Connect Four

Renksiz ve gösterişsiz şişeden irice bir yudum çektim. Boğazımdan aşağı alev alev inen ateş topu mideme vurduğunda ensemdeki tüylerin soğuk soğuk dikleştiğini hissettim bir an. Bu bir anlık soğukluk, yerini Prey Sdau’nun bu mevsimde gündüzleri 40 dereceyi bulan nemli sıcağında terlemeye bıraktı saniyesinde.

Şişeyi üzerine geri bıraktığım yeşil, açık mavi kareli muşambadan masa örtüsünün kenarına bir dirseğimi dayadım. Diğer elimle şişenin etiketini kenarından kaldırıp, yavaş yavaş soymaya başladım. Ha Noi Alcohol Company… İlk önce lcholol Company, sonra ompany… Ta ki şişenin üzerindeki etiket yapışkanının kağıt artıkları ile karışmış beyazlığı kalana kadar.

Vietnamlı amı ile Kamboçyalı amı arasında tad farkı var mı?

Küçük olanına söz verdim; hevesimi alır almaz serbest bırakacağım. Yani çok yakında… Kendi ellerimle, aldığım yere geri götürüp bırakacağım.

Çok tatlı… Fazla problem de çıkarmıyor. Canı çok yandığında, ağzından miyavlamaya benzer bir ses çıkarası geldi bir keresinde. Simsiyah saçlarını sağ elime dolayıp kulak memesinin arkasından beri fısıldadım:

Shut up, or I’ll kill you!

Şikâyetkâr miyavlamanın yerini hızlı nefes alıp vermeler aldı. Eminim anüsünün içindeki organımın tekrardan sertleşip, büyümesine bu tehdidin sebep olduğunu zannetmiştir. Beni halâ bir sapık olarak görüyor… My little fuckdoll…

Oysa açılıp kapanan burun delikleri ve elimin üzerine sızan salyalarıydı gerçek sebep… Çenesini altından tutan sol elim, ağzını tıkayan kirli paçavradan aşağı sızan salyaları ile temas edince, minik poposunu dirençle sağa sola oynatması yüzünden yumuşayan organım, kendine gereken kanı tekrar damarlara pompalamak için yeterli uyarıyı almıştı. Ok, belki kulağının arkasındayken burnuma gelen saç ve et kokusunun da bunda etkisi vardı. Ama kesinlikle tehditten korkan bir yüreğin çarpıntısı değildi beni sertleştiren.

Bir şişe vodkayı bu sıcakta katıksız tüketmek akıl kârı olmasa da Mekong Voyage Co. ile sezon başında yaptığım anlaşmanın şirket tarafından tek taraflı feshi üzerine içine düştüğüm belirsizlik canımı bir hayli sıkıyordu. Önümdeki günler oldukça boş geçeceğe benziyordu zaten. Boş vakti boş geçirmeye hemen başlamamak için bir sebep yoktu o zaman.

Tüm bir sezonu müşterisiz geçirecek 4 adet tekne sahibi olarak düşünmem gereken çok daha ciddi problemlerim varken zulanın neredeyse tükenmesi, kafamın içinde çözülmesi gereken tek problem olarak görünüyordu şu anda.

Telefonu küçüğümün eline verdim.

Kocanı ara! Seni geri bırakacağım. Her zamankinden de 3 torba hazırlasın. 2,5 milyon Dong’dan fazla vermem. Rokar Chuor’a giden teknelerin yakıt aldığı yarımadanın girişinde, dörtyolun ağzında buluşalım.

My little fuckdoll, kocasıyla buluşmamızın detaylarını konuşurken, Da’o mutfağın kapısında belirdi. 40 derecede nemli sıcağa rağmen bir gece öncenin vermiş olduğu yorgunlukla 11 saat uyumayı başarmıştı. Uykudan yeni kalkmanın mahmurluğu ile bakarken gözleri, kulakları da telefon konuşmasına bir anlam vermeye çalışıyordu.

