Katja Kassin ve Ben – Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz?

Uzun yolculuklar insanları bir yaÅŸamdan alıp baÅŸka bir yaÅŸamın kucağına oturtuveriyor. Stockholm – Göteborg arasını yine trenle geçmek üzere yerimi aldım. Kahve klasik kağıt bardağında, hafif karton tadı veriyor her zamanki gibi. Bu yolculuk hayata ne yön verecek bilemiyorum henüz.

Asıl bundan XY sene önce EsenboÄŸa’dan Arlanda’ya gri, ıslak bir 12 Eylül günü inmem hayatımı deÄŸiÅŸtiren yolculuk olmuÅŸtu. O Eylül günü Stockholm’e indiÄŸimde beni hatunum karşıladı. Hiç unutmuyorum, hala kadın cinsinin erkeÄŸe eziyet vermek üzere yaratıldığına inanmam için beni zorlayan o anı… Havaalanından ÅŸehre giden otobüste başını omzuma koydu, elimi tuttu, ölü bir balığı okÅŸar gibi parmaklarını elimin üzerinde gezdirerekten; ”bizim burada ne iÅŸimiz var?” diye mırıldandı.

Güzel bir kızdı, eÄŸlenmeyi, arkadaÅŸlarıyla beraber vakit geçirmeyi seviyordu. Zengin aile kızıydı herÅŸeyden önce. O yüzden İstanbul gibi bir kentin yenilecek tüm meyvelerinin tadına bakmadan ölürse gözleri açık gideceÄŸine inanıyordu. Kuzey’in 1,5 milyon insanlı, doÄŸası, ÅŸehirciliÄŸi güzel ama eÄŸlence hayatı İstanbul kadar olamayan bu ÅŸehrinde bunalması normaldi belki.

Peki ama, e amına koduumun şımarık, zengin kızı… Üniversiteyi ortasında terkedip, ailemi o gün içinde bulunduÄŸu krizle baÅŸbaÅŸa bırakıp, Türkiye’deki herÅŸeyimin üzerine toprak örtüp, buraya, sana gelen bana mı soruyorsun ”burada ne iÅŸimizin olduÄŸunu”?

Daha o gün birşey koptu içimde. Dişlerimi sıktım, camdan dışarı bakıp, sustum.

Arada çok güzel günlerimiz oldu. Sevimli, ağaç kokan, tek katlı bir evde, ormanın kenarında oturduk. Sabah erken dışarı çıktığında ormanın içinde, sislerin arasında ceylan, tavşan görmen mümkündü. Okula gittim, dil öğrendim. Dili iyice öğrenirken, arada bir, inşaatta saati 6 tl karşılığı, Pakistanlı bir orospu çocuğunun takımında moloz taşıdım. Bu saçma sapan işleri yaparken içimdeki o hırsı hep taze tuttum.

Uzatmayacağım… Ama 12 Eylül günü havaalanından eve otobüsle geldiÄŸimizin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra, o sevimli iskandinav evini içindeki eÅŸyalarıyla bırakmış, ÅŸehrin zengin mahallesindeki bir restoran sahibinin bana kıyak olarak ayarladığı, kendisinin de akÅŸamları Fas’lı goygoycu arkadaÅŸlarıyla esrar çekip kafa yapmak için kullandığı, içinde doÄŸru düzgün eÅŸya olmayan, pis bir evin en küçük odasında, bir yer yatağında bulmuÅŸtum kendimi.

Bu tam da kadınım ile aramdaki cinsel iliÅŸkiye girme sıklığının 2 ayda 1 e düştüğü zamanların ertesiydi. Yok, vermeyince terketmemiÅŸtim… Birbirimizi terketmek üzere olduÄŸumuzu, birbirimizden uzaklaÅŸtığımızı bizden önce onun kukusuyla benim zamazingo anlamıştı. Cinsel organlarımızın çevikliÄŸinin ve zekasının aksine, bizim kafalarımızın bu iÅŸe uyanması neredeyse 2 seneyi aldı.

