İstanbul Triloji - Mustafa ve Demokrasi
Dört günlük hesapta olmayan bir İstanbul ziyareti, anavatanda olan bitenlere söyle hızlıca bir dalış yapmamı gerektirdi. Türkiye ve memleket meseleleriyle ilgili çok fazla yazmıyorum burada. Bir değişiklik yapıp bu dört günde yaşadıklarımı üç adet blog postası (İstanbul Üçlemesi) halinde yayınlamak iyi bir fikir olabilir diye düşündüm.
Posta I
Can Dündar’ın hazırladığı belgeseli izlemedim. Ama kıyamet kopmuş anlaşılan. ”Gavuristanda oturup ahkam kesme!!” diyenler çıkabilir aranızda. Hassktirin derim o kişilere!!!
Üniversiteyi saymazsak 11 yılda sayısız bayrak töreni gördüm, 11 yılın her pazartesi ve cuması istiklal marşı okudum, inkılap tarihi dersi aldım, yazılılardan önce duvarda asılı o mavi gözlerin içine baktığımızda iyi not alacağımız geyiğini dinledim, ülkedeki binlerce Atatürk caddesi ve İsmet İnönü bulvarlarının otuz-kırk kadarında yürüdüm. Bunları yaparken hep de Türkiye’de herkesin benim gibi olduğunu zannettim. Meğerse bir uykudaymışız. Neden sonra uyanıp etrafımıza şöyle baktığımızda bir azınlık olarak kaldığımızı gördük. Jeton geç te olsa düştü demek isterdim, ama Mustafa belgeseli üzerine yapılan tartışmalar jetonun sıkıştığını gösteriyor.

Neredeyse belgesele karşı yapılan saldırılar, daha seyretmeden bende bir sempati uyandırdı filme karşı. Neden belgeselin adı Mustafa imiş, kadına ve sigaraya düşkünlüğü ön plana çıkarılıyormuş, yalnızmış vesaire, vesaire… Tabii, dediğim gibi seyretmedim Can Dündar’ın yediği naneyi. Belki cidden de 5 para etmez birşeydir. Yine de teorik olarak, bizlere bugüne kadar Sovyetize edilerek tanıtılmış Mustafa Kemal Atatürk’e başka bir bakış açısından yaklaşma fikriyle olaya girdiği için Dündar’ı takdir etmek gerekir. 70 yıl boyunca genç nesili pazartesi cuma bayrak törenine sıra yaparak toplamak, spor salonlarına, kültür merkezlerine, sokaklara, bulvarlara isim vermek, büstler koymak, devasa bez parçalarına portreler işlemek bir işe yaramadığına göre belki de diyeti değiştirmenin zamanı geldi de geçiyor diye düşünüyorum.
Bunlar hep tartışılır, karşı olan çıkacaktır, beğenen olacaktır. Benim ailemden kimse beğenmemiş Mustafa’yı. Çok öğretmen var ailede, politik olarak aktif olanlar da. Kemalist, sosyal demokrat, ilerici… Fişlenecek olsalar Devlet Malzeme Ofisi klasörünün üzerindeki etiket bu olurdu.
Bu çok sevdiğim aile bireyleri ülkemizin zor günlerden geçtiğini, geri bırakılmamız için birtakım güçlerin sürekli çalıştığından bahsettiler. Bu sebeple özellikle şu zamanda böyle bir belgeselin yapılması doğru değil(miş).
İki öğretmen ve bir demokrat-laik aile ferdinin bulunduğu sabah kahvaltısında, beni Türkiye için büyük karamsarlığa iten bir haber okudum gazeteden yüksek sesle.
Demokratik Kitle Örgütleri Birliği Platformu Genel Başkanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Çankaya Şubesi Üyesi Ali Berham Şahbudak, Can Dündar’ın “Mustafa” adlı belgesel filmi nedeniyle “Atatürk’ü koruma kanununa muhalefet” ve “Atatürk’ün hatırasına hakaret” suçlarından cezalandırılması istemiyle suç duyurusunda bulundu.
