[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
#Aşağıdaki fotoğrafta, en soldaki papaz, 200 den fazla sağır çocuğa tecavüz etti. Aklımızın bir köşesine koymakta fayda var, Vatikan’ın adının pedofili ile anılması değil problem. Çünkü pedofili her meslek branşında, yaşam tarzında görülebilir. Aslında insan psikolojisini, çevresel faktörlerin bu psikolojiye etkilerini biraz bilenler için, sıkı ahlak normları ve dini kurallarla sınırlandırılmış ruhların bu tür günahları işlemek üzere ciddi bir risk zone oluşturmasında şaşırtıcı birşey yok.

Buradaki en büyük problem, Vatikan’ın bu skandalları yıllardır hasıraltı etmeye çalışması. Bizzat Papa tarafından çocuk tecavüzcüsünün görevine devam etmesine izin verildi.
Vatikan dedim de… Tarihte bilinen en ünlü telif hakkı ihlali ile igili şu yazıyı yazdığımda Capelle Sistina‘yı ziyaret etme fırsatım olmamıştı henüz. Yazımın üzerinden 1 yıl geçmeden, Roma’ya gidişimde kapısına kadar vardım. Şunu söyleyeyim, daha henüz Capelle Sistina’ya gelmeden, Vatikan’ın çevresinde atacağınız iki tur, size tüm Katolisizm konseptinin ne kadar ”commercial” olduğunu hissettirecek, eminim. En küçük adımınız 70 yaşındaki morukların parlak giysilerini, komik şapkalarını ve de bunları giyen palyaçoların kıtalararası sömürüsünü finanse etmeniz için paraya dönüştürülüyor. O yüzden kapısına kadar gittiğim Capelle Sistina’ya girmek için para ödeyip, birbirini ezen insanları görünce, o sığırların arasında olmamak için siktir ettim tüm olayı.
İçimde hafif de olsa bir burukluk var. İnternette bulduğum şu Capelle Sistina da bu burukluğu atmaya yetmez. Ancak gönlüm, asla bu kenelere para yedirmeye elvermedi.
Hristiyan dünyası doğunun açık fikirliliğine yine teslim düştü. Eğer yukarıdaki örnekten, 14 yaşındaki kızlara hayırlı koca bulmaları için muska yazarken sert şeftalinin de sulu olup olmadığına bakan hacı-hocaları ve dahi Arab’ın kasasına yılda sayılamayacak kadar parayı koymak için yılın belirli dönemlerinde leylek kadar beyinleriyle belli bir yere göçeden, hayalet kasper kılıklı toplulukları ayıracak olursak, cidden sünnetsiz hristiyanları kıskandıracak gelişmelerden bahsetmemiz mümkün. Bakın habere:
#Amsterdam’da ikamet eden Fas asıllı bir müslüman, inananlar için seks shop açmış. El Asira adındaki seks shop, hem erkeklere hem de kadınlara hitab ediyor. Siteyi şöyle bir inceledim. Özellikle de kadınlar bölümüne baktım. Feminine Balance ve Energizer adlı haplar ilk olarak gözüme çarpanlar. Lingerie için ”coming soon” diyor. Nasıl ve nereden gelecekse? Her yerde var, hele de Hollanda da. Alırsın bir toptancıdan, koyarsın siteye… Herhalde nasıl bir ayar vereceğini bilemedi. Gag Ball, Geisha Balls, dildo göremedim. ”Coming Soon” bile değil bu ürünler.
#Avrupa büyük bir ekonomik krizin içinde. Porno branşından da bu krizin izlerini sürmek mümkün diyor Xbizz.com. Çek Cumhuriyeti’nde konuşlanan homoseksüel porno endüstrisinde, iş başvurularında patlama olmuş. Kötü yola düşen bir kız gördüğünde ”yazık yavrum sana. bu güzellikle bir yerde hiç değilse sekreter olarak çalışırdın” yorumu yapan halk adamı ve halk kadınının bu dileği maalesef kötü yola düşen, ahlaksızca para kazanan homoseksüeller sözkonusu olunca işlemiyor. Mü-Yap başkanı Bülent Forla’yı aradığınızda Gaykedi’nin cevap verebileceğini düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum. Daha çok var oraya. ”hiç değilse maden işcisi ol, namuslu para kazan” tarzı sosyalist bir söylem de gay ler için geçerli değil. Hem heteroseksüel işcilerle paylaşılacak olan çalışma ortamının kuytu ve karanlık olması hem de bu problemin kafaüstü lambalarla aşılsa bile, Çek cumhuriyeti’nde maden işletmelerinin olmaması bu çözümü imkansız kılıyor. Ehh, bu durumda porno branşı da kaçınılmaz oluyor. Hem de duyumlara göre bir oyuncu, birkaç günlük iş için binlerce dolar kazanabiliyormuş.