Şimdi pis, eşyasız bir evde, yerde yatıyordum ama o zengin mahallesinin sakinlerinden birinin evinde baby sitter olarak çalışan, doğu blokundan, 20 yaşında bir hatun ile günde 5 posta (lafın gelişi 5 değil, ciddi) aşk yaşıyordum. Bir paskalya tatilinde, zengin aile şehirden uzaklara gittiğinde, 5 gün boyunca 5 er postadan, 240 metrekare evin her metrekaresine revirimi belirleyecek izler bırakırken, o evin direği olan kalantor adam bir zamanlar benim olduğum gibi 2 ayda 1 e talim ediyordu belki de. Tanrının ve bir ilahi adaletinin olduğuna sizin de inanasınız gelmiyor mu bazen?

O günlerin üzerinden çok zaman geçti. Aralarda da anlatılacak çok şey var belki ama, okunmayacak kadar uzun olur bu posta.

Türkiye’ye geldiÄŸimde akrabalar bıkmadan, usanmadan sorar. GittiÄŸime memnun muyum, kazancım yerinde mi, geriye baktığımda kazandığım ve kaybettiÄŸim ÅŸeyler neler? Akrabalarımın hepsini seviyorum. Seviyeli insanlar, bu soruları fazla ileri gitmeden soruyorlar. Ama askerdeyken komutanlar direk olarak soruyordu. ”Orada ne iÅŸ yapıyorsun? Maaşın ne?”. Cevabını vermedim hiçbir zaman.

İlk 5 senem kolay geçmedi, ama sonra açıldım. Çok sevmediÄŸim, fakat parası iyi olan bir iÅŸ sahibi oldum. İşi sevmediÄŸim için çalışmadım, iÅŸ yerinde fazla vakit geçirmedim. Ama oradan gelen parayı afiyetle yedim. Kara para olduÄŸu için yemesi de daha kolay oldu diyebilirim. Bankaya koyamıyordum, yastık altında mı tutsaydım? HiçbirÅŸey biriktirmedim, yılbaşından sonra da devrediyorum, finito…

Bakıyorum Türkiye’de kalan arkadaÅŸlarıma, yakınlarıma, akranlarıma… MaaÅŸallah genelde durumları iyi. Türkiye’de kalanlar da açlıktan ölmemiÅŸ yani. Hatta aksine excel’de çizelge yapıp malı, mülkü ortaya döksek, benimki yarım sayfa excel dosyası olmaz, oysa onların dosyasını açarken Windows XP’nin RAM memory si zorlanabilir.

Bunda bir gariplik de yok. KiÅŸi karakterinin yanında, Türkiye’nin ÅŸartları insanları daha fazla materyale yatırım yapmaya zorluyor. Gelecek güvencesi olmadığından millet küpü doldurma derdinde.

Peki ne kazandım, ne kaybettim e dönecek olursak… KaybettiÄŸim ÅŸeyleri tam olarak bilmem mümkün deÄŸil. Şöyle olsaydı böyle olur muydu? Kendimi kapitalist olarak da nitelesem, Türkiye’deki iÅŸ ahlakı bana uygun deÄŸil. BaÅŸarılı olmam zor olurdu. Protestan ethic diyorlar, belki bir nebze bana daha yakın bu. Ceza sahasında kendini yere bırakan futbolcuyu sevmem.

İşin materyal kısmı böyle. Peki insanı insan yapan manevi kısmı? Türkiye’nin sosyolojik yapısı, tv dizileri, iÅŸ çevremde baÅŸarılı olmak için öpmem gereken götler beni ulusalcı, Kemalist bir insan ÅŸekline sokabilirdi, ki bu bir felaket olurdu… Onun yerine 80 milletten 80 dilin konuÅŸulduÄŸu bir toplumda yaÅŸam sürdürmek insanı sabırlı, hoÅŸgörülü, demokrat, özgürlükçü yapıyor. ”Bir nebze daha” diyeyim en azından, bozulmayın fazla.

Bir de ÅŸey var.. Gavur ülkede yabancı olmak edebiyatı yapan zevzekler var. Zülfü Livaneli yaptı mesela benim tanıdığım, burada yaÅŸayan ihtiyar bir Türk ressamına bunu. ”Ne iÅŸin var senin 2. sınıf vatandaÅŸ sayıldığın yerde, geri gel memleketine” diyordu. Yok böyle birÅŸey!!! Sen kendini hangi mevkide görüyorsan karşındaki de seni orada görüyor. Immigrant olmanın, azınlık olmanın dayanılmaz bir hafifliÄŸi var, verdiÄŸi bir güç var. Kürtlerin güney sahillerini istila edip, devasa, lüks oteller kurup, paranın amına koyması gibi… Yahudilerin sürüldükleri her yerde karıncayı sikerken belini incitmeyerek medyayı, bankaları, vesaireyi ellerine geçirmesi gibi… Ya da İsveç televizyonunda İsveç dili üzerine çok popüler bir program yapan o sarışın, yakışıklı herifin Kasım soÄŸuÄŸunda, gece kulübünün sırasında içeri girmeyi beklerken, senin ve karakafa arkadaÅŸlarının mekanın Sırp sahibi tarafından VIP kapısından içeri alınması gibi.

