Çükün Budanmasına Liberal Yaklaşım

Son günlerin sıcak konusu sünnet burada. Biz Türkler için hiç de kaşımızı kaldırıp baktığımız bir olay değil. İçimizde inançsız, ateist olanlar da dahil olmak üzere.. Artık dini bir vecibeden öte, gelenek halini aldığından olsa gerek.

Oysa pekçok Avrupa ülkesi gibi İsveç’de de yeni bir olay bu sünnet. Ülkede 72 çeşit millet olmasından ve din hürriyetinin oldukça geniş bir çerçevede sağlanmasından dolayı müslüman olan topluluklar çocuklarını devlet hastanelerinde sünnet ettirebiliyor. Avrupalı cebindeki paranın kıymetini çok iyi bilir. Verdiği verginin nereye gittiğinin de hesabını sert bir şekilde sorar. O yüzden geçtiğimiz hafta bu sünnet operasyonları hakkına bir tartışma patlayıverdi. Başını takip etmedim ama sonuçta tartışmanın geldiği yer, ülkedeki liberallerin, liberal düşüncenin özünden yola çıkarak bu sünnet olayına karşı bayrak açtıkları…

Ben de kendimi o gruba koyuyorum temelde, bazı farklılıklar olsa da aramızda. Kendi sürekli görüştüğüm arkadaşlarım arasında liberal ama biraz da sosyalist düşünceli insanlar var, milliyetçi olan var, standart Türk, yani Atatürkçü ve kararınca müslüman (light müslüman) olan var. Fakat İsveç blogosferinde liberallerle takılıyorum. Ayda bir liber-öl dediğimiz (öl bira demek) toplantılar falan da oluyor.

Liberalizmin temel ilkelerinden biri de bireyin kendi vücudu üzerinde mutlak söz sahibi olması… Kürtaj mesela böyle bir konu. ABD de bir yasa tasarısı kürtaj esnasında babanın da onayının alınmasını yasaya geçirtmeyi planlıyormuş. Bu mesela bahsettiğim temel prensibe aykırı. Ne din, ne de ceninin babası kadına ne yapacağını dikte ettirmemeli.

Bir başka ilgili örnek , benim de üzerine zaman zaman dikkat çekmek istediğim, ama realitede olabilirliliği sıfır olan, çocuklara din eğitimi verilmesi konusu. Din eğitimi değil, ama din bilgisi tabii verilmeli. Ama neyin ne olduğundan habersiz bir insana modern dünya görüşü ile bağdaşmayan bir öğretinin bellettirilmesinin çocuk istismarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Körpecik bir beyine Adem ve Havva konseptini ve bunu takiben yapılması gerekenleri enjekte ediyorsunuz. Bu, çocuğun tüm hayatını sikip atmaya eşdeğer. Çünkü daha sonra hayatta göreceği, öğreneceği herşey bu öğretiye taban tabana zıt. Ondan sonra başlıyor Cebelitarık’taki akıntıyı kitaba bağlamaya. Ya da cüzzamın mikrobunu kitapta yazdığı gibi aslan kafası şekline görmek için gündüz gözüyle rüya görmeye başlıyor.

Liberal düşünce, bireye yapılan bu fiziki ve düşünsel müdahaleleri kabul edemez. Ama konu her zaman bu kadar basit mi? Değil… Bazen herşey ak veya kara olmuyor… Bu sünnet konusu da öyle.

Bilhassa kendim sünnetli olduğum için sünnetsiz fikirdaşlarımın bazen aradaki griyi kabul etmeyen siyah-beyaz düşüncelerine karşı çıkmam gerekliliği doğuyor. Bilmiyorum, belki hatalı olan benim.

Gerçek hayatta olan şu… Diyorlar ki sünnetli erkekde AIDS e yakalanma oranı düşük. Ayrıca baştaki kapçunu da kesip attığın için miğferdeki deri sürtünmeden mütevellit biraz kalınlaşıyor. Bu da erken boşalmayı önlüyor… Hmm bilemiyorum, ama mantıksız gelmiyor. Diğer taraftan dezavantajı, miğferin üzerindeki sinirler zırt pırt ve korumasız olarak sürekli olarak sürtünme (dona vesaire) sebebiyle hassasiyetini yitiriyor. Dolayısıyla Roma Katolik kilisesine mensup bir şahıs seksden daha çok zevk aldığı için naralar atarak boşalırken, Kocatepe camiinde hiçbir cuma namazını kaçırmayan müminimiz tosbaa gibi tıslayarak boşalıyor.

Lise 2 ve lise 3 süresince beraber olduğum kız arkadaşım ”patlak” olmadığı için sürekli fırça, badana çalıştım. Ehh bu da miğferi oldukça kalınlaştırmıştır diye düşünüyorum. Yine de sessiz boşalamıyorum ama. Hatta milliyetçi ve namaza giden arkadaşlarla (o dönem değil, daha sonra kafayı yediler) grup da oldu. Onlar tıslıyordu cidden… Bu yüzden ne zaman konusu geçse hala dalga geçerler benimle ”pornocu” diye…

Velhasıl bu pek geçerli bir iddia değil bence. Bir de asıl işin en önemli kısmı şu galiba… Tabii ki her insan fiziki özellikleriyle beğenilmeyi istiyor. Tıpkı kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de birbirlerinin fiziksel özelliklerine çaktırmadan göz atıp kendininkiyle kıyaslama olayı var. Sizleri temin ederim sünnetsiz bir çük görmek, çoğu zaman iştah kesici bir durum. Kadınlar adına konuşuyorum burada.

Zamana göre trendler o kadar değişiyor, kültür farklılıkları o kadar birbirine yaklaşıyor ki, bunlar artık bir insan ömrünün kısa bir bölümünde bile açıkca gözlemliyebiliyoruz. Mesela gayr-i müslim hatunlarla cinsel ilişkiye girmeye başladığım 10 küsür sene önce, her olaydan önce muhakkak durup bir 5-10 dakika poz vermek gerekiyordu. İlkönce hatunun hayret ve hayranlık duyan bakışlarına maruz kalıyordunuz. Yok, yok boyuttan değil, estetiğinden ötürü… Eline alıp, sevip öpenlerden tut, fotoğrafını çekenlere kadar. Çok sık da olmasa karşılaşıyorduk bu tip olaylarla. İslamiyetin faydasını gördüğüm nadir anlardır…

Şimdilerde ise sünnetsiz aletin tadına bakmayan hatun yoktur büyük şehirlerinde İsveç’in. Those were the days!!!!

Bunu liberal arkadaşlara anlatıyorum tabii. Fazla da detaya girmemek lazım, ne de olsa belki akıllarının bir yerinde ”gelip bizim kızlarımız düzüyorlar” diye bir düşünce belirebilir. Onlar genelde bu fazla zevk alma olayından dem vuruyor, bense estetik ve sıhhi olmasından yola çıkıyorum. Onlar kadar zevk aldığıma inandıramıyorum herfileri. Çük konu olduğu zaman erkek erkeğe muhabbet ölür, konu bir yere ulaşamaz. Bu sik konusu çok hassas erkek takımı için. Kimse kimsenin aletinin durumundan haberdar olmak istemez. Dolayısıyla bizim liberal tarrak muhabbetleri de bir yerden sonra sidik yarışına dönüp ciddiyetini kaybediyor.

Ben dine inanmıyorum ve liberalim. Ama bir erkek çocuğum olsaydı ”sünnet ettirmezdim” diyemiyorum. Büyük bir ihtimalle ettirirdim. Bu da benim çelişkim belki. Üstelik niye ettirirdim bilmiyorum. Dini geçtik, çünkü bu artık bir gelenek. Ama gelenekçi de değilim. Kızlar arasındaki modası da geçti. Olsa olsa sünnet ettirerek kabilenin damgasını vurdurma isteği olabilir. ”Senin ait olduğun yer burası” şeklinde. Ki bu da çok primitif bir düşünce şekli esasında.

Evet, belki de kimsenin ipinde olmayan bir konu üzerinde bu kadar laf söyledim. Çünkü Türk kültürü ve gelenekleri içinde cidden de dikkat çekmeyecek bir konu. Ama nötr bir perspektiften bakmaya çalışınca farklı boyutlar kazanabiliyor. Bari ona dikkat çekmiş olayım.