#Türkiye’yi bilmem, ama Avrupa’da sokakta, parklarda köpek gezdirenlerin birbirleriyle flörtleri çok meşhur. Hatta yanılmıyorsam Fransa veya İngiltere’de girşimcinin biri, köpek sahibi olmayanlara gezdirmeleri için saat ücretli köpek kiralıyordu. Sahibi olmadığı bir köpeği gezdrimek için para veren insanlar parklara koşup, müstakbel eşlerini, fuckbuddy lerini, flörtlerini arıyor. O derece yani… Bunun bir değişik versiyonu İsveç’de, boşanmış erkek ve kadınların küçük çocuklarıyla kafelere takılmaları. Boşanmış bir adam, 4-5 yaşındaki çocuğuyla bir kafeye gidip, vakit geçirdiğinde kadınların gözünde oldukça atraktif bir duruma geliyor diye bir iddia var. Neyse, işin o tarafını bırakalım. Ama bu köpek gezdirme olayından türemiş bir ”dogging” fenomeni var. İlk başlarda parkta karşılaşıp ayaküzeri geyik yapanlar arasında oluşan cinsel etkileşim, yine aynı mekanda, yani parklarda, çalılar arasında suzuluğu gidermeye dönüşüyor. Köpeği çişe çıkarttın, bir de o spanish terrier’in kıvırcık saçlı sahibinin ağzına veriyorsun parkta. Daha sonra bu trendin adı yaygınlaşıyor gelişiyor ve internet üzerinde tanışan insanların public ortamlarda ilk defa randevulaştıkları kişilerle, yakalanma tehlikesinin verdiği kick eşliğinde seks yapmaları da dogging ismini alıyor.
Fakat bu çevreye oldukça zararlı. Yağmur ormanlarının yokolması değil belki ama İngiltere, Darwen’de Lanchestere yerleşim bölgesinde 6000 ağacın kesilmesine yol açmış dogging. Belediye yetkilileri Dogging cilerden illallah deyince çareyi 6000 ağacı kesmekte buluyor. İngilizlerin, Avrupa’nın en zgişken millet olduğu zaten biliniyor ama… Bu da çam dikti üzerine işte.
Bu aralar biraz başımın kalabalık olduğunu anlamışsınızdır. Eski hızımda yazı giremiyorum. Yakında eski tempoya döneceğimi düşünüyorum yine de, bakalım. Tavsiye edeceğim üç blog ile de bitireyim.
Yılın blog ödülleri büyük ihtimal bu blogları kaale almaz, fakat bence tam blog gibi blog üçü de.
Birincisi Koray Löker’in blogu Löker. Hakkında bölümünde şunu okuyorum. ”Okur, yazar, yönetir, anlatır, dinler. Özgür yazılım modeli ve film yapımının nasıl bir arada uygulanabileceğine dair örnekleri incelediği bir master tezi yazmışlığı vardır mesela…”
Şimdi bu adam profesyonel mi amatör mü? Anlaması zor benim için. Çok iyi yazıları var konusunda. Bazen o gazetenin, bu derginin köşesini kapmış yazarlar var, yazdıkları teknik konularda x şirketi z şirketini satın aldı, şu işletim sisteminin bu sürümü çıktı tadında yazıyorlar. itibar etmiyoruz bunlara. Go Löker go !
Blog konsepti yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor Türkiye’de de. Adam/kadın tutmuş, Bad Turkish Streets diye blog yapmış. 2010 Avrupa Kültür Başkenti’nin belediye yönetimi bu blogu susturmalı. Hem de utanmadan İngilizce yemiş bu naneyi. Çok güzel kollektif bir blog olabilir bu. Herkesin kendi çektiği fotoğrafları yüklediği, sürekli içerik eklenen bir blog. Fikir harika… Tebrik ediyorum.
Son olarak yine konsept bir blog. Bir doktorun hastaları ile olan diyaloglarını, çok çeşitli konularda olsa da omurgayı kaybetmeden blog ortamına taşıyan taşıyan, Hastalardan Öğrendiklerim. Aslında uzunca süredir takip ediyordum ama…
Bugünlük yazıma son veriyorum. İlk başta konusu geçen Capelle Sistina ile ilgili blog yazısını okumanızı tavsiye ederim. ”Miserere mei, Deus” dinlenmeli kesinlikle o postda.
