7 Olmadı 5 Oldu – Pazartesi Klasiği # 8
Bloglar arasında mim denilen zımbırtıyı biliyorsunuz. Hani bir soru bir başka bloga gönderiliyor, o da sırasıyla aynı soruyu kendi seçtiği diğer bloglara iletiyor. Bir ara oldukça yaygın olan bu fenomen ile pek fazla hoşlaştığımı söyleyemem esasında. Hatta buna Türk blog aleminde son vermek için bir girişimim de olmuştu, hatırlarsanız… ”Hangi blog yazarını düzmek istersiniz” diye bir soruyu döndürerek Türk blogosferindeki ahlak erozyonuna önayak olmuştum.
Pazar günü gacısının altına yorum yapan Gece ”eskiden bu tarz şeyler daha gürültü, patırtı koparıyordu” diyor. Evet bebeğim.. Ama herhalde bunca zamanlık çaba ile toplumun internette takılan bölümünde istediğim ahlaki çöküntüyü ve çözülmeyi yaratmış olmalıyım ki, o günlerde ”ooooouww” denilen şeyler bugün ”yapma ya, öyle mi” oldu.
Buna bir başka örnek, Madde Bağımlısı blogunun yazarı Deniz tarafından ”en yaratıcı 7 blog” arasında gösterilmem üzerine bir blog okurunun yaptığı yorum:
Aşağıdaki karikatürün mantığı ile ilerleyen 5posta nın bu listede bulunmasını ve Yüce Zerey’in bunu olumlu bulmasını hicapla karşıladım.
Kılavuzu Atatürk olanın burnu b… tan kurtulmaz diyen, tavuklarla ve domuzlarla ilişkiyi gösteren pedofili bir blog bu güzel listede olmamalıydı.
Yüce Zerey’i kınıyorum. Diğer arkadaşlara tebrikler sunuyorum

Herşeyden önce, Deniz’in beni bu 7 blog arasında görmesi gerçekten gurur verici. Arkadaşlık-ahbaplık ilişkisi için söylemediğimi de Madde Bağımlısı‘nı ve Deniz’in Fırat ile beraber yazdığı diğer blogu Tamamen Atıyorum‘u okuyanlar anlayacaklardır. Sonuçta Deniz, bu alemin ayağı yere basan elitleri arasındadır. Benden duymuş olmayın.
Anonim yorumcu arkadaşın bu seçim üzerine yazdığı yorum da onur verici. En az 7 blog arasında yer almak kadar gurur verdi bana. Karikatür de cuk oturmuş. Evet, aynen öyle..
Demek ki bu da bana pas edildiğine göre, benim de 7 tane blog seçip, bunlar hakkında kısaca yazmam gerekecek. Ben de kişisel ve çok bilindiğini zannettiğim bloglar yerine, az duyulduğunu zannettiğim veya benim henüz yeni işittiğim blogları almayı mantıklı buluyorum.
Bu çok zor işte ! Birincisi, ben çok fazla blog takip edemiyorum. İkincisi, takip ettiğim blogların çoğu düzenli yazmıyor ya da bir süre sonra yazmaktan vazgeçmiş oluyorlar. Kişisel veya konulu olsun 70 e yakın Türkçe blog varmış RSS okuyucumda. Belki bunların arasında düzenli olarak güncelleyen 15 tane var, yok… O yüzden 7 yi dolduramayacağım. Araya bir iki tane de gavur koyarım diye düşündüm.
BiziBozmaz
Bu aslında oldukça tanınan bir blog olmalı. Ama ne benim onlardan, ne de onların benden haberi varmış bugüne kadar. Bono ile ilgili yazım üzerine bana yer vermişlerdi bloglarında. O vesileyle haberim oldu benim de. Esasında konulu blog diyemeyiz buna. Ama konusuzluğu niş olarak almış demek mümkün. Bir nevi magazin blogu olarak nitelendiriyorum ben bu tarzı. Magazin derken, o mankenin götü, bu şarkıcının tokmakcısı şeklinde haberler değil. Adam gibi magazin…
UndoMondo
Mersenne takma adı ile friendfeed’de tanıdığım bir müzik delisinin blogu UndoMondo. Beni yine köyden indim şehire pozisyonunda bırakan şahıs. ”Aaaa herife bak, ne harika bir müzik blogu yapmış” derken, bir baktım herkes tanıyor adamı. Hatta kızlara çektiği CD leri, beraber takıldıkları barların barmenleri vasıtası ile onlara ulaştırmak gibi bir cool davranışı da kendine rutin olarak kazandırmış kişi. ”Bu CD yi sana çekiyorum ama amacım seni götürmek değil. Adam gibi müzik dinle, neyin ne olduğunu anla, hayatını boşa harcama” gibi bir satır arası seziyorum Mersenne’de. Şöyle tanımlıyor kendi blogunu:
Undomondo is an mp3 blog that supports and promotes good music regardless of genres, periods and geography.