Öğretmenler meyve soyup sigara içmeye devam etti, genç ve demokrat-laik olan ise telefonunda oynadığı oyundan başını kaldırmadı.
Ek okuma/kaynak: Gazete haberinde adı geçen dernek ve kuruluşları başkalarıyla karıştırmamak için bkz. Komsomol Nedir?
16 Yorum Postalanmış
Bakındım ama kaç yaşında olduğunu bulamadım, aynı çağın ve benzer görüşlerin adamları olduğumuzu tahmin ediyorum. Bu yaşta bilinç, idrak ve karar verme yetileri oturmuş oluyor(hadi alçakgönüllülük yapıp hatalarıyla, eksikleriyle ibarelerini kullanayım.)Eksikliğin başlıca sebebi objektiviteyi yitiriyorsun… Kızların rüyalarını süsleyen romantik yazıların adamı ve ne garip bir tezattır ki Sarı Zeybek’in yaratıcısı o zat, Hz.Muhammed (S.A.V.) ‘in yüzünü gösteren bir dokümanter çekseydi, bendeniz, işte ne güzel bir tabuyu daha yıktı derdim ama bugün ki konjonktürde CD’yi yalakalıkla-liboşlukla ve döneklikle suçluyorum. Kendisini savunurken sarfettiği zırvaları; Kalaşnikof ve/veya atom bombasını icat edenlerin yola çıkarkenki naif amaçlarına benzetiyorum, karşısındaki herkesi iyi niyetli zannettiği için aymazlıkla suçluyorum. Neden bu tepki sorusuna gelince; senin öğretmen-politikacı-laik-demokrat-ilerici-Kemalist ailen ve çevren yukarda söylediğim yetilere sahiptir eminim ama ya o kahvaltıda Fettullah Hoca Hazretleri’nin veya devletin bir okuluna giden yeğen-kuzen taifesinden, bakanlık emriyle öğretmenleri tarafından beyin yıkamak maksadıyla o filme götürülen ufaklıklar da olsaydı?!?!Ali Berham Şahbudak’ın korumaya çalıştığı sen veya kahvaltı masasındaki aile fertlerin değil ki!!!
CD akil bir zat ama hırsına yenik düştü. Vakit gazetesinin, RTE’nin ve bilimum zerzevatlarının ellerini ovuşturarak pis pis sırıttığını, zaten yağ hem de sütü bol cinsinden tereyağ sürülü ekmeklerine,hiç gereği yokken ve zamansız bir şekilde, balı/reçeli kendisi sürerek onlara hizmet ettiğini göremeyecek kadar sığmış öbür yandan.Ha evet ben karşı taraftayım, objektif de olmam, olamam bu konuda. Son olarak; bu ülke kamburlarından kurtulacak elbet , işte o gün tarih CD’ı Sarı Zeybek’le , ultra-romantik ve sıkıcı yazılarıyla değil bununla anacak. Kendi bilir.Bana ne…
@ Apache,
Esasında benim postanın ik bölümünü okumasan da olur. Bana ait düşünceler, herkese uymak zorunda değil.
Asıl olan gazete haberinde yer alan ve isminde Demokratik ve Atatürkçü kelimeleri bulunan organizasyonların başındaki kişilerin ve zihniyetin ortaya çıkarılmış bir eserin (iyi, kötü, rezil, süper, yalan, gerçekçi, sahte olsun) sahibini adalete şikayet edip, cezalandırılmasını istemesi.
Daha da kötüsü, insanların bunu gayet normalmiş gibi kanıksamaları. % 46 orada kalmayıp % 56 olduğunda demokrasinin ve düşünce/ifade özgürlüğünün herkese lazım olduğu ortaya çıkabilir.
‘MUSTAFA’ konusundaki bütün tartışmaları kindergarten muhabbeti olarak görüyor ve şaşkınlıkla izliyorum (izlediğim için kendime de şaşarak).
Fenasi K. bey, liberalizmin siyasi olanına saygı duyup, ekonomik olanından nefret eden biri olarak, sizin liberalliğinizi çoğunlukla (bu son yazınızda da olduğu gibi) anti-komünizm üzerinden yapıyor olmanızı liberallikle bağdaştırmadığımı da belirtmek istiyorum bu vesileyle.
