Hem Severim Hem Döverim

Her ülkenin, toplumun kendine has özelliklerinin oluşturduğu bir karakteri var. Bu karakter birey olarak seninkine ne kadar uyuyorsa, içinde yaşadığın toplumda o kadar rahat ediyorsun. Mesela ben hiçbir zaman Türk toplumunun genelinde olduğu gibi sıcakkanlı, konuşkan, misafirperver olamadım. O akdenizli kanı yok bende.

Bunun ötesinde içinde yaşadığın topluluğun/toplumun/ülkenin başarılarından veya utanç verici hareketlerinden dolayı da ruhsal olarak etkilenmen son derece doğal. Hayatımın üçte ikisi Türkiye’de Türk olarak geçti. Son üçte birlik kısmı ise İsveç’de ne idüğü belirsiz bir biçimde. En çok hoşuma giden dönem hiç kuşkusuz bu ne idüğü belirsiz olan dönemdi. Çocukken bunu yaşayanlar kimlik krizine girebiliyor, ben aklım başındayken göçtüğüm için acı patlıcanı kırağı çalmadı.

Gerçi 2000 yılından beri pasaportun üzerinde nationality kısmında Svensk/Swedish/Suédoise yazıyor. Bir formaliteden ibaret olduğunun farkındayım bunun. Yine de Türkiye’de olsun İsveç’de olsun gurur duyulacak veya lanetlenecek şeyler oldukça bunlara tepki vermem kaçınılmaz.

İsveç milli takımı oynadığı zaman çok umurumda değil, büyük turnuva olmazsa. Ama Semih 90 + da Hırvatistan’ a golü attığında iş çok başkaydı. Bir de şu Sevilla Fenerbahçe maçı var. Maçtan sonra boğazıma bir yumruk takılmış gibiydi, öyle hissettim yani. Hadi itiraf edeyim Gaassaray Uefa’yı kazandığında da biraz sevinmiştim. Şimdi artık Romen takımı Galatasaray’ı eleyince sevinsem de aynı şiddette bir duygusallık olmuyor tabii.

Maalesef anavatandan gurur verici enstantaneler hayatım boyunca spor müsabakalarıyla sınırlı kaldı çoğunlukla… Eh bu da birşeydir, sonuçta sevgimi ve bağımı etkilemez. Zaten o yüzden eleştirdiğim zaman daha sert oluyorum Türkiye’yi. Hem severim, hem döverim…

Analitik zeka ve rasyonal düşüncenin baskın olduğu İsveç bana günlük hayatımda daha rahat bir yaşam sağlama imkanı sunuyor. Belki bir dezavantajı gittikçe daha materyalist oluyor insan. Ancak bir şekilde eleştirdiğim ve beğendiğim yönleriyle yaşadığım toplumla bir iletişim halindeyim. Dolayısıyla bir öz İsveçli kadar olmasa da ülkeyle ilgili gurur duyulacak hadiselerde yiğidin hakkını vermek zorundayım.

Bjorn Borg la Rétro
Uploaded by tennisvideos

Düşün ki 9,5 milyonluk bir ülke, yüzyılın başındaki nüfusunun yarısını Amerika’ya göçmen olarak veriyor. Nüfusunu besleyecek durumu yok ülkenin. Göç, açlıktan… E şimdi bakıyorsun Volvo, Scania, IKEA, Ericsson… Bunlar sıkıcı örnekler, bir de ABBA, Cardigans, Europe, The Hives, Hardcore Superstars gibi müzik dünyasında iz bırakanlar var. Zlatan İbrahimoviç, Björn Borg var… Kazaa ve Skype’ın arkasındaki isim Niklas Zennström var mesela.

Ve tabii ki The Pirate Bay…. Gottfrid Svartholm Warg, Peter Sunde ve Fredrik Neij’in kurduğu bu ağ hiç kuşkusuz İsveç’in 20. yüzyılda yaptığı en büyük kültür ihracatı. Dünyanın tüm albümleri, kitapları, bilgisayar programları ve filmleri herkesin elinin altında. Arnavutluk’tan Zimbabwe’ye kadar elinin altında internet bağlantısı olan herkes ulaşabiliyor bunlara.

Şimdi de bir eleştiri… Tüm dünyada olduğu gibi burada da kötülerle iyilerin savaşı var. İblisin yeryüzündeki sureti ve temsil ettiği düşünce rahat durmuyor… İsveç bu kötülüklerden korunmuş bir yer değil. Pekçok müzisyenin faydalandığı işsizlik sigortası veya sosyal yardım kısıla kısıla kuşa döndü. Bugün Skype gibi bir buluşu hayata geçirmek isteseniz kuracağınız şirket için ağır vergilerden ötürü İsveç’i değil, Estonya veya İrlanda’yı seçmeniz gerekecek. Bireye iyi olduğu konularda kendinin göstermesi için şans veren, gaza getiren sübvansiyonların çoğu yok artık.

Bu kötüye gidişin bir başka ve en son göstergesi de bu hafta içinde The Pirate Bay’e karşı başlayacak olan mahkeme. Gottfrid, Peter ve Fredrik, Amerikan müzik ve film endüstrisi tarafından dava ediliyor. Tazminat talebi 10 milyon euro civarında. Endüstrinin işbirlikçisi ise İsveç hükümeti. Seçimlerden önce ”tüm bir jenerasyonu film ve müzik seviyorlar diye suçlu ilan demeyiz” diyen parti başkanı, iktidar oluşunun 3. yılında 2,2 milyon vatandaşı bir kalemde hırsız ve suçlu yapan kanunları teker teker yürülüğe almaktan geri kalmadı.


