Fekat Bu Censure’dür Azizim

Ben gazete okumuyorum esasında. Birtek Taraf Gazetesi yazarlarının köşe yazıları RSS okuyucuma gelsin diye eklemiştim. Ama onlar da yazının başlığından sonra 2 satır veriyor. Yani yazının tamamını Taraf Gazetesi’nin kendi sayfasından okuyacaksın. Aranızda blog yazanların falan aklında bulunsun, asla okumuyorum bu tür yazıları. Benim gibi de çok insan var.

Ancak Türkiye’ye gittiğim zamanlar ailenin statükocu bireylerine takılmak için Taraf alır, atarım önlerine. Toplam kaç defa aldın da okudun diye sorarsanız, 7-8 defayı geçmemiştir derim. Ancak Taraf Gazetesi bende Lorel ile Hardy’i, Mandela ile Hitler’i aynı bünyede barındıracak bir gazete imajı vermişti. Sırf kendi imajları değil, Türkiye için de böyle bir elbise biçen yaklaşımları vardı. Yalanmış…

Sevan Nişanyan Taraf Gazetesi’nde uzun süre ekonomik karşılığını almadan yazdığı yazılarına son verdi ve köşesi Kelimebaz’ı bırakmak zorunda kaldı. Detaylı gerekçeleri Facebook‘da kendisi bizzat haber veriyor Nişanyan. Ben bunu Hasan Rua‘dan öğrendim.

21 Eylülde çıkan dine ilişkin yazımdan sonra, kabul edilebilir küstahlık sınırını aştığını düşündüğüm tavırlarla karşılaştım. Birkaç kez alenen fırça yedim. Yazılarım – herhangi bir açıklama veya ikna teşebbüsü olmadan – gelişigüzel makaslanmaya başladı. Ekim ayında çıkan iki kitabımdan gazetede tek satırla söz edilmedi. Gerekçe olarak, dine ilişkin yazılarımın “gazeteye zarar verdiği” söylendi. Gazetenin “bir süre” beni destekliyor görünmek istemediği bildirildi. Siyasi konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmam “tavsiye” edildi.

diyor Nişanyan.

Fikir üretip, bunu başka insanlarla paylaşan bireylerin meslekleri ve isimleri ne olursa olsun, kimi, hangi kurumu ve düzeni hedef almış olurlarsa olsun, böyle susturulmaları doğru değil.

Peki ne yazmış da Nişanyan afaroza uğramış? Bu da yayılsın… Eskiden oluyordu, artık klavyeyle yazılan birşeyin saklanması, sakıncalı kabul edilmesi ve yayılmasının önüne geçilmesi mümkün değil. O yüzden Nişanyan’ın yazısının tamamını kendi blogundan buraya kopyalıyorum:

-”Censeo (değer biçmek, takdir etmek) fiilinden censor (/kensor/) eski Roma’da hem nüfus idaresi hem ahlak zabıtası görevi yapan bir yüksek görevlinin adı. Yaptığı işin adı censura (/kensura/).

Latincenin Kuzey Frengistan vilayetinde konuşulan taşra lehçesinde bu kelimenin telaffuzu ikibin yılda tanınmayacak derecede değişmiş. İnce sesliye bitişen /k/ sesi önce /ts/ sonra /s/ diye söylenir olmuş. Geniz /n/sine bitişen /e/ sesi ağzın gerilerine doğru kaçıp /a/ olmuş. /U/ sesi incelip /ü/ halini almış. Kelime sonundaki –a dişil eki de önce /e/ olmuş, sonra eriyip gitmiş. Modern Fransızca sözcük halâ aslına yakın bir şekilde censure yazıldığı halde /sansür/ diye okunuyor.

Türkçeye gazetenin icadından hemen sonra sansür de gelmiştir. Kelimenin 1900 civarından daha eski örneğini bulamadım henüz, ama tahmin ederim 1865’lerde Tasvir-i Efkâr’ın hükümetle başı derde girdiğinde Babıali’de birileri “fekat bu censure’dür azizim” diye mırıldanmıştır.

