İlişkiler, Arkadaşlık Siteleri, Sosyal Medya Şeysi
Ne kadar sivilceli, antisosyal, çirkin ve mal olsak da, klavye delikanlısı veya ilgi manyağı hatun rolünü almak daha işimize geliyor. Öyle mi? Peki şuna ne dersiniz?
Gercek hayatta cok süper, internette tamamen bombok olan arkadaşlarımız var. Evet.
Güzel bir bakış açısıyla yaklaştı Kandanadam bana kalırsa. Genelgeçer bir etiketi tersyüz etmek, ederken de aslında gerçeğe herkesten daha çok yaklaşmak…
Klavye başında tanıştığınız insanlarla, o klavyelerden uzaklaşıp kafelerde, barlarda buluşmayı deneyeniniz oldu mu? İçinizde en az tecrübeye sahip olan benimdir herhalde. 4 kişiyle yaptım ben bunu. 3,5 da diyebiliriz aslında.
Klavye başında titr’ine değil fikrine saygı duyduğum, seksapeline olduğu kadar, benim ilgi duyduğum konulara ilgi duyduğu için de ”e buluşalım o zaman” dediğim 3,5 insan. Bir anda AFK (away from keyboard) bir buluşma ayarlayınca yine de o blind date heyecanı yaşanmıyor mu? Buluşacağın kişi erkek bile olsa. (Yok, gay değilim. Bir kadınla buluşmak tabii ki daha başka bir heyecan veriyor.)
Valid’anım ile peder beyin birbirlerini ben ve Serdar Kuzuloğlu kadar tanıdıklarını zannetmiyorum evlenmeden önce. Yine de çeyrek asır çektiler evlilik denen şeyi. Bu devirde tahammül edemediğin insanı çekmiyorsun kolay kolay. Eklememek, Facebook hesabının ayarlarını iyice ”private” yapmak, en olmadı ”block”lamak mümkün. Old school tanışıp, hayatını birleştirmiş, parti kurmuş, seks yapmış, yiyişmiş, top oynamış, beraber tatile gitmiş insanların asla görmedikleri bir konfor ve kafa rahatlığına, bir email adresi ve rumuz seçerek açtığımız hesaplarla ulaşıyoruz.
Tevekkeli değil, internette sosyalleşen insanların hatırı sayılır bölümü 30 plus, bekar, Türkiye ortalama kültür ve zeka seviyesinin az ya da çok (istisnalar dışında) üzerinde insanlar. Müşkülpesentlik, havai olmak, okul arkadaşları kendilerine karı-koca ararken hayatın anlamını aramaya çıkmak gibi sebepler, belli bir yaştan sonra yine belli bir ekonomik özgürlüğün de getirdiği kazanımlara dönüşürken, bir yandan da bu insanları ”available” kılıyor. Eşleşme imkanı da az değil, ben size söyleyeyim. Amaç, ihtiyaç, özlenilen ne olursa olsun.
Biraz daha genç kesimde bu o kadar kolay değil hala galiba. İçimizde en atılgan, piç, ağzı laf yapanların bile yirmili yaşlarımızın başlarında ne kurdeşenler döktüğü malum. Kafalarının içinde dönen gag, choke ve anal etiket bulutlarıyla, ayak parmağından saç teline kadar vuran testosteronların kamçıladığı çocuklar, beyaz atlı prenslerini bekleyen melaikelerin privacy level ına ve block sistemine, sineklerin cama vurması gibi vuruyorlar. Bu duvarı kaldıran meraklı melaikeler de var. Ama arz ve talep birbirini burada karşılamıyor. Zaten mevcut, kullanılabilir vajina sayısı, tarihin her döneminde mevcut, kullanılabilir penis sayısından hep düşük oldu. Yaş grubu düştükçe, oran penisliler adına daha da negatif gelişim gösteriyor. Gerçi bu genç grupta da ChatRoulette yeni bir trend yaratacak gibi. Görelim…
Ancak ben, kendi dahil olduğum 30 plus grubuna dair konuşsam daha iyi olur. Ne yabancı ne de yerli hiçbir arkadaşlık sitesine üye olmadım şimdiye kadar. Ancak bunların çok popüler olduğu aşikâr. Özellikle belli bir niş seçen siteler çok başarılı oluyor. Zannedersem ABD den bir site var, Positive Meeting mi ne , öyle bir adı var. HIV pozitif olanlar arasında bir matchmaking nişi ile giriyor olaya. Sonra İsveç’de uzaktan tanıdığım bir oğlan var. Big Girls and Big Boys hedef kitlesi. Son derece mütevazi, ucuza kurdurduğu bir site ile İsveç’de kilolu olan hatun ve erkekler arasında partiler düzenliyor, bibirleriyle tanışmalarını sağlıyor. IT milyoneri olduğunu söyleyemem. Ama yolunu buluyor, az veya çok parasını kazanıyor, eğleniyor. Yine ABD de, hapiste yatan tutuklular arasında kullanılan bir dating sitesi var. Son olarak, uzun süre bu blogu takip edenler, bir zamanlar uyduruk bir sosyal ağda 600 kişi ile sabahlara kadar lak lak yaptığmızı hatırlarlar. Hatta bugün bile arada bir yorumları ile buraya katılan Leri Flint o kısa dönemde aktif olan sosyal ağın belgeli olarak meyvesini yiyen üyelerinden biriydi.