Haa bu arada… Bir de şeyi misyon edindim bu sünnet konusunu ecnebilere açıklarken. Elin zavallı ecnebisi bu erkek sünnetini Afrika’da ve Arap yarımadasının bir bölümünde 30 kadar müslüman ülkede yapılan kadın sünneti ile aynı kefeye koyuyorlar. Hatta kelime olarak da kullanırken ikisi için de aynı kelime kullanılıyor. ”Könsstypmning”. Cinsiyetin boğulması, yokedilmesi gibi bir anlamı var. Oysa erkek sünnetinde böyle bir unsur yok. Ancak kadın sünneti inanılmaz derecede insafsız birşey. Büyük bir kampanya yapıyor sağlık bakanlığı burada. Somali’den özellikle çok yabancı var ve bunlar ülkelerini ziyaret ettikleri zaman kızlarını sünnet ettiriyorlar. Büyük problem…

Dünya Sağlık Örgütü WHO a göre 4 çeşit kadın sünneti var…

Bunlardan ilkinde klitorisin çevresindeki derinin kesilip atılması veya bizzat klitorisin kendi tepesinin kesilmesi olayı var.

Bir diğerinde tüm klitoris ve bazen iç ve dış dudakların da kesilmesi

Üçüncüde tüm klitoris, iç ve dış dudaklar kesiliyor, sonra altdudakların arta kalanının birbirine dikilmesiyle vulva kapatılıyor. Geriye kala kala küçücük bir delik kalıyor. Onun da amacı işemek ve adet kanının tahliyesi. Bu yöntemin adına Firavun sünneti ya da ”infibulation” deniyor.

Son kategoriye ise keskin bir aletle cinsel organın rastgele tırpanlanarak fonksiyonunu yitirmesi giriyor.

Doğu Gambiya’dan 15 yaş altı kızlar kendi sünnet düğününde

İsveç Sağlık Bakanlığı’nın internetteki sağlık rehberinden aldım birtakım bilgileri. Orada görüyorum ki elin oğlu bu bilgileri İngilizce, Arapça, Tigrince, Amharice ve Somali dilinde koymuş siteye.

Kadın olmak pek zor bu dünyada… Strong headed feministlere tavsiyem, sanatsal fotoğraflar için bir avuç suda fırtına koparacaklarına biraz dünyada neler olup bittiğine bakmaları…

Son olarak bazı Özİsveçliler tarafından eşşeğin amına su kaçırılmasına örnek gösterilen bir fotoğraf..

Bookmark and Share

Total Toilet Pig – Proud To Be An American

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Erkeğin Aldatması ve Eskort Kurumu Üzerine

Bir eskort, fahişe, fuhuş tartışması gidiyor internette. Yeni değil zaten bu. Seks endüstrisinin bir yüzü de fuhuş ve buna günümüzde en etkin yardımı yapan hiç kuşkusuz internet. En iyi eskortlar nerede, vizite ücreti, fiyatlar, saatlik mi yoksa bir muamelenin fiyatı o mudur, hangi kanallardan en iyi eskortlara ulaşılır, İstanbul’da Rus fahişeler nerede bulunur?

Kuşkusuz bunlar zaten çok aranan şeyler internette. Adamın biri tutmuş bu konuda blog açmış. Yetmemiş bir de adını ben evliyim diye koymuş. Herhalde kadın yorumcuları da çıldırtan bu oldu. Yani yazarın evli olup, İstanbul’daki Rus ve bilimum Doğu Bloku eskortları ile olan içli dışlı ilişkisinin bloga dökümü. Okuyanlar, yorumlarla bir hayli hırpalamışlar yazarı.

