Cinselliğin Son 50 Yılını Toparlıyoruz Kısaca, Çok Çabuk…

2009-12-31 - 6 Yorum Ivır Zıvır

Fazla da yazacak vaktim yok ama, elime şans eseri son 50 yılda tüm olan biteni çok güzel anlatan bir grafik geçti, paylaşmadan blogun bu senelik defterini kapamak içimden gelmedi.

60 lı yıllar, çiçek çocuklar, 70 lerin sex drugs and rock and roll devri, 80 lerin meçli, kabarık saçları eşliğinde Samantha Fox un ortaya çıkışı, kar yıkama & yırtık kotlar, glam rock, VHS ve BETAMAX da porno, 90 ların sonuda doğru hayatımıza giren internet pornografisi ve 2000 lerin forumları, grupları, webcam ları, pornografinin artık herkesin yatakodasına girişi vesaire… 2010 a girmeden toparlamakta fayda vardı.

Mutlu Yıllar !!!

Görsele tıklayınca büyüyor. Ona göre..
60 lardan bu yana seks ve cinsellik

Bookmark and Share

Pazartesi Kuşağına Geciktirici Sprey Kullanınca #4

Bilen biliyor, tutkulu bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ancak ”birgün herkes fenerbahçeli olacak” sloganını hiç sevmiyorum . Böyle birşeyi asla arzu etmem, ciddiye almayıp sırf slogan olarak ele alsak bile çok aptalca bir istek. Çoğulculuktan yanayım. Her rengi istiyorum çevremde. Ama bu renkleri, farklılıkları akıllı insanların yaratması lazım. Düşmanım bile olsa akıllısını isterim. Gökmen Özdenak yerine Gökberk Bilgin her zaman tercihim.

Derin Düşünce isimli, (blog demeye dilim varmıyor) bir fikir platformu var. Bir gözatıp, başlıklara bakarsanız ”hassktr, herif bunları mı okuyor” diye düşünebilirsiniz. Kendilerine liberal müslüman diyen bir grup insanın yazılarına yer veriyor Derin Düşünce.

Din konusu biliyorsunuz önemli benim için. Toplum için bir tümör olarak görüyorum dini, aralarında ayrım yapmadan. Yalnız şunun farkına varmaya başladım bir süredir: Belli bir kısım inançlı kişi ile bazı konularda ortak düşüncelerde toplanıyoruz. Oysa aramızda debisi çok yüksek, çılgınca akan bir nehir var. Hiçbir şekilde biraraya gelemezmişiz gibi görünse de benim böyle insanlarla aynı toplumda yaşamaya bir itirazım yok.

Sonra nehrin kendi bulunduğum tarafına bakıyorum. Başları sıkışıp işler yolunda gitmeyince çözüm üretmek yerine mozoleye çelenk koymak için taş binalara akın eden insanlar var benim tarafımda. Her yıl Kasım ayında normal işinde gücündeyken, köprü trafiğinde veya dershanesinde eğitimini, öğrenimini yaparken, bir anda avda gözüne lamba tutulmuş tavşan misali paralize olan insanların arasındayım ben. Bu pasiflik, bu arabesklik, bu style à la Soviet canımı fena halde sıkıyor. Benim tarafım sararıp kururken karşı taraf yeşeriyor çünkü.

Bugün Derin Düşünce’de ayak üzeri okuduğum şu yazı, beni bunları yazmaya itti. Yorumlarda benim tarafımda bulunup, bana ayar vermeye kalkışan olacaktır belki. Ben sevdiğimden tokatlıyorum sizleri. İyiliğinizi, iyiliğimizi istediğim için.

Diğer notlara devam. Kızarıp, bozaranlar, kafayı kaynatanlar olmuştur aranızda, motoru soğutalım.

Konusunu seks, cinsellik olarak seçen bloglar geldi, geçti aramızdan. Bunlardan Evli Adam ilk başta çok tepki alsa da oturttu gibi (yorum yazmadığıma bakmasın RSS den takip ediyorum, o yüzden), sonrasında ise başka blog pek göremedim. O yüzden Nastenka uzun soluklu olur diye umuyorum. Çok uzun zaman olmadı keşfedeli. Bazı yazılar şiirsel ögeler taşıyor, ama off bu ne yaa dedirten cinsten değil. Yanlışım olabilir, ama bu hatun doğuda bir yerde öğretmenlik yapıyor galiba. Kısa, kısa konuşmuşluğum var Nastenka ile… Ona Kızıl Kuşum diye hitap etmek istiyorum. Kimse mükemmel değil, kendisi yüce ideoloji komünizme gitmek için sosyalizmin bir araç olarak kullanılmasından yana. Bu hali ile daha da sempatik geliyor bana. Bu dediğim dışında ayakları yere basıyor hatunun, kalemini de beğeniyorum.

Bu postanın ilk başında yazılanlardan gayrı, ülküdaşım (Netdaş) olan Devran Eroğlu‘nun Plugism adlı blogu ”fişe takılan herşey hakkında” bir blog. Devran Eroğlu kendini -internet entrepreneur. technology enthusiast. former coder- olarak tanımlıyor. Son projesi İhtiyacımKredi de gözden kaçmasın.