‘’Gezmeye gidiyoruz’’ dedim. Cevap vermedi. Yanımdan sürtünerek geçip, yerde duran ice box un yanında dikildi. Ayağıyla kapağı devirip içine bir göz gezdirdi içecek bir şeyler bulmak için. Aradığını bulamayınca vücudunun üst tarafını iyice eğip, kutunun içini karıştırmaya başladı. Üzerinde kalçalarını ancak örten ince kumaşlı elbisesi şimdi siyah tüylerle kaplı amcığını dahi örtmeye yetmiyordu. Bu elbiseyi Chau Doc’daki pazaryerinden ona doğum günü hediyesi olarak almıştım. Götürdüğüm turist kafilesi ile pazarı gezerken, gözüm, üzerinde kayısı çiçekleri bulunan bu elbiseye takılmıştı. Vietnam dilinde Da’o ‘’kayısı çiçeği’’ anlamına geldiği için hoşuna gideceğini düşünmüş ve yanılmamıştım…

Hem alkolün etkisi hem de yer yer derisi soyulmuş organımın verdiği acı, onu sikmemem gerektiğini söylese de Kayısı Çiçeği’nin bu oynamaya çalıştığı oyuna bir yerinden katılasım vardı.

Üçte ikisi bitmiş Vodka Ha Noi şişesini kavradım. Oturduğum sandalyeden kalkmadan, vücudumu biraz öne doğru uzatıp, şişenin boğazını kalça yanaklarının arasına yerleştirdim.

Bir hareket beklediğini adım gibi biliyordum orospunun. Nemfoman sürtük… İrkilirmiş gibi yapsa da hemen bacaklarını ayırıverdi. Şişeyi döndürerek kalçalarının arasında sürdüm defalarca.

Kancık bir köpek gibi kalçalarını bir o yana bir bu yana sallaması sıklaşınca Ha Noi’nin açık ucuyla siyah tüyleri araladım. Pembe renge ulaştığımda şişenin ağzını yine yuvarlayarak yavaşça sokuverdim içeri. Şişenin genişlediği yere kadar döndürerek, defalarca soktum, çıkardım.

Aniden döndü. Bacaklarımın arasına diz çöktü. Elleri ile aceleci hareketlerle kemerimi çözmeye çalışırken de isterikçe ‘’boğazımı sik’’ diye yalvardı. ‘’İlk önce boğazımı, sonra amımı’’.

Kayısı Çiçeğinin özsuyu ile esanslandırdığım vodkanın kalanını ağzıma döktüm. Boş şişeyi mutfağın diğer ucuna fırlatırken tek elimle Da’o nun boğazını kavradım. Diğer elimle burun deliklerini sıkarken öne doğru da iyice eğildim. Ağzımdaki vodkayı Da’o nun ağzına boşalttım. Ellerimle yüzünü statik bir şekilde, bana bakacak şekilde tuttum. Ta ki genzine kaçan vodkayı burnundan ve ağzından çıkan köpüklerle temizleyip, öksürmesi geçene kadar. Sonra dilimi ağzına sokup öptüm Kayısı Çiçeğimi. Öpüştük…

‘’İşimiz var… Yola çıkıyoruz. Chevrolet’i hazırla’’ diyerek ittim, neden sonra.

Chevrolet Stepside’ın üç kişilik ön koltuğunda yaptığımız yolculuğun sonuna doğru, yarımadaya yaklaştığımızda karanlık basmıştı çoktan. Da’o tamamen uçuyordu. Kalan zulayı ona vermiştim. Kendi kafamı ayık tutmaya çalışıyordum.

Buluşma yerine 10 dakikalık mesafede kamyoneti durdurdum.

Bağla küçük orospuyu. Ağzını da bantla. İş çıkarmasın bize

Da’o küçüğümü paket haline getirirken kamyonetin arkasına geçtim. Yüklüğe attığım çaput bezinin içinden çıkardığım 77‘yi belime yerleştirdim. Her ihtimale karşı, en son çare olarak kullanmak üzere.

Yolun kenarına parketmiş arabanın farları açık bırakılmıştı bizi beklerken. Minik sikiş torbam’ın kocası yolun ortasında dikiliyordu silüetiyle.

Şoför koltuğunun altında sakladığım uzun, siyah, bez çantayı çıkardım. Arabadan inerken çantayı omzuma yerleştirdim. Kapıyı arkamdan kapattım. Açık pencereden başımı içeri uzatıp Kayısı Çiçeğim’in alnına bir öpücük kondurdum.