19.yy.’da Japon eskortları

Bu fuhuş ve eskort olayı biraz değişik birşey. Adam Tayland’a bileti cebine koyar koymaz bakıyor, Patong‘da ne gibi seks imkanları var, fiyat nedir, kandırılmamak için ne yapmalı? Bunun için kurulmuş büyük bir komünite, forum var.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Pussycat Squirts Milk Out Of Her Ass and Pussy

Seks endüstrisinin emektarlarından John Stagliano 6 ay kadar önce Buttman.com u yayına açtı. Haftada 3 defa siteyi güncelliyor. Pazartesileri çekimlerin sahne arkalarını konu alan materyallere ayrıldı. Çarşambaları ise solo veya klasik dediğimiz sahnelere yer veriliyor. Cumaları ise Buttman serisine yeni katılan hatun veya erkek oyuncuların tanıtıldığı sahnelere rastlamak mümkün. Bu tarz pornografi ilgi çekici değil benim için esasında. Çok mainstream… Zaten pornografiden kopup daha incelen dallarına geçiş yapalı da bir hayli zaman oldu. Ama branşın profesyonelliğine bir ilgim olduğundan, iş modellerini takip ettiğimden ve zaman zaman da 5 posta’ya malzeme çıkarmak için belli bir oranda branşı kontrol altında tutuyorum. Ayrıca John Stagliano’dan da 5 Posta gibi bir ortamda er ya da geç sözedilmesi gerekiyordu.

İlk filmini 1983 de 8000 dolarlık bütçe ile yapan Stagliano 90 ların başında amerikan pornografi endüstrisinin en kariyerli yönetmenlerinden biri olmayı başardı. Oysa kolej hayatına başlarken amacı ekonomi profesörü olmakmış. Boş bir adam değil bu John… Halihazırda kazandığı paranın bir kısmını libertaryan düşünce üzerine çalışmalar yapan kuruluş ve organizasyonlara bağış yaparak harcıyor. Bunlardan ikisi, ABD de hatırı sayılan Reason Foundation (hani şu bildiğiniz, kaliteli yayınları olan web tv reason.tv nin sahibi) ve Cato Institute… Bu linkleri verirken aklıma bir süre önce yaptığımız ”sosyalist pornocu” tartışması da gelmedi değil. Oraya bu sefer girmiyorum, herkes kendi kendine takılsın…

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Türk Korsan Parti Kurulurken – Bu Esnada Metruk Barakada

Türkiye’de kurulması düşünülen bir korsan partiye ilgi var gibi. Eğer Türk’ün organize olamama ve hizip yaratma hastalığı bu harekete ket vurmazsa birşeyler olacak. Halihazırda 33 ülkede var Korsan Parti. En son İsviçre’de 150 kişiyle kuruldu. İsviçre Korsan Parti kurucuları hareketi ”ne sağ ne de sol, yalnızca ileri” olarak açıkladılar. Ehhh Bismillahirrahmanirrahim…

Tüm bunlar olurken düşman da uyumuyor tabii. Düşman kim? Esasında bir alay embesilden oluşan politikacılar. Niye embesil olduklarını birazdan açıklayacağım zaten. Ama önce kısa önbilgi.

Sarkozy ve şurekası blogda daha önce de bahsettiğim HADOPI adı verilen kanunu yürülüğe koymak için cidden takdire şayan bir çaba içersinde. HADOPI’nin kısaca amacı, telif haklarının internet üzerinden doğru işleyebilmesi için internetin buna uygun hale getirilmesini sağlayacak bir dizi yaptırımları yürürlüğe koymak. Detayları Wikipedia’dan okuyabilirsiniz. Ancak en çok yaygara çıkmasına sebep olan maddesi, internet abonmanlığı olan vatandaşların herhangi bir telif hakkı ihlalinde internet bağlantılarının kesilmesi. Bir Kara Liste ye alıyorlar sizi, para cezası da var. Bu kanun gitti, anayasa hukukçularından geri döndü. Sarkozy bir daha allayıp pulladı ve geçtiğimiz hafta da senatodan geçirmeyi başardı. Kanun son şekli ile telif hakkı ihlalinde;

- İnternet bağlantısının kesilmesi
- İhlalin şiddetine göre 2 yıl hapis cezası
- 300.000 avroya kadar para cezasını öngörüyor.