Sonra şu da fena bir video değil.
Serdar Kuzuloğlu’nun kaptanlığına soyunduğu Korsan gemisi, Anonima körfezinde mayına vurup su almaya başlamadan önce, aç tavuğun kendini darı ambarında sanması misali ben de kendime Aileden Sorumlu Bakanlığı yakıştırıyordum. Kaptanı ile papaz olan mürettebatın, iskele üzerinde, tahtada yürütülüp, sudaki köpek balıklarına sallandırılması seremonisine fırsat vermeden, kayığıma atlayıp gemiyi terkedince bu planlarıma da elveda demek zorunda kaldım.
Oysa kadından ve aileden sorumlu bakan olarak projelerim arasında, sayıları 3 te 1 i ancak bulan, evli ama yine de orgazm olmaya muktedir kadın sayısında ciddi bir artış için çalışmalar yapmak da vardı.
Hoş, şimdiki bakanımız da bilgisi ve öngörüsü ile bu görevi gayet iyi yerine getiriyor. Bana gerek yok gibi. Uzun yıllar sonra laikler ile ılımlı müslümanların bir ahenk içersinde kah Atatürk’e hakaret videolarına karşı açtıkları savaş, kah gavur dölünün Türk soyunu kırma tehlikesine karşı göğüslerini siper etmeleri, kah psikiyatri bilimini revizyonist bir anlayış ile yeniden yorumlamaları takdire şayan. İlgi ile takipteyim.
Tüm bu güzel icraatların yanında, her üç kadından ikisinin, içlerinde hissetikleri o boşluğu dolduracak malzeme elleri altında bulunduğu halde, tatminsiz kalıp, aşırı sinir, huysuzluk gibi semptomlar göstermeleri yine de kabul edilebilir. Dol diyor, ama doldurulamıyor…

Bu semptomları bir hayat boyunca taşımak kadın için oldukça ağır bir yük olmalı. Bir hayat boyunca diyorum; 20 küsüründe evlensen, ortalama bir evli çift ayda 4 defa seks yapsa …. Offf daha detaylı hesap çıkarmaya yüreciğim elvermeyecek. Zira çok trajik. Bir de kendi kukularını parmaklamayı da çok iyi bilmediklerini hesab etmek lazım.
Şurada söyleyip, geçeceğim belki ama ”kadının kendi vücudu ile oynanıp, bundan zevk alması” o kadar komplike, zor ve derin tabularla bastırılmış bir aktivite ki, kamışına su yürür yürümez, bu işe günde 10 defa 31 çekerek başlayan biz erkekler için anlaması çok zor. Bu satırları okuyan ve bana ”hadi lan ordan” diyen kadınlar bir an dursun ve düşünsün… En son ne zaman mastürbasyon yaparak orgazm oldun? Yaaa, öyle işte…
Elektriği bir türlü atamayıp, içlerinde orkanlar estiren, seller çağlatan bir ”kadının” ve ”kadınlar topluluğunun” yapacaklarını kestirmek çok zor. Kestirmek zor da, toplum için iyi sonuçlar doğurmadığı kesin.
Fakat bakana ve kendisine destek veren STK lara bildirmek isterim, çaresi var. Zira yolundan ayrılmak istemediğimiz dinimiz, çağdaş dünyaya da uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip.
Mısır’a yaptığım seyahatte karşılaştığım bir taksi şoförü, Türk olmamdan mütevellit İslam’a da otomatikman tabi olduğum düşüncesiyle beni Arapça bilmediğim için azarlamıştı. Fakat aynı zamanda, 45 derece sıcaklıkta oruç tutmanın günümüz koşullarına uymadığını o da idrak etmiş olmalı ki, ”din bu deYİL” diye serzenişte bulunarak hergün belirli bir kilometreyi arabasıyla katedip, kendini seferi durumuna düşürüyordu.
Çölün ortasında, seferiliğin başladığı kilometrede konuşlanmış bir lokantada, babaganuş‘unu susamlı pide ile mideye indirmek is priceless.