Sevgili Kezban,
Herhalde kısa bir zaman önce başladın burayı takip etmeye. Yoksa Rusya, SSCB ve komünizme karşı eski bir sevgili gibi şefkatle baktığımı farketmiş olmalıydın.
Son derece ilgi çekici ve incelemeye değer bulduğumu da söylemem lazım. İdeolojiler ait oldukları dönemle de ilişkilendirilmeli. Anti - Komünist diye bir yagta yapıştırmayı hiç düşünmemiştim kendime. Herşeyden önce apolitik bir insan olduğum için.
Şefkatle bakıştan kastedişim şudur ki, cumhuriyet tarihi boyunca ülkemiz ve USSR kağıt üzerinde tamamen zıt ideolojileri paylaşsa da pratikte birbirlerine çok yakındılar. O yüzden eski doğu blokunun havasını solumayı bugün dahi çok seviyorum. Biraz nostaljik oluyor ama…
Çok gezdim oraları, çok arkadaşlarım var o kültüre ait. Yerleri ayrıdır gözümde.
Demem şu ki bizdeki bazı derneklerin hala Komsomol zihniyeti ile işlemesi bana saçma geliyor. DDR nin açılımının DEMOKRATİK Almanya olmasına rağmen adındaki demokratiklikle bağdaşmadığı gibi.
Anti parantez, sondan bir önceki seçimlerde İsveç komünist partisine oy vermiştim.
Atatürk’ün filmde sigara içerken gösterilmesinin de gençlik üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracağını düşünen bir aklı evvelin de (üstelik prof) dava açtığını duydum. Ne diyeceğimi bilemiyorum, çok şaşırıyorum gerçekten.
Antrparantez, anti parantez değil antrparantez, ukalalığımı mazur gör Fenasi.
Hmmm Antr Entre den mi geliyor bu durumda? Paranteze giriş gibi yani. Ok, mantıklı. Mazur gördüm…
‘entre’: İngilizcedeki ‘giriş’ anlamına gelen sözcük değil, Fransızca’daki ‘arasında’ anlamındaki sözcüktür. Dolayısıyla ‘entre parenthèses’ parantez içinde (…) anlamındadır. ‘Antrparantez’ de Fransızca telafuzun Türkçe’ye uygun olarak yazıya aktarılmış halidir. Eklemeden edemedim, ukalalık gibi durduysa ben de özür dilerim.
‘Mustafa’ya gelince, Kemalist cephenin yorumlarına, tepkilerine pek de şaşırmıyorum aslında. Zira oligarşik bir yönetimin şimdiye kadar kendilerine sağlanmış olduğu avantajlardan vazgeçmek istemiyorlar doğal olarak. Bunun için de en başta bu oligarşinin varlığını borçlu olduğu kişiyi sonsuz bir koruma çemberine almaya çalışıyorlar. Bu arada avantajların maddi bir şeye tekabül etmesi gerekmiyor; toplumun en modern, en ilerici, en vatanperver, en demokrat, en laik vs. kesimi olma ayrıcalığı onlara yetiyor da artıyor bile. Oysa ‘muhafazakar’, ‘tutucu’ ve ‘dinci’ olarak nitelendirdikleri kesimle aynı tepkileri veriyorlar. Değişime karşı gösterilen aynı direnç, aynı tek yönlü bakış, eleştiriye karşı hoşgörüsüzlük, inanılanı aynı biçimde yüceltme ve dokunulmaz kılma arzusu vs. Bu duruma gelmiş olmak bile bir şeydir bence. Böyle böyle aşılacak bazı şeyler.