Bana kalırsa, büyük bir medya grubunun veya ne idüğü belirsiz kişilerin allayıp pulladığı arkadaşlık sitelerine üye olmaktansa, işin içine hile karıştırmayacak, bireysel projesi ile bu işe soyunan Aslı Kubilay‘ın Lalaloo.com‘u bakmaya, şans vermeye değer.
Türkiye herşeye rağmen ileriye doğru belli konularda gelişim gösteren bir toplum. Buna bağlı olarak evlilik, bağlanma yaşı gittikçe yükselecek. Zaten büyük şehirlerde bu böyle halen. Şehrin stresi, iş hayatı, gelişen yaşam standartlarının insanlara kazandırdığı hobilerin daha fazla vakit alması gibi sebeplerden ötürü eşini, arkadaşını, seks partnerini, halı sahaya eksik olan adamı zamanla internet üzerinden tedarik etmek kaçınılmaz bir gelişim gibi görünüyor. Bu o kadar kötü birşey değil. Saçını ayırış şekline, memesinin yuvarlaklığına, bindiği arabaya kafanı takıp, değerli vaktini ”acaba kafesleyebilir miyim” diye harcayacağına, evinde oturduğun yerden bir süre hoşuna giden kişiyi gözlemleyip, başkaları ile olan iletişimlerinden de kendine çıkarımlar yapıp, daha isabetli bir seçim yapmak neden mümkün olmasın?
Normal olarak burada bitirmem lazım ama bazı biriken şeyleri de boşalttığım pazartesi gününe denk gelince yazıyı biraz uzatayım dedim. Zaten bu aralar hem aralıklı, hem de düzensiz yazıyorum.
# Yukarıdakilere ucundan değen bir konuda, Tamamen Atıyorum‘un nefis bir yazısı var. 18-20 yaşlarındayken 30 lara gelmek insanın gözünde büyüyordu. Ve 30 lara geldiğimizde hayatın biteceğini, gözümüzün ferinin söneceğini düşünüyorduk çoğumuz. Şimdi sorsanız, başa gelen en güzel şeyin bu olduğunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim. İnsanın başından geçen şeylerin zevkine varmaya başlaması bu dönemden önce olmuyor.
# Yazıya kandanadam‘ın bir tweet i ile başlamıştım. Severek takip ediyorum. Hani bazı şeylerin tüyosunu vermek istemezsin ya. Değerli görürsün, birtek kendin layıksındır falan. Ünlüleri falan sktr edin bir kalemde. O sebeple, bir kandanadam var bir de ıslakkarga. Eğer twitter takip edeyim, beni fazla kasmasın, ama biraz kassın, güldürsün, güldürürken düşündürsün, hafif elit olsun diyorsanız bu ikisini tavsiye ederim.
# Sonra bir de yeni twitter selebritimiz Pucca var, 4000 civarı bir takipcisiyle… Bu 4000 in içinde ben de varım ama açık olmak gerekirse dikkatle takip ettiğimi söyleyemem. Kadın-erkek ilişkileri ve bunların Türk usulü açılımları bana afakanlar bastırıyor. Sayesinde Murat Boz’un kim olduğunu google’a sorarak öğrendim. Devamını getiremedim ama. Türk dizileri ve Türk popunun konu olduğu yerde, bir grup çıplak kız arasında, öpüşmeyle hamile kalınacağını zanneden 13 yaşında bir oğlan çocuğu gibi hissediyorum kendimi.
Pucca’nın herkesce izlenen aşk hayatı da sinirli et gibi. Çiğne çiğne bitmedi. Kendisi de ne türkürdü ne de yuttu. Pucca’nın iki arada bir deredeki bu hali ve bu halin siber dünyadaki yansıması, kendine hatırı sayılır bir insan grubu tarafından hakettiği bir ün getirdi sonunda. Bu yaz kitabı çıkacakmış. Sevindim, tebrikler. İyi satacağına eminim. Sosyal olmaktaki bu başarısı, yazar olarak kendini pazarlamasına zaten yansımış. Ama satışlarına da olumlu etki yapacaktır. Yeni medya, değişen şartlar, içerik üretimi, yazma, çizme, eser sahibi, artist hayatını nasıl kazanacak, cak-cuk derken söylemeye çalıştığım şeylerden biri de buydu.