Aranızdan akl-ı evveller çıkacaktır sanatçının hakkını koruyacak, 2 senedir gırtlak patlatmama rağmen. Bir bakın bakalım bu kanunu koyan insanların realiteden ne kadar haberleri olduğuna da, sonra karar verin bu adamların kapınızın önünden çöpü kaldırmasına bile müsaade eder misiniz? Bugün tarih neymiş? 16 Haziran 2009… ”5 posta yazdı, kıçımızla güldük” diyenler olur belki…

Senatör Yves Détraigne internette anonim olma hakkını korumak istiyor. Nasıl yapacak, bunu bir seminerde açıkladı. İnternette kullandığımız kimlikler gerçek hayatta kullandığımız kimliklerden ayrı tutulacak. Yani Pucca gerçek adı olan Rahime Diksok‘u tehlikeye atmadan Pucca’yı kullanma hakkına sahip olmaya devam edecek. Ancak bunu yapabilmesi için bir devlet kuruluşunda gidip nick’ini kayıt ettirmesi gerekiyor önce. Artık orada bir de internet nüfus cüzdanı verirler mi, vermezler mi onu ben bilemiyorum. Ama Yves ”kullanıcıların nick kullanma hakları tabii var. Ama bunun da bir düzene, kurala, şekle ve şemale bağlanması lazım” diyor.

Fransa’nın yazarlar ve kompozitörlerin telif haklarını oldukça agresif bir biçimde koruyan La Société des Auteurs et Compositeurs Dramatiques (SACD) in başkanı Pascal Rogard’ın yumurtası ise şu: ”özel hayatınız ile ilgili problem istemiyorsanız internete girmeyin”. Hem de nerde yumurtladı bunu? Dijital Ekonomi‘den (!!!!????) sorumlu devlet bakanı Nathalie Kosciusko-Morizet‘in düzenlediği bir seminerde.

Aynı seminer sürecinde, bir kahvaltı masasında Morizet’de üzerine tüy dikti.

İnanamıyorum, o kadar saçma ki.!!!. Bir kesim medyaya kalsa Twitter ve Facebook İranlı demokrasi savaşcılarıyla dolu. Oysa oralarda pedofillerden ve nazistlerden başka birşey yok.

Ben bir insanın yabancı dili iyi bilip bilmeme kıstasının spesifik bir cümleyi anlam kaybına uğratmadan o dile tercüme edebilmesiyle ölçerim. Mesela benim kullandığım kıstas ”O Göte Bülbül Öte” dir. Fakat tüm bunların ışığında, bundan sonra aranızdan Fransızca bilen biri bana ”beyin amcıklamasını” anlam kaybına uğratmadan tercüme edebilirse, bir daha Fransız politikacılarla beraber anacağım o cümleyi.

Fransızca bilenleriniz olabilir diye bu videoyu koyuyorum. Fransız parlamento üyeleri engellemek için kanun koydukları Peer to Peer’in ne olduğunu soran gazeteciyi yanıtlamaya çalışıyor. Bilen birisinin yardımıyla videoyu izlediğimde anlıyorum ki, üyelerin yalnızca yeşillerden olanı doğru düzgün bir açıklama yapabiliyor. 2.sırada gelen ihtiyar, gazeteci ”streaming” dediğinde ”ben fransızca konuşuyorum, özür dilerim” diye çekip gidiyor.

Hadopi : Le pire du pire de l’assemblée
by bakchichinfo

Bookmark and Share

Süper Lüks Sitede Mahalle Baskısı

Bundan birkaç sene önce öyle bir kafama esti, halk arasındaki tabiriyle ”vatan hasreti” diye adlandırılan hisse kapıldım. Buradan çok mu sıkılmıştım? Hayır… Daha çok, beklediğim bir olay bana Türkiye’ye dönersem gerekli olan ekonomik gücü ve belli bir hayat kalitesini sağlayacaktı. Burada hayat kalitesi derken, paradan çok zamanı ve uğraşının çeşidini düşünüyorum. Yani elemanlı, kayıtlı, kuyutlu bir iş kurmak veya gidip bir yere iş aramak zorunda kalmadan deniz kenarı bir yerde hayatın vitesini istediğim zaman düşürüp, istediğim zaman yükselteceğim bir tarzı iyi, kötü sağlamak benim için en önemli noktaydı. Zar tuttu, ruletin topu istediğim yerde durdu. Fakat hala buradayım.. Sebep?