Veyahut mut’a nikahını da örnek olarak alabiliriz. Bu örnekler uzar, gider. Herşeyin çözümü kulların ihtiyacına göre sağlanmış. Bir okuyup, anlayabilsek…
Madem ki bu iş tercümeye de açık. Hadi bir deneyeyim o zaman…
Homoseksüellik bir hastalıktır. Ancak bu illet, toplumları yokolmaya götüren bu kanser kimlere reva? Şöyle bir düşününce, Adem’i cenneten kovduran, ikisinin şahitliği bir erkeğinkine ancak eş olan kadına tabii ki.
Bana kalırsa, ılımlı İslam çizgisinde ortadoğu’nun yeni yıldızı olmaya aday ülkemize örnek olarak, Avrupa’nın Hollanda’sını almalıyız. Nasıl ki orada harm reducting felsefesi ile coffeeshop’lara, red light district’e müsamaha gösteriliyor, biz de lezbiyenliği devlet eliyle teşvik edebiliriz, etmeliyiz. Hem laf aramızda, size de daha estetik gelmiyor mu, pespembe, yumuşacık vücutların birbiri ile kaynaşması, tokuşması, ıslanması ve niyahetinde yine beraberce titremeleri ?…

Bu erkeğimize de yarayacaktır. İşlemeyen demirin paslanması misali birtakım yeteneklerini ve isteklerini kaybeden Türk erkeği artık kendini bilim ve sanata verebilir. Türk mühendislerinin iphone üzerinde geliştirecekleri Augmented Reality teknolojisi ile Bakırköy’de evinizden çıkmadan şeytan taşlayabileceğinizi düşünebiliyor musunuz? Ayrıca penise kanın gitmesi artık eskisi kadar elzem olmayıp, buradan artacak kanın biraz daha fazlası beyne ulaşacağından, devlet işlerinin ve bürokrasinin daha hızlı ilerlemesi sağlanabilir.
Ne dersiniz? Aynı Hollanda gibi… Öyle diyorum ben. Efendim???
Yaşı 30 u geçenler, yalnızca kadının metalaştırıldığı bir kültürden ilk eğitimlerini alırken, 20 li yaşlarında olanlarımız bu metalaştırma trendine erkeklerin de sokulduğu bir döneme rastgeldiler. Kadınlar kadar vahşice zorlanılmasalar da, ellerinde kumanda ile kanal zaplamak ve arada bir kalkan penisini indirmek için kız arkadaşına sahte kur yapmak dışında fazla bir dürtüsü ve rutini olmayan erkekler için bu bile fazla.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
İlk iki seferi çok paldır küldür oldu. One night stand veya ilk tanıştığın biri ile seks benim işim değil. Gittikçe kendimi daha uzak hissediyorum bu tarz şeylere. Gereksiz, ama önlenemez bir telaş hep hakim. Birkaç sefer lazım kimyanın uyuşması için. Gerçi paldır küldür derken, yaptığımız seksten bir bok anlamadık da diyemem. İlk iki bang’den hem aklımda hem de damağımda kalan, onun ağzının içinden kendi spermlerimin tadına bakmak. Her kadının ağzının içi başka tad taşıyor. Hatırlayınca, kafamda tekrar canlandırınca hala bir hoş oluyorum.
Üçüncü buluşma için duşumu aldım, taksiye atladım. Yön ve adres bulma zafiyetim olduğu için ondan adresini telefonuma mesaj olarak geçmesi için cebine mesaj attım. Mesajın bir an önce gelmesi lazım ki şoföre gerekli talimatı vereyim.
Ya hiç sikinde değilse, ya bulmaca çözerken uykuya daldıysa ya da klasik olarak kadınların yaptığı gibi onlarca dakika telefonda gak gak yapıyorsa?
Mesaj geldi çok geçmeden. Adresi bir an önce şoföre söyleyip, ekstradan taksi parası vermekten kurtulmanın ötesinde başka bir sevinç verdi bu hızlı cevap.
Hmmmm, demek ki tetikte bekliyor… Ah şu liseli aşkı modunun hiç geçmemesi ne güzel. Karında bir pırpırlanma oluyor ya.
Katları hızlı çıkmanın verdiği çarpıntı ile atıvermişim kendimi kanepesine. Başım, beli hizasında, ellerim karnında… Kısa süreli ilişkilerin bir güzelliği, birbirinizden sıkılacak kadar vakti beraber geçirmemiş olmanız, böyle kanepeye düştüğünüzde televizyona bakmak yerine birbirinize bakmanız. Sevişme zaten giyinikken başlıyor. Havadan sudan konuşurken ses tonunu takip ediyorum. Anlattığı şeyler de ilginç ama ben ses tonundaki vibrasyonlara daha fazla konsantreyim gibi. Bu ses tonu bir nevi benim viagram. Hiç ekstra birşey yapmaya da gerek yok. Duyu organlarını çalıştırmak yeterli. Belli belirsiz dokunurum ben. Sonra koklamak… Çin burcu mu ne birşey var. Orada köpeğe denk geliyorum galiba. Zannedersem ıslanmış bir cinsel organdan gelen kokuyu duyabiliyorum pantolon üzerinden. Ya da bana mı öyle geliyor?
Daha fazla detaya girmek, gerisini anlatmak istemem. Sonuçta bunlar özel şeyler bir yerde. Yalnızca bu kadar şeyi ben konuyu göğüslere getirmek için anlattım aslında.
Hatta oraya da gelmeden önce sütyen kopçalarına bir değinmek isterim kısaca.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

80 asker, yağmurdan korunmak amacıyla, doktrin komutanlığının propaganda için kullandığı yarısı açık anfinin saçakları altına sığındık. Saçaklara çarpan yağmur oradan da Antalya’nın kuru toprağına vuruyor. Yağmur damlalarına 80 askerin 70 kadarının balgamlı tükürüğü de eşlik ediyor. Pislikten ve salgın hastalıktan herkes faranjit. Ben tüküremem. Ömrüm boyunca şöyle derinlemesine bir hıaaarkhhhh tuuuuu yapmışlığım yoktur. Bir kere esprisine deneyeyim dedim, ibne gibi oldu.
Balgamlı tükürüklerin yanında anua da goyanlar bol. Ha bir de sigara dumanı. Türk’ün ağzında emzik gibi o zaten.
Tüm bu olumsuz şartlara rağmen yağmurun sesi harika. Kokusunu da ter ve sigara dumanı arasından hissetmek mümkün.
Anua goyaaanlar ve avradını zikeeenler arasında gözlerimi kırmızı üzerine beyaz harflerle yazılmış ”tek bayrak, tek ülke, tek dil” yazılı tabelaya diktim. Bir ona bakıyorum, bir de ”Türk askerinin dünyanın en iyi kalpli askeri olduğu”na dair bir başka tabelaya. Her iki tabelanın harf toplamının çift sayıya bölünür veya bölünmezliği üzerine bir kısa araştıma üzerindeyim. Sonra da bir tabelanın harf toplamını, öbür tabelanın harf toplamı ile kafadan çarpmaya çalışacağım.
En güzel askerlik anım, günüm bu benim.
İstanbul’da da hava boktan galiba. Yağmur attırır mı bilmiyorum. Yağmuru hep sevdim. En sevdiğim meteoroloji durumu diyebilirim. Hani bir sevgilim vardı ya, Huzuru balina seslerinde arayan. Ben de yağmurun sesinde buluyorum.
Şimdi bir kafede otururken bu ilginç siteyi buldum. Yağmur yok henüz, camdan öyle görünüyor. Ama kulaklığı taktım, öyle yazıyorum. Nefis yağdırıyor. 15 dakikalık, yüksek ses kalitesi ile internetten yağmur. 15 dakika bitince yine başa sarıyor.

Eve vardığımda, bunu yatak odasına düzenek ile kurmayı düşünüyorum. Bunun kokusunu da yapsalar…
Aklınızda bulunsun, bu tip internet siteleri için ”single serving sites” tanımlaması yapılıyor. Tek fonksiyona sahip bu siteler, o tek fonksiyonu çok iyi yapmaları ile dikkat çekiyor.
#Dünya kadınlar günü, eşitlik, feminizm konularına girmek istemiyordum ama hadi madem bir askerlik anısıyla da olaya girdim, oradan devam edeyim. Time Magazine diyor ki, Pentagon kaynaklarına göre Amerikan ordusunda görev yapan kadınlar gece tuvalete veya su içmeye kalkmaktan çekiniyorlarmış. Sebep?
Amerikan Mehmetciği, orduda nüfusu % 15 i bulan Ayşegül’ü karargahta, tenhada sıkıştırınca sikiveriyormuş. Yalnızca 2008 yılında 3000 tecavüz şikayeti gelmiş. Dediklerine göre bu rakam, tüm tecavüz vakalarının % 10 ila 20 si arasında. Çoğunlukla şikayetçi olmuyormuş kadınlar.
Hani bizde bir geyik var ya, ”Lan madem eşitsin, gel sen de askerlik yap” diye. Demek Memedimin aklında başka birşey var. Gerçi kırmızı tabela üzerine beyaz harflerle ”kadın er ve erbaşları düzmeyin” diye yazarlarsa bu problemi hallederler kolaylıkla.
# Yazar olsam kitap kapağımı, müzisyen olsam albüm kapağımı tasarlattıracağım yegane artist Trevor Brown. Alice Harikalar Diyarında yakında sinemalara geliyor herhalde. Brown’un Alice temasını işleyen bu iki çalışması ise poster olarak da satışa çıkacak yakında.

Bu posterler gibi 32 değişik çalışmasını barındırdığı, 80 sayfalık kitabı ise 5880 Japon yeni fiyatı ile buradan satın alınabilir.

#Düşüncelerimi toparlar toparlamaz bir Fenerbahçe blogu olan Papazın Çayırı‘nda da yazacağım. Çok yazarlı bir blog olan Papazın Çayırı ile şans eseri tanıştım. Üniversiteden sıkı arkadaş olan bir grup insanın aslında çok başka konuları da aralarında tartışırken böyle tek konulu, spesifik bir bloga düşüncelerini dökmeleri çok güzel.
#Futboldan devam edeyim. İtalya Serie A da 2 oyuncu Tanrının adını küfür ile birlikte kullanınca federasyon tarafından cezalandırıldılar. Katoliklerden ve dangalaklardan Tanrı sizleri korusun. Bunların ikisi çok nadir ayrı geziyor zaten.
#Eğiticisini öldüren katil balinanın videosunu seyretmişsinizdir belki. İlkönce ona bir bakalım, sonra İncil’i dinlememenin cezasını gören münafıkların gafletini değerlendirelim.
American Family Association (AFA) tüm trajik olaylarda kıblesini kutsal kitaplara ve dinlere dönen imanlıların yaptığını yapıyor ve “Bible ignored, trainer dies” diyor.
Bakın İncil’de ne diyormuş. Tıpkı Kuran’da olduğu gibi herşey binlerce yıl öncesinden insanoğluna açıklanmış. Yeni arayışlara yönelmek, tekerleği yeniden icad etmeye çalışmak beyhude.
Eğer bir öküz, erkek veya kadını boynuzlayarak öldürürse bu öküzün taşlanarak öldürülmesi icab eder. Bu öküzün eti de yenmez.Sahibine ceza vermeye gerek yoktur. Exodus 21:28
Yani katil balina Orca’nın taşlanarak öldürülmesi gerekiyor aslında. Yalnız bir ayrıntı daha var. Bu katil balina daha önce de bir öldürme olayına karışmış. Bu ilk vak’ası değil yani. Buna da cevab veriyor kutsal kitab… Anlayana…
Fakat öküz zaten saldırgan ise ve sahibi de buna rağmen önlem almayıp başkasının ölümüne sebep veriyorsa öküz ile beraber sahibini de taşlamak lazımdır.Exodus 21:29
İşte bu yaa…
Neyse, yukardakine ve aşşağıdaki tebasına gerekli, haftalık ayarı verdikten sonra blog dünyası ile bitireyim.
# Hani 16-17yaşında hevi metalci genç müzisyenler vardır. Bunlar diğer amatör grupların konserlerine gidip, en ön sıralarda ellerini göğüslerine kavuşturarak rakip grup ve müzisyenleri ukalaca etüd ederler. Kendileri gitarın akordunu yapamaz ama davulcu şurada sıçtı, gitarın tonu çok tiz, vokalist detone oldu şeklinde yorumları ile mastürbasyon yaparlar. Hah.. onlar işte.. Bunların bir de blog versiyonları var. Adabıyla blog okuyanları tenzih ederim, ama bir de edepsizler var. Bunlara en güzel cevabı Arada Bir Yer adlı blogundaki yazısı ile Sütlükahve veriyor. Hep böyle bir blog yazısının yazılmasını istemişimdir. Bir manifesto gibi dursun bir yerde. Yeri geldikçe referans vermek lazım.
# Barbarella’nın Ellere Servis diye bir blogu var. Seks ve erotizm konulu bloglara link vermekte dikkatli davranmak lazım geldiğini öğrendim. Burası safe ama. Yaş 30 hatunun. Ne demek istedimse? İyi ama, okunur…
Norveç’deki bedava genelevler ve 90 kişilik gönüllü orospu ordusu, google arama sonuçlarına göre bu blogdan başka bir yerde yok. Hayret !!! Böyle bir haberi nasıl atladı Hürriyet ve türevleri?
Ben o olayı başarılı bir şekilde işlediğimi düşünmüştüm yazımla. Pek de öyle olmadığını sonradan anladım. Her ne kadar ”la senin kızkardeşin de orospu olur da ben o zaman seni görürüm” tarzı yorumlar almasam da, konuyu benim iyi anlatamamış olmamdan dolayı ”batının tüketim özgürlüğü sınır tanımıyor arkadaş. seks gibi iki insan arasında aşk sonucu olması gereken güzelim şeyin içini boşalttı bu sistem” minvalinde yorumlar farklı yorumcular tarafından dile getirildi.
Bunlardan kimisinin eline hiç orospu eli değmemişti. Otobüste, metroda yanyana otursalar da farkına varmazlardı. Kimileri ise her türlü insanlık ayıbının işlendiği ülkelerde bizzat dümenin nasıl döndüğüne şahit olmuşa benziyordu. Yine de anlamak için yeterli olur muydu? Öyle olmadığı görülüyor açıkca.
Ezilenin ve emeğin yanında olduğunu söyleyen felsefelerin, öğretilerin, organizasyonların, partilerin, zaman zaman sözcülüğüne soyundukları kitleleri ”saf ve salak” yerine koyan söylem ve tavırlar içinde bulunduklarını tarih bize hep gösterdi.
Bu hataları ve hataların doğrularını görebilmek için 9,5 tan 10 a gerek yok, 4,5 tan 5 olsa da yeterli.
Bugün 3 Mart. Dünyadaki Seks İşçilerinin hakları için biraraya geldikleri gün bugün. Fuhuşun yasal, kontrol edilebilir ve fahişenin haklarını koruyan bir çerçevede varolması için ONLY RIGHTS CAN STOP THE WRONGS mottosu ile 3 yıl önce Hindistan’da tam 25,000 fahişe bir festival kapsamında toplandı. Festivali düzenleyen, merkezi Kalküta’da bulunan Durbar Mahila Samanwaya Committee adlı, 50,000 üyeli bir organizasyon. Organizasyonun sitesinde amaçları açıkca ifade edilmiş:
We have been successfully networking among sex workers in India and some other countries, particularly in South and South-East Asia, to foreground the demands for promotion and protection of our rights. Our political objectives are decriminalization of adult prostitution, securing social recognition of sex work as a valid profession and establishing sex workers right to self-determination. We brought together 80000 or more delegates for this seminal meet, the first of its kind in this part of the world. Although our resources are limited, our dreams are unbounded and our enthusiasm is high and commitment unwavering. With your support, we are determined to make this event a grand success. We believe ONLY RIGHTS CAN STOP THE WRONGS.
İzm’lerin küçük taşları bu blogun kaportasına tozlu yollarda vuradursun, benim Dünya Fahişeler Günü’nü kutlamak için sizlere çok iyi bir önerim var.
Bugün kadınlı-erkekli herkes, eşi, sevgilisi, fuckbuddy’si veya local whore u ile yaptığı seks karşılığı bir ödeme yapsın. Ekstra muamelenin bahşişini de vermeyi unutmasın.
Sonra bu aktivizmimizi bloglarda, facebook’da, twitter’da, friendfeed’de uygun bir tag ile tag’layalım. #dahabugunsiktimparasinidaodedim oldukça uzun olurdu. Benim aklıma İngilizce hem pratik hem enternasyonel olduğundan #ipaid4sex2day geldi.
Hep beraber, barikadlara !!!
Gazetelere düşen ”ateist ve liberallerin genele nazaran daha yüksek IQ ya sahip olması” haberi histerik bir şekilde tüketildi, yorumlandı, lanetlendi, kendine pay çıkaranlar oldu.
Tekrarlamayı gereksiz görüyorum tüm bunları. Görüşler, yorumlar farklılık gösterecektir. Böyle bir sonuca kendim 20 sene önce vardığım için, araştırmanın kalitesini ve tatmin edici olup olmadığını kontrol etmedim. Ancak Kanazawa’nın bu çalışması işkembeden sallama bile olsa, çok kısa bir araştırma sonucu forumlardan ve gazetelerin yorumlar kısmından, raporun sonucuna itiraz edenlerin elinde patlayacak bol malzeme elde edilebilir. Çünkü zeka, yokluğu en kolay farkedilen şey.
Araştırmayı çoğunuz gibi ben de bizzat alıp, incelemedim. Ana hatlarını anlamakta zorluk çekecek bir taraf yok ama. Zekanın göstergesi olarak, memeli bir hayvan olan insanın primitiv halini bırakıp, evrimi yaşamının bir parçası haline sokmasını şart koşuyor Kanazawa.
Muhafazakarların en belirgin özelliği olan aile ve toplum değerleri aslında sürü halinde yaşayan hayvanlarda da görülen, evrimin tanımladığı bir özellik. İlkönce kabileni, sürünü, aileni dış tehditlerden koruyacaksın. Bu güdü insanın doğasında var. Burada liberalleri ve ateistleri muhafazkarlardan, dindarlardan ayıran özellik ise, aramızda ırk, cins, kan, din, kültür, genetik bağ vb ayrımı yapmaksızın tüm toplumları, insan gruplarını kendine dert edinen bir empati geliştirmiş olmamız. Bu açıdan bakıldığında, bir liberalin neden hem ateist olup, hem de başörtüsü ile üniversiteye girme hakkının savunuculuğuna soyunduğu veya ülkeye özel şartlarda demokrasiyi değil, evrensel tanımıyla % 100 demokrasiyi yaşadığı topluma empoze etme çabası içinde kendini helak ettiği daha anlaşılabilir olmalı.
Kendi varoluşunda, default olarak bünyesine aldığı değerleri yıkıp, yerine mantık, bilgi ve etik ile yoğurduğu, insan yapısı değerleri alma çabasıdır bu. Belki tüm bu çabalara, insan neslinin gelecekteki versiyonunun bir prototipini yaratma çabası olarak da bakabiliriz. Homo Sapiens Futuriensis diye adlandıralım biz bu prototipi.
Kendine verilenle yetinmeyen, aileden ve toplumdan gelen hazır dogmalara teslim olmayan homo sapiens futuriensis, çok doğal olarak hayata ateist bir bakış açısı ile bakacaktır. Şimşek, ateş, deprem, yağmur veya ölümden sonra hayat’ın arkasındaki sebep-sonuç ilişkilerini arama çabası, Kro Magnon insanından beri hep aynı kırmızı çizgiyi takip etti. Kim diyebilir ki, Homo Sapiens’in Manitu, Göktengri ve Allah’a olan inançları, bu inançlara olan ihtiyaçları, birbirinden farklıydı?
Bu ‘‘inanmak” trendi de hiç şüphesiz Homo Sapiens Futuriensis‘in ”öğrenmek, bilmek” trendi ile yer değiştirecek. Prototip bunun üzerine çalışıyor.
Kanazawa’nın araştırmasında bir başka nokta daha var, üzerinde durulması gereken. Yukarıda yazdıklarıma paralel olarak,
Homo Sapiens’in erkek olanı, evrim sürecinde kendi payına düşen ”predator” rolünü de terkedebilecek mi?
Yani hayatı boyunca mümkün olduğu kadar çok dişiyi dölleme isteğinden, sürekli yenilik ve heyecan arama güdüsünden vazgeçirebilecek mi kendini?
Tüm bildiklerime dayanarak yaptığım tahminler bana, Homo Sapiens Futuriensis’in insanlığın OS (işletim sistemi) ni hazırlayıp, işletime soktuktan sonra, bir ”update” olarak bunu da getireceğini söylüyor.
Bu ”update” deki tek problem, predator’un bu güdüsünün ardından giderken yaptığı buluşları, yazdığı romanları, sert mermerden oyduğu heykelleri, keşfettiği kıtaları bir kazaya uğratmamak.
Bugün dahi bu çabanın gitmek istediği yolu ve meyvelerini ikili ilişkilerde görmek mümkün. Homo Sapiens Futuriensis elinde tuttuğu en güçlü silahını, yani beynini ve iletişim kabiliyetini kullanarak, birlikte yaşamın en önemli elementlerinden olan ihtiraslı, doyurucu bir seks için eşine bilincinin derinliklerinde yaşadığı fantezilerini açmayı başarabiliğinde ihanetlere, aldatmalara gerek kalmıyor.
Ateizm ve liberallikten yüksek puan alırım. Predator olmaktan vazgeçme konusunda ise cidden çabalarım var. En azından reçeteyi biliyorum. Ahhh, kimse mükemmel değil ki !!! 9,5 dan 10 olsun.
Son Atılan Yorumlar