Şimdi diyorlar ki memlekete özgürlük geldi. Doksan seneden beri tabu olan şeylerden bile artık serbestçe bahsedebilirsin.

Ama bir de ne görelim? Bu sefer başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar.
Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!

Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde. #

Taraf Gazetesi’nin bu sansürüne karşı tepkilerini Nişanyan’ın yazısını yayınlayarak gösteren diğer bloglar ise şöyle (başka bloglarda çıktıkça aşşağıdaki listeyi güncelleyeceğim)

Hasan Rua – Lektüel
Lermontov – Yıkıcı Tutku
Taylan -Seviyesiz Siyaset
Kenar -Kenardan
Ali Rıza Esin -Durumsama
Cansu Elter – Mana Aramayın
Postdijital – Internet is copyleft & kopimi
Lover is Loser – Soğuk Yemek
CryptoPunk – Hiçbirşey Hakkında Herşey
Nastenka – Nastenka’nın derdi
Aslı Kubilay – Buraları eskiden dutluktu
Gaykedi – Gaykedi
Aglea – Ztopya
Mutlak Töz – Bütün Yanlıştır
Özlem Ceylan – Somewhere Out There
Cucurbitulae – Sans Sur

Bookmark and Share

10 Yorum Postalanmış

Larry January 8, 2010 at 12:04 pm

Hayatı boyunca işkembe çorbası içmeden, kokoreç yemeden , lafı geçtiğinde “ıyyk” diyen bir olmayı istemedim. Benzer şekilde, hayatım boyunca elime almayacağım , Ahmet Altan sebebiyle önyargıyla bakacağım bu gasteyede “ıyyk” demedim ama işkembe çorbasıyla aynı duyguları besledim içcağızımda….Seni ve blogunu işte bu yüzden seviyorum ; artık “ıyyk” diyebileceğim. Sevgimin bir sebebi de Ahmet Altan’ın bile götünün yemediği birşeye senin götünün yemesi. Allahü teâlâ sana zeval vermesin diyerek yorumuma son veriyorum.

ozawa January 8, 2010 at 2:53 pm

Bilen bilir, Taraf’in baska bir yazari zaman zaman (Taraf’tan da once) ateist oldugunu soyler. O kadar seviyeli ve entelektuel bir kisiliktir ki bir kisi de (ateizmden hazzetmeyen), medyada bir yerlerde bu kimligiyle satas(a)maz ona. Boyle, cesurca dinsiz oldugunu soyleyebilenler var. Evet zordur ama sinegi sikip belini incitmeyeceksin.

Sevan Nisanyan’in seviyesi karisina layik gordugu ile belli olmustur. O yazida da alay etmektedir. Alay edemez misin, elbette edersin ama tepki alirsin. Kendini baska dinler uzerinden tanimlayan, dinlere surekli satasan, ici bos vs. ateistimsilerin ateistlerin algilanmasina verdigi zararlarin yanina koymali bu adamin seviyesizligini. Ortalama eksi sozluk ateisti gibi yazmis.

Nisanyan’in elestirilmesine neden olan, G. Ozgun’un bir zamanlar Taraf’ta dedigi gibi bir sey degil:

“Yani Türkiye’de kimsenin maalesef Batılı, maalesef Türk, maalesef kadın, maalesef erkek, maalesef Kürt, maalesef Müslüman, maalesef solcu, maalesef sosyalist, maalesef ateist, ya da maalesef dinsiz, maalesef güzel, maalesef çirkin olma ihtimali yok.”

Mahmut January 8, 2010 at 3:21 pm

Bu Sevan Nişanyan, karısının başına içine kendi b.kunu doldurduğu şişeyi boca eden şahıs değilmi?

Fenasi January 8, 2010 at 3:56 pm

@ ozawa , mahmut,

Bu Sevan’ın karısı o kadar gereksiz yer aldı ki bu tartışmada. Daha burdan başka FriendFeed’deki tartışmanın neredeyse % 80 i karısı ve boku idi adamın. Acaba bu postanın da adını ”One Wife One Cup” olarak değiştirsem mi diye bile düşündüm.