Yahu ben çok mu uzattım? Sanki birazdan dağılacakmış gibi konu.. Tren yolculuÄŸumun beni yeni bir hayata götürmesi esnasında Google Reader’ımı açmıştım oysa yalnızca. Katja Kassin porno branşını bırakmışSevenlerine de bir mesajı var.

Sevgili Kandanadam,

İki hafta önce bu branşı bırakmaya karar verdiÄŸimde bunu sana açıklamakta zorlanacağımı biliyordum. 2003 yılının mart ayında, cebimde 200 dolar ile Amerika’ya geldim. 2010 da vatandaÅŸlık baÅŸvurusuna da hak kazanıyorum. GeçtiÄŸimiz 7 yılda çevirdiÄŸim filmlerin dışında striptizden tut, eskortluÄŸa kadar her boku yaptım.

Bu zaman zarfında kendimle ilgili çok ÅŸey öğrendim, bu branÅŸa girdiÄŸim için Rabb’ime ne kadar şükretsem azdır. Normal insanların çok uzun zamanda elde edebileceÄŸi kazanımları fazla çalışmadan, kendim için boÅŸ vakit de yaratarak, kısa sürede elde ettim. Son olarak San Fernando Valley‘de kendi evimi satın aldım. Harika insanlar tanıdım, harika arkadaÅŸlar edindim.

Ve tabii ki, herÅŸeyde olduÄŸu gibi aldığım kararların, yaÅŸadığım hayatın bedelini ödedim. GeçmiÅŸimde aldığım bu karar ve tercihleri belki de ölünceye kadar sorgulayacağım. Yeni tanıştığım, sevdiÄŸim, seveceÄŸim insanlara hep bunları anlatmak zorunda kalacağım. Tıpkı ÅŸimdi sana yaptığım gibi… Ancak ÅŸu gerçek ki, artık hayatımda baÅŸka ÅŸeylere öncelik vermenin de vakti geldi. Yeni önceliklerime vakit ayırabilmek için hayatımın da yeni bir yol alması gerekiyor. Beraber geçirdiÄŸimiz günler için teÅŸekkürler, seni hep hatırlayacağım. Katja’n

Bookmark and Share

7 Yorum Postalanmış

Onder 26 November 2009 at 07:56

darisi sasha grey in basina.

kandanadam 26 November 2009 at 23:56

sen çıktın ama ben giriyorum o sektöre canım. valla bu işler böyle.

fenasi güzellemiÅŸ aslında ortalığı. ben onu okudum katja’nın mektubundan çok. ellerine saÄŸlık.

Larry 28 November 2009 at 05:16

Türkiye’nin bugünki yapısı gereÄŸi ,ulusalcı ve Kemalist olmak olmamaktan iyidir.

sır 28 November 2009 at 14:45

döndün döneli gözlerimiz bayram ediyor. zihninde birikenler kaleminden sel olup akıyor. en beğendiğim yazılarından biri oldu. sanırım sana dair olması bunda çok etkili. bir süredir fildişi kulesinde oturmuş ahkam kesen adam imajın vardı, oysa bu yazıyla ruhuna dokunduk sanırım senin. çok mahrem bir yazı olmuş fenasi, ağzımın suları akarak okudum.

nick bulamadim 1 December 2009 at 02:10

Cok samimi bir yazi olmus. Senin gurbetci perspektifine cok yakin hissettim kendimi. Bir de su “cinsel organlarla kafanin arasindaki algi meselesini guzel yakalamissin, cok dogru bir tespit.

eeseris 26 December 2009 at 04:55

sasha grey porno film çekiyor mu hala?

eva 2 January 2010 at 06:31

Ceza sahasında kendini yere bırakan futbolcuyu sevmem.

Yorum Postala