‘’Küçük meleğimize iyi sahip ol’’

1,80 den fazla olamaz boyu. Küçük orospu, onun 47 yaşında olduğunu söylemişti. Kilosu ile boyunu, cüssesini tartıp, gerekli mesafede durdum.

Sessizliği bozan o oldu, Alman aksanlı bir İngilizce ile, sırıtarak;

3,5 milyon dong’dan aşağı bir fiyata asla olmazdı. Ama yanında karımı da alıyorum geri. Paranın hepsi yanında mı?

Çantayı omzumdan indirdim, ucu sağ elimde sabit olmak üzere bacağıma paralel olarak uzattım yere doğru. Tüm bunları yaparken doğal hareketlerimi bozmayacak şekilde, Alman’a doğru 60 derecelik açımı almıştım.

- ‘’Eeee!!! Parayı görelim’’

Sol elimi siyah, bez çantanın içine götürdüm gözlerimi ondan ayırmadan.

- ‘’Hepsi burada’’

Terden yapış yapış olan elim ile sapı kavradım sıkıca. Gecenin karanlığında siyah torbadan çıkan gümüş renkli kasatura, Alman’ın sol yanağı ile omzunun arasını buldu. Chevrolet’in içinden boğuk bir çığlık yükseldi.

Helmut Baumhertz… Düsseldorf’lu eski muhasebeci…

Dizlerinin üzerinde çökmüş, aort damarından fışkıran kanları eli ile baskı yaparak durdurmaya çalışıyor. Komik!!!

Parmakların arasından fışkıran kanın, opiat torbalarının üzerine sıçradığını fakettiğimde, torbaları ayağımla kan gölünden yolun kenarına doğru tekmeledim.

Bacaklarımı hareket ettirmeden vücudumun üst tarafını çevirerek Chevrolet’in içini görmeye çalıştım. Farlar gözlerimi aldı. Tek elimi siper edip bir daha baktım. Gözleri faltaşı gibi açılmış ufaklığın saçlarından tutuyor Da’o bir eliyle. Öbür eliyle de yanaklarını sıkmış, sallıyor küçüğümün kafasını.

Herr Baumhertz’in kafatasına göz kararı bir orta çizgi çekiyorum kasatura ile gez – göz – arpacık yaparak. Tüm gücümle indiriyorum gümüş renkli kocaman bıçağı. Bir önceki darbeyi vururken duyduğum çekingenlik de yok bu sefer.

Belki de bu kararlılığın kuvveti, kasaturayı tekrar girdiği yerden çıkarmama engel. İki elimle asılıp, Herr Baumhertz’in vücuduna dayıyorum tek ayağımı. Bu sefer oldu…

Opiat torbalarını arabanın arkasına atıp, Chevrolet’in kapısını aralıyorum. Da’o ile gözgöze geliyorum. Gözlerinde hayranlığı, kendini teslim etmişliği okuyorum. ‘’Seni seviyorum’’ diyor. Sessizce sürücü koltuğuma oturuyorum. Eve dönüş yolunda teybi açıyorum. Şarkımız çalıyor.

Küçüğüm, my little fuckdoll, bu sefer uslu değildi. Tüm yol boyunca ağladı. Bu gece onu tamirhaneye kapadığımda ekmek ve suyu da olmayacak. Ama yarın yepyeni bir gün. Hepimiz için…

Bookmark and Share

19 Yorum Postalanmış

denemeciyim August 8, 2010 at 11:06 pm

Manyağın teki link atmış,6 rusun kafayı kesiyorlar videoda ya da ona benzer bişey,kapattım,izleyemedim,geldim buraya,işe bak ki senin de kan çıkartacak günün tutmuş,amk.

5posta August 9, 2010 at 4:41 am

İnternet sitesi veya bloglar, öyle kapatıp gidebileceğin mekanlaşra benzemiyor. Büro, ev, dükkan gibi değil yani. Tüm gün, 24/7 açık. Ama insanın yine de gece yatmadan önce ışıkları kapatası geliyor. Bakayım, saat 03.39… Kapatacağım kapatmasına ışıkları ama Kayısı Çiçeği ile my little fuckdoll böyle durmaksızın birbirlerini yerken zor.

