Seni Her Yerde Bulacaklar (Bis Posta)

Tüm biriktirdiğin paranı sarı bir zarfın içine koydun,
tam da anlaştığınız gibi.
Hepsi küçük banknotlar. Telefondaki tok ses öyle yapmanı söyledi.
23 değişik bankada parayı çeşitli dövizlere çevirdin.

Yanına alacaklarını aynalı komodinin üzerine koydun otel odanda.
Bir adım geri atıp elindeki kırmızı defter ile kendine baktın aynada.
Sahte pasaportunu gerçeğinden ayırt etmek imkansız gibi.
Ve sahte bıyığın ise yüzüne harika oturdu.

Hoşçakalın demek bile çok gereksiz olacaktı.
Tek bir gece için yokolacaksın güya. Sonra ilelebet yoksun.

Hep eldiven kullandın, parmak izi bırakmamak için.
Ve hep cash ödedin, banka kartından izini sürmesinler diye.

Yine de bir yerde iki gece uyumuyorsun.
Ve 12 saatte bir, ya dil ya da şive değiştiriyorsun.

Manilla’ya indiğinde, özel bir uçak kiralıyorsun,
doğruca doğuya uçuyorsun.
Pilota asla gideceğin yeri söylemedin.
Tam da koordinatlarını kendinin belirlediğin yerde,
paraşütünü açıp atlıyorsun. Pilotu başından vurmayı unutmuyorsun.

Haritada adı bile olmayan küçücük bir adadasın.
Birkaç dakikalık yürüyüşten sonra,
hayatının geri kalanını geçireceğin bungaloya geldin.

Chi Li kapıyı ardına kadar açmış, gülümseyerek sana bakıyor.
Vücudunun ve saçlarının duştan mı, nemden mi ıslak olduğunu kestiremedin.
Derin bir nefes çekerek kokuyu duymak istedin.
Koko yağı mı, kendisi mi kokuyor diye.
Kokonun yanında vajinanın kokusunu da aldın, mis gibi…

İçeri giren Chi Li nin ardından gitmeden,
bungalonun yanındaki ağaca yavaşça tekmeyi koydun.
Kumlara düşen cevizi eline alıp bıçağınla yararken,
tüm herşeyi kafandan yine geçirdin. Hiçbir iz bırakmadın arkanda, değil mi?
Yok, hayır.. Herşey mükemmeldi. Seni asla bulamayacaklar…
Burada ise ihtiyacın olan herşey var.

Okyanusun tuzlu suyunun havasını burnuna çekerken
ayaklarınla da ince ve beyaz kumu yoğurur gibi yaptın.

Birkaç dakika daha yalnızlığa ihtiyacın var.
Denizi, sahili, kumları, Chi’yi ve yeni hayatını düşünmek için.

Gözlerini kısarak cevizin suyunu kafana dikerken, gözün ufka takıldı.
Açık denizde koyu renkli bir nokta…

Koyu renkli nokta gittikçe büyüyor gibi geldi sana. Acaba göz yanılması mı dedin.
Yok hayır, ufuk çizgisinin kesintisizliğini bozarak büyüyor nokta.

Ter bastı sana… Gözlerini iyice kısıp ufka diktin…
Bu bir motorlu tekne gibi göründü. Evet… Gibi değil, bu bir motorlu tekne.

Ahhh, o kadar saftın ki… Seni her yerde bulacaklar…
En başta dediler sana; geçmişinden kaçmak bizden kaçmandan kolay…

Ne kadar aptalsın…
Üniformalı adam tekneden indi…
Beresini çıkarıp terini sildikten sonra kibarca elindeki sarı zarfı sana uzatarak kendini tanıttı.

Merhaba… Yüzbaşı Mehmet Kızıltoprak… Türk Silahlı Kuvvetleri…

Bookmark and Share

5 Posta is No More

5 Posta is no more… Bir süredir düşünüyordum bunu. Siz de farketmişsinizdir, blogu eskisi kadar sık güncelleyemiyorum. Kafam düzgün çalışmıyor, konsantre olmakta zorlanıyorum. Tüm bunların sebebi, benim veya malzemenin tükenmiş olması değil. Aksine fikirlerimi, düşüncelerimi, posta eskizlerini topladığım dosyaları içeren Evernote‘um tıkabasa dolu. Kadınlar için sperm yeme kılavuzu, İncil’e göre pedofilinin cezası ve Tayland’da bir otel odasında geçen, sadist ögeler içeren hikaye denemesi sıradaydı. Fakat ben memnun değilim aynı formatta devam etmekten. Bir hobi olarak başladığım bu çalışma gün geçtikçe daha da fazla vakit istemeye başladı. Bu vakti ayırıp, formatta da değişikliğe geçmek için ise şu an kendimde o kuvveti bulamıyorum. İlerleme ve değişim olmadan ise sıkılıyorum ben.

Uzun bir macera oldu, eğlenceliydi, öğreticiydi… Harika insanlar tanıdım. Bir kısmını küstürdüm, tartıştım, kavga ettim. Benden haksız bir şekilde bu tarz muameleye maruz kalanlardan özür dilerim.

Bir de düşünce ve ifade özgürlüğü, sansür, telif hakları konusunda başınızın etini yedim uzunca süre. O yolun çoğu umut kıran ögelerle dolu olsa da, içimden ”ben şimdilik bırakıyorum, devrim olurken beni uyandırın” demek geçse de yalnız bırakmamam gereken insanlar, oluşumlar var. O mecralarda elimden geldiği kadar bulunmaya devam edeceğim.

Dediğim gibi… 5 Posta’yı yeni bir formatta devam ettirmek isterdim. Büyük bir ihtimalle o konuda çalışmalarım olacak bir süre sonra. Ancak şu an kafamı toparlamam, dinlenmem, bir time out almam

Bookmark and Share

Rysk Bonnflicka

Okunuşu – Rüyssk Bunnflikka (taşralı Rus kızı)-

Hiç kuşkusuz pikniğin en güzel kızı o olacak. 6-7 tanesi arasından.. Ama bu diğer kızlar veya onların erkek arkadaşları tarafından farkedilecek mi onu bilemem. Güzellik göreceli bir kavram… Ve ben subjektifim…

Açık kumral saçları, yeşil gözleri, burun ve alın çevresini kaplayan çillerine sarılı yeşilli, çiçekli bir yaz elbisesi eşlik edecek. Ayakkabıları da özenle seçti. Topuğu varla yok arası bej, gösterişsiz bir ayakkabı. Bunların hiçbiri üzerinde değil ama henüz.

Kuzu etinden sosisleri de piknik sepetine koydum

diye ekledi, aceleyle bir odadan öbürüne koşar adımlarla giderken, belden yukarısı çıplak bir halde.

Ateist olmuş bir hristiyandan daha tanrısız olan ben, bu domuz eti yememe ısrarımla yine kontrpiyede bırakacağım piknikteki gayr-i müslimleri.  Sevmiyorum domuz… İlk yıllarda yiyordum. Sonradan bizim etli lahana dolmasına benzer bir yemekte hoşuma gitmeyen bir kokuya rastladım. Sordum, domuz kıymasıymış… O gün kestim domuz etini…

Rysk bonnflicka 30 una yeni girecek. Anaokulu öğretmeni. Ortak bir tanıdığımızın çocuğunun vaftizinde karşılaşmıştık birkaç zaman önce. Adı bonnflicka olarak kaldı. Taşralı yani.. Esasında iki defa yanlış bu. Çünkü ne Rus ne de taşralı. Belarus’un başkenti Minsk’ten. Ama Batı Avrupalı kızların yanında taşralı sayabilir yüzeysel Avrupalılar ilk bakışta.

Fazla karışmadım piknik sepetinin hazırlanmasına. Bir işte iki baş olmaz. Ama yardım istenilen yerde etmek lazım…

İçecekleri sen koy sepete ama, benim saçlarımı yıkamam lazım…

Ok beybi… Tamam da, ilkönce şurada iki el play station atsam sen saçını yıkarken… PES oynuyorum sadece. 30 undan sonra play station da futbol oyununa başlamış insanlarda fazla kıvraklık olmuyor. O yüzden takımları seçerken dengeli, hem hücumda hem defansta iyi, ancak yine de top kalite olmayan takımlar alıyorum. Forvetleri hızlı olmalı. Bu yüzden Nijerya veya İspanya’yı seçiyorum. Bu oyunu oynayan rakip bebeler ise ya Barcelona ya da Brezilya milli takımını seçiyor. Nadir de olsa Arjantin oluyorum… Dünyanın en güzel futbol forması Arjantin milli takımınınki, o da o yüzden…

5 er dakikadan 2 devre 10 dakika. Kadınların işi uzun sürer, yıkayacağı bir saç da olsa. 2 maç sıkıştırırım araya. Ne de olsa sepete koyacağım birkaç şişe içki. Zaten giyiniğim…

Elimde kumanda, pantolonun ağı hafiften sıkıyor. Çareyi herşeyi sağ tarafa yatırmakta buldum. Bu biraz rahatlattı beni. Maç tüm hızıyla sürüyor, Nijerya – Brezilya… Martins en büyük kozum, çok süratli. Brezilya defansı ise geleneksel haliyle olduğu gibi hantal ve pozisyon almakta zorlanıyor. Tüm hesaplarım bunun üzerine. Bir yudum bira alıyorum.

Sağ bacağımın üst, iç tarafı ısınmaya başladı. Bonnflicka öteki odadan sesleniyor. Pantolonunu çıkarırken benden ütülediği elbisesini istiyor. Gözlerim ekranda, kalkıyorum, tek elimle kumandayı yönetirken ütü masasının üzerindeki elbiseyi kırıştırmadan atıyorum. Bu sefer donunu da çıkarmış şekilde banyoya girerken havada yakalıyor. Biçimli göğüsleri elbiseyi havada yakalamak için kollara eşlik ederken jöle efekti veriyor. Belki birtek bu kareyi yakalamak için gözlerimi ekrandan ayırmıştım.

Bu kalkma ve oturma işlemi tekrar pantolonun ağında bir rahatlama ve hemen ardından yine hoş bir sıkıştırma yaratıyor. Bacağıma yansıyan ısı artmış gibi sanki. Brezilya defansı çok açık vermesine rağmen Martins saçmalıyor, oyuna konsantre olamamışa benziyor.

Banyodan su sesi gelmeye başladı. Oturduğum koltukta hafifçe öne yaylanıyorum, açık kapıdan göründüğü kadarıyla banyo küvetine sağ dizini dayamış. Sol ayak hemen küvetin dışında. Kafasını öne eğmiş tam göremiyorum. Ancak sol arka çaprazından sol göğüsün dış tarafının tamamı ve zaman zaman sağ göğüs izlenebiliyor. Bu maç bitmez…

Herşey çok iyi planlanmalı. Spontane havası verilip, en ince detaya kadar düşünülmeli. Tam harekete geçilecek anda ayak bileklerine kadar inen pantolonu bertaraf etmek için tepinmek mesela… Tüm olayı bitirir…

Pantolonu çıkardım kanepede…. O’nunla da anlaşmam lazım. Beni yarıyolda bırakamaz. ”Vaktimiz yok, hayır istemiyorum’’ gibi bir geri püskürtme ateşinde ona güvenebilecek miyim. Yoksa adrenalinin ters tepkisi, sertliği ve kararlılığı korumaya mani olabilir mi?

Donumu indirip inceliyorum…. Herşey yolunda… Testislerde gözle görülür bir teyakkuz durumu… O ise atardamar tam da içinden geçiyormuşcasına atıyor.

Tüm bunlar hızlı gelişiyor olmalı. Suyun saça vuruş sesinden 1. şampuanın yeni bitip durulamasına geçildiği anlaşılıyor. Bundan sonra ya 2. şampuan ya da krem gelir. Oraya varamamalı Bonnflicka.

Pantolonun kemerini kement yapıp elime sarmış şekilde girdim banyoya, dikilidim arkasında. Henüz beni görmüyor. Elimle yumuşakça kalçasını okşadım…. Çok yumuşak ama… İrkiliyor, başı musluğun altında olduğu halde kedi gibi kamburlaşıp elimi itiyor. Beni iten eli sağ elimle kavrayıp hafifçe büküyorum, sol elimle kemeri kafasından geçiriyorum. Kemerin açık olan ucunu duvardaki duş borusuna dolayıp hafifçe gerince yanağı da duvardaki boruya yapışıyor. Duş ahizesini takma yerinden çıkarıyorum. ”Gecikiyoruz, vakit yok’’ gibi birşeyler geveliyor ağzında. Suyun tazyiğini yükseltip ahizeyi suratına tutuyorum. Bu onun sesini kesiyor…

Sol elim kemeri boruya gergin tutarken sağ elimin orta ve baş parmakları kalça loblarından vajinaya kadar olan bölümü ayırıyor. Hala bir kedi gibi kambur tutuyor sırtını…. Anüse iki karış yükseklikten yavaşça tükürüğümü bırakıyorum havaya. Pembe kraterin üzerinde biriken tükürüğün aşağıya, karanlıklara kayışını seyrediyorum. Bu bana gerekli olan ıslaklığı garanti etmeli. Ama emin olmak için bir kere daha tükürüyorum anüse… Bu sefer belin kamburu kendini bırakıyor iyice. Aksine bel çöküyor, kalçalar kalkıyor. Bu ”ben de bu işe varım artık’’ demek…. Ben de sağ ayağımı küvetin içine atıyorum. Gevşeyen kemerin kayışını tatlı sert bir hareketle tekrar çekerek yanağı boruya yapıştırdıktan sonra içeri giriyorum.

Bir süre öyle kalmak, sıcaklığı hissetmek güzel. Sonra herhalde üç tane aralıklı darbe ile kalçalara yüklendim. Elmacık kemiği boruya vurdu. Elimi boru ile yanağı arasına koydum. Bundan sonrası oldukça mekanikti… Hızlı ve sert vuruşlar… Taa ki içine gelinceye kadar. Büyük bir ihtimalle göğüslerini avuçlamamı istemiştir. Çok hassas olduklarını biliyorum. Dokunmadım bile. Akşamı var bunun.
Başını havlu ile sarıp kurulamasına yardım ettim.

- Ne alacaksın içecek?
- Sen ne içiyorsun?
- Ben bira içerim
- Ben şarap aldım kendime, buzluğa koymuştum, patlamamıştır umarım.

Cidden pikniğin en güzel kızı oydu. Boynundaki morluklara ve sağ elmacık kemiğindeki kırmızılığa rağmen… Saçlarının kokusunu ızgara ve bira kokuları arasından, metrelerce uzaktan duydum.

Bookmark and Share

Seks Başka Cinsel İlişki Başka

5 Posta’ya başlamaya beni iten sebeplerin en önemlisi seks ve cinselliğin günlük elimize geçen, takip edilen popüler medyalarda ele alınış biçimini beğenmemem. Tamamen yanlış şekilde yönlendirici, batının puritanist dediği, bizde ise onun yerine hangi kelimeyi koyacağımı bilemediğim birtakım etkileşimler sonucu tamamen iğdiş edilmiş bir seksüellik tanımı insanlara dikte ettiriliyor.

Alın.!!! Örnek olarak erkek ve kadın dergilerini veya tirajı yüksek gazetelerin hafta sonu eklerini vereyim. Ne zaman cinsellikle ilgili bir yazı olsa, bırakın yazının içeriğini, konu fotoğrafının seçimi bile bu puritanizmi buram buram kokutuyor burnunuzun dibinde.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share