# Son paragrafı, iki gün önce bulduğum bir blogu paylaşarak kullanayım. Son zamanlarda fazla blog takibi yapamıyorum. O yüzden etrafta dönen ”seks blogu tutan ergen kızlar” lafının kimleri hedef aldığına dair bir bilgim yok. Ergenler de yazsın bana kalırsa. Doğal seleksiyon var. Yazanın yaşına, penisinin uzunluğuna, memelerinin ölçüsüne bakarak okumuyoruz blogları. Yine de Early MILF ler tarafından tutulan bloglar sanki daha şey gibi. Ne dersiniz? Gerçi Artemisia Gentileschi (ya da Ayşe Nur mu diyeceğiz?) 26 yaşında imiş. Early MILF de diyemiyoruz o zaman. Arası birşey… Hoş, yazı dili düzgün, bahsettiği konular ilgimi çekti. Bakalım biraz. http://aaysenur.blogspot.com/
Bu arada hazır arkadaşlık sitesi, sosyal ağ vesaire bahsetmişken… Urban5 için elimde 3 davetiye var. Bir bakayım diyenler bana bir mail atıversinler. Yorumlara yazmayın, İletişim sayfası var.


10 Yorum Postalanmış
İnternette mahlaslarımızla birbirimizi bildiğimiz bir kişiyle yüz yüze görüştüm. Berbattı tamamen. Halbuki süper kafa diyordum ama olmadı. Manasız bir hal aldı konuşma bir daha da görüşmedik hatta internette bile görüşmedik bir daha. Küsmediğimiz halde.
Bir de bu FF, Twitter yeni yeni piyasaya çıkmışken blog yazarları olarak orayı doldurduk. Blogundan sevdiğim, ne güzel yazıyor dediğim kişilerin aslında bomboş insanlar olduğunu keşfettim. Ona buna sarkıyor, sürekli "Nasılım?" diyerek kendi fotoğraflarını paylaşıyor. Zavallı göründü hepsi gözüme.
Sadece sikli soklu imalar yazanlar var mesela, ben bu insanların aslında cinsel anlamda da boş olduklarını düşünüyorum. Pek de bir şey bilmeyen hatta belki de fazla yeteneksiz, hissiz.
Velhasılı kelam, sosyal medya güzel de, çirkin geliyor bana. Eskiden aldığım zevki alamıyorum artık. Sadece blog yazarları kullanırken daha güzeldi ama artık manasızlaştı.
Pucca'nın kitabı çıkmakta geç bile kaldı, o da demiş zaten Twitter keşfetti diye. Pucca'nın yazı yeteneğini, görebilmesini, farklı bakmasını seviyorum ama blog yazılarını okumuyorum. Muhtemelen kitap da blog yazılarına paralel olur. O yüzden işte evet yaza damgasını vuracak, dedikleri kadar olabilir. Çok daha işe yarar yazılar yazabilecek yeteneği olmasına rağmen kendini bu tür yazılarla tanıtmasını onu seven biri olarak istemesem de, başarı diliyorum.. Dilerim kitap, blog yazılarına benzemez de ben de alır ben de okurum.
Aslında gönül isterdi başka şey üzerine yazayım evde tomar tomar dosyalarım var. ama işte ilk çıkacağı için bilinir bir şeyden çıkması lazımdı. en azından 3 senedir götümü yırtıp oturttuğum karakterin bir şeyler yapması gerekliydi… O yüzden pipi haşmet blog tarzım gibi olacak üzgünüm.
Bu demek oluyor ki kitap çıktığında BeyazShow, akşam haberleri v.b.v.b bilimum programda Pucca'yı herkes görecek nihayet. Pucca , soracakları standart sorulara vereceği cevapları şimdiden hazırlamıştır.
internetten tanışıp aşıkta olsan 4 yılda sürse bişeyler eksik kalıyor sanırım yada işin sonuna geldiğinde "neden?" diye düşündüğünde en başa gidip ordamı yanlışlık vardı yı düşünüyorsun.
netten sosyalleşmenin en büyük problemi yanyan gelince aynı rahatlığa erişememek. hoş bu eskiden olan birşeydi. şimdilerde nette neyse sokakta da o durumu var. early 30 ların güzelliği de o. hala genciz, hala barbarız durumu.
pucca nın kitap olayına girmesine çok sevindim açıkçası. gerçekten çok eğlenceli yazıyor fakat göğüslerine "bicik" demezse o kadar güzel olacakki hayat. hayattan soğutur hatun kişinin "biciklerimi sık, biciklerime attır" felan demesi herhalde veya sütyeni çıkarına bicik diye bir dövme olsa. uuuuu beybi, tengri düşmanımın başına vermesin:)
internetten tanıştığım biriyle buluşucam dediklerinde nedense aklıma hep şu görüntü geliyor.
karşılıklı oturmuş iki insan ve önlerinde laptopları.birbirlerine paso smiley atıp alttan alttan kur yapıyorlar.etkileşimleri mekanın wirelessindan ibaret.maksat internette yakalanan atmosferi reelin alt üst etmesin.