Limbo – Pillow
Bir müzik blogu daha. Gerek müzikle ilgili internette araştırma yaptığım zaman, gerekse elime bir müzik magazin aldığım zaman muhakkak Spotify açık oluyor. Eleştirisini okuduğum, duymadığım bir artisti anında, sıcağı sıcağına denemek istiyorum. Limbo – Pillow için de aynısı geçerli. Açtım, Ólafur Arnalds veya Álfheimr gibi, adlarını o güne kadar duymadığım grupları, artistleri dinliyorum. Bir yandan da Dream Endless rumuzlu Limbo – Pillow yazarının bunlar hakkındaki yazılarını okuyorum. Yazı dili tek kelimeyle harika… Müzik de eminim öyledir. Yani indie sevenler için öyledir herhalde. Ben hiçbir parçanın sonunu getiremedim. Ama itiraf etmem lazım, benim müzik zevkim daha old fashioned. İzlandalılar’ı müzikleriyle başbaşa bırakmak işime ve kulağıma geliyor. Ama dediğim gibi, blogu okumak zevkli. Eğer yeni şeyler keşfetmek istiyorsanız ve Dream Endless ile müzik zevkleriniz uyuşuyorsa kesinlikle tavsiye ederim.
Son iki bloga geçmeden önce bir ara vermek istiyorum. Başka birşeye kafam takıldı. UndoMondo ve Limbo-Pillow yazarlarının rumuzları… Adam gibi rumuzlar bunlar. Bir gizemi, ne bileyim şeysi var.
Bakın nereye geleceğim? Hafta sonu hatunun biri mail atmış. Seksi bir de rumuzu var, yazmayayım buraya, tanıyan çıkar belki. Kısa bir mail, şöyle diyor:
blog aslında ilgi çekici ama..Fenasi nicki hiç olmamış.Degiştirmeniz mümkün müdür?
Hahahah !!!!. Bunu kafaya benden fazla takanlar var demek. Cevabım şöyle oldu:
Değildir, maalesef. Aslında ben de rahatsızım bundan. Benim böyle isim uydurma yeteneğim falan yoktur pek. Başlarken de zaten hiç ciddiye almadan başladım bu bloga. ”E hadi bu rumuz olsun, bir de oturup bunu mu düşünücem” diye şeyttim. Sonra işler ilerleyince bu sefer değiştirmek için geç kalmış oldum.
Bir yandan da şöyle birşey var ama; böyle cool olmaya çalışan insanların uydurdukları nickler var. Genelde ucubik yerlerden çıkarıp, tarihi bir isim veya yazar adı falan koyuyorlar. Ya da cool bir filmden cool bir tip… Hiç olmadı Rus liginde alt sıralarda bir takımda ilk 18 e giremeyen bir futbolcu ismi bile çok cool olurdu. Anatoly Korsakoff? Nasıl? E ben bu tarz şeylere de gıcık oluyorum. Kontrpiyede bırakmayı seviyorum ben insanları. O yüzden esasında Fenasi nick i de çok kötü değil diğerlerine bakınca.
Neyse ya, bu da böyle işte…
BabyArt
Şu ”Atatürk düşmanı domuz, köpek, pedofili blogu” payesini taşımak kolay değil. Bu blog, sağdaki takip listeme en beğenerek koyduğum blog diyebilirim. Orası da çok kalabalık oldu, belki çoğunuz atlamış olabilirsiniz diye yine buraya almakta sakınca görmüyorum.
İngiliz sanatçı Trevor Brown, batı dünyasında, onların dili ile ”moral panic” dediğimiz şeyden kurtulmak için kendi kendini Japonya’ya sürgüne göndermiş bir sanatçı. ”Toplumda varolan tabuları yıkıp, sonra bunun insanlarda ne tepki yarattığına bakmayı seviyorum” diyordu bir röportajında. Şimdi ben ne anlatsam az kalır, en iyisi kendiniz bakın. Aranızda bana hediye almak isteyen olursa Trevor’un çalışmalarını Amazon‘dan bulabilirsiniz.
