Anıların ve Hayalin Sansürü
Kendime ait olan tek albümü aldım önüme, karıştırıyorum. Şöyle bir bakıyorum, beraber olduğum eski kız arkadaşlarıma. Yeşim’in olduğu sayfada uzun kalmak zorundayım. O kadar güzel ki… Zevkim, cidden hiç de fena değilmiş. Öyle güzellik normlarının hepsine birebir uyan biri yok aralarında. Ama hepsinde ”bir şey” var. Yeşim’de ise ”çok şey” var. Benim karşı cinsde aradığım özellikleri zannedersem daha çok küçük yaşta babam da iyi gözlemlemiş, notunu vermişti.
Küçük bir çocukken, Bravo dergisinden çıkarttığım Broke Shields posterini odama asmıştım. Hatırlarsınız, Brooke Shields’in Blue Lagoon filmini. Hepiniz değil ama yaşı 30 un üzerinde olanlar hatırlar. 1980 yılı yapımı bu filmde, çocukken bir adaya düşen Shields ve Lambert (Christopher) ergenlik çağına da beraber giriyorlar ve aralarında kaçınılmaz olarak bir cinsellik yaşanıyor.
Babam, elleri cebinde bir şekilde odaya girdi, etrafa şöyle bir bakınıp gözüne duvardaki poster iliştiğinde, ”aferin, zevkin iyi” dediğini hatırlıyorum.
Tekrar albüme dönecek olursam, Yeşim’in güneşten bronzlaşmış bir vücudu, simsiyah uzun saçları ve yemyeşil gözleri var. Güney sahillerinde bir plajdayız. Yalnızca iki kare fotoğraf var o günden. Birinde kumsalda top oynuyoruz, öbüründe öpüşüyoruz. İkimizin de üzeri çıplak. Daha doğrusu, vücutlarımızın üst tarafları çıplak. Zannedersem benim ya da Yeşim’in annesi çekti bu fotoğrafı. Altımda mayo, Yeşim’de ise bikinisinin altı var. (Yanlış bir şey de söylüyor olabilirim. O yaşdaki çocuklara bikini oluyor mu? Benim çocuk olduğum yıllarda yoktu öyle bir şey ama şimdilerde görüyorum ki 4-5 yaşındaki kız çocukların da alt ve üst takımı ile bikinisi var.)
Bu albümü artık evimde saklayacak olamamam çok yazık. Temizlik malzemelerinin olduğu dolaptan bir adet vakum torbası alıp, albümü içine koyuyorum. Elektrik süpürgesi ile de torbanın içindeki havayı çektikten sonra ağzını iyice kapatıyorum. Bu torbayı yaşadığım evde tutamam. Bir arkadaşımın orman içinde yazlık bir kulübesi var. Kulübenin hemen dışındaki su kuyusuna, dışardan görünmeyecek şekilde iyi gizlediğim bir ip ile sarkıtsam, 20-30 yıl sonra belki daha iyi günler geldiğinde ortaya çıkartabilirim tekrar. Ama o günler gelene kadar oldukça zor bir dönem beni ve sizleri bekliyor.
Temmuz ayının şu sıcak günlerinde bu satırları yazlığından okuyan var mı? Çocuklu aileler var mı mesela? Çocuklarınızın fotoğraflarını çekiyor musunuz plajda? Tavsiyem, aynen benim gibi yapmanız. Bir an önce Flickr’dan silin o fotoğrafları, albümleri de bir yerlere tıkın. Yoksa önümüzdeki zaman diliminde evinizde yapılacak bir aramada bulunan o fotoğraflar yüzünden saçlarınız sıfıra vurdurulup, tek tip bir elbise ve kolunda P işareti ile gezmeye mecbur bırakılabilirsiniz. Saçma mı? Dinleyin o zaman:
Oldukça tanınmış bir Japonofil var. Hayatını, Japon manga serilerini İsveçce’ye çevirmekle kazanıyor. Evli ve bir çocuk babası olan bu Japonofil, bir boşanma davasının eşiğinde uzun zamandır. Kadın, bir başka şehire taşınacağı için çocuğun vesayetini tek başına almak istiyor. Baba ise buna karşı ayak diretiyor. İsveç adalet sisteminin, tek başına yaşayan kadınlara olan zaafını bilen kadın, adamı kendi çocuğuna sarkıntılık etti diye polise şikayet ediyor. Yapılan ön araştırmada kadının bu iddiasını doğrular bir kanıta ulaşamıyor polis. Ancak kadının tekrar şikayetiyle bu sefer adamın evine bir baskın düzenleyen polis, Japonofilin iş için kullandığı bilgisayarına el koyuyor. Daha sonra bu bilgisayarda yapılan incelemelerde bulunan 51 tane manga çizimi, ilgili çocuk pornografisi kanununa göre suç teşkil ettiğinden hapis ve tazminat ödemeye mahkum ediliyor adam. Ancak en fazla koyan, herhalde çocuğunu bir daha göremeyecek olması.
Bu olay şimdi değil de az daha önce olsaydı, hakkında hiçbir işlem yapılmayacaktı adamın. Malzemesi kanlı ve canlı insanlar olan film ve fotoğraflarla beraber, hiçbir canlı varlığın zarara uğramadığı, yalnızca fiktiv eserler olan animasyonların da kanun kapsamına alınması çok yeni bir olay. Kabinedeki sosyalistlerin ve feminist lobinin, ABD de kurulmuş ve aşırı sağcı, hristiyan bir örgüt olan ECPAT’ın İsveç kolunun da kışkırtmasıyla beraber sahneye koyulan bir faşizm bu.
Yazının başında çocukluk albümümü dipsiz bir kuyuya saklamam, kendi çocuklarının fotoğraflarını çeken anne ve babalara Nazi Almanya’sına taşlama yaparak başlarına gelecekleri bildirmem ve en sonunda işi faşizme vurdurmam, aranızda saf olanları güldürecektir, biliyorum. Oysa asıl gülünecek olan, biraz çizim kabiliyeti olan birinin önündeki beyaz kağıda, karakalem ile yapacağı bir çalışmanın sonucunda ”pedofil” diye damgalanacağı bir hukuki ortama gelmiş bulunmamız. Üstelik bu hukuki ortamın ipe sapa gelmezliğini, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda anavatanım Türkiye ile arasında dağlar bulunan bir yerden sizlere bildiriyorum. Verdiğim senaryolara gülebilir, omuz silkebilirsiniz. YouPorn’a sorunsuz erişimi olan bir ülkede Cin Ali’nin Cin Ayşe’yi domaltması hapis cezası veriyorsa, YouTube’u dahi engelleyen bir ülkede, kendi amatör kameralarımız ile kendi Midnight Express’imizi çekeceğimiz günler çok yakındır.
Güya bu yazıyı sizleri bir şeye ikna etmek için yazdım ben. Ama yazdıkça, (ki sırf bu yazımı kastetmiyorum, bu işi bir süreden beri yapıyorum), aldığım, alacağım bazı yorumlar ve tepkiler, artık belki beni de sisteme dönüştürüyor.
Çünkü bu yazıdan sonra sizleri ikna edebilmiş olmaktan çok kendimi babamı ihbar etmeye daha yakın görüyorum.
Ne demek istedi adam, Brooke Shileds’in ”küçük gösterdiği” o postere bakarak? Aklında gölde yıkanan Shields’ın ilk defa regl olduğu sahne mi vardı? Yoksa filmin bir başka unutulmaz sahnesi olan, suyun altından yapılan bir çekimde, çırılçıplak yüzen Brooke Shields’ın vücudunun alttan kameraya yansıması mıydı, elleri cebindeyken düşündükleri?

Otto Mueller – Zwei Mädchen im Grünen – Ormanda İki Kız (Nazi sansürü kurbanı)
Bu yazı burda bitti!. Sabredip okuyanlar için dişlerini biraz daha sıkıp bir de wikipedia’dan Entartete Kunst maddesine göz atmalarını rica edeceğim.
————————————–
Blogu yeni okumaya başlayanlar için ek bilgi:
Yaklaşık 200 yıl önce kendi kapalı iç dünyasının kapılarını açan Japonya, kültürünün yabancılar tarafında yanlış anlaşılıp, kendini utandırmamak için bir dizi kanun çıkarttı. Kadın ve erkeklerin beraber gittikleri umumi hamamlarda bölümler ayrıldı, heykellerdeki cinsel organlar eğe ile kesilerek koparıldı. Bunun üzerine bir de II. Dünya Savaşı’ndan yenilerek çıkan ve ülkesini ABD nin ve onun ahlak yapısına uygun sansür kurallarına emanet eden Japonya’da, bu dönemde çıkıyor animasyon – manga, savaşın yıktığı bir ülkede, ucuz eğlence olarak. Tabii ki sansürden de nasibini alarak. Tüylü cinsel organ ve cinsel ilişki tasvir edilmeyecek!!! Cinsel ilişki tasvir edilmeyeceği için cinsel birleşme sonrası ejaculation yani spermin fışkırtılması da bu yasaklar arasında.
Bizim ülkemizdeki bastırılmış cinsellik ve pornografiye son yıllarda getirilen yasak, dışavurumunu Pippa’nın tecavüz edilerek öldürülmesi veya okul müdürlerinin öğrencilerini sıradan geçirmesi, ya da hiç yoksa, güya herkese yönelik Tv dizilerinin gereksiz ve yersiz bir sekszim paketi ile önümüze sürülmesine yol açıyor galiba.
Japonya’da ise çizimlerde cinsel organların tüylü çizilememesi, tüm kültürlerde olan genç vücutlara olan ilgi ve hayranlık ile birleşince belki de Lolikon olarak ortaya çıktı. Bundan çok emin değilim, ama cinsel birleşme sonrası çıkan spermin sansürlenmesi bugünün popüler kültürüne bukkake‘yi armağan etti, bu gerçek.
Ben kendim ne kadar anlamaya çalışıp sizlere iletmeye çalışsam, ve sizler de anlamak için elinizden gelen gayreti gösterseniz, bu işi hakkı ile kotaramayız. Gelenekleri ve yapısı ile bize göre son derece karmaşık, kompleks bir toplumdan bahsediyoruz. Şu videoya bakmak bile belki bir fikir verebilir, ne menem insanlar bunlar diye.

15 Yorum Postalanmış
Çocukken annemin zenit marka fotoğraf makinesini alıp kuzenlerimle çektiğimiz abuk sabuk fotoğraflar geldi aklıma verdiğin linkteki yazıyı okuyunca. Çocuk aklımızla özendiğimiz her kimse bikini mikinili fotoğraflarımız vardı. Sonra anneannemin yatağında biri erkek biri kızı olmak üzere iki kuzenimle çekilmiş, kızların bikini üstlerinin olmadığı fotoğrafı da iyi hatırlıyorum. Ama kuze olmak öyle bir şeydi. Hepimiz aynı yaştaydık ve kardeştik. Ayıp günah yoktu. Aaa bak dayımın bizi artık eve götürmek üzere denizden çıkarırken mayoları çıkarıp ” gidin iskeleden atlayın, kumlarınızı yıkayın gelin” dediğini ve üçümüzün tabir-i caizse o iskele boyunca anadan üryan koşup suya keyifle daldığımızı da hatırladım birden. Ama bunlar güzeldi. Saklamak istemiyorum, hatta bir gün olursa kendi çocuğumu da böyle büyütmek istiyorum ben.
Lolikon ve Bukkake her şeyi özetliyor aslında. Hangi baskı var ki sonunda şiddetle patlayıp, hızla yayılmasın.
Aslında bana da ilk abartıyorsu gibi geldi ancak Google konusunu hatırlatınca bu hayatta herşey olur dedim.
Aslında bana da ilk abartıyorsun gibi geldi ama Google örneğini verince bu hayatta herşey olur dedim.
Hiiiç korkmayasın senin sisteme misteme dönüşeceğin yok ama bu kadar yılmayan çabanla dahi bilmem kaç tane takipçinden 1 tane bile aklını çelebildiğin olmadı konunun senin gizlemeye çalıştığın aslıyla alakalı olarak.
@ lerifilint,
Yanlış ifade etmişim yazıda. İnsanların fikrini değiştirmek zor. Tüm yapmaya çalıştığım, idiotinin karşısında mümkün olduğu kadar durabilmek. Ben karşısında durup turnusol görevi yapmazsam, idiotinin yanında duranlar belli olmaz.
Adamın başını belaya sokan manga anime lere bakmak isterseniz http://thepiratebay.org/torrent/3885732/Kodomo_no_Jikan_Manga_Chapter_1_to_31
Bu da çizen kişi. WATASHIYA Kaworu :) kadınmış http://www.mangaupdates.com/authors.html?id=1225
Fenasi senin sayfanın en altında yer alan Hardcore Webstar sayfasında biz kimiz ve iletişim sekmelerinde Opera sahtekarlık uyarıları veriyor,ne iş?
@ Burak,
Mac kullan….
Şaka bir yana (cidden Mac kullan) bir ara Wp blogların büyük bölümüne bir kod eklenmişti istemimiz dışında. Bunları temizledik. O yüzden şimdi gittim baktım, source koduna da göz attım, o kodu göremedim. Neden öyle bir alarm verdi anlamadım. Öte yandan, o sitede çok fazla bir şey yok hala. Bir proje olarak başlamıştık, ama bitirmedik. İş başka yönlere kaydı, başka şekilde bir şeyler yapılacak. O yüzden orada da göreceğin fazla bir şey yok şimdilik.
Ama yılbaşına doğru bir canlanma olacak. Zaten buradan haber veririm ben.
O sitenin yönetimi de bir arkadaşımda, şu anda tatilde. Söyleyeyim, baksın. Teşekkürler uyarı için.
@ Fenasi;
Linux kullanıyorum…
Buna ne diyorsun?=) Şaka maka bir yana Mac kullan tavsiyesi güvenlik sebeplerinden mi yoksa?
Bu arada belirtmeliyim ki olayın sahtekarlık açısından doğruluğuna inanmadım,sadece garip geldi,wp tabanlı olduğu için az çok ilgimi çekti,uyarı için de teşekküre gerek yok;)
@ Burak,
Linux iyiymiş. Dün ilgimi çeken bir olay oldu. Reader üzerinden abone olduğum siteleri geziyordum. Neredeyse bunların % 40 ında ben de aynı uyarı ile karşılaştım. Ağırbaşlı bir abimiz geçen günlerde ağırbaşlı bir blogspot bloguna link vermişti, orada da aynı şey oldu. Genel bir durum, ama nedir bilemiyorum.
@ Fenasi
Açıkçası takip ettiğim siteler olmasına rağmen bir bunda karşılaştım,senin karşılaştığın bir site linkini bana da yollar mısın?
Ayrıca ne olduğunu anlarsan bir şekilde haber ver lütfen,buraya yazman şart değil,konudan kopuk olmasın yorumlar,ben bulursam ben de haber veririm.
@Erdem Dilbaz
Cidden tıkladınmı Fenasi’nin verdiği linki ???? . İyi de birine benziyorsun…Şu andan itibaren takip edilmeye başladığını bilmeni isterim. Artık daha dikkatli ol derim naçizane. Birkaç zaman sonra gastelerde görürüz senide yoksa…
@Fenasi
Friendefeed’de takip edenler yorumlarıda görüyorlar mı ?
@ lerifilint
hayır, onlar göremiyor blogdan yapılan yorumları FF üzerinden. Erdem Dilbaz’ı merak etmene gerek yok. Bu işleri çoğu kişiden iyi bilir kendisi. İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform hareketi le beraber geçenlerde Okan Bayuilgen’in programına katılanlardan biri Erdem. Orada burada yazılmış makaleleri falan var.
Yorum Postala