Kötü bir şey demişim gibi savunma yapmana gerek yok. Destekliyorum seni, alıp okumayacak olsam da bu gerçekten bir başarıdır ve desteklenmeyi hak ediyor. Yayınevinin hazırladığı videoyu izledim, mükemmel olmuş.
Tebrik ediyorum.
Şu son saçmalıkları önemsediğini sanmasam da önemseme derim sana, ismin cismin açığa çıkacak olsa bile bu senin başarısız olduğun anlamına gelmez evet "oturttuğun karakter" zarar görür ama dediğim gibi başarından bir şey eksiltmez.
Tekrar tebrik ediyorum.
internet iyice yaygınlaşınca artık internetten tanışmak, buluşmak, evlenmek vs. de eskisi gibi gözümüzde büyümüyor bence. eskiden hep internet dışında tanışılınca daha sağlam ilişkiler kurulur gibi bir görüş vardı.
çok genelleme yaptım ama netten iyi birini bulamazsın düşüncesi hala gizli gizli biryerlerde duruyor gibi.
tr.’de yazının başında bahsettiğin ve benim de içinde olduğumu düşündüğüm grubu kapsayacak bir dating sitesi olmaması kötü. bir ara timeout istanbul dener gibi olmuştu ama vazgeçtiler projeyi bir banner’la duyurduktan sonra. yonja, 80630, siberalem’i kategoriye sokamıyorum nedense.
yurtdışında online dating olayını deneyip, bir süre çok fazla mesajlarımı kontrol ettiğimi ve buna ayıracağım zamanla sosyalleşmeyi denemem gerektiğini düşünüp bu işlerden çekilmiştim. yine de yalnızlık bazen kötü vuruyor ve istanbul’a ilişkin misa güzel bir dating sitesi fena olmaz.
netten iyi birini bulursun, neden olmasın… sana benzeyen, oturup konuşabildiğin, daha görmeden çok iyi tanıyormuş gibi hissettiğin, seni anlayan, anlaştığın, hoşlandığın birini bulursun. umutsuzluk seviyesinin üstlerde gezdiği dating sitelerinden değilse de sosyal medya bunun için gayet yardımcı bir alan.
hatta işin enteresanı, yüzeysel detaylara takılmadığın için, gerçek anlamda kafa uyumuna odaklanabileceğin tek yer belki de internet. normalde fiziksel bir şeylerine bakmaktan kafa yormayacağın kişilik özelliklerini öğreniyor insan. sadece yazışarak, konuşarak, iki tarafın da dürüst olması kaydıyla, gerçekten tanımak mümkün bir insanı.
ama mesele biraz da mevzuyu net dışına taşıyabilmekte sanırım. sanal, sanaldan dışarı çıkmak zorunda eninde sonunda çünkü karşındaki sanal da olsa, hoşlanıyorsan eğer, o his sanal değil. ve bunu gerçek hayatta, dokunarak, bakışlarını, mimiklerini görerek, sevişerek, gülerek yaşamak istiyorsun. Bir noktadan sonra “hahaha”lar yetmez oluyor.
en azından bana öyle oldu… sanalda çok hoşlandığım biriyle, gerçekte karşılaşınca aynı elektriği, hatta fazlasını hissetmemize rağmen, bir türlü odağı sanaldan gerçeğe çevirmeyi başaramadık. ne olursa olsun, hep sanal kaldık. ilişkimizin doğası oydu çünkü… eh bir kere gerçek dünyaya adım atınca da, o derece sanallık insana koymaya başlıyor tabii, olmuyor sonunda…
yoksa denge sağlanırsa, neden olmasın?
@ zorro,
Sanal’ın yapabildiği şeylerden biri de, aklında olmayan, gitmeyi düşünmediğin, gidemeyeceğin bir şehire seni anlık olarak getirip, götürmesi. Aynı şekilde, okumayacağın, daha doğrusu karşılaşmayacağın bir kitabın içine göz atmak ile de kıyaslayabilirsin bunu.
Sen yine karşılaşmışsın o kişiyle, birbirinize dokunmuşsunuz. Bu da büyük bir şey bana kalırsa.
Yorum Postala
Additional comments powered by BackType