Yaklaşık bir aydır FriendFeed denilen ortama takılıyorum. Blogları da sosyal medyadan saysak bile FriendFeed veya benzeri diğer platformlar biraz daha değişik. Blogdaki kadar detaya girmeden düşüncelerinizi, bulduğunuz ilginç linkleri paylaşıyorsunuz. Ortamda bulunan ve sizin güncellemelerinize abone olmuş kişiler tarafından da direk olarak yorumlanıyor bunlar. Bir benzetme yapacak olursam, burası benim evim, total bir hakimiyetim söz konusu, FriendFeed ise oturduğum mahalle diyebiliriz. Komşuların falan var işte. Bunların da tabii iyisi, kötüsü, gıcığı, gürültücüsü, dindarı, Atatürkcüsü var. Ama şunu gördüm, orospusu yok, şıllığı yok, sikicisi yok, pezevenk de yok… Nezih bir sitede oturuyorum yani. Türk web’inin önde gelenleri, arka planda takılanları, bayağı taşşaklı insanlar var. Sıradan senin, benim gibiler var, doktoru, profesörü, hocası falan var. Anlayacağınız, fiziki olarak eşyaları taşıma şirketine verip Türkiye’ye göndermeden internet ortamında bir mahalleye taşındım.

Dışardan tam olarak bilmiyorum, nasıl bir insan olarak izlenim bırakıyorum okuyucuda. Hayır, bunu dert ettiğimden, nasıl anlaşıldığımdan endişe duyduğum için merak etmiyorum. Hayatta en sevmediğim tip insan, herşeye itiraz eden, oyunbozanlık çıkaran, sesi çok fazla çıkan, her boka karışan, herşeyi bildiğini iddia eden tipler. Kasım kasım kasılan, kasıntısını kilometrelerce öteden hissettiğiniz insan tipleri.

İşte tam bu anlattığım, sevmediğim karakteri üzerime iğreti olarak zorla giymiş/giydirilmiş gibi hissediyorum zaman zaman. Bir aylık FriendFeed kiracılığımda böyle hislere kapıldığım anlar oldu.

13 yıl olmuş Türkiye’yi bırakalı. Üniversiteden hemen sonra, hayatın kazığı henüz tam da makatıma girmemişken geldim. Ama yine de o yaşın verdiği başkaldırı içeren şikayetlerle doluydum tabii. Lisedeyken sevgilimle pastaneden kovuldum, yiyiştik diye. Üniversitedeyken bir arkadaşıma taksi şoförü levyeyle saldırdı, kız arkadaşı ile cilveleşti diye, ülkücülerden dayak yedim, gitar çalıyorum diye. Ankara 2. şubede duvardaki tarihte kurulan bilmemkaç Türk devletinin bayraklarını içeren postere bakar şekilde yüzüm dönük 4 saat ayakta tutuldum, kimlik taşımıyorum diye. Eğitim sistemi, laiklik, din, politika zaten hergün önünüze gelen çorba.

Neyse ki ruhumun çakallarca tecavüzüne fazlaca fırsat vermeden kapağı attım buraya. Haa söylemeden geçmeyeyim, her erkeğin gururunda, onurunda, psikolojisinde derin yaralar açabilecek, hayatının geri kalanında normal bir insan gibi davranmasını ve düşünmesini engelleyebilecek o herkesin bildiği, ama çeşitli sebepler yüzünden söyleyemediği uzuuuuun ayrılıktan da nasibimi alMADIM. (Kadınlar belirli bir tip erkekten çok şikayetçi. Sorumluyu aramaları gereken yerlerden birini söyledim).

Sizlerden ayrıldığım noktalar bunlardır. Eğer bazı konularda anlaşamıyorsak, bunların ve aynı travmaları geçirmemiş olmamızın etkisi vardır bu iletişimsizlikte. Tabii insanın kafasında ideolojisinin geliştiği, değiştiği, toplum içersinde işleyişi, katılımı öğrendiği yıllar hep benim İsveç’deki yıllarıma denk geldi. Bu toplumun insanına davranış şekli, onu ne kadar adam yerine koyduğu tabii ki benim karakterimin oluşumunda da bir parça etki sağlamıştır. O yüzden bazı şeyleri konuşmak benim için problem değil. Belki dışardan ”farklı olmak için özellikle yapıyor” diye değerlendiriyorlar.

Mesela bu din ve ateizm konusu.. Blogda bazı çatışmalar yaşadık. O hararetle bazen kendimi ”ateist” olarak tanımladım. Geçen gün bir yerde kafama dank etti. Ben ateist falan da değilim esasında. Dinin ve Tanrının hayatımda hiçbir yeri yok, varlığının veya varolmayışının ispatı da Dawkins’den farklı olarak hiç sikimde değil. Günlük yaşantımda bir an bile düşünmüyorum onu. Ne cinsel lilişki sonrası gusül abdesti aklıma gelir, ne de kedi gördüğümde peygamberin kedi sevgisi. Bu tarz bir yaklaşımınız varsa İsveç gibi bir ülkede günlük hayatınız asla sekteye uğramaz. Sokakta hiç tanımadığınız bir insanla bile konuşsanız bu konuları tartışma çıkmaz. Tanrının olmadığını, dinlerin safsata olduğunu istediğiniz platformda dile getirebilirsiniz. Yine de tonla kiliseye giden adam var. Dinleri elden gitmiyor yani. Ama bir şekilde Türkiye’de kıyamet kopuyor bunların çevresinde. Oysa bizde kağıt üzerinde yazılı olan kanun da bu tarz şeyleri adam gibi tartışma imkanı veriyor.

Bir başka örnek, dünkü posta. Okul çağındaki gençlerin cinsel eğitimi. Yarın öbürgün Türk magazin basınına da düşer bu.  Altında cozutanları okursunuz Hürriyet okurlarının yorumuyla. Oysa gittim kaynağından raporun PDF halini koydum. Kaçınız okudu bilmiyorum. FriendFeed’de de paylaştım, orada sevgili İpek ”bizim memlekete uymaz bu, biz daha şunu yapamıyoruz, bunu beceremiyoruz” diye yorumladı. Niye abi? Türkler uzaydan mı geldi? Türk kız çocukları 5-6 yaşlarından itibaren büllüklerine masaj yapmıyor mu? Türk erkekleri ergenlikte nereye sokacaklarını bilemedikleri için kalorifer demirinin arasına sürttürmüyor mu? Eğer kapıcı isen basarsın tokadı bebeye, okumuş adamsan ‘dur lan gavur nasıl yapmış?” diye bir bakarsın.

Kemalizm ve Atatürk de öyle.. Şimdi doğu bloku terkedilmiş, paslanmış, yıkılmış Lenin, Stalin büstleri ve heykelleriyle dolu. Fotoğraflarda görmek yetmez, bir fırsatını bulsanız da gidip görseniz… O okul günlerinizdeki p.tesi ve cuma günlerinin havasını bir daha soluyacaksınız. Sevgili değil, bir arkadaş edinin eski USSR den. Sizlere anılarını anlatsın duvar yıkılmadan önceki. Siz de anlatın sizinkileri. Aradaki benzerlikler gözlerinizi yuvalarından çıkaracak.

Bunları ben yazarım, her yerde paylaşırım. Doğrudur veya yanlıştır, nabza göre şerbet vermem. Camide neysem keranede de oyum. Benden fazla bileni dinlerim, beraber birşey yapacaksak işi bilene itaat ederim. Yalnız bayanlar, baylar… DANGALAKLIĞA tahammül edemiyorum. Bunun kültür farkıyla, ülkeden uzak kalmışlıkla, ayakların yere basmamasıyla bir alakası yok.

Başta niçin hala taşınmadım demiştim. Bu dangalaklıkları fiziksel olarak karşılayacak ne gücüm ne de isteğim var. Hayat kalitesinin peşindeyim ben. Ruh sağlığıma özen gösteriyorum. ”Sinnesfred” diyor İsveçli. Şu halimle rahatsız edici fikirlerimi eyleme dönüştürmüyorum karşınızda… Yalnızca yazıyorum. Yazı’dır yani sonuçta tahammül edilemeyen. Kelimeler, birkaç fotoğraf… Beğenmeyince görmezden gelmesi kolay olan kelimeler. Ama kelimelere, yazılara, fikirlere bile tahammül edemeyenler çok. Mahallenin delikanlıları bunlar. Sorumlu oldukları mahallelinin ahlakını, kalitesini, dinini onlar koruyacak.

Bu adamın ben müziğini sevdim… Yoktu o zamanlar YouTube falan, bu tarz materyaller bulamıyorduk tabii. Şimdi var.. İnsan olmanın şartı sürekli eğitim. Bu videonun okullarda gösterilmesi lazım. Tamam Diyarbakır Kenan Evren Lisesi olmasın İpek’in dediği gibi, ama Etiler Jaguar Koleji’nde de olsa gösterilsin yahu… Bizim siteden çocuklarını oraya gönderen var.

Bookmark and Share

Çocuklara Öğütler – An Orgasm A Day Keeps the Doctor Away

Düşünün ki okul çağındaki ufaklıklara onların da bir cinsel hayata sahip olma haklarının olduğu hatırlatılsa… Ve hatta hatırlatılmakla kalmayıp, günde en az bir defa orgazmı yaşamaları teşvik edilse. Kendine uygun düzecek, düzdürecek sınıf arkadaşı bulamayanlara da mastürbasyon tavsiye edilse.

[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Angel Kaç Yaşında?

Şimdi bu internetin özgürleştirilmesi geyiği var ya, benim de hararetle desteklediğim zımbırtı… Bunu tartışırken hep insanın önüne getirilen bir eski yemek var. Çocukların zararlı yayınlardan korunması, bu yayınlara ”kendilerinin malzeme olmaması” argümanı… Konu üzerinde daha önce kafa yorduğunuz için belli bir birikiminiz varsa ve bununla da sonuca yaklaşmaya başlarsanız, karşı taraf bir de son çare olarak ”interneti pedofillere peşkeş mi çekeceksiniz?” e sarılır.

İlk tepkim, içimden gelen, elimin tersiyle masaya vurup herşeyi alaşağı etmek ve okkalı bir küfür sallamak. Ama iki önceki yazıda da dedim, kafası basmayanlara, halkın otlayan/uyuyan kesimine müşfik bir şekilde olayı anlatmak gerekiyor.

Esasında olaya direk olarak halkın otlayan/uyuyan kesimi diye girmek biraz insafsızlık olabilir bu konuda. Çünkü henüz herkes için çok da eski olmayan bir olgunun karşısındayız.

Eski vakitte, ehh bir 10 sene önce, internette bulunan tüm erotik veya pornografik materyal profesyonel şirketlerce üretiliyordu. Bunlar tabii ki kar amacı güttüklerinden ve devlet babayla başlarını belaya sokmak istemediklerinden kağıdına, kuyduna dikkat eder, 18 yaş altı modeller kullanmazlardı.
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

Ummadık Taş Baş Yarabiliyor

Tabii ki bazen konuları ele alırken kafamdan ”acaba mı” diye geçtiği oluyor. Bazı anlar ”bu sefer belki biraz fazla ileri gittim, beynimi mik mik skebilirler” diyorum. Olmadı değil, oldu…
[Bu içerik, yalnızca Bold üyeler tarafından görülebilir] Daha önce üye olduysan buradan giriş yapabilirsin. Eğer üyeliğin yoksa, 18 yaşından büyük olmak koşulu ile buradan bir hesap açabilirsin.

Bookmark and Share

That's My Nigga

2009-07-06 - 6 Yorum Magazin, Politika, Video

Blogun alt şeysinde liberal yazınca bu da cuk diye oturdu.

Zappa_about_drugs-st
Uploaded by ZolaarCzackle

Bu arada merak edenler için… Malzeme falan tükenmedi, yazacak şeyleri bir yere not ediyorum. Daha 3-5 yıl yeter… Biraz postaların arası uzuyor ama bunun sebebin lanet olası yaz mevsimi. Güzel hava fazla sürmez, eski hıza ulaşırım… Bu arada dün akşam takıldığım bir forumdan amatör ayak ve ayakkabı fotoları attım twitter‘a. Hala twitter kullanmayanınız var mı? Ayrıca FriendFeed‘de de bulunuyorum bu aralar.

Bookmark and Share