Sevgili Özgür Uçkan az kalsın Mü-Yap başkanı Bülent Forta için suç duyurusunda bulunacaktı. Kanunda gerekli düzenlemeler olmadığı için bu fırsat kaçınca cebime attığı mesaj üzerine iki Arnavut arkadaşı ellerine muşta vererek 14. sü yapılan Türkiye’de İnternet Konferansı’nın çıkışına gönderdim.

Trofolo adlı blogu ise Soysopizm adlı yazısı ile keşfettim. O kadar hoşuma gitti ki, bir kısmını değil, hepsini buraya alıyorum:

Benim soyla, sopla işim olmaz. Kendin kaderini çizmedigin bir geçmişin nesiyle övünç duyma telaşına girip yahut neyinden utanç duymak sıkıntısında heder olacaksın. Kimsenin kendinden öncesi, onu diğerlerinden bir adım öne taşımıyor. İlk nefeste herkes aynı başlangıç çizgisinde. Soy ve soptan avantaj sahada geçmez. Sahada ve yarışacaksan herkes kadar önce bir hiçsin, sonra belki artarak çoğalırsın. Her defasında soy kartını koyacaksan masaya, sığınacaksan bir kelime arkasına, tribune çıkmalısın.

TheOatMeal harika bir gavur blogu. Birbirinden tamamen alakasız konuları son derece ilginç bir anlatım şekli ile ortaya koyan bu blogu sevmemeye imkan yok. 15 things worth knowing about coffee sayesinde tanıdım.

3h hareketi Türkiye’nin Tek Liberal gençlik Hareketi diyorlar. Bir bakın, bana da anlatırsınız. Fazla incelemeye vaktim olmadı.

15 yıldır ehliyetim var. Fena da araba sürmem. Ama İsveç ehliyeti alamadım. Bunda sınavın zor olmasının yanısıra arabaya ihtiyacım olmamasının da rolü var. Ehliyet alacak motivasyonu kendimde göremiyorum. Bir de ben bazı konularda çok rasyonel olamıyorum. Eğer ehliyet alırsam gidip bir Volvo almaktansa, benzin içen, eski ama lüks modifiye edilmiş bir Amerikan arabası veya yine Porsche’un eski modellerinden almaktan korkuyorum. Ekonomik olarak büyük yük getirir bana bu. Şehrin ortasında oturduğum için garaj kirası ayda en azından 250 – 300 avroyu bulur tahminimce. Bu tarz arabaların vergisi de problem. Daha depoya benzini koyup kontağı çevirmeden ayda 600 avroyu bir kenara koymak lazım. O yüzden sevgili Akay Perker‘in bloguna yalnızca bakmakla yetiniyorum. Pitcafe Türkiye’de mumla aranıp, bulunamayan konu-spesifik bloglardan biri. Yalnız ve yalnız kara para ile işin varsa orda yazılan arabaların yanından geçersin. Bu da blogu seksi yapıyor. Benim param o blogdaki arabalar arasından birtek 1956 model Corvette C 1 e yeter. Zaten en beğendiğim arabada o. Tek problem 32,000 dolara satılan bu arabanın yalnızca çocuklar için yeniden üretilmiş olması.

Bir projem vardı, bilmiyorum uygular mıyım bir vakit? 12 tane farklı gacıya Fenerium ürünlerinin vücudu saranlarından (belki bu ürünleri biraz paralayarak, yırtarak) giydirerek bir fotoğraf serisi yapmak. Sonra da bunları bir takvim haline getirerek internete yaymak. Hayrına, bedava… Yok ben bunu basılı isterim, duvarıma asıcam diyen olursa kızların imzaları ile birlikte takvimin basılısını ücretle adrese teslim. Ülke şartları ve Aziz’in bu konuya itirazı olacağını düşünerek askıya alınmış bir proje bu. Ama Beyaz Rus Kız Basket Milli Takımı için engel yokmuş anlaşıldığı kadarı ile. Artık hangisi hangisinden gördü de yaptı bilmem ama Rus Kız Rugby Milli Takımı da burada.

Yeni yılın son pazartesi kuşağını salı akşamı vererek kapatıyorum. Yılbaşına kadar başka posta olur mu bilmem? Zannetmiyorum. Olabilir de… Bitirirken…Şu Soul Train adlı 35 yıllık Tv programı beni benden almaya devam ediyor. Her Pazartesi kuşağında ondan bir video koymayı adet edinmek istiyorum. Sevseniz de sevmeseniz de.

1973 yılından… O’ Jays grubunun Love Train parçası eşliğinde dans eden cool kıyafetli, cool niggas & bitchas herhalde eski yılın kıçına tekmeyi koyarken de uygun kaçar. 1.07 deki gürbüz arkadaşa dikkat.

Bookmark and Share

Kukudan Ataçla Tutturmak İçin We Vibe

Benim de yeni yeni kafama dank ediyor. Bu seksden zevk alma, seks oyuncakları, pornografi, envai çeşit sapıkça oyunlar, fanteziler falan hep erkeklerin ortaya koyduğu şeyler. Ama tamamının sefasını süren kadın. Herşey kadınlar için esasında. Okuyun forumları, köşe yazarlarını, seksologları… Herkesin derdi kadının nasıl orgazm olacağı. Ön sevişme, G noktası, vajinanın ıslatılması, anüsün kayganlaştırılması. Hangi müzik çalınır da ortam kadını daha iyi hazırlayacak şekle sokulur? Hangi yemek hangi afrodizyak özelliğini barındırır. Erkekler için kaldırıcı, sertleştirici, uzun süre dayanmak. Bir de bunlar yetmiyormuş gibi uzunluğu şu olsun, kalınlığı böyle olsun.