sevgili postacilar, burdaki tum yorumlari okudugumda demokratik tavirdan dolayi etkilenmedim desem yalan olur. Konunun özunde sunun farkina varmis olmus olmak sevindirici. Bu yorumlarin hic birinde böyle bir film yapilmamali, bu tur dusunceler yayinlanmamali yayilmamali diyen yok. CD nasil Ataturku yorumlama bicimini ve bunun film olarak yayinlama terih ve özgurlugunu kullaniyorsa, sevenin lehinde sevmeyenin alehinde karsi yorumlarda bulunma özgurlugude vardir. Önemli olan bu tur seslerin cikmasinin bu tur filmlerin yapilmasini engelleyen anti demokratik zihniyeti savunmamak. Tabiki bu filmi yaparken CD nin bir amac ve hedefi olmadigini yadsimak naiflik olur. BU hedefinde siyasi bir hedeften cok medyatik bir amac ve hedef olduguna inanmaktayim. Benim filmde ( seyretedim ama, yuzlerce tartisma izledim) CD nin Ataturk hakkindaki yargilarinin filmdeki sebeplerden cikmayacak kadar keskin oldugudur. En kisa zamanda filmi izleyecegim. Bu arada apache ye katilmamak elde degil. Birde yorumumu bitirirken Kezbanada söylemek istedigim bir sey var. Belki bende CD gibi senin kisa yorumundan cikmayacak bir yargida bulunuyor olabilirim ama anti komunistlik suclamasini neye dayanarak cikardigini anlamadim. Marxist dusunce tarzini benimseyen bir insan olarak, marxisme ve komunizme en cok zarari komunist ortadoks dusuncenin vermis oldugunu unutmayalim. Yoksa Ataturku sigara ile gösterdigi icin dava acan adam ile bir farkimiz kalmiyor.
dündar kusuruma bakmasın. sevemedim. çok yetersizdi.
mesele şu: Can Dündar bir araştırmacı değil. bir Tarih bilimcisi hiç değil. bir yönetmen, gazeteci … şu durumda Can Dündar bu kadar ihtilaflı bir konuda “belgesel” çekecek donanımda bir adam mı? sanmıyorum. bu adam “filmi” çekerken çok geniş bir arşiv içinde çalışan bir adam olduğu için arkasına danışman olarak bu mesele-dönem üstünde çalışan tarihçilerden almış mıdır? bunu hiç sanmıyorum. “belgesel” demek doğası gereği tarafsızlık içerir. ancak bir kişinin üstelik Atatürk gibi bir adamın kişiliğine dair sunulanlar, içsel olarak ihtilaflı olur. 100 tane belgeden iki tanesini çeker çıkartırsınız, Atatürk’ü istediğiniz şekilde sunabilirsiniz. ancak geride 98 tane belge durmaktadır.
meselenin özü şu, CD çıkıp “arkadaş ben film çektim, benim kafamdaki Atatürk böyle şekillendi, bir kurgu yaptım ortaya bu çıktı. benim işim bu” deseydi biz de “bu sadece bir film” derdik. ama o inatla “belgelere dayanıyorum bu gerçeklere dayanan bir belgesel” demekte. öyle olunca da bu tartışmalar doğuyor. niye ısrarla “bu film değil belgesel” diyor? çok basit, birileri merak edip filme gidecek ki bu adamcağız da para kazansın.
Bence “Mustafa”yı sevmeyenlerin rahatsızlığının altında yatan gerçek, belgeselin Atatürkü normal bir insan olarak işlemesidir. Rahatsız olanların alıştığı şey “ulu önder” edebiyatıdır.
Atatürkün içkisine, sigarasına, yalnız ölmesine, şehvet sahibi olmasına, kadın peşinde koşmasına bozulanlar esasında Atatürke hakaret edenlerdir. “Hayır Atatürk böyle biri olamaz” şeklinde yaklaşanlardır. Ama öyleymiş işte. Şimdi nezdinizde Atatürkün yeri mi değişti?
Kafalarındaki Atatürkle idealleştirdikleri Atatürk uyuşmayınca cıngar çıkarıyorlar.
Bu belgesel bir çok konuşulamazın konuşulmasını sağlayacak. O açıdan gayet güzel.
Not: Bu blogu her harfine kadar okumuş biri olarak bu yazdıklarından farklı bir şey beklemiyordum zaten Fenasi. Hatta bu konuda birşeyler yazacağını tahmin etmiştim. Aynen katılıyorum.
sevgili Yusufcuk,
Öncelikle ‘entre’ bilgisi için teşekkürler.Ukalalık ne kelime keyif duyuyorum böyle bir profilde ki üyeleri barındıran blogda yeralmaktan.
Yorumuna istinaden bir soru sormak istiyorum:
CD, Hz.Muhammed (S.A.V.) ‘in yüzünü gösteren veya pedofiliyi öven bir dokümanter çekseydi bugün biz bunu tartışıyor olsaydık, tepkin ve buraya yazacağın cevap ne olurdu? Ben de, rock severim ama hoşuma giderse arabesk’te dinlerim hiç gocunmadan. Herşey kumandanın düğmesine basıp kanalı değiştirmekle olmuyor, sittiret toplumun önyargılarını demekle de olmuyor. Ha , bu ülke rönesans ve reform süreçlerini yaşar ve ardından güçlü bir refah ülkesi olurdu işte o zaman sen ve senin gibiler gibi düşünürdüm ben de. Ama öyle değil. Sinsiliğe tahammülüm yok, en tahammül edemediğim tiptir. Sana değil, sinsilik yapanlara söyledim. Lütfen üstüne alınma ….
Her 10 kasımda sahte yas nutukları atılıyor ve Atatürk’ten birkaç milyon adım daha uzaklaştırılıyor bu toplum. Aslında 80 döneminden sonra programlı olarak, gizli bir politikayla, sadece devlet dairelerinde karşımıza çatık kaşlı resmiyle çıkan, ve Kurtuluş Savaşı’nın yoğun ve canhıraş yaşandığı İzmir vb şehirlerin dışında insanların güncel hayatında olmayan bir adam haline getirildi Mustafa Kemal Atatürk, bunu düşünüyorum yani.
Öyle bir devire geldi ki bu ülke, Cumhuriyet’i, laik düzeni, her ne kadar son 50 küsür senedir temelleri sarsılmaya çalışılsa da bu devleti, ve benliğimi borçlu olduğumu düşündüğüm Atatürk’ü “diktatör”lükle suçlayanlara nasıl da fazla rastlar olduk. Devlet dairelerinden fotoğraflarının kaldırılmasını önerebilecek cürreti göstermeye başladılar. Atatürk’ün modasının geçtiğini savundular. Kemalizm yargılanmaya başlandı. Halk devrimleri benimsemekten öyle ya da böyle bilinçli şekilde uzaklaştırıldı. Cumhuriyet bayramı birileri, bazı gruplar için “hiçbir şey” ifade etmez oldu.
Oysa dünyanın son birkaç yüzyılda yaşadığı en büyük 3 devrimden birine imza atan bir adamdır Atatürk.
(Birincisi Fransız İhtilali, ikincisi Rus Devrimi yani Bolşevik İhtilali, üçüncüsü Kurtuluş Savaşı.)
Zamanında Armstrong’un kendisi hakkında yazdığı eser ülkesinde yayımlanmaya izin verilmeyince, Atatürk eseri almış okumuş, “Keşke yayımlansaymış” diyen bir adamdır, ki bu eser sonradan bazı kısımları, bazı satırlarının üstü çizilerek yayımlandı bu ülkede. Yani eleştiriye açık bir adam bu bahsettiğimiz. Dolayısıyla putlaştırılmış bir Atatürk sevgisini de tercih etmezdi, etmedi de. Ki ben de Atatürk’ün putlaştırılmasına karşıyım, sonuçta bir insandır, ve hatasıyla sevabıyla bir insandır.
Fakat, Atatürk’ün hayatını ele almış onca eser varken, şu zamanda, böyle tartışılan bir belgeseli çekmenin amacı nedir? Artık öyle bir zamana geldik ki herkesten şüphelenir oldum. Can Dündar’ın Anti Kemalist olduğunu düşünmesem bile, Atatürk’ün özel hayatının didik didik edilmesinin, doğru veya yanlış bir takım bilgileri böyle sere serpe anlatmanın bazı gayeleri olduğunu düşünüyorum.