GIF animasyon böyle bir şey işte. İlelebet yalayacak onlar birbirlerini. Benden sonra bile…

denemeciyim August 10, 2010 at 6:31 pm

Kapatmaktan kastım bu;
"İnternet tarayıcının (explorer, firefox her ne z.k kullanıyorsan) sağ üst köşesindeki x (çarpı) işaretine tıkla. Senin dünyandan hemen yok olurum."
Sanal dünyamdan yok etmek,senden rahatsız olanların senin de ifade ettiğin ve sana yaptığı gibi.
Gif konusuna gelince,kimi arkadaşlar tanıdım,zamanında video oynatamayan telefonlarına .gif uzantılı animasyonlar yükleyip osbir çekerlerdi,senin de potansiyelin var.
Yorum olayında skora önem vermen hiç hoş olmamış,gayet faceBOK vari olmuş,tribünlere oynayanlar çıkacaktır,gıcık bir durum.

5posta August 10, 2010 at 7:43 pm

Yoruma skoru ben getirmedim özellikle. Paketin içinde geldi. Dediğin gibi skora oynayanlar olacaktır ama bunları puanlayacak insanların bilincini de küçümsemek lazım. Neye eksi neye artı vereceklerini bilirler gibime geliyor.

Intense Debate'ın kullanım kılavuzunda dediğine göre okuyucuyu daha ineraktif bir hale getirmek için yapılmış atraksiyonlardan bir tanesi bu oylama zımbırtısı. Gavurlar genelde iyi bilir böyle işleri. Bakalım ne olacak?

Burak August 10, 2010 at 10:03 pm

Nedense özellikle eklenmiş gibi geldi,neredesin gözümüzde ulan,herşeye hakim düşüncesi,nereden geliyor?
Bu arada benim skor konusunda anlatmak istediğim birilerinin tribünlere oynayarak oy alacak olması değil,oy almak için tribünlere oynayacak olması,ben buna gıcık bir durum dedim.

5posta August 12, 2010 at 4:18 am

blog post ile alakasız, yalnızca teknik konularda geyik yaptığın ve konuyu uzattığın için sana 1 adet thumb down veriyorum.

denemeciyim August 12, 2010 at 7:14 pm

Allah razı olsun,daha önce kimse vermemişti.

denemeciyim August 10, 2010 at 10:16 pm

Bu arada Wİndows'dan yazdım,wp girişi yapmayı unuttum,Burak benim,kafa karışmasın sonra.

Üçiks August 9, 2010 at 5:11 pm

Eee Fenasi devamını getirmezsen "top" ol e mi. :)

@dutpekmezi August 11, 2010 at 1:46 am

umarım aralıksız yazmaya devam ediyosundur :)

lerifilint August 12, 2010 at 9:48 am

Tatil dönüşü sonrası , ilk sabah , işe başlamadan bir çırpıda okurum diye düşündüğümden oldu böyle . Bilemedim. "Buluşma yerine 10 dakikalık mesafe" den sonra koptum. Akşam tekrar okuyacağım.
Veya bunun yerine , Fatih Altaylı'nın , ekşisözlük'ü mahkum ettirmesine değdirirsin diye beklerken bunu okuyunca koptum belkim.

5posta August 12, 2010 at 1:05 pm

Fatih Altaylı yazısı burada http://postdijital.com/fatih-altayli-bomba-eksi-g…

Triadin August 12, 2010 at 8:35 pm

düşündüğümden daha hardcore bir hikaye çıktı açıkçası. Devamını şevkle bekliyorum. :)

Akay Perker August 16, 2010 at 12:41 pm

Chevrolet Stepside veya AK gibi bir arabada en azından bir M1917 taşımanı beklerdim. O fazla ufak kaldı hikayede. Type77 fazla ufak kalmış.

5posta August 18, 2010 at 6:47 pm

Çok cool olup abartmak istemedim. Her şeyin en iyisini kullanmaya gerek yok. Kahramanlar da tuvalete gidiyor.

bluebrezee August 18, 2010 at 4:52 pm

üyelik formu çalışmıyor bilginize…..

üye olmak istiyorum olamıyorum

5posta August 19, 2010 at 1:30 am

bakıyorum hemen. bu işler için bir çocuk tutasım var.

tozvegaz August 19, 2010 at 12:13 am

güzeeel. mr muscle libido açıçı jel.

5posta August 19, 2010 at 1:29 am

I missed you babe!

Yorum Postala

Additional comments powered by BackType