Apple iPad çıkmadan önce bayağı heveslenmiştim. Artık kitapları, magazin dergileri yepyeni bir şekilde okuyabilecektik. Büyük fiyaskodan sonra anladım ki, bir süre daha dergileri ve kitapları kağıda basılı olarak tüketeceğim. Bu pek de kötü birşey değil. Bazı dergileri elde tutmak, kağıdını koklamak, misafir odasındaki coffee table ın üzerinde dekor olarak kullanmak çok başka…
Erkek magazin dergisi yok alacak. Hele de Türkiye’de. Bir ara geldiğimde şöyle bir baktım… Çamur hepsi.. Hitap ettikleri kesimler, Hürriyet gazetesinin Max bölümüne bakanlar veya bir gıdım yukarısı. Sonra da diyorlar ki, gazete ve dergi branşları krizde. Sırf Türkiye için de diyemeyiz, tüm dünyada böyle. Sen ilkönce iyi bir dergi çıkar bakalım. Sonra satmak için de çaba göster. Medya plazandan kafanı bir çıkar, yeni kanalları kullan, milleti kendinden haberdar et. Bakalım ne oluyor o zaman?
Jacques Magazine nedir? America’s New Erotic Quarterly… Böyle demişler kısaca. Daha önce burada bahsettim, zannedersem bu magazinden ilk sözeden de ben oldum. Bilmiyorum Türkiye’deki medya patronları arasından bu magazinden haberi olan var mıdır? Olsa da farketmez, böyle bir dergiyi hazırlayabileceklerini zannetmiyorum.
İnternet üzerinden free erotik ve pornoya ulaşım hiç bu zamanki kadar kolay olmamıştı. Ancak kredi kartımı çıkarıp, dergiden yıllık abonmanlık almamı sağlayan, Jacques Magazine’in blogspot üzerinde açmış olduğu bu basit blog oldu. Geleneksel, kağıda basılı medyanın kendini krizden çıkarması için yapması gereken açılımlara çok iyi bir örnek. Okyanusun öbür tarafındaki insanların senin hakkında konuşmalarını nasıl sağlayacaksın, kendinden nasıl haberdar edeceksin milleti? Blogların insanlarla iletişirken kullanabileceği, insanları (potansiyel müşterilerini) kendine ulaştıran bir link edinmelisin. Bir de bloguna video koyup, bunun diğer bloglar tarafından da yayılmasını sağladın mı…
Jacques Magazine presents Tori from Jacques Magazine on Vimeo.
17 Yorum Postalanmış
bu postalarını normal saatlerde okumak zararlı. daha ilk paragrafta mime takılıp geri dönmek yarım saatimi aldı. diğerlerine bakmaktan vazgeçtim. onu geceye planladım.
sen buralardan uzakta sarı gacılarla yaşamaktan unutmuş olabilirsin ama böyle bir bloga konulacak tek rumuz fenasi’dir. başka bir isim kesinlikle olmaz, olamaz.
“blogda kullanılacak” olacaktı.
daha bugün senden bahsettim bir arkadaşıma. rumuzu da fenasi kerim dedim. yadırgamadı. ikimiz de güldük geçtik.
fenasi, şimdi farkettim de kara kara düşüncelere daldım, bizim bloglarımız bunlar mı, zayıf kalmışız – yani burada sayılan ödüllendirilen blogların hepsi şahane orijinal ama bizim derken türkçeyi kastettim, çok daha fazla materyal bekliyorum ben. beklentilerim de öyle fazla yüksek değil yahu. devamlılık sorunu en büyük sorun orijinal fikirler geliyor güzel bloglar ama devamı gelmiyor. belki de bizde eksik olan bu, sıcağa bağlı bir tembellik.
” Fenasi nick i de çok kötü değil diğerlerine bakınca. ”
Ben seni örnek almıştım :S
Yinede cool bir nick herdaim izlemedeyim
videodaki müzik… ???
@ sabvah,
Parçanın adı ”The House of The Rising Sun”. Buradaki yorumu benim de severek dinlediğim Ventures adlı gruptan. Çoğu insan bu parçanın orjinalini 1964 de The Animals adlı grubun yaptığını düşünüyor ama ilk olarak bu parça 1934 de kayıt edilmiş. Esasında bir Amerikan halk şarkısı orjinali. Rulet ve alkol üzerine yapılmış, protest türünde bir parça..
“Fenasi” nicki, bloga göre basit kalmış diye düşünüyorum, blog’u ziyaret ettiğim günden beri.
Benimki boktan… Ben de seninkine basit diyorum. Olsun, önemli olan içeriği… Değil! Önemli olan senin hangi şekilde yazmaktan keyif aldığın tabii ki… Ben de kendimce düzgün bir şeyler okumak, yorum yapan hatunlar sayesinde karşı cinsimi daha iyi anlamak, ara sıra içimi dökmek, bu metin örnek olabilir, bazen de saçmalamak istiyorum. İşte benim için önemli olan da bu: Okudum, keyif aldım, yazdım, keyif aldım…
Yine de “Fenasi” deyince, Kamaşullah’ın emmoğlu geliyor aklıma.
Çöktük ve çözüldük sayende Fenasi ;) Minnettarız.
İsim de başka birşey olamazdı zaten.
Yazıdaki karikatür yazının önüne geçmiş. Umut Sarıkaya hayranlığımdan olsa gerek, ona takıldım :)
This comment was originally posted on FriendFeed
kendi reklamımı yapayım desem bu kadar yapamazdım, sağolsun anonim yorumcu.
This comment was originally posted on FriendFeed
çok şekersiniz sevgili bayım, tenk yu :)
This comment was originally posted on FriendFeed
”fenasi” bence olabilecek en iyi nick ben cok seviyorum
This comment was originally posted on FriendFeed
Blog’ların "üzerine" olduğu şeyler yanlış anlaşılıyor aslında. Yani müzik yazıyorsun, cinsellik yazıyorsun ya da futbol yazıyorsun ama aslında mesele o değil, sadece kelamına bir kılıf, bahane hazırlıyorsun aslında. Belki bu biraz orijinalite kaygısı yaratıyor, çünkü baktığın zaman "futbol blog"u orijinal bir şey değil ya da x blog’u, y blog’u. Adam blogosferi doldurmuş zaten yıllar evvel, orijinalitenin köşe başlarını tutmuş. O yüzden odak noktasına değil, bakış açısına dikkat etmek lazım. Yüzlerce insan Hollanda futbolunu, Alman futbolunu takip etmez ama Borges ve Flying Dutchman deli gibi takip edilen blog’lardır mesela. (Bir de yazıyı yeni görebildiğim için -neden bilmem reader’a geç düşmüş- topun ne olduğunu kavrayamamışım. Basacağım şutu tez elden.)
This comment was originally posted on FriendFeed
Dream Endless – hah işte !!! hep bunu dedim başından beri. O yüzden millet bozuluyor niye copyright üzerine yazıyorsun, niye siyasetin şurasına değiniyorsun, din üzerine yazmak da ne alaka? Oysa bunlar erotik ve pornografi de dahil olmak üzere bir zincirin parçaları.
This comment was originally posted on FriendFeed
düşünce ve ifade özgürlüğü olmadan bunları nasıl yazacaksın? büyük bir kesim hala çok basit görüyor olayları. ”bedava şarkı indirip sanatçının cebinden para çalıyorlar. Yüce öndere, kutsal değerlere küfür var. E o zaman şu veya bu şekilde interneti dizginlemek gerekli”. O zaman ben de bitiyorum ama. Okurken beğenini bildiriyorsun madem, ben de kendi varlığımı korumak adına tüm bu bahsettiklerimi bir konsept altında topluyorum. Hem benim için, hem de içinde yaşadığım toplum için en doğrusu bu.
This comment was originally posted on FriendFeed
İnterneti dizginleseler bile insanların kafasındakini de mi dizginleyecekler.Bu tür seylerin çesitli merciler tarafından yasaklanılmaya çalısılması ya da bir sekilde ket vurulması bence direk Orta Çağ mantığı.Olmadı bir de kazana atıp yaksınlar bari.Erotik ve pornografik içerik bile olsa tabi ki içinde din de olabilir siyaset de ve baska hersey de.Sahsen ben herseyden erotik bir çıkarıma varabiliyorum.
This comment was originally posted on FriendFeed
Yorum Postala