorsun. yasamak istedigin sekle gore tartip biciyorsun. kolayca kestirip atabiliyor ve boyleyse boyledir diye muhru basabiliyorsun. ha, bunlar seni sen yapan seylerdir belki. beni ilgilendirmez elbet.

"senin ozgurlugunun basladigi yerde benimkisi biter" sozunu yerden yere vurabiliyorsun. din misyonerleri gibi dinsizlik misyonerligi yapiyorsun. "maden iscisi ol namuslu para kazan" demeyi sosyalist soylem yapip, bunun gay'lere uymayacagini vs. soyleyip cek gayler icin tek careyi pornoya kilitleyebiliyorsun…uzar gider. ve sen bu ve daha nicelerini soylerken "yendim" diye de bagiriyorsun.

ortada durup her seye veristirebilmek diye bir sey kimse icin soz konusu degildir. herkesin bir (suru) tanrisi/tanricigi var. sen acayip seylere iman etmis bir cogunluk disinda bir tipsin ama benim gordugum kadariyla ciddi (miktar olarak degil) bir bilgi eksikligin var. aydinlanma cagindan yeni cikmis gibisin.

objektiflik baktigin seyi tum yonleriyle anlamayi da gerektirir ki anlamak denilen sey de katman katman. her katmanin adami baska. bazilari konusmuyorsa bu yuzdendir.

[seni yargilamadigim acik olmali. hic baskalarini analize girmem. haddim ve harcim da degil. benim gordugum fenasi boyle. ikimizden birisinde yanlis var. veya ikimizde de. ama onemli olan bu degil.]

reifff April 27, 2010 at 4:07 am

daum'la ilgili yazıyı yazan zat "ebru köksaldı". kendisi bir ara fenerbahçe tv'de yorumculuk da yapmaktaydı, hala devam ediyor mu bilmiyorum.

E Tolga April 27, 2010 at 3:42 pm

Din ve siyaset tartışmalarda en büyük sorun insanların yanıldıkları noktalar açıkça belli olsa bile bunu kabul edememeleri. 5posta, bu konularda tartışırken hiç “Evet, bunu bilimiyormuşum. O yüzden yanlış düşünüyormuşum. Sen haklısın.” diyeni veya ona denk bir laf edeni duydun mu? Duyduysan yüzde olarak oranı kaçtır?

Bu tarz bir davranışı insanlar çok basit gerçekler için bile uyguluyamayınca, tüm tartışmalar bir noktadan sonra kişiselleşip, bilgi ve görüş paylaşımı olmaktan çıkıyor. Zaten din ve siyaset aslında büyük ölçüde kişisel meseleler.

Fenasi April 28, 2010 at 3:16 am

@ ozawa,

Nötr ve objektif olma hali yalnızca yazı içinde bahsi geçen ''o'' madde için geçerli. Yoksa çok defalar subjektif olduğumu açıkca söyledim.

Olayları yaşamak istediğimiz şekle göre tartıp biçmek, yalnızca benim yaptığım birşey değil. Görüyorum ki eski yazılardan yapılan alıntıları basitleştirerek sen de benzer birşey yapıyorsun. Yine önceki yazılarımdan birinde, hakları için organize olmuş seks işcilerinin bir hareketine ve özel günlerine dikkat çekerek örnek vermiştim. Okurun biri ''marxist düşünceyi benimseyen biri olarak bunu kabul edemeyeceğini'' belirtti. Bilmemek, az bilmek, yanlıştan dönmek.. her zaman için mümkün… ama bir doktrine bağlı kalarak dünyada olan biteni tek tarafından alıgamaya çalışmak daha ciddi bir sorun. zannedersem benim bu tavırlar karşısında sabrımı kaybedip agresifleşmem, ''kazandım'' haykırışı olarak algılanıyor.

Bir başka madde: ''senin özgürlüğünün başladığı yerde benimki bitmez'' i haykırmak gerekli. Çokca hem de. Sanki şu yazıyı okumuş gibi girmişsin o konuya. http://postdijital.com/benim-haklarimin-basladigi… Ancak okuduğun halde beni anlamamışsan, ya da anlayıp da fikirbirliği içinde değilsen çok şaşıracağım.

İnsanlarda, ego denizi içinde yüzen bir kişilik izlenimi veriyorum bazen. Aslında beni yakından tanıyanlar bunun hiç de öyle olmadığını bilir. O yüzden, senin de bahsettiğin o ''ciddi bilgi'' eksikliğinin çok farkındayım. Ama nerede bu ''ciddi bilgi''? Kim kullandı bu ''ciddi bilgi''yi ve mutluluğa erdi. Bugün o ''ciddi bilgi'' hangi sorunları çözerek arzu edinilen, yaşanası bir dünyayı meydana getirebilir? Ben sırf ''bilgi'' ile yetinemiyorum. Bu soruların cevabını da arıyorum. Senin bahsettiğin, İnsanların tanrı ve tanrıcıklarının, sadık kaldıkları kitapcıklarının vadedilen ülkeleri, örnek toplumları beni kesmiyor. o yüzden dindarlık ile sosyalizm arasında böyle bir bağlantı kurasım geldi. kavramların kendilerinden değil ama müritleri yüzünden bu izlenimi edinmek mümkün. ben de öyle yaptım.