Birincisi, Atatürk hakkında belgesel yaparak kalıcı olmaya çalışmak, adından bahsettirmek, uzun yıllar geçse bile kendi kalitesinde aynı konuyu işlemiş bir belgesel film bulana kadar bu alanda başarıya imza atma hırsı.
İkincisi, her çevreden, her kesimden, her görüşten insanın, hatta Anti Kemalistlerin bile ilgisini çekebilecek, adından söz ettirebilecek, üstüne tv kanallarında tartışma programları yaptırabilecek, bilmem kaç köşe yazarı tarafından ele alınabilecek bir film çekip parayı kırmak.
Ki ben bu filmi daha görmedim. Görmek istiyorum. İnternetten veya başka bir yöntemle elde edeceğim. Ama gidip de bu filme para vermeyeceğim.
Atatürk’ün içkisi, aşkları, evliliği, annesiyle olan ilişkisi, aile bağları, alışkanlıkları tabii ki merak konusudur. Ama bundan önce dikkat çekilmesi ve önemsenmesi gereken Atatürk’ün bu ülke için yaptıkları, nasıl bir devlet adamı olduğu, nasıl bir asker olduğu, ülkesini nasıl sevdiğidir. Asıl önemsememiz gereken budur. Böyle düşünüyorum yani.
Bu konuda canım sıkıldı. Çünkü onun hakkında 2 düşünüp 1 konuşmak gerekirken, neler yapıldığını görüyorum.
Konu nazik, fakat anafikirden sürekli uzaklaşılıyor. Can Dündar’sız olması gerekli yorumların.
İstisnasız burada buluşan insanların içindeki Atatürk sevgisini görmemek mümkün değil. Ülkenin olması gereken yer ve konum sözkonusu olunca herkes fikirbirliği içersinde.
Fakat gidilmesi gereken yol konusunda görüşler ayrılıyor.
70 yıl süren sosyolojik bir deneyin matematiksel ve toplumsal sonuçları bize iç karatıcı bir tablo çıkartırken, hatırı sayılır sayıda insan yine de bu yoldan devam edilmesi görüşünde.
”Sırası mıydı, toplumun demokrasi bilinci bunu kaldırmaz” diyorlar.
”İçinden geçtiğimiz şu zor günlerde hele de içerde ve dışarda bizim iyiliğimizi istemeyen düşmanlar” diyerek hiçbir fikrin, aksiyonun sırasını getiremedik bir türlü.
Rock aşığı olup gitara başlamak isteyen bir çocuğa ilk önce klasikle başla sonra elektroya geçersin teranesi gibi bu demokrasi yolu. Elektro gitar klasik gitardan pahalı, ya hevesi geçerse? Klasik gitarda Bach çalsın, elektroda saç uzatıp kafa sallayacağına… Çocuk isteyip diretmezse ana-baba hayatta almaz elektroyu.
70 seneleri vardı daha iyi belgeseller çekmek için. Hala diyorlar ‘’sırası mıydı?”, ”Çok kritik bir dönemden geçiyoruz”.
Ne zaman çıkıyoruz abi bu dönemden? Hiç çıkmış mıydık? Aranızda inanan var mı buna? Kubilay’ın kafası kesilirken dönem daha mı az kritikti? Sivas’ta insanları yakarken sarışın kadın başbakan yok muydu?
İnsan yapısı itibarı ile kendi hayatını ve yaşadığı toplumu ilgilendiren önemli konularda kesin kararlar alıp uygulamak yerine kolaycılığa kaçıyor.
O yüzden hem müslümanız hem de içki içer, zina yaparız. Kukudan vermeyiz, arkadan olur, ağza da alırız ama sorarlarsa kızoğlukızız.
Atatürk’ün kurduğu partinin mirascısıyızdır, CD’ye ateş püskürürüz, çarşaflıları partiye yazdırırız.
Demokratik Kitle Örgütüyüz ama ifade ve düşünce özgürlüğünü mahkemeye taşımaktan gocunmayız.
Aklıma gelmişken… AKP genel merkezinde takunyalıların YouTube da Atatürk’e hakaret videolarını tesbit edip yargıya havale ettiklerini düşünmek saflık olur. Şu Hürriyet gazetesi haberinden sonra YouTube’u Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kapattırdığına inanmak daha mantıklı.
Son olarak… Beğenmeyen kanalı değiştirecek, toplumun önyargılarına siktir çekilecek. Başka yolu yok…
Sevgili apache,
İtiraf etmem gerekirse anlamadım tam olarak ne demek istediğini. Şöyle ifade etmem gerekir belki de: Benim burda karşı çıktığım tavır şu, ‘önüme gelen şeyi beğenmedim, benim düşünce tarzıma aykırı, benim inandığım değerleri yeriyor; o halde yasaklanmalı’. Üzgünüm ama tarafsız bir gözle baktığımda kendini Kemalist olarak (ve bu nitelendirmenin kapsadığı varsayılan diğer değerlerle ilericilik, laiklik, demokratlık vs) tanımlayan kesimin tam da bu tutum içinde olduğunu görüyorum. Muhammed’in yüzü görünebilir, pedofili övülebilir (ki övülmediğini kim söylüyor), ben buna katılırım ya da katılmam, doğru bulurum ya da bulmam. Tartışabilirim, aksini savunabilirim ve evet beğenmiyorsam bakmam,ama yasaklama yoluna gitmem. Neden? Çünkü yasak bir şey çözmüyor, her tür düşünce kendine bir yol bulup kendi mecrasına akıyor, bütün yasaklara rağmen.
Benim aklıma şöyle bir çözüm geliyor, beğenmediysen sen de karşı saldırıya geç. Ama nasıl? Aynı silahla. Muhammed’i öven bir film yap, pedofilin çocuk üzerindeki etkilerini ortaya seren ya da Mustafa Kemal’i senin istediğin perspektiften anlatan bir belgesel çek, koy salona, yap propagandanı. Youtube’a video yükle, blog aç, kitap yaz vs. Aynı silahlar senin de elinde var. Ama bu zor olan yol oluyor galiba. Statükoyu olduğu biçimiyle korumak, yasaklamak daha zahmetsiz.
Bu ülkede yaşanmayan süreçlere gelince, evet haklısın bu ülke yaşanması gereken bazı süreçleri yaşamamıştır. Asla toplum olarak ayaklanıp kendi için bir şey istememiştir. Dönüşüm ve değişim daimi olarak belirli bir zümrenin tahrikiyle ve düşüncesine uygun olarak yapılmıştır. Oligarşik yapıdan söz etmemin sebebi budur. Şu ifade bana başka bir şeyi çağrıştırmamaktadır ne yazık ki: ‘Biz buna hazır değiliz’. Kim karar veriyor buna, anlamıyorum. Hazır olduğumuza kim karar verecek, onu da bilmiyorum. Bütün bu sancılar, sürtüşmeler, eleştiriler, karşı karşıya gelmeler, itiraflar, kabuller olmadan bu hazırlanma süreci nasıl yaşanacak, hiçbir fikrim yok.
Üzgünüm apache, ama bu ülke istese de istemese de kendi gerçekleriyle yüzleşecek, tarihiyle hesaplaşacak.
‘Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir’.
Mustafa Kemal
Yorumuna istinaden bir soru sormak istiyorum:
CD, Hz.Muhammed (S.A.V.) ‘in yüzünü gösteren veya pedofiliyi öven bir dokümanter çekseydi bugün biz bunu tartışıyor olsaydık, tepkin ve buraya yazacağın cevap ne olurdu? Ben de, rock severim ama hoşuma giderse arabesk’te dinlerim hiç gocunmadan. Herşey kumandanın düğmesine basıp kanalı değiştirmekle olmuyor, sittiret toplumun önyargılarını demekle de olmuyor. Ha , bu ülke rönesans ve reform süreçlerini yaşar ve ardından güçlü bir refah ülkesi olurdu işte o zaman sen ve senin gibiler gibi düşünürdüm ben de. Ama öyle değil. Sinsiliğe tahammülüm yok, en tahammül edemediğim tiptir. Sana değil, sinsilik yapanlara söyledim. Lütfen üstüne alınma ….
Yorum Postala