Karısı ile arasında, özel hayatta yaşadıkları bizi, toplumu ilgilendirmez. Her hikayenin birden fazla versiyonu vardır ayrıca. İnsanların özel hayatlarındaki zaafları ve yanlışlarına göre işlerinde verdikleri performansı değerlendirmek yanlış. O zaman Atatürk’ü sigara içiyor, karıya kıza düşkün gösterdi diye Can Dündar’ı mahkemeye veren zihniyetle aramızda fark kalmıyor.

Zaten kişi bazında önemi olan bir olay değil. Bu da Sevan’ı pohpohlayayım diye yaptığım birşey hiç değil. Dediğim gibi, beğen veya beğenme Taraf gazetesi kendini okuyanlara bir mesaj ile geliyor. Sonra tutup tam tersini yapıyor. O yüzden ele almaya, uğraşmaya değer gördüm.

ozawa January 9, 2010 at 8:23 am

Fenasi,

Soylemeyi unutmusum. Taraf’in bendeki imaji sendeki gibi Lorel ile Hardy, Hitler ile Mandela vesaireyi ayni semsiye altina getirmeleri hic degildi. Her fraksiyondan adami memnun edebilecek potpuri bir gazete olmadilar hic. Bir tarafta durmasini bildiler. Darbeci, sosyalist, milliyetci, hukumet dalkavugu vs. yazarlarin toplandigi bir gazete olmadi. Belli bazi seylere karsi olan bir gazete. Mesajlari da bastan beridir ayni.

Para yollari tikali bu adamlarin. Dogruyu duymaya pek de hevesli olmayanlarin cogunluk oldugu bir yerde satislar da dusuk. Herkesin malumu adamlarin ne durumda oldugu. Boyle zor ayakta kalan ve Turk medyasi ve demokrasisine unutulmaz katkisi olan bir gazetede sen cik da toplumun cogunlugunun birinci sirada gelen kimligi din ile alay et. Dusuncesizce de davranmistir Nisanyan. Kimse onun dinsizligine karsi degil. Ahmet Altan bile kendisi dinsiz oldugunu veya din uzerine dusuncelerini defalarca ama usuluyle belirtmistir. Olay kisi bazinda onemlidir bence cunku tavir kisiye yoneliktir. Ayni veya benzer tavra ugradigini dusunen yazarlari duyarsak o gazetede o zaman genellestirilir is. O vakit silerim de sildiririm de.

Cikip makaslamalar yapildiginda konussaydi. Namuslu bir fikir adami gibi tavrini koysaydi. O is anlattigi gibi/kadar degildir.

Nisanyan’in sizlandigi hikayesinin de birden fazla versiyonu olabilecegini de goz ardi etmemeli. Ayrica, her seyi bir yana birakip, Taraf’in yanlis yaptigini dusunelim. Silmeli miyiz onu? Senin blogunda zaman zaman yaptigin, bana gore, yanlislari gordugum halde toplamda yazdiklarina bakiyorum. Yanlis oldugunu dusundugumde Fenasi de yalanmis yahu demedim.

Ben de yazdiktan sonra keske bahsetmeseydim dedim karisina yaptigindan. Sadece o yazdiklari bile yeter onun icindeki kurtlari gostermeye. Lakin, dedigin gibi de degil. Ozel hayat baskadir ve karistirilmamalidir profesyonel hayata veya herhangi bir konuya. Dogrudur dedigin ama o karisina yaptigi cok karakteristiktir. Siradisidir. Bunu yapanin ic dunyasindan onemli bir yansima verir. Yazmamdaki niyet kesinlikle saldirip itibarini zedelemek degildi. Hukuktan bir anoloji kurmustum kendimce. Basit bir ozel hayat meselesi degildir o, bunu da dusunmeli.

ozawa January 9, 2010 at 8:28 am

Surada:

“Darbeci, sosyalist, milliyetci, hukumet dalkavugu vs. yazarlarin toplandigi bir gazete olmadi.”

diye demek istedigim, yukarida saydiklarimin ve aksinin de bulundugu, renginin ne oldugu belli olmayan bir gazete olmadilar. Biraz eksik kalmis.

Fenasi January 9, 2010 at 2:24 pm

@ ozawa,

Her fraksiyonun adamını yanyana getiriyorlar diye bir saptamam olmadı. Herkese şirin görünüp puan toplayacak bir yayına da zaten böyle birşey yaptı diye bozulmam. Aksine sayısı çok az olan bir insan topluluğuna hitap ediyor diye biliniyor o gazetede. Tirajı da bunu gösteriyor zaten.

Bilmiyorum yanlış veya senden farklı mı düşünüyorum? Bu gazete o hani her seferinde sakız gibi çiğnenen ”Türkiye’nin özel durumu, jeopolitik, bla bla” söylemini bırakıp ”batılı anlamda demokrasi ve özgürlük” çizgisinde yayın yapmıyor mu? O yüzden orduya, kemalizme karşı değil mi?

Gerçek anlamda demokrat olmak, düşünce ve ifade özgürlüğünün kayıtsız şartsız yanında olmak, militarist, milliyetçi bir toplumu değil sivil ve hümanist bir toplumu desteklemek, inanç özgürlüğünün yanında inançsızlık özgürlüğünün de garantörlüğünü yapmak … Tüm bunlar bir arada tutulması zor, ama mutlak olan parametreler. Yine Tüm bunlar toplam bir paket olarak alınır, sunulur, satılır, reklamı yapılır veya herneyse. Bunların içinden kendi hesabına uyanları almak, çıkarmak, modifiye etmek, ülkenin şartlarına göre ayar çekmek benim kitabımda yazmıyor. Tepkim ondan…

Eğer sen böyle bir söylemle çıkıp, sonrada ”yaa bunları halkın % 99 unun bilmemne olduğu bir toplumda yazmayalım, yazanı desteklemeyelim” dersen inandırıcı olmuyorsun. Eğer tribüne oynuyorlarsa söyleyeckler, insanları uğraştırmayacaklar..

Esasında Nişanyan’ın daha köşesini bırakmadan 4 ay önce yazdığı bu yazı hem Türkiye’yi hem de Taraf’ı çok net bir biçimde açıklıyor. Doğru, ordu ve kemalizm rahat olarak eleştirilebiliyor artık. Peki dini eleştirebilmek için 80 sene daha mı bekleyeceğiz?

Bir de şunun ayrımını iyi yapabilmemiz lazım. Herşeye rağmen dediğin gibi Taraf gazetesinde okunacak diğer iyi yazarlar da var. Gene de okuyan okumaya devam etsin. Zaten alternatif yok. Ama yazarlar orada işçi. Bugün oradalar, yarın başka yerde. Gazete yönetimi ise ayrı… Demek ki yönetimdeki adamlar samimi değil. Bunu da bilmekte fayda var.

Mr. No January 9, 2010 at 5:42 pm

Yönetimdeki adamların samimi olmadığını, başkasının şeyiyle gerdeğe girdiklerinde anlamıştık zaten. Gazete yayıncılığı pahalı bir iştir. Farklı “taraflar” aynı amaç uğruna geçici olarak işbirliği yapmaktadır. Taraf yönetimi mali anlamda bir yere! gebe oldukları sürece de Nişanyan’ınki gibi yazıları basamazlar. Bu da bu kadar basittir.

Cucurbitulae January 16, 2010 at 9:17 pm

Bu kovulma hadisesi aslında düşünülenden daha büyük popülarite yakaladı gibi geliyor bana. Bir şey değil, yarın öbür gün bu adamın da başına bir şey gelecek ondan korkuyorum. “Zaten” Ermeni, bir de böyle “İlkçağ Arap mitolojisi” gibi nefis tamlamalar üretebilecek üslupta… Allah korusun diyoruz, Taraf’ta yazan ve kendi deyimleriyle “militan demokrat” olanların olayı geçiştiriş tarzını da nereye havale edeceğimizi bilemememizin üzüntüsüyle yorumumuzu noktalıyoruz.

Cucurbitulae January 16, 2010 at 9:35 pm

http://cucurbitulae.blogspot.com/2010/01/sans-sur.html ben de koydum yazıyı

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType