Şeytanla İşbirliği Yapmanın Sonu

Dutty Boukman Fenerbahçe’nin ara transferde kadrosuna Gökhan Ünal‘ın yerine katmak istediği, siyahi, çevik bir pivot santrafor değil. Keşke olsaydı! Ama değil… Hatta hiçbir alakası yok. Yalnızca idiotizm karşısında blogumu kusma duvarı olarak kullanıyorum.

Dutty Boukman denilen adamı bundan 200 küsür sene önce doğduğu Jamaika’dan almış İngiliz’in biri, köle diye. Sonra da bir Fransız’a satmış. Jamaikalılarda her türlü pislik var. Uyuşturucudan tut, satanist ayinlere kadar. Dinsizliği, allahsızlığı, keşliği kendine yaşam tarzı olarak seçmiş bir millet. Elin uygar İngiliz’i, Fransız’ı bunları adam etmek için esir de alsa, eşşek ve altın semer misali işte.

Son olarak Fransız efendisinin yanında da rahat durmuyor Dutty Boukman. Yoksa monsieur buna diğer kölelere okuma yazma öğretme görevi de vermiş. İyiniyete bakın !!! Zaten Boukman ”Book Man”dan geliyor, okuma yazma var allahsız pezevenkte. Dutty ise, İngilizce ”dirty”den. Siyahi ya…

Rahat durmuyor dedim. Onu, bunu gaza getiriyor. Bir de kendisi voodooo rahibi. E hem okuma yazması var, hem de iğneyi bebeğe batırınca ebeninkini görüyorsun. Bu ne derse, köle milleti sustalı maymun gibi dinliyor haliyle.

Diğer kölelerle beraber Fransızlar’ın toprağını ekip biçiyor Dutty Boukman. Kendilerine kalsa toprak, marihuana ekecekler bu ahlaksızlar. Fransız hiç değilse karpuz, kavun, tütün ekiyor da bi skime yarıyor arazi. Kıçlarında giyecek donları yoktu Fransızlar gelmeden önce sayın okurlar.!!! Aynen böyleydi durum.

İklim tropik, aylardan ağustos… İnsan fıttırır. Ben bu halimle yazın sıcak günlerinde St. Tropez sahillerinden uzak tutuyorum kendimi. Çünkü şampanyanın içinde dondurulmuş çilek bile hararetinizi almıyor. Belli ki bizim Dutty woodoo rahibi olmanın verdiği prestiji harcamamak için mala da vurmuyor, ortada löngür löngür gezen gacılara rağmen. Kafayı iyice bozuyor, rahat duramıyor Dutty.

14 ağustos 1791′de adanın kuzey bölgesindeki Bois Caïman dağının yamacında tüm köleleri topluyor bizimki. Toplantı bir süre sonra bilindik bir voodoo seremonisine dönüyor.

Tam filim burası. Yağmur yağıyor ve gökyüzü karanlık bulutlarla kaplı. Kölelerin yüzlerinden korkunun ifadesi çok açık belli oluyor. Kalabalığın arasından bir kadın vücudu L’wha‘nın ruhu tarafından esir alınmış gibi dans etmeye başlıyor.

Kadın, elindeki bıçakla törene getirilen bir domuzu gırtlakladı, kanını voodoo törenine katılanlar arasında paylaştırdı. Ve hep beraber adadaki tüm beyazların oymağını sikmeye and içtiler.

22 Ağustos 1791′de kuzeydeki siyah köleler isyanı başlattı. Adadaki beyazları keserek, şişleyerek, döverek (sikerek öldürdüler mi bilmiyorum) öldürüp, onların sahip olduğu ekilmiş alanları ateşe vermeye başladılar.

Ancak Fransız koloniciler kısa sürede Boukman’ı yakaladı. Yakalamakla yetinmeyip, ruhlar tarafından kendisine ölümsüzlük verildiğini iddia eden Boukman’ın kafasını da kestiler. Kesik kafayı herkesin görebileceği bir meydana koyup, kölelere onun gerçekten öldüğü mesajını verdiler. Dutty Boukman bu olaydan sonra ruhu ile birlikte L’wha’ya yükseldi. (Gülüşmeler).

Ben böyle anlattım tarihi. Ancak bir kısım dış mihraklar bunu siyahların özgürlük savaşı diye de empoze etmeye çalışabilir size. Hatta utanmadan Haiti için, The First Black Republic başlıklarıyla bölücü site de açarlar.

İşte bu tarihi olay, Amerika’daki dindar kesim üzerinde büyük etkisi olan ve  çoğu zaman Amerikan başkanlarının seçim kampanyalarına destek için kapısını aşındırdıkları Pat Robertson‘un bahsini ettiği ve Haiti’deki depremin, 220 yıl önce yerli halkın şeytanla işbirliği yapmasının sonucu olduğunu belirttiği TV konuşmasının ardındaki gerçek.


Kısa tercümesi:

Haiti, biliyorsun Fransız yönetimi altındaydı. Daha sonra bu köleler kendi aralarında toplanarak şeytana secdettiler. ”Bizi Fransızlardan kurtarırsan biz de sana itaat edeceğiz” dediler. Şeytan da ”tamam anlaştık” dedi. Gerçek hikaye bu, biliyorsun. Bir de dikkat et, bugün Haiti’nin bir ucu Dominik Cumhuriyeti. Adanın o ucu çok zengin, imkanları olan bir bölge. Oraya hiçbirşey olmadı depremde. Ama Haiti yerle bir oldu.

Pat Robertson gibi insanlar, münferit ve kendini bilmez kişiler değil. Bunlar hayatlarını inançlarına göre yaşayan, kitaplarını okumuş, öğretilerinden geçmiş, hayatlarını inandıkları inanç sistemini sana, bana yaymaya adamış, okula gönderdiğimiz çocuklarımıza elleri devlet üzerinden veya direkt olarak yeten insanlar. Bunlar münferit vaka falan değil. Her an burnumuzun dibindeler.

Aha bu hristiyanıydı

Aha bu da budisti.

Aha bu da müslümanı.

Başlık güzel: Büyücülüğün ve satanizmin merkezinde korkunç manzaralar

Sonuç daha da güzel: “Bir de öyle bir musibetten korkun ki; o, yalnız içinizde zulmedenlere isabet etmez (bu belâ başkalarına da geçer, umumî olur.) Bilin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”(Enfal Süresi 25)

Biz bilmeyiz, elbette her şeyin doğrusunu Allah bilir.

Her şey ama her şey takdir-i ilahidir.

Türkiye’den yardım yapmak için verilen linkler var orada, burada. Kafanıza uyanı kullanın. Eğer bu yukardaki kırmızı banner a basacak olursanız paypal üzerinden yapacağınız yardımdan Paypal’ın keseceği hizmet ücretini Richard Dawkins kendisi ödüyor. Ödediğiniz para, başka hiçbir kesintiye uğramadan direk olarak Kızılhaç ve Doctors without Borders adlı uluslararası gönüllü organizasyona gidiyor. Yapılan yardımın şekli çok önemli, çünkü pekçok yardım yönteminde işletim masrafları kesintisi yapılıyor. Burada yok. Verdiğiniz paranın tamamı bu kuruluşlara gidiyor.

Bookmark and Share

16 Yorum Postalanmış

jül 19 January 2010 at 12:39

bundan sonra savaşlar da infazlar da karma felsefesine dayanabilir bu mantıkla, şeytanla işbirliği yapan kitapsızlar belli bi coğrafyaya toplanırsa sadece orda deprem olur, hortum olur çok temiz.

Benway 19 January 2010 at 14:41

nerde sağlamço bir deprem olsa ilk bura aklıma gelir. http://en.wikipedia.org/wiki/Haarp

Larry 19 January 2010 at 15:12

Pazar günü google earth’den bakınca bende düşündüm aynı şeyi: 2′ye bölünmüş, minik bir ada sol tarafı yerle bir olmuş, sağ tarafında hayat aynen devam ediyor. Neydi o laf birilerinin tereyağına ekmek sürmek miydi neydi ….. O olur. Anlatması da kolay; haritada göster yeter, ülkenin geçmişini de kullanınca neydi o laf ballı börek miydi neydi…O olur , hem de epey kolay olur.
.
Birde hala bilmeyen kalmışsa diye : Bugün gastesinin amblemini , senin verdiğin linki okuyanlar görmüştür. Bu ambleme baktıktan sonra ceplerinden Yeni Türk Lirası banknotu çıkartıp ön yüzdeki hilal ve yıldıza baksınlar ve sonra bir yerden Fethullah Gülen cemaatinin kullandığı ambleme baksınlar… Bugün gastesinin yeni sahibi, Fethullah’ın 2. adamı olan , İpek kağıtçılık firmasının sahibidir.

obsesifkompulsif 19 January 2010 at 15:50

Richard Dawkins son 10 yılın bence en iyi bilim adamıdır. her ne kadar seviyesiz insanların saldırısına uğrasada uslubunu hiç bozmadı…

Akay Perker 19 January 2010 at 19:34

Dominik Cumhuriyeti’nde bulundum, Haiti ile arasındaki farkları da yakından tecrübe ettim. O kadar zengin bir ülke olmasa da ekonomik durumu gayet iyi, en azından Haiti’deki gibi açlıktan kırılmıyorlar. Haiti’de halkın yarısından fazlası -Haiti standartlarına göre bile- açlık sınırının altında yaşıyor. DC ise Fernández ve Ortiz aileleri tarafından 1996′dan beri gayet güzel yönetiliyor. Adamlar turizmden puro ticaretine kadar birçok işi tekellerine almışlar, neredeyse tüm büyük firmalar aile şirketi gibi bir şekilde Fernández ailesine çıkıyor. Leonel Fernández dahil, bu ailenin bazı üyeleriyle iki kelam etme fırsatım oldu, valla tanıdıkça Türkiye’nin haline şükrettim.

ABD ile iyi geçinen bir ülke olduğu için DC’nin başına kolay kolay bir iş gelmez. Son belası Trujillo olmuş. 30′larda tüm dünyada esen faşizm rüzgarı DC’yi de etkilemiş ve beyaz kanın asaletine ulaşma hayaliyle binlerce zenciyi öldürmüş Trujillo. O zamanlar nüfusu 3-4 milyon olan bir ülkede, bir gecede 30.000 zencinin öldürülmesi ne demektir, bir düşünün. O nedenle Haitililerin neredeyse tamamı kapkara olmasına rağmen DC hispanic ve İspanyol doludur. 52′ye kadar memleketin içine sıçmış, zor kurtarmışlar yakalarını. Attığı faşist adımların izleri hala durur.

Kapı komşusu olsalar da Haiti’ye hiç yüz vermemiş DC. Resmi ambargo var mıdır bilmiyorum ama Karayip ülkelerinin bir çoğu Haiti’den uzak durur. Karayip ülkeleri birliği (CARICOM) 73′de kuruldu, Bermuda, Cayman gibi İngiliz mandaları hariç tüm ülkeler 74-75 gibi üye oldu ama Haiti’yi 2002′de kabul ettiler aralarında.

Aslında Haiti, Güney Amerika’da bağımsızlığa en erken kavuşan zenci ülkesi olmanın acısını çekiyor. Daha kölelik tam anlamıyla kalkmış değilken bağımsızlık ilan etmişler, 30′ların ortalarına kadar ABD işgali yaşamışlar, ABD de bir daha lanetini kaldırmamış adamların üzerinden. 2004′de ülkede isyan çıktı, yardım çağrısı yaptılar, BM sırt çevirdi Haiti’ye. İsyan darbeyle sonuçlandı ve ABD’nin istediği adam olan Artisdie geçti ülkenin başına. O dallamanın gelmesinden sonra da zaten gülemeyen Haiti’nin yüzü bir daha hiç gülmedi. ABD backyard diyor bu ülke için, daha ne olsun.

2006′da demokratik seçim yapıldı ve Préval diye bir adam geldi. Sonra ver elini orman yangınları, iklim değişikliğinden meydana gelen onlarca felaket ve en sonunda deprem. Adamların ekilebilir tarım arazisi bile kalmadı. Haiti tüm bunları yaşarken kapı komşusu DC sapasağlamdı, voodoonun suçu mu tüm bunlar? Komplo teorisi gibi gelecektir belki ama göt kadar adada birbirine yapışık iki ülkenin biri gayet rahat yaşarken diğerininin başının beladan kurtulmamasını doğal nedenlere bağlayamıyorum ben. HAARP denemelerinin “backyard” Haiti’de yapıldığına inanacak durumdayım artık.

Kıymeti kendinden menkul canlıların yazarlık yaptığı Bugün gibi gazeteler voodoo yaptıkları için başlarına bela geldiğini söyler, tekel Doğan medyası görmezden gelir veya sadece magazinsel yaklaşabilir. ABD ne derse onu yapmak zorunda olan Türkiye ve Türk medyası daha fazla detayını kurcalamazlar bu işin. Ulan DC vatandaşları arasında voodoonun kralını yapanlar var, nasıl bir fay hattı, nasıl bir belaymış ki DC büyücülerini es geçmiş. Komplo teorisyeni değilim, ABD ve DC politikasıyla da buralarda yaşayan / yaşamış olan sıradan bir işadamı kadar ilgileniyorum. Ve gördüklerim, düşündüklerim bunlar.

Her felaketten nemalanmaya çalışıp kendi politikasının reklamını yapmaya çalışan sikindirik Türk medyasına kafam girsin.

mehmetakif 19 January 2010 at 19:59

şeytanla iş birliği yapmanın ve marihuana ‘nın nesi kötüymüş hiç anlamadım. olanlar ne karmanın ne de tanrı’nın ne de şeytanın madiliğinin (olsa da şeytan o öyle sevdik zaten :) ) eseri. olaylar haiti halkının fazla çoğalıp bölgesel kıtlık meydana getirmeleri ve dayanıksız ve plansız yerleşim.
dîni reklamların reytingi her zaman yüksektir, şeytani aklın yine mantıklı davranışı var tüm bunlarda.
yemiyenler yemiyorsa aferin, yiyenler de yiyorsa afiyet olsun. sinir krizinin hiç gereği yok

hirondelle 19 January 2010 at 20:49

7.4 yetmedimi (soru ekini orijinali gibi bıraktım) sorusunu soranların ne farkı var bunlardan. nüfusun %80′inin günlük gelirinin 2 doların altında olduğu bir ülke böyle bir felaket yaşıyor ve sen bunu inançlara bağlayabiliyorsun. aklım almıyor. ne gaddar tanrıları varmış arkadaş çoluğu çocuğu öldürmekten zevk alıyormuş.

Vodvil 19 January 2010 at 22:05

Depremi ben yaptım desem inanmazlar, olmayan biri yaptım bile demezken ona iftira atıp o yaptı diyorlar : ) komik. diğ mi?

neanderthal hayvanı 20 January 2010 at 01:18

ulan…

daha dün denebilecek kadar yakın bir tarihte bir iki yüzyıl içinde milyonlarca insanı yaktılar. içlerinde önemli sayıda bebek ve çocuk da vardı (papa 8.innocentius un cadı çılgınlığını resmi kilise görüşü haline getiren bir ferman yayınlaması üzerine ateşlendi fitil). bunlar belirli siyasi, ekonomiki ideolik amaçlar için katledilmediler. sadece ve sadece boş inanç uğruna büyük acılar içinde öldüler. birileri boş ve gerçek dışı bir şeylere “inandığı” için.

siyasi ekonomik vb. güdülerle savaşlarda ödürülen insanların hayatlarının ellerinden alınmasının anlamlı filan olduğunu kesinlikle iddia etmiyorum. ancak şu da inkar edilemez ki, din ve tüm boş inançlar, arkasında herhangi bir “faydacı” gerekçe olmaksızın kör ve nedensiz kötülüğün bizzat kerameti kendinden menkul kaynağıdır.

sene olmuş 2010 (hala 2009 yazasın geliyor alışamadım iyi mi). en düşük internet hızımız mbitlerle ifade ediliyor. iphone umuz, plazma tv lerimiz, kitt’te olmayan özelliklere sahip arabalarımız var. mistik çağları aşmışız. modern zamanların güvenli kolları içindeyiz. mi?

ben pek öyle düşünmüyorum. organize din şeklindeki bu belaya karşı çıkacak çok daha fazla richard dawkins ler yetiştiremediğimiz, 19 ve 20 nci yüzyılların düşünsel ve felsefi yoğunluk seviyesine ulaşamadığımız, bu organize dinleri küçümsediğimiz ve papa nın fermanını unuttuğumuz sürece her zaman mistik çağlara dönüş tehlikesi var.

bu tehlike yüzyıllar önce aydınlanmayı yaşamış batı için bile söz konusu. bizde ise işler daha da kötü. sekülerliğin islam dünyasındaki tek kalesinin düşüşünü kutlayan “aydınlar” filan var. 17 ağustos depremine “salladı mı ne güzel oluyor allahım sen arada yokla bizi” diyen (17 bin ölü var) cübbeli ahmet gibi yaşam formları üzerinden raiting almaya heveslenen tv kanalları (ki bunlar “modern cehanta” yer alıyor) var.

tüm dinlerin köküne kibrit suyu dileklerimle…

özlem 20 January 2010 at 02:39

bağış için verdiğin linklere giriş yapılamıyor. bencil gen teorisini incelemeye kastığım geçen yıl da girememiştim dawkins’in sitesine. belli ki adam bu ülke insanına sonsuza kadar yasak.

pulsar ritmi 20 January 2010 at 03:11

Herkes bu denyo kadar kötü değil.
Depremin yaralarını sarsınlar diye Haitililere -güneş enerjili- incil dağıtanlar da var:

http://www.news.com.au/breaking-news/earthquake-survivors-get-solar-powered-bibles/story-e6frfku0-1225821184929

gerard 20 January 2010 at 18:59

bence herif çok sağlam içmiş, kafayı bulmuş :P

Astarte 23 January 2010 at 00:55

Agzına eline sağlık neanderthal hayvanı. Özellikle batının fakirleşip güç kaybettikçe dine sığınması önümüzdeki yıllarda daha bağnaz, cahil ve saldırgan batılıların habercisi. Bu şu anda hiç konuşulmuyor, insanlarını koyu milliyetçi veya bağnaz dinci yapmadan bu batılıların kaşısında durup kendini ifade edecek neanderthal hayvanları çıkarbilecek mi Türkiye? Soru budur.
Bende Jamaika’da iken Türkiye’nin haline şükretmiştim. En güzel sahiller Ingiliz soylular tarafından kapatılmış. Köle değiller ama köle oldukları dönemlerden farklı yaşamıyorlar. Kendi ülkelerinde beyaz adama para kazandırıp onun için çalışıyorlar. Kendilerini rahatlatmak, biraz huzur bulmak için ya öbür dünyayı bekleyip incile yaslanıyorlar yada Marihunaya.

Kuku Bekçisi Adem 19 January 2010 at 12:15

"toplandılar eğlence düzenlediler içip içip incile küfür edip denize attılar the god onlara gününü gösterdi" bunuda diyebilirdi

This comment was originally posted on FriendFeed

deniz 19 January 2010 at 12:21

Ya ben o bugün gazetesindeki yazıyı görmemiştim. keşke görmeseydim. sinirlendim. non-believers giving aid to haiti iyiymiş, ben de paylaşayım.

This comment was originally posted on FriendFeed

5 Posta 19 January 2010 at 23:24

ben de kızıl walter’in paylaşımlarında buldum o haberi dün. Yazıyı yazmıştım, hazırdı, sonuna ekledim oradan. http://ff.im/esh72

This comment was originally posted on FriendFeed

Yorum Postala