ozawa April 28, 2010 at 10:02 am

fenasi,

aslinda bazi noktalarda biraz ileri gittim. kusuruma bakma. lakin onemsemeseydim yazmaya curet etmezdim.

o birkac ornekte cok da basitlestirdigim soylenemez. cek geylerle ilgili o paragraftaki tumevarimin… neyse uzatmayayim.

ozgurluk ile ilgili yazini gec gormustum. erken olsaydi belki bir seyler soylerdim o zaman. sana bir ornek vereyim; fi tarihinde gurultuculukleri yuzunden yogun tartisma icinde oldugumuz ust komsular bir pazar gunu tavani yikarcasina tepiniyor. yukari cikip sakin olun demeye yeltendim ve kapiya uc tane "erkek adam" cikti. "mac izliyoruz, tezahurat yapiyoruz, seviniyoruz. bu bizim ozgurlugumuz. ozgurlugumuze mi karsi geleceksin" dedi. insanin zihninden neler neler geciyor o an. neyse. veya baska bir adam ciksa ve bir digerine "seni veya senin kizini daga kaldirip seks kolem yapmak gibi bir fantezim var" dese ne yapmali? ozgursunuz siz bayim, her boku ifade etmekte ozgursunuz mu diyecegim. bu adam benim dusuncelerime, daha dogrusu benim dunyama dusunceleriyle saldirmiyor mu?
ucan kusu, ciftlesen kurbagayi, dagdaki ayiyi ozgur zanneder insanlarin cogu. (epiktetos'un o muhtesem lafini soylemeliyim: insanin bildigini zannettigi bir seyi ogrenmesi imkansizdir. bunun yazmasi lazim tum okullarda. andimiz bu olmaliydi, bu zannetme uzmanlariyla dolu memlekette.) evet o ozgur zannedilenler halbuki serbesttir. ozgur degil. niye? ozgurlugun ne oldugunu anlamadan olmuyor ozgurluk hakkinda konusmak. iste, bence, "ciddi bilgi"lerden birisi ozgurlugun ne oldugudur. beni mutlu eden bunu aramaktir. bulan zaten tukenmistir. buldum diyen yanilsamadir. ariyorum diyeni yakin tutmali. kisaca; sosyal olmanin zorunluluklari bize bazi kisitlamalar getiriyor. usuluyle her seyin yapilip soylenebilecegine inanirim. bu noktada usulun ne olduguna kim karar verecek tartismasina girmeye ve dusunce karsiti vs. yaftalarina bulasmaya hic luzum yok. seks kolem yapmak istiyorum lafini tanimadiginiz bir kadina soylemenin usulu yoktur, tek bir sekilde soylenebilir. ve siddet icerir. soyleyebilirim diyorsaniz oturup birarada yasayabilmenin gerekliliklerini yeniden yazalim. lakin o zaman kazin ayagi ile calinan davulun sesi pek rahatsiz olacaktir. sonucta lafin tamamini soylemeye de gerek yok.

bilgi elbette yetmez ama bir fikir/soz eninde sonunda bir veya bircok bilgiye dayandigindan, eldeki bilgi ne ise insanin bakisi da ona gore oluyor…

ve muritler konusunda cok haklisin. inanislar, dusunce sistemleri vs. ile bunlarin uygulayicilarinin ayrilabildigi zaman epey yol katetetmis olacagiz. ama bircogunun isine gelmiyor gormek.

senin blogunun en sikici yorumcusu ben olmaliyim. ne yapayim, isin en eglenceli kismini sen yaziyorsun.

ErroricaSalt April 30, 2010 at 2:42 am

İzlanda'daki patlamaların yarattığı en mükemmel sonuç sanırım boobquake oldu,o patlamadan çok daha etkili sonuç yarattığını söyleyebiliriz.Demek ki bu tür aktiviteler doğal afetlerden bile etkiliymis.Simdi ben de böyle bir tez ortaya atıyorum umarım bu da duyulur da assquake de gerçeklesir.Katılırız ona da.
Bu arada bahsi geçen bayanın kim olduğunu da tahmin ettim,benim de baya takdir ettiğim biridir kendisi.

lerifilint April 30, 2010 at 3:07 am

Bazen düşünmüyor değilim ; yoğunluktan yazıları başkasına yazdırıp , hiç sen kontrol etmeden yayınlamasına izin veriyorsun diye….3.# ile alakalı olarak dedim ben bunu… Kısaca trollemem gerekirse ; aynen dinci v.s. dindar ayrımı ve gerçeğinde olduğu gibi , yaşı ve aklı senden büyüklerin sana basitçe anlatmaya çalıştığı liboş v.s. liberal ayrımından ibarettir.

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType