Didaktik Bir Posta

Eski zamanlarda, Özlem Tekin ile Pamela’nın ünlü olmadan önce Ankara barlarında rock söylediği günlerde, ortamın müzik piyasası son derece tekdüzeydi. Bu iki gacının tüm başarılı performanslarına ve kalitelerine rağmen Ankara barlarının bir gecesi diğerine çok benzerdi.

Bunun sebebi, sahne alan grupların repertuarlarının hep birbirine yakın olmasından kaynaklanıyordu. Ne diyeyim size, işte Mustang Sally, Wild Thing, Stand by Me gibi parçalar sıkça icra ediliyordu. Bunların haricinde Süleyman Bağcıoğlu’nun blues band’i vardı. Sonra Süleyman Bağcıoğlu’nu taklit eden bebelerin blues grupları vardı. Toplamda 50 adet blues klasiği 6-7 grup arasında sürekli dönüşümlü olarak çalınıyordu. Ayrıca repertuarı tamamen Rolling Stones’dan oluşturan Kel Cemal’i unutmayayım. Başarılı müzisyenleriyle yıllarca İstanbul’u besleyen Ankara’nın gece hayatı buydu işte. Haa bir de Bilkentliler’in takıldığı, giriş parasının Deutsche Mark ile ödendiği bir yer daha vardı, adını unuttum. Türkçe pop çalıyorlardı. İşim olmadı orda…

Hevesle kolları sıvayıp biz de barlarda müzik yapalım dediğimizde biliyorduk ki, o çok havalı olan cuma ve cumartesi gecelerinde bir program almak neredeyse bizim için imkansız olacak. Özlem’in ve Pamela’nın grupları bile neden sonra (o da her hafta değil) bu popüler günleri aldılar.

”Hafta sonu insanlar dans etmek istiyor. Çoğunluğun bildiği parçaları çalmanız ve isim yapmış olmanız gerekiyor” diyordu bar sahibi Murat abi… Şansımız baştan sıfır olunca radikal olanı seçmek zor olmadı bizim grup için.

Neden herkes klasikleri çalıyor? Mustang Sally’den millet sıkılmadı mı? gibi düşüncelerle kendi repertuarımızın başına oturduk. O dönem Seattle akımı var. Pearl Jam, Stone Temple Pilots, Sound Garden, Therapy ve diğerleri falan. MTV de de o zamanlar şimdiki gibi ”yow yow yow modda focka” yok, her hafta yeni bir grubun yeni bir rock parçası hit oluyor. Biz tuttuk, bu sert ve ”barda çalınmaz” denen müzik türünden o hafta yeni çıkan ne parça varsa çaldık. Listeye ortadan giren, ama popüler olacağını tahmin ettiğimiz parçaları da….

And guess what???? Süper oldu… Beş kuruş para kazanmadan, taksi parası ve bedava biraya çaldık, hiçbir zaman barı dolduramadık. Ama her salı sürekli gelen, yine de sayısı azımsanmayacak sağlam bir müşteri, hayran grubu oluştu. Biz her salıyı iple çektik, sahneye çıkıp eğlenmek için…

Büyük bir başarıydı… Başarıyı seyirci sayısına, kazandığımız paraya ve çaldığımız güne göre değerlendirmeyeceğimizi anladık. Tamamen kendi hoşumuza giden, kendi dinlediğimiz müziği çalarak kendimize benzeyen belli bir çevreyi etkilemiştik. Hiç alçakgönüllükte bulunmadan söyleyebilirim ki, hafta sonu çalan, kadroları ağır toplardan oluşan o gruplar arkamızdan geldi. Aynı havayı veremediler, biraz taklit oldu onlarınki… Ama Ankara canlı müzik piyasası Mustang Sally’den kurtuldu.

Günlük hayatta hepimiz bir yere kadar orospuyuz. İş hayatında, evde, apartman yönetim kurulunda veya kurduğumuz rock grubumuzla müzik piyasasında… Duygu ve düşüncelerimizi çiğ olarak ortaya dökmektense pragmatik yaklaşımlarla hep diğer insanlarla aramızda bir orta yolu bulup kendimize ekonomik çıkar veya sosyal statü sağlama çabası içindeyiz.

Ama ben o Ankara günlerinde, cover grubum sayesinde özel hayatımda orospuluk yapmamayı ve yaptığım her işte zevk almanın esas olduğunu öğrendim.

Bu blog da mesela böyle benim için. İş amaçlı, ekonomik veya sosyal statü olarak beklentim olan bir proje değil. O yüzden burada orospu olmama gerek yok. Adam gidiyor 5000 dolara evine ses ve görüntü sistemi kuruyor. Zevk için… Ya da tüm takım ve taklavatına para yatırıyor, dünyayı dolaşıyor, balık avlamak için…. Ben o kadar egzantrik değilim, blog tutuyorum. Zevk için…

Blogda yazılanlar ‘’sabah kalktım, fransız’ın taşşağı ile ezilen üzümlerden yapılan şarabımdan bir yudum aldım” tarzında şeyler olmadığı için de harcadığım vakti belki saat ücretine vurup kağıda dökmem lazım. Ama benim zevkim, benim hobim… Onu da bana yazın, ben ısmarlamış olayım… Fakat şurayı online olarak ayakta tutmak 1400 dolar yılda. Ayrıca motorunun yağı, suyu değişecek, bir sürü kılı-tüyü, troll ü var. Daha sizi düğündeki piyanist şantöz ile karıştırıp, elinize peçeteye yazdığı istek parçayı tutuşturanları koymuyorum listeye. Blogspot’da bedava hosting ile boş vakitlerinde blog yazanlara tavsiyem, iyice düşünüp taşınmadan geçmesinler benimki gibi bir olaya…

Ok, şimdi bakalım, elimizde ne var??? Seksist, liboş, ateist, müzik freak bir adam… Dolayısıyla buraya gelenin de alacağı budur. Objektif değil, SUBJEKTİFİM!!!… Filin amına su kaçtı diye düşünenler bir (1) den çok fazladır eminim. Ama madem açık konuşuyoruz, hadi bunu da söyleyeyim; esasında benim Adem ve Havva’ya inanan insanların inancına karşı da saygım yok. Arkanızı döndüğünüzde parmağımı kafama götürüp, deli işareti yapıyorum…

Ama şu var ki, sanal alemde de olsa aynı ortamda buluştuğumuz zaman ilk düşünülen şey karşındakinin inancı değil. Hayatı ilgilendiren, dünyevi, başka konularda birbirimizle ortak  noktalar bulabiliyorsak, sokaktaki adamların uğruna birbirini boğazladığı diğer konuları gözardı edebiliyoruz… O yüzden birbirimize belli bir dereceye kadar tahammülümüz var. Müziği beğenmediyseniz, gitarın akordu bozuk geliyorsa, kapıyı arkanızdan kapatır gidersiniz. Bir daha da salı günleri dışarı çıkmazsınız. Ama tabii bu mekan benim, zurnanın zırt dediği yerde de ben siktiri çekerim…

Velhasıl… Ateist propaganda, rock n’ roll ve throat fucking’e devam…

Because that’s just what ”I” like!!!

Bookmark and Share

31 Yorum Postalanmış

Nuri.U 15 May 2009 at 05:29

Övünülecek bir şey olduğu için değil ama gerçekten katıldığım için söylüyorum geç kalmış bir posta olmuş. Kendi evimden (ev dediğim de baraka gibi ama ben mutluyum) 60 yaşında bir adamı kovduğum “siktir git lan burdan bi daha da gelme” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Bazen insan bunu hak ediyor. Övünmüyorum ama pişman da değilim. Herkes boyunun ölçüsünü iyi bilmeli. Kulak ve ağız birbirinden çok uzak organlar değiller (Burada klavye oluyor galiba). Arının kovanına çomak sokmak eğlenceli gibi gözükse de sonucu pek hoş değil (Kendi adıma).

poseidon 15 May 2009 at 05:49

Bildigin yoldan sasma Fenasi, herkesin inanci kendine, kimsenin kimseye karismaya hakki yok bence…attigin her postayi ayri bir ilgi ile okudugumuda belirtmeden gecemeyecegim…bilegine kuvvet

barbieater 15 May 2009 at 10:48

ne tarz çalıyordunuz merak ettim?
cover mi yoksa kendi parçalarınız mıydı? varsa bir iki kayıt koysana bloga süper olur dinleriz.

6699 15 May 2009 at 10:52

Her şey bi yana, senelik 1400$ biraz çok geldi bana da… Sırf senelik hosting masrafı mı bu? değilse paketin içeriği nedir :)

sır 15 May 2009 at 11:08

Music to my ears…

Batlamyus 15 May 2009 at 11:43

Birde Ankara piyasasında bu tip müzikler yapan John Doe,Metropolis gibi gruplar vardı,aslında o vakitler(tabi benim kıçımdaki kıllar ağarmadı henüz,bundan 7-8-9 sene öncesi falan) Ankara’daki az olan gece mekanı sayısındaki eğlence dozu,şimdiki bin tane mekandaki eğlencenin anasını ağlatacak seviyedeymiş,aradan biraz zaman geçince anlıyor insan.

Batlamyus 15 May 2009 at 11:44

Ek olarak Fenasi bilmeni isterim Süleyman Bağcıoğlu hala aynı müzikleri çalıp,en popüler mekanlarda,haftasonu gecelerinde grubuna yer bulabiliyor:)

gaykedi 15 May 2009 at 11:56

Elif Savaş kendi blogu için yazmıştı galiba “Buranın Tanrısı benim” diye, yani kendi blogumuzda borumuz ötmezse, kuşumuz kalkmazsa, hiç bir yerde ötmez be Fenasi :D

gerard 15 May 2009 at 12:20

burada patron sensin fenasi, senin blogun senin krallığın. keyfine bak.

ankaralı olduğunu bilmiyordum artık daha renkli bir gece hayatı var ankarada. bir ara gelirsen beklerim

EcoTurka 15 May 2009 at 12:41

Güzel yazı…

teyze 15 May 2009 at 14:37

tuleyman amcamin resmini koymusun da in rock hala got kadar if te bi de kizilayda trafo diye bi yerde hala cikiyo galiba…bayik bayik jonny b the wall falan caliyo mekanlarin yas ortalamasi 30 civarinda geziyo…konuyla ne alakasi var resmin anlamadim.iyi buranin manukyani sensin biliyoz zaten yorumlari silmenden belli…bu yorumu da silersen kufurlu konusacam bilginize…site kapatmaylan yorum silmenin mantigi ayni zira…
arz ederim

Fenasi 15 May 2009 at 15:12

İnternet adabı bilmeyen betonkafalara ders mahiyetinde olması için yorumlara bir giriş yapmak farz oldu… Yorumların silinmesi suçlaması çok ciddi çünkü. Anında ve de şiddetli bir şekilde cevabı gerekli kılıyor.

Futbol programı kültürünü bloga taşımak isteyen güruha diyorum. Örnekle anlatayım….

- Hakan Şükür’ü ne futbolcu olarak ne de insan olarak sevdim. Aktif oynadığı dönemlerde bir futbol programına telefonla bağlanarak katılsaydım onun gol vuruşlarındaki beceriksizliği yerine politik görüşünden, Fetullahçılığından bahsetmem ne kadar gerzekçe olurdu…

Maalesef bu gerzekliği bloglara taşıyan bir kesim var. İyiniyeti suistimal eden kımıl zararlıları. Blog postalarının altındaki yorumlar, konuyla ilgili okurun ekleyeceği, çıkaracağı birşey olduğu zaman kullanması gereken bir bölüm. Ne diğer okurlara sataşıp hakaret edeceği, ne de kendi kompleksi ile blog yazarını gagalamaya çalışacağı yer.

Tartışmaya evet, kakafoni yaratıp ego tatminine hayır. Bu çizgiyi aşan her yorumu silerim. Silmekle kalmam, yorum sahibini yorumlardan ilelebet banlarım. Düşünce ve ifade özgürlüğü ile alakası yok olayın.

Bu arada yanlış anlamaya fırsat vermemek için önemle belirtmem lazım. Bu posta Ludovica rumuzlu okura bir cevap değil. Hele bu yorumda kesinlikle Ludovica’yı kastetmiyorum. Üzerine almayan siklemesin. Herkes kendini biliyor…

Ludovico 15 May 2009 at 17:05

Öncelikle rumuz Ludovica değil Ludovico. Bu postayı okuyunca daha iyi anlıyorum seni ve yorum yapmayı da kesiyorum. Benim çin yazmadığını sen de belirtmişsin fakat ben aradığım cevapları bu posta da buldum. Yine de az bir miktar da olsa yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. Neyse o da öyle kalsın…

aliceharikalardiyarında 15 May 2009 at 18:41

Fenasi, ben yazını cok begendim. Gerektiğinde postayı koymak lazım. Hosgörü bir yere kadar. Bazen misafirlere defolun gidin evimden demek gerekiyor.

mumutum 15 May 2009 at 22:23

harika bir yazıydı. bu cesur tavrını büyük bir beğeniyle izlemekle kalmıyor onu örnek de alıyorum aynı zamanda.
yanlız aşağıdaki kısmı okuyunca, beni mi kastettiğinizi merak edip endişelenmedim değil,

“Daha sizi düğündeki piyanist şantöz ile karıştırıp, elinize peçeteye yazdığı istek parçayı tutuşturanları koymuyorum listeye.”

zira sanırım bir yorumumda kaba olmadığını düşündüğüm bir tavırla, merak ettiğim bir konuyu sormuş, cevap almayınca yanlış bir şey sorduğum duygusuna kapılmıştım.
her neyse :)…kolay gelsin,,,postalamaya devam…

Larry 16 May 2009 at 00:11

Bu kadar kişiyiz takip edeni-yorum yazanı-arada uğrayanıyla ama bir kişi bile çıkmadı içimizden ” bildim bu grubu , hatırladım” diyen…Benim aklıma gelen bir başka şey de ; Odtü Mimarlık balosu biletleri Bilkentli arkadaşlara rayicinin 5 katı fiyatla satılırdı …..ama değerdi.

priapos 16 May 2009 at 07:24

Ne şiş yansın, ne kebap hesabı her gün farklı farklı konuşan insanların dengesizliğine karşın gayet düşüncelerinin arkadında duruyorsun, takdir ettim Fenasi (= Keza ben de aynı şekilde düşünüyorum lakin her ortamda düşüncelerini açık açık söyleyip sonuna kadar savunamıyorsun, zira senin de burada kimi istediğiğn içerikleri paylaşamanın da nedeni bu değil mi?

Güzel bir post olmuş, hoşuma gitti, müzikle alakalı postların da seksle alakalı olanlar kadar güzel, takibi bırakmayacağız (=

aliceharikalardiyarında 16 May 2009 at 10:46

Larry, ben emin olamıyorum. Fenasinin söylediği gibi bir grubu dinledim ama daha önceki yazılarını düşündüğüm zamanda kesinlikle yetişememiş olmam lazım. Sanırım ben onların arkasından gelen tıfılları dinledim sadece.

Fenasi 16 May 2009 at 11:59

Yok 7-8 yıl değil, daha eski yıllara gitmek lazım. Fakat YouTube’da seyrettim, onun da eskisi varmış. Ben bebeymişim o zaman.

Bu Özge Fışkın’ın gitaristi olarak çoğunuzun tanıdığı, ama müzik geçmişi çoook daha eskiye dayanan Gürbüz Barlas var. Gürbüz ”inanılmaz iyi bir müzisyen olunup, nasıl alçakgönüllü kalınır” ın yaşayan kanıtı. Kendisi şu aralar 50 yaş civarı olması lazım. YouTuba a kendi eski günlerine ait bir video koymuş. A Bar vardı, benim dönemime de kalmıştı. Orada yapılan bir çekim. Yıl 88′miş. Benden çooook önceleri. Sonra A-Bar’ın içi falan değişti zaten, daha modern oldu.

Bu video vardı benim YouTube favorilerim arasında. Buradaki yorumlara koyayım derken bir detaya takıldım. Şöyle bir not düşülmüş vidoya.

”Cemal Atahan’ın (Kel Cemal) Farabi sokaktaki orijinal A-Bar’ından bir 1988 Salı gecesi görüntüleri.O geceler Jinx’in geceleriydi.Yusuf’un son gecesi, Cemal sorguya çekiyo bizimkini.Kahve durumuna dikkat! ”

Ahahaha, bunlar da Salı’ya aboneymiş desenize…. İşte böyle ilginç resimler ortaya çıkarıyor jenerasyon farkı. Ortamdaki hatunlar 80′li yılların saç modelini almış mesela, bir şekilde evrensel modaya uymuş. Ama hani o 80 lerin Mötley Crüe, Ratt tarzı, erkek saç modelleri???? Yok bir tane adam öyle…

Neyse, ses ve görüntü idare eder. Sonlara doğru DJ Pink Floyd çalıyor…. Vatanı, milleti bölen videoların yanında bu da vardı, koyayım dedim.


inanna 16 May 2009 at 14:19

Fenasi bir süredir sessiz takipcinim artık sesli bir takipci olacağım.

Yalçın Pembecioğlu 16 May 2009 at 15:06

Gürbüz Barlas! Fender Blenders… Perşembe Saklıkent, cuma Jade, cumartesi Manhattan. Her hafta sonu bu şekilde takip ederdik manyak gibi.

Larry 16 May 2009 at 22:02

Tabi dailymotion’da gidince çaresiz kaldın.

Selamon 16 May 2009 at 22:31

Bu yazıyı yayınlandığın gün okumuştum, fakat şu son yorumda onlar da salı gününe aboneymiş demişsin ya, o noktada dayanamadım. Salı günü müzikal açıdan ilk performansımı vericem. Bir barda rock n roll djliği yapıcam. 70ler 80ler rock and rollu. Vardır belki salıların bir büyüsü, hadi bakalım bize de bulaşması dileğiyle.

Ha tabi birde eski bir Ankaralı olarak bu postun içimde bıraktığı garip nostaljik tad var, ona da değinmeden geçmeyeyim. Ha tabi kime ne benim içimdeki nostaljik taddan, o da ayrı bir konu. Bu blogdaki de ilk yorumum oldu, e hadi o da hayırlı olsun.

Siminya 17 May 2009 at 15:12

Yazıya nasıl başlamış nereye bağlamışsın, tıpkı benim yaptığım gibi olmuş. Senin keyfine gardiyanlık yapmaya çalışanlar, belkide aynı muameleye kendileri tutulsa fena halde arıza çıkarırlardı.

Bloğunu istersen pekala ticari bir siteye çevirebilirsin bunun için gayet müsait bir yapısı var. Öyle bile olsaydı sana nasıl mal satman gerektiğini söyleyemezdik. İstersen manavındaki portakallar arasına kıymetli tablolar koyup pazarla bu kime zarar veriyor? Serbest piyasa ekonomisi, ne kadar yenilikçi ve yaratıcıysan bence o kadar takdir edilmelisin.

Ben erotizm/porno konusunda daha ne kadar daha ileri gidebilirsin bunu merak ediyorum. Birgün bir yerde hem seni hem takipçilerini sıkacak mı? İşte o sıkabilme ihtimali olan döngüye girmek yerine kafandan ne geçiyorsa onu yazmanı tercih ederim.
Bu daha uzun vadede blog tutmanı sağlar, öteki türlü okuyucuların sınırlı beklentileri içinde sıkışıp eninde sonunda tükenirsin.
Bu tabiki benim görüşüm, olurya sen 10 yıl boyunca popoya memeye dair yazılar yazıp sıkılmayan bir adamda olabilirsin, kimbilir.

Fenasi 17 May 2009 at 15:32

@ Siminya,

Süresi yok bunun 10, 20, 30 yıl. Belki blog şeklinde olmaz ama başka bir şekilde memeye ve popoya dair yazarım. Kuş öttükçe mümkün bu. Hatta kuş ötmeyince de devam edilir gibime geliyor.

O değil de, mesela bazılarına hiç ilgi çekici gelmeyen P2P, dosya paylaşımı, internette düşünce ve ifade özgürlüğü konulu şeyler var. Daha çok mail geliyor bu konularda insanlardan. Yorum yazmak yerine maili tercih ediyor bir şekilde bu insanların bir bölümü. Yani o ”ilgi çekmiyor” düşüncesi de yanlış bir yerde. İlla ki her konuya ilgi duyan özel bir insan grubu var.

Olay esasında pornografi, erotizm, muhafazkarlık, özgürlükçülük, teknoloji, internet, P2P, din gibi konuların esasında tek bir konuda bir zincirin halkaları olmaları. O açıdan okuyucuya en alakasız gelen postada bile aslında konudan saptığımı düşünmüyorum.

herackles 18 May 2009 at 19:40

Ozlem Tekin demisken; birgun raki icerken abimin bana “Ozlem Tekin Ankara’da cikardi…” diye baslayip gece bardan birlikte ciktiklari hikayesini anlattiginda salliyor saniyordum Ozlem Tekin’in Ankara’da takildigini bilmedigim icin… Bu durumu senden teyit ettigime gore biraderin ellerine sarilabilirim sanirim! Vay anasini be, adama bak!

Osman Saka 20 May 2009 at 18:12

Yav birader niye hisleniyorsun? Birde şu gözlüklü davulcu sen misin? Ordan bazı geçirimlerde buluniciim de :D
Kasılmadan takıl paşazade, devran senindir, teh salla it ürür kervan yürür…

Fenasi 20 May 2009 at 22:36

Osman, yorumda yazdım ya, bizden önceki nesil diye. Ben değilim o…

maslahatgüzar 20 July 2009 at 19:26

Vay be, muhtemelen A Bar, Dorian Gray, Graffiti’nin bermuda şeytan üçgeni gibi dizildiği günlerden bahsediyorsunuz. Ne günlerdi bee demekten alamıyorum kendimi, şimdilerde blogunu takip ediyoruz, muhtemelen o günlerde müziğini dinliyorduk.

eva 11 September 2009 at 21:32

videoya bayıldım tek kelimeyle!

Yorum Postala