Peter Sunde…The Pirate Bay sözcüsü, davalılardan biri

Tüm gazetelerin başsayfalarına, kültür eklerine taşınan bu dava belki de İsveç modern tarihinin en büyük davalarından biri. Buna rağmen alınan garip bir kararla asıl mahkeme salonundaki inşaat gerekçe gösterilerek dava ucube bir yerde 50 kişilik mahkeme salonunda görülecek. Bir tarafta Warner Bros, Sony, Holywood vesaire, öbür tarafta 3 sarı kafa… Amaç kimse görmeden, medyaya duyurmadan bu üçlünün defterini dürmek, ömürlerinin sonuna kadar ödeyemeyecekleri bir borca sokarak hayatlarını karartmak.

Çok şükür ki dünyanın neresinde olursa olsun yüksek mevki insanları birbirinin arkasını kaşımak ve rüşvet alıp vermeyle o kadar meşguller ki, teknoloji ve arkasında yatan felsefeyi idrak etmekteye vakitleri yok.

İşte bu sebeple mahkeme sonucu ne olursa olsun kaybeden taraf film ve müzik endüstrisi olacak. Cehenneme kadar yolları var…

(Videoclip) Hardcore Superstar – Shame
Uploaded by sixxx666

Bookmark and Share

5 Yorum Postalanmış

kakali February 10, 2009 at 8:51 pm

Keşke zamanında The Pirate Bay o adayı alabilseydi. Nispeten daha rahat olacaklardı şimdi. Umudumuz davanın sonucunda The Pirate Bay’ın kapanmaması. Olmadı Mininova’yı kullanırız zihniyeti pek bir yanlış. TPB internette paylaşım özgürlüğünün bir sembolü adeta. Fenasi İsveç’te bu konuda herhangi bir insiyatif bir şeyler yapıyor mu? Bir blog kampanyası ya da gerçek bir eylem gibi?

Fenasi February 11, 2009 at 12:48 am

@ kakali,

Esasında davanın sonucu pratikte pek de önemli değil. Neden dersen, TPB organizasyonu ve yapılanması gereği kapatılamaz bir sistem. Daha sonra videolar da postalayacağım, orada da diyor. Herhangi bir lokalizasyon ve akabinde fiziki olarak sunuculara el koyulması TPB yi kapatmaya yetmiyor.

Bundan birkaç sene evvel polis baskın yaptı zaten ve 20 kadar server a el koydu. 3 gün sonra yeniden online dı TPB. Ve ziyaretçi sayıları katlanmıştı. Bugün için olası bir polis baskınından sonra 3 gün değil, yalnızca birkaç içinde tekrar online olmalarını sağlayacak tedbirler alınmış durumda.

Böyle bir mahkeme ne olursa olsun Holywood ve diğerleri için kötü bir PR kampanyasından başka birşey değil. Adalet sisteminin, politikacıların satılmış olduğunun apaçık bir gösterisi olacak bu mahkeme. Sebep?

Biraz torrent tekniğini anlayan herkes tüm o paylaşılan dosyaların TPB nin sunucularında asla bulunamayacağını biliyor. TPB sunucuları kesinlikle herhangi bir dosya içermiyor. Onlar yalnızca senin benim bilgisayarımda bulunan dosyaları birbirimizle değiştirmeye yarayan protokolü içeriyor. Bir nevi aramızdaki trafiği yönetiyor.

Bir benzetme yapacak olursak, Mektup içersinde kokain gönderirsen arkadaşına bundan PTT’nin sorumlu ve suçlu düşmesi gibi. O kadar çaresiz ki branş, nereye nasıl saldıracağını bilemiyor. Bunları yaparken de kanunları asıl kendileri çiğniyorlar. Ama bu sefer arkalarına devletleri aldıkları için meşru görünüyor.

Bu konuda geniş bir kampanyalar zinciri var. Bir tanesi, ben üye olmadım Facebook da hesabım olmadığı için ama yeni açılan bir Facebook grubu. 1000 üye olmuş, bir ay boyunca CD, bilgisayar oyunu, Tv oyunu, DVD almama boykotu. Sinemaya da gidilmiyor.

Bunun ötesinde TPB nin sembolü olan bir otobüs zannediyorsam Sırbistan’dan buraya getirildi. Mahkeme salonu dışında bir organizasyon olacak, sürekli mahkemenin gidişi ile ilgili raporlar anında kamuoyuna yansıtılacak. Bambuser (bambuser.com)adlı şirket destek olmak açısından naklen video streaming yapacak mahkemeden. Gençlik kolunda ülkede en fazla üyeye sahip parti durumunda bulunan Piratpartiet çok etkin bir rol alıyor, sürekli tetikte. Zannedersem 20-30 kadar blogcu, ağır toplardan sürekli olayı takip edecekler.

Yani işin o tarafı sağlam. Gavurun organize olma becerisi yüksek.

Larry February 11, 2009 at 10:54 am

Hukuğun vereceği karara saygı duyacağım.

arif February 11, 2009 at 2:34 pm

fenasi selam;
sadece giysileri üzerinden çıkarmakla naturel olunduğunu söyleyen nice söyleme karşı;bunu gayet bilimsel temellerle izah eden seni selamlamak isterim…
bir iki küçük önerim var nacizane:
ilerde işleyeceğin konularda,sınıfları ve onların cinsel eylem içindeki biçim değiştirmelerini,sınıfsız bir toplum ütopyasında pornografinin/cinselliğin yerini,işçi tulumu veya hizmetçi önlüğü gibi elibeslere kazınmış sınıfsal işaretlerin altındaki cinsel edimleri vs.irdemelenei ve değerli görüşlerini merkal bekliyoruz…

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType