İş hayatımda kapitalizm işime gelir, özel hayatımda ve yaşadığım toplumda liberal, herşeye hoşgörü ve başkasının hakkının başladığı yerde benimkinin bitmediği, ”sınırsız” özgürlüğün olduğu, buna imkan veren bir yönetim biçimi ve bu özgür ortamı paylaştığım yine özgür bir insan topluluğu görmek isterim. Senin olayın ise benden daha farklı olabilir. Beni rahatsız etmiyor senin farklı oluşun. Bilindik sloganın aksine, birgün herkesin Fenerbahçeli olmasını istemememle benzer bir ilişkisi var bunun. Yalnız arada bir didaktik posta atıp ayarı vermek lazım. Bakalım hepimiz aynı gezegende miyiz?
Dünya üzerinde 40 yılda bir yeni politik akımlar geliyor, gidiyor. Bunu da ”halkın kendi kendini yönetmesi” prensibini çıkan rayına tekrar oturtmak için yapıyorlar. Bu akımlar o günün şartlarında, o devrin ortaya çıkan problemleriyle başetmekte zorlanan ideolojileri, sistemleri ve bunların sözcüleri olan partileri tehdit etmiştir hep.
Örneğin liberalizm ve oy hakkı hareketi 1880 lerde giriş yaptığında karşıtlarının söylediği şuydu:
Sizin bir ideolojiniz yok ki… Yalnızca insanların istedikleri gibi, başlarına buyruk davranmaları fikrinden nasıl bir polika üretebilirsiniz? Saçmalamayın… Bir taraf seçmeniz lazım kendinize. Ya kilise ya kral!!!
Liberallerin ukalaca verdiği ”anlamıyorsunuz.!! Bizim yeni fikirlerimiz var” şeklindeki tepkileri ise kulak arkası edilmek istendi. Dönemin sistem savunucuları karşılarında bir avuç şımarık genç görüyordu. Bu gençler üstelik kralın, kilisenin ve asillerin mevkilerini tehdit ediyordu. Etable olmuş güruh tüm bu değişimi kilise ve kral arasındaki güç kavgası ve buna ait terminoloji ile anlamaya, açıklamaya çalıştı. Oysa liberaller için savaşın tarafları kral ve kilise değil, birey ve devletdi.
İşin ilginç bir tarafı, daha önceleri kanlı bıçaklı olan kilise ve kral (devlet) bu yeni tehdite karşı tek bir kuvvet olmalarıydı. Bugün dahi biz bunlara Avrupa’da konservatifler diyoruz. Türkçe karşılığı ”muhafazakarlar”. Bir tarafta muhafazkarlar, diğer tarafta liberaller. Baktığınızda, örneğin Norveç ve Fransa parlamentolarında muhafazakarlar sağ, liberaller ise sol dur.
1920 lere ise Sosyal Demokratlar ve İşçi hareketi damgasını vuruyor. O zaman da günün etable olmuş kesimi bunlara şöye çıkıştı:
Saçmalamayın!! Yalnızca işci ücretlerinin arttırılması üzerine bir politika kuramazsınız.. Karar vermeniz lazım, muhafazakar mısınız, yoksa liberal mi?
Sosyal demokratlar boğazlı kazaklarının altında bağırırken görünen boğaz damarları ve suratlara vuran sigara kokulu nefesleriyle gürledi…: ”Anlamıyorsunuz!!! Bizim yeni fikirlerimiz var” Sistem onları anlamakta zorlandı. Bir avuç şımarık genç sabotajla, grevle ücret yükseltimi ve iş şartlarının iyileştirilmesi talebinde bulunuyordu. Yoktu o güne kadar işci hakları diye birşey.
İşci hareketinin ideolojisini ”devlet ve birey” savaşının terminolojisi ile anlamak mümkün değildi. Yeni terminoloji ”emek ve sermaye” üzerine idi.
Hemen buna paralel olarak liberaller ve muhafazkarlar birlik olup ”sağ” genel adlandırması altında sosyal demokrasi’nin bir numaralı rakibi oldular. Dolayısıyla sosyal demokrasi ve sosyalizm ”sol” oldu. Örneğin İsveç ve Türkiye politik tartışmalarını bu kanatlarda tutar. Her ülkede sağ ve sol ayrımı böyle değil ama.
1960 larda ise çevre hareketi damgasını vuracak şekilde geliyor. Aynı terane orada da döndü.
Yok ki bir ideolojiniz!!! Yalnızca üretimi kısmaya yönelik bir politika yapmaya çalışıyorsunuz. Bu mümkün değil!!!, Karar verin bir an önce; muhafazakar mısınız, yoksa sosyal demokrat mı?
Çevreciler yün hırkaları, kadife pantolonları ve dağınık saçları ile küstahça cevapladı: ”Anlamıyorsunuz, bizim yeni fikirlerimiz var!!!”. Sistem partileri ve seçmenleri anlamakta zorluk çekti. Endüstri toplumu ve üretimin kutsal olduğu bir yerde bir avuç şımarık genç endüstriyi sabote edecekti.
Sosyal Demokrasi’nin ”emek ve sermaye jargonu’‘ ile Çevrecilerin fikirlerini açıklamak mümkün değildi. Sol ve sağ birlik oldu, asi yeşiller karşılarında yer aldı.
Ve 2000 li yıllara geldiğimizde yine bir avuç küstah insandan oluşan ne idüğü belirsiz bir güruh görüyoruz. Neyle uğraşıyor bunlar? Getirmeye çalıştıkları terminoloji neyi açıklıyor, açıklamaya çalışıyor?
Bir kere ideolojinin merkezinde enformasyonun yeni yapısı ve dağıtım/yayılım metodlarıyla var olduğunu görüyoruz. Bu insanlar enformasyon etiğinden bahsediyor. Bilgi ve kültür’ün bireyi/toplumu ileriye götürürken kendini kopyalaması, çoğaltması ve dağıtmasından bahsediliyor. Ayrıca kültür ve bilginin bu kopyalama/çoğaltma/dağıtım işlemlerinin maliyetinin ”0” a (yazı ile sıfır) inmesi ekonomiyi, iş modellerini nasıl etkiliyor? Demokrasiye etkisi, katkısı ne oluyor?
Tabii tüm bunlarla ilgilenmek zorunda değilsin. ”Ye, iç, mala vur/vurdur” da güzel bir motto. Ben de çoğunlukla öyle yapıyorum. Yalnız yiyip, içip mala vurduktan sonra zamanı gelince kurulmuş bebek gibi sandık başına gidip, bir açılımı bile 80 senede, o da başkasının çüküyle gerdeğe girer misali AB zoruyla yapan dallamalara oy atarsan gücenirim.
”Bu neydi şimdi?” diyenler için ekstra kaynaklar
Türkiye Korsan Partisi
Korsan Partisi Sosyal Medya
Netdaş Oluşumu Sosyal Medya
SansüreSansür Hareketi
SansüreSansür Hareketi Sosyal Medya
SansüreSansür Blog
Öğretmenlerimi düşünüp mastürbasyon hiç yapmadım. Ama masa altından donlarını görmek için çaba sarfettim bolca. Bir de arkadaşlar vardı, kendi kendine gelin güvey olan. Hoca bunların deftere yazdıklarına bakma ayağına başlarına dikilip kukusunu dayıyordu güya kollarına falan. Bir iki defa ben de böyle vibrasyonlar hissetsem de hiçbir zaman yeterli delilim olmadığı için cesaretimi toplayıp elimi döpiyesin altına götürmedim.
Bu insanoğlunun yapısında var olsa gerek. Elinde gücü ve mevkisi olana şehvet duymak… Rabbim insanlara yeryüzünde cehennem azabı çektirmemek için bir de tersini yaratmış… Gücü ve mevkiyi kullanarak altında bulunanları cinsel olarak taciz etmek. Alanı ve vereni mutlu edecek psikolojik düzenek var, sonradan kurduğumuz sosyal konstrüksüyonlarla bu doğal içgüdüyü gem altına almaya çalışıyoruz. Toplumun huzuru için…
Arada çizgiyi geçen oluyor ne mutlu ki… Öğretmen 15 yaşındaki öğrencilerinin gözü önünde striptize başlıyor. Fazla da ileri gitmiyor gerçi. Eğlence taa ki başka bir öğretmenin striptizci hocayı bir battaniye ile sarmasına kadar devam ediyor.
İşin ilginci ve de güzel tarafı, okul yönetimi kızgın velilerin tepkilerine rağmen öğretmeni işten atmamış. İhtar vermekle yetinmişler. Gerekçe olarak da ”bir plajda bile bu kadar çıplaklık var” diye görüş bildirilmiş.
Birkaç yerde şaka ile karışık duymuşluğum var, evli kadınların şöyle bir argümanı oluyor zaman zaman…
Ev hanımı olarak kariyer yapmanın pek bir kazanımı yok. Ne yapılan ev işleri için bir ücret talebimiz var, ne de seks yaptığımızda para alıyoruz.
Bu açılımı bir kere yapıp, özgürlük ve haklar demogojisine girildiğinde artık ilişkiyi yeni ve ticari haliyle düşünmek ister istemez kaçınılmaz oluyor. Örnek japonya’dan:

Bu uydurma bir örnek değil. Adam 48 yaşında pazarlamacı, karısı ise 42 yaşında evkadını. Birgün gına geliyor kadına, ”artık yeter, yarından itibaren yemeğe para ödeyeceksin” diye muhtırayı çekiyor kocasına.
Kadın mutfağa, buzdolabına bir tarife/menü asıyor. Japon geleneksel mutfağından benim de favorim olan Bentō‘yu alalım. Bunun karşısında istiyorum veya istemiyorum diye kutucuklar var. Adam istiyorum u işaretlerse bu ona 400 yen’e patlıyor, yani yaklaşık 6,5 YTL. Evin oğlu ücretsiz yiyor bu arada…
Şunu eklemek lazım, kadının kocasının maaşını kontrol altında tutması Japonya’da sık rastlanılan bir durum. Esasında buna erkeklerin de pek itiraz edeceğini zannetmiyorum. Çünkü bunun karşılığında envai çeşit oyun, ipli-aletli düzenek, submissive kategorisine ait hizmet alıyorlar. Maaş kontrolü Türk kültüründe de var. Ama bizimkinde kadının kocasına sunduğu en kinky hizmet, çeyiz sandığına koyduğu, ilişki sonrası vücuttan spermleri silmek için kullanılacak bezi elleriyle dikmiş/örmüş olması (bu bilgiyi de ben Toz’dan aldım. Adını söylemişti bezin, unuttum).
Herneyse, tekrar Japonya’ya ve örneğe dönecek olursak, kadın bir de insaflı davranarak kocasına kendine özel harcamalarında kullanmak üzere 50,000 yen (800 YTL) harçlık bırakıyor. Tabii adam bu paradan yemeğini ödeyecek, bir de karısı ile seks yapmak isterse vizite ücretini. Çamaşırı falan saymıyorum daha. Tüm bu giderlerden sonra arkadaşlarla iş çıkışı bir kulübe gidip, tren vagonuna benzeyen fasilitelerde öğrenci kıyafetli kızlara dayamak için cepte para kalır mı bimem. Geçim, dünyanın heryerinde zor…

Kadının cinsel ilişki için istediği ücret 5000 yen… Offffff… Kendi karını düzmek için biraz yüksek bir ücret… Evde yemek yemeyip, para biriktirse, yalnızca noddles yese… Ayda 7-8 defa ancak halvet olacaklar bu durumda… Başta az gibi görünse de evli olduklarını düşündüğümüzde yaklaşık 3 güne bir tekabül ediyor ki, bu da oldukça yüksek bir rakam. Bir de bunun adet periyodu falan var, ama onu dikkate almadım. Japonların ona da innovatif bir açılım getirdiğini zannediyorum. Bir şekilde dökülen kandan ve çıkan mini parçacıklardan azami şekilde fayda sağlıyorlardır. Ada ekonomileri biraz böyle olur. Hiçbirşey ziyan edilmez, yılın 365 gününden faydalanılır…
İş çevrelerinde şimdiden adını bulmuş bu sistem. Business 2 Business marriage…
Bu arada peder beyden aldığım bir nasihati diğer erkeklere de vereyim..
Asla ne kadar para kazandığınızı eşiniz bilmesin…
Dipnot: Hazır konuyu açmışken aranızda evli veya bekar farketmez, böyle bir rakam belirleyecek olsanız ne kadar isterdiniz, bari onu da yorumlarda belirtin.
Klasik bir penisin boyu değil, işlevi önemli postası atmak istemem. Çok yazıldı, çizildi… Kaç santim olmalı, kadınlar için önemi nedir, kalınlık mı uzunluk mu vesaire.. Kadınların penis uzunluğu tercihine dair cevapları erkeklerin merak ettiği bir konu. Bazen kız arkadaşlarımın sohbetlerine kulak misafiri oluyorum… Konu penisin şekli, hacmi ve uzunluğu da olsa konunun mini başlıklarındaki vurgulamalar, asıl değinilen konular erkek dünyasının merak ettiği konulardan ayrılıyor biraz.
Şöyle açıklayayım.. Kadınlar tartışma ortamlarına bu konuyu taşırken geniş bir çerçeveden bakıyor, sohbet yalnızca santim hesabında kalmıyor. Oysa erkekler yalnızca ve yalnızca bu meraklı sorunun cevabında rakam arıyor. Problem yok bunda… Tabii ki kadın ve erkek dünyası ayrılıyor bu tip konulara bakış açısında. Erkekler kendi aralarında, kadınlar da kendi aralarında bu konuları konuştuklarında herşey gayet güzel gidiyor. Ne zaman ki halka açık yerlerde bu konu çıkıyor, tartışılıyor, o zaman ilginç birşey dikkatimi çekiyor…
Yukardaki fotoğraf bir ”meme”. İnternetten buldum ve FriendFeed’e koydum. Bir hayli sükse yaptı diyebilirim. Bir nevi nefret/sevgi uyandırdı insanlarda. Çok çirkin bulundu genelde. Yine de azımsanmayacak kadar ”like” ve yorum aldı. Daha bunun gibi çok çük, penis muhabbeti oldu ortamda. Hatta biz bunu bu blogda da yaptık. En son bakıyorum, arkadan gelen bir takım yorumcular Penis Büyütme Yöntemleri ve Egzersizleri başlıklı postada birtakım kadın yorumculara cevap veriyor. Benim tam da takıldığım yer işte burası… Ve de en baştaki fotoğrafın olduğu FriendFeed başlığına gelen yorumlar…
Klasik sosyalist düşüncenin ve feminizmin ”kadının metalaştırılması” dediği bir olay var. Belli ölçüde doğru bu. Örneğin ürünleri satarken, birşeyin reklamını yaparken kadını mümkün olduğu kadar seksi ve mükemmel göstermek neredeyse bir branş standardı. Seksilikten çok mükemmellik kelimesine takılalım biraz…
Büyük göğüs, kıvrımlı kalçalar ve sarışınlık bir klişe bugün. Ama tutan bir klişe… Her zaman da tutacaktır. Bu noktaya uzun zamanda gelindi… Yalnız şimdi bir başka değişim sözkonusu. Kadının metalaştırılması uzun zaman aldı ve kök saldı. Ancak erkeğin metalaştırılması çok daha kısa bir zaman alacak gibi görünüyor bana. Hatta bunun kanıtları, tepkileri ve sancıları da internet ortamlarında, sosyal ağlarda, bloglarda açıkca görülüyor. Önceleri kendisinin meta olarak görülmesine bozulan kadın, artık karşı cinsi moda dergilerinde, tv dizilerinde ve hatta pornografik yayınlarda gördüğü şekliyle bir kalıba sokuyor. Ben insanoğlunun doğal yapısının dışardan, sonradan geliştirilmiş konstrüksüyonlarla değiştirilmesine şüpheli bakıyorum. Feminizm her çeşidiyle değil, ancak belli bir dalı ile böyle bir konstrüksüyon. Onu doğru bulmadığım gibi erkeğin de metalaştırılmasını doğal bir süreç olarak kabul ediyorum. İnsanoğlu yapısı gereği egoist… Kendine en çok yarayacak, zevk verecek, ekonomik güç ve mevki kazandıracak şeylerin peşinden gidiyor. Dolayısıyla karşı cinsin fiziki özelliklerine bakarken de birtakım kendine avantaj sağlayacak ögeler araması çok normal.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Bir tren vagonunu doldurduk. 24 kişi, başımızda bir de şeflerimiz olduğu halde Falköping’ e girdik. Mütevazi bir şehir Falköping. İstanbul, İzmir, Ankara’da yaşayan zaten Avrupa’nın önemli şehirlerine bile kasaba gibi bakıyor, kaldı ki bir de küçük ülkelerin küçük şehirleri var, bunun gibi. Yaşanmaz bizim için oralar. Her yolum geçtiğinde öyle bir şehirden, insanlarına acıyasım gelir.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.
Porno yıldızı Fleur Brown 13 yaşındaki kızını bir pono baronuna peşkeş çekmiş. ”30,000 pound karşılığında küçük, bakire kızını Porno imparatorunun kucağına atan sapık anne” diye bir başlık düştü Hürriyet gazetesine bugün. Belirtmek lazım, annenin bundan başka yetenekleri de var. Mesela 4 saat içersinde 464 adamla yatmak gibi. Bu anlatım biraz soft kaçtı 5 Posta’ya, biz şuna 464 tane tarrağı 4 saat içinde kukusuna sürttü veya soktu, çıkardı diyelim. Artık surata, ağza gelme seanslarını bilemeyeceğim. Ama 464 adam herhalde o mekandan peçeteye silerek ayrılmamıştır.
Mümkün olduğu kadar bu haber başlığını değiştirmeye ve çeşitli varyasyonlarıyla anlamını kaybettirmeden buraya almaya çalıştım. Çünkü yakında gazete haberlerinden bloglar olarak istediğiniz gibi referans gösterek bahsetmek de yasak olacak. Bunu tartışıyoruz çeşitli platformlarda. Görünen o ki, ekonomik krizin de etkisiyle birer birer devrilen Amerikan basının devleri çareyi son olarak gazete içeriklerinin internet nüshalarını ücretli yapmakta buluyor. Yakında bize de ulaşır bu trend. Avrupa mahkemesinin de kararı var, herhangi bir haberi verirken 11 kelimeden fazla benzerlik bulunursa telif hakları kanununu ihlal etmiş oluyorsunuz.
Gazeteler içeriklerine ücret alacak da, bunu nasıl yapacak? Bir gazete patronu normal AP ajansının geçtiği standart haberlerin ücretsiz olup, araştırmacı gazeteciliğe dayanan röportaj, analiz içeren materyalin paralı olacağını belirtmiş. Belki de bu, Türk basını için bu para kazanma kapısının kapalı olması anlamına da geliyor. En son ne zaman araştırmacı bir gazetecilik ve röportaj gördünüz gazetelerde?
Bu 13 yaşındaki kızını satan anne haberini bir kontrol etmek istedim ben. Esasen bence asıl pornografi bu tarz haberlerde. Yasaklanmasın tabii de, sokaktaki adamın sikini kaldırma amaçlı yazıldıklarını düşünüyorum. Yani benim gibi blogları, porno siteleri bir tarafa bırakın, bu günlük gazetelerde bildiğiniz haliyle sosyal olarak kabul edilmiş, devlet kurumları tarafından onaylanan bir ”sosyal, toplumsal pornografi” olgusu var. Hem de en iğrenç haliyle. Moskova’daki topuklu ayakkabı yarışmalarından internette en çok tıklanan fotoğraflara kadar.
Hayır, tabii bunların da bir magazin değeri var, olmalı. Ama madem amaçları sokaktaki aile reislerinin akşam eve geldiklerinde internette 13 yaşndaki kız fotoğrafları aramaları için önden gazı vermek, bu arada bari bir de doğru haber verseler… Çünkü haber Hürriyetteki anlatıldığı haliyle hem yalan, hem kuru, hem de iğrenç. İğrençliği haberin kendisinden çok altına yorum yazan iki yüzlü, toplumsal, adi pornografi düşkünü insanlardan kaynaklanıyor. İslamiyetten vurup, ”işte girmek istediğimiz AB” diye biten yorumlar. Cidden iğreniyorum… Emniyet müdürlüğündeki birim politik yorumları takibe alıyor gazetelerde. Pedofilleri de orada arasınlar. En güzel geleneksel medyadan yemleniyor onlar çünkü.
Hürriyet haberini 5 dakikada internette kontrol edebilirsiniz. Ben de öyle yaptım… Bir kere ben gazeteci olsam biraz juicy details e de yer veririm ki, ekran başında 31 çekecek müşterilerime daha iyi bir hizmet vereyim. Nedir bu detaylar? Mesela Fleur Brown’un takma adının ”Betty Swallows” olduğu… Ya da 2002 de Polonya’da düzenlenen Gang Bang Trophy adlı organizasyon ile 4 saat içinde 464 tane damarlı tarrağı ağzına ve kukusuna alması. Artık gazeteci oldukları için bunları benden daha iyi formüle etmeleri lazım. Türk halkının din ve ahlak anlayışına uyacak şekilde…
Bir de nedir allahaşkına Porno Baronu? Uyuşturucu baronu duydum da… Hem götten uydurma birşey hem de zaten yalan haber. Çünkü 13′lük kızın peşkeş çekildiği zengin bir Arap şeyhi, Porno baronu falan değil. Hoş, ortada bir Arap şeyhi de yok esasında. İngiliz polisinin aldığı bir ihbar sonucu Fleur Brown’a telefonla temasa geçip kendini bir Arap şeyhi gibi tanıtması durumu var ortada. Brown bir kokain bağımlısı. Polis tutukladığı zaman da zaten kariyerinin o şaşalı günlerini çok geride bırakmış. Saati 50 pound a eskortluk yapıyormuş. Polis bunu arıyor ve kendini zengin bir Arap şeyhi gibi tanıtıp, bakire kızını getirirse 30,000 pound vereceğini yem olarak pahalı kokainin bağımlısı Brown’un önüne atıyor. Son derece adice ve alçakca polisin bu yaptığı… Adalet kavramının olduğu bir ülkede polis suçu provoke edici yem atmaz ortaya. Rezilliğin, ahlaksızlığın daniskası hem İngiliz polisi ve basınında ve de akabinde bunu ortaokuldaki ingilizce ders kitaplarında öğretildiği şekliyle (Electricity has changed our lives in many ways – Mr and Mrs Brown) yabancı dili öğrenen ve o öğrendiği ile kalan Türk basın mensuplarında.
Alternatif medyanın bir parçası olmaya çalışan ben şöyle bir yorum getiriyorum bu olaya…
Kokain bağımlılığı her meslek grubunda ve hatta özellikle iyi para kazanan meslek gruplarında görünen bir problem. Türk popstarları, avukatlar, pazarlamacılar, futbolcular… Hepsinin arasında var. Dolayısıyla porno yıldızları arasında da var. Hele de film başına binlerce dolar kazanırken kariyerinin sonuna gelip de 50 pound a domalan bir hale geldiysen, ve de o halinle gramı 100 – 150 dolar olan kokaini kullanıyorsan çocuğunu da satarsın, katil de olursun.
Gerçi bu postayı yazmamın sebebi Gang Bang Trophy’ci pornostarın olayı değil… Amacım, yarın öbür gün kendini fasulye gibi nimetten sayan Cumhuriyet gazetesine ve gavurlara öykünen diğer gazetelerin de içeriklerini ücretli yapmazdan önce sizleri uyarmak. Bunların beşini bir yere toplasanız beş para etmez.
Siz en iyisi onlara abonelik için vereceğiniz parayı benim gibi araştırmacı bir blog yazarına verin. Hem masraflarımı çıkarayım, hem de para artarsa jakuziden canlı yayın yapayım. Anında tweetlenen fotoğraflar, video filmcikleri – evet iPhone 3GS video kayıt imkanı veriyor, ve bu videoları twitter’a atma imkanı var-.
Haa bu arada haberle ilgili en ilginç ayrıntıyı da sona bıraktım. Bu olayı birinci sayfadan veren gazetenin ”milletin sikini kaldırma birimindeki” arkadaşlar haberi biraz geç almışlar. 2 yıl kadar geriden geliyorlar.. Mayıs 2007 nin haberi bu…
İyi madem çok istediniz, takma adı Claire Ryder ile çevirdiği bir filmden sahneleri de burada bulabilirsiniz. (Biraz sert seks olayı var, herkese tavsiye etemem bakmasını) Hürriyet’in falan benle aşık atmasına imkan yok gördüğünüz gibi…
33 yaşındaki adam yeni muhitine taşındığında komşulardan hiçbirinin dikkatini çekmedi. İlk defa O’nun kim olduğundan, mahallenin çocuğu 7 yaşındaki Megan Kanka’ya tecavüz edip, öldürdüğü zaman haberdar oldular.
Gerçekte kendisi sabıkalı bir pedofildi. Bütün Amerika ayağa kalktı, nefret ve protesto gösterileri düzenlendi. Ve hatta bu trajik olay, vatandaşların oturdukları yerde herhangi bir cinsel tacizci olup olmadığını bilmeye hak kazanmalarını sağlayan Megan Kanunu‘na da isim babalığı yaptı.
Eyalet başsavcısının harekete geçmesi neticesinde hazırlanan web sitesinin bilgi tabanında posta kodu, sokak adı, açık adresleri ve açık kimlikleri ile 65,000 tacizci bulunuyor. Bu kimlik bilgilerinin ötesinde fotoğraf ve özellikleri de sitede ulaşıma açık.
Buna benzer siteleri diğer eyaletlerde de görmek mümkün. Bu sabah metroda giderken okudum, iPhone’un en çok satılan 10 aplikasyonu listesinde bu bilgi tabanına ulaşım Sex Offender Locator adlı aplikasyonla mümkünmüş.

Bu işler yaşlı kıtada biraz daha farklı yürüyor. Böyle bir bilgiye ulaşmaya imkan yok İsveç’de. Gerçi bir ara organize suç örgütü ”Original Gangsters” sexoffender.nu adresi ile bir siteyi yayına sokmuştu. Savcı dava açtı ve örgütün lideri savunmasını Amerikalı devlet kurumlarının gerekçelerine dayandırarak yaptı. Tabii ki kabul edilmedi. Bugün baktığımız zaman o alanadının kullanılmadığını görüyoruz. Tabii ki kabul edilmedi derken, PUL Yasası – PersonUppgiftsLagen – (Kişisel Bilgiler Yasası)’na aykırı düşüyordu.
Burada iki karşıt fikir var… Amerikan kurumları ve Original Gangsters’in argümanı şu:
Toplumun bu tür bilgiye ulaşım hakkı, hüküm giymiş tacizcilerin kimlik bilgilerini gizli tutma hakkından üstündür.
Buradaki savcı ve Original Gangsters’a karşıt fikirde olanlar ise ”suçu sabitlenip, cezasını çekmiş olanlar, toplum önüne tekrar muhtemel tacizci diye atılamaz.” diye görüş bildiriyor. Bu belki bazılarınıza ters gelecektir. Ancak burada temel prensip, 1 suçsuz insanın hayatı kararacağına, 10 suçlu serbest gezsin’dir.
Kuşkusuz kolay bir cevabı yok bu sorunun. Eğer biz ebeveyn isek böyle bir bilgiye ulaşmayı muhakkak haklı olarak isteriz. Ancak aynı anda, sırf meraktan bu kişileri araştıracak ve oturdukları yerde bularak adaleti bir de kendi elleri ile sağlayacak mahallenin delikanlıları olduğunu da gözönüne almalı.
Esasında bizi böyle bir ikilemin karşsına koyan, şüphesiz ABD deki yerel yönetimlerin, hapishanelerin, adalet sisteminin, psikiyatristlerin kendi üzerine düşen görevlerde başarısız olmaları, yetersiz kalmaları.
Eyaletin böyle bir web sitesine gerek görmesi esasen tüm sisteminin iflas ettiğini, işin içinden çıkamadığını ve halka ”biz bunun çaresini bulamadık, alın ne haliniz varsa görün, cezayı kendiniz kesin” dediğinin çok açık bir belirtisi.
Dipnot: Bu arada bizde de FriendFeed’den Alev’in site editörlüğünü yaptığı Benikoruyun.com adlı bir oluşum var. Bir gözatın…

Son Atılan Yorumlar