Niye ki bu kadar emek? Oysa fizyolojik olarak erkeğin seksden zevk alması, bu zevki devam ettirmesi daha problemli. Hadi bir defa kaldırdın, tamam ikinci postayı da çıkarmadan attın. Biraz ara verip üçüncüyü patlattın. Tamam orda dur artık. Siz bile anlamışsızınıdır, blogun adı 5 posta, sembolik…

Kadın anatomisi erkeğinki gibi değil. Defalarca sok çıkar bana mısın demez. Bakın bu sok – çıkar lafını bizzat kadınları tahrik etmek için kullandım. Yazdığım bir başka yazıya kadın okurlar tarafından yapılan yorumlar ortaya çıkardı ki o sensüellik, duygu yüklü seks oyunları hikaye. Kadın kısmı pembe et görmek istiyor. Sok – çıkar, sok – çıkar… Yakın çekim olursa daha makbul.

Bu adaletsizliğe inanmıyorsanız internette erotik ürünler satan herhangi bir dükkana bakın. Reklam olmasın, adını ben vermeyeyim.. Ama aşşağı yukarı hepsinde aynı ürünler var. % 80 i ürünlerin kadınlar için. Hatta benim evin karşısındaki sokakta var bir dükkan. Geçen gün Geyşa Toplarından almaya gittim. Bakın bu bile tezimi destekliyor. Sanki bu topların bana bir faydası var. Ben dübüre girmeyi planlıyorum, bunları kukuya sokacağım. Niye ki? Bana giren, çıkan yok. Herşey kadın daha fazla zevk alsın diye. Sevsinler…

Neyse, toplar elimde geziniyorum dükkanda. Bir de Senem var, bana birşey sipariş verdi İstanbul’a gelirken getirmek üzere, ona bakınıyorum, bir yandan da müşterileri kesiyorum. Erkek olan zavallılar 3 film fiyatına 5 film kampanyasına talim ederken kadınlar boy boy dildoları paket yaptırıyorlar. Biri 31 çekecek, öbürü sokup – çıkaracak. Sokup -Çıkaracak… Sokup – Çıkaracak…

Bu dildo olayına pek sıcak bakmıyorum ben. O anın ateşiyle, alkol de varsa nereye girip çıkacağı belli olmaz onun. Hayır bir de ”seks blogu yazıyorum, o da oraya girse nolur”a dönmesin olay. Erkekler prostat masajından hoşlanıyor geyiği var… Allah muhafaza!!! Daha penisimin girmediği yerler var, onları bir tamamlayayım, sonra bakarız o işlere…

Daha kompakt aletler var dildodan. Baksan ne olduğu bile anlaşılmıyor. Parti genel meclisinde batır maden suyuna, tak masanın altından. Kimsenin ruhu duymaz. Eskiden yoktu bunlar, azgın hatunlar protez külot giyiyordu. Tam teşeküllü, eşşeğinkinden ölçekli dildo donun içine monte edilmiş. 24/7 kırmızı yanaklar, kaymış gözlerle dolaşıyordu gacılar.

Şimdi We Vibe var. Bu alet süper, ekmek kuran çarpsın. Ele sığıyor bir kere, çantadan çıkarıp bir yere koysan kimse çakmaz ne olduğunu. Satınalınca, ilk başta 24 saat dolduruyormuşsun. Yaa arkadaş ben bunu anlamıyorum… iPhone u da aldım eve geldim, 24 saat doldur diyor. Hevesle eve geliyorsun kullanmak için, şarjı boş (şarzı değil). Buna bir çözüm bulunsun.

Ataç görünümlü olan bu aletin küçük olan tarafı kukunun içine geliyor. G noktasına yatırıyorsun… Dışarda kalan daha büyükçe tarafı ise klitorisin üzerine gelecek şekilde yerleştiriyorsun. Tabii içeri sokmadan önce başlatıyorsun we vibe’ı. Drrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr diye vibrasyonlar veriyor.

Erkekler kıskanmasın diye onları da içine alan bir programı var We vibe’ın. Hatuna takıyorsun aleti, sonra sen de içeri giriyorsun. Üçünüz takılıyorsunuz beraberce. Videonun 2. dakikasında gösteriyor o olayı. Kadınlar için çok doyurucu alet. Öyle yorumlar aldım. Hem içerde kalan kısmı fonksiyonunu iyi yapıyor, hem de dışarda kalanı. Yalnız üçlü takılındığı zaman aletin içerdeki kısmı zkin başına basınç uyguluyor demişlerdi, ki öyle de oldu.

Benim naçizane görüşüm bu tarz aletler çiftler arasında kullanılacaksa, ısınma amaçlı kullanılması daha uygun. Keza videoda görüldüğü gibi misyoner takılmak gerekecek yoksa. Çünkü açıyı bozduğun zaman aletin nereye kayacağı belli değil. Son sözüm: Eğer,

her isteyene vermem, ama yine de gavur kukusu gibi cayır cayır yanıyorum, nereye sürtüp, içine ne sokacağımı bilemiyorum

dersen bu alet senin için mükemmel.

Bakın yine söylüyorum, seks endüstrisi ayrımcılık yapıyor. Orta halli bir erkeğin seks shop tan alabileceği tek mastürbasyon aleti FleshLight. Görünce kusasım geliyor. Bunun ötesinde Dutch Wife var… Onlar da çok pahalı. Arada bir ürün yok… Alooo !!! Kime diyorum? Arada ürün yok…

Bookmark and Share

Vatikan'dan İnsanlığa Noel Hediyesi

Papalık tüm insanlığı mutlu edecek bir açıklama ile geliyor. Yok, yok tanrının olmadığını itiraf edip kendilerini lağvetmiyorlar. Ama neredeyse ona yakın, sevindirici bir haber. The Register‘ın haberine göre Papa’nın ve mevkisinin ismi, resmi, sembolleri copyright koruması altına alınıyor. Papa’nın kendisine ve görevine ait hiçbirşey Vatikan’dan izin alınmadıkça kullanılamayacak.

Why did it take so long Grandpa???!!!

demek lazım. 2000 yıl gecikerek alınmış bir karar. Üstelik biraz da eksik kalmış. Neden İsa’nın şahsına karşı bu hassasiyeti göstermemişler? Hatta Petrus’a kadar copyright ile korumak lazım. Tanrının üçte biri olan Jesus Christus’un uzun yıllar öğrenciliğini yapmadı mı? Neyse ne, Universum’u yaratan da en azından Papa’nın bir fotoğrafı kadar korunmalıydı. Esasında bu işin optimal olanı o gece masada bulunan 12 kişinin tamamının bu kanun kapsamına alınmasıydı ama… Buna da amen diyeceğiz artık.

2000 yıl gecikmiş dedim… Eğer bu önlem zamanında alınıp Vatikan’ın yayılması önlenmiş olsaydı Latin Amerika’nın köleleştirilmesinden ve engizisyon mahkemelerinden bir nebze uzak kalabilirdik oysa. Neyse, geç olsun da güç olmasın…

Dünyada olan biteni analiz edebilmek için duvarlara diploma asmaya gerek var mı bilmiyorum. Bakın o kadar açık ki, aranızda Roma’ya gidip Vatikan’ı ziyaret edenler bana hak verecektir. Holywood, Sony, EMI, Warner Bros ve Vatikan’ı (ve gıyablarında diğer dinleri) birleştiren, aynı paydada buluşturan iki kelime var:

Big Business !!!.

Başlığı heyecanla ve sevinçle atmışım, ama herşey kabak gibi ortada zaten. Biraz benim saflığım…

Gururlu bir ateist ve Korsan olarak tabii ki Vatikan’ı siklemeyeceğim ben yine. Buyrun, Papal Insignia. Kardinale mail atıp izin isteyeceğim de… Ebesinin dingili… İşim yoktu sanki…

Bookmark and Share

Erotik Sanat, Pornografi ve Din içeren Pazartesi Kuşağı #3

Biliyorum, son 3 postanın 2 si Pazartesi kuşağı oldu. Esasında elimde hazır yazı da vardı, ”aldatma” ile ilgili. Ama baktım linkler de birikmiş, ilkönce onları vereyim, yarın da öbürünü atarım. Ayrıca Hazal Yılmaz da başlamış pazartesi derlemelerine. Meydanı boş bırakmamak lazım.

Bir de şu videoyu koyayım önden, linklere bakarken arka fon fakir kalmasın. Gerçi müziğin nefisliği, grubun koreografisi, sunucunun ceketi ve dans edenlerin kıyafetleri videonun fon oluşturmasını zorlaştırıyor ama..

Assraelis (hardcore jewish porn from israel right here!) in yapımcısı Oren Cohen filminde tamamen İsrailli oyuncuları kullanıyor. O yüzden de videoya bir ”K” harfini eklemekte sakınca görmemiş. ”K” harfi bizdeki helal kesimin ibranicesi gibi diyebiliriz. Tam da öyle değil ama şu an açıklayasım yok tüm prosedürü. Gıda maddeleri yahudi dininin kurallarına göre hazırlandıysa bunun adı Koşer işte kısaca. Ancak Koşer gıdada öncü bir firma K harfinin kullanım hakkının kendilerinde olduğunu söyleyerek pişmiş aşa su katmaya çalışmış. Tüm olay ayrıntıları ile NY Times’da.

Zabizah.com kendini ”worlds largest guide to halal restaurants & products” üzerine niş yapmış olarak tanıtıyor. Dinibütün 5 posta okurlarına (sayıları az değil) bu hizmeti duyurmayı görev addettiğim için…

Ajanda 2010 İllallah Metis Kitap; 2005′ten bu yana sürdürdüğü tematik ajandaları için bu yıl ilginç bir konuyu; “inançsızlığı” seçmiş. Kendi sitelerinde yüzde 20 indirimle 3,20 liraya sattıkları ajandanın içinde hem yıllık planlar ve notlar için bölümler hem de “okuma parçaları” var.

Laik Noel – Agnostik Xmas Carol yaptığı müzik ile sizleri fakir ülke çocuklarına 75 dolara bir keçi almanız için ikna etmeye çalışıyor. Keçiyi alana 2 tane mp3 bedava.

Helena Pogreb Carter ve çalışmaları Feaverish Photography Blog’da. Ben buraya aşırdım bir tanesini. Bir de anne ve kızı vardı. Kızın yaşı küçük, başım ağrır diye onu koymadım, bunu koydum.

LSD yi vajinadan almak tehlikeli mi? ”No matter how many times I take LSD, I still feel rather disgusted by the idea of eating paper. I’ve considered ingesting it by putting blotter paper in my vagina and then taking it out after 20 minutes”.

Amsterdam’da Seks ve Sanat Galerisi. Redlight District deki bu galeri Fine Art, Pop Sürrealizm, Erotika ve Fetiş konularında çeşitli artistlerin eserlerini tanıtıyor ve satıyor.

Fransız ressam Balthus (1908 – 2001) Dada/surrealizm… Eserin adı The Guitar Lesson, 1934 de yapılmış. Anılarım arasında varolan bir gitar dersini bana hatırlattı. Fırsat bulunca yazayım.

Bookmark and Share

Bazı Şeyler Var ki Pornoda, Hiç Sevmiyorum

Cumartesi günü arkadaşın evinde Fenerbahçe’nin seyircisiz maçını seyretmek üzere toplandık. Klasik fener, zaten çok rezil bir futbol vardı sahada, o yüzden maç dışında herşeye kafamız kaydı. Öyle ki maçın sonunda Rıdvan’ın programında önemli pozisyonların tekrarı gelince millet bu ne zaman oldu, ben niye görmedim, sen gördün mü diye birbirine sordu.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Hem Bazı Tespitler Hem de Pazartesi Kuşağı #2

Bundan 10 – 15 sene öncesine kadar baba şirketlerin yönetici pozisyonunda olan insanların önüne haftada veya ayda bir kendi branşlarında dünyada olan yenilikleri, haberleri takip etmeleri için kesilmiş, biçilmiş gazete kupürleri, makaleler gelirdi. Sizi bu şekilde up to date yapan firmalar bu hizmetleri için de oldukça iyi paralar alırdı. Ben yönetici değildim tabii de, peder beyin gazetede işaretlediği makaleleri makasla kesip, tutkal ile saman kağıda diğer makaleler ile yapıştırıp, üst köşesine tarih ve hangi gazeteden alındığına dair çok not düşmüşlüğüm vardır.

Büyük bir ihtimalle yazılı basın o gün de satılıktı ve makalelelerin objektifliği, derinliği tartışılırdı. Ama genel geçer bir konuda bilgi edinme, gelişmelerden haberdar olunması bu tip kanallardan ve iptidai işlemlerden geçiyordu işte.

Bir başka not, 70 li yıllarda doğanlar mutlaka bilirler, şehirlerarası telefon görüşmeleri santrale yazdırılırdı. Arayacağın numarayı verirdin, bir saat sonra santral seni geri arar, numaranızı bağladık derdi. Sonrasında otomatik arama çıktı. Bu sefer direk arıyordun ama pahalıydı fiyatı bir hayli.

Eminim o konuşmaların bağlandığı santral dediğimiz şey çoook önceleri kullanılmaya başlanmış, ama 70 lerde de  küçük değişiklikler dışında hep aynı kalmıştı.

Oysa 90 ların ortasındaki tuğla gibi ağır cep telefonlarından iPhone’a 10 sene gibi kısa bir sürede geldik.. Bu iPhone dediğimiz aletin içine aldığınız 1,5 tl lik Byline adındaki program ise o genel müdürlerin, babaların dünyayı izlemesine yarayan saman kağıdına yapıştırılmış makalelerin yerine geçiyor. Byline bir RSS okuyucu. Bilmeyenler için, RSS okuyucu, dünyadaki internet sitelerinin çok büyük bir kısmını direk o siteye gitmeden takip etmenize yarayan bir alet. Tıp, psikoloji, teknik, sağlık, politika, coğrafya, din, pornografi, futbol, yemek tarifi vs konularında Almanca, Çince, İngilizce, Türkçe, Japonca, Rusça, Fransızca gibi bildiğiniz tüm dillerdeki yayınları avucunuzun içine ücretsiz getiriyor.

Pazar günü RSS bağlantılarımı düzenleyeyim dedim. 414 ayrı internet sitesini takip ediyormuşum. İsveçce bloglar, Türkçe bloglar, İngilizce yayınlar, IT teknik, politika, pornografi, telif hakları vb. başlıklar altına toplamışım bunları. Hadi bunların içinde pornografiyi, İsveçce olanları ve geyik bloglarını çıkarayım. Yalnızca politika, IT teknik ve telif hakları üzerine yaklaşık 150 tane feed var takip ettiğim. Tüm feedleri genelde işe giderken, gelirken metroda hızlıca geçiyorum, gözüme takılan olursa ilgiyle okuyorum.

Sonuçta ben bu işi ilgim olduğu için yapan, sıradan bir insanım. Ama merak ediyorum, enformasyon çağında, Türkiye’nin bugününü ve geleceğini maaş alarak belirleyen insanlar acaba benim kadar dünyayı takip ediyorlar mı? Kusura bakmayın, alçakgönüllülük yapmam salaklık olur gibime geliyor, ama onların bir bok bilmediklerini tahmin ediyorum. Yoksa Google’a karşı Türkiye’nin hassas dengelerine uygun arama sonuçları veren (YouTube ve YouPorn 80 yıllık cumhuriyetimizin düşmanları) bir arama motoru geliştirmek gibi son derece eblehçe bir fikre kapılmazlardı. Bir bu var, bir de yeni doğan her çocuğa bir email adresi verecekmiş devlet. Bu kadar fantastik fikirlerin kafada çakması için sabahlara kadar techno dinleyip, acid trip yaptıklarından şüphe duyuyorum bu insanların. Ben uzaktayım, Ankara’da oturanlar bir baksın, TBMM nin olduğu yerden lazer ışıkları eşliğinde sabahlara kadar müzik sesi gelmesi lazım.

Müzik deyince… Bakın daha bugün internette kanunları çiğneyerek artistlerin cebine 100 dolar para soktum. FriendFeed’de bir grup açmıştım Russendisko diye. Çok değil, 17 üyesi var. Rus, çingene ve yahudi müzikleri paylaşıyoruz. FriendFeed esasında illegal bir site TC kanunlarına göre. Gün geçmiyor ki dine, Atatürk’e, kutsal değerlere küfür edilmesin. Bu da yetmiyormuş gibi bir de telif hakkı ile korunan eserleri upload ve download ederek aramızda paylaşıyoruz çılgıncasına. Eskiden sırf müzik vardı, şimdi kitaplar da PDF formatında paylaşılıyor. Tam bir pislik yuvası anlayacağınız. Umarım ki yeni geliştirilecek Türk arama motoru üzerinden FriendFeed’e ulaşım engelli olacaktır. Böylelikle kanuna saygılı vatandaşların yoldan çıkmasının önüne bir nebze olsun geçilebilir.

Dalgıç olan FF arkadaşım Saltık çok ünlü Papirosen (sigara) diye bir Rus/yahudi şarkısının youtube videosunu koydu Russendisko altındaki paylaşımlara. Ben bu versiyonu çok beğendiğim için iTunes Store’un altını üstüne getirdim. Maalesef bir türlü şarkıyı o versiyon ile bulamadım. Fakat bu taramayı yaparken Yiddish Tango, Jewish party, Jewish Ballroom Dance in Yiddish gibi en az 20 tane albüm buldum. Aralarında seç, beğen, al derken karttan giden para bir baktım 100 doları bulmuş. Bilmiyorum Mü-Yap ne düşünür bu konuda? Büyük bir ihtimalle pek bir şey düşünmez. Madem milletin vekillerini acid ile parti yapan şımarık, zengin bebelerine benzettik, o halde Mü-Yap’ı da onlara malı sağlayan torbacıya benzetebiliriz.

Papirosen şöyle bir şarkı… Altında da diğer pazartesi bağlantıları..

Electric Founder Foundation‘dan blog yazarlarına haklarını bildiren bir makale. Kanunlar ABD için geçerli olsa da bizlere de bir fikir vermesi açısından önemli.

Venezuella müziği üzerine bir blog

Sağır porno yıldızı Savannah Jane ile röportaj.

Londra’ya panoramik bir bakış, virtuell tour..

Bilim dünyasından geçen seneye 52 en iyi fotoğrafi ile bakış

LSD etkisi altında yapılmış çizimler.

Smashing Pumpkins’den ”A song for a son”. Buradan indiriyorsun.

Bu çok salakça işte… İskandinavyalı Silikon Babes komünitesi. Ameliyatlı platin sarısı hatunların fotoğraf yüklediği sosyal ortam. Google translate ile falan çözün artık işi, beni karıştırmayın.

Bookmark and Share

Fetiş Sitesi Kink.com Perşembe Akşamı Üst Kattan Bedava Canlı Yayında

Peter Acworth‘un sahibi olduğu dünyanın en saygın fetiş, pornografi sitesi Kink.com yarın akşam stüdyo olarak kullandıkları 18,500 metrekarelik cephaneliğinden naklen video yayını yapacak. Hem de bedava…

Kink.com‘u daha önce porno kralının imparatorluğu – para, fetiş, BDSM başlığı altında yazmıştım. Ne yazık ki o postada verdiğim bazı linkler bugün ölmüş. Yine yazıyı okursanız Kink.com’un nasıl bir şirket olduğunu anlayabilirsiniz. Bugün için dünyanın belki de pornografi branşı içinde en itibarlı şirketi Kink.com. Modelleri ile yaptıkları anlaşmalar branş standartları içersinde işçi hakları açısından ele alındığında en ileri düzeyde. Sasha Grey de dahil olmak üzere pekçok kalbürüstü porno yıldızının övgüyle bahsettiği fetiş sitesi Kink.com’un kurucusu Peter çok munis bir ev adamı. Çoluk çocuğu ile beraber akşam eve geldiğinde American Idol gibi programları izleyip karısının soyduğu mandalinaları yiyen Peter bu işe üniversitede finans üzerine doktora yaparken başlamış. Alın size bir başarı hikayesi aynı zamanda.

Yarın TSİ 22.00 da başlayacak (2009/12/10) yayını orta kalitede bir video streaming ile seyretmek mümkün olacak diyor sitede. Anlaşıldığı kadarı ile San Franscisco’daki o devasa cephaneliğin (Armory Great House) üst katındaki inşaat bitmiş, ”The Upper Floor” adı altında yeni puştluklara sahne olacak. 5 Posta olarak internet üzerinden bir çelenk yaptırıp gönderiyorum ben de açılışa.

Kink.com ASACP adlı (Association of Sites Advocating Child Protection) organizasyona destek veriyor

Bookmark and Share

Mutaa Nikahı ve Abonesi Zehra

Asker arkadaşları arasında ilginç insanlar bulmak zor değil. Herkesin bir hikayesi var sonuçta. Suudi Arabistan’da ayakkabı dükkanı işleten A isimli fırlama askerlik arkadaşımdan dinlediğim, kadın müşterilerine ait hikayeler burun kıvırılacak cinsten değildi mesela. Hoş, duşa girince 31 çekecek ne halimiz ne de vaktimiz vardı ama, bu vakti bir şekilde yaratanlar için az da macera anlatmadı A. 21 gün boyunca.

Bu maceralar arasında kafama kazınan, dükkana annesiyle gelen çarşaflı kızın yeni aldığı, örgü ipli çizmenin customize edilmesi hikayesi var. İpler hanımefendinin ayağını bir şekilde sıkıyor. Çizme yarı açık olmalı diye düşünüyorum. Suudi Arabistan gibi bir yerde başka türlüsünü düşünmek saçma olur. Ayağını sıkan iplerin artık boyu mu, yoksa birbirine geçiş şeklini mi ayarlattırmak istiyor tam anlamadım. A. biraz Hatay şivesiyle konuştuğu için orası eksik kaldı. Ama Arap kısrağının güneş yüzü görmemiş baldırlarından, bakımlı, ojeli ayaklarından ve bu baldırların taa en yukarılarına kadar okşanmasına ses çıkarmamasının detayları aklımda kalmış.

Bu belki abartılacak birşey değil. Ancak batı dünyası seksi, pornografisi, flörtü ve ilişkileri ile hep gözümüzün önünde. Yazılı, görsel basından, bloglardan haklarında çok kolay bilgi ve fikir edinebileceğimiz batının günlük yaşamının aksine, islam dünyasının bu günlük hayatın vazgeçilmez, kaçınılmaz detaylarını nasıl yaşadığı hakkında sağlıklı bir fikrimiz yok. En azından benim yok. O yüzden insanın her yerde insan olduğunu ve temel güdü, ihtiyaçlarının değişmediği gibi basit bir kuralı bilsek bile, böyle bire bir olarak anlatıldığında biraz kafaların karışması doğal.

Mesela şu Mutaa (Müt’a) nikahı dediğimiz ve bir kısım insanın ”bu müslüman ülkelerde fuhuşun mümkün kılınması için bir shortcut vazifesi görür” diye açıkladığı kısa süreli nikahlar var. Açıkcası Mutaa nikahı konusunda size daha detaylı, İslami kökenli ve Türkçe kaynaklı bir bilgi vermek isterdim. Fakat google’a soruyorum, ilk 10-20 de çıkan sonuçlar arasında dişe dokunur birşey yok. Yalnız Antoloji.com da bol Arapça kelimeli ve bir açıklama var. Gerçi Müt’a nikahının kitapta nasıl açıklandığı beni çok fazla ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım, bunun günümüzde yaygın biçimde toplumda uygulanışı nedir, nasıldır? Yoksa biliyoruz yani, kimse, hele Araplar kutsal kitabı hiç doğru uygulamıyor. Bu yanlış uygulamalar yüzünden insanlar dinden soğuyor. Yalnız 70 milyon laik Türk arasında bir kesim ve bir kısım entelektüel Türk – müslüman aydının doğru yorumladığı bir İslamiyet var. Böyle bir teori var benim anladığım kadarı ile.

Dediğim gibi, beni ilgilendiren kısmı bugün bu kavramların genelde nasıl yaşandığı…

Hasan 30 yaşında bir lise öğretmeni. Lübnan’ın güneyinde, Hizbullah’ın güçlü olduğu bir bölgede oturan Şii bir müslüman. Kendisini ”laik” olarak tanımlayan Hasan, dini olarak değil ama politik olarak Hizbullah’ı destekliyor. Çünkü Hizbullah sayesinde Lübnan’ın güneyi İsrail işgalinden kurtarıldı. Hizbullah’ı biz Türkler’in çoğu terör örgütü olarak adlandırıyor, ancak bu örgüt egemen olduğu bölgelerde sağlık ve eğitim gibi sosyal sorumlulukları da aldığı için halk arasında oldukça popüler.

Dünyanın en sadık, itaatkar ordusunu işin içine politika karıştırarak, sosyal sorumlulukları yüklenerek ve de erkeklerinin ihtiyaçlarını karşılayarak yaratabilirsin diyor, bir başka Lübnanlı Şii müslüman Muhammed. Hizbullah’ın da yaptığı bu..

Foreign Policy‘den alıntı yapmaya devam… Hizbullah şimdi de üyeleri arasında Mutaa nikahı işlerine de bakıyor. Sırf nikah kıymakla kalmıyor, aktif olarak çiftlerin birbirini bulmasına da yardımcı oluyor. Bir nevi çöpçatanlık yani.

Hasan’ın kuzeninin çok hoşuna gidiyor bu. Kendisi zaten hardcore bir Hizbullah üyesi. Örgütün bu yeni hizmeti belli ki çocuğun aklını başından almış. Makalede kuzenin mutaa nikahına girdikleri ve girecekleri kişiler hakkındaki bilgileri daha iyi organize etmek amacıyla bir excel dosyası tuttuğunu da okuyunca resim kafamda iyice tamamlanıyor.

Mutaa’yı Türkçe kaynaklardan bulmakta zorluk çektim demiştim ama Foreign Policy makalesinde kendisi açıklamış. Tabii makalede sözü edilen müslümanlar Şii. Dolayısıyla mutaa nikahı da Şii anlayışına göre açıklanıyor belki. Sunnilerin eminim daha aslına sadık yorumladıkları bir din anlayışı vardır.

Şöyle diyor FP:

Mutaa nikahı, belirli bir süre için yapılan bir nikahtır. Çiftlerin dini kurallara uygun olarak cinsel ilişkide bulunmalarını belli bir süre için garanti eder. Bu ”süre” bir saat ile bir yıl arasında olabilir.

(Kendi notum: Hollanda halkının sağcı partilerin ”Hollanda müslümanlaşıyor” propagandasına karşı çıkmaları için geçerli bir sebepleri var. Netekim Red Light District’te fiyatlar 15 dakika için veriliyor. Hollanda gelecek 50 yıl içinde müslümanlaşırlarsa Red Light District’te kendini akıllı zanneden orospuların da halkı kandırmasının önüne geçilebilir. En az 1 saat..) Devam ediyoruz…

Müslüman kadınlar yalnızca müslüman erkekler ile evlenebilir. Müslüman erkekler ise ”geçici olmak kaydı ile” hristiyan ve yahudilerle evlenebilirler. (Hmmm… Cebelitarık ve su akıntılarını bin yıl önceden bilmesinin yanında zamanımızda Lübnan’a hücum edecek doğu bloku çalışanlarını da gözden kaçırmamış kitap. Bravo)”

FP nin röportajına katılanların bildirdiğine göre hanım kızlar bakire dahi olsa ebeveynlerinin izni olursa mutaa nikahı yapabiliyorlar.

Aranızda klasik CHP li, modern, din deyince histeri krizi geçirip ”kadın hakları” diye çığırtanlar olabilir. Oysa işin iç yüzünü 25 yaşındaki, üniversitede İngiliz dili ve Edebiyatı okuyan Zehra isimli kızımıza sorsalar fikirleri değişebilir.

Ailesi sıkı bir Hizbullah taraftarı olan Zehra şu an boşta (boşanmış). Hasan’ın kuzeninin excel dosyasında adı ve telefonu var mı bilmiyorum, ama kuzen kontöre kıyıp bir mesaj atarsa bu iş olur gibi. Zehra’nın kukusu gavur kukusu gibi yanıyor çünkü.

Kendime çok dikkat ediyorum, dış görünüşüme önem verip, her an bakımlı ve güzel olma gayretindeyim. Her mutaa nikahına girdiğimde ( her???) kocamın isteklerini karşılayacak şekilde hazır olmalıyım. Bu benim dini görevim. Allah mutaa nikahına izin verdiğine göre benim bunu sorgulama hakkım yok.

Her müslüman, kadın olsun, erkek olsun cinsel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. Mutaa nikahı da buna imkan veriyor.

Ayrıca İsrail ile savaşta ölen erkeklerimizin dul kalan eşlerini bu nikah sayesinde tatmine erdiren erkeklerimiz cennette eksta ödüle tabi tutulacaktır.

İlginç bir makale, röportaj olmuş Foreign Policy’nin bu yaptığı. Yüzeysel bilgim olan bir konuda birebir canlı örneklerin ağzından olayın tanımını aldım.

Aklımda kalanlar arasında Hasan’ın kuzeninin excel dosyası haylice yer kaplamış olsa da, hijyene, estetiğe önem veren Zehra’mın buğday başağının boyunu geçmeyen kuku tüyleri, ağzıma çalınan bir parmak bal misali beynimin hayal üreten gri kıvrımları arasındaki yerini aldı. Hasan’ın kuzeni ile gerdeğe girsinler, geçerken Riyad’da A. nın dükkanından aldığım örgülü, ipli çizmeyi hediye paketi yaptırıp odalarının kapısını çalacağım ben. O zamana kadar da üçlüyü kitabın neresine, hangi mezhebine uyduracağımı bulurum herhalde.

Bookmark and Share

Evet, Aynen Böyle Oldu

- Bu hikaye tamamen hayal ürünü olup, yaşamış veya yaşayan kişilerle, olmuş veya olacak olaylarla hiçbir ilgisi yoktur.

Sir W. C. Hill, sarayın misafir tuvaletinin lavabosunda aceleyle ellerini yıkadı. Kurulanmak için kullandığı özel, Mısır kumaşının üzerinde bıraktığı kan lekeciklerinin ise neden sonra farkına varabildi. Avuç içleri paralanmıştı.

Lodos yüzünden kendisini karaya yanaştıran kayık yalpalayınca bir an için dengesini kaybetmiş ve karaya çıkarken elleri üzerine düşmüştü. Düşerken de ”fock” diye bir nida bırakmıştı ağzından. Fakat şimdi bunların muhasebesini yapma zamanı değildi. Bir an önce evsahibinin bulunduğu, sarayın resmi kabul odasına geri dönmesi lazımdı. Ev sahibi sert bir adamdı. Sir düştüğüyle kalmamış, bir de erkanı önünde azarlanıp rezil edilmişti.

Uzun mermer koridoru hızlı adımlarla geçti, işlemeli tokmağı olan kapının önüne geldiğinde smokinini düzeltip, derin bir nefes aldı.  Tokmağı çevirip kabul odasına girdiğinde O’nu mavi gözlerini kısmış bir halde, pencereden uzaklara bakarken yakaladı. Tanrım !! Ne kadar da güzel giyinmişti, tek eli cebinde, diğer elinde sigara, dik ve asil bir duruşu vardı.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share