Parası Az Gelen İsveçli Kumbarayı Kırdırıyor
Öğrenci kredisi veren kurumdan düzenli mektup geliyor eve. Şu kadar borcun kaldı, bu kadar faizi bindi, şöyle bir ödeme planın var bu yıl için vs… Resmi kayıtlara göre işsiz göründüğüm için 2010 yılında oldukça düşük bir rakam ödeyeceğim.
Ne kadar eleştiri getirirsem getireyim, bu sosyal devletin hakkını da ödemek zor olur gibime geliyor. Benim hiçbir şeyi beğenmemem, çatık kaşla eleştiri getirmem biraz da Türk şımarıklığı. Elin adamı, seni senden daha fazla düşünüyor. Bu öğrenci kredisi dediğin şey benim zamanımda 7200 kron civarındaydı (yaklaşık 1500 TL) aylık. Bunun 2400 kronu, geri ödemeni gerektirmeyen bölümü. Sana hibe ediyorlar bu rakamı her ay. Geri kalan 4800 kronu ise eğitimin boyunca borç olarak alıyorsun. Bu arada yurtdışına dil öğrenimi veya başka bir eğitim için gideceksen, 40 haftaya kadar olan eğitim programları için de bu miktar veriliyor.
Bunun yanında kirada oturanlar için kira yardımı, hastalık parası, 300 işgünü boyunca maaşının % 80 ini verdikleri işsizlik parası gibi bir ton sosyal güvence dahilinde olan yardımlar var. Ancak bunlardan yararlanmak için bir sürü form doldurup, özel hayatını sosyal hizmetler dairesinin arşivine koyman lazım. O yüzden ne hasta oldum bugüne kadar, ne de ihtiyacım olduğu anlarda kira yardımı aldım. Bir de yarın öbürgün sarıkafanın biri sohbetin ortasında ”hem ülkemize geliyorsunuz…” diye bir cümleye başlarsa ”siktir lan” diyebilmek için.
Yalnızca 10 yıl önce çalıştığım şirket iflas edince, iyi bir maaşın işsizlik sigortasına denk gelen kısmını uyanık bir manevra ile 300 değil, 599 iş günü boyunca yedim. Üzerine bir de barmen olarak çalıştığım için bahşiş ve kayıt dışı maaşımla birleştirip, paranın münasip bir yerine yerleştirdim.
Barı işleten adamı tanıyordum önceden. Şansım ve çevrem olduğu için dört ayak üzerine düşmüştüm. Bir İsveçli hayatta bu kadar kıvrak olamıyor ama. Yabancılar şikayet edip, zırlarlar çokca. Fakat yeraltındaki o muazzam şebekenin görünen ve görünmeyen kısımlarına ulaşma şansın vardır her zaman, bir karakafa olarak İsveçli’den daha çok.
Doğu bloku tayfasında iyi kontakların varsa, Rusya’dan getirilen kaçak havyarı restoranlara el altından satabilirsin. Yine bu tayfanın elinde tuttuğu illegal inşaat sektörü kaynakları ile evinin restorasyonunu bir İsveçli’nin getireceğinden % 50 daha ucuza da getirirsin. Bir Asyalının sahip olduğu restoranlar zincirine ait tüm işletmelerin, XP windows işletim sistemi altyapısı ile çalışan yazarkasalarını manipule ederek kendine kayıt dışı, bir İsveçli üst düzey yöneticinin vergi çıktıktan sonra elinde kalan maaşına mütekabil geliri de tedarik edebilirsin. (Şimdi bakıyorum da, bu kadar malzemeden aslında iyi bir roman çıkar).
Peki ülkedeki sıradan bir AB ülkesine göre oldukça iyi olan sosyal haklarına rağmen, kişisel ekonomisi birazcık sekteye uğrayan, günlük hayatta sosyal ağı çok da geniş olmayan Svensson ne yapar? Evinde oturup keyfine mi bakar? Çünkü daha önce çalıştığı işinde aldığı maaşının % 80 i de az bir rakam değil hani. Eğer hiç adamakıllı bir işi de olmamışsa yine dört ayak üzerinde. Çünkü kirasını, toplu taşım kartını, internet bağlantısını tamamen sosyal büro ödüyor. Bunun üzerine evde aş bekleyen kafa sayısına göre alçalıp yükselen bir indeks var. 1,5 kişilik çekirdek isveç aile yapısından 8 çocuklu Somalili mülteci ailelerine kadar günlük 3 öğün yemekten ve üstüne başına alacağın kıyafetleri de hesaplayıp, her ayın 25 inde parayı hesabına yatırıyor devlet baba.
Sosyal araştırmalar bürosunun 4 hafta boyunca katılımcılara açık tuttuğu, katılanların kimliğinin gizli tutulacağı garantisi verdiği ankete göre, devletin verdiği paraya tamah etmeyen Svensson fuhuşa yöneliyormuş. Anket sorularını kendi gözlerimle görmediğim için ”pazarda limon satmak” bir şık olarak sunulmuş mu bilemiyorum. Sunulsaydı da farklı bir sonuç çıkmazdı ama.
Ülkenin güneyinde, Danimarka’ya yakın olan Skåne bölgesi ile sınırlı tutulmuş bu araştırmada, 2010 yılının ilk 3 ayı içersinde internette kendini pazarlayanların sayısının 160 olduğu belirlenmiş. Tüm 2009 a göre % 100 artış var deniliyor raporda. Bu 160 kişinin 40 ı erkek. Tüm dünyayı saran ekonomik krizin, herşeyin rakamlarla, istatistikle ölçülebildiği ülkesi İsveç’deki yansıması bu. Sosyal büronun dediğine göre fuhuşun artık neredeyse tamamen internete taşınması, bu araştırmayı yapmalarını kolaylaştırmış.
Anna adında, 30 yaşında, normal hayatında bir işi olup, eskortluğu ekstra gelir için yapan kadın da tv deki röportajında ilginç birşeye değindi. Fuhuşun internete taşınmasını pozitif olarak değerlendiren Anna, bu sayede aracılara ihtiyacı kalmadığından ve müşterilerini daha karşılaşmadan seçme şansı olduğu için mesleğin tehlikelerinden korunabildiğini söyledi.
Türkiye’de halk arasında ”internet yasası” veya ”5651” adı ile bilinen kanun, içerdiği bir madde ile internet üzerinden fuhuşu teşvik edeceği gerekcesiyle serbest çalışan seks işcilerinin kendi hizmetlerini bir web sitesi ile tanıtmasına, müşterilerini kendilerinin seçmesine ve aracılara para kaptırmadan emeklerinin karşılığını almalarına engel oluyor. Hayatını bu yolla kazanmayı seçmiş insanları zorla sokağa ve pezevenklere mahkum ediyor.
Aile bakanının homoseksüelliği hastalık olarak görmesi, aile içi cinsel taciz, evde cinsel şiddet ve seks işcilerinin sorunları gibi aslında birincil derecede önemli konularda, literatürdeki adı ile ”seksüel politik” i ajandası yapacak, partilere bağımlı veya partilerden bağımsız kişilere ve organizasyonlara ihtiyaç olduğu çok açık.


12 Yorum Postalanmış
Senin bu dediklerinin Türkiye de olabilmesi için 1 milyon ışık yılı geçmesi gerekiyor…
Çalıştığım şirketin Almanya merkezinde yapılan bir toplantıda, “Nordic” diye tabir edilen ülkelerin Genel Müdürü , İsveç için yeni bir satış elemanı (sales rep.) almak için bütçe onayı istedi: Çıplak net maaş 5.500€’ya ek olarak primler+şirket arabası+telefonu+laptop…
.
O zaman yuh demiştim, bu postandan sonra daha anlaşılır ve kabul edilir oldu.
oldukça şanslı bi insanmışsın fenasi… Maaşallah nazar değmesin
isveçte yaşamak varmış ..biz burda üni. mezunu olarak iş görüşmelerinde 550tl gibi teklifler alabiliyoruz.
internet baglantisi ödenmiyor ama yardima gunluk gazete dahil:)
ne kadar güzel bir sosyal devletçilik. tabi konu dışı da, sömür sömür ve halkına ver. fakirden al, zengine ver gibi anti robin hood luk. sahiden türkiye dışında var mı acaba başka ülkedekilere yardım etmek? hani kıbrıs olayımız var ya ondan şeettim.
isveç te hiç çalışmadan ne kadar rahat yaşayabilirsin, işte onu çok merak ediyorum. ne kadar para veriyorlar hiç çalışmayana, nelerini karşılıyorlar?
bu arada uyuşturucu satıcıları var değil mi isveç te? onlar da işsiz gözüklüyorsa, ne veriyorlar ellerine? merak ettiklerim bunlar, hem maksat muhabbet olsun:)
@ anarchyone
bu olay birkaç sene önce tartışılmıştı galiba. sosyal yardım veya işsizlik parası almanın koşullarından biri de yardım alan kişinin sürekli olarak iş araması, çaba göstermesi. E bu devirde de internet bağlantısı olmayan adamın işi aramasına ve bulmasına pek imkan yok gibi.
Konu tartışıldığı zaman yıllardan beri süregelen günlük gazete parasını ödemenin yerine internet abonmanlığını sosyal büronun ödemesi fikri ağır basmıştı. Zaten günlük gazete fiyatı olan 10 kronu 30 ile çarptığında 300 kron ediyor. Benim bugün ödediğim aylık internet ücreti 100 Mbit için 99 kron.
Ha dediğin gibi de, aynı olduğu şekliyle kalmış olabilir. Kafalarına tüküreyim o zaman. Kesin kırmızı hırka giyip, gözlük takan bir sosse kärring in ”işsizler devlet parasıyla internette pornoya bakmasın” mantığından yola çıkmışlardır.
* sosse kärring (-sosse şerring-) orta yaş ve üstü, traditional, feminist, işçi dostu, sosyal demokrat karı (kadın değil, karı)
@ barbieater,
uyuşturucu satıcısı dediğin adam eğer bildiğin sokaktaki torbacı ise, onlar da tabi her türlü yardımı alıyor. parayı veren sosyal büro bilemez adamın ne iş yaptığını. dolayısıyla uzun süre bu havadan parayı, yaptığı satıştan kazandıklarının yanında alır. bir de bu adamlar psikopat olduğu için fazla üzerlerine de gelemiyorlar. kuzu kuzu ödüyorlar.
Hiç çalışmadan yaşarsın, yaşamaya.. eğer bir de arada siyah olarak çalışıyorsan güzel. böyle böyle Türkiye’de apartman dikenler bile var. ama sırf bürodan aldığın paraya kaldıysan biraz zor o zaman. tam sınırda yaşarsın, hiçbir lüksün, ekstran olmaz.
Aslında benim de bu bilgilerim biraz dışarıdan, etrafımdakilerden duyduklarımdan, okuduklarımdan. nasıl askeriyede hiç ”revire çıkmama” gibi gereksiz bir söz verdim kendi kendime, buraya da geldiğimde şu lafı ettim içimden.
madem 4000 kilometre koydun araya, çıktın geldin buraya, götünü başkasına dayamanın alemi yok o zaman.
ha işsizlik parası için uyanıklık ettin diyeceksin ama o bir ”yardım” değil. çalışırken sendika kasasına her ay maaşından keserek işsiz kalacağın günlerinin sigorta primi gibi ödeme yapıyorsun. sonra 300 günün 599 olması da bu sigorta sisteminin bir boşluğunu değerlendirmemden oldu. yani kendime verdiğim sözü tuttum gibi yine de…
Fenasi bence ” hem ülkemize geliyorsunuz… ” diyen eleman halen haklı.
@ little lulu,
inan ki öyle değil. şimdi ben de arada bir istanbul’a geliyorum. bakıyorum, herkes ağlıyor, herkes şikayetçi. ama kafeler, restoranlar, eğlence yerleri hep dolu. hem de haftanın 7 günü.
yani aslında bu bahsettiğimiz türden maddi imkanların fazla bir anlamı da yok gibi. ben kredisiz okudum üniversiteyi türkiye’de. çok da eğlendim. ha kredili okusaydım, cebime bir sürü para girseydi daha da eğlenir miydim? zannetmem..
öbür şıkkı düşünsek, yine bakıyorum, tr de maşallah herkesin altında araba, ev, yazlık falan var. daha da çok olsun. yani kötü durumda olan görmedim benim klasımda adam.
yani solduğun belli bir metreküp hava var, üzerine 5 kat güzel, cool tişört giyemiyorsun. en fazla bir tane. her sokağa çıktığında bir çift ayakkabı var ayağında. günler herde 24 saat. Tr de güzel, bakma sen.
@Fenasi
Arada gezmeye, tatile gelirsen öyle. O başka. Eminim ki gitmediğim, bilmediğim hatta duymadığım yerlere gitmişsindir İstanbul’a geldiğin zamanlar. Ben de Stockholm’e gelsem, aynısı senin için geçerli olur.
fenasiciğim kızma ama ben de üniversiteyi okudum. üstüne kredi de aldım, ne şartlarda okuduğuma inanamazsın. cebine bir sürü para falan girmiyor öyle. kiranı bile ödeyemez
ha mezun oldun da ne oldu dersen, 3 yıl iyi birşeyler için uğraştıktan sonra hiç istemesem de sıradan bir bakanlığa girdim, hatta pratikte isveç çalıştığım yerde benim sorumluluğumda şu anda. aldığım maaş lamuhtemelen kısa vadede arabam uzun vadede evim olmaz. yazlık da nesi. babam bile bunca yılın öğretmeniydi, evi yoktur adamın.
hasılı kelam, isveçin kıymetini bil, benim türkiyem senin gördüğün yerlere benzemiyor
öte yandan çekirgelik konusunda haklısın. biz türkler birşeylerin bokunu çıkartmamızla ünlü bir milletiz. puccaya bir kitap yakışırdı, diğer yazarları ne yazık ki tanımıyorum ama blogosfer konusunda görüşlerine değer veririm. ama onlar çıkarttı diye 2 satır yazıp yayınevine koşan çok olur
Yorum Postala
